Osmanlı’yı Yıkan Cephe - Filistin
By Tuncay Yılmazer on Mar 12, 2007 in Kitap Tanıtımı, Ortadoğu, Osmanlı, Tarih
Tuncay Yılmazer
Gelibolu’yu Anlamak
Yenilgileri yazmak zordur bizler için… “Tarihimizin şeref levhaları” arasında kalan o karanlık günleri eşelemek, acı gerçeklerle, göz göre göre yapılan hatalarla yüz yüze gelmek, çoğu zaman hazmı zor, tadı acı mı acı, üstelik yan etkisi çok fazla bir ilacı almaya benzer. Genellikle tarihimizdeki başarısızlıkların nedenlerinin incelenmesi akademik, dar çerçeveli tartışmaların konusudur. Bu arada sürekli tekrar edilen, düşünmeyi dumura uğratan sloganlar da söylenir durur. “Araplar bizi arkadan vurdu” ya da “Almanlar yenildiği için biz de yenilmiş sayıldık!” vs. gibi… Üstü örtülen , nedenleri anlaşılmayan, araştırılmayan her yenilgi o ülkenin geleceğine ait bir kapıyı örter aslında… Askeri ya da siyasi bir başarısızlıktan iyi ders alındığı, nesillere iyi anlatıldığı takdirde çok daha fazla ders çıkarılabilir. Batı literatüründe askeri ve siyasi başarısızlıklarla ilgili çalışmalar çok daha dikkat çeker. Örneğin Çanakkale Savaşı ile ilgili yabancıların (daha doğrusu kaybedenlerin !) eserleri bizimkiyle karşılaştırıldığında bir hayli fazladır.
İçinde bulunduğumuz dönem sanki bu anlayış değişiyor gibi… Tarihe artan ilgi “niçin” sorularını da beraberinde getirdikçe birbiri ardına nitelikli araştırmalar, saklı kalmış anılar birer birer ortaya çıkıyor.
“Tarihin Sarıkamış Duruşması” adlı çalışmasından tanıdığımız Dr. Ramazan Balcı’nın “Osmanlı’yı Yıkan Cephe - Filistin” (Nesil Yayınları-2006) adlı kitabı da yakın tarihimizin acı gerçeklerinden birisine ışık tutuyor, Osmanlı Devleti’nin sadece Filistin’den değil tarih sahnesinden fiilen çekilmesine yol açan bir yenilginin perdelerini aralıyor.
Dr. Balcı çalışmasında öncelikle Osmanlı Devletinin savaşa girmesi ve cihad ilanından sonra Suriye ve Filistindeki “sancak-ı şerif’in” açıldığı günleri anlatıyor. “Mısır Akınına koşup giden birlikler arasında Osmanlı coğrafyasını temsil eden bütün unsurlar vardı. Arnavut bölüğü, Kürt taburları, Urban müfrezesi, Arap alayları, Ermeni birliği, Mevlevî taburları, Kadiri bölükleri, Çerkes gönüllüleri, Dürzi takımları ve Anadolunun askerliği peygamber ocağı sayan ulu gönüllü Mehmetçikleri hep aynı sevdaya gönül vermişlerdi. Sancak hepsinin gözünde birlik demekti, düzen demekti. Onun dalgalandığı yerde namusları emniyetteydi, hukukları korunurdu”.(s. 24) Kanal Harekâtı tamamen Almanların isteği doğrultusunda planlanmış, İngilizleri Süveyş kanalı üzerinden vurmayı amaçlayan bir seferdi. Ocak 1915′de Sina çölünde yaklaşık 350 kilometrelik mesafeyi boydan boya geçen 30.000 kişilik Osmanlı Ordusunun kavurucu sıcağa ve her türlü imkansızlıklara rağmen gerçekleştirdiği destansı yürüyüş, kitapta çok çarpıcı şekilde anlatılıyor. Balcı’ya göre Süveyş Kanalının öbür yakasındaki İngiliz mevzilerine Şubat 1915′de yapılan ve ağır kayıplarla sonuçlanan Kanal Harekâtının halka ve askerlere anlatılış şekliyle ordu komutanlarının planları arasında farklılıklar var. Özellikle harpten sonra yayınlanan anılar; harekâtın Mısır’ı ele geçirmekten çok, İngilizlere Süveyş kanalı boyunca güvende olmadıklarını hissettirmek için yapıldığını ortaya koymuş, Kanal Harekâtı Çanakkale savunmasının bir dereceye kadar tamamlanmasına imkan sağlamıştı. (s. 55)
Balcı çalışmasında aynı zamanda, günümüzde de çok tartışılan bir konuyu gündeme getirerek yıllardır tekrarlanan, hiç sorgulanmadan kabul edilen bir olgu olarak kabul ettiği Arap isyanını irdeliyor. İngilizlerin özellikle Bedevi Arap kabileleri, ya da Mekke Emiri Şerif Hüseyin gibi sempatizanları üzerinden ayrılıkçı hareketleri körüklediğini belirten Balcı, İttihat-Terakki politikalarının Araplar üzerindeki olumsuz etkilerini İngilizlerin her fırsatta kullandığını belirtiyor. Buna en çarpıcı örnek de, iktidarı elinde tutan İttihat Terakki Partisinin Enver Paşa ve Talât Paşa ile birlikte triumvirasından biri olan bölgedeki 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa’nın birçok Arap aydınını ihtilal hazırlığı içerisinde olmakla suçlayarak divan-ı harbe verip sonrasında 6 Mayıs 1916′da Şam’da idam ettirmesi. Gerçekten de söz konusu idamlar Türk-Arap ilişkilerinde ciddi bir kırılmaya yol açmıştı. Özellikle Cemal Paşa’nın Bab-ı Ali’den gelen tepkilere ve isnad edilen belgelerin tartışmalı olmasına rağmen (-ki bu belgeler tamamen savaş öncesine aitti ve ileri sürülen suçlamalar 1913 başlarında ilan edilen genel affın kapsamına giriyordu) bu idamları gerçekleştirmesi her kesimden tepki çekmişti.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen başta Filistin olmak üzere hiçbir Arap vilayetinde toplu isyan görülmemişti. İngilizler “Arap İsyanı” adı verilen çapulcu hareketini Şerif Hüseyin ve etrafına toplanan bedevilerle yönettiler. Ağustos 1918′de İngilizlerin Filistin cephesindeki son büyük harekata başlamalarının hemen öncesinde Arap isyancıların son gücü topu topu 8000 kişilik 2 tümenden ibaretti. Oysa sadece Filistin bölgesinde 1 milyona yakın Arap nüfus yaşıyordu. Balcı’ya göre bu rakamlar “Arap isyanı” adı verilen olayın siyasi nedenlerle büyütüldüğünün açık bir göstergesiydi.
Cephane eksikliği, susuzluk, iaşe tedarikindeki birçok aksaklık ve teknik imkansızlıklara rağmen Gazze-Telşeria-Birüssebi hattında bulunan Osmanlı Ordusunun Gazze Muharebelerindeki başarıları her türlü övgüye değerdi. Ancak bölgedeki dengeler, İngiliz General Admound Allenby’nin 28 Haziran 1917′de başa gelmesinden sonra değişecektir. Batı cephesindeki başarılarıyla göz dolduran Sir Allenby, İngiliz Başbakanı Lloyd George’a, Filistin’e karşı düzenlenecek büyük bir harekâtla Kudüs şehrini miladi yılbaşında hediye olarak sunmak istediğini açıklayacaktı. (s.117)
İngilizlerin böyle bir harekata çok iyi hazırlandıkları anlaşılıyor. Allenby ulaşım, su ve gizlilik olarak belirlediği 3 sorunu en kısa zamanda halletme yoluna gitmiş, demiryolu hatlarını uzatmış, aldatma amaçlı boş askeri kışlalar inşa ettirmiş, çok sayıda su kuyusu kazdırmış, özellikle Yahudi kökenli casuslardan büyük ölçüde yararlanmıştı. Buna karşılık Osmanlı Ordusu komuta kademesinde özellikle Cemal Paşa ile Alman General Falkenhayn arasında yaşanan anlaşmazlıklar kaçınılmaz sonu beraberinde getirecekti. Allenby’nin ordusu söz verdiği gibi Noel’den önce muzaffer bir edayla Kudüs’e girmiştir. (9 Aralık 1917) Kudüs’ün düşmesi Osmanlı Devleti için kaçınılmaz sonun başlangıcıydı.
Filistin’in elde kalan kısmını savunmak için kurulan Yıldırım Orduları Komutanlığı’na General Liman Sanders’in atanması çok fazla bir şeyi değiştirmeyecekti. Çanakkale Savaşını kazanmış Osmanlı 5. Ordusu’nun komutanı olan Liman Paşa bir kere daha hatalı savunma stratejisiyle gündeme gelecek, Filistin’in geride kalan üçte birini düz bir cephe hattıyla savunması felaketle sonuçlanacaktı. Sorun sadece hatalı plan değildi elbette. Balcı’ya göre gece gündüzlü devam eden çarpışmalarda çok yıpranmış, doğru dürüst bakım yapılmamış, her türlü ikmal olanaklarından yoksun bırakılan kıtaların elverişsiz arazi şartlarında zaman zaman yeterli topçu desteğinden de mahrum bir durumda çok üstün düşmana karşı taarruzlara sevkedilmesi bir çok yerde ağır kayıplara yol açmıştı. Öyle ki kağıt üzerinde ordu adıyla anılan birlikler neredeyse tümen mevcuduna inmiştir. Türk birliklerinin bu şekilde cömertçe harcanması, savaşın sonunu etkileyecekti. ( s. 175)
Ramazan Balcı’nın bu saptaması aslında Birinci Dünya Savaşı’nın geneline uygulanabilir. Müttefik kabul edilen bir ülkenin komutanlarına emanet edilen bu ülkenin evlatları Çanakkale’den Galiçya’ya, Sarıkamış’tan Filistin’e bir çok cephedeki hatalı taktiklerin, planların kurbanı olmamışlar mıydı?
“Osmanlı’yı Yıkan Cephe - Filistin” kitabı; okurken sizleri kâh duygulandıracak, kâh rahatsız edecek bir kitap. Ancak yaklaşık 400 yıl adaletle, tüm milletlerin haklarına saygılı bir şekilde yöneten idarenin (ve iradenin) bu şekilde ortadan kalkmasından sonra Ortadoğu’nun 90 yıldır iflah olmadığını bilmek, hüznünüzü ve rahatsızlığınızı daha da artıracak.
Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz.
Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var. Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz.
Kendi ülkesini işgal eden ordu
Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.
Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu? Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk… Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…
Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”
Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.
4 [?]




5 Yorum
Yazan:H.Basri Tarih: Mar 12, 2007 | Reply
“Üstü örtülen , nedenleri anlaşılmayan, araştırılmayan her yenilgi o ülkenin geleceğine ait bir kapıyı örter aslında…” Tuncay Yılmazer
Değerlendirmeleriniz ve ilgi çekici alıntılarınız için teşekkürler..
Yakın bir zamanda temin edip, ilk fırsatta okumayı düşünürüyorum
“Osmanlıyı Yıkan Cephe - FİLİSTİN”İ..
Saygılar..
Yazan:ridvan Tarih: Mar 13, 2007 | Reply
Sayın Tuncay hocam,
Sizi Çılgın türklere yaptığınız yorumla tanıdım, kitabın heyecanıyla nasıl bu kadar değer vererek andığım, eselerini özellikle şiirlerini beğenerek, okuyup sesimin daha gür, ayağımın yere daha sağlam bastığını hissettiren rahmetli Mehmet Akif’i kitabın yazarı atlamış diye üzülmüştüm. Derin Düşünce yi ilk tanımaya başladığım günlerdede “Çanakkale’yi nasıl anlatmalı” yazınızı, evet abicim, haklısın, doğru örnekler bunlar diyerek okudum. Tarihimizi okurken savaşlar, kazanılanlar veya kaybedilenler diye değilde o savaşsan milletin inancını bana bir kez daha hatırlattınız. Sizin okuyup emin olarak, parçalar aktardığınız “Osmanlıyı yıkan cephe Filistin” kitabınındaki, aktadığınız küçük detaylarıyla bile çok etkilendim. Doğruyu okumaya, bulmaya çalışan bana katkısı olacağından eminim. Derin tarih bilginiz, mütaviziliğiniz, sağlam hocalığınız, bizlere bu katkınızlada belli oluyor. Dün günün ilk saatlerinde Sık kullanılarımın 1. sitesi DerinDüşünce de ne var diye baktım, mürekkebi kurumamış yazınızı okuyabildim. Sizin seçtiklerinizle kitaba, kendimi tamamını okumadan verebildim. O günleri canlandırmaya çalışarak monitörde kitaba baka kaldım, daldım sanırım on beş dakika sonra kitap görüntüsü gözümün buğulusu iki oldu. Önerinizle inşallah en kısa zamanda okuyacağım.
Sağolun, Varolun
Yazan:burcu Tarih: Kas 28, 2007 | Reply
çok saçma olmuş diebilirim
Yazan:eda Tarih: Nis 22, 2010 | Reply
size katılmıyorum. hazinesi alman altınları ile yürüyen, karayolu yolu olmadığı için açlıktan kıvranmış İstanbullulara(ticaret gemisi ve doğal olarak gemi ile nakliyat yapan Türk girişimcileri de olmadığı için) buğday zengini iç anadoludan unu gene alman nakliyeciler aracılığı ile gemi ile İstanbul’a taşımış osmanlı dönemi Türkiyesinden bahsediyoruz. demiryollarını almanlar yardımı ile yapmış onu da başka bir amaç için yapmış bir memleketten. john buchan’ın greenmantle romanında bile geçer, eğer almanlar Türklerin yanından çekilirse ruslara Türklere saldırmak için yol açıldı diye.
araplar konusunda da katılmıyorum, eğer bunun bir tabanı olmasa, herkes kahrolsun Türkler diyerek mi yaklaşırdı araplara. almanlar bile ne kadar hain iranlı, arap varsa gene onları Türke karşı kaşıyarak yaklaşmış onlara.almanlara karşı muhalif olanların nedenlerinden biri de eğer biz onların safında bu savaşı kazanmış olsaydık bile bize karşı oralarda bizi kötüleyerek patronluk taslayacak olmaları ve hatta daha savaş bitmeden bunun sinyallerini vermiş olmalarıydı.
Yazan:ali duman Tarih: Nis 23, 2010 | Reply
osmanlıyı en çok yıkan güç ittihat terakinin varlığıdır.
mekke şerifi hüseyinin osmanlıyı arkadan vurması, ittihat terakinin üçlü saç ayaklarından biri olan -yazıda da bahsedildiği üzere- cemal paşa’nın arap aydınlarını idam etmesi değil midir?
balkan savaşını kaybetmemizin nedeni sırf kabineyi ve başbakanı değiştirmek için orduyu düşmana karşı savaştırmayan ittihat ve teraki değil midir? bu yüzden çapulculardan oluşan bulgar ordusunun çatalcaya kadar gelmemiş midir? bunun sonucu ittihat terakinin istediği gibi yeni bir kabine işbaşına getirilmemiş midir?
31 mart sahte ayaklanmasını çıkartarak, sultan abdulhamiti tahtan indiren ittihat teraki değil midir?
sultan abdulhamitin direniş hattı filistin iken, abdulhamiti yıkarak bu direniş hattını neredeyse ankaraya kadar gerileten irade ittihat teraki değil midir?
filistini para ile satın almak isteyen siyonistlere “bu vatan benim değil milletimindir, bu yüzden benim satılık toprağım yok” diyen abdulhamit değil midir?
“donanmayı savaştırmayarak haliçte çürüttüğünü” iddia ederek ve sahte ayaklanma ile abdulhamiti yıkan ittihat teraki zırvası aslında abdulhamiti değil osmanlıyı yıkmıştır.
her şeye rağmen osmanlıyı ayakta tutan abdulhamiti eleştirenler, ne var ki osmanlıyı savaşa sokup, tüm cephelerde yenilgiye uğratan, imparatorluğu yerle bir eden, ırkçı, faşist ittihat teraki zırvasına karşı dut yemiş bülbül durumundadırlar. bu durum sakın olaki ittihatçılığa teşne oluşlarından olmaya.
gerçekte osmanlıyı düşman değil, ırkçı ve milliyetçi siyaseti ile içteki birlik,dirlik ve bütünlüğü bozan ırkçı ittihat teraki zırvası yıkmıştır.
abdulhamitin baskıcılığından söz edenler her nedense ittihat terakinin uyguladığı baskılardan, sansürden ve katliamlardan söz etmemektedirler. ittihat terakinin zırvasının yönettiği ordu tüm cephelerde savaşı kaybettiği halde uygulanan baskı ve sansürlerle bu durum halktan gizlenmiş, ırkçılık ve milliyetçilik nazizmi aratmayacak şekilde daha öte seviyeye götürülerek, yaratılan yıkım ve yenilgilerin sebebi gayri-müslimlermiş gibi katliam ve soykırımlarla ırkçı ve milliyetçilik afyonu devreye sokulmuştur.
yahudileri yakan hitlerin, ittihat teraki zihniyetinden esinlendiği yaygın bir kanı ve gerçektir.
osmanlıyı yıkan ittihat terakki zırvasının bugünkü devamı olan zihniyetin çelik çekirdeği ergenekonda aynı zihniyet ile türkiyeyi yıkıma götürmektedir. ne de olsa huylu huyundan vaz geç(e)miyor.