100 Temel Eser, Eğitim ve İdeoloji »
By Alper Gürkan on Nis 10, 2012 in Çocuk, Eğitim, Gençlik, resmi ideoloji | 11 Comments
Geçmiş yıllarda yaptığı soruşturmalarla dikkat çekmişti Notos: Yazarlar ve kitaplardan sonra geçen sene “Edebiyatımızdaki En İyi 40 Şey” ile de hem usûl hem de muhtevâ yönünden edebiyat çevrelerinde tartışılmıştı. Derginin her yıl Şubat ayında açıklanan yıllık soruşturmasının bu yıl ki konusuysa “100 Temel Eser” oldu. Bu listenin, Genel Yayın Yönetmeni Semih Gümüş’ün deyişiyle “Kendi seçimini özgürce yapan okurlar için değil de zorunlu okumalar yapacak öğrenciler, gençler için” (2012:23) olması konuya özel bir önem yüklüyor ve onu ciddîleştiriyor. Çünkü eserler bu şekilde listelenerek gençlik için yönlendirici bir kalıp oluşturuluyor. Bilhassâ günümüzde televizyonun baskın rolü, internetin karmaşık yapısı ve diğer çevresel faktörlerdeki değişim sürecinin muhtevâsı sebebiyle pek de müsbet sayılmayacak bir dönemde yaşadığımız için temel eserler de hassasiyetini koruyor. Nihâyetinde yetişme çağındaki gençler, hem toplumsal birer aktör hem de muhtelif etkileşimler dâhilinde birer ferd olma süreçlerinde toplum tarafından yönlendirilme gereksinimi duyuyorlar.
Toplumsallaşma açısından bu gereksinimin olduğu açık, fakat bunun ahlâkî ve felsefî boyutu tartışmalıdır. Bu boyutlardan kasıtsa eserlerin içerikleri değil, listenin oluşturulmasındaki seçme ve sunum tarzıdır. Çünkü eğitim ya da yetiştirme kavramlarının arkasında çocukların ve gençlerin herhangi bir ideolojinin güdümüne terk edilmeleri de mümkündür. Misal vermek gerekirse, Millî Eğitim Temel Kanunu’nun ikinci maddesi şöyledir: “Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek(tir.)” (Değişiklik tarihi:1983)
Bir kanun maddesiyle karşı karşıya olunduğu için böylesi bir eğitim gâyesini eleştirmek sadece siyâsî bir anlam taşır ve eleştiri, eğitimin “millî” niteliğindeki dokunulmazlıktan da geri döner. Zîrâ “tevhid-i tedrisat” mefhûmunun da gereği budur. İdeoloji eğitimi bir bütün halinde kuşatmışken kanunla oluşturulmuş olan bu sınırlılık bizi, hangi yetkin listeye yöneltebilir ki?
Üstelik gerçeklik bununla da sınırlı değil! “Çocukluk” fikrinin yaklaşık yüz elli yıllık bir geçmişi olduğunu ileri süren Catherine Baker, okula göndermediği kendi kızına bunun gerekçesini îzâh etmek maksadıyla kaleme aldığı kitabında şöyle yazar: “Televizyon reklamları kadar, okulda verilen bilgiler de eleştirilebilmelidir; kimsenin Ksenophon’u, Charlemagne’ı, Marx’ı ya da Watt’ı, Banga’yı, Lévitan’ı ya da Paic Citron’u bana zorla öğretmeye hakkı yok.” (1995:17)
Bir de doğrudan “millî” olmayan bir hâkimiyet sorunu var ki demokrasilerin kaçınılmaz “iktidar” sorunudur bu: Çünkü eğitim, gücü elinde bulunduranların bir terbiye sopasından ibârettir. Son dönemde, 28 Şubat sürecinde ve 2012’de iktidarların eğitime nasıl istedikleri biçimi verebilecekleri net olarak görülmüştür. “Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz?” isimli kitabını Read the rest















“3 tarafı deniz, 4 tarafı düşmana çevrili cennet vatan” paranoyası neden üretildi? Çağdaş ve laik Türkiye’nin evlâdı, Kavala yahut Halep’te yatan dedesinin mezarına bile pasaportla gidecekti. Eskiden vali gönderilen yerlere şimdi büyük elçi atanıyordu. Churchill’in dediği gibi “iki petrol kuyusunun etrafına sınır çizen” İngiliz, bir gecede ülkeler icad edilmişti. Ama Kemalist millî(!) eğitimin iğdiş ettiği beyinler bunu sorgulamaktan aciz. Körfez ülkeleri, Basra yolunun, İsrail, Doğu Akdeniz’in petrol tıpası olacaktı. Türkiye hem Rusya’nın güneye doğru genişlemesini engelleyecek hem de Bakü petrolünün Avrupa’ya ulaşıp fiyat kırmasına mani olacaktı. Diğer yandan Lazkiye ve Hayfa’dan dünya piyasalarına erişen Musul ve Kerkük petrolü bir gün pekâlâ Türkiye’den geçip İskenderun’a akabilirdi ve bu da Londra için büyük bir risk unsuruydu.






Bir kez daha sosyal medyada paylaştığımız mesajları kitaplaştırdık. Yayına girdiği günden beri 





























Söz yıkar şiir imar eder



Kitap Tanıtan Kitap 2



Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Değerli yazarımız 




Kendi ülkesini işgal eden ordu

















Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı” karşılaştırdığımızda hiç yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü. Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor. Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericilikle, bağnazlıkla suçlanabiliyor. Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı 








