Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Bu meclis bu sorunu çözebilir mi? »

PKK terörü “bir anda” onlarca cana kıyınca Türkiye’nin gündemi değişti. Halkın oylarının %85’ini temsil eden TBMM ve %47’sinden güç alan AKP hükümeti yeni bir sınav geçiriyor.

Hükümet askerî çözümü dışlamadı ama ekonomik ve diplomatik cephelere birinci derecede önem verdiğini de gösterdi. Neredeyse aynı gün içinde Irak’tan Londra’ya, Brüksel’den Washington’a birçok hükümet üyesi bu ülkelerdeki muhataplarını yakın markaja aldılar. Read the rest

Bush’un başına tuğlamı düştü? »

 Haydar Eren

ABD dışişleri bakanı Rice bugünlerde “artık Filistin Devletinin kurulmasının zamanı geldi” diyor.

Kimimiz “Günaydın” diyoruz.

Neden şimdi?
Neler oldu da bu sözü söyledi?
Bu sözün arkasında olan ve söylenmeyen maksat nedir?

Tabloyu oluşturan puzzle’ın pek çok parçasını göremiyoruz ama göründüğü kadarıyla bu parçaları birleştirince ortaya çıkan resim şu; Read the rest

Gürcistan’a sınır ötesi harekât »

trafik-canavari1.jpgYıllardır bize demokrasi ve insan hakları diye vakit kaybettiren, terör sorununun çaresini boş yere içerde aratanlar günlerini görecekler. Ama biz sınır ötesi bir harekât ile Kuzey Irak’ı yerle yeksân edince durmayacağız. Zira memleketimizin dışarıdan beslenen tek sorunu terör değildir.

Trafik kazalarında yılda ortalama 5000 insanımız hayatını kaybetmektedir. Elimize geçen son bilgilere göre trafik canavarları Gürcistan’da saklanmaktadır. Zaten aşağıdaki harita da bunu ispat etmektedir. Yani bu sorunun da kökü dışarıdadır.

O halde Gürcistan’a en kısa zamanda bir sınır ötesi harekât düzenlenmeli ve trafik canavarının beli kırılarak daha fazla can alması önlenmelidir. Read the rest

Arka Sıradakiler »

 “ – Para Verecekler tabii, elleri mahkum… Onlarda çok var, bizde hiç yok!
– Çok sıkılıyorum! Hiçbir şeyden hiç zevk almıyorum.
– Kimse beni anlamıyor…
– Bana kimse karışamaz… Hiç kimse!
– Herkesten ve herşeyden nefret ediyorum…
– Şu ana kadar çok eleman dövdüm. Hiç pişman değilim!
– Hiçbirşey beni mutlu etmiyor.
– Çok mutsuzum, çok mutsuzum…
– B.k herifler… Hiçbirşeyden anlamıyorlar.
– Sürekli kavga ediyorum.
– Hiç pişman değilim.
– Herkes beni dışlıyor.
– Ya bu düzene uyarsın ya da çekip gidersin.” (1)

Read the rest

Bayram Hediyesi »

mutluluk6_bayram_hediyesi.jpg

Fatma K. Barbarosoğlu’nun Otobüsname isimli kitabında “Güzel İnsan Hikayeleri” (1) isimli bir hikaye okudum. Çok hoş, etkileyici bir hikaye idi. Kısaca bahsetmek isterim: “Güzellik niye maya tutmaz?” , “Dostluklar, arkadaşlıklar, komşuluklar neredeydi?” diye hayıflanan bir teyzeyi anlatır önce Fatma Hanım. Teyzemizi, vapura yetişmeye çalışırken, densizin biri, arabasıyla çamurlara bular. Teyze, çaresizce kalakalmışken, başka bir araba durur yanında ve yardım etmeyi, gideceği yere bırakmayı önerir. Teyzemiz biraz ürkse de kabul eder. Arabaya biner binmez de söylenmeye, kendisini ıslatan taksi şoförünü şikayet etmeye başlar. Teyzeye yardım eden genç adam, araya girer. “Hepsi kötü değil” der ve kendisine sadece Allah rızası için yardım etmiş bir şoförü anlatır. Sonra da şöyle der: “Efendim bendeniz avukatım. Her gün bir sürü yolunda gitmeyen işin takipçisiyizdir. Ma’lum, bize gelen saadetini anlatmak için gelmez. Mesleğe yeni başladığımızda bize anlatılanlardan ziyadesiyle etkilenirdik. İlk gelen dava bir boşanma davası idi, o davadan o kadar etkilendim ki, bir daha kolaylıkla boşanma davası al(a)madım. Sonunda birkaç arkadaş, baktık böyle olmuyor. Hayata karşı güvenimiz sarsılıyor, birbirimize sadece güzel insan hikayeleri anlatmaya karar verdik. Latife olsun diye bunu müesseseleştirdik kendi aramızda. Güzel İnsan Hikayeleri Vakfı. Ayda bir defa toplanırız, herkes kendi dağarcığındaki güzellikleri sunar.” (2) Read the rest

Bayramınız kutlu olsun »

275752_35631.jpgBayramlar rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı günlerdir.

Derin Düşünce okurlarının bayramını en güzel dileklerimizle kutlarız.

Bayramın ülkemize ve insanlığa barış getirmesi umuduyla…

Derin Düşünce Grubu

 

 

 

 

 Derin İnsan 

 “Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz. 

   Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları

Suzan Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

 Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

 Bir pozitivizm eleştirisi

Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericilikle, bağnazlıkla suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı buradan indirebilirsiniz.  

Darwinist Bir Kara Ütopya »

Samet Göğekin*

“Eğer birinin pabuçlarıyla yürümeyi denemediyseniz, onu yargılamadan önce iyi düşünün” – Navaho Atasözü

Yine ateşli bir evrim tartışmasının tam ortasındayken Türker Yılmaz verdi bu fikri bana. Evrim kuramının bilim toplumunda genel kabul gören tek kuram olduğunu, bu gerçeğin hakkının verilmesi gerektiğini söylediğimde, haklı olarak genel kabulün mutlak doğruluk anlamına gelmediğini söyledi. Bu savını güçlendirmek için de politik tercihlerle analoji kurdu. Çok oy alan partinin ülke yönetimine en uygun parti olduğunu iddia edemezdik. Kurduğu analojideki önemli bir hata, bilimsel bilgi üretiminin kitlesel siyasi tercihlere göre çok daha kontrollü olduğunu ve bunun verilen kararların güvenilirliği üzerine etkisini göz önüne almamasıydı. Read the rest

Tepeden inmeci “çağdaşlığın” teyakkuz hali »

i20want20youferhatkentel.jpgSeçkinler için “tehlikeler” bitmiyor; hep teyakkuz halindeler. Aynı anda hem dini tezahürler konusunda “şeriat tehlikesi” hem de Kürt sorununda “bölücülük tehlikesi” uyarıları yapıyorlar. Şimdiki zamanla barışmayı reddetikleri gibi, tarihin yeniden düşünülmesine, tarihle yüzleşilip yaraların sarılmasına da tahammül edemiyorlar.

Hep savaş istedikleri için, onların bu teyakkuz ve tahammülsüzlük halleri toplumu da geriyor. Parlamentoda, sokakta, trafikte, ailede insanlar konuşmayı, muhabbeti unutuyorlar. Gazetelerin bir zamanlar üçüncü sayfalarını işgal eden şiddet haberleri (“Adamı tanımıyordum ama bana güldü, ben de onu vurdum!”, “Ben geldiğimde karım evde yoktu, gelince bıçakladım!”) artık birinci sayfaya terfi ediyor.

“Gerilla” adının ve görünümünün arkasına yerleşmiş katiller minibüsleri durdurup, gözlerini kırpmadan, çoluk çocuk ayırdetmeden cinayet işliyorlar… Seçkinlerin tahammülsüzlüğü ve teyakkuzundan esinlenen çocuklar katilleşiyorlar. İşin traji-komik yanında ise, Read the rest

Teröre lanet, sağduyuya çağrı.. »

Yine bir terör saldırısı sonrasında, 13 vatan evladını şehit vermenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Derin Düşünce Grubu olarak, PKK Terör Örgütünün gerçekleştirdiği bu menfur saldırıyı kınıyor, şehit Mehmetçiklerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyoruz.

Terörün ana amacı, bu milleti oluşturan halklar arasında nefret uyandırmak, ırkçılığı karşılıklı tetiklemek olduğu açık. PKK Terör örgütü, toplumda infial oluşturacak eylemleriyle, bu amaçlarını gerçekleştirmeye çalışıyor. Sağduyunun ortadan kalkıp terörün devam ettiği durumlarda, ne yazık ki sağlıklı tartışma ortamı doğması mümkün değil. Bu tip olaylar terörden beslenenlerin işine yarıyor. İşte burada hükümetten, meclisteki her vekilden, silahlı kuvvetlere, medyadan sokaktaki vatandaşına kadar, sorumluluk sahibi tüm kurum ve kişilere büyük görevler düşüyor. Soğukkanlı olmak, terör örgütüyle mücadelede hâlâ başarılı olunamıyorsa, yöntemleri gözden geçirmek, terörü doğuran nedenleri ortadan kaldırmak gerekli. Belki de ilk adim, meclisteki her vekilin terör örgütünü kınaması ve silah bırakma çağrısı yapması. Böylece var olan sorunlara terörün çirkin gölgesi düşmeden eğilinmesi sağlanacaktır, sağlıklı bir tartışma ortamı doğacaktır. Bu bağlamda terörün ilacının ülkemizin daha fazla demokratikleşmesi olduğuna dair inancımızı da vurguluyoruz.

Derin Düşünce Grubu

 Derin İnsan 

 “Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz. 

   Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları

Suzan Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

 Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

 Bir pozitivizm eleştirisi

Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericilikle, bağnazlıkla suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı buradan indirebilirsiniz.  

Yapay gündem – Gerçek gündem »

yapay-gundem.jpgTürkiye geçtiğimiz günlerde yeni anayasa, başörtüsü tartışmaları ve terör ile meşgul oldu.

Dekorun bir parçası haline gelen işsizlik ise bir işi ve maaşı olan gazetecileri çok fazla ilgilendirmedi.

Hürriyet Gazetesi Prenses Diana’nın ölümü ve İranlı eşcinselleri manşete taşırken Milliyet Filipinler’de düzenlenen eşcinseller ve travestiler güzellik yarışmasını ana sayfadan verdi. Laikliğin yılmaz savunucuları Milliyet’te işbaşındaydı. Ramazan sırasında rakı kadehlerinin ekranda görülmesinin engellenmesi haliyle Atatürk çocuklarını rahatsız etmişti. Yurttaki en önemli olayları anında okurlarına aktaran  Milliyet Kütahya’daki UFOları da unutmadı. Ama Milliyet’in altına imza attığı en büyük gazetecilik olayı şüphesiz … Read the rest