RSS Feed for This Post

Çerkez Ethem’in ağabeyi Atatürk’e ‘Kürt açılımı’ önermiş

Mustafa Armağan

Dersim rüzgârıyla birlikte devletin ‘Kürt açılımı’ dallanıp budaklandıktan başka ‘Alevi açılımı’ ile de aşılandı.
Bu arada İsviçre’deki referandum, zihinlerimizde Avrupa’nın sabit fikirleri konusunda yeni şimşekler çaktırdı. Yani tarihten gelecek seslere ilgimiz aslanın yelesi gibi kabarmış durumda.

İşte bundan yaklaşık 80 yıl önce yazılan bir ‘açık mektup’, tam da bugünkü tartışmalara bir cevap niteliğinde.

Mektubu yazan Çerkes Ethem’in ağabeyi Reşid Bey, ilk TBMM’de Saruhan (Manisa) milletvekiliydi ancak hain ilan edilince 8 Ocak 1921′de milletvekilliği düşürülmüştü. Lozan’dan sonra ilan edilen 150′likler listesine alındığı için uzun yıllar Amman’da yaşamış ve rejime muhalefetini her fırsatta dile getirmişti.

Reşid Bey’in, aşağıda yayınlayacağımız ve aslı Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde bulunan ‘açık mektubu’, Şam’da çıkan “El-Kâbes” gazetesinde Arapça olarak basılmış, Dışişleri Bakanlığı Basın Genel Müdürlüğü tarafından Türkçeye çevrilerek Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’e takdim edilmiştir.

Mektup daha önce Mete Tunçay tarafından “Tarih ve Toplum”un Ekim 1992 sayısında yayınlanmıştır. Ancak belgenin ekinde bulunan gazetedeki kupürü dikkate alınmadığı için metin tam olarak yansıtılamamıştır. Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde A VII/I D 86 F I-90-91 numarada kayıtlı bulunan çeviriyi Arapça metniyle karşılaştırmak suretiyle anlaşılır bir hale getirmeye ve günümüz diliyle ifade etmeye çalıştım.

Mektubun yazıldığı tarihte Türkiye kamuoyu biri Doğu’da, öbürü Batı’da olmak üzere iki kritik olaya gömülmüş durumdadır. Birincisi Türk siyasetinde fırtına gibi esen Serbest Fırka’nın kuruluşu, öbürü de peş peşe çıkan 5 Kürt isyanının kara bulutları. Mektup, batısında yeni bir umut rüzgârının tutuştuğu, halkın CHP’den kurtulma umudunun doğduğu, doğusunda ise en büyüğü Ağrı’da gerçekleşen Kürt isyanlarının peş peşe patladığı bir ortamda yazılmıştı.

Reşid Bey, son çare olarak Atatürk’e ‘Kürt açılımı’ tavsiyesinde bulunuyor, gerçekten namını Türkiye’nin iki halkı, yani Türkler ve Kürtler arasında yükseltmek ve ebedileştirmek istiyorsa gerekirse kendisini feda etmesini istiyordu. Sertlikle, baskıyla, şiddetle Kürtleri yola getiremezsiniz diyor ve ekliyordu:. Tek çare, ılımlı bir yönetimi iş başına getirip her iki millete de hak ve özgürlüklerini tanımaktır. Türkiye ancak böyle yapılırsa bölünmekten kurtulacaktır.

İşte 80 yıl öncesinden bugünlere seslenen o mektup:

“İşittiklerime ve gördüklerime dayanarak şunu söyleyeyim ki, hem Kürtlerin dinlerine tutku derecesinde bağlılıklarına, hem de kamuoyunun vicdanına aykırı olan mevcut durum, bu necip milleti tehlikelere ve savaşlara sürüklemektedir.
 

 80 yıl önce yazılan bir ‘açık mektup’, bugünkü tartışmalara cevap niteliğinde.

İşte kanlar akmakta, canlar yok olmakta, hırs uyanmakta, intikam sevdası kalplerde kök salmaktadır. Ülkemin çöküşe doğru gittiği meydandadır. Dahası, cahil ve gafil Türk gazeteleri bu ayaklanmayı muhaliflerden yalnız birkaç kişinin üzerine yıkmaktadırlar.

Kürtlerin zulme gelemeyecekleri şüphesiz iken, şiddet, despotluk ve türlü imha yöntemleri ve Kürt beylerinin -Seyyid Abdülkadir de onlardandır- idamlarıyla sonuçlanan Şeyh Said İsyanı’nın (1925) ikinci bir isyan doğurmayacağını mı zannediyordunuz? Kürtlerin intikamları da şiddetli olur. Tarihten delil getirmeye gerek yok, yalnız bu son isyan bile öldürme, zulüm, şiddet ve köklerini kazımanın (tenkil) sınırları olduğunu gösteriyor.

Ülkemizin 15 milyona ulaşan nüfusunun yarısını teşkil eden Kürtler, tarihin en eski zamanlarından beri kendi mamur beldelerinde yaşamakta iken, uygulamakta olduğunuz siyaset memleketlerini bölüp parçaladı.

Halbuki çeşitli vesilelerle ve özel olarak da tarafınıza, Kürtlerin geleneklerine ve dinen kutsal bildikleri şeylere hücum etmenin, ülkemizin çöküşüne neden olacağını açıklamıştım. Ne var ki, hükümetimizin başı (İsmet Paşa) ve yoldaşlarının Türk milliyetçiliğinde ve ülkenin harap ve bitap düşmesinde ısrar, hatta inat ettikleri görülüyor.

Ey Gazi, şu an bu fırsattan yararlanmak için üzerinize büyük bir görev düşüyor.

1. Mert Kürt milletini harcamayın (zayi etmeyin) ve ona karşı düşmanlığın devamına meydan vermeyin.

2. Korkarım, tarih bizim geçmişteki beraberliğimizi tescil etmiş bulunuyor. Günahlarınız yüzünden ülkenin bölünmesinden kaygı duyuyorum. Unutmayın ki, en büyük ve uzun ömürlü şöhret, tarihin tescil ettiği şöhrettir. Ne mutlu ki ey Paşa, şimdiye kadar yaptıklarınız ve söyledikleriniz sizi tarihî nam ve şöhretten mahrum bırakıyor. Ancak bugün elinize bunu tersine çevirecek büyük bir fırsat geçmiştir. Bir an için kendinizi ölmüş farz edip namınızı yükseltmeye bakmalısınız. Kürtlerin dine tutkunlukları ve millî asaletleri, onları Türklerden ayrılmaktan men ediyor. Ancak bir şartla: Yönetimi cumhurdan, yani halktan ılımlı ve hür bir gruba emanet etmeniz gerekir. Böyle yaparsanız, himayeniz altındaki milletlerin (Türkler ve Kürtlerin) özgürlüğünü temin ve ülkemizin selametini muhafaza etmiş, böylece tarihte büyük bir ad ve şöhrete nail olmuş olursunuz.”

Mektup burada bitiyor. Bitiyor mu sahiden de? İsmet Paşa ve yandaşlarının bugün de aynı kafada olduklarını gördükten sonra bu mektup hiç bitmez dostlar!

Share on Facebook

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 3 Yorum

  2. Yazan:sevda Tarih: Ara 9, 2009 | Reply

    Sabah erken uyandım 6,30 sularıydı. Televizyonda dünden kalma sabah haberlerini seyrettim.Dehşetle, tüm yurtta olan olayları seyrettim. Hiç bir zaman milliyetçi bir insan olmadım. Kastettiğim siyasi düşünce bazında. Elbetteki ülkemi seviyorum, ülkem en iyi yerlerde olsun istiyorum ve bu ülke için bir evlat yetiştiriyorum. Hayat duruşum olarak, hümanist bir insan olmaya gayret ettim. Bir çok kürt arkadaşım, komşum oldu. Hayatımın hiç bir döneminde “kürt” kelimesini duyunca tüylerim diken diken olmamıştı, ta ki bugüne kadar. Hükümetin tutumu, son yaşananlar artık öyle saçma sapan ki, benimle birlikte birçok insanı da dehşete düşürüyor. Geçmişten bugüne doğudaki insanlarımıza eşit olanakların, özellikle de eğitimin verilemeyişi elbette ki büyük hata. Ama küçücük çocukların ellerinde taşlarla polise, sağa sola saldırmasına müsade ederek, hatta teşvik ederek, ortalığı savaş alanına çevirmek, nasıl bir arayıştır, anlam veremiyorum. Yıllar evvel (10 sene kadar önce) bir otel inşaatı şantiyesinde çalışırken kocam, yaşadığı bir anıyı anlattı bu sabah. “Öğle paydosu verilince doğulu amelelerden birisi, küreği yüklendi omzuna istiklal marşını mırıldanarak, yemekhaneye gitti. Ben de bu ülke kolay kolay bölünmez diye aklımdan geçirmiştim. Şu gelinen noktaya bak” dedi.. Bu insanlara ne oldu peki, nerdeler şimdi. Bizler onları bu kadar mı sahipsiz bıraktık da onlar kendilerini farklı bir halk olarak görüp, ortak bir tarihimiz yokmuş gibi düşünmeye başladılar. Terörist örgüt o zaman da vardı. Ama çoğu kürt vatandaş onları kendilerinden kabul etmiyordu. Bayramda yeni tanıştığım biriyle sohbet ederken “Adana’ dan ilerisi yok bizim için” lafını Türklüğüyle övünen birinin ağzından duydum. Nasıl bu kadar kolayca telaffuz edebildiğine inanamadım. Gelecek korkutmaya başladı beni, eskiden de korkutuyordu ama bu kadar gözümün içine sokularak değil…

  3. Yazan:Furkan Tarih: Ara 9, 2009 | Reply

    Bu olanlar, PKK nın ortaya çıkması, Kürt milliyetçiliğinin artması, hep geçmişte yapılan hataların sonucu. Türk milliyetçiliği üzerine kurulmuş bir devlet içerisinde başka ırklar varsa, bu devletin bizzat varlığı bile karşı milliyetçilerin ortaya çıkmasına yol açacaktır muhakkak. Doğa kanunu böyle, insanın doğası böyle. Bir de üzerine yasaklar, yanlış uygulamalar, baskılar, işkenceler gelince sonucun bu şekilde olması kaçınılmaz. Bu yanlışların da müsebbibi askeri darbeler. Bütün bu yanlışlar bugün elimizde tuttuğumuz PKK ateşini yaktı. Elimiz yanıyor şu anda. 25 yıldır yanıyor. Bu devlet anlayışı değişmediği sürece, anayasamız değişmediği sürece de elimiz yanmaya devam edecek. Bir 25 yıl sonra 2034 yılında yine PKK gösteri yapıp pusu kurduğu zaman Furkan demişti dersiniz. (İnşallah ben yanılırım).

  4. Yazan:zamanyolcusu Tarih: Mar 20, 2010 | Reply

    ,

    öncelikle,

    artik burdayim demek., ve bu karari bir cok yazilari, yorumlari inceledikten sonra vermek zorunda kaldigimi dile getirmek istiyorum.

    hadi hayirlisi,.

    . .. …

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin