Tehlikede olan piyasa ekonomisi değil özgürlüğümüzdür »
By Alinti Yazar on Eki 10, 2008 in Devletçilik, Ekonomi, Kapitalizm, Liberalizm, Sosyalizm | 4 Comments
BİLAL SAMBUR*
Amerika’nın finans piyasalarında başlayan ekonomik kriz, dünyayı derin bir şekilde etkilemeye devam ediyor. Bazıları, krizi en büyük ekonomik buhran olarak nitelemekte. Yaşanan derin bir kriz olmasına rağmen, krizin aynı derinlikte ve ciddiyette tartışıldığını söylemek zor. Sosyalizm gibi kolektivist bir ideolojiyi benimsemiş çevreler, bu krizi, sosyalizmin “vahşi kapitalizm”den rövanş alması olarak değerlendirmekte. Krizi, kapitalizmin sonu ya da post-kapitalist çağa geçişin başlangıcı olarak ilan edenler, büyük bir zafer sarhoşluğu içerisinde irrasyonel bir ruh halinin bütün çılgınlığını yansıtmakta. Bu irrasyonel değerlendirmeler, hiç umulmadık kimseleri de etkileyebilmekte ve onların da bilinçaltlarında saklı tuttukları kolektivist eğilimlerin ve kapitalizm düşmanlığının tezahür etmesine neden olmakta.
SERBEST PİYASAYI SAVUNMALI MIYIZ?
Yaşanan ekonomik kriz, ekonomik hayatın özgürlük, adalet ve rekabet ilkelerine dayanması gerektiğini savunan serbest piyasa ekonomisi taraftarlarına zor bir zaman yaşatmaktadır, çünkü bu krizden istifade ederek sesini yükselten kolektivizm, kendi ekonomik tercihlerimizi özgürce belirlemek yerine devletin hayatımıza müdahale etmesine davetiye çıkarmakta ve var olan krizi kapitalizmin ölüm anı olarak ilan etmektedir. Ekonomik özgürlüğün bir masal olduğuna ve devlet müdahaleciliğinin gerçekçi tek ekonomik yol olduğuna inanmamız için her türlü kolektivist manipülasyonun etkili bir şekilde yapıldığı, sınırsız yalanların savrulduğu bu zor zamanda, insan onuru ve özgürlüğü adına serbest piyasa ekonomisini savunmak lazım. Read the rest





Paşa’nın golf aşkı


Bir kez daha sosyal medyada paylaştığımız mesajları kitaplaştırdık. Yayına girdiği günden beri 
Kitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimler de bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. 



Kitap Tanıtan Kitap 6






















Söz yıkar şiir imar eder



Kitap Tanıtan Kitap 2



Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Değerli yazarımız 




Kendi ülkesini işgal eden ordu


















Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı” karşılaştırdığımızda hiç yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü. Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor. Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericilikle, bağnazlıkla suçlanabiliyor. Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı 





Yazar: Zübeyr Hannis
Siyasi partilerin İnternet faaliyetlerini takip etmek için ilginç bir site önermek istiyorum. Bu siteden
Sunuş: Kemalizm bazen bir ideoloji, bazen isyankâr bir ruh hâli, bazen bir çağdaşlaşma projesi olarak çıkıyor karşımıza. Kimilerine göre Türk Solu kemalizmin devamı. “Hayır” diyor kimileri, Kemalizm evrensel solun Türkiye’deki şeklidir. Kemalizm bazen de bir din olarak kendini gösteriyor. İnsanlar bir dağa düşen gölgede, bulutlarda Atatürk’ü görüyorlar. Ona “yaratıcı” diyorlar. Hamd ve şükran duygularını ifade ediyorlar. “Bizi izlediğini biliyoruz Atam” diyerek onunla konuşuyorlar.
