RSS Feed for This Post

Müslümanlar ve Demokrasi

Bu sayfadaki kitaplar okurlarımıza armağanımızdır. Serbestçe paylaşabilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Edebiyat, Sinema, Siyaset, Sanat tarihi, Mimarî, Ateizm, Kemalizm, İslâm, Kadın hakları, Feminizm, Tarih, Felsefe… Bugün 82 kitap var. Yakında yenileri eklenecek, bu sayfayı takip edin… 

 

Kemalist Eğitimin Zararları

Dikkat Kitap: Kemalist Eğitimin Zararları Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin“3 tarafı deniz, 4 tarafı düşmana çevrili cennet vatan” paranoyası neden üretildi? Çağdaş ve laik Türkiye’nin evlâdı, Kavala yahut Halep’te yatan dedesinin mezarına bile pasaportla gidecekti. Eskiden vali gönderilen yerlere şimdi büyük elçi atanıyordu. Churchill’in dediği gibi “iki petrol kuyusunun etrafına sınır çizen” İngiliz, bir gecede ülkeler icad edilmişti. Ama Kemalist millî(!) eğitimin iğdiş ettiği beyinler bunu sorgulamaktan aciz. Körfez ülkeleri, Basra yolunun, İsrail, Doğu Akdeniz’in petrol tıpası olacaktı. Türkiye hem Rusya’nın güneye doğru genişlemesini engelleyecek hem de Bakü petrolünün Avrupa’ya ulaşıp fiyat kırmasına mani olacaktı. Diğer yandan Lazkiye ve Hayfa’dan dünya piyasalarına erişen Musul ve Kerkük petrolü bir gün pekâlâ Türkiye’den geçip İskenderun’a akabilirdi ve bu da Londra için büyük bir risk unsuruydu.

Kısacası, Britanya için gerçek tehdit güçlü bir ordu veya zengin devletler değil Türklerin uyanıp kim olduklarını hatırlamalarıydı. Şu halde dünya petrollerinin %60’ına çökmüş, Afika ve Asya’yı sömüren İngilizler için yapılacak tek bir şey vardı: Kullanışlı aptallar yetiştirecek bir eğitim sistemi kurmak ve bunu Türklere “millî eğitim” diye yutturmak.

Eğitimle ilgili sorunlarımız nasıl düzelir? Yahut birgün düzelir mi? Elinizdeki bu kitapta Ufuk Coşkun Kemalist eğitimin sorunlarına işaret etmekle kalmıyor, bir yandan çözümler önerirken bir yandan da millî eğitimin ideolojik, tarihi ve kültürel arka planını gözler önüne seriyor. Milat Gazetesi yazarı, bolgepostasi.com Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Coşkun’u televizyondaki tartışma programlarından ve eğitim konulu çalışmalarından tanıyorsunuz. Bizzat eğitim dünyasının sorunlarını içeriden yaşayan Coşkun aynı zamanda “Kürdüm Doğruyum Çalışkanım” ve “Yeni Sömürgecilik ve Bağımsız Sivil Toplum Kültürü” kitaplarının da yazarı. Ufuk Coşkun’un “Kemalist Eğitimin Zararları” adlı kitabını buradan indirebilirsiniz.

Petrol kandan ağırdır

Petrol kandan ağırdır Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

(Son güncelleme: 2ci sürüm, 27 Mart 2018)

Petrolün fiyatının 50$ üzerinde kalması için yılda ortalama 75.000 insanın ölmesi gerekiyor. Süveyş kanalının Mısır tarafından kamulaştırılması, petrol krizleri, 6 sün savaşı, İran-Irak savaşı, Irak’ın işgali ve Suriye… İnsan kanıyla para basan bu makine 50 senedir asker, sivil, kadın çocuk demeden insan öğütmeye devam ediyor. Nasıl? 1ci Dünya Savaşı tarihteki ilk küresel karbon savaşı oldu. Kömürle beslenen fabrikalar kömür ve petrolle işleyen makineler ürettiler ve insanın öldürme kapasitesini binlerle çarptılar. Ama makineler savaşta insanın yerini almadı. Bunun yerine daha çok insanı daha hızlı şekilde cepheye göndermek için kullanıldı. Cepheler genişledi ve muharebeler uzadı. Alman-Fransız sınırındaki zengin kömür yataklarından İslâmistan’daki petrol kuyularına uzanan savaşta insanlar karbon için öldüler, öldürdüler. Petrolcüler, kömürcüleri yendi. Endüstrileşen savaş sadece savaş makinelerinin değil üretim, sevk ve idare kapasitelerinin de savaşıydı. Elinizdeki 55 sayfalık bu e-kitap şu sorunun cevabıdır: İnsan kanıyla para basan bu makine nasıl çalışıyor? Buradan indirebilirsiniz.

Savaş Meydanda Değil Masada Kazanılır

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinDünya ticaretinin %80’i denizden yapılıyor. Ülkelerin hayatta kalması yani gıda ve enerji tedariki için deniz yollarına erişmeleri şart. Panama, Süveyş, Malaka ve Cebelitarık gibi bütün stratejik noktalar ABD, Britanya ve Fransa’nın kontrolünde. Bu üç devlet istedikleri ülkenin ekonomisini petrolsüz ve dövizsiz bırakıp boğabilecek bir güce sahip.(Bkz. Petro-dolar sistemi)

Komplo teorisi mi? Değil, her şey ortada: Akademisyenler, amiraller, bakanlar ve diplomatlar, doktrinlerini açık açık yazmışlar ve yazdıklarını harfiyen tatbik etmişler: Alfred Mahan, Halford Mackinder, Nicholas Spykman, Zbigniew Brzezinski, Edward Luttwak, Samuel Huntington, Joseph Nye, David Peraeus, Henry Kissinger… Jeopolitiğin bu ünlü isimleri, İngilizlerin ve Amerikalıların dünyaya sürekli hükmetmesi için neler yapılması gerektiğini her ortamda açıkça ifade etmişler. Tabi bu tahakküme bir takım kılıflar uydurulmuş: Önce Hristiyanlık, sonra üstün(!) beyaz ırk ve nihayet serbest ticaretle demokrasi adına verilen bir mücadele gibi gösterilmiş. Yani sınır tanımayan Anglo-Saxon şiddetine, ideolojik meşruiyet zeminleri ihdas edilmiş. Ama değişen ideolojilere ve teknolojinin ilerlemesine rağmen 150 yıldır değişmeyen jeopolitik sabitler var. 21 harita ve 11 makaleden oluşan bu kitap, Anglo-Saxon hakimiyetini mümkün kılan şartları ve Avrasya’nın kurtuluş yollarını sorguluyor. Coğrafî engellerden ekomik savaş araçlarına ve psikolojik harbe kadar… Kitabı buradan indirebilirsiniz.

Fikir Kırıntıları-4

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinİslâm coğrafyasında sürüp giden petrol savaşları deniz yollarından ayrı düşünülebilir mi? Sudan petrolünü Çin’e taşıyan yol Yemen ve Malaka boğazından geçiyor. İran ve Arap petrolünü Avrupa’ya taşıyan yol ise Mısır’daki Süveyş kanalından. Akdenizi’in Atlantik kapısı olan Cebelitarık ve Pasifik’i Altantik’e bağlayan Panama da aynı “uygarların” kontrolünde. Bütün deniz yollarını kontrol eden bu ülkeler hem Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto hakkına sahipler hem de dünyadaki silahların %90’ını üretip satıyorlar. Ve aynı ülkeler sürekli dünya barışı ve özgürlük için çalıştıklarını söylüyorlar! Kendisini dünyanın mâliki gibi gören bu “uygarlığın” önüne çıkan liderler öldürülüyor, ülkeler işgal ediliyor, hükümetler darbe ile, halklar ise terörle “terbiye” ediliyor. Evet… Bu konulara odaklanan Fikir Kırıntıları serisinin 4cü kitabını ilginize sunuyoruz. Konu başlıkları şöyle:

  1. Bazı çocuklar çikolatadan nefret eder!
  2. Lityum savaşları başladı!
  3. Savaşsızlık, barış değildir!
  4. Bilimsellik aklın emaresidir; bilimcilik ise akılsızlığın!
  5. Denizlere hâkim olanlar nasıl dünyaya hâkim oldular?
  6. Modern savaşlarda neden insan değersizleşiyor?
  7. Teröre karşı sıradan vatandaşların yapabilecekleri 3 şey

“Fikir Kırıntıları-4” adlı e-kitabı buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinDerin Savaş

Savaş bir şiddet hareketidir ve bu bilkuvve (potansiyel) şiddetin sınırı yoktur. İnsanlık olarak sürekli savaşmıyorsak bunun sebebi yüksek ahlâkımız(!) değil menfaatlerimizdir. Ancak savaşı sonuçlarından tecrid ederek, sağlıklı bir şekide düşünmek kolay değil. Çünkü yol açtığı ölümler ve maddî zarar o kadar büyük ki her ne pahasına olursa olsun kaçınmak gereken bir anormallik veya uluslararası ilişkilerde bir aksama gibi görünüyor. Oysa her savaşsızlık hâli barış değil; geçici bir ateşkesten ibaret. (Bkz. Barış / Sulh / Peace / Paix / صلح / سلام ) Meselâ iki dünya savaşı arasındaki 1918-1939 dönemine kim “barış” diyebilir? Üstelik her ne pahasına olursa olsun savaştan kaçan bir lider, düşmanlarının ölçüsüz şantajına çanak tutmuş olmaz mı? Adolf Hitler’e akıl almaz ödünler veren Birleşik Krallık Başbakanı Neville Chamberlain gibi savaştan kaçmak için “her pahayı” ödemek, üstelik sonunda yine de savaşmak zorunda kalmak iyi bir strateji mi? Ölmenin değil yaşamanın tesadüf olduğu  savaşta asker, sağdaki yahut soldaki sipere koşarken serbesttir. Belki de en güvenli siperi, bir robot veya bir hayvan, insandan daha iyi seçebilir. Ama insan, vatanı için ileri atılmakla nefsi için geri kaçmak husunda özgürdür. İşte savaşın neticesi üzerinde çok ağır basabilen insanlık faktörü tam buradadır. (Bkz. Hayvan Serbesttir, İnsan Özgürdür…) Savaş, bütün sosyal bilimcileri zorlamış bir saha. Elinizdeki bu kitap, savaşın mekanik ve insanî veçhelerini en dengeli şekilde işleyen müelliflerden biri olan Prusyalı General Carl von Clausewitz’in fikirlerinden istifade ederek yazılmış bir deneme. Teknolojik ilerlemenin eskitemediği ilkeleri bugünün savaş şartlarında değerlendirdik: Strateji, taktik, cesaret, savaşta aklın önemi ve sınırları… Buradan indirebilirsiniz.

Fikir Kırıntıları-3

fikir-kirintilari-3-kapak Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinArtık gazeteler okurlarıyla, TV kanalları seyircileriyle rekabet halinde. Kimilerine göre Donald Trump bile seçimi sosyal medya sayesinde kazandı. Rakibi Hilary Clinton, Başkan Obama, hatta CNN, FOX gibi kanallar sürekli sosyal medyadan yayılan “yalan haberlerden” (fake news) yakınıyorlar. Belki de yalan haberden değil yalan tekelini kaybetmekten rahatsız oldular? Gerçek ne olursa olsun teknoloji eskiden bir oligarşiye ait olan medya gücünü -bir parça da olsa- sıradan insanların eline verdi. Sosyal medya elbette ırkçılık, iftira ve hakaretin yayılması için uygun bir zemin ama “haber” ve “bilgi” ve bunlara ait yorumları herkesin erişebileceği bir noktaya getirmesi açısından ilginç. Fikir Kırıntıları-3 Derin Düşünce’nin sosyal medyada paylaştığı mesajları kitaplaştıran bir çalışma. Yayına girdiği günden beri Fikir Kırıntıları-1ve Fikir Kırıntıları-2’nin gördüğü ilgi bize yine cesaret ve güç verdi. Tabi her zamanki gibi konuları derinleştirmek isteyenler için makale ve kitap da tavsiye ettik. “Fikir Kırıntıları-3” adlı e-kitabı buradan indirebilirsiniz.

Rönesans’ın Kara Kitabıronesans-kara-kitap-kapak Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Rönesans sanatın yeniden doğuşu değil ölümü oldu… ve daha bir çok şeyin! Rönesans’ın fikir dünyamızda açtığı yaralar bugün dahi kapanmış değil. Maddenin mânâyı tahakküm aldığı, adına “Aydınlanma” dediğimiz karanlık çağların miladı hiç şüphesiz bu dönem. Güzel ahlâk ile güzel sanatın irtibatının kopuşudur Rönesans. Bu kopuş yüzündendir ki insanlık sadece sanatta değil siyaset, bilim, felsefe, iktisatta lâdini dünya görüşünü Hakikat’in yerine koydu. Sonradan bütün dünyaya dayatılacak olan Avrupa sanatı Rönesans’tan itibaren bilimselleşti. Anatomi, optik, matematik kuralları ve özellikle de merkezî perspektif sanatta insanî ifade imkânını sınırladı. Sömürgeciliği, dünya savaşlarını ve insanları homo-economicus zanneden ideolojileri doğuran işte bu zihniyet oldu. İnsanlık asırlardır hapsolduğu Rönesansçı perspektiften kurtulabilir; kurtulmalıdır da. Bu kurtuluşun neticeleri ise sadece sanatla sınırlı kalmayacak, ahlâkî, siyasî, felsefî tekâmüllere kapı açacaktır. Rönesans’ın Kara Kitabı bu kurtuluşa katkıda bulunmak amacıyla yazıldı. Başta Pavel Florenski ve Erwin Panofsky olmak üzere George Orwell, Juhani Pallasmaa, Michel Foucault, Ahmed Yüksel Özemre, Zygmunt Bauman, Stanley Kubrick, Cemil Meriç, Henri Lefebvre, Lucien Lévy-Bruhl, Rasim Özdenören, Mircea Eliade, René Guénon gibi sanatçı ve düşünürlerin eserlerinden ve iki değerli araştırmacımızın, Ozan Avcı ile Gönül Eda Özgül’ün makalelerinden istifade edildi. Buradan indirebilirsiniz.

Derin Medeniyetderin-medeniyet Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Nedir medeniyet? Opera? Demokrasi? Parklar ve bahçelerle süslü şehirler? Metro? Asansör? Modern çağın karanlık dehlizlerinde kaybolan bizler için medeniyet, teknoloji ve kültür mefhumlarını birbirinden ayırdetmek zor ama şurası kesin: Hiroşima, Gazze ve Halep’te şehirleri (medineleri) haritadan silen Batı’ya “medenî” diyenler büyük bir suç işliyorlar. Zira katil bir insanı bir kere öldürür ama katile “katil” demeyenler içlerindeki insanlığı, vicdanı öldürmüş olurlar. (Vicdan / Conscious / Conscience / ضمير) Evet… Kimileri adaletle hükmedilmiş mülkler bıraktılar geriye; kimileriyse kan ve göz yaşıyla, kul hakkıyla çimentosu karılmış duvarlar, piramitler, kuleler. Elinizdeki bu kitap şu veya bu medeniyeti anlatma değil medeniyet mefhumunun derinlerine inme derdinde. İnsanlar arasındaki münasebetleri yani muhabbet, merhamet, adalet, ticaret ve şiddeti yönetebilme gücü açısından medeniyet mefhumuna yeni bir bakış açısı teklif ediyor. Miras olarak köprü bırakanlarla duvar bırakanları tefrik etmeye yarayacak bir bakış açısı. Buradan indirebilirsiniz.

fikir-kirintilari-2 Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinBir kez daha sosyal medyada paylaştığımız mesajları kitaplaştırdık. Yayına girdiği günden beri Fikir Kırıntıları-1 o kadar çok ilgi gördü ki biz de yeni e-kitabı ilginize sunmak için elimizden geleni yaptık… Ve her zamanki gibi konuları derinleştirmek isteyenler için ise makaleler ve kitaplar da tavsiye ettik. Fikir Kırıntıları-2’nin konuları şöyle: Taktik ve Strateji, Enerji, Vatikanizm, Gündem Zehirlenmesi, İslâm Sanatı, Kanlı Fotoğraf Yayma, 1 Mayıs, Amigo-Tarihçi, Futbol, mafya, uyuşturucu, fuhuş ve terör, Namaz illâ namaz, Müslümanlarda içe kapanma ve dışa açılma, Neden okuyalım? Ne okuyalım? Nasıl okuyalım?, Ekonomistler neden ekonomiden anlamaz?, Münâfıkûn ve Siyaset-i Nebevî, Sosyal Medya, Gurbet, Çirkin Şehir, Devrim, Yeni PKK ve “Private Security”, Şifalı ottan zehir yapma, Kadına Karşı Şiddet, Liberalizm, Gerçeği görme, Çalışan kadın, Suriye, Tasavvuf, Hollywood-Pentagon, Beyin yıkama ve psikolojik harp. Buradan indirebilirsiniz.

Fikir Kırıntıları – 1fikir-kirintilari Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

140 karakterle derdini anlatabilenlerden misiniz? Kısa mesajlar, FaceBook’taki özlü sözler, Twitter’da kısaltıldıkça sloganlaşan fikirler… Tabi insanlar sözü uzatmanın yeni yollarını buldular: Video, caps, … Ancak kısa söz her zaman derinlikten mahrum olmakla eş anlamlı değil. Az sözle çok ama çok derin mânâlar da aktarılabilir. Kısa sözün hikmeti dışarıdan aktarılan, alimden cahile verilen yeni bir şey değil. Meselê ârifin irfanıyla agâh olunması; dinleyende bilkuvve (potansiyel) olarak  bulunan güzelliklerin uyandırılması, bilfiil (aktif) hale geçirilmesi. Bunun için “dinleyen anlatandan “ârif olsa gerek” buyurmuş büyükler. Biz de Twitter’da paylaştığımız kısa mesajları konularına göre tasnif edip kitaplaştırdık, ilginize sunduk. Eğitimden Türk soluna, ekonomik krizlerden petrol savaşlarına, ölüm korkusundan küresel ısınmaya kadar çok farklı konularda aforizmalar… Konuları derinleştirmek isteyenler için ise makaleler ve kitaplar da tavsiye ettik. Buradan indirebilirsiniz.

Kitap tanıtan kitap 7kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Kitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimlerde bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.Önceki kitap sohbetleri:

Derin Lügat güncellendi. Sürüm 7.0 yayında. Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinDerin Lügat 7.0

Yeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

  • 7ci sürüme eklenen yeni terimler: Uluslararası adalet, Az gelişmiş ülke, Hoşgörü, Kabz, Büyüme, Gerçek sonrası, Realpolitik, Kaos.
  • 6cı sürüme eklenen yeni terimler: Demokrasi, Muhafazakârlık, Kuvvetler ayrılığı, İnovasyon, İlerleme, Erken – Geç.
  • 5ci sürüme eklenen yeni terimler:Hissiyat – Maneviyat, Tanrı Parçacığı, Bâkî, Kelime, Cehalet, Mürşid, Evvel, Büyük Patlama.
  • 4cü sürüme eklenen yeni terimler: Paraklitos, Hudud, Ehliyet, Zâhir ve Batın, Barış, Unutmak.
  • 3cü sürüme eklenen yeni terimler: Eksen Kayması, Bilgi toplumu, Zamanda Yolculuk, Ateist , Yokluk , Çağdaş, Gurbet, Kader.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik? “Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü. Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlık akıl (reason) ile zekânın(intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir. İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Edward Hopper’ı okumak

hopper-kapak Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinAmerikalı ressam Edward Hopper sadece Amerika’nın değil bütün Batı kültürünün en önemli ressamlarından biri. Hopper ile Batı resmi asırlardan beri ilk defa kısır ekol savaşlarını, soyut resim / figüratif resim gibi ölü doğmuş dikotomileri aşma fırsatı yakaladı.

Bu bağlamda, perspektif, ışık, gölge vb tercihleri aşan Hopper’ın yeni bir şey yaptığını savunuyoruz: Hopper Rönesans’tan beri can çekişen figüratif resme yeni bir soluk verdi. Tezimiz budur. Bu lisan-ı sûreti tahlil etmek için sadece Hopper’dan etkilenen diCorcia gibi fotoğrafçıları değil ondan beslenen Hitchcock, Jarmusch, Lynch gibi sinema yönetmenlerini, romancıları da kitabımıza dahil ettik. Diğer yandan Hopper’ın tutkuyla okuduğu filozoflardan yani Henry David Thoreau ve Ralph Waldo Emerson’dan da istifade ettik. Elinizdeki bu kitap Hopper tablolarına aceleyle örtülen melankoli ve yalnızlık örtüsünü kaldırmak için yazıldı. Hopper’a bakmak değil Hopper’ı okumak için. Buradan indirebilirsiniz.

Senin tanrın çok mu yüksekte?

senin-tanrin-cok-mu-yuksekte Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinGüzel olan ne varsa İnsan’ı maddî varoluşun, bilimsel determinizmin ötesine geçirecek bir vasıta. Sevgilinin bir anlık gülüşü, ay ışığının sudaki yansıması, bir bülbülün ötüşü ya da ağaçları kaplayan bahar çiçekleri… Dinî inancımız ne olursa olsun hiç birimiz güzelliklere kayıtsız kalamıyoruz. Etrafımızı saran güzelliklerde bizi bizden alan, yeme – içme – barınma gibi nefsanî dertlerden kurtarıp daha “üstlere, yukarılara” çıkaran bir şey var. Baş harfi büyük yazılmak üzere Güzel’lik sadece İnsan’a hitab ediyor ve bize aşkın/ müteâl/ transandan olan bir mesaj veriyor: “Sen insansın, homo-economicus değilsin”. İşte bu yüzden “kutsal” dediğimiz sanat bu anlayışın ve hissedişin giriş kapısı olmuş binlerce yıldır. Tapınaklar, ikonalar, heykeller insanları inanmaya çağırmış. Ancak inancı ne olursa olsun bütün “kutsal sanatların” iki zıt yola ayrıldığını, hatta fikren çatıştığını da görüyoruz:

  • Tanrı’ya benzetme yoluyla yaklaşmak: Teşbihî/ natüralist/ taklitçi sanat,
  • Tanrı’yı eşyadan soyutlama yoluyla yaklaşmak: Tenzihî/ mücerred sanat.

Kim haklı? Hangi sanat daha güzel? Hangi sanatçının gerçekleri Hakikat’e daha yakın? Bu çetrefilli yolda kendimize muhteşem bir rehber bulduk: Titus Burckhardt hem sanat tarihi hem de Yahudilik, Hristiyanlık, İslâm, Budizm, Taoizm üzerine yıllar süren çalışmalar yapmış son derecede kıymetli bir zât. Asrımızın kaygılarıyla Burckhardt okyanusuna daldık ve keşfettiğimiz incileri sizinle paylaştık. Buradan indirebilirsiniz.

Öteki Sinemanın Çocuklarıoteki-sinemanin-cocuklari Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Yakında sinemanın bir endüstri değil sanat olduğuna kimseyi inandıramayacağız. Zira “Sinema Endüstrisi” silindir gibi her şeyi ezip geçiyor. Sinema ürünleşiyor. Reklâm bütçesi, türev ürünlerin satışı derken insanlar otomobil üretir gibi film ÜRETMEYE başladılar. Belki en acısı da “sinema tekniği” öne çıkarken sinema sanatının unutulması. Fakat hâlâ “iyi bir film” ile çok satan bir sabun veya gazozun farkını bilenler de var. Çok şükür hâlâ ustalar kârlı projeleryerine güzel filmler yapmaya çalışıyorlar. Derin Düşünce yazarları da “İnsan’sız Sinema Olur mu?” kitabından sonra yeni bir sinema kitabını daha okurlarımıza sunuyorlar. “Öteki Sinemanın Çocukları” adlı bu kitap 15 yönetmenle buluşmanın en kolay yolu: Marziyeh Meshkini, Ingmar Bergman, Jodaeiye Nader Az Simen, Frank Capra, Dong Hyeuk Hwang, Andrey Rublyov, Sanjay Leela Bhansali, Erden Kıral… Buradan indirebilirsiniz.

kitap-tanitan-kitap-6 Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Kitap Tanıtan Kitap 6

Bir varmış, bir yokmuş. Mehtaplı bir eylül gecesinde Ay’a bir merdiven dayamışlar. Alimler, yazarlar, şairler ve filozoflar bir bir yukarı çıkıp oturmuşlar. Hem Doğu’dan hem de Batı’dan büyük isimler gelmiş: Lev Nikolayeviç Tolstoy, René Guénon, Turgut Cansever, El Muhasibi, Şeyh-i Ekber, Cemil Meriç, Arthur Schopenauer, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mahmud Sâmi Ramazanoğlu, Mahmut Erol Kılıç… Sadece bir kaç yer boş kalmış. Konuklar demişler ki “ başka yazar çağırmayalım, bu son sandalyeler bizim kitabımızı okuyacacak insanlara ayrılsın”. Evet… Kitap sohbetlerinden oluşan derlemelerimizin altıncısıyla karşınızdayız. Buradan indirebilirsiniz. Önceki kitap sohbetleri:

sen-insansin Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinSen insansın, homo-economicus değilsin!

Avusturyalı romancı Robert Musil’in başyapıtı Niteliksiz AdamJames Joyce‘un Ulysses ve Marcel Proust‘un Geçmiş Zaman Peşinde adlı eserleriyle birlikte 20ci asır Batı edebiyatının temel taşlarından biri. Bu devasa romanın bitmemiş olması ise son derecede manidar. Zira romanın konusunu teşkil eden meseleler bugün de güncelliğini koruyor.  Biz “modernler” teknolojiyle şekillenen modern dünyada giderek kayboluyoruz. İnsan’a has nitelikleri makinelere, bürokrasiye ve piyasaya aktardıkça geriye niteliksiz bir Ben’lik kalıyor. İstatistiksel bir yaratık derekesine düşen İnsan artık sadece kendine verilen rolleri oynayabildiği kadar saygı görüyor: Vatandaş, müşteri, işçi, asker…

Makinelerin dişli çarkları arasında kaybettiğimiz İnsan’ı Niteliksiz Adam’ın sayfalarında arıyoruz; dünya edebiyatının en önemli eserlerinden birinde. Çünkü bilimsel ya da ekonomik düşünce kalıplarına sığmayan, müteâl / aşkın bir İnsan tasavvuruna ihtiyacımız var. Homo-economicus ya da homo-scientificus değil. Aradığımız, sorumluluk şuuruyla yaşayan hür İnsan.Buradan indirebilirsiniz.

tezyin_kapak-150 Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinGözle dinlenen müzik: Tezyin

Batı sanatı her hangi bir konuyu “güzel” anlatır. Bir kadın, batan güneş, tabakta duran meyvalar… İslâm sanatının ise konusu Güzellik’tir. Bunun için tezyin, hat, ebru… hatta İslâm mimarîsi dahi soyuttur, mücerred sanattır.

Derrida, Burckhardt, Florenski ve Panofski’nin isabetle söylediği gibi Batılı sanatçı doğayı taklid ettiği için, merkezi perspektif ve anatomi kurallarının hakim olduğu figüratif eserler ihdas eder. Bu taklitçi eserler ise seyircinin ruhunu değil benliğini, nefsini uyandırır. Zira kâmil sanat tabiatı taklid etmez. Sanat fırça tutan elin, tasavvur eden aklın, resme bakan gözün secdesidir. Tekâmül eden sanatçı (haşa) boyacı değil bir imamdır artık. Her fırça darbesi tekbir gibidir. Zahirde basit motiflerin tekrarıyla oluşan görsel musiki ile seyircilerin ruhu öylesine agâh olur ki kalpler kanatlanıverir. Müslüman sanatçı bu yüzden tezyin, hat, ebru gibi mücerred sanatı tercih eder. Güzel eşyaları değil Güzel’i anlatmak derdindedir. Çünkü ne sanatçının enaniyet iddiası ne de seyircinin BEN’liği makbul değildir. Görünene bakıp Görünmez’i okumaktır murad; O’nun güzelliği ile coşan kalp göğüs kafesinden kurtulup sonsuzluğa kanat açar.

Tezyinî nağmeleri gözlerimizle işitmek için yazıldı bu e-kitap. John locke gibi bir “tabula rasa” yapmak için değil Hz. İbrahim (as) gibi “la ilahe” diyebilmek için. Buradan indirebilirsiniz.

Kaybedenler Klübü: Anti-demokratik bir muhalefetin kısa tarihi

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinT.C. kurulurken Hitler, Mussolini ve Stalin başrolleri paylaşıyordu. İki dünya savaşının ortalığı kasıp kavurduğu o korkunç yıllarda “bizim” Cumhuriyet gazetesi’nin faşizme ve faşistlere övgüler yağdırması bir rastlantı mıdır? Kemalistlerin ilâhı olan Atatürk’ün emriyle 80.000 Alevî Kürd’ün Dersim’de katledilmesi, Kur’an’ın, ezanın yasaklanması, imamların, alimlerin idam edilmesi, Kürtleri, Hristiyanları ve Yahudileri hedef alan zulümler de yine Atatürk ve onu ilahlaştıranlar tarafından yapılmadı mı?

Bu ağır mirasa sahip bir CHP ve Türk solu şimdilerde “İslâmî” olduğu iddia edilen bir cemaat ile, Fethullah Gülen’in ekibiyle ittifak içinde. Yobaz laiklerin, yasakların kurbanı olduklarını, baskı gördüklerini iddia ediyor bu insanlar. Ama bir yandan da alenen İslâm düşmanlığı yapan her türlü harekete hatta İsrail’e bile destek vermekten çekinmiyorlar. Tuttukları yol İslâm’dan daha çok bir ideolojiye benziyor: Gülenizm. Millî istihbarattan dershanelere, dış politikadan bankalara kadar her konuda dertleri var. Ama Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Arakan’da zulüm gören Müslümanları dert etmiyorlar. Acayip…

Türk solu, CHP ve Fethullah Bey… Nereden geldiler? Nereye gidiyorlar? Elinizdeki bu kitap meseleyi tarihsel bir perspektifte ele almayı amaçlıyor.Buradan indirebilirsiniz.

freud-kapak Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinGurbetçi Freud ve “Das Unheimliche”

Modern insanın kalabalıkta duyduğu yalnızlığı sorgulamak için iyi bir fırsat… Sigmund Freud gurbette olma duygusunu, yabancılık, terk edilmişlik hissini anlatan “Das Unheimliche” adlı denemesini 1919’da yayınlamış. İsminden itibaren tefekküre vesile olabilecek bir çalışma. Zira “Unheimliche” alışılmışın dışında, endişe verici bir yabancılık hissini anlatıyor. Bu hal sadece İnsan’a mahsus: Kaynağında tehdit algısı olmayan, hayvanların bilmediği bir his. Belki huşu / haşyet ile akrabalığı olan bir varoluş endişesi? Gurbete benzer bir yabancılık hissi, sanki davet edilmediğim bir evdeyim, kaçak bir yolcuyum bu dünyada. Freud’un İd (Alt bilinç), Benlik (Ego), Üst Benlik (Süperego) kavramları iç dünyamızdaki çatışmalara ışık tutabilir mi? Dünyada yaşarken İnsan’ın kendisini asla “evinde” hissetmeyişi acaba modern bir hastalık mıdır? Teknolojinin gelişmesiyle baş gösteren bir gerginlik midir? Yoksa bu korku ve tatminsizlik hali insanın doğasına özgü vasıfların habercisi,  buz dağının görünen ucu mudur? Hem Sigmund Freud’u tanıyanların hem de yeni keşfedecek olanların keyifle okuyacağını ümid ediyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

fethullah-gulen-kapak Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinFethullah Gülen’i iyi bilirdik

(Son güncelleme: 5inci sürüm, 11 Ağustos 2016)

Türkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde “pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme. Sonra bir gün… Mavi Marmara! Doğu Akdeniz’de, uluslararası sularda oyuncak ve gıda taşıyan bir gemi saldırıya uğradı. Masum ve silahsız insanlar öldü. Psikopat bir devletti bunu yapan. İsraillileri hapsettiği korku duvarları Filistin’i hapseden beton duvarlardan daha yüksekti. Ama Fethullah Gülen İsrail’den izin alınması gerektiğini söyledi. Bu terörist devletten “otorite” diye bahsediyordu. Gülen’e göre İsrail Doğu Akdeniz’in efendisiydi, uluslararası sularda bile masum sivilleri öldürme hakkına sahipti. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyordu. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyordu. 15 Temmuz gecesi yaşadığımız darbe girişiminde yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların teşkilâtı sonradan mı kokuştu?  Kitabı buradan indirebilirsiniz.

Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdıryitik Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Afganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla“bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir? Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir. 284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” içinBuradan indirebilirsiniz.

İslâm’da Mimar ve Şehir

Cumhuriyet’in ilânından beri yaşadığımız şehirler hızla tektipleşiyor. Betondan yapılmış kareler ve dikdörtgenler kapladı ufkumuzu. Trabzon, Aydın, Malatya… Anadolu’nun her yeri birbirine benzedi. Fakat Türkiye’ye has bir sorun değil bu. Batının “alternatifsiz” Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirindemokrasisi ve serbest piyasası mimarları da tektipleştirdi. Farklı düşünemeyen, yerel özellikleri eserlerine yansıtmayan mimarlar kutu gibi binalar dikiyor. Moskova, Tokyo, Paris, Hong Kong da tektipleşiyor ve çirkinleşiyor. Çare? Binalara değil de mimara, yani insana odaklanmak olabilir; yani eşyayı ve sureti değil İnsan’ı ve sîreti merkeze almak. Zira bu bir norm ya da ekol meselesi değil: İslâmiyet’in ilk asırlarında bir şehir övüleceği vakit binalar değil yetiştirdiği kıymetli insanlar anılırmış. Biz de güzel binalarda ve güzel şehirlerde hayat sürmek için önce güzel mimarlar yetiştirerek başlayabiliriz işe. İnsan gibi yaşamak için mimarî çirkinliklerden ve bunaltıcı tektipleşmeden kurtulabiliriz. Bu ancak Güzel Ahlâk ile Güzel Mimarî arasındaki bağı yeniden tesis etmekle olabilir. Çare Mimar Sinan gibi cami yapmak değil Mimar Sinan gibi insan yetiştirmek. Kitabımızın maksadı ise teşhis ve tedaviye hizmet etmekten ibaret. Buradan indirebilirsiniz.

Kürtlerin Tarihi Üzerine

kapak_kurt-tarihi-uzerine Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin80 seneden beri Kürtlerin tarihi isyan ve terörle özdeşleşti. Son yıllarda ise ilk defa hemen her kesimden insanın desteklediği bir barış süreci başladı. Bu süreç kendi başına tarihi bir anlama sahip elbette. Yine de büyüyen umutların, atılan adımların sağlam olması ve geleceğe yöne vermesi için yaşananlar ile Kürtlerin tarihi arasında bir köprü kurulması gerek. Dahası Türkiye dışındaki etnik terör tecrübelerinden, sosyal barış projelerinden yararlanmak elzem. Bu sebeple, Kemal Burkay, Hasan Cemal, İsmail Beşikçi, Mustafa Akyol kadar Alain Touraine, Johan Galtung, Paddy Woodworth ve Gandhi’den de istifa ettik bu kitabı hazırlarken. Umuyoruz ki güncel tartışmaları ve gelişmeleri bir kenara koyarak geçmişe kısaca bir göz atmak bugünü daha anlamlı okumamızı sağlayacak. Buradan indirebilirsiniz.

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?Hükümeti_devirmek_kapak Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı. Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

kapak_kitap_capulcular Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinÇapulcular” ne istiyor?

Genel seçimler yaklaşırken başladı Taksim Gezi Parkı olayları. İnsanlar öldü, yaralananlar, tutuklananlar oldu. Taksim’deki sanat galerileri bile yağmalandı. Maddî zarar büyük: Yakılan otobüsler, özel araçlar, iş yerleri. Ancak hâlâ isyancıların ne istediğini bilmiyoruz. Taksim Dayanışma Grubu’ndan çelişkili açıklamalar geliyor. Polisi ya da göstericileri suçlamadan önce şunu bilmek gerekiyor: “Çapulcular” ne istiyor? Daha fazla demokrasi? Sosyalizm? Devrim? Darbe? Elinizdeki e-kitap bu sorulara cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

 Alevilik, Ortak Acılardan Bir Kimlik

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinAleviler ızdıraplarda, geçmişin acılarında buluşuyorlar. Dersim, Madımak… Bu isimler anıldığında kırmızı bir düğmeye basılmış gibi bütün farklı Alevilik-LER birleşiyor ve bir tepki geliyor. Hızlı, öngörülebilir ve manipülasyona açık bir tepki bu. Ortada geç-ME-miş bir geçmiş var. Kıymetli yazarımız Cemile Bayraktar’ın dediği gibi “yüzleşilmediği müddetçe de geçmeyecek bu geçmiş” , çıkarılmayı bekleyen bir diken gibi acı vermeye devam edecek. Diğer yandan çok sayıda Alevi kendi atalarına, dedelerine, manevî önderlerine en büyük acıları reva görmüş olanlara büyük bir sadakat ile bağlılar. Yani Kemalistlere ve CHP’ye. Yakın tarihi sorgulamak şöyle dursun ibadethanelerini Atatürk resimleriyle donatıyorlar. Ortak acıların ve siyasî tercihlerin dışında Alevileri birleştirecek bir inanç, bir kültür yok mu? Acaba Aleviler Stockholm sendromundan kurtulabilecekler mi? Elinizdeki kitap bunları sorguluyor. Buradan indirebilirsiniz.

Tiryandafilya, Güneşe “ya doğ, ya da ben doğacağım” diyen güzel!

kapak_Tiryandafilya Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin“… Senden önceki hiçbir kadın tarafımdan böyle sigaya çekilmedi Tiryandafilya. Sen benim tüm aşklarımın  raporusun, tüm aşklarımın hülasası, ana fikrisin Tiryandafilya. Senden öncekiler ya masadan kaçtı ya da onları masadan ben kovdum. Şimdi benim tüm bu kaybolan yıllarımın hesabını vermek de sana kaldı. Sevdiğin başka bir erkek olmasına rağmen bu yola girmen için de seni zerre kadar zorlamadım, bunu da biliyorsun Tiryandafilya. Duvarımın arkasına dolanman için sana elimden gelen tüm kolaylığı gösterdim. Bu asla senin marifetin, el çabukluğun, kahredici, tahrik edici, tahkir ve de tezyif edici dişiliğinle olmadı. Senden önce gidip, tüm kapıların kilidini senin için açan irade bendim. Orada beni çırılçıplak gördüysen benim sayemdedir. Şimdi dürüstçe oynayalım o zaman. Ama unutma Tiryandafilya; ihanet ilgi çekse de hain sevilmez…”

Efraim K‘nın kitabını buradan indirebilirsiniz.

kitap tanitan kitap 5 Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinKitap tanıtan kitap 5

İmkânsız bir buluşma düşleyin: Nietzsche, Montaigne, Chomsky ile Fârâbî ve Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri bir arada. Ama yalnız değiller, hemen yanı başlarına John Berger, Cahit Zarifoğlu, André Gorz , Oğuz Atay, İsmet Özel, Amin Maalouf, Gilbert Achcar, Nevzat Tarhan, Randy Pausch ve daha bir çok aşina olduğumuz yazar, şair, düşünür gelip oturmuş. Bu imkânsız buluşmayı Derin Düşünce sitesinin yazarlarına borçluyuz. Sadık dostlarımız Alper Gürkan, Mustafacan Özdemir, Mehmet Alaca, Mehmet Salih Demir ve en az “eskiler” kadar çalışıp didinen genç yetenekler: Essenza, Esma Serra İlhan, Gülsüm Kavuncu Eryilmaz, Abdülkadir Hacıaraboğlu, Azat Özgür. Kitap tanıtan kitapların beşincisini ilginize sunuyoruz, kitapların dünyasına açılan 23 pencereden bakmak için. Buradan indirebilirsiniz. hamza_yusuf Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin 

Hamza Yusuf ile İslâm’ı anlamak

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai tarafından yapılan iki tercümeyi içeriyor:

  • Zaytuna Institute’den Hamza Yusuf Hanson’ın 2010 yılı Mayıs’ında Oxford üniversitesinde yaptığı İslâm’da reform konulu konferans,
  • Yine  Hamza Yusuf Hanson’ın Dr.Murata ve Prof.Chittick’in İslam’ın vizyonu isimli eseri üzerine yaptığı konuşma (Bahsedilen kitap, Türkçe’ye de çevrilmiştir.)

Hamza Yusuf Hanson 1960 yılında Amerika’nın Washington Eyaletinde dünyaya geldi; Kuzey California’da büyüdü. 1977 yılında müslüman olduktan sonra on yıl boyunca İslâm coğrafyasında Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuzey ve Batı Afrika gibi bölgeleri gezdi. Farklı ülkelerde iyi büyük alimlerden icazet aldı. Hamza Yusuf bu seyahatten sonra ülkesine dönerek Dinler Tarihi ve Sağlık Hizmetleri alanlarında diploma aldı. Dünyanın dört bir tarafında İslâm hakkında konferanslar veren Zaytuna Enstitüsü’nü kurdu. Batıya İslâm’ı sunan, İslâmî ilimlerin ve geleneksel metodlarla eğitimin yeniden canlanmasını amaçlayan Enstitü, dünya çapında üne sahiptir. Shaykh Hamza Yusuf, Fas’ın en prestijli ve en eski Üniversitelerinden birisi olan Karaouine’de ders veren ilk Amerikalı öğretim görevlisi olmuştur. Bunların yanısıra, klasik haline gelmiş geleneksel bazı Arapça metinleri ve şiirleri modern ingilizceye tercüme etmiştir. Halen eşi ve beş çocuğuyla birlikte Kuzey California’da yaşamakta. Buradan indirebilirsiniz.

Organik dinimi geri istiyorum 

organik_dinimi_geri_istiyorum - kc Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinBilim ve teknoloji alanında buluşumuz pek yok ama gün geçmiyor ki din konusunda yeni bir icat çıkmasın. Televizyon karşısında merakla “acaba bugün neler caiz ilan edilecek, neler haram edilecek?” diye merakla bekliyoruz. Bektaşi’ye sormuşlar: “İslam’ın şartı kaçtır?” diye, “Birdir!” demiş. “Hac ve zekatı siz kaldırdınız, oruçla namazı biz kaldırdık, geriye kelime-i şahadet kaldı”. Ben kelime-i şahadetten de emin değilim, her an bir profesör çıkıp “böyle bir şey yoktur, imanın şehadeti mi olur?” diye ortaya çıkabilir. […] İlahiyat profesörlerinin bir büyük zararı da bu oldu. Din’in siyaset gibi, futbol gibi, tartışılacak, insanın bilgisinin olmasa da fikrinin olabileceği bir alan olduğu tevehhümü oluşturdular. Her şeyin kutsallığını bozdular. Artık bacak bacak üstüne atıp çiğ ağzımızla Allah, peygamber ne demek istemiş “muhakeme” yapıyoruz hiç ar duymadan, hepimiz birer küçük şeyhülislam, birer fetva emini… hangi hadis uydurma, hangisi sahih şıp diye gözünden anlayıp ayetleri engin din bilgimizle şerh ediyoruz. Şu muhakemelerin bolluğundan da dini yaşamaya bir türlü sıra gelmiyor. Halbuki bir güzel insanın dediği gibi: “Din öğrenmekle yaşanmaz, yaşandıkça öğrenilir”. Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai’nin kaleme aldığı yazılardan ve tercüme ettiği makalelerden oluşuyor: Hamza Yusuf, Noah Feldman, Charles Townes, Marc Levine ve Karen Armstrong ile İslâm, Hayat ve Bilim üzerine… Buradan indirebilirsiniz.Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Banka Ordudan Tehlikelidir!

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 27 Ekim 2013)

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitapBatı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor: Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar? Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinİnanmak belki zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik!güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk.Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde görüyoruz dünyayı. Immanuel Kant’ın meşhur bir güvercini vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Bilim’e değil Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek için değil bulmak söz konusu olduğu için. Derin Düşünce yazarları Sanat-Hakikat ilişkisi üzerine yazdılar. Buradan indirebilirsiniz.

Kitap tanıtan kitap 4

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinAlışılagelmiş kitap sunumlarından farklı bir çalışma bu. Neden? Öncelikle kitap tanıtan kitap serisinde tanıtımı yazanlar da tıpkı tanıtılan sanatçı ve filozoflar gibi birer yazar. Bir çoğu profesyonel ve yarı-profesyonel olarak yazı hayatlarını sürdürmekteler. Ek olarak… katkıda bulunan yazarlar eserin güzelliği kadar kendi iç güzelliklerini, kişisel tecrübelerini, eserle ve yazarla tanışma serüvenlerini de ortaya koyuyorlar. Bu bakımdan kitap tanıtan kitapAktaş, Kafka, Ramazanoğlu veya Kazancakis ile olduğu kadar Başarslan, Gürkan, Becer ve Özdemir ile de tanışmanın veya mevcut dostluğu ilerletmenin güzel bir yolu. Bu 4cü kitapta Yine « ağır » konuklarımız var : Franz Kafka, Cihan Aktaş, Michel Houellebecq, Yıldız Ramazanoğlu, Nikos Kazancakis, Ali Şeriati, Jacques Derrida, Selim İleri, André Gide. 20 farklı kitap, Rusya, Fransa, İran, Almanya ve Türkiye’den 20 yazar. 98 sayfalık bu kitabı, kitap tanıtan kitapların dördüncüsün ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Sosyalizm İslam’a uyar mı? (Tartışma)
Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinBir yanda zekât üzerinden eşitlikçi bir İslâm yorumu yapan anti-kapitalist Müslümanlar. Diğer tarafta bir türlü iktidar olamayan, sosyalizmi bilmeyen, kemalizmi demokrasi zanneden devletçi, hatta darbe yanlısı bir Türk solu. Türk solu geçmişiyle yüzleşemekten korkuyor. Solcunun solcuyu katlettiği 1 Mayıs 1977 bir tabu. Deniz Gezmiş’in ulusalcı duruşunu da eleştiremiyorlar. Evet… Türk solcuları iktidara yürümek için bir koltuk değneğine muhtaçlar. Peki ya İslâm? Sosyalizm İslâm’a ne kazandırabilir? Sosyalist devletlerin Müslümanlara yaptığı onca eziyetten sonra Müslümanlar sosyalizm ile ittifak yapabilir mi? Derin Düşünce okurları tartıştılar, biz de kitaplaştırdık. Buradan indirebilirsiniz.

Jean-Paul Sartre ile Kaliteli bir Ateizme Doğru

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 8 mayıs 2013)

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinYokluk var mıdır? Evinizin içini dolduran boşluğu gördünüz mü hiç? Bir türlü gelmeyen şu trenin verdiği sıkıntı ya da sizi habersiz bırakan dostlarınızın sessizliği gerçek değil mi yoksa? Tutulmamış sözler, ödenmemiş borçlar… Yokluk da var aslında “var” dediğimiz şeyler kadar. Ama Yok’un varlığı sadece şuurlu insanlar için gerçektir; gelecekten, birisinden cevap bekleyenler için bir yokluktan, eksiklikten bahsedebiliriz… Artık olmayan gençlik yılları ya da henüz gelmemiş olan yaşlılık da bugünün gerçeği değil mi? Hatırlayan, ümid eden, düş kırıklığını ve gelecek korkusunu tatmış her insan için bir “yokluk” vardır, gerçektir ve bugüne dahildir.

Ateizmin ürettiği en kaliteli metinlerinden biri olan Varlık ve Hiç elinizdeki bu kitabın belkemiğini oluşturuyor. Filozof ve edebiyatçı olan Jean-Paul Sartre hiç şüphesiz Batı felsefesinin köşe taşlarından biridir. Varlık, İnsan, Özgürlük ve Ahlâk tasavvuru üzerine yazdığı eseri tanrısız bir ahlâk teorisi. “Geleneksel” dinler ile göbeğini kesmiş bir “iyi insan” arayışı içinde Sartre. Bu arayışın neticesi ateist emir ve yasaklar değil insan fıtratının önemli bir veçhesi, özgürlük şuuru:

“İnsan özgürdür ve bunun farkındadır; bu farkındalık ile, özgürlük ve sorumluluk şuuruyla yaşamaya mahkûmdur.”

Bu bağlamda Sartre gerçek bir ateist: Tanrı karşıtı değil Tanrı-SIZ. Vicdanın sesini duyma gayretinde. Görünmeyen tanrılar ile kavga etmek yerine “görünürde tanrı yok, biz insan olarak ne yapabiliriz?” diye soruyor. Buradan indirebilirsiniz.

Ey Kapitalizm! Kara Sevdam! / Charles Allen ScarboroÜcretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Ne gariptir ki Türkiye’de hemen her kesimden insanı kolaylıkla birleştirebilen bir slogan var: “Kapitalizme Hayır!”. İslâmcı, komünist, ülkücü, Kemalist… Yürüyüşler yapıyorlar. Seminerler düzenliyorlar. “Küresel sermayeye geçit yok!” . İşçilerin sömürülmesinden Afrika’daki açlığa, ortadoğudaki petrol savaşlarından dünyanın kirlenmesine kadar her taşın altından çıkan bir düşman bu. İyi ile kötü arasında bir çizgi çekmek, kötüleri “öteki tarafta” bırakmak… O kadar kolay mı?

“Ah keşke her şey o kadar basit olsaydı. Bütün kötülükleri içi kararmış birileri yapsaydı ve bütün mesele onları bulup yok etmekten ibaret olsaydı. Ne var ki İyi ile Kötü arasındaki çizgi her insanın kalbinden geçiyor. Kim kendi kalbinin bir parçasını yok etmek ister?” (Soljenitsin)

Okuyacağınız bu kitap insanların para ile, tüketim ile kurdukları ilişkiye ışık tutuyor. Charles Allen Scarboro’nun Karl Marx ve Max Weber’in fikirlerinden de isitifade ederek hazırladığı özgün bir çalışma. Scarboro İstanbul’da yaşayan bir Amerikalı. Akademik birikiminin yanı sıra kapitalizmin anavatanından gelmesi, “içimizde yaşayan bir öteki” olması bu kitaba ayrı bir lezzet katıyor. Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar

İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Kitap tanıtan kitap 3

İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinSöz yıkar şiir imar eder

İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…Buradan indirebilirsiniz.

Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) Biz buna “pozitivist iman” diyoruz. Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız Mehmet Bahadır her zamanki nazik üslubuyla “kral çıplak” dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinHalkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008’de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99’un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinEtnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinDerin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden? Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok. Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinKitap Tanıtan Kitap 2

Kitap tanıtan Kitapların birincisi kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…Buradan indirebilirsiniz.

Ölümden Bahseden Kitap

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinÇocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinİnsan’sız Sinema Olur mu? Elinizdeki bu kitabı Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır. Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinÖyküler (Suzan Nur Başarslan)

“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”

Son romanı Bela’dan da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen, fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

Roman nedir? Nasıl Yazılır?

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinRoman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Değerli yazarımız Suzan Nur Başarslan Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinİslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Zaman Nedir?

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ” diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câzMesnevîMakasıt-ül Felasife Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinZaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik. Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?

Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın NE? olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce NASIL? olduğuna baktık bu ilk makalelerde. NE? ve NASIL?soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. Buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinEvet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz.

Kitap Tanıtan Kitap 1

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinKitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var. Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinKendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinGazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu? Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk… Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinAlaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970’lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinDerin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir? Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına”kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır 🙂

Liberalizmin Kara Kitabı

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinLiberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARIda var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinMaymunist imanla nereye kadar? (Tartışma)

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşkyoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki… Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin epistemolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Derin Göz

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 6 Nisan 2014)

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinİnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … Buradan indirebilirsiniz.

Ermeniler ve Türkler

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Ermeni kimliği var oldukça 1923 model Türk kimliği bozuk bir makine gibi gıcırdamaya devam edecek. […] Neden bize bu kadar benziyorlar? Pastırması, sucuğu, yaprak dolması, müziğiyle, gelenekleri, ailelerine bağlı oluşlarıyla bir de Türk’ten daha fazla Türk mü onlar? Yoksa bu mu bizi sinir eden? […] Artık Anadolu insanının %100 safkan Türk olmadığını, tersine bütün bu etnik unsurların karışımı ve mirasçısı olduğunu idrak etme vakti gelmedi mi? Artık TEK BİR “BİZ” olduğunu, atalarımızın bir kısmının Kürt, diğer bir kısmının Rum, Gürcü, Arap, hatta ve hatta Ermeni olduğunu idrak etmemiz gerekmiyor mu? Buradan indirin.

Yahudi oldukları için mi zalimler?

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinİsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor!

Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederim Filistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. Buradan indirebilirsiniz.

Eşcinsellik ve Biz (Tartışma)

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinErkeG milletiz biz. Öyle kolay kolay ağlamayız. Karımıza, kızımıza yan bakanın gözünü oyarız ama “başkasının” kadınına da sarkıntılık ederiz. Maçlarda kaybeden takıma “bineriz”. Aşk bizim ağzımızda şiddet ile birleşir, kirlenir. “At, avrat, silah” deriz. Kadın’ı yani insan’ı şeyleştirerek, cisimleştirerek severiz. Kullanırız. At gibi. Silah gibi.[…] Böyle sapık bir mercekten bakarak eşcinsellerin sapık olduğunu söylemek ne derecede inandırıcı? Son günlerde Derin Düşünce sayfaları verimli bir tartışmaya sahne oldu. Düşe kalka da olsa eşcinsel okurlarımızın yardımıyla konuyu biraz olsun “içeriden” anlama imkânı bulduk. Kitabı buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Ak Kitabı

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın”çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Para Yenir mi?

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinİnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar “vahşi doğadan” bile daha vahşi bir kirletme özgürlüğünün(!) kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı… Buradan indirebilirsiniz.

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin“…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…”

Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. Buradan indirin.

Türkiye bölünür mü?

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız. “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin” demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*) İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

Derin İnsan

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan, Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz.

Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinSuzan Nur Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor. Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinDevlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor. Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinAmerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

 

musluman-zamanla-imtihan-surum-2 Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinMüslüman’ın Zaman’la imtihanı 

(Gözden geçirilmiş 2ci sürüm, 5 Mayıs 2016)

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmeninbedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 122 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

Bir pozitivizm eleştirisi

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinHayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı” karşılaştırdığımızda hiç yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü. Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor. Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericiliklebağnazlıkla suçlanabiliyor. Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı buradanindirebilirsiniz.

“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin“Ötekilerin” gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, “ötekilerin”bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. “Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?” diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. Buradan indirin.

Zorunlu Askerlik Gerekli mi? (Tartışma)

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinZorunlu Askerlik bir çok insanımız için bir görev ama aynı zamanda bir çile. Ülkemizi savunmanın daha akıllıca bir yolu yok mu? Bu konuyu yaklaşık bir yıl boyunca tartıştık. Üç makale işaret fişeği görevi yaptı. Yüzlerce okurumuz değişik önerilerde bulundu. Kimileri “aman dokunmayın, böyle çok iyi” derken askerliğini yapmış olan arkadaşlar tecrübelerini paylaştı. Evet, belki de ilk defa bu konu gerçekten muhatabı olanlara yani Türkiye’nin vatandaşlarına soruluyor. Zorunlu askerlik gerekli mi? Bir yıllık kolektif çalışmanın ürünü olan bu 276 sayfalık kitap konuyla ilgili herkes için birinci elden bir bilgi kaynağı. Buradan indirebilirsiniz.

Kadın hakları ve Kemalizm

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Türk solu iktidar olur mu?

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinKendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün. Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

Baudolino (Umberto Eco) Suzan Başarslan

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirinYazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir. İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın

Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Türkiye’de ve Dünyada Başörtüsü Raporu-2009/2010

”Türkiye’de ve Dünyada Başörtüsü Raporu-2009/2010″ adlı bu çalışma son iki yıl süresince en çok konuşulup, tartışılan temel sorunlarından biri olarak karşımızda duran başörtüsü yasağına dönük bir dökümantasyon çalışmasıdır. Raporun ana omurgasını, iki yıllık süreçte başörtüsü eksenli yaşanan hak ihlalleri ve buna karşı sergilenen tutumların, davranışların ve tavırların kronolojik bir sırada aktarıldığı almanak tarzı bir arşivleme çalışması oluşturmaktadır. Raporun sadece yasak uygulamalarından ibaret kalmaması; soruna dair gösterilen tepkilerin, politik aktörlerin demeçlerinin ve yasak karşıtı çeşitli etkinliklerin de yer alması; konu etrafında oluşan gündemin ana hatlarıyla aktarılarak, dönemin genel fotoğrafını çerçeveleme kaygısıyladır. Böylece araştırmacılar, bugün ve ileride başörtüsü sorunu etrafında yapacakları çalışmalarda, Türkiye’de ve dünyada başörtüsü sorunu etrafında 2009 ve 2010 yıllarında yaşanan gelişmeleri, oluşan gündemi izleme imkânı bulabileceklerdir. Raporu buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

  1. 24 Yorum

  2. Yazan:ufuk tan Tarih: Nis 8, 2010 | Reply

    Demokratlığın önemi burada ortaya çıkıyor.Evrensel bilim kurallaraı dogmalara dayandırılamaz.İkincisi,her insan özgürdür ve bu özgürlük ona kendi bedeninin kullanım hakkını verir.Yaradılış bile tek düz bir çizgi olarak kabul edilemez,yoksa neden renkli yada uvuzlarımız eksik olarak dünyaya geldiğimizi açıklayamayız.Dini inancınıza göre eşcinselliği günah yada kendi cemaatinize yasak koyabilirsiniz.Bir ölçüde makuldür.Ama bunun için insanları rencide edici aşağılayıcı eylemler yaparsanız,inancın sorgulanmasınada neden olursunuz.Ben kendimi böyle hissediyorum ve böyle yaşamak istiyorum diyen insanların,öyle yaşama hakları vardır.21. yüzyılda insan haklarının geldiği nokta bunu gerektiriyor.Kadını hala birey olarak kabul etmeyen bir zihniyetten bunu beklemek abes gelebilir.Ama erkek egemen zihniyetin baskısı altında yaşayan bir kadının bunu sorgulamasıda gerekir.İnsan neslinin tükeneceği tezine gelince,eşcinsellik canlılar var olduğundan beri görülen bir eylemdir dünyada.Bu gün dünyanın nufusu altı milyarı geçmiştir.yani tutarlı bir tarafı yoktur.Eşcinselliğin yagınlaşağı iddiasıda gülünçtür,çünkü eşcinsellik bulaşmaz.Dünya nufusunun yakşaşık yüzde onuna tekabül eder glbtt bireyler.Cinsel yönelimleri dışında da her kes gibidirler.Ve son olarakta eşcinsellik özentiyle ortaya çıkmaz,doğuştandır.Bu konudaki bilimsel araştırmalar incelenebilinir.Hastalık değildirki tedavisi olsun,aile içinde yaşanan sapıklıkları-enset ve tecavüzleri-eşcinseller arasında göremessiniz.Sadece kendi gibi olanlarla birlikte olurlar.Ve onlara aşık olurlar.Bu kadar…

  3. Yazan:yağmur deniz Tarih: Nis 8, 2010 | Reply

    @Ufuk Tan,eğer yanlış anlamazsanız birşey sorabilir miyim?Kesinlikle sizi hesaba çekmiyorum ama bu kadar net konuştuğunuz için merak ettim.Eşcinsel misiniz?Eğer eşcinselseniz,sizi konu edinen bu tür yazılar altında yorumcu olmanız zenginliktir.

  4. Yazan:MY Tarih: Nis 9, 2010 | Reply

    “Eşcinsel ve Eşcinsel İlişki Ayrımı” mühim, bir sey OLMAK suç olamaz bence. Eger dogustan gelen bir durum veya genetik vb bir bozukluk varsa bundan dolayi bir insan suçlu tutulmamali.

    Hele ki devletin bu durumdaki insanlara ayrimcilik yapmasi kabul edilemez.

    Eger bir sey YAPMAK ise durum yine karisik. Zira “escinsel iliski” yapan “normal” erkekler de olabilir. Tipki zina gibi. Bunun sahidi, mahkemesi vb hiç kolay degil. Islam’daki zina kosullarini (4 sahit) da biliyoruz.

    Demek ki karsi çikilabilecek olan sey escinsellik degil genel haliyle HAZCILIK ve bunun medya eliyle dayatilmasi olmali. TV’de “normal” kadin-erkek iliskisi çerçevesinde yapilan anormalliklere verilecek cevap ile escinsel hazcilik’a ayni cevap verilebilir.

    Ama gerek Türkiye’de gerekse Dünyada bir çok ikiyüzlülük var. Mesela bizde çocuklarin evlendirilmesi, baslik parasi, berdel, kanli çarsaf gibi saçmaliklara karsi adam gibi bir durus sergilemiyoruz. Bu sebeple escinsel hazcilik’i ötekilerden ayirip tek basina tü-kaka demekle çok fazla yol alamayiz.

  5. Yazan:eg Tarih: Nis 9, 2010 | Reply

    mehmet sorunun hazcılığa indirgenemeyecek kadar kompleks olduğuunu düşünüyorum.hazcılıkla mücadele elbette bu işin bir tarafı ama bir diğer tarafı bunun nasıl tanımlanacağı sorusudur. beni burada asıl ilgilendiren şeyi kısaca açayım:
    “eşcinsel olmak” demişsin ya, bu “olmak” eyleminin gerçekten genetik olarak doğuştan mı yoksa sonradan mı geliştiği konusunda elimizde bir kriter yok. bilimsel jargona inansak dahi, o jargon içinde de bir uzlaşma yok. ama diyelim ki genetik olarak doğuştan geliyor. ve yine diyelim ki bunu bebekken ya da çocukken bilebileceğeimiz objektif ölçütler de var.şimdi bir genetik hastalığı olan insanlar o genetik hastalığı “böyle gelmiş o zaman bunun tedavisini yapmam gerekmez” gibi mi geçiştiriyorlar; yoksa tedavi yoluna mı gidiyotrlar? bu noktada eşcinsellikle ilgili tartışmaların ana odağı burasıdır bence. yukarıda bahsettiğim “net ölçütlere” göre çocuğunun genetik olarak eşcinsel olduğunu öğrenen bir aile “hmm çocuğum ikinci cinsten birine ait değilmiş, üçüncüye aitmiş. o zaman onu o şekilde yetiştireyim ve sonra nasıl istiyorsa öyle yaşasın” şeklinde bir tepki mi verir, yoksa bunu tedavi ettirmek için mi uğraşır? bu soruya dürüst cevap verecek her ebeveynin cevabının (çok çok çok küçük istisnaları belki vardır bilemiyorum) kesinlikle ikincisi olacağından eminim. o zaman kuran’ı kerim açısından kesinlikle fıtrattan sapma olan bir eğilimin, ne şekilde olursa olsun tanımlanması ve buna uygun bir tavır belirlenmesi önemlidir diye düşünüyorum. eğer yukarıdaki soruya ilk cevabın verilmesi gerektiğini, okullarda, toplumda bu yönde eğitimlerle destek çıkılması gerektiğini düşünen varsa, ben her türlü demokratik düzlemde bu cevapla mücadele etmeyi kendime borç bilirim. bu yüzden eşcinsel eşcinsellik ayrımını kurdum. zira liberal demokrasi eşcinselliğin normalleştiği ve bu normallğin toplumsal düzlemi dönüştürmeyi amaç edindiği bir özgürlük anlayışına eğilimli. ve dediğim gibi bu ilkesizlik için bir insanın her türlü “sapkınlığı” genetik düzleme indirgeyip kabulünü istemesinin önünü açan birşey olarak sonu çukurda bitecek bir eğilimdir.

    ikinci noktaya gelelim: ilk yorumu yazan, eşcinselliğin yaygınlaşamayacağını söylemiş. halbuki bunun böyle olmadığını batı toplumuyla birlikte yavaş yavaş bizim toplumumuz da yaşıyor. normal bir insan olduğu halde hazcı sapkınlıktan dolayı bir süre sonra kendine “biseksüel” denen tipler türedi. medyanın büyük bombardımanıyla bu eğilim de son derece normalleşti. bir süre sonra bunun da doğuştan geldiğini ve kabulünün gerektiğini iddia edip, hem kendi cinsiyle, hem öteki cinsle evlenme ruhsatı istenirse bence hiç şaşırmayın derim ben size. zira ilkesizlik böyle birşey. ayrıca eşcinseller sadece aşık olduklarıyla birlikte olurlar sözünün de herhangi bir gerçekliği yok. eşcinsel fuhuşun ne kadar yaygınlaştığını görmek bile bunun yanlış bir genelleme olduğunu bilmek için yeterli.ve bu fuhuşta büyük oranda eşcinsel olmayan ama sapmış erkekler müşteri pozisyonunda. bunu normal fuhuşla aynı durumda görüyorum burası yanlış anlaşılmasın. normal cinsle fuhuş neyse diğeri de odur. ama diğerinin aynı zamanda bir başka yola da (aslında eşcinsel olmadığı halde bir süre sonra nefsinin çukurlarını keşfetmesi haliyle fıtraten sapmaya)zemin hazırladığını düşünüyorum.

    bir de mehmetçim sana bir itirazım daha olacak. zina ile ilgili 4 şahidin ve belirlenmesi imkansız bir durumun ima edilmesi adeta Allah’ın, tabirimi mazur görün bir eliyle yasakladığını, diğer eliyle serbest bırakması demektir ki bu bence hiç doğru olmaz. kaldı ki artık fuhuşun hem heteroseksüel hem de homoseksüel bazda bu derece yaygınlaştığı ve kurumsallaştığı bir dünyada “zina için 4 şahit lazım, bunu da bulmak kolay değil” argümanları çok doğru argümanlar değil… kaldı ki müslümanlar önce tavır belirlemeliler. ahlaki, insanî tavır. işin hukuk kısmı bundan sonra gelecek birşeydir. yoksa kimsenin kimseyle girdiği ya da girmediği ilişkinin gözcüsü gözlemcisi olma isteğim yok. sadece bu noktada müslümanların tavrının ve duruşunun çok önemli olduğuun düşünüyorum. zira uçurumun kenarındayız ve liberal demokrasiye tutunursak kendisiyle birlikte bizi de uçurumdan aşağı sürükleyecekç elimizde ne din, ne ahlak birşey kalmayacak bundan korkarım…selamlar

  6. Yazan:Umit Erdal Tarih: Nis 9, 2010 | Reply

    Bence İslami olarak eşcinselliği bir hastalık değil, sadece bir günah ve fıtrattan sapma olarak görmekte bir çelişki var. Bir davranış, eğer fıtrattan sapkınlıksa, bunun ruhsal bir hastalık olarak değerlendirilmesi gerekmez mi?

    Ayrıca eşcinsellikle ilgili esas problem, doğuştan genetik olarak eşcinselliğe eğilimi olan insanlar değil. Bunların sanıyorum oranı çok düşüktür. Esas sorun, insanların kendi tercihleriyle eşcinselliğe girmesi.

    Eşcinselliğin bulaşıcı olmadığı iddiası doğru değil. Eğer eşcinsellik genetik veya bedensel bir hastalık olsaydı, bulaşıcı olmazdı. Ama esas sorun insanların kendi tercihleriyle, hiçbir zorlayıcı neden olmaksızın eşcinsel ilişkiye girmesi. Bunu bedensel bir hastalık gibi değerlendirmek anlamsız. Bu sosyolojik bir sorun. Nasıl ki, hiçbir faydası olmayan bir moda, insanlar arasında çok hızlı bir şekilde yayılabilirse, eşcinsellik de eğer meşru görülürse, hazcı bir toplumda çok hızlı bir şekilde yayılabilir.

    Eşcinsel ilişki özgür bir tercih olarak yapılması durumunda, neden sapkınlık veya ruhsal bir hastalık olarak sayılıyor? Bazı insanlar, bunun bir özgürlük alanı olarak, bir hak olduğunu söylüyorlar. Bu insanlara göre, sapkınlık relatif bir değerlendirme. Bu değerlendirme, faşist ve baskıcı tutuma sebep olur diyorlar.

    Ben buna katılmıyorum. Eşcinselliğin sapkınlık veya hastalık olarak nitelendirilmesi, faşist veya baskıcı bir tutum değildir. Eşcinselliğin bir özgürlük hakkı olduğunu düşünenler, sapkınlık olgusunun tamamen relatif olduğu, yani objektif olmadığı varsayımına dayanırlar. Eğer bu hakikat olsaydı, bu varsayıma inanan insanlar için, tek bir sapkınlık örneği dahi olmaması gerekirdi. Eğer ki, bu kişiler için bir tane sapkınlık örneği dahi varsa, kendi varsayımlarıyla çelişmelerinden dolayı, o varsayımdan çıkardıkları sonuçlar da yanlış olurdu.

    Dolayısıyla, eşcinselliği özgürlük olarak gören insanlara çeşitli sapkın davranış örnekleri gösterip, bunun meşru özgürlük olup olmadığını sormak lazım. Eğer bir tanesinin bile, meşru olmadığını söylerlerse, o zaman kendi varsayımlarıyla çelişmiş olurlar.

    Mesela bu kişiler, şunların da meşru bir özgürlük olduğunu düşünüyorlar mı:

    – Hiçbir zorlama içermeyen ensest ilişki
    – Hiçbir zorlama içermeyen sadomazoşist ilişki
    – Hiçbir zorlama içermeyen karma çok eşlilik

    Bunlar hep cinsellikle ilgili oldu. Fakat cinsellik dışı sapkınlık örnekleri de sunulabilir:

    – Gönüllü kölelik ilişkisi (sadizm ve mazoşizm)

    Ayrıca tamamen gönüllü pedofili de bence bu örneklere eklenebilir. Buna karşı şöyle bir itiraz yapacaklardır: Çocuklar tam yetişkin olmadıklarından, kararlarında özgür değildirler. Ama bu durumda da, yetişkinlik nedir, sorusu ortaya çıkar. 15 yaşındaki bir çocuk 20 yaşındaki bir kişiden daha az özgür olmak zorunda mıdır gerçekten? Mümkündür ki, bir çocuğun akli ve ruhsal yetkinlikleri, kendinden yaşça büyük bir kişiden çok daha gelişmiş olsun. Bu durumda, bu çocuklar için pedofilinin kısıtlanması da, meseleye sapkınlık kavramını reddeden özgürlük anlayışından bakanlar için, bir özgürlük kısıtlaması olmalı.

  7. Yazan:MY Tarih: Nis 9, 2010 | Reply

    Sevgili Enver,

    Yazacaklarim bir cevap degil bir soru. Bu niyetle okumani temenni ediyorum 🙂

    Evvela ALLAH’in hukuku ile devletin hukuku arasinda bir çizgi var. Yani insanlarin kurdugu hukuk sistemleri genel olarak devleti ve toplumun ekonomik hayatini koruyor. Gerçekten kul hakkini korumayi hedefleyen hukuk yapisi yok (Müslümanlar için Asr-i Saadet düsünülebilir belki).

    Bu elestiri bugün liberallere yöneltilebilir. Mesela Dünya Ticaret Örgütü çocuk haklarini, dogayi korumaz ama telif haklarini korur.
    Dogayi kirleterek ya da çocuk isçileri sömürerek üretilmis bir malin dolasimi serbesttir ama telif haklari ödenmemis bir mal gümrüklerde polise takilir, bunu satan yargilanabilir. Demek ki beşerî hukukun sponsoru patrondur ve paradir.

    Ama aslinda bu “iki yüzlü hukuk” sadece liberallerin sorunu degil. Gerek 18 ve 19cu yy’da yayginlasan ulus-devletler gerekse daha önceki imparatorluklarda vardi bu mesele.

    Mesela ingiltere’de sendika kurmak suçtu, ABD’de komünist olmak suçtu, Türkiye’de zorunlu askerlige karsi olmak hâlâ suç, Kürtçe konusmak suç idi. Fransa’da azinlik dilleri yasakti 1940’lara kadar.

    imparatorluklara geri gidecek olursak Sultan’a, krala itaati reddetmek suç idi. 1500’lerde Ispanya’da Müslüman veya Yahudi olmak suç idi. Cezasi ölümdü. Fransa’da St Bertelemy katliami sirasinda protestan olmak suç idi.

    Yani bir devletin suç kabul ettigi seyler ile ALLAH’in suç kabul ettigi seyler arasinda her zaman bir uçurum oldu.

    Bunlarin isiginda escinsellik konusuna daha net bakabilecegimizi umuyorum. Zira senin, Ekrem Senai’nin, Cemile, Özlem Yagiz ve Cuvaldiz gibi dostlarin bilgisinden ve düsünce gücünden daha fazla istifade etmek isterim.

    Sahsen saglam bir durus bulabilmis degilim. Mesela PKK veya Zorunlu Askerlik gibi konulardaki kadar “derine” inEmedik bu konuda.

    Sonsözü aceleyle söylemek, konuyu kapatmak escinsel olsun olmasin herkese zarar verir.

  8. Yazan:kacakkova Tarih: Nis 9, 2010 | Reply

    sevgili enver,
    “escinsel olmak” ile “escinsel iliski” arasinda gelistirdigin ayrim mantigi bana biraz tehlikeli görünüyor. cinsellikle ilgili ya da degil, “öyle olmak”la “öyle olmanin yasanmasi” arasindaki farki kategorize edilecek bir soruna dönüstürmek “yasa koyucu” metinler acisindan isleri kolaylastiriyor olabilir, ama zaten mesele “yasa”nin bizzat kendisiyle ilgili bir zemine gelip dayaniyorsa bu kolaylik teorik olarak cikilmaz bir yoldur. buradan “müslüman ol” ama “müslüman gibi yasama” dusturuna gecmeyi engelleyecek bir yol düsünemiyorum. birey nezdinde aliyorum bunu. cinsiyetin ve cinselligin bir yapinti olarak politik bir mesele oldugunun sir olmaktan ciktigi zamanlardayiz.dogadan ve dogal olandan söz ettigimizde de normatif bir düsünceden hareket etmis oluyoruz. doga, orada öylece “dogal olarak” isaretleyebilecegimiz bir kerteriz noktasi degil.bu yüzden cinselligi ve cinsiyeti ariza, sapma, hastalik, günah ve kötülük zeminine soktugumuzda dogaya isaret etmenin ayricaligi da yok. baska bir düsünceyle, yine tutarli olarak ayni sekilde bu sapmanin dogal oldugu da kanitlanabilir. meselenin, ilkesizlik ve ahlak-disilik ekseninde alinirsa herseyin mesrulasacagi bir zemine kaymasi kaygisiyla düsülmesi de dogru degil.”cinsiyet belasi”ni tartismak, bir ilkesizlik talebi ya da ahlakdisilik talebi üzerinden düsünülecek bir konuya dönüstürülmemeli bence. burada ortaya cikan sey ilke’nin ve ahlak’in kendisiyle iligli bir tartisma zeminidir.bu noktada bana öyle geliyor ki, baska seylerden daha cok, cinsellik, cinsiyet ve cinsel fark meselesi üzerinden fitrat’i belirleyen kuran’in bir metin olarak ontolojik ayricaligini düsünmek zorunda olacagimiz bir noktadadir.”ben bunu tartismam” denebilir, ama oradan nereye gidilir emin degilim.hastaligin, sapkinligin, günahin iyilestirilmesi, düzeltilmesi, cezalandirilmasi geekir, sonucta.
    muhabetle diyeyim simdilik, konudan uzaklasmadim umarim.

  9. Yazan:eg Tarih: Nis 9, 2010 | Reply

    sevgili kacakkova
    kur’an’ın ontolojik ayrıcalığı müslümanlara göre mutlaktır. demokrasi konuşuyorsak, demokratik toplumda müslümanların yeri ve kendilerini ifadesi üzerine de konuşmak zorundayız. bakınız mesela modern ideolojilerin hepsi ve yanısıra liberalizm laiklik denen ucube ile dine inanan insanların tümünün toplumsal yapının oluşturulmasında söz sahibi olma hakkını iğdiş ediyor. ama liberalizm tüm din ve dindarlara karşı iğdiş ettiği bu hakkı, cinsellik açısından en marjinallere vermekte bir sakınca görmüyor. yani kimse eşcinsel, eşcinsel ilişki ayrımı; müslüman ile müslümanca yaşamak ayrımını çağrıştırır, o zaman onu da talep edemezsin demesin. zira zaten fiilen müslüman-müslümanca yaşam birliğini bitirmiş bir dünyadan bahsediyoruz.

    eğer gerçekten demokratik bir toplum oluşturacaksak; birisi bana “sen her konuda benim düşündüğüm gibi düşüneceksin” diyemez. bir müslümana göre kur’an ontolojik ayrıcalıklıdır ve müslüman, yaşadığı toplumda bu durumun görünür kılınması ile ilgili her türlü demokratik hakkını kullanabilmelidir. ama başörtüsünü serbest bırakmaktan aciz, ya da okullarda takılan dini sembollere yasak getirmekle uğşaran bir liberal toplumun geldiği yerin pedofiliye özgürlük olması gerçekten acıdır. demokratik toplum liberal toplum değildir. demokratik toplum karar mekanizmalarında ve oyunun kurallarında insanların hepsinin söz sahibi olduğu toplumdur.liberaller oyunun her kuralını belirlemişler, ne yasak ne özgür tüm kuralları koyup, sonra kendi kurallarını insan hakları dairesi içinde korur hale gelmişler, ama dindar insanların haklarını “insan hakları” kategorisinden çıkarmışlar…norm koymuşlar sonra dindara buna uygun hareket etme “özgürlüğü” vermişler.

    şimdi demokratik bir toplm için eşcinsellik karşısında müslümanın tutumu ne olur sorusuna basit bir örnek vereyim… diyelim ki devlet, eşcinselliğin normal birşey olduğu, okullarda bu normalliğin benimsetilmesi gerektiği, medyada bu eğilimin propogandası için gerekenin yapılması gerektiği ile ilgili kararlar almak istiyor olsun. o devlette ben de yaşıyorum. dolayısıyla birilerinin açmak istediği kimi kanallarla ilgili benim de söz sahibi olma hakkım olmalı. mesela eşcinselliği normal kabul eden ve propogandasını yapan okullarda çocuğumu okutmama; eşcinselliği normalleştiren medyaya karşı, bunun başka açılardan “karşıt” yorumlarını yapabildiğim medyayı kurma; hukuki normlarda anayasa ve yasalarda kendi duruşumu yansıtma hakkım vardır. bu demokratik bir toplumda tartışılır ve ortak bir paydada anlaşılabilabilirse hukuki norma haline de gelir. ama hukuki norma haline gelmiş birşeyin dahi eleştirisi yapma hakkım bakidir. dünyada liberal demokratların en büyük sorunu, liberalizmin merkezini belirlediği oyun kuralları ve normlarına uymayan, karşıt duran insanları demokrasi dışına atma eğilimleridir. halbuki liberal eğilimler, aynen müslüman eğilimler gibi demokratik toplumda eğilimler içinde bir eğilimdir ve buradan çıkacak hukuki normlar ancak karşılıklı diyalogla oluşur. yoksa “kuralları ben belirledim, sen buna uymak zorundasın” diyen liberalizmin dehşetli despotizmiyle değil! yarın pedofiliyi , öteki gün biseksüelliği, ondan sonraki gün de başka bir sapkınlığı insan hakkı haline sokarsa liberaller, bize onların bu kararına saygı duymak mı kalıyor demokratik anlaşıyta? tam tersi…bütün varlığımla bu anlayışın karışısında olacağım elbette.

    şimdi konunun özü ortaya çıkıyor. beni eşcinsel bir kişinin ne yaptığı, ne yapmadığı zerre kadar ilgilendirmiyor. onlara zulm edilmesine de tüm gücümle karşı olurum. ama fikrim ve inancım gereği eşcinselliği yaygınlaştırıcı, normalleştirici kanalları tıkamak yönünde demokratik ve ahlaki muhalefetimi de sonuna kadar yaparım. demokratik toplum böyle oluşur. yoksa bırakınız yapsınlar bırakınız etsinlerle, emin olun bir süre sonra her türlü sapkınlığı “bu bir insan hakkıdır, doğuştandır, psikolojiktir vs” diyerek meşrulaşturma imkanı doğar. bense bir müslüman olarak demokratik hakkım olan muhalefeti sonuna kadar bunların meşrulaştırılamaması için kullanacağım…şimdilik bu kadar. selam ve muhabbetle…

  10. Yazan:Aysenur Tarih: Nis 9, 2010 | Reply

    yazıyı cok begendimi ifade etmeliyim. gunlerdir uzerine duşundugun bir konudur ve bu yazıyı dusuncelerimin tam karşılıgı olarak goruyorum. deyim yerindeyse sap ile saman’ı ayırmanın en buyuk problem oldugu günümüz dunyasında, bu yazı tam olarak sap ile saman’ı ayırmayı cok iyi bilmiş bir yazıdır. teşekkurler…
    selametle

  11. Yazan:ufuk tan Tarih: Nis 9, 2010 | Reply

    Eşcinsellik yine tercih meselesine dönüşmüş,bir defa eşcinsellik tercih değil yönelimdir.Eşcinsel olmayanlar eşcinselliği tercih etmezler,nasılki eşcinseller karşı cinse ilgi duymuyorlarsa,heterosexuallerde kendi cinslerine ilgi duymazlar.Eşcinselliğin çoğalması nufusla orantılı olabilir.Türkiye’de de görünürlük arttığı için,sanki özentiyle ortaya çıkmış gibi görünüyor.Düşününki eşcinsel olduğunuz için öldürülebileceğinizi görüpte- bunun örnekleri çoktur-kendinizi açığa çıkartabilirsiniz.

    Çocuğunuz eşcinselse bunu değiştiremessiniz,bir çok aile çocuklarını tedavi ettirmeye çalışmıştır.Bu sadece çocuklarının dahada bunalıma girmesine neden olmuştur.Bu doğada vardır.Nedeni ne olursa olsun,bunu bir ahlak sorunu gibi ele almak yanlış olacaktır.Erkek egemen düşünce tarzına göre,bir erkeğin kadın emareleri göstermesi(eşcinsellerin hepsi kadın gibi değildir) onun aşağılanması anlamına geliyor.Buda erkek egemen zihniyetin kadına bakışı ile doğru orantılıdır.

    Eşcinsellik üçüncü cins değildir.Onlarda kadın ve erkektirler.sadece cinsel yönelimleri farklıdır.Buda onları diğer eşcinsel olmayan insanlardan daha aşağıda yapmaz.

    Bisexuallikte eşcinselliğin içine girer.Hem kadınlardan,hemde erkeklerden hoşlanan insanlardır.Bunlar birer olgudur.Yok sayamassınız,hasta deyip tedavi için uğraşamazsınız,sapık deyip linç kampanyaları düzenleyemessiniz.

    Eşcinsel haklarını savunan denek veya dergilerin sitelerine bakarsanız,ne olup olmadığını daha net anlayabilirsiniz.

    Son olarak,yine tekrarlıyorum eşcinselliği dini inançlarınız gereği,günah sayabilirsiniz.Ama bunu doğaya aykırı bir şey gibi gösterip cadı avı başlatırsanız,yirmi birinci yüzyılda ağır insan hakları ihlalleri yaşatırsınız.İnsan kendi bedeninin istediği gibi kullanmakta özgürdür.Fuhuşa gelince bu toplumsal bir sorundur,ekonomi ile yakından ilintilidir.

  12. Yazan:eg Tarih: Nis 9, 2010 | Reply

    “Bisexuallikte eşcinselliğin içine girer.Hem kadınlardan,hemde erkeklerden hoşlanan insanlardır.Bunlar birer olgudur.Yok sayamassınız,hasta deyip tedavi için uğraşamazsınız,sapık deyip linç kampanyaları düzenleyemessiniz.”

    bakınız kardeşim. nasıl sizin biseksüellik konusunda bir fikriniz düşünceniz varsa benim de var. siz bunun bir sapkınlık olmadığını düşünüyorsunuz, ben de sapkınlık olduğunu düşünüyorum. ama önce yazılanları doğru anlamayı deneyin bence. bu yazıda hiçbir yerde bir cadı avından bahsetmedim. cadı avıyla suçlayanlardır cadı avı yapanların bizatihi kendileri aslında.

    bir eylemi, bir yaşam biçimini kendi düşüncem inancıma göre meşru bulmama, kendi hayatım içinde etkisini minimize etme hakkım son derece demokratik bir haktır. burada müslüman olarak kendi alacağım tutumdan bahsediyorum. kişi olarak eşcinsellerden hiç bahsetmedim bile. beni nasıl yaşadıkları da hiç ilgilendirmiyor. ister kendi cinsleriyle ister her iki cinsle ortaya karışık bir “aşk” yaşasınlar beni ilgilendirmiyor. beni ilgilendiren şey bunun normal bir eğilimmiş gibi bana dikte edilmesi ve toplumsal düzlemde bunun propagandası ve yaygınlaştırılması için her türlü imkanın seferber edilmesidir. eşcinsellik, biseksüellik kapitalizmin haz kültürünün bu derece yaygınlaştırdığı birşeydir efendim. yoksa öyle doğmuş öyle kalmış değildir! hayır efendim bu ne normaldir, ne doğaldır ne de fıtraten doğrudur. sizin istatistiksel sallamalarınız da bana birşey söylemiyor kusuruma bakmayın yani…

    siz eşcinselliğe liberal düzlemden ben de müslüman düzlemden bakıyorum. sizin gibi tanımlamak gibi bir yükümlülüğüm yok herhalde. toplumsal düzlemde karar mekanizmalarında ve bunların hukuka yansımasında da demokratik toplumun ikna mekanizmaları ve diyalog işler hale gelmelidir. ama ben sizden ikna olmuyorum. dahası sizin bakışınızla yukarıda bir yorumcunun dediği gibi dünyadaki hiçbir sapkınlığı eleştirme ya da yaygınlaşmasını engelleme hakkınız yoktur. bu gidişin sonu pedofili partisinin iktidarıdır efendim ben de bu gidişe karşı tutumumu gösteiryorum bu kadar. emin olun bu gidişinizin sonu çukurda biter. pedofili, çocuk pornografisi ve akla hayale gelmeyen diğerlerine..zaten şimdiden biseksüelliğin meşruiyetine gelmişsiniz, tebrik ederim…sonuçta siz ne yaparsanız yapın beni ilgilendirmiyor ama benden (ve benim gibi müslümanlardan)meşruiyetinize destek aramayın derim ben size. bu yazının da ana fikri budur zaten…yoksa tek tek fert olarak ben insanlara cinsleri ile değil tutumları, davranışları, düşünceleri ile bakarım. kimseye cadı avı, zulüm yapmam; benim gibiler de yapmaz merak etmeyin…ama sizin gibilerden pek de emin olamıyorum kusuruma bakmayın. zira bu bakışınızla doğuştan gelen her türlü sapkınlığın meşruiyeti ortaya konabilir.

  13. Yazan:Suat Tarih: Nis 10, 2010 | Reply

    Genis bir zamanda gercekten uzerine uzun uzun konusmak isteyecegim bir kac serhim, daha dogrusu muphem buldugum noktalar var ama genel anlamda Enver Hocam’a katiliyorum.(Bu konuda surada da biraz konusmustuk.)

  14. Yazan:kacakkova Tarih: Nis 10, 2010 | Reply

    sevgili enver,
    düsünce ve ifade hakki ekseninde söylediklerine itiraz etmek istemem. müslüman’in öyle düsünmesini ve bunu ifade etmesini,konunun icinde bu fikir üzerinden tavir gelistirmesini yasaklayacak bir durumun onaylanmasini herhangi bir sekilde kabul edilir bulmuyorum. daha cok düsüncenin ve ifade edilenin kendisi hakkinda bir tartisma yürütmek isterim konu bu olacaksa, cünkü sözün söylenmesi üzerinde hak noktasinda anlasabilecegimizi düsünüyorum.suat hocam da gelecekmis, ben de genis bir zaman bulup sürdürebilirim bunu umarim.nasil bir toplum iyidir, ifade ve düsünce haklarini teslim eden, birarada yasamayi mümkün kilan toplumsallik nedir, nasil kurulur, hangi toplumsallik fikri ve düzenleme bicimi bizi ücbin yilin sonunda geldigimiz bu noktadan cikarir, bunlar elbette tartismanin bir vechesini olusturuyor.bunlari da ertelememek, somutun icinden bazi cikis noktalari üzerinde düsünmek ve tartismak gerek.verili tolumsal dünyanin sorgulanmasi, ona karsi direnc gösteren farkli toplumsal fikirlerin ve tasarilarin da bu zeminde irdelenmesi gerektir.”kimlik”lerin (cinsel, etnik, kültürel, dinsel vs.) argümanlarini nasil alacagimiz bu noktada bir sorun günümüzdeki “kimlik politiklari” acisindan. bu politika, liberalizm dolayisiyla aksi iddia edilse de hem kendi icinde sorunlar tasiyor hem de kimliklerin kendi sinirlariyla ilgili temel bazi seyleri dista birakmayi getiriyor beraberinde.escinsel ol-escinsel gibi yasama düsünceni tehlikeli bulmamin bir sebebi de bu. son yorumda söylediklerinden bakinca, escinsel olarak yasamaya da hak olarak itiraz etmeyecegini fakat buna karsi bir fikirden hareketle bu varolus bicimine itiraz edecegin, bundan sakinacagin bir zemin olmasini istedigini düsündüm. benim buna itirazim yok.yine de bunda bir sorun var diye düsünüyorum.irka, cinsiyete, kültüre, dine dayali ayrimcilik üretmekten nasil sakinirsin/nasil sakinilir böyle yaparak, mesela cocugunu escinsel bir cocugun okudugu okulda okumaktan, kendini escinsel birinin calistigi yerde calismaktan almakla ilgili bir tavri, nasil kabul edilir kilariz bilmiyorum.liberal ütopya bize farkliligin zenginlik oldugunu, sen bana karisma ben sana ilismeyiyim, sorun varsa cesitli kompartimanlar yapalim, herkes knedi yerinde yasasin hicbir sorunumuz kalmaz düsüncesini vaaz ediyor da, kimliklerin ve toplumsal ideallerin sisede durduklari gibi durmadiklarini es gecememizi isteyerek yapiyor bunu sanki.yukardaki yorumda yine de sürdürmek istedigim tartisma bu degildi.yine de demokratik tutum acisindan, bir ayrimcilik zeminine düsmeden, ayrimcilik yapmadan, kendini escinsel varolusun oldugu yerlerden, escinsel olandan ayri tutma hakkini nasil temelendirecegini merak ediyorum.kura’in ontolojik konumu meselesi ise, elbette bununla sinirli olmayan bir konu, ama ben dedigim gibi “cinsiyet belasi”nin bu ontolojik ayricalik konumuyla ilgili sinirlara iliskin bir tartismayi gündeme soktugunu düsünüyorum. kisaca söyleyeyim, sonra devam deyim buna: ben herhangi bir düsüncenin, fikrin, inancin kendi icinden “ontolojik ayricalik” talebinin kategorik olarak engellenmesi gerektigini düsünüyorum.bu cünkü teorik olarak imkansiz bir ayricaligin bir sekilde baskasina yasaklanip birilerine verilmesi demek.aydinlanma düsüncesi bu ayricaligi akla, bilime veriyor, vermek istiyordu, ki bilim dinle girdigi catismada elde ettigi zamansal güc ve iktidarla ontoloji konsunda düne kadar tek yetki sahibi gibiydi.marksistler diyalektik materyalizm ile hem doganin hem de toplumun, yani hem gercek’in hem düsüncenini ayricalikli bir bilgisine, düsünce yöntemine sahip olduklarini söylüyorlardi. sovyetler birliginde escinsellik konusunda bu dedigine benzer bir bakis bilimsellik fikri icinden hem temellendirildi hem de uygulandi.sunu demek istiyorum, eger söylem analizinin bir anlami olacaksa, dönüp kullandigimiz dili düüsncelerimizin varlus zemini olarak kendi icinde sorgulamak gerekecekse, ontolojik ayricaligin kendisi bir sorundur.sahsen bu ayricaligin teorik olanaksizliginin dil-düsünce-gerceklik üzerine günümüzdeki bazi bilgilerle ve tartismalarla gösterilebilecegini, derinlestirilebilecegini düsünüyorum.buradan döneyim konuya, ayrimcilik sadece tavirlarla mi ortaya cikiyor, yoksa bizzat dilin kendisinde mi üretiliyor.yani hastalik gibi anlami cok acik bir kelimeyi bile kullandigimizda, gayet homofobik ve ayrimci bir sey de söylemis olabilir miyiz?böyle ise durum, meseleyi ifade hakki cercevesinde tutamayiz artik.tutmamaliyiz.”müslümanlar pistir/bagnazdir/cahildir” diye bir düsünceyi ifade özgürlügü icinde hak görsek ne olur görmesek ne olur, sorun olan sey bizzat bu dilin kendisi degil mi?
    muhabbetle.

  15. Yazan:Olcayto Tan Haskol Tarih: Nis 10, 2010 | Reply

    Bu tartışma, özellikle son yıllarda darbe girişimlerine ve anti-demokratik uygulamalara birlikte karşı çıkmış kimi Müslüman ve liberal kesimleri karşı karşıya getirdi. Özellikle liberal demokratlarda, Müslümanlara yönelik bir samimiyet sorgulaması eğilimi her daim hâkim olduğu için, hangi konuda olursa olsun, kendi fikirlerinin dışında bir fikir beyan eden herkes, onlar için “demokratlığı samimi olmayanlar” kategorisinde yer alacaklar demektir. Bu liberallere göre, toplum yapısında, özgürlüklerde nihai sözü liberalizm zaten söylemiş olduğu için; bu sözler üzerine söz söyleyen herkes kendisini, en hafifi anti-demokrat olan ve faşiste kadar varan bir tanımlamalar silsilesine razı etmelidir!

    Enver bey müslümanlık “siyasi bir kamp değil”
    müslüman liberal demokratlar, liberal demokratlar içerisinde ağırlıkta. Siz kendinizi siyasi bir yelpazede tanımlarken ve bu ayrımı yaparken sizin gibi düşünen kimseyi siyasal islamcı olarak tanımlamanız gerekir zira müslümanlık bir birey tarafından tanımlanabilecek ölçülecek bir şey değil.

    Yani tartışma bir kesim müslümanlarla, bir kesim müslümanlar arasında. Siyasi kamp olarak ise liberal demokratlarla, diğer demokratlar arasında.

    Diğer çerçeveden yola çıkarsak her durum için ideal bir islam öğretisinin karşısında konumlanmak zorunda olan düşünceler, sistemler, felsefeler olur. Bu bizi zihinsel tembelliğe götürür. Öyle ki müslüman gelişen durumlar karşında zorunlu olarak üretilmiş üretim/bölüşüm sistemlerini Asr saadet’in teknolojik olanakları kabında değerlendirmeye kalkar.

    Bir düşünce sistemini tümden yaftalayarak onu ideal eksende değerlendirmek basbayağı kolaycılıktır. O yüzden bu gün pek çok aydın ne tip bir üretim/bölüşüm sisteminin islama daha uygun olduğunu tartışıyor bununla ilgili kitaplar yazıyor faaliyette bulunuyor.

    Sizin çözüm öneriniz nedir bu konuyla ilgili? Liberal demokratlardan farklı bir şey söylemiyorsunuz bir cadı avından bahsetmiyorum diyorsunuz.Kendi hayatımda bunu minimize etme hakkım var diyorsunuz.

    Bir sürü liberal demokratta bunu söylüyor zaten. Hiç kimse eşcinsellik bir “normdur” demiyor. Eşcinsele müdahale edilemez, zulm edilemez diyor. bu kadar…bu teolojik bir tahlil değil post-modern toplumsal bir düzenin referansı.

    Toplumsal yaşam için sizin bundan farklı olarak söylediğiniz nedir? Hiç bir şey, bir saf belli etme refleksi mi? “Ben liberal demokrat değilim müslümanım”‘ın tahlilini yaptığınız zaman islamı kendi zihinsel çerçevenize hapsedip kendini liberal demokrat tanımlayanları da onun dışına itiyorsunuz.

    Eleştirdiğiniz o liberal demokratlar gibi bu kez siz islam hakemliğine soyunuyorsunuz.

  16. Yazan:ufuk tan Tarih: Nis 10, 2010 | Reply

    eg adlı yorumcuya,

    “bir eylemi, bir yaşam biçimini kendi düşüncem inancıma göre meşru bulmama, kendi hayatım içinde etkisini minimize etme hakkım son derece demokratik bir haktır. burada müslüman olarak kendi alacağım tutumdan bahsediyorum. kişi olarak eşcinsellerden hiç bahsetmedim bile. beni nasıl yaşadıkları da hiç ilgilendirmiyor. ister kendi cinsleriyle ister her iki cinsle ortaya karışık bir “aşk” yaşasınlar beni ilgilendirmiyor. beni ilgilendiren şey bunun normal bir eğilimmiş gibi bana dikte edilmesi ve toplumsal düzlemde bunun propagandası ve yaygınlaştırılması için her türlü imkanın seferber edilmesidir. eşcinsellik, biseksüellik kapitalizmin haz kültürünün bu derece yaygınlaştırdığı birşeydir efendim. yoksa öyle doğmuş öyle kalmış değildir! hayır efendim bu ne normaldir, ne doğaldır ne de fıtraten doğrudur. sizin istatistiksel sallamalarınız da bana birşey söylemiyor kusuruma bakmayın yani…”

    yazdıklarınızla çelişmiyormusunuz.Bir eşcinselle konuştunuzmu,neler hissettiğini ve bunun kapitalist kültürün bir haz alma kültürünü yaygınlaştırdığundan bahsediyorsunuz.Osmanlıda eşcinsellik nasıldı bir araştırıp okursanız,bunun kapitalizmle alakasının olmadığını anlarsınız.Murat Bardakçının yazılarına bakabilirsiniz.Hala anlayamadınız sanırım,bu yaygınlaşmaz,sadece görünür hale gelenlerin sayısı artıyor.Bence biraz bir şeyler okuyup yazınız.İçinizdeki homofobiyi süslü laflarla kapatmayın.İnsanların nasıl yaşayacağı kendilerini ilgilendirir.Baskıcı olanlar,tek tip insan yaratmak isteyenler bu gün tarihin çöplüğüne gömülmüşlerdir.Ne mutluki demokrat insanların sayısı artmakta ve tün ezilen kesimler eninde sonunda haklarını alacaklardır.Ayrım gözetmeksizin..

  17. Yazan:metin Tarih: Nis 11, 2010 | Reply

    bu ülke bu aptalca şeyleri tartışa tartışa beyin düğümlenmesi yaşıyor.

  18. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Nis 12, 2010 | Reply

    “sahabeyi görseydiniz deli sanirdiniz, onlar sizi görseydi KÂFiR derdi” Böyle demis bir zât!

    Müslümanlar yenilgi psikolojisini yenmedikçe ve teknolojinin yol açtigi seyleri görmedikçe bu liberal-Müslüman kör dövüsü sürecek.

    Nedir bu? endüstri devriminden internete kadar geçen asirlarda herseyin menzili artti. Su an cebimde tasidigim telefonun hesaplama gücü 1969’da aya giden uzay aracinin yolunu hesaplayan bilgisayardan kat kat fazla.

    Dogdugum sene (1970) Bütün ABD’nin bütçesiyle bile alaMAyacagi hatta hayalini kuramayacagi bir makina var cebimde.

    Bu sebeple Müslümanlar bugüne kadar kimsenin hayal bile etMEdigi kadar saglam bir ahlâk teorisi kurmak zorundalar. Gayri-Müslimlere ve “modern” Müslümanlara da benimsetilebilecek ama ayaklari yere sapasaglam basan bir teori.

    Peki liberaller bu isi basarabilir mi? Piyasa ahlâk üretebilir mi? Nazizm veya Stalinizm ne kadar ahlâk üretebildiyse piyasa da o kadar üretebilir. Liberaller de artik uyansalar iyi olacak.

    Yoksa verimsiz tartismalarla kalp kirmaya devam edecegiz.

  19. Yazan:Umit Erdal Tarih: Nis 12, 2010 | Reply

    ufuk tan:

    Hala anlayamadınız sanırım,bu yaygınlaşmaz,sadece görünür hale gelenlerin sayısı artıyor.

    Toplumsal kültürdeki hiçbir şey sabit kalmaz. Sürekli her şey bir değişim içindedir.

    Neden eşcinsellik yaygınlaşmasın? Yeryüzünde hiçbir akım var mı ki, bunun insanları özendirecek şekilde reklamı yapıldığında yaygınlaşmasın?

    Sigaranın yaygınlaşmasını ele alalım. 1920’li yıllara kadar, ABD’de sigara nispeten dar bir kesim tarafından tüketiliyordu. Özellikle kadınların sigara içmesi ayıplanıyordu. Ancak bu dönemde, Hollywood filmleri kullanılarak tüm topluma sigara kullanımı çok büyük ölçüde özendirildi. Toplumun rol modelleri olan insanların yaptıklarını, kademe kademe toplumun büyük kısmı benimser.

  20. Yazan:Umit Erdal Tarih: Nis 12, 2010 | Reply

    Mehmet Yılmaz:

    Peki liberaller bu isi basarabilir mi? Piyasa ahlâk üretebilir mi?

    Eşcinselliği meşru bir özgürlük olarak görenlerle, sapkınlık olarak görenlerin arasındaki temel ayrışma noktası bence burası.

    Ben şahsen kendimi siyasi olarak liberal çizgiye yakın görüyorum. Ancak liberal düşüncenin veya başka herhangi bir felsefenin, hiçbir vahyi kaynağa dayanmadan, iç ve dış tutarlılığı olan bir ahlak üretebileceğini sanmıyorum.

    Eşcinselliği meşru bir özgürlük olarak görenlerin, nasıl bir ahlak felsefesine sahip olduklarını tam olarak bilmek isterim. Zira önceki bir yorumda da belirttiğim mantığa göre, eğer kişilerin kendi özgür tercihlerine dayanan eşcinselliğe normatif bir şekilde yaklaşmak yanlışsa, o zaman tüm özgür tercihe dayalı davranışlara aynı şekilde yaklaşmamız gerekir. Bu durumda, özgür tercihe dayalı sadomazoşizm, ensest ilişki gibi eylemlere de normatif yaklaşamayız. Bu durumda, insanın ruhsal yapısını tamamen bozacak büyük bir davranış kümesi meşru, normal özgürlük alanı içine girer.

    Bu sorun, sadece cinsel ilişkilerle sınırlı değil. Mümkün eylemlerin birçoğunu normal dışı, yanlış, hastalık veya sapkınlık olarak niteleriz; bu eylemler tamamen özgür tercihe dayansa ve hiçkimseye zarar vermese dahi. Örneğin, bir insan kendi kendini bir odaya hapsetmeyi isteyebilir. Veya intihar etmenin yüce bir özgürlük alanı olduğu fikrini yaymaya çalışan bir grup olabilir. Veya kendisini taparcasına seven narsist bir insanı düşünelim. Bu adamın, kendisine tapan bir kitle oluşturduğunu düşünelim.

    Bu insanların hepsi bu tercihlerini, özgürce yapmış olabilir. Tercihlerinin vereceği zararlar kendilerinedir, çünkü kimse onları taklit etmek zorunda değildir, denilebilir bir yerde.

    Eşcinsellik nasıl kişilerin özgür tercihine bağlıysa, bunlar da kişilerin özgür tercihine bağlı. Eşcinsellik bulaşıcı (mikrop yaymamak açısından) değilse, bunlar da bulaşıcı değil.

    Ancak gerek İslam ahlakına, gerekse de bugünkü psikologların çoğuna göre bu davranışlar yanlıştır, hastalıktır veya sapkınlıktır.

    Aksi durumda, doğru-yanlış kavramının, sadece doğrudan bir başkasına zarar veren eylemlere sınırlandırılması gerekirdi: bir kişiyi öldürmek gibi. Bu ahlak anlayışının dış tutarlılığı olmadığını, yani hakikatle örtüşmediğini düşünüyorum.

  21. Yazan:Tarik Turan Tarih: Nis 12, 2010 | Reply

    Avrupa’ya sonradan yerlesen ve halen Avrupa’da yasayan bir birey olarak sizinle bazi seyleri paylasmak istiyorum.

    Öncelikle yazarin tesbitine katildigimi ifade etmek istiyorum. Zira yasadigim ülkede ve cesitli sebeplerden dolayi bulundugum diger Avrupa ülkelerinde edindigim genel izlenimim, yazarin da ifade ettigi gibi “escinsel iliskinin” normallestirilme hatta nerdeyse dayatilma cabalariydi.

    Örnegin Alman vatandasligi icin tabi tutulan “vicdani test”de “cocugunuzun homoseksüel olmasina nasil tepki verirsiniz” sorusunun sorulmasi ve buna verilecek cevabin niteligine göre vatandaslik hakkinin reddedilmesi veya verilmesi…

    Almanyadaki okul zamanlarimda, özellikle orta, lise ve üniversite ortamlarinda bircok gencin “kendi cinsi ile de bir iliski denemek istedigini ve bunun nasil bir duygu oldugunu kesf etmek istediklerini” defalarca bizzatihi duymus ve bunun karsisinda hayretimi saklayamamistim. Zamanla bu özentinin, toplum icerisinde reklami yapilan ve adeta “özgürlük” adi altinda dayatilan bir “escinsel iliski” özentisinden kaynaklandiginin kanisina varmistim.

    Hele hele üniversite genclerinin P.tesi ve akabindeki günlerde teneffüslerde ve ögle yemegi zamaninda aralarindaki “haftasonu eglence sohbetleri”nde dillendirdikleri “cocuk yastaki (13-17) erkeklerle olan cinsi münasebetlerinden” bahsetmeleri ve bundan gurur duyarak dillendirmeleri insanin midesini bulandiracak cinstendi… Ve gelecek haftasonu icin baska “kücük yastaki av(!)” pesinde olacaklarindan bahsetmeleride apayri bir igrenclik idi zaten…

    Bu sebepledir ki, üniversite ortaminda mümkün mertebe yalniz kalmayi tercih etmis ve bu sapkinligin vardigi boyutlari hayret ile karsilamistim.

    Burda vurgulamak istedigim nokta, “escinsel iliskilerde” fail ile meful arasindaki yas oraninin her yeni bir iliskide gittikce düsmesidir. Ve buda hazliga dayali toplumlarda cocuk pornografisi vb diger igrencliklerin ayyukaya cikmasina vesile olmaktadir.

    Mesela Almanya’da cocuk pornografisine karsi yapilan operasyonlarda devlet dairelerinde memur olarak görev yapan (ki bunlara polisler de dahildir) memurlar dahi olmak üzere bircok üst düzey yetkilinin de bilgisayarlarinda ve evlerinde erkek cocuk pornografisine rastlanmis ve bu günlerce medyayi mesgul etmisti.

    Halen bile Avrupa’dan uzak doguya sirf cocuk yaslardaki kisilerle cinsel icgüdülerini tatmin edebilmek icin senede milyonlarca kisi seyahat etmekte ve bularin büyük cocunlugunu da “escinsel iliski”ler olusturmaktadir.
    Avrupa capinda yapilan operasyonlarda bu gercek inkar edilemez sekilde ortaya cikmisti.

    Verilecek daha cok örnek var ama bu kadari ile yetiniyorum.

    Kanimca kisilerin “escinsel” olmalari ile “escinsel iliski”nin birbirinden ayirdedilebilmesi lazim. Eger “escinsel iliskiler” normallestirilip toplumda bunun propagandasi yapilirsa, varilacak nokta Avrupa’daki ahlaki cöküntünün vardigi yer olacaktir.

    “Escinsel iliski sapkinligini”, “kisisel özgürlük” adi altinda savunup, ahlaksizligi yayginlastirmak icin caba sarfedenlerin elde etmis olduklari sonuclari görmek isteyenlerin Avrupa’nin herhangi bir baskentine ugrayip ordaki ahlaki cöküntüyü bizzatihi müsahede etmesi yeterlidir… Tabii ki bakis acisina göre kisiden kisiye bu manzaranin degerlendirilmesi farkli olabilir.

    Bizim toplumumuzun Avrupai ahlaki cöküntüye sahne olmamasi temennisi ile…

    Esen kalin.

  22. Yazan:eg Tarih: Nis 12, 2010 | Reply

    sevgili kacakkova,

    “mesela cocugunu escinsel bir cocugun okudugu okulda okumaktan, kendini escinsel birinin calistigi yerde calismaktan almakla ilgili bir tavri, nasil kabul edilir kilariz bilmiyorum.”

    tartışma çok yoğun kanallardan ve emaillerime gelen hakaret türü şeylerden de sürdüğü için insanın söylemek istediğini soğukkanlı söyleyebilmesi çok da mümkün görünmüyor.ama senin gibi insanlarla fikir alışverişi yapmak bir zevk onu da söylemek isterim.

    yukarıda tarık bey’in yorumu bu noktada çıkış oluşturabilir. çocuğumun(ki öyle bir şey yok şu an için) eşcinsel bir çocuğun okuduğu oklda okumasına engel olmaktan ziyade(böyle birşey kastetmedim), böyle bir ilişkiyi meşru kabul eden, bunun eğitimini, propogandasını yapan okulda okutmamaktan bahsediyorum aslında. yine eşcinsel birisinin çalıştığı bir yerde çalışmamaktan değil (hatta bugün bir yazı yazdım yıldırım türker’e cevaben burada da bir ara paylaşırım)tam tersi eşcinsellerin fert olarak hizmet alması-vermesi önünde hiçbir engel konulmamasının tarafındayım. yani en başta söyledim, şimdi de söyleyeyim. tek tek hiçbir eşcinsel ile problemim yok, olamaz da zaten. problem bunun bir siyaset haline getirilmesinedir.eşcinsel ilişkinin sanki benim mutlaka normal görmem gereken bir ilişki olarak, kendi yaşadığım toplmda bu yönde propogandalara hiçbir muhalefet göstermemem gerektiği yönündeki söylemleredir tepkim. siyaset haline de getirilebilir atyrıca..nasıl kemalizm siyaset haline getirilebiliyor ve ben büyük bir muhalefet gösteriyorsam, eşcinsel ilişkinin ve yaşam biçiminin getirildiği siyasete de aynı şekilde tepki gösterebilmeliyim, gösteririm diyorum.

    ontolojik ayrıcalık meselesinin kendisiyle problem insanı ister istemez nihilizme götürür. benim açımdan kimi bilimcilerin, aydınlanmacıların bilimi ontolojik olarak ayrıcalıklı yapmalarında bir sorun yok. sorun o ayrıcalığın tek varoluş biçimi olarak kutsanıp dayatılmasındadır. demokrasi liberalizmde olduğu gibi ontolojik ayrıcalıkların hepsini yok etmekte değil, bu ayrıcalıkları tanıyan insanların birbirleriyle – kavga dahil – diyalog kurabilmelerinde ve ikna üzerinden bir siyaset zemini kurabilmelerindedir. bu anlamda ben varoluşumu anlamlandırma anlamında müslüman; ve siyaset tekniği ve biçimi açısından da demokratım. ve benim anladığım demokrasi, misal eşcinsel ilişkinin – mesela tarık beyin dediği türden – bir propogandaya ve de normalleştirmesine karşı tutumumun da temellendirilebileceği bir demokrasidir. liberal demokraside eksik olan budur zaten. laiklik işte bu muhalefeti ebedi olarak çöp sepetine attığı için ahlak açısından müphemlik, ahlakîlik yaratamıyor.tam tersi ahlakilikte sınıfta kalan bir marjinal ahlakçılığa sığınıyor liberalizm. ama başka tür bir demokratik müphemliğin ahlakî bir tutum yaratabilecğeini düşünüyorum doğrusu.

    evet senin dediğin gibi ayrımcılık dilde de ortaya çıkan birşeydir. ama demokratlık bütün çizgilere, hayat görüşlrine ve hatta “sapkınlıklara” eşit uzaklıkta olanların oluşturduğu bir demokrasiyi imlemez. mesela müslümanlara “çirkin” denmesi hoşuna gider miydi demişsin. doğrusu zaten fiilen müslümanlık “geri” olmakla, “çirkin” olmakla, “terörist” olmakla özdeşleştirilir oldu liberal batı toplumlarında. ve buna yönelik bir tepkiyi şimdiye kadar görmedik. hatta fikir özgürlüğünden görüldü bunlar şimdiye kadar. ama aynı kelimelerle “kişiye” değil bir eyleme söz söylediğinizde otomatik olarak faşist kefesine sokuluveriyosunuz. benim tüm itirazım buna. doğrusu bu yönde batılı demokrasileri çok sorunlu buluyorum. hastalık kelimesi doğru değil diyor bana email yazan çeşitli kişiler (ve kimi arkadaşlarım). ama ister hastalık olsun ister olmasın, nasıl tanımlanırsa tanımlansın fıtraten bir sapmadır eşcinsellik ve bunu ifade edebilmem yönünde hiçbir engeli de tanımadığımı özellikle söylemeliyim. zira bu tür bir müphemlik (dini tarafa işlemediği gibi) çocuk pornografisine kadar, pedofiliye kadar varan sapkınlıkları da “adamın kişisel tercihidir, nasıl hastalık olarak değerlendirirsin” türü bir savunmaya imkan verir diye düşünüyorum. ama varsın hastalık değil “fıtraten sapma” diyelim tepkiler değişecek mi acaba? sanmam. zira konu edilen şey, hastalık ya da değil, ne dendiği değil, eşcinsel ilişkinin meşruiyetini kabul etmek yönündeki baskılara boyun eğmeme sorunudur. dünyada liberal zorbalığa bir tek müslümanlar ahlakî bir direniş gösterebildii için olsa gerek, ilk yıkmaları gereken de bu direniş oluyor. o direnişi de liberal ahlakçı bir müphemlik içinde “ne olsa gider” tarzı seküler bir söylemeylem serbestisi içinde eriterek yok etmek istiyorlar.ama bu eylem söylem serbestisinin yüzde birini dindara(ister müslüman ister yahudi ister hıristiyan hiçbirisine) göstermiyorlar…tuhaf değil mi? selamlar

  23. Yazan:Cem Tarih: Nis 12, 2010 | Reply

    Bence Ufuk Tan, cok guzel yazmis.

    Sunu ekleyecegim : Inandiklari bir kitapta yazilanlara gore hayatini surdurmeye kararli olanlarla, buna inanmayanlar arasinda her zaman, cok konuda gerilim olacaktir. Bir fikir anlasmasi saglamak cok zordur.

    Tarik Turan, Avrupa’da uzun yillar yerlesik biri olabilirsiniz. Ama cok carpitma seyler yazmissiniz. Icinde bulundugunuz topluma karsi bu denli onyargili olmasaniz keske.

  24. Yazan:eg Tarih: Nis 12, 2010 | Reply

    bakınız basit bir örnek vereyim. aslında bu örneği vermekle vermemek arasında kaldım birkaç gündür. ama sorunun bam telini belki en iyi açıklayabilecek bir örnek olduğu için anlatmak istiyorum.

    benim küçük bir şehrin bir ilçesinde öğretmenlik yapan bir arkadaşım vardı. birkaç yıl önce bir öğrencisi oldu. ortaokul 2’deydi o zamanlar. yani henüz 12 yaşında bir öğrenci. bu öğrenci eşcinsel eğilimlere sahipti. benim arkadaşın dediğine göre dünya iyisi bir çocuk. ama eşcinsel eğilimi aynı zamanda bir nimfomani olarak yansıyor. kasabada bazı insanlar bu çocuğu kullanmış aylarca.ayrıca çocuk o kadar kötü durumda ki artık okuldaki erkek arkadaşlarına bu yönde teklifler yapmaya başlamış ve dendiğine göre üst sınıflardan birkaç öğrenciyle ilişkisi de olmuş. şimdi benim en baştan beri anlatmaya çalıştığım şey burası. şimdi bu çocuğa ve bu çocuğun etrafındaki çocuklara nasıl davranacağız ve ne anlatacağız? benim arkadaşım o zaman bana fikrimi sormuştu. hatta okul yönetimi çocuğu bir psikiyatriste yönlendirmiş. arkadaşımla konuşurken “görürsün bak, psikiyatrist eğer liberalse, çocuğu ‘şimdi bu işler için yaşın erken, yaşın 18’e ulaşsın o zaman istediğin şeyi yapabilirsin’ minvalinde şeyler söyleyecek” demiştim arkadaşıma. ve aynen de öyle çıktı.

    şimdi bu çocuğun mağdur olduğu, yardıma ihtiyacı olduğu muhakkak. ama o yaştaki bir öğrenci “karşı cinsle” ilişkiye bu derece bağımlı olsa, onu hasta olarak tanımlayabiliriz ama eşcinsellikçi baskı bu durumdaki bu çocuğu hasta olarak tanımlamak konusunda bile karşı yönde bir baskı yapıyor. ve çocuğu hasta olarak teşhis edip tedavi bile edemiyorsunuz. peki etrafındaki çocuklara ne oluyor? hani bir arkadaş eşcinsellik bulaşmaz demişti ya; ama bu çocuk ilişkilerinin hepsini aslında eşcinsel olmayan ama nefsine yenik düşen – bazısı henüz çocuk yaşta – kişilerle kuruyor. şimdi biz bu çocuğun etrafındaki çocuklara, bu çocuğa yaklaşım konusunda ne söyleyeceğiz? batı’da olsak kolay: “bu normal birşey. ne var ki. nasıl ki kız arkadaşlarınızla birlikte oluyorsanız erkek arkadaşlarınızla da birlikte olabilirsiniz, eğer böyle bir istek duyarsanız!” denilecek aynen tarık bey’in dediği gibi… peki burada ne diyeceğiz? benim üzerinde durmak istediğim temel konu buydu. yani bu tür bir eğilim karşısında çevresindeki insanların davranışı ne olmalı? bence arkadaşlık, şevkat ve yardım etme olmalı. ama “ötesi”, diğerlerinin “sapması” sonucunu doğurur ve daha önce dediğim gibi bu, sonu gelmez bir “düşme hali” demektir. yani konu steril bir özgürlük meselesinden çok daha “fazla” birşeydir.ve kimse kusura bakmasın ama futbol izleyicliğiyle de bir tutulamaz… ve kendi toplumunu, çocuklarının konuya bakışını önemseyen müslümanlar için hayati denecek kadar da önemli bir konudur bu. evet nasıl ki kapitalist haz toplumuna, kapitalizmin tüketimle ilgili sonu gelmez şehvetine eleştiri getiriyorsak ve müslümanca muhalafet ediyorsak, bu konuya da “eşcinsel ilişkinin meşruiyeti açısından” kendi geleceğimize etkisi açısından yaklaşmak hayati önem arzetmektedir.

  25. Yazan:eg Tarih: Nis 14, 2010 | Reply

    kacakkova’nın “ontolojik ayrıcalık” yorumuna bir cevap:

    sevgili kacakkova,
    “ontolojik ayrıcalık” meselesini islam’ın psikanalizi kitabındaki haliyle kullandığının farkındayım. o kitabın sorunlarının da… ancak yorumlarımda da söyledim; son yazımda da (biraz öfkeyle yıldırım türker’e karşı yazılmış olsa da) biraz anlatmaya çalıştım. hatta islamtasavvuf konularında özellikle ibn arabi, molla sadra, nietzsche, derrida, husserl, heidegger eksenli tartışmalarda da belirttim. ontolojik ayrıcalık verilen şeyin illa mota mot “net bilgiyi” çağrıştırması gerekmez. ama bir eksen verir o ayrıcalık, o ayrıcalığı kabul edene… mesela özellikle islam ve demokrasiyle ilgili daha teorik yazılarımda kant’ın “kendinde şey”in bilinememesi durumuna yaklaşıp hem onun tezini eleştirmek; hem de o “bilinememe” durumunun vahyin yorumu üzerine nasıl bir açılım yapabileceği üzerine bir fikir cimnastiği yapmıştım ibn arabi ve heidegger’den hareketle. islam, demokrasi ilişkisinde çok önemli bir eksen çiziyor bu bence. ancak bir başka sorun var ki, bu da derrida’nın “aşırı yorumu”nun insanı getirebileceği noktadır. ben bu aşırı yorum noktasının bugün liberalizmin temel ayrıcalığı olan “ahlakî röletivite üzerinden liberal ahlakçılık” olduğunu düşünüyorum. bu şu demek: ontolojik ayrıcalık denen kavramı tümüyle reddetmek ile o ayrıcalığı bir “oluş” içinde düşünmek aynı şeyler değildir. senin kasettiğin şey birincisi ve bu insanı ister istemez nihilizme götürür. üstelik nietzsche’de olduğu gibi nihilizmden kaçarken nihilizme götürür ve sonu çldırmakta biter! ikincisi ise, her insanın ontolojik olarak ayrıcalık tanıdğı birşeylerin olabileceği önkabulüyle başlar ve bu değişik “ontolojik ayrıcalıklar” arasında demokratik bir ikna mekanizması, diyalog ortamı ve siyaset mekanizması nasıl sağlanır üzerinde düşünür. bu ikincisi de benim düşüncemdir. ontolojik ayrıcalıklı metin olan kur’an, bana bütün sırlarını peşinen teslim etmiş bir kitap değil; benim için her an yeniden, yeniden yorumlanan, derinleşilen (ey iman edenler, iman ediniz ayeti düsturunca) bir metindir. demokratlık liberallerin yaptığı gibi -kendi ontolojik ayrıcalıkları harici (şaşırmamalı liberalizmin ontolojik ayrıcalığı da ontolojik ayrıcalık denen şeyin olmadığı tezidir ve tezin yarattığı ahlakçılıktır. bu da laiklik denen ucubede vücut bulur) ontolojik ayrıcalık tanımamak değil; ontolojik ayrıcalıklar arasında bir diyalog ortamı sağlayabilecek ortamın kabul ve inşasıdır. o yüzden liberallerin (ve onların ters yüz edilmiş halleri olan pozitivist solcuların) demokrasiyle uzak yakın ilişkisi olduğunu düşünmüyorum. zira bu demokrasi anlayışı sadece liberallerin demokrasisidir. son yazılarımdan (ya da yorumlarımdan ) birisinde söylemiştim. ben hayatımı anlamlandırma anlamında müslüman; siyaset tekniği ve inşası düşüncesi anlamında da demokratım.

    son tahlilde; herhangi bir metne verilen ayrıcalık, o metne ayrıcalık verenin ayrıcalığıdır ve hiçbir müslüman için bu ayrıcalık “bitirilmiş” birşey değildir. daha çok oluş halinde bir tutumu belirler. eğer hiçbir metin ayrıcalıklı değil diyorsanız, o da sizin metnininizin ayrıcalığının genele yaygınlaştırılması çabasından başka birşey değildir; ve o da zaten liberalizmin ana ekseniyle paralelllik arzeder…

    “Normalliğin kendisini tartışmayan, sapkınlığınn nasıl belirlendigine dair kaygı gütmeyen ve kullandığı dile dair her türden kuşkuyu devre dışı bırakan bir dizi argümanla, islami algılayışın bir kesimi açısından (demokrat ya da değil fareketmez) temsil edici diyebilecegimiz bir tavri dillendiriyor Gülsen’in yazısı.”

    cümleleri benim kastettiklerimi anlamaktan oldukça uzakta duruyor…selamlar…

  1. 2 Trackback(s)

  2. Nis 14, 2010: ontolojik ayrıcalık « Mutlak Töz
  3. Haz 19, 2014: Islam ve Eşcinsellik | Serdargunes' Blog

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin