Fatih Çıtlak’la Mesnevi Sohbetleri »
By Ayla Chignardet on Nis 21, 2010 in Hikmet, Hz Mevlânâ, İnsan, Kâinat, Mesnevî, Tasavvuf | 2 Comments
Fatih Çıtlak’ın sesinden mesnevî sohbetleri buradan dinlenebilir.
“Ne mutlu Türküm” demeyi öğrenmiş bir papağan ne kadar Türk sayılabilir? Sakatları taşıyan bir tekerlekli sandalye kaç sevap kazanmıştır? Neden ezan okuyabilen saatler ölünce Cennet’e gitmezler? Nerede şuur? Ben kimdir?
İslâm’a bakışımızın dünyevîleşmesinden yakınıyoruz, dini yaşayaMAmaktan şikâyetçiyiz… Haklıyız. Aktarılan, anlatılan İslâm genellikle trafik kurallarından biraz daha hallice bir şey gibi. Kırmızı ışıkta dur, yeşilde geç. Haram yeme, sevap işle. Ölüm vakti eksi puanlar fazla ise Cehennem, artılar fazla ise Cennet. Arazi, köşk ve meyva bol orada!
Bence kötülükten sakınmak değil esas olan, onu isteMemek. En doğal haliyle insanın iyiliği murad etmesi hatta iyiliğe doğru kendisini bulmak üzere, Aşk ile, Muhabbet ile koşması.
Peki ama Aşk nerede? ALLAH’ın bu Kâinat Kitabı’nı yaratmasına sebep olan muradı nerede? “Sen olmasaydın ben bu alemleri yaratmazdım” ne demek?
Sözü uzatmadan değerli dostum Ekrem Senai sayesinde keşfettiğim bir radyo programından bahsetmek istiyorum bugün. Fatih Çıtlak ile Siyer-i Nebî. Muhabbet Bağı adlı program yapılmış, bitmiş. 106 bölüm MP3 dosyalar halinde kaydedilmiş. İsteyen bu siteden dinlesin, isteyen benim gibi indirip yolda, trende vb dinlesin. Mesnevî sohbetleri ile de tanınan Fatih Çıtlak bu programda çok kıymetli bilgileri paylaşıyor. Tekrar tekrar açıklıyor, örnekliyor, günlük hayatımızla olan bağlara işaret ediyor. Ezberden kurtulmak, harbîden dini öğrenmek, Derin İslâm’ı anlamak isteyenlere tavsiye ediyorum.
ALLAH Fatih Bey’den ve programa, internet sitesine emeği geçenlerden razı olsun.






“3 tarafı deniz, 4 tarafı düşmana çevrili cennet vatan” paranoyası neden üretildi? Çağdaş ve laik Türkiye’nin evlâdı, Kavala yahut Halep’te yatan dedesinin mezarına bile pasaportla gidecekti. Eskiden vali gönderilen yerlere şimdi büyük elçi atanıyordu. Churchill’in dediği gibi “iki petrol kuyusunun etrafına sınır çizen” İngiliz, bir gecede ülkeler icad edilmişti. Ama Kemalist millî(!) eğitimin iğdiş ettiği beyinler bunu sorgulamaktan aciz. Körfez ülkeleri, Basra yolunun, İsrail, Doğu Akdeniz’in petrol tıpası olacaktı. Türkiye hem Rusya’nın güneye doğru genişlemesini engelleyecek hem de Bakü petrolünün Avrupa’ya ulaşıp fiyat kırmasına mani olacaktı. Diğer yandan Lazkiye ve Hayfa’dan dünya piyasalarına erişen Musul ve Kerkük petrolü bir gün pekâlâ Türkiye’den geçip İskenderun’a akabilirdi ve bu da Londra için büyük bir risk unsuruydu.






Bir kez daha sosyal medyada paylaştığımız mesajları kitaplaştırdık. Yayına girdiği günden beri 

Derin Lügat 7.0


























Söz yıkar şiir imar eder



Kitap Tanıtan Kitap 2



Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Değerli yazarımız 




Kendi ülkesini işgal eden ordu


















Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı” karşılaştırdığımızda hiç yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü. Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor. Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericilikle, bağnazlıkla suçlanabiliyor. Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı 








