RSS Feed for This Post

Ez jı te hez dıkım

İHSAN DAĞI – ZAMAN

Biliyorum, birçoğunuz başlığı anlamadınız. Ben de yeni öğrendim. Aynı cümleyi İngilizce, Fransızca veya Almanca yazsaydım, en azından birini, okur yazar her Türk anlayacaktı.
Oysa bin yıldır birlikte yaşadığımız, kardeş olduğumuzu söylediğimiz, etle tırnak gibi bütünleştiğimizi iddia ettiğimiz Kürtlerin dilinde yazınca kimse anlamıyor. Bu, övünülecek bir ‘cehalet’ olamaz.

Bin yıldır birlikte yaşıyoruz, ama Kürtçe bilmiyoruz; az da olsa bilmiyoruz. Kürt kökenli olduğunu bildiğimiz bir komşumuza ‘günaydın’, iş arkadaşımıza ‘nasılsın?’, sevdiklerimize ‘seni seviyorum’ diyemiyoruz Kürtçe. Daha da kötüsü, ‘onların dili’ni birazcık da olsa konuşmak aklımıza bile gelmiyor, bırakın bunun için özel bir çaba göstermeyi…

Ne hakça ne de kardeşçe bir durum bu. Hepsi Türkçe bilen, bilmek zorunda olan Kürtler (kardeşlerimiz!) üzülmezler mi buna? Kırılıp darılmazlar mı?

Gelin itiraf edelim: Devletin ‘homojen Türk milleti’ varsayımı hepimize (Türklere) kolay geldi. Herkes Türk’tü; herkesin Türk olmasını, Türkçe konuşmasını bekledik. Devlet destekli bu beklentiye karşılık verip Türkçe öğrenenlerin Türkçesiyle de dalga geçti kimimiz.

Adeta Kürtçe diye bir dilin var olduğunu unuttuk, görmezden geldik. Hatta Kürtçenin sokaklarda bile konuşulması yasaklandığında kılımızı kıpırdatmadık. Kör, vurdumduymaz kaldık… İçimizdeydi onlar, birlikte yaşıyorduk, ama onlar bizim gibi oldukları, bizim dilimizi konuştukları sürece bizdendi. Kürtçe konuşmayı, yani kardeşlerimizin anadillerini, yani en doğal, en insanî farklılıklarını ‘ayrılıkçılık’la eş tuttuk.

Bir Kürt’le bir Türk’ü birbirinden farklılaştıran tek şey, dil. İşte o dilin bizi ayıran şey olmasını istemiyorsak, o dili paylaşmamız, ortak kullandığımız bir değere dönüştürmemiz gerek. Neden ortaklaşamıyoruz bu dili? Yüzyıllardır birlikte yaşarken, yakın akrabalar olmuşken Kürtçeyi bu denli ‘yabancı’, dışımızda görmek hiç de normal değil.

Kürt meselesi önemli ölçüde bir Kürtçe meselesi. Kürtçeyi doğal, meşru, normal ve bizden görmeden birlikte yaşama irademiz ve isteğimiz sağlam bir temele oturamaz.

Tamam, Kürt sorunu toplumun değil, devletin yarattığı bir sorun. Toplumsal düzeyde Kürtlerle Türkler arasında ciddi bir şiddet ve nefret ortaya çıkmadı. Kabul, bu sorun ‘Türkler’in değil ‘devlet’in sorunuydu ve çoğul bir emperyal toplumsal bakiyeden homojen bir ulus ve devlet yaratma projesinden kaynaklanmıştı. Ama toplum bunun neresindeydi? Halkın, bin yıldır birlikte yaşadığı Kürt kardeşlerine devletin yaptıkları karşısında takındığı duyarsız, vurdumduymaz tavrın hiç mi payı yoktu sorunun derinleşmesinde?

SETA ve Pollmark’ın geçen hafta açıklanan Türkiye’nin Kürt Sorunu Algısı araştırmasının ilginç bulgularından biri de Kürtçeye ilişkin. Türk kökenli yurttaşların % 52’si ‘Kürtçenin kullanımına yönelik yasakların kalkmasını kabul edilebilir’ bulmuyor. Aynı araştırmada Türklerin % 34’ünün, Kürtlerin de % 67’sinin ‘yakın akrabaları’ arasında Kürt ve Türklerin olduğunu öğreniyoruz. Bu kadar kaynaşmış, akrabalaşmış bir toplumun Kürtçeye bu kadar ‘yaban’ kalması çok şaşırtıcı değil mi?

Bence önümüzdeki süreçte sadece devletle Kürtler barışmakla kalmamalı, Kürtlerle Türkler de yeniden ‘tanışmalı’. Türkler, Kürtçeyi damadının, gelininin, torununun, yeğeninin, halasının, dayısının dili, yani ‘kendi’ dili olarak görmeli. Kardeş dediğimiz, evlilikler yaptığımız, akraba olduğumuz insanların diline bu kadar yabancılık anlaşılır ve açıklanabilir bir durum değil. Bugün her Kürt Türkçe konuşurken Türklerin üç beş cümle bile Kürtçe konuşamamaları kabul edilebilir bir kardeşlik türü müdür?

Şairin dediği gibi ‘anadilin, elin ayağın kadar senin, ana sütü gibi tatlı’, ana sütü kadar helal… Gelin öğrenerek, Kürtçeyi ‘ayıran’ değil ‘birleştiren’ bir ortak değere dönüştürelim. Öğrenmeye de bu cümleyle başlayalım: Ez jı te hez dıkım. Yani, seni seviyorum.

.

 

… E-kitap okumak için…

 

yitikSoyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır

Afganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla“bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir?

Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir. 284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” içinBuradan indirebilirsiniz.


İslâm’da Mimar ve Şehir

Cumhuriyet’in ilânından beri yaşadığımız şehirler hızla tektipleşiyor. Betondan yapılmış kareler ve dikdörtgenler kapladı ufkumuzu. Trabzon, Aydın, Malatya… Anadolu’nun her yeri birbirine benzedi. Fakat Türkiye’ye has bir sorun değil bu. Batının “alternatifsiz” demokrasisi ve serbest piyasası mimarları da tektipleştirdi. Farklı düşünemeyen, yerel özellikleri eserlerine yansıtmayan mimarlar kutu gibi binalar dikiyor. Moskova, Tokyo, Paris, Hong Kong da tektipleşiyor ve çirkinleşiyor.

Çare? Binalara değil de mimara, yani insana odaklanmak olabilir; yani eşyayı ve sureti değil İnsan’ı ve sîreti merkeze almak. Zira bu bir norm ya da ekol meselesi değil: İslâmiyet’in ilk asırlarında bir şehir övüleceği vakit binalar değil yetiştirdiği kıymetli insanlar anılırmış. Biz de güzel binalarda ve güzel şehirlerde hayat sürmek için önce güzel mimarlar yetiştirerek başlayabiliriz işe. İnsan gibi yaşamak için mimarî çirkinliklerden ve bunaltıcı tektipleşmeden kurtulabiliriz. Bu ancak Güzel Ahlâk ile Güzel Mimarî arasındaki bağı yeniden tesis etmekle olabilir. Çare Mimar Sinan gibi cami yapmak değil Mimar Sinan gibi insan yetiştirmek. Kitabımızın maksadı ise teşhis ve tedaviye hizmet etmekten ibaret. Buradan indirebilirsiniz.

Kürtlerin Tarihi Üzerine

kapak_kurt-tarihi-uzerine80 seneden beri Kürtlerin tarihi isyan ve terörle özdeşleşti. Son yıllarda ise ilk defa hemen her kesimden insanın desteklediği bir barış süreci başladı. Bu süreç kendi başına tarihi bir anlama sahip elbette. Yine de büyüyen umutların, atılan adımların sağlam olması ve geleceğe yöne vermesi için yaşananlar ile Kürtlerin tarihi arasında bir köprü kurulması gerek. Dahası Türkiye dışındaki etnik terör tecrübelerinden, sosyal barış projelerinden yararlanmak elzem. Bu sebeple, Kemal Burkay, Hasan Cemal, İsmail Beşikçi, Mustafa Akyol kadar Alain Touraine, Johan Galtung, Paddy Woodworth ve Gandhi’den de istifa ettik bu kitabı hazırlarken. Umuyoruz ki güncel tartışmaları ve gelişmeleri bir kenara koyarak geçmişe kısaca bir göz atmak bugünü daha anlamlı okumamızı sağlayacak. Buradan indirebilirsiniz.

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

kapak_kitap_capulcularÇapulcular” ne istiyor?

Genel seçimler yaklaşırken başladı Taksim Gezi Parkı olayları. İnsanlar öldü, yaralananlar, tutuklananlar oldu. Taksim’deki sanat galerileri bile yağmalandı. Maddî zarar büyük: Yakılan otobüsler, özel araçlar, iş yerleri. Ancak hâlâ isyancıların ne istediğini bilmiyoruz. Taksim Dayanışma Grubu’ndan çelişkili açıklamalar geliyor. Polisi ya da göstericileri suçlamadan önce şunu bilmek gerekiyor: “Çapulcular” ne istiyor? Daha fazla demokrasi? Sosyalizm? Devrim? Darbe? Elinizdeki e-kitap bu sorulara cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

 Alevilik, Ortak Acılardan Bir Kimlik

Aleviler ızdıraplarda, geçmişin acılarında buluşuyorlar. Dersim, Madımak… Bu isimler anıldığında kırmızı bir düğmeye basılmış gibi bütün farklı Alevilik-LER birleşiyor ve bir tepki geliyor. Hızlı, öngörülebilir ve manipülasyona açık bir tepki bu. Ortada geç-ME-miş bir geçmiş var. Kıymetli yazarımız Cemile Bayraktar’ın dediği gibi “yüzleşilmediği müddetçe de geçmeyecek bu geçmiş” , çıkarılmayı bekleyen bir diken gibi acı vermeye devam edecek.

Diğer yandan çok sayıda Alevi kendi atalarına, dedelerine, manevî önderlerine en büyük acıları reva görmüş olanlara büyük bir sadakat ile bağlılar. Yani Kemalistlere ve CHP’ye. Yakın tarihi sorgulamak şöyle dursun ibadethanelerini Atatürk resimleriyle donatıyorlar. Ortak acıların ve siyasî tercihlerin dışında Alevileri birleştirecek bir inanç, bir kültür yok mu? Acaba Aleviler Stockholm sendromundan kurtulabilecekler mi? Elinizdeki kitap bunları sorguluyor. Buradan indirebilirsiniz.

Tiryandafilya, Güneşe “ya doğ, ya da ben doğacağım” diyen güzel!

kapak_Tiryandafilya“… Senden önceki hiçbir kadın tarafımdan böyle sigaya çekilmedi Tiryandafilya. Sen benim tüm aşklarımın  raporusun, tüm aşklarımın hülasası, ana fikrisin Tiryandafilya. Senden öncekiler ya masadan kaçtı ya da onları masadan ben kovdum. Şimdi benim tüm bu kaybolan yıllarımın hesabını vermek de sana kaldı. Sevdiğin başka bir erkek olmasına rağmen bu yola girmen için de seni zerre kadar zorlamadım, bunu da biliyorsun Tiryandafilya. Duvarımın arkasına dolanman için sana elimden gelen tüm kolaylığı gösterdim. Bu asla senin marifetin, el çabukluğun, kahredici, tahrik edici, tahkir ve de tezyif edici dişiliğinle olmadı. Senden önce gidip, tüm kapıların kilidini senin için açan irade bendim. Orada beni çırılçıplak gördüysen benim sayemdedir. Şimdi dürüstçe oynayalım o zaman. Ama unutma Tiryandafilya; ihanet ilgi çekse de hain sevilmez…”

Efraim K‘nın kitabını buradan indirebilirsiniz.

 

kitap tanitan kitap 5Kitap tanıtan kitap 5

İmkânsız bir buluşma düşleyin: Nietzsche, Montaigne, Chomsky ile Fârâbî ve Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri bir arada. Ama yalnız değiller, hemen yanı başlarına John Berger, Cahit Zarifoğlu, André Gorz , Oğuz Atay, İsmet Özel, Amin Maalouf, Gilbert Achcar, Nevzat Tarhan, Randy Pausch ve daha bir çok aşina olduğumuz yazar, şair, düşünür gelip oturmuş. Bu imkânsız buluşmayı Derin Düşünce sitesinin yazarlarına borçluyuz. Sadık dostlarımız Alper Gürkan, Mustafacan Özdemir, Mehmet Alaca, Mehmet Salih Demir ve en az “eskiler” kadar çalışıp didinen genç yetenekler: Essenza, Esma Serra İlhan, Gülsüm Kavuncu Eryilmaz, Abdülkadir Hacıaraboğlu, Azat Özgür. Kitap tanıtan kitapların beşincisini ilginize sunuyoruz, kitapların dünyasına açılan 23 pencereden bakmak için. Buradan indirebilirsiniz.

hamza_yusuf Hamza Yusuf ile İslâm’ı anlamak

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai tarafından yapılan iki tercümeyi içeriyor:

  • Zaytuna Institute’den Hamza Yusuf Hanson’ın 2010 yılı Mayıs’ında Oxford üniversitesinde yaptığı İslâm’da reformkonulu konferans,
  • Yine  Hamza Yusuf Hanson’ın Dr.Murata ve Prof.Chittick’in İslam’ın vizyonu isimli eseri üzerine yaptığı konuşma (Bahsedilen kitap, Türkçe’ye de çevrilmiştir.)

Hamza Yusuf Hanson 1960 yılında Amerika’nın Washington Eyaletinde dünyaya geldi; Kuzey California’da büyüdü. 1977 yılında müslüman olduktan sonra on yıl boyunca İslâm coğrafyasında Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuzey ve Batı Afrika gibi bölgeleri gezdi. Farklı ülkelerde iyi büyük alimlerden icazet aldı. Hamza Yusuf bu seyahatten sonra ülkesine dönerek Dinler Tarihi ve Sağlık Hizmetleri alanlarında diploma aldı. Dünyanın dört bir tarafında İslâm hakkında konferanslar veren Zaytuna Enstitüsü’nü kurdu. Batıya İslâm’ı sunan, İslâmî ilimlerin ve geleneksel metodlarla eğitimin yeniden canlanmasını amaçlayan Enstitü, dünya çapında üne sahiptir. Shaykh Hamza Yusuf, Fas’ın en prestijli ve en eski Üniversitelerinden birisi olan Karaouine’de ders veren ilk Amerikalı öğretim görevlisi olmuştur. Bunların yanısıra, klasik haline gelmiş geleneksel bazı Arapça metinleri ve şiirleri modern ingilizceye tercüme etmiştir. Halen eşi ve beş çocuğuyla birlikte Kuzey California’da yaşamakta. Buradan indirebilirsiniz.

Organik dinimi geri istiyorum 

organik_dinimi_geri_istiyorum - kcBilim ve teknoloji alanında buluşumuz pek yok ama gün geçmiyor ki din konusunda yeni bir icat çıkmasın. Televizyon karşısında merakla “acaba bugün neler caiz ilan edilecek, neler haram edilecek?” diye merakla bekliyoruz. Bektaşi’ye sormuşlar: “İslam’ın şartı kaçtır?” diye, “Birdir!” demiş. “Hac ve zekatı siz kaldırdınız, oruçla namazı biz kaldırdık, geriye kelime-i şahadet kaldı”. Ben kelime-i şahadetten de emin değilim, her an bir profesör çıkıp “böyle bir şey yoktur, imanın şehadeti mi olur?” diye ortaya çıkabilir. […] İlahiyat profesörlerinin bir büyük zararı da bu oldu. Din’in siyaset gibi, futbol gibi, tartışılacak, insanın bilgisinin olmasa da fikrinin olabileceği bir alan olduğu tevehhümü oluşturdular. Her şeyin kutsallığını bozdular. Artık bacak bacak üstüne atıp çiğ ağzımızla Allah, peygamber ne demek istemiş “muhakeme” yapıyoruz hiç ar duymadan, hepimiz birer küçük şeyhülislam, birer fetva emini… hangi hadis uydurma, hangisi sahih şıp diye gözünden anlayıp ayetleri engin din bilgimizle şerh ediyoruz. Şu muhakemelerin bolluğundan da dini yaşamaya bir türlü sıra gelmiyor. Halbuki bir güzel insanın dediği gibi: “Din öğrenmekle yaşanmaz, yaşandıkça öğrenilir”.

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai’nin kaleme aldığı yazılardan ve tercüme ettiği makalelerden oluşuyor: Hamza Yusuf, Noah Feldman, Charles Townes, Marc Levine ve Karen Armstrong ile İslâm, Hayat ve Bilim üzerine… Buradan indirebilirsiniz.

Banka Ordudan Tehlikelidir!

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 27 Ekim 2013)

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor: Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar? Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

 

Trackback URL

  1. 8 Yorum

  2. Yazan:Mert Kayhan Tarih: Sep 5, 2009 | Reply

    Güzel bir düşünce olmuş,
    Yapıcı bir yaklaşım olmuş

    Seni seviyorum diyerek başlayalım elbette, ama kürtçe söyleyecek ve yazacaksak da bu cümleyi.

    Alfabesine uygun yazalım.

    “Ez ji te xezdikim” gibi, ki kürtçede “X” harfleri gırtlaktan gelen “H” gibi okunur.

    Xarput = Harput
    Xalis = Halis
    Xezil = Hezil

    Gibi.

    Güzel cümledir Ez ji te xezdikim, hele bir de arasına “Pir” koydunuzmu, dahada keyif verir insana. Pir demek çok demektir.

    Ez ji te pir xezdikim = Seni çok seviyorum

  3. Yazan:Ali Duman Tarih: Sep 5, 2009 | Reply

    çevremde kürtlüğünü inkar eden dostlar var. bu inkar onların kabahati değil, bu inkara yol açan, diyarbakır işkencehanelerini yaratan, kürtceyi yasaklayan, kürtleri yok sayan, reddiyeci zihniyeti mahkum etmek gerekir.

    ancak sanırım aidiyetini inkar edenlerde bugünden sonra kendilerine yeni bir sayfa açacaklar, bundan böyle kimliklerini onurla taşıyacaklardır, çünkü bu onların en temel hakkı.

    bir türk olarak, ülkemdeki kürtlerin ana dilleri, kültürleri üzerindeki ve diğer tüm baskılar kalkıncaya kadar bende özgür olamayacağım.

    özgürlüğün, bir başkasının özgürlüğünü engellemeye bekçilik etmek ile sağlayanamayacağımı biliyorum. çünkü böyle bir bekçiliği yapan, aynı zamanda kendi özgürlüğünden oluyor.

    Tıpkı Engels’in dediği gibi “başkalarını ezenler asla özgür olamazlar”

    ve pek tabiki güzel bir yazı, editörün yüreğine sağlık, şiddet, terör, kan, gözyaşı, işkence, katliamlardan beslenen faşizmin bozmaya uğraştığı kardeşliği yeniden inşa etmenin başlangıcındayız, türklere, kürtlere ve tüm türkiye halklarına hayırlı uğurlu olsun.

  4. Yazan:İzzet Kütükoğlu Tarih: Sep 11, 2009 | Reply

    Düşünce güzel, devletin politikası tasvip edilecek gibi değil. Lakin, bu zmana kadar meclise gelen kürdün vekilleri kürdün kürtçe konuşma hakkını istemişler midir? Bunun demokratik hak arama mücadelesini vermişler midir?
    Gerçek odur ki, kürt millet vekillerinin böyle bir sorunu olmamıştır.
    kürdün seçtiği millet vekillerinin umurunda olmayan kürtçe konuşma hakkı türkün neden umurunda olsun ki?
    Eğer hesap sorulacaksa, kürt halkı hesap soracaksa meclisteki kürt millet vekillerinden sormalıdır. Türk halkının bu hakka duyarsız kalmakla suçlanması İnsafsızlıktır!
    Yasalar buna izin vermiyor mazeretleri kabul edilebilir bir mazeret midir?
    Bu gün dağdaki eli silahlı eşkıyayı pek ala savunabiliyorlar ! Kürtçe konuşma hakkını savunmak daha mı zordu?
    Bu gün artık şahsen şuna inanmaktayım. Türk kürt kardeş değildir, Devletin kürtten türk yapma, kürdü türk yapma anlayışı iflas etmiştir!
    Herşey gün gibi ortaya çıkmıştır. Kürtçe konuşma hakkı verilse bile, türkle kürtten tek millet olmayacaktır. olmayacağı açıktır! İki milliyetli, iki dilli bir ülke olur mu?
    Olur ise o ülkede herşey güllük gülistanlık olur mu?
    Oldurmaya çalışırsak sonu ne olur? Evet oldurmaya çalışırsak sonu ne olur bunu geç olmadan düşünmek lazım. aksi takdirde bunun faturası çok ağır olacaktır!
    Olmayacak bir şeyi, yani iki dilli, iki milliyetli bir milleti oldurmaya çalışmak, kürtten türk yapmaya, kürdü türkleştirmeye çalışmak gibi garip bir düşünceden daha akıllara zarar bir düşüncedir. Daha büyük ve acı bedel ödemek istemiyorsak bağrımıza taş basıp ne yapılması gerekiyorsa bir an evvel yapmalıyız.
    İki dilli bir milletten bir dilli devlet nasıl olmamış ise, iki dilli bir devlette olmayacaktır. bu gün birincisinin bedelini ödüyoruz. yarın iki dilli devletin bedelini ödemeyi düşünmek bile istemiyorum.
    Ne çekmiş isek, yarım yamalak düşünmekten çektik. devletin iki dilinin olmasıda sakat, olmayasıya bir düşüncedir. bunun bedelini ne türk nede kürt ödeyemez. Bunun sonunu kimse kestiremez!

  5. Yazan:MB Tarih: Sep 12, 2009 | Reply

    İzzet Bey

    Korkularınızdan arınmanız için size bir dünya turu önereceğim. Mesele İsviçre’nin güneydoğusundaki dağ köylerine gidin. Toplam nufusu 60.000 civarında. Orada 15.yüzyıldan bu yana Romanş adlı dil konuşulur ve yazılır. Dahası bu dil 1938 den bu yana İsviçre’nin 4. resmi dili.

    Daha bitmedi Romanş dilinin de 5 ayrı lehçesi var imiş. Hepsinin ayrı ayrı yazılı literatürü, ders kitapları, şiiri, şarkısı, türküsü varmış.

    Heinrich Schmid adlı adam beş lehçeyi harman edip bir standart yazı dili geliştirmiş, 2001’de de İsviçre hükümeti bu standart dili resmen kabul etmiş.

    Peki romanşlar yaşasın dil devrimi diye bayram etmişler mi ? Hayır aksine romanşlar 8 senedir isyanları oynuyor (Demokratik çerçevede). Sonunda bu proje rafa kaldırılmış. Halkın dediği olmuş. Hatta köy köy ayrı lehçelerde gazeteler çıkıyor şimdi.

    İsviçrede kimse bölünmekten bahsetmiyor. O zaman ya biz çok biliyoruz. Ya da bizler hastayız. Tedaviye muhtacız.
    Hiçbir zaman hayat bulmamış, Sevr sendromu diyorum ben buna. Demokrasi kolay iş değil vesselam

  6. Yazan:nazqul Tarih: Dec 5, 2009 | Reply

    ben bır ösel radyoda mic alıp lazca SARKI CALMISDIM herkez cok beqendı pesınden kürtce sarkı calarken dınledırken radyo sahıbınden uyarı qeldı calamazsınız dıye sasırdım ozaman neden dedım yasak dedı ama lazca caldım kızmadınız bu ayrım neden dedım ses edemedı ama zorlada olsa caldım:D bana asıol ılqınc qelen ıse yönetıcınun kürt olmasıydı=) ana dılını kendı yasakladı) bence sorun ve hatayı bırazda kendulerınde aramaları daha saqlıklı:) bu arada ben trabzon 0f luyum:)) 0nları savunan ben oluyorum her yerde=) tutturmuslar bızı ıstemıyorsunuz batılısınız vs hayır eendım önce sız kendunıse quvenmeyı bılın:( sonra sıkayet edın__ dıyeceqım sudurkı lazım kürtüm zazayım cerkezım romanım TÜRK üm:) bu devlet hepımızın ve kürttün külturude benum kulturum ben bu vatanın evladıysam öylede olmalı__ ayrıca inqılızce sarkı yasak deılde neden kürtce yasak:? ben yabancı dıl yasaklanacaqsa yabancılarıda ıstemıyorum fransızı ınqılızı vs vatanımda:)
    bence önce cok bılmıslılıqı bıraqıp neler yapabılırız bırey olaraq ona bakmamız lazım

  7. Yazan:nazqul Tarih: Dec 5, 2009 | Reply

    emın olun cok sey yapabılırız ama önce cahıllıkden kurtulmamız lazım ve sonra sayqılı olmayı bılmemıs lazım sayqısıs bır toplumuz buda cahıllıkden qelen bır sey ist yasıyorum ve bır cok arkım kürt hıc bır sorunumuz yoq olmadıda bazı seylerı cok buyutmemek lazım:))

  8. Yazan:önemli Tarih: Dec 5, 2009 | Reply

    selam gerçekten çok güzel değinmişsiniz kürt sorununa ve çok güzel açıklamışsınız yalnız bir yerde yazım yanlışı yapmışsınız

    ezji tere xezdikim yazmışsınız

    kürtçe de x harfi ( Ğ ) yerine kullanılır
    ez ji te hezdıkım olacak yani x değil h harfi olacak

  9. Yazan:hilal Tarih: Dec 15, 2012 | Reply

    Arkadaslar ben gercekten kurtceyi ogtenmek istiyorum.. Almanyada yasiyorum burda dogdum buyudum.. Turkceyi annemden babamdan ogrendim hatta turk ogretmeni geldi turkiyeden benim gibi turkler icin.. Ama keske birde kurt ogretmen gelseydide kurtcem olsaydi.. Cok istiyorum kurtce ogrenmek.. Ama nasil ogrenicem bilmiyorum internette kurtce cevrim yok.. Buna cok uzuluyorum

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin