Kimliğimin derdi ordumu gerdi! »
By Mehmet Yılmaz on Kas 28, 2007 in Türk faşizmi, Ulus-Devlet | 4 Comments
İnsan kendisini sürekli yeniden tarif eden bir varlık. Geçmişimizden, ailemizden ve mahallemizden devraldığımız mirasın üzerine hayallerimizi, korkularımızı, umut ve düş kırıklıklarımızı ekleyerek bir BEN oluşturuyoruz. Adına kimlik dediğimiz bu “şey” devletin bize verdiği kimlik kartı gibi sabit yapı değil. Üzerindeki fotoğrafın eskimesi gibi çocukluk ve gençlik duygularımız da değişiyor, evrim geçiriyor.
Gençliğinde komünist olan biri liberalleşiyor, İslâm cumhuriyeti kurmak için yola çıkanlar demokratlaşıyor.
Hayatı boyunca ateist olarak yaşamış bir kadın eşinin ölümünden sonra birden dine sarılabiliyor. Müslüman bir ailenin çocuğu 18 yaşına geldiğinde dinden soğuyabiliyor.
Kadın, Alevî, Kürt, Çemişkezekli, Ermeni, Read the rest





Geçenlerde Ermeni bestekâr Kemani Sarkis Efendi’nin sevilen şarkısını dinliyordum Muazzez Abacı’dan:
Cumhuriyet’in kurulmasıyla inkılâpların hayata geçirilmesi konusunda yakın tarihimizde bitmek tükenmek bilmeyen bir muallâka gömülmüş bulunmaktayız. Dönemin, uzunca bir süre ve hatta 21. yüzyılı yaşadığımız şuanda bile “eleştirilmezlik” zırhıyla korunması tarihi gerçeklerden bizi uzaklaştırmakta ve bazen de körü körüne yanılgılara sokmaktadır. Şüphesiz bu yanılgılar en çok inkılâplar dönemindeki tarihi eleştirilerde ortaya çıkmaktadır. Günün konjonktürleri içerisinde değerlendirdiğimizde
« Bu kanlı hayvanı, çarmıha gerilmiş İsa’nın düşmanı olan acımasız ejderhayı görmüyorsunuz belki de? Elbette şu kâfir Türklerden bahsediyorum. Önce Şark’ı yerle bir ettiler ve iğrenç kokan nefesleriyle sayısız Hıristiyanı zehirlediler. Şimdi İtalya’ya yaklaşıyorlar ve bir harabeye çevirmek istedikleri Roma kilisesine saldırıyorlar. »
31 Ekim 2007 günü, Milliyet Gazetesi, bir haberi manşetten verdi. Yalnız o günlerden gündem, şehitlerimiz, kaçırılan askerlerimiz, PKK ve Irak’a girip girmeme konuları ile dolu idi. Bu yüzden, manşetten verildiği halde, bu haber, birçok kişinin dikkatini çekmedi belki de. Gündem yine sıcak, yine yoğun… Fakat bu konular da ertelenebilecek gibi değil aslında. Vatanımızın toprak bütünlüğü tabii ki çok önemli bir konu ama topraklarımızın sağlığı da bir o kadar önemli. Bizim olan ama sağlığını, verimliliğini tamamen kaybetmiş bir vatana sahip olmayı hiçbirimiz istemeyiz sanırım. Vatan toprağı sağlıklı olmazsa , üzerinde bitkiler, hayvanlar yaşayamazsa, bizler de yaşayamayız, unutmayın.
Öyle güzel romanlar vardır ki okuyup bitirdiğinizde neredeyse üzülürsünüz. O.S’in Hırant Dink’i öldürdüğü yaştayken okuduğum
[Ekonomi Türk sitesinde KASIM 03, 2007’de