Gamalı Hilalin Yükselişi – Irkçılığımıza Bir Bakış »
By Konuk Yazar on Şub 21, 2007 in Milliyetçilik, Tarih | 105 Comments
Fatih Demir
Ey insanlar, şüphesiz biz sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki, Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır. [Hucurat- 13]
Milliyetcilikle yatip milliyetcilikle kalkiyoruz son gunlerde. Aslinda bu son gunleri, son aylara, onu da son yillara hatta son yuzyillara kadar goturebiliriz. Osmanli’nin son donemlerinde kurtulusu Turkculuk yapmakta bulan Ittihatcilarla baslatabiliriz mesela. Ya da daha gerilere gidip Tanzimat’la verilen azinlik haklari ile de iliskilendirebiliriz. Hatta 2.Viyana kusatmasindaki askerin isteksizligine kadar gerilere gidebiliriz. Ben hem konuyu cok fazla dagitmamak hem de daha elle tutulur gozle gorulur izler bulabilecegimiz dusuncesi ile 20.yuzyilin ilk doneminden baslatacagim.










Futbol ve Siyaset
Fikir Kırıntıları-6
“3 tarafı deniz, 4 tarafı düşmana çevrili cennet vatan” paranoyası neden üretildi? Çağdaş ve laik Türkiye’nin evlâdı, Kavala yahut Halep’te yatan dedesinin mezarına bile pasaportla gidecekti. Eskiden vali gönderilen yerlere şimdi büyük elçi atanıyordu. Churchill’in dediği gibi “iki petrol kuyusunun etrafına sınır çizen” İngiliz, bir gecede ülkeler icad edilmişti. Ama Kemalist millî(!) eğitimin iğdiş ettiği beyinler bunu sorgulamaktan aciz. Körfez ülkeleri, Basra yolunun, İsrail, Doğu Akdeniz’in petrol tıpası olacaktı. Türkiye hem Rusya’nın güneye doğru genişlemesini engelleyecek hem de Bakü petrolünün Avrupa’ya ulaşıp fiyat kırmasına mani olacaktı. Diğer yandan Lazkiye ve Hayfa’dan dünya piyasalarına erişen Musul ve Kerkük petrolü bir gün pekâlâ Türkiye’den geçip İskenderun’a akabilirdi ve bu da Londra için büyük bir risk unsuruydu.






Bir kez daha sosyal medyada paylaştığımız mesajları kitaplaştırdık. Yayına girdiği günden beri 






























Söz yıkar şiir imar eder



Kitap Tanıtan Kitap 2



Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Değerli yazarımız 






















Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı” karşılaştırdığımızda hiç yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü. Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor. Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericilikle, bağnazlıkla suçlanabiliyor. Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı 








Bir aile toplantısında, genç kızlığa adım atma arifesindeki bir kız çocuğunun, soran gözlerle şu cümleleri kurduğuna, şahit oldum: “İçki içerek sarhoş olan, alkolik olan, karısını çocuklarını dövenleri biliyoruz. Tamam, o içkiler kötü. Rakı ve bira öyle içkiler. Ama bir de erkek ve kadının karşılıklı yemek yerken, kadehlerde içtikleri içkiler var. Kırmızı şarap mesela. O tip içkiler o kadar da kötü görünmüyor. ” Ortamdaki herkes hep bir ağızdan şarabın da rakı gibi bir içki olduğunu, aynı şekilde sarhoşluğa sebep olacağını söylerken, aynı kız içki ile ilgili meraklı cümlelerine şöyle devam etti: “Diyelim ki iş yemeğindesin. Herkes içki içiyor, sen salak salak duruyorsun. Ne yapacaksın o zaman?! ” İkinci cümle ile, daha çok, “salak salak” pekiştirmesi ile ortamdaki insanların şaşkınlık düzeyi artmıştı. Neyse ki, ilk toparlanan kişi, iş yemeklerinde kimsenin içki içmek zorunda olmadığını, içmedi diye kimsenin salak olmayacağını söyledi. Örnek olarak da kendisini gösterdi. Ama ne kadar ikna edici oldu bilemiyoruz. 

Kendi ülkesini işgal eden ordu