Yaşayanlar yüzünden “fazla bir sevinç duyamamanın ifadesi” »
By Ferhat Kentel on Kas 13, 2007 in Makale | 2 Comments
İlköğretim okulunda beden dersi; Cumhuriyet törenleri için prova yapılıyor…
Bir tarafta nispeten büyükler, ergenleşmeye başlayan sesleriyle hep bir ağızdan “Dağ başını duman almış” söylüyorlar.. Sonra… “Cumhuriyet hürriyet demek…” Öteki taraftaki minikler, oynaya zıplaya: “Şehitler ölmez vatan bölünmez!” İtişip kakışıyorlar… Öğretmen kızıyor… Çocuklar ciddileşiyorlar; öğretmen başını sallıyor, onaylıyor…
Büyük sınıflardan bir çocuk –belli, çalışkan olduğu için seçilmiş- elindeki kağıttan hazırlanan konuşmayı okuyor, ürkek ve titrek sesiyle… “Ey bu vatanı kuran büyük Atatürk, ey bu vatan için savaşıp, toprağa düşmüş koçyiğitler…” İki öğretmen koşarak müdahele ediyor. Çocuğu fırçalıyorlar, Read the rest





Farkında değilim, bu gün 10 Kasım’mış. Tam manası ile kopmak bu olsa gerek. İçinde yaşadığın zamanın farkında olmamak, zamandan ayrı düşmek de böyle bir şey olmalı… Kabahat bende ki takvim kullanma alışkanlığım yok. Haftayı iş başı ve iş sonu olarak nitelendirip, takvimdeki tarihleri salt rakam ve gün adlarından ibaret saymamın bir neticesiyle özel günlerin farkında dahi olamıyorum.
2003 yılının 10 Kasımı sıradan bir 10 Kasım değildi. Gerçi adet üzere Atatürk yeni ölmüş 



Kendi ülkesini işgal eden ordu



“Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı acaba o meşhur sözünü geri alır mıydı?” diye düşünüyor insan Einstein’ın Roosevelt’e yazdığı (ve orijinalini yazının sonuna koyduğumuz) mektubu okuyunca.
Cellât uyandı yatağında bir gece
Son zamanlarda olup bitene baktığım zaman ben gördüklerimi şöyle okuyorum:Türkiye’deki şehirli kazanda şu kaynatıp banyo yaptığı günleri geride bırakalı en az 15 sene oldu. O zamanlar 10 daireden birinde araba varken şimdi 10 daireden birinde araba yok. Her evde tam takım beyaz eşya, birden fazla TV, çoğunun bir şekilde bilgisayar irtibatı var. Şehirlerde sobalı ev bulmak için özel aramak sormak lazım.



Futbol ve Siyaset
Fikir Kırıntıları-6
“3 tarafı deniz, 4 tarafı düşmana çevrili cennet vatan” paranoyası neden üretildi? Çağdaş ve laik Türkiye’nin evlâdı, Kavala yahut Halep’te yatan dedesinin mezarına bile pasaportla gidecekti. Eskiden vali gönderilen yerlere şimdi büyük elçi atanıyordu. Churchill’in dediği gibi “iki petrol kuyusunun etrafına sınır çizen” İngiliz, bir gecede ülkeler icad edilmişti. Ama Kemalist millî(!) eğitimin iğdiş ettiği beyinler bunu sorgulamaktan aciz. Körfez ülkeleri, Basra yolunun, İsrail, Doğu Akdeniz’in petrol tıpası olacaktı. Türkiye hem Rusya’nın güneye doğru genişlemesini engelleyecek hem de Bakü petrolünün Avrupa’ya ulaşıp fiyat kırmasına mani olacaktı. Diğer yandan Lazkiye ve Hayfa’dan dünya piyasalarına erişen Musul ve Kerkük petrolü bir gün pekâlâ Türkiye’den geçip İskenderun’a akabilirdi ve bu da Londra için büyük bir risk unsuruydu.






Bir kez daha sosyal medyada paylaştığımız mesajları kitaplaştırdık. Yayına girdiği günden beri 






























Söz yıkar şiir imar eder



Kitap Tanıtan Kitap 2



Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Değerli yazarımız 






















Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı” karşılaştırdığımızda hiç yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü. Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor. Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericilikle, bağnazlıkla suçlanabiliyor. Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı 




