İttihatçılar Taşnaklara Ne Önermişlerdi?
By Tuncay Yılmazer on Şub 16, 2009 in Ermeniler, Ermenistan, Resmî Tarih, Türk faşizmi, Ulus-Devlet, Ulusalcılık
“….Talât Bey’in evine gidip konuştuk faydasız…Taşnaksutyun , İttihat’ın yararına ve onun yanında çalıştıktan sonra , şimdi onun darbeleri altında…” (25 Nisan 1915 Pazar, Osmanlı Meb’usan Meclisi Üyesi Krikor Zohrab Efendi’nin Günlüğünden)
Ermeni Sorunu hâlâ güncelliğini koruyor, zaman zaman gündemden düşer gibi olsa da ufak bir kıvılcım tartışmaları yeniden alevlendiriyor. Genel olarak baktığımızda tartışmalar Ermenilere soykırım yapılıp yapılmadığı, Ermenilerin hainlik yaptıkları için tehcir edildiği vs. gibi konuların etrafında şekilleniyor, Osmanlı Ermenilerin kurduğu partilerin özellikle de Ermeni Taşnak Federasyonu ile İttihat-Terakki Cemiyeti’nin inişli çıkışlı ilişkileri Ermeni Sorununu inceleyen araştırmacılarca nedense pek gündeme getirilmiyor. Oysa ben sorunun İttihat Terakki Cemiyeti ( İTC ) ve diğer Ermeni Örgütler arasındaki ( özellikle de Taşnaksutyun Partisi ) arasındaki ilişkiler açısından da ele alınmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.İkinci olarak da 1914 yılı içerisinde ortaya çıkan savaş tehlikesinin başta Taşnaklar olmak üzere bu örgütlerce nasıl algılandığının üzerinde durulmalı. “Türkler soykırım yaptı” ya da “Ermeniler hainlik etmişti.” gibi toptancı yaklaşımlar bilimsel değil, her şeyden önce adil değil.
Her ne kadar bazı Ermeni araştırmacılar aradaki iletişimin 1912 yılında bittiği söylese de elimizde savaş çıkana kadar devam ettiği yönünde yeterince kanıt var. Taşnaksutyun Partisi aslında gerek ilke gerek teşkilatlanması açısında İttihat-Terakki ile çok benzeşiyor. Diğer Ermeni partileri ( Hınçak ve diğerleri ) II. Meşrutiyet ilan edilmesinden önce ve sonrasında da her zaman için İTC ‘ne mesafeli kalmışlardı. Oysa Taşnak Federasyonu zaman zaman inişli çıkışlı da olsa İTC ile her zaman iletişim kanallarını açık tutmuştur. Taşnaklar Ermeni komitelerinin en dürüst ve en doğrusu olarak kabul ediliyordu.[i]Cemal Paşa anılarında “Biz Ermenileri ve özellikle de onların ihtilalcilerini Rum ve Bulgarlardan daha çok severiz.” diye yazacaktı. Çünkü onlar bu iki milletten daha mert ve daha kahramandırlar. İki yüzlülük bilmezler. Dostluklarında sadık , düşmanlıklarında metindirler. Biz Ermeniler ile Türkler arasındaki düşmanlığın başlıca sebebinin Rusya siyaseti olduğu inancındayız.[ii] diye yazmıştı.
İki örgüt arasındaki ilk yakınlaşma İTC’nin Selanik kanadından Cemal Paşa ve Paris kanadından Dr. Bahaattin Şakir bey’in çabalarıyla II. Jöntürk kongresi öncesi olmuştu. Kongre 29 Aralık 1907′de Paris’te toplanmış, Taşnaksutyun delegeleri de katılmışlardı. Kongrede padişahı devirmek için silahli mücadelede dahil her türlü yönteme başvurulması , genel ayaklanmaya uygun bir ortam hazırlanması kabul edilmişti. [iii]
Hareket ordusunu 22 Nisan 1909′da ellerinde çiçeklerle ziyarete gelen Ermeni kadınlara Enver Bey ve yanındakiler “Yaşasın Taşnaksutyun Cemiyeti!” diye alkışlarla karşılık verecekti. [iv] Her iki örgüt arasındaki ilişkiler diğer Ermeni örgütlerin tepkisini çekmekte gecikmemişti. Bazı İttihatçı mebusların Taşnaklara Ermeni Devrimci Federasyonu ile birleşme önerisinde bulundukları söylentisi bile çıkacaktı.[v] M. Raif Ogan “Sultan Abdülhamit-İftiralara Cevaplar” adlı eserinde İttihatçıları özellikle bu konuda ağır bir dille eleştirecektir: “İstibdada ve Sultan Abdülhamit’e nefret izharında acele edenler , kendi milli hakimiyetlerini baltaladıklarını o günlerde anlayamadılar ve İttihad komitasının gaflet ve cehaletine ayak uydurdular. Hepsinin yazılması da İttihad ve Terakki’nin propagandası tesiriyledir. O günlerde Ermeni komitacısı ile hürriyet fedaisi arasında ayrılık kalmamıştı! Bu basiretsizliğin acı misallerini bir çok kanlı komitacıların İttihad ve Terakki namzedi olarak meb’us seçilmeleri ile gördük. Karakin Pastırmacıyan adındaki komitacının müfrit taşkınlıklarına Rusya Çarlığı bile tahammül etmemiş, ve bu adam oradan Osmanlı ülkesine kaçıp kurtulmuştu. Rusya iadesini istiyorken İttihad Terakki o’nu Erzurum’dan meb’us çıkardı ve Rusya’nın taleplerine karşı harbi göze alacak derecede ahmakâne cür’et göstererek herifi himaye etti.[vi]
Ancak , Taşnaklar 31 Mart Vak’ası sonrası Adana’da Ermenilerle Türkler arasında çıkan olayları araştırmakla görevli iken şüpheli şekilde ölü bulunan Edirne Mebusu Agop Babikyan’ın ölmeden önce yazdığı ve ailesi tarafından saklandığı iddia edilen Adana olayları ile ilgili raporun açıklanması üzerine 18 Temmuz 1912′de ittifakın bittiğini ilan ettiler.[vii] Taşnaksutyun yayın organı Troşag 13 Nisan 1913′de ITC’yi , Taşnakların içtenliğini ve çabalarını sistemli bir şekilde boşa çıkartmakla suçlayacaktı. Tüm Ermeni partileri aralarındaki işbirliğini artırıp Vilayat-ı sitte bölgesindeki reformların yaşama geçirilmesini talep ettiler. Krikor Zohrab, Vartkes Efendi gibi Ermeni ileri gelenleri diğer ülke büyükelçileri ile temasa geçtiler. Hedef özerk bir Ermenistan’dı.[viii] Ancak görüşmeler devam etti. İttihatçı mebuslardan Ermeni kökenli Hallaçyan Efendi aracılığıyla Cemal Bey, 1913 Aralığında Taşnak temsilcileri ile bir araya gelmiş, büyük güçleri doğu meselelerine katmamalarını, sonuçların geri dönülemez olabileceğini söylemişti.[ix] Cemal Paşa’ya göre reformlar kabul edilse bile Doğu’daki Müslümanlar Ermenilere karşı ayaklanabilecek, Rusya bunu bahane edip Doğu vilayetlerini işgal edebilecekti. İç ıslahat teşebbüslerinin harpten sonraya ertelenmesinin gerektiğini Taşnaksutyun liderlerine söylendi.[x] Kutlu’nun da haklı olarak belirttiği gibi zihniyet olarak Ermeni milliyetçileri de İttihatçılardan farklı değildi. İttihatçıları buna karşılık İstanbul’da terör olaylarını başlatmakla tehdit ettiler.[xi]
Yeniköy Antlaşması 8 Şubat 1914′te Sadrazam ve Dışişleri Bakanı Sait Halim Paşa ile Rusya’nın İstanbul Maslahatgüzarı arasında imzalanmıştı. Antlaşma maddeleri Osmanlı İmparatorluğunu Rusya karşısında bir hayli sıkıntılı duruma soktuğu açıktır. Doğuda 6 vilayet ikiye ayrılacak ve iki ayrı Avrupalı müfettiş tarafından yönetilecekti. Müfettişlere geniş yetki veren bu antlaşma, Babıali’yı Rusya’ya ya karşı sorumlu hale getiriyordu. [xii] Savaşa girme kararında bu antlaşmanın büyük önemi vardır. Cemal Paşa hatıralarında “Kapitülasyonları ve Cebel-i Lübnan imtiyazlarını kaldırmak ana düşüncelerimizden olduğu gibi , son zamanlarda Rusya’nın baskı ve zorlamasıyla kabul ettiğimiz Doğu Anadolu ıslahatına ait itilafnameyi de yırtmak istiyorduk.[xiii] diyecekti.
8.Taşnak Kongresi
Ufukta savaş bulutları belirmiş ve Osmanlı İmparatorluğu’nun da tarafını belirlemesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Bab-ı Ali, Almanya ile ittifak sözleşmesi yapacaktır. İşte seferberlik kararının da alındığı Ağustos ayı başında Erzurum’da, Doğu Anadolu vilayetlerinin en güçlü Ermeni örgütü olan Taşnaksutyun cemiyetinin kongresi toplanır.
Kongreye dair İttihat Terakki Cemiyeti’nden de delegeler katılıp katılmadığına dair Türk kaynaklarındaki bilgiler çelişkilidir. ITC Hükümetinin Mavi Kitaba karşılık olarak çıkardığı “Beyaz Kitap- Ermeni Komitelerinin Emelleri ve İhtilal Hareketleri” olarak adlandırılan kitapta Taşnak 8.Kongresi kararlarından bahsedilmekte. Ancak kongreye İTC temsilcilerinin de katıldığı belirtilmiyor.[xiv]
Salahi Sonyel, kongrenin Temmuz ya da Ağustos ayılarında yapıldığını, İTC yetkililerinin katıldığına dair hiçbir Türk belgesi olmadığını, kongre sonuçları ile ilgili değişik yorumlar yapıldığını belirtiyor. Papasian , Jön Türklerin 1907 antlaşmasını yeniden hayata geçirilmesini istediğini belirtirken, Taşnaklar devlete bağlı kalacaklarını ancak Rus Ermenilerin yaptıklarından sorumlu olmayacaklarını belirtmişler. Sonyel’in aktardığı başka bir kaynak ise Ermenilere otonomi vaad edildiğini belirtiyor. [xv] Türk resmi tezlerinin başlıca eseri olan Kamuran Gürün Esat Uras’ın bu kongreye hükümet temsilcisi gönderildiği iddiasını reddettiğini belirtiyor. Ancak Clair Price’den aktararak bunun gerçekleşmiş olabileceğinin altını çiziyor:
“İstanbul Meclisi’ndeki Ermeni Grubu , Enver Hükümeti 1914′te harbe girerken Erzurum’da kongrelerini yapıyorlardı. Hükümet temsilcileri onları orada ziyaret etti ve ilk hedefi Rusya’yı geri atmak olan Panturan projesini sundu. Rus Maveray-ı Kafkas’ının taksimi teklif ediliyor, fethedilecek toprakların Ermeniler, Gürcüler ve Tatarlar arasında taksim edilip hepsine Osmanlı hakimiyeti altında otonomi vaat ediliyordu. Ermeni grubu eğer harp zaruri olursa Osmanlı vatandaşı olarak vazifelerini yapacaklarını, fakat hükümetin tarafsız kalmasını tavsiye edeceklerini söylediler.”[xvi]
Toynbee, Papazyan ve Kaçaczuni’den de benzer alıntılar yapan Gürün, Erzurum Kongresi’ne İttihat Terakki’den temsilci gitmiş olabileceğini, kongrede Türkiye’deki Ermenilerin muhtemel bir savaşta hükümete karşı cephe alınmamasının kararlaştırıldığını, ancak bu kararın tutulmadığını belirtirken, İttihatçılardan kimin katıldığını, tam olarak ne teklifte bulunulduğunu yazmıyor. ( Bunu belirlemenin de güç olduğunu belirtiyor.)[xvii]
Taşnak Kongresi Erzurum’da 2-14 Ağustos 1914 tarihleri Erzurum’da yapıldı.[xviii] Ermeni Soykırımı iddialarının popüler kaynaklarından Yves Ternon gibi Tarık Zafer Tunaya’da Talat Paşa’nın isteğiyle bu tarihlerde yapıldığını belirtiyor.[xix] Talat Paşa’nın isteğiyle toplantı yapılması hayli ilginç ve önemli bir bilgi. Muhtemelen Talat Paşa özellikle Doğu Anadolu’da ( reform planlanan bölgelerde) Osmanlı Ermenilerini temsil eden Taşnaksutyun cemiyeti’nden çıkabilecek muhtemel savaşta safını belirlemesini istemiş olabilir. Ternon “İttihad’ın dar görüşlü milliyetçiliğini eleştirmek ve bunun Türk olmayan diğer unsurlar karşısında sergilediği düşmanlıktan kaygı duymakla birlikte , Taşnaksutyun savaşı engellemek için bütün gücüyle hükümetle işbirliği yapmaya karar verdiğini belirtiyor.[xx]
Türk kaynaklar arasında bu kongreye ittihatçıların ilgisine dair daha net bilgiler veren Tunaya, kongreye İttihat-Terakki Fırkası Katib-i Umumisi Dr.Bahaattin Şakir ile Azerbeycan Müfettişi Ömer Naci Bey’lerin İttihat-Terakki adına katıldığını belirtiyor.[xxi] Söz konusu girişimin hükümet kaynaklı olmaktan ziyade ITC Merkezi Umumi kaynaklı olduğu ortada. Her iki ismin de Talat’a yakın oldukları biliniyor. Bahaattin Şakir’in biyografisini yazan Hikmet Çiçek’te bu kongreye aynı isimlerin katıldığını belirtiyor, ancak ne söz verildiğinden bahsetmiyor.[xxii] İttihat Terakki Katib-i Umumisi Dr. Bahaattin Şakir Ermeni Tehciri konusunda suçlanan isimlerin başında geliyordu. Galip Vardar, İttihatçı Sapancalı Hakkı ve Hüsrev Sami’nin Bahaattin Şakir’le savaştan önceki bir diyaloglarından bahseder. Bahaattin Şakir ” Haydi Bakalım Erzurum’a gidiyoruz. Ermenileri tehcir edeceğiz” demiş. Her ikisi de şaşırmış. “- Peki Ermenileri tehcir edeceğiz, mal ve mülkleri ne olacak? Bu hususta bir program var mıdır?” deyince “-Yahu ne program olacak. Ermenileri tehcir edeceğiz dedik ya… Alt tarafı anlayın işte.” diye yanıtlamış. Her ikisi de Bahaattin Şakir’in Ermeni Tehcir etme konusundaki yaklaşımını doğru bulmamış, “bizim kanunsuz, nizamsız işlerde gözümüz yoktur” demişler.[xxiii]
Kongre görüşmelerine başlamadan önce seferberlik emri çıkarıldığı haber alındı. Dr. Bahaattin Şakir, Ömer Naci ve Hilmi Bey yönetiminde bir heyet 3 Ermeni şefiyle ( Vramian, Rostom ve Aquini ) görüşme talebinde bulundu.[xxiv] Tunaya, İttihatçı temsilcilerin Ermeni liderleriyle ayrı ayrı konuştuklarını , fakat Van’da Ömer Naci-Papazyan konuşmasında olduğu gibi görüşmelerde olumlu bir sonuca varamadıklarını belirtiyor. Tunaya’ya göre İttihatçıların önerileri Doğu Anadolu’da özerk bir Ermenistan’ın kurulmasıydı. [xxv] Ternon, İttihatçı delegelerin önerileri hakkında biraz daha ayrıntılı bilgi veriyor: Transkafkasya halkının ( Gürcü, Tatar, Azeri vs.) geniş isyan planı ayrıca Ermeniler Ruslara karşı Osmanlı İmparatorluğu’nu desteklerse Kafkasya’daki Erivan, Kars, Elizabethpol eyaletleriyle Van, Bitlis, Erzurum vilayetlerinin sancaklarını içine alan özerk bir yönetim hakkına sahip olacaklardı.[xxvi]“Başarımız Ermenilerin pozisyonuna bağlı. Eğer bizimle yürürseniz Kafkasları beraberce paylaşırız. Tiflis, Kutayis, Batum ve Trabzon limanının bir kısmı Gürcistan’a verilir. Bakü, Elizabethpol ve Dağistan Müslüman bütünlüğüne dahil olur, Erivan, Kars, Elizabethpol’ün doğu kısmı, Van, Bitlis ve Erzurum vilayetleriyle birlikte Erzurum’u oluşturur[xxvii].
Taşnakların Kafkasya’da Rus İmparatorluğu’na karşı bir isyan başlatmasının söz konusu olmadığını belirtip bu teklife olumlu yanıt vermemesinin İttihatçıları kızdırdığı anlaşılıyor.Talat Paşa , daha sonra Rusların kurduğu Ermeni birliklerinde komutanlık yapacak olan ( o dönemde Osmanlı Mebusan Meclisi’nde milletvekili ) Karekin Pastırmacıyan’a Taşnaksutyun’un tutumunu beğenmediklerini , İTC’nin yapacaklarında artık özgür olduğunu belirtmişti.[xxviii]
Peki kongrede Taşnaklar ne konuşmuşlardı? Ermeni kaynakları kongreden bazı üyelerin ısrarlı isteklerine rağmen Rus Komutası altında Ermeni taburları oluşturulması kararı çıkmadığını belirtiyor.[xxix] Kongre , yirmisekiz oturumdan sonra Ermenileri yaşadıkları ülkenin yurttaşlık görevlerini yerine getirmeye çağıracaktır[xxx] Ancak kongre kararına rağmen sonraki gelişmelerle Pastırmacıyan ve Antranik’in başı çektiği grup Ruslarla işbirliği kararı alacaktır.
Sonuç
Elimizdeki bilgileri toparladığımızda, İTC’nin Doğu Anadolu’daki en güçlü Ermeni örgütü olan Taşnaksutyun’a Birinci Dünya Savaşı’nın hemen arefesinde Ruslara karşı Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında oldukları takdirde 3 vilayeti önerdikleri ( Erzurum, Bitlis ve Van) ortaya çıkıyor. Balkan Savaşı sonrası istikametini Türk milliyetçiliği olarak belirlemiş olan İttihat Terakki Cemiyeti’nin asırlardır Türklüğü ve Müslümanlığıyla gönüllerde yer etmiş bir şehri Ermenilere teklif etmesindeki garabete mi şaşırmalı? Yoksa Ermeni birliklerinin en önde gelen komutanlarından birinin İttihatçıların bir zamanlar can dostu olan Pastırmacıyan olduğuna mı hayret edilmeli? Kuşkusuz bunlar ayrı tartışma konusu. Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta her iki tarafında popüler kaynaklarının bu kongrenin üzerinde pek durma ihtiyacı hissetmemesi. Talat Paşa’nın isteğiyle yapıldığı belirtilen 8.Taşnak kongresi ile ilgili bilgiler hem Türk hem Ermeni araştırmacıların çalışmalarında nedense üzerinde fazla yorum yapılmadan üstünkörü şekilde veriliyor. Bu konuda her iki tarafın popüler çalışmalarını ele aldığımızda gerek Prof. Vahakn N. Dadrian’ın , Taner Akçam’ın gerekse Prof.Yusuf Halaçoğlu’nun çalışmalarında bilgi bulunmaması doğrusu şaşırtıcı. Kanımca sözkonusu toplantı “soykırım yapıldı” ya da “Ermeniler hainlik etti” görüşlerini destekleyenlerin argümanlarına uymuyor.
Ermenilere soykırım yapıldığını savunanlar , soykırıma uğradığını iddia ettikleri toplumun ileri gelenlerin İttihat Terakki ile zamanında yakın işbirliği içerisinde olduğunu açıklamaktan kaçınıyor. Rus Ordusunun 1914 sonlarından itibaren hızla Osmanlı topraklarında ilerlediği sırada Antranik ,Pastırmacıyan gibilerin yönetimindeki Ermeni çetelerinin Müslüman sivillere yaptığı katliamları, yine binlerce Müslüman sivilin göç etmek zorunda kaldığını görmezden geliyor. ( 1917 sonrasında aynı katliamlar bu sefer Rus Ordusu çekilirken tekrarlanmıştır.) “Ermeniler hainlik etti” argümanını savunanlar ise darbeyle iş başına gelmiş , İttihat Terakki Fırkası Merkez komitesinin zamanında işbirliği yaptığı Taşnaklarla savaş öncesinde de pazarlıklara girdiğini açıklamıyor, savaş sırasında binlerce Ermeni sivilin, kadın, çoluk-çocuğun o günün şartlarında zorla göç ettirilmesi kararını ise savunmakta zorluk çekiyor.
Cemal Paşa anılarında haklı olarak zorla yerinden edilen Müslümanlar için serzenişte bulunur:” Rus istilâsı sırasında Ermeni zulüm ve ve cinayetlerinden kurtulmak için Diyarbakır üzerinden Halep ve Adana yoluyla Konya’ya, Erzurum ve Azerbeycan’dan Sivas’a iltica etmiş olan Türk ve Kürt muhacirlerin gösterdikleri manzara bundan daha az vahim değildi. Fakat o zavallılar Müslüman oldukları için hiçbir Alman ya da Amerikan misyoneri onlar için rapor yazmadı ve onların felâket ve sefaletini münasip bir dille açıklama ihtiyacını vicdanında hissetmedi.[xxxi] Standford Shaw, 1919 yılında mütareke döneminde yayınlanan Tasvir-i Efkâr gazetesine dayanarak resmi olarak 1.604.031 müslümanın Rus ve Ermeni saldırılarından dolayı göç ettiğini, bunların yaklaşık %43.7 ( 701.166 ) ‘nin açlık, hastalık ya da katliam nedeniyle öldüğünü belirtiyor.[xxxii] Savaştan sonra Erzurum valisi resmi olarak göç ettiği saptanan 448.607 müslümandan sadece 173.304′ünün şehre dönebildiğini bildirecektir. [xxxiii] Yakın zamanda Murat Bardakçı tarafından yayınlanan “Talât Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi”nde zorunlu tehcire tabi olan Osmanlı Ermenisini 924.158 olarak veriliyor.[xxxiv] Prof. Yusuf Halaçoğlu ise tehcir edilen Ermeni sayısını 438.758, tehcir sırasında çeşitli nedenlerle ölen Ermeni sayısının 56610 olduğunu belirtirken.[xxxv] Ermenilere soykırım yapıldığını savunan Yves Ternon ise ölü sayısının 600000 olduğundan bahsediyor.
Ermeni Tehciri , yıllardır işbirliği yapmış, fedai örgütleri de dahil bir çok açıdan birbiriyle benzeşen İttihatçılarla Taşnakların sivil halk üzerinden kanlı bir hesaplaşmasıydı. Sonuç her iki taraftan da birer milyona yakın kişinin göç etmek zorunda kaldığı acılarla dolu bir “beraberlik”ti. Kaç kişinin öldüğünü tam olarak tesbit etmek ise mümkün değil. Aradan neredeyse bir asır geçse de, üzerinde tartişmaların hâlâ devam ettiği, binlerce Osmanlı vatandaşının göç etmek zorunda kaldığı, yollarda hastalıklardan, katliamlardan dolayı öldüğü olaylara götüren süreci ve zihniyeti çok iyi tahlil etmek, ırkçılığın, kontrolden çıkmış “dışlayıcı milliyetçiliğin” nelere yol açabildiğini görmek, ayrıntılarda gizlenen gerçekleri ortaya çıkarmak gerekiyor.
[i] Büyük Felaket , 1915 Katliamı ve Ermeni Sorunu, Re Yayıncılık, İstanbul, Nisan 2005 s. 76
[i] Cemal Paşa, Hatırat ( 1913-1922), Nehir Yayınları, Nisan 2006,İstanbul ,s. 340
[ii] Cemal Paşa s. 330 ( Paşanın burada özellikle Taşnakları kastettiği hatıralarının ilgili bölümleri okunduğunda ortaya çıkıyor. Örn. s. 347)
[iii] Sacit Kutlu, Milliyetçilik ve Emperyalizm Yüzyılında Osmanlı Devleti, Bilgi Üniversitesi Yayınları , 1. Baskı, Haziran 2007, İstanbul s.221
[iv] Kutlu s.258
[v] Kutlu s.275
[vi] M.Raif Ogan, Sultan Abdülhamid-İftiralara Cevaplar, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2008, s.25
[vii] Kutlu s.317
[viii] Kutlu 379
[ix] Kutlu 425
[x] Cemal Paşa , s. 381
[xi] Kutlu 426
[xii] Yusuf Halaçoğlu “Ermeni Tehciri” Babıali Kültür Yayıncılığı, 14.Baskı , 2008 İstanbul, s.46-47
[xiii] Cemal Paşa ,s. 380
[xiv] Ermeni Komitelerinin Emelleri ve İhtilâl Hareketleri- İttihat Terakki Raporu Beyaz Kitap, Kaynak Yayınları , 2006 s. 174-178
[xv] Salahi Sonyel , The Great War and The Tragedy Of Anatolia, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2001, 2.Baskı s. 83
[xvi] Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Remzi Kitabevi, 8.Basım , s. 281
[xvii] Gürün s. 281-283
[xviii] A. Avagyan “İttihat Terakki Cemiyeti ile Ermeni Siyasi Partileri Arasındaki İlişkiler” Ermeniler ve İttihat Terakki, İşbirliğinden Çatışmaya içerisinde , Aras Yayıncılık, Kasım 2005 , İstanbul, s.131
[xix] Tarık Zafer Tunaya , Türkiye’de Siyasi Partiler C:3 İttihat ve Terakki, Bir Çağın, Bir Kuşağın, Bir Partinin Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul 2007, 3.Baskı s.648
[xx] Hovanissian’dan aktaran Ternon Ermeni Tabusu, Belge Yayınları, İstanbul, 1993 , s.246 20. numaralı dipnot
[xxi] Tunaya , s.648
[xxii] Hikmet Çiçek, Dr. Bahaatin Şakir, İttihat ve Terakki’den Teşkilât-ı Mahsusa’ya Bir Türk Jakobeni, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2. Baskı , Nisan 2007 s. 122
[xxiii] Galip Vardar’dan Aktaran Çiçek s.134
[xxiv] Avagyan , s. 132
[xxv] Tunaya a.g.e s. 649
[xxvi] Yves Ternon, s. 230
[xxvii] Minassian, “Birinci Dünya Savaşı öncesinde İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Ermeni Devrimci Federasyonu Arasındaki İlişkiler” Ermeniler ve İttihat Terakki, İşbirliğinden Çatışmaya içerisinde , Aras Yayıncılık, Kasım 2005 , İstanbul,s.203
[xxviii] Avagyan s. 132
[xxix] Minassian s.203
[xxx] Minassian s. 203
[xxxi] Cemal Paşa s. 485
[xxxii] Standford Shaw, The Ottoman Empire in World War I, Volume 2, Türk Tarih Kurumu, 2008 s. 993
[xxxiii] Shaw s. 993
[xxxiv] Murat Bardakçı “Talât Paşa’nın Evrâk-ı Metrûkesi” Everest Yayınları 2008, s. 77
[xxxv] Halaçoğlu s. 97-98 ( Halaçoğlu bu rakamdan sadece 9-10.000 tanesinin eşkıyalarca öldürüldüğünü, geri kalanların hastalık ve açlıktan ölmüş olabileceğini yazıyor) Bu arada Halaçoğlu’nın Osmanlı arşivlerine, Murat Bardakçı’nın ise Talât Paşa’nın kara kaplı defterini kaynak alarak verdiği tehcir edilen Ermeni sayısında büyük fark olması dikkat çekici.
4 [?]




23 Yorum
Yazan:eg Tarih: Şub 16, 2009 | Reply
eğer tarihe hep “güçlü” ve etkin aktörler yoluyla bakarsak bence acıların anlaşılması yönünde hiçbir ilerleme gösteremeyiz.
yazar
“Ermenilere soykırım yapıldığını savunanlar , soykırıma uğradığını iddia ettikleri toplumun ileri gelenlerin İttihat Terakki ile zamanında yakın işbirliği içerisinde olduğunu açıklamaktan kaçınıyor. Rus Ordusunun 1914 sonlarından itibaren hızla Osmanlı topraklarında ilerlediği sırada Antranik ,Pastırmacıyan gibilerin yönetimindeki Ermeni çetelerinin Müslüman sivillere yaptığı katliamları, yine binlerce Müslüman sivilin göç etmek zorunda kaldığını görmezden geliyor. ”
derken bence böyle bir tarih bakışı örneği veriyor. bu bakış, büyük acılara maru kalanları “onların ileri gelenlerinin” yaptığı ya da yapmadıkları noktasından test etmeye yönelik bir bakış maalesef. yani sıradan bir ermeni çocuk ya da kadınınız. ama sizin tehcir (ve katliam) edilmeniz, sizi temsil ettiğini söyleyen, ya da öyle söylenen birilerinin yaptıklarıyla haklandırılıyor. gerçi yazarın öyle bir niyeti olduğunu sanmıyorum, ama böyle bir paragraf eninde sonunda tarihi büyük aktörler yoluyla okumak gibi son derece yanlış bir noktaya götürür bizi. bu da bir tür milliyetçiliktir. herkesi “o kişi ya da kişilerin kendilerini o kategoriye koyup koymadıklarına bakılmadan” onları temsil ettiği varsayılan bir takım kişi ya da kurumlarca ypaılanlara bakarak değerlendirmek. ermeni tehcirinde yaşanmış büyük acıların karşısına taşnak şunları yapmıştı, binlerce müslüman da aynı şeylere uğramıştı diyerek o acıları haklandıracak mıyız? yoksa her ikisi de büyük acılara işaret eder ve bu acıları anlamalyız mı demeliyiz?
üzgünüm bu tür bir tarih bakışı (ki yusuf halaçoğlu bunun en önde gelen örneklerinden) insanları değil, “tarihteki büyük aktörleri” değerlendiren bir bakış açısıdır. bu da ister istemez “siz de bunu yaptınız (siz taşnaklar nezdinde simgelenen ermenilerdir)” diyerek “biz (i burada biz de ittihatçılar nezdinde simgeleştirilen müslüman türklerdir)” i haklandırmaya yol açar. halbuki vicdan “siz” ve “biz” diye bakmaz olaylara. vicdan insanla ilgilenir ve onların acılarını ne sayılara ne de ikili karşıtlıklara döker.
Yazan:Sever IŞIK Tarih: Şub 16, 2009 | Reply
Karşıt kutuplarca resmileştirildiğinden, a priorik olarak tartışmaları boğan tezleri sürekli tekrarlamaktansa “ikrar ve inkar” söylemlerini aşan bu tarz boşluk dolduran yazılar daha yararlı.
Ama şunu tekrar söylemek gerekir bir kısım önde gelen Ermenilerin ittihat ve Terakki ile içli ve dışlı olmaları Ermenilerin yaşadığı katliamın/trajedinin vehametine gölge düşüremez.
Yazan:özlem Tarih: Şub 17, 2009 | Reply
Aslinda yazıyı büyük bir ilgi ile okudum. Ozellikle benim daha önceden duymuş olduğum ittihat Terakki C.nin Ermenilere toprak vaad etmeleri ile ilgili iddianın şehir efsanesi olmadığını anlamış oldum. Ancak bu işbirliği soykırım iddialarını çürüten bir şey değil. Olayı soykırım olarak adlandırsak da adlandırmasak da yaşanan mağduriyetin anlamını yok etmez bu işbirliği hatta biraz daha resmi görüşü zora sokar. Çünkü bir vatan vaad etmişsiniz sonra bunu yerine getirmemişsiniz. gibi.
Bir de yazının sonundaki her iki tarafta çok acı çekti, ne soykırımdı ne ihanet mantığını biraz zorlama buldum. Doğru her iki tarafta acı çekti ama bir taraf bariz bir şekilde zarar gördü. Taşnakların yaptığı katliamlar belki çetelerin neden bu kadar zalimce göç kervanlarına saldırdığının arkasındaki hastalıklı psikoloiyi verebilir ama bir devletin Bursa da yaşayan adama kadar binlerce yıldır o ülkede yaşayan bir halkı tümüyle sürmesinin açıklaması olamaz.
Ben tarih yazılarının devamını bekliyorum vesselam. ozellikle biraz da alternatif bir bakış açısı taşıyorsa.
Yazan:Tuncay Yılmazer Tarih: Şub 18, 2009 | Reply
Öncelikle yorum yazan arkadaşlara teşekkür ederim. Sanırım yanlış anlamalardan kaynaklanan bazı yorumlara cevap vermem gerekiyor.
Toplumları derinden etkilemiş bir takım acı olayların arkasındaki nedenleri araştırmak , yapılan fiileri onaylamak anlamına gelmez. Yazımda bir takım Ermenilerin İttihatçılarla işbirliği halinde olmasının Ermenilerin maruz kaldığı katliamları haklı gösterdiğine dair hiçbir ima/ifade yok
Enver Bey, hiçbir zaman Ermeni olsun, Türk ya da Kürt olsun hiç kimsenin katledilmesini haklı göstermeye çalışmıyorum. Doğrusu bu yorumunuza üzüldüm. Yazılarında haktan, adaletten, vicdandan bahseden birisi için doğrusu çok kırıcı bir açıklama. Söylediğim açık. Irkçılığın, kontrolden çıkmış dışlayıcı milliyetçiliğin nelere yol açtığının açık bir göstergesidir 1915 olayları… Bu acı olayları tetikleyen de köyünde işiyle gücüyle uğraşan sıradan çiftçi Agop Efendi’yle, sıradan esnaf Mehmet Efendi’yi birbirine düşman eden zihniyettir. Tabi ki bu zihniyeti deşifre etmeye çalışıyorum. Bunun katliamı maruz göstermeyle ne alakası var? O dönemde öldürülen, göç etmek zorunda bırakılan tüm Osmanlı vatandaşlarının acısını paylaşıyorum. Bunu önceki yazılarımda da belirttim. Düşünmediğim, yazmadığım ifadeler üzerinden yorum yapmamanızı istirham ediyorum.
Saygılarımla…
Yazan:durhat Tarih: Şub 18, 2009 | Reply
Doğrusu ben yazarın Ermeni’lerin uğradığı mağduriyeti gölgelemek gibi bir imada bulunduğuna hiç raslamadım yazıda.Ya ben yazıyı idrak etme kabiliyetinden yoksunum,ya da yorumcu arkadaşların ciddi bir okuma sorunu var.
Yazan:dusunceler Tarih: Şub 19, 2009 | Reply
Ben yaziyi cok begendim.
Yazida bazi yorumcu arkadaslarin degindigi gibi îmanin olmadigi cok acik. Enver bey bu îmanin olmadigini teslim etmis ama bir yandan da tarih okuma hatasi gibi birseye baglamis ki; eger bir zihniyete iliskin bazi gerceklikleri irdelemek hata olarak goruluyor ise buna katilmak mumkun degil.
Yazi, Ermenilerin acilarini yoksayma ya da baslarina gelen felaketi tolere etmeye yonelik zerre kadar ibare, ima icermiyor. Bugun biz soykirim ya da felaket deyip bir tanimda bulunurken ‘ittihatcilar’ diye bir guruhu ozne yapmiyor muyuz? Yapiyoruz. O halde Ermeniler’in de baslarindaki zihniyetin, bu felakete musebbep olmus ittihatci zihniyetle olan iliskisini gozler onune sermek neden yanlis bir tarih okuma bicimi olsun? Ve ayni bicimde, tipki İttihatci zihniyetinin masum Ermenilere verdigi zarar gibi, tasnak zihniyetinin de masum muslumanlara verdigi zarari dile getirmek nicin sakincali? Ustelik, her iki zihniyetin birbirinden cok da farkli olmadigi, aralarinda isbirligi pazarligi yapacak kadar ayni kaba pisledikleri su goturmez bir gercek iken?
Kimse bu olaydan oturu siradan Ahmet efendi Mehmet emmiyi suclamiyor degil mi, İttihatcilari sorumlu tutuyor. Ayni bicimde kimse de olen masum Ermeni’nin de Muslumanin da acisi yoksayma veyahut mazur gorme gibi bir dusunce isine girmiyor. Yazidan bunu cikartmak icin zorlama yapmak bile yetersiz kalir. Bu ikisi bambaska yonleri tarihin. Birisi tarihi yapanlarin kendi aralarindaki iliskiden bahsetmek, digeri bu fillerin itismesi sirasinda altta ezilenlerin acilariyla hemhal olmak ve insan olarak uzuntu duymak. Bu, “bizim de cok acilarimiz olmus, bu sizin acinizi onemsizlestirir ya da hafifletir” mi demek? Bu hal bana sanki bir doktorun hastasinin vahim durumuna uzulurken teshis koyamayacak kadar elini ayagini duygulariyla baglamasi gibi geliyor.
Devletler guclu olabilir ve bir taraf bu devlet gucunu kulanarak daha fazla masumun kanina girmis olabilir; ama sadece bu sonucu vermis olmasi yuzunden bir zihniyet tartismasini bile yapamayacak miyiz?
Enver bey bence de haksiz bir elestiride bulunmus. Soylediklerine de sirayet eden ve sonuna kadar katilgim vicdani durusa, Tuncay beyin de ayniyle katildigini kendisiyle olan dostlugumdan ve bu konularda yonelik surekli yaptigimiz sohbetlerden birebir bildigime gore, Enver beyin yaziyi yanlis degerlendirmis olabilecegini dusunuyorum.
Herseyden once bu yazi, son derece bilgilendirici bir yazi. Pekcok kisinin bilmedigi tarihsel bir vakiayi acikca gozler onune sermis Tuncay bey. Uzerine cokca dusunulup tartisilmasi gerek.
Yazan:eg Tarih: Şub 19, 2009 | Reply
tuncay bey,
bir yanlış anlaşılmayı düzelteyim. ben bir önceki yorumumda “gerçi yazarın öyle bir niyeti olduğunu sanmıyorum, ama böyle bir paragraf eninde sonunda tarihi büyük aktörler yoluyla okumak gibi son derece yanlış bir noktaya götürür bizi. ” demişim. yani sizin zulümleri haklandırmak gibi bir niyette olduğunuzu asla düşünmüyorum. benim itiraz ettiğim şey başkaydı. o da tarihi anlamak ve anlatmakta bir tarzdır. o şey de klasik bir tarihçilik anlayışı ile mesela braudel ve annales okulu tarihçilerinde görülen v toplumları o toplumlardaki sıradan insanlar yoluyla anlamayı amaçlayan tarih anlayışı arasındaki farktır. birinci anlayış (sizin yazdıınız yazı oldukça bilgilendiriciydi ve bu konuda zaten emeğinize teşekkür etmeyi bir borç bilirim. ama bana göre birinci anlayışa dahil bir yazı gibiydi) tarihi güçlü aktörler (devletler, devletlerin büyük şahısları ya da büyük etkiye sahip olan örgütler yoluyla) yoluyla anlatır. böyle olunca halklar tek te fert fert bu aktörlerin birer piyonu gibi görünüp silikleştirilir. bu da tarihte sıradna insanları önemsizleştiren bir anlayış demektir. istanbulu feth etmişizdir. ne kadar insan ölmüş, ne kadar acı çekilmiş bunlar genelde tarihte yoktur bilmeyiz. ya da tersinden istanbulun fethinde ne kadar “küçük insan” katkı vermiştir bunları bilmeyiz. ama ikinci tarih anlayışı bana kalırsa acıları, tek tek dertleri anlamakta daha etkin bir tarih anlayışıydı. bu açıdan tuncay beyi asla acıları haklandırmakla suçlamadım. böyle anlaşıldıysa özür dilerim. benim eleştirdiğim şey tarihi ele alma biçimiydi ki bu tuncay beye has değil, neredeyse dünyadaki tarihçilerin %99una has birşey.
Yazan:refik ertürk Tarih: Nis 5, 2009 | Reply
sn.editör beyefendi bu eski erzurum mebusu karakin pastırmacıyanın ölümü hakkında hiç bir bilgiye sahip değiliz.erzurumda halk arasındaki inanışa görE 1916 da bir suikastle öldürülmüştür.lütfen karakin pastırmacıyan ın ölümü hakkında bir açıklama yaparsanız seviniriz.slmmm
Yazan:Tuncay Yılmazer Tarih: Nis 5, 2009 | Reply
Karekin Pastırmacıyan, Taşnaksütyun partisi ileri gelenlerinden, 1896 yılında Karaköy’deki Osmanlı Bankası baskını gerçekleştirmiş grubun lideridir. 1908 ile 1914 yılları arasında Osmanlı Mebusan Meclisinde milletvekilliği de yapmış, Birinci Dünya Savaşı’nda Rus Ordusu içerisinde yer alan Ermeni Gönüllüleri ikinci taburunda geçici komutayı üstlenmiştir.Savaştan sonra Kafkasya Ermeni Ulusal Konseyi temsilcisiyken , ABD hükümetinin 22 Nisan 1920′de bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti’ni resmen tanıması üzerine, Washington’da ülkesinin büyükelçisi olarak görev yapmıştır. 23 Mart 1923′te de Cenevre’de ölmüştür. ( Görüldüğü gibi 1916′da ölmesi ya da öldürülmesi gibi bir şey söz konusu değildir.)
Kaynak: Osmanlı Bankası - Karekin Pastırmacıyan’ın Anıları , Arpena Mesrobyan’ın Önsözü’nden Belge Yayınları, 2009, İstanbul s.15
Yazan:refike rtürk Tarih: Nis 6, 2009 | Reply
tuncay bey bize okutulan tarihlerin yüzde 75 i hep uydurmadır.karakim pastırmacıytanın 1923 de cevevrede henüz 50 yaşında genç yaşta öldüğü hususunda bir bilgi yoktur dolayısıyla bu bir uyduramadır…ama bizim erzurumlu subayların bile hemfikir olduğu 1916 da bir suikastle öldürülmüştür hususu ise daha inandırıcıdır ve çok kanıtıda vardır…madem öyleyse kemahlı aziz ağaya pastırmacıyanı öldürme görevi verilirken aziz ağa olayı geçekleştirince erzurumda pastırmacıyanın adamları tarafından aziz ağayı öddürmeye adam gönderilmiştir.buda halk taarfından bilinmekte.kaldıkı yakup cemilin torunu bile olaya deyinirken bu olayha değinmiyor çünkü patsırmacıyanın 1916da suikastle öldürüldüğü kesindir…madem cenevrede öldüyse mezarı nerdedir.saygılar
Yazan:Tuncay Tarih: Nis 6, 2009 | Reply
Refik Bey,
Biraz zor anlayabildiğim bu iddialarınız için kaynak göstermek zorunda olduğunuzun umarım farkındasınızdır.
Saygılarımla.
Yazan:refik ertürk Tarih: Nis 7, 2009 | Reply
Tuncay bey devlet tarafından öldürtülen birisinin kaynağı bulunabilinirmi???TEŞKLİATIN İKİ SİLAHŞÖRÜ-SONER YALÇIN ve TEŞKİLŞATIN SİLAHŞÖRÜ-İLYAS KARA kitaPlarında bile bahsediliyor ama öldürülmesi olayına değinilmiyor.???çünkü açıklanırsa kıyamet kopar türkiye tazminat öder.ama pastırmacıyanın 1916 da kemahlı aziz ağa tarafından bir suikastle öldürüldüğü bir GERÇEKTİR.slmm…ÖZEL…Yazdığımız yalan tarihi bile ağzımıza gözümüze bulaştırıyoruz.yani anlıyacağınız yalanı bile tam kılıfına uyduramıyoruz.ama hakikatler saklanamaz er veya geç meydana çıkar…size bir soru sormuştum cevpa alamdım cenevrede ölen kişinin mezarı nerdedir lütfen…
Yazan:ahmet cansu Tarih: Haz 24, 2009 | Reply
11 Altan Deliorman, Türklere Karşı Ermeni Komitecileri, İstanbul 1973.
12 Karakin Pastırmacıyan (1873-1924): 1911 tarihli Sâlnâme-i Serveti Fünûn’da (s. 41) Erzurum Mebusu olarak
adı geçen bu Karakin eşkıyası, 1914 yılında, Birinci Dünya Savaşı sırasında, üç bin gönüllüyle Sarıkamış
cephesinde Türk ordusuna karşı savaşmıştı. Hatta Ermenilerin ifadesine göre, “Enver Paşaya bile ateş etmişti.
Buna rağmen, kendisi Türk mebusu olmuştu. Enver Paşa, fabrikalarını evlerini satıp hesaplarını kapatması
için onun Kafkasya’ya gidip İstanbul’a geri dönmesine izin vermişti!”
13 İhsan Ilgar, Bir Asır Boyunca Ermeni Meselesi, Hayat Tarih Mecmuası, S. 10, 1975.
Yazan:ertan yazıcı Tarih: Tem 4, 2009 | Reply
KARAKİN PASTIRMACIYAN EFENDİ
Etyranman ve Marie’nin oğlu olan Karakin Efendi 9 Şubat 1873′de Erzurum’da dünyaya gelmiştir.Erzurum’da Sansaryan Mektebini,Fransa’da Ziraat Mektebini İtalya’da Cenova Ünivetsitesini bitirmiştir.Maden Mühendisi iken adaylığını koymuş ve 16 Kasım 1908′de 169 oy alarak Erzurum Mebusu seçilmiştir.1912′de yine Erzurum Mebusu seçilmiştir.Bir ara Meclis-i Mebusan İdare Amirliği görevindede bulunmuştur.Ermeni Taşnak Komitesinin önde gelen şahsiyetlerindendi.Kilise için Ermeni Kilisesi Ermeni Milletinin kilise tarafından can verilen ruhunun yeniden dünyaya gelmek için yaşadığı vücuttur dedi..26 Ağustos 1896′da Pastırmacıyan liderliğndeki Taşnak Komitesine mensup 26 terörist çantalarında ve torbalarında bombalar ellerinde silahlarla İstanbul-Galata’daki Osmanlı Bankasını işgal ettiler.Asker,polis ve halkın üzerine bomba ve kurşun yağdırmaları müslüman halkı ayağa kaldırdı.İstanbul’da Ermenilerle Müslümanlar birbirine girdiler 120 asker öldü,25 asker yaralandı.Sivillerden kaç kişinin öldüğü ise tam olarak belirlenememiştir.Pastırmacıyan kafkasya ve oradanda Erzurum’a gitmek isterken Batum’da Rus makamları tarafından tutuklanır ve İstanbuldaki Rus sefaretinin ve Rusya’daki Osmanlı Büyük Elçiliğinin etkili teşebbüsleri sonucunda serbest bırakılır.1′nci Dünya savaşı çıkınca Rusya’ya kaçtı ve orada başına topladığı Ermeni Komitecilerle Osmanlı’ya savaş açtı.Daha sonra Pastırmacıyan Tiflis’deki ermeni bürosuna yayınlattığı bildiride”Ermeniler dünyanın dört bir yanından gelip rus saflarına katılıyor,Rus bayrağı İstanbul ve Çankkale boğazlarında dalgalanacak gün gelecek Anadoluda tek türk kalmiyacak”dedi.Ruslar bölgede dört ermeni taburu oluşturmuşlardı.Bunların başında Dro,Keri,Amazasp ve Antranik adlı ermeni generaller vardı.Çete elemanları içinde rus ermenileri vardı.Rus Çarı 2′nci Nikolay Sibiryaya sürgüne gönderdiği ermenileri af edip Osmanlı topraklarına göndermişti.800 kişilik ve 600 kişilik ermeni çeteleri vardı,hepsinin komıtanlığını ise daha bir kaç yıl önce Meclis-i Mebusan’da görev yapan Mebus Karakin Pastırmacıyan yapıyordu.Kafkasya’da karşı cephelerde çarpıştığımızda yandaşları Pastırmacıyan’a”Armen Garo”(Ermeni Kahramanı)diyorlardı.Pastırmacıyan kafkasya sınırında faaliyet halindeydi.Amerika’da yayınlanan ve Taşnakların fikirlerini propaganda eden Asperez gazetesi Pastırmacıyan’ın savaş meydanına gelmeden önce dini ayin yapıldığı sırada Terı ve Çeho ile birlikte çektirdiği fotoğrafı yayınlamıştır.1′nci Dünya Savaşında general antranilk ile baraber korkunç katliamlar yaptırmıştır.Osmanlı Devleti ile Rusya rasında savaş başlamasından sonra armen garo adıyla tanınan pastırmacıyan tero ile çeho tarafında silahlandırılmış bulunan ermeni gönüllülerinin başında osmanlı sınırına tecavüz etmiştir.Beyazit’in ruslar tarafından işgali sırasında yol üzerinde rastladığı bütün müslümanları katletmiştir.Başına geçtiği Tero-Çeho komitesiyle türklere en adi ve acımasız işkenceler yaptırmış ve toplu şekilde öldürtmüştür.Ermeni komite şeflerinden Beyaz’li Süron ve Kargin ile birlikte 1200 kadar Ermeni’den oluşan bir çetenin başında Erzurum’da müslümanların oturduğu köylere gittiler,cenin halindeki çocukları analrının karnından çıkarmak için hamile kadınların karınlarını deştiler,kadınların ırzına
geçtiler geri kalanlarınıda korkunç işkencelerden sonra öldürdüler.Pastırmacıyan kafkasya ve eruzurumu kan gölüne çevirmiş,erzurum kavak mahallesinde tam bir vahşet yaşaniyordu.Osmanlı 3′ncü Ordusundaki bütün ermeni askerler pastırmacıyanın emrine girdi.Kısa bir müddet sonra Müslüman köylerini yakıp-yıkmaya ve ele geçirdiği masum insanları kılıçtan geçirmeye,mal ve eşyalarını yağma etmeye başladılar.Rusya tarafına geçen ve rus kuvvetlerinin öncüsü larak geri dönen Pastırmacıyan liderliğindeki ermeni çeteleri Nisan 1915′de Vanı işgal ettiler,van’dan gelen haberlerin Türkler üzerindeki etkisi 1919′daki Yunanların İzmiri işgaline etkisi kadar derin oldu.Teşkilat-ı Mahsusa’nın silahşörü Yakup Cemil Pastırmacıyanı vurmanın bir vatan borcu olduğunı söyledi ama İtihakki Terraki Cemiyeti böyle bir karar almaya çekindi.Pastırmacıyan’ın Kafkasya ve Erzurum’da yaptığı zulüm Osmanlı İmparatorluğunu tedirgin edip yıkımın eşiğine getirmiştir.Bu gibi ayaklanmaları bastırmak için her türlü tedbiri almak tabiki Osmanlı Hükümeti’nin en tabii egemenlik hakkı olmuştur.Karakin Pastırmacıyan 1916 yılında Teşkliat-ı Mahsusa’nın sadece şiddete tapan hiç bir toplumsal ahlak kaydıyla bağlı olmayan en yırtıcı adamı Kemahlı Değirmenci Halil Ağanın oğlu “Efsane Kahraman Aziz Ağa”tarafından erzurum’da öldürülmüştür.Pastırmacıyanın öldürülmesi Osmanlı Hükümeti ve Müslüman halkı özelliklede erzurum halkını sevince boğarken ermeni halkını ise yasa boğmuştur.Kafkasya Ermenistan Cumhuriyetinde Başbakan Ohannes Kocaznoni tarafından üç gün yas ilan edilmiştir.
Yazan:tuncay horasanlı Tarih: Tem 4, 2009 | Reply
herkese slm.Taha AKYOL bir kitap yazmış yeni piyasaya çıkmış kitabın ismi 1915 ERMENİLER bütün konuları açıklıyor ama pastırmacıyan olayını biraz sansürlüyor.Benim araştırmalarım neticesindende kemahlı aziz ağa tarafından çok ustaca bir suikastle öldürdüğü doğrudur ve kanıtlanmıştır.halkımız tarafından biliniyor.ama devlet açıklarsa çok zor durumda kalır.slmmmm
Yazan:şefik aktürk Tarih: Tem 5, 2009 | Reply
ilyas karanın yazdığı teşkilatın silahşörü-soner yalçının yazdığı teşkilatın iki silahşörü-taha akyolun yazdığı ermeniler 1915 ve onur hüdavendigarın yazdığı ermeni portrelerinde bütün ermeni ünlüleri nerde nasıl yaşadı nasıl öldü en ince ayrıntılarına kadar tanıtılırken karakin apstırmacıyanın öldürülmesi hususuna hiç değinilmiyor.kendi araştırmaların neticesinde öğrendiğim teşkilatı mahsusanın kurucularıdan ve siyasi bölüm şefi dr.bahattin şakir tarafından tertiplenen ve kemahlıd eğirmenci halil ağanın oğlu efsane kahrman aziz ağa)yedi cinayetin faili olarak aranıyormuş) tarafından gerçektirilen çok ustaca bir suikastle erzuurmda bir sürür korumlarının içinde kafasından aldığı tek kurşunla öldürülmüştür
Yazan:rahmi artunç Tarih: Tem 19, 2009 | Reply
YAKUP CEMİL
1)Yakup Cemil son adamlarını,ünü bütün imparatorluğa yayılmış ve günümüze kadar da gelmiş olan Sinop Zindanlarından devşirir. Hepsi birbirinden belalı,hepsi birbirinden tehlikeli iki bin adam.”Berberler bir adım öne çıksın”der.Ve komutlar komutları izler:”1 leşi,2 leşi,3 leşi,4 leşi,14 leşi olan bir adım öne çıksın”.Sonunda bir kişi kalır hem berber olan hem de 14 leşi bulunan,yani 14 cinayeti olan,yani 14 adam öldüren.Yakup Cemil 14 leşli berberi şöyle bir süzer tepeden tırnağa ve sonra”getir bir sandalye ve beni tıraş et,seni özel berberim tayin ettim”der. Berberin gözü kanlı,Yakup Cemil’in gözü kara. Usturanın sapı katilin elinde,ağzı Yakup Cemil’in gırtlağında.Ölümle liderlik arasındaki süre saniyeden de kısa.14 leşli özel berber Yakup Cemil’in yüzünü sabunlamada, 2 bin kanlı katil sahneyi izlemede ve Yakup Cemil sandalyede ayak ayak üstüne atmış tütününü tüttürmede.O sandalyenin üstünde,o usturanın ucunda ve o 2 bin kanlı katilin huzurunda liderlik sınanmada,daha doğrusu insanlara liderlik dersi verilmede,bilmem başka söze gerek varmı.
2)Cellada gülümseme her insana nasip olmaz sadece güçlü,korkusuz,idealist insanlara nasip olur.Teşkilat-ı mahsusa da bir Yakup Cemil vardır.Büyük bir fedai.Vatanı kurtarmak için yola çıktığı bayrak,silah kur’an üstüne yemin ettiği arkadaşlarıyla didinirler,can alıp can verirler.Gün gelir ters düşerler.Yakup Cemil’in idam emri çıkar.Asker için o kadar büyük bir komutandır ki kurşuna dizmek üzere vazifeli olan erler silahlarını ona doğrultamazlar.İnfaz komutanı ateş emri verir: Erler kıpırdamaz.Emri tekrarlar:Erler kıpırdamaz.Yakup Cemil bakar ki er komutana baş kaldıracak.Üniformanın şerefini kurtarmak için bağırır:Asker nişan al!Asker Yakup Cemilin sesiyle kendine gelir.Nişan alır. Yakup Cemil celladına gülümser ve kendi infazını emreder:ATEŞ!askerler ateş açarlar yakup cemil’in cücuduna 14 mermi isabet eder.idamında vücuduna 14 mermi saplanmasına rağmen yarım saat boyunca can vermediği söylenir.Vücudundan sızan kanların toprağa önce vatan yazdığı efsanesi türemiştir.İnsan bazen celladına gülümser bilmeden fark etmeden ama bazen de bilip fark edip gururla gülümser.
Yazan:rahmi artunç Tarih: Oca 9, 2010 | Reply
Karakin PASTIRMACIYAN(Armen Garo)
Osmanlı Parlementosu Erzurum Mebusu
Merhaba sayın Brastik köyü sakinleri ben aslen erzurumlu bir ailenin çocuğuyum size köyünüzle ilgili çok önemli tarihi bir olayı yazıyorum okuyunca çok duygulanacaksınız 1916 yılında osmanlı imparatorluğunun en tehlikeli yılı o dönemler erzincan erzuruma bağlı mutasarrıflıkmış.osmanlı parlementosunda erzurum milletvekilliği yapmış bulunan armen garo kod isimli karakin pastırmacıyan liderliğindeki ermeni taşnak komitesi erzurumu işgal edince erzurum valisi tahsin bey(atatürkün çocukluk arkadaşıdır)ve beraberindekiler erzincana kaçıyorlar geri dönemiyorlar karakin pastırmacıyan denen cani kan emici erzurumu kan gölüne çeviriyor koskoca osmanlı imparatorluğu dahi bu caniyle baş edemiyor erzurum valisi diyorki pastırmacıyanı vuracak cesur birisi yokmu demişlerki kemahın brastik köyünden gülabioğulları aşiretinden 7(yedi) cinayetin faili olarak aranan cesur bir Aziz Ağa var vursa vursa bu vurur erzurum valisi tahsin bey erzincan mutasarrıfı eşref bey kemah mutessarlığına bildiriyor aziz ağa ya haber gönderin gidip erzurumda pastırmacıyanı vurursa tüm dosyalarını sileriz affederiz.o zamanlar Teşkilatın Muhasusa’nın kurucularından ve siyasi bölüm şefi Dr.Bahattin şakir erzincanda sürgündeymiş.Bu bahattin şakir erzurum valisi Tahsin bey erzincan mutasaarıfı Eşref bey ve kemah mutasarrıfı aziz ağanın köyüne geliyorlar aziz ağa önce kendisinin yakalanıp öldürülmesi şüphesi ile teslim olmuyor sonra Dr.Bahattin şakir aziz ağa’yı teslim olmaya ikna ediyor aziz ağa teslim oluyor.brastikten erzincana getiriyorlar.kıratınla beraber getiriyorlar.bu karakin pastırmacıyan denen cani çok iyi korunuyormuş hristiyan don kazakları denen adamlardan özel korumaları varmış teşkilatı mahsusanın en büyük silahşörü yakup cemil bunu vuramak istemiş ama gözü kesmemiş.Dr.Bahattin Şakir in hazırladığı çok ustaca bir suikast planı ile aziz ağa kıratına biniyor o zor şartlarda erzuruma gidiyor pastırmacıyanın konakladığı karargahın önüne geliyor korumalarına ben rusyadan geldim Karakin Efendiye Rus Çarından özel mektup getirdim diyor korumaları ver biz verelim diyorlar aziz ağa israrla ben verecem çok özel diyor pastırmacıyan dışarı çıkıyor aziz ağa atından inmiyor mektubu verir vermez tek kurşunu kafasına sıkıyor kaçıyor kaçarken korumaları ateş ediyor kıratın sağ ayağı bir çukura takılıyor düşüyor ortalık toz duman oluyor aziz ağa kıratın yularını bırakmıyor o esnada gök gürlüyor kırat bir kalkıyor tozu dumana katıyor şahlanıyor ve kaçıyor aziz ağa bu şekilde kurtuluyor.osmanlı imparatorluğunun dahi baş edemediği bu ermeni caniyi köyünüzden aziz ağa vuruyor bizim erzurumu kurtaran kahraman aziz ağadır.aziz ağayı gönderen adamlar aziz ağa nın kurtulacağına hiç ihtimal vermemişler bahattin şakir aziz ağanın kurtulduğunu duyunca aziz ağa nın af edildiğini açıklıyor.bu olayı bana rahmetli dedem anlatırdı derdi oğlum eğer aziz ağa yetişmeseydi pastırmacıyan denen cani erzurumda bir canlı bırakmayacaktı.tüm brastik köyüne sevgi ve saygılarımı sunar aziz ağa ya yüce allahtan rahmet dilerim ruhu şad makanı cennet olsun nur içinde yatsın.
Ertan Yazıcı-ERZURUM
Yazan:Fatih Göktürk Tarih: Oca 9, 2010 | Reply
Efendim, 1915’te Ermeniler’in durup dururken, hiç bir şey yapmazken, etliye sütlüye karışmazken, Türk komşularıyla yağlı ballı geçinirken, Fransızlar’la bir olup Türk ve Müslüman köy halklarını bire doğramayı akıllarından bile geçirmezken, karşılaştıkları kimi şiddet olaylarından dolayı bireysel olarak özür dileme kampanyası başlamış!
Kampanyanın imza metninde şöyle deniyor: ‘Osmanlı Ermenileri’nin 1915’te maruz kaldığı büyük felakete duyarsız kalınmasını, bunun inkar edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyorum, onlardan özür diliyorum!’ Bu metnin altına da adını soyadını yazıyorsun.
Buna imza atanları kınamıyorum, eleştirmiyorum da.
Herkesin fikri ve eylemi kendini bağlar, der yürürsün, eğer gerçekten demokratsan!
Ha az kaldı unutuyordum… Ermeni asıllı Rus General Mayor Şalkanikof’un ‘tüm Türkler’in öldürülüp Aras Nehri’ne atılması’ buyruğunu sorgulamayalım değil mi? Tabi Osmanlı Meclisi Erzurum Mebusu Karakin Pastırmacıyan’ın, ‘Tero’ ve ‘Haço’ çeteleriyle birlikte, Kafkaslar’daki Rus ordularına katılmak için yola çıkarken yapılan törende ‘Akacak Türk kanlarıyla, Kızıl Irmak, kıpkızıl olacak!’ lafını da es geçelim arkadaşlar olmaz mı?
Daha yüzlerce örnek var yüzlerce!! Ama sen demokratsın ve de ‘özür diliyorsun!’ Peki katledilen 1.2 milyon Türkten kim özür dileyecek? Herhalde sadece ben…
Rüşvette Çin ve Ruslar birinci sırayı paylaşıyor
Yazan:Fatih Göktürk Tarih: Oca 9, 2010 | Reply
ERAREN - Ermeni Araştırmaları EnstitüsüTalat Paşa, Ermeni lideri Pastırmacıyan’a üç defa bakanlık teklifinde bulundu. Fakat her defasında olumsuz yanıt aldı…
Ha az kaldı unutuyordum… Ermeni asıllı Rus General Mayor Şalkanikof’un ‘tüm Türkler’in öldürülüp Aras Nehri’ne atılması’ buyruğunu sorgulamayalım değil mi? Tabi Osmanlı Meclisi Erzurum Mebusu Karakin Pastırmacıyan’ın, ‘Tero’ ve ‘Haço’ çeteleriyle birlikte, Kafkaslar’daki Rus ordularına katılmak için yola çıkarken yapılan törende ‘Akacak Türk kanlarıyla, Kızıl Irmak, kıpkızıl olacak!’ lafını da es geçelim arkadaşlar olmaz mı?
Aziz ÜSTEL- Star Gazetesi
Yazan:tuncay aslantürk Tarih: Oca 9, 2010 | Reply
TARİHİN İBRET SAYFALARINDAN
Tarihin İbret Sayfalarından: Erzurumlu Mevlüd Ağanın Deve Masalı
Birinci Cihan Harbi başladığı zaman Meclis-i Mebusan’daki Türk ve Ermeni mebuslardan şark istiklâlleriyle alâkaları bulunanlar toplandılar, harbe girdiğimiz takdirde neler yapmak icap edeceğini konuştular. İttihad ve Terakkî Fırkası namına benimle Bahaeddin Şakir’i, Ermeni mebuslarından Erzurum mebusu Karakin Pastırmacıyan ile Van mebusu Vartekes’i verilen kararları mahallinde propaganda etmek ve harp çıktığı zaman tatbikata geçmek üzere Erzurum’a gönderdiler.
Biz, bu dört zat, Erzurum’da bir kongre topladık. Bu kongreye şark istiklâlleri ve livalarındaki teşekküllerden ikişer Müslüman ikişer de Hristiyan aza davet ettik. İstanbul’da verilen kararlar bir de bu kongrede gözden geçiriliyordu. Müzakereler güzel gidiyordu. Harbe henüz iştirak etmemiştik.
Bu sıralarda Rusya bir beyanname neşretti. Bunda, Osmanlı Devleti, İtilaf Devletleri aleyhine harbe girdiği takdirde Ermenilere istiklâl verileceğini, bütün şark istiklâllerinin Ermeni devletine mal edileceğini vaad ediyordu.
İşte bu beyanname kongrenin kararlarını da Ermenilerin fikirlerini de alt üst etti. Ermeni çeteleri evvela Van’da sonra Muş’ta tecavüze geçtiler. Ermeni gazetelerinin ağzı değişti. İstiklâlden, Ermeni lisanının resmi dil olarak tanınmasından, şark vilayetleri vali, mutasarrıf ve kaymakamlarının Ermeni olması lüzumundan, hatta jandarma ve polislerin bile Ermenilerden olmasından bahsetmeye başladılar. Artık müzakerelerin sonu gelmiyordu.
Bir gün yine bir müzakere çıkmaza girmişti. Kongreden bir ricada bulundum: Türkçe gazeteler gibi Ermenice gazetelerin de kongre sonuna kadar mutedil bir lisan kullanmalarının lüzumundan bahsettim. Erzurum mebusu ve Taşnak Komitesi Reisi Karakin Pastırmacıyan Efendi müstehzî bir edayla,
- Bu nasıl teklif… Koca bir milletin ağzını tutabilir miyiz? dedi. Bunu söyleyen Ermeni mebusu, Abdülhamit zamanında Avrupa’dan getirttiği otuz kadar Ermeni komitacı ile, sırf Osmanlı devletini dünya karşısında gülünç bir vaziyete düşürmek ve ecnebi devletlerin Ermeniler lehine müdahalelerini sağlamak maksadıyla İstanbul’da Osmanlı Bankası’nı basan, bankayı bekleyen nöbetçilerimizi kapandığı bankanın pencerelerinden attırdığı el bombalarıyla polis ve askerlerimizi şehit eden adamdır. O zaman hasta adam adı verilen devletimiz, ecnebi devletlerin baskısı karşısında bu komitecilerin serbestçe bankadan çıkıp kendilerini Avrupa’ya götürecek vapura binmelerine müsaade etmişti. Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakkî hükümeti, bu kara mâzili Ermeni’yi Erzurum mebusu yapacak kadar müsamahakâr ve uzlaşıcı davranmıştı.
Ben Karakin’e cevap vermedim. Fakat Erzurum İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin bu kongreye murahhas olarak gönderdiği Mezararkalı Mevlüt ağa atıldı:
- Bu kongrenin işe başladığı günden bugüne kadar ağzımı açıp bir laf etmedim, dedi. Bu hakkımı ve bundan sonraki söz haklarımı yalnız bir defaya mahsus olarak bugün kullanmama müsaadenizi rica ederim.
Mevlüt ağanın Abdülhamit idaresine karşı yapılan Erzurum isyanındaki gayretlerini, isyan sonunda mahkemede yaptığı ateşli müdafaasını kongredeki bütün Ermeniler işitmişlerdi. Mevlüt ağa ile oynamanın kıpkızıl ateşle oynamak demek olduğunu hepsi biliyordu.
Mevlüt ağa, asabiyetini sinirli tebessümlerinin altında saklayarak devam etti.
-Ben, dedi böyle çeşit çeşit mektepler görmüş, dünyanın altından vurup üstünden çıkmış adamlara öğüt verecek değilim. Sinirleri biraz yatıştırmak için halü maslahata uygun gördüğüm bir masalı anlatacağım. İsteyen güler, isteyen düşünür, istemeyen de çıkar gider…
Bir gün bir ilkbahar günü develerden, atlardan, katır ve eşeklerden ibaret büyük bir kervan, çıngıraklarını çalarak, zillerini öttürerek gelip çamurlu ve dik bir yokuşa dayanır. Dinliyorsun değil mi Karakin Efendi…
Kervan uzun bir moladan sonra yokuşu çıkmaya başlar. Çamur dizde, yükler ise ağırdır. Habire ha, düşe kalka, ter ve çamur içinde, biri deve biri de eşek iki hayvan hariç, diğerleri yüklerini tepenin başına çıkarabilirler. Yalnız bu iki hayvan, yürümem de yürümem de çamurlara gömüldükçe gömülürler. Koca kervan bunları bekleyecek değil ya… Tepeye çıkanlardan birkaç hayvan getirip bunların yüklerini alırlar. Deve ile eşeği çamurların kucağına bırakıp giderler.
Deve ile eşek, geceyi çamurun içinde geçirir, dinlenirler. Ertesi sabah gözlerine yolun kenarındaki taze bahar otları ilişir. Boyunlarını uzatır, gövdelerini çeker, yavaş yavaş otlamaya başlarlar. Bir iki saat sonra ayağa kalkabilirler. Nihayet titreye titreye yanı başlarındaki çiçekli vadiye inmeye muvaffak olurlar.
Beş gün on gün yerler, içerler keyifleri yerine gelir. Hoplamaya zıplamaya başlarlar. Eski hallerinden daha sıhhatli daha kuvvetli bir hale gelirler.
Başka bir gün gene attan, deveden, katırdan ve eşekten ibaret bir büyük kervan yokuşu çıkmaya başlar. Çıngırak sesleri, at kişnemeleri ve eşek anırmaları bizim deve ile eşeğin kulaklarına kadar gelir. Eşek duramaz, deveye sokulur,
- Deve kardeş der, benim keyfim yerine geldi, anıracağım.
Deve o güzel gözleri ve yalvaran bakışlarıyla eşeğin yüzüne bakar,
-Aman kardeş der, sakın öyle bir şey yapma. İçinden gelse bile kendini tut. Sesini çıkarma. Zorun ne? İşte Allah’ın bu kimsesiz cennetinde başıboş istediğimiz gibi yiyip içiyor, hoplayıp zıplıyoruz. Anırıp da ne kazanacaksın? Dinliyor musun Karakin Efendi?
Deve daha yalvarmasını bitirmemişti ki eşek üst perdeden arınmaya başladı.
Meğer kervanın da yorulan ve yükünü yokuşun başına çıkaramayan bir mekkaresi varmış. Kervancılar bu dertlerine derman arıyorlarmış. Vadiden gelen eşek sesini işittikleri zaman hemen koşup eşekle deveyi yakalamışlar, yarı yolda kalan yüklerini bunlara yüklemişler.
Fakat devenin arkadaşı olan eşek, hem ham hem tavlı olduğu için yokuşu çıkarken yorulmuş. Mekkâreciler bunun yükünü alıp deveye yüklemişler. Fakat eşek ya yorgunluğundan ya da –sözüm ona eşekliğinden- gene yürümemiş. Mekkareciler bu gösterişli eşeği orada bırakmaya kıyamamışlar. Eşeği de devenin üstüne yüklemişler. Dinliyorsun değil mi, Karakin Efendi…
Zavallı deve bu ağır yükün altında yürüyüşüne olanca takat ve kuvvetini sarf ederek bir müddet devam etmiş. Kervan bir uçurumun kenarından geçerken artık tahammülü kalmamış. Uzun boynunu uzatıp sırtında keyif çatan eşeğin yüzüne bakmış,
- Eşek kardeş, demiş ben oynayacağım. Eşek,
- Aman deve kardeş demiş. Ben senin sırtında zaten eğreti duruyorum. Sen oynarsan ben şu uçurumlara yuvarlanır parça parça olurum. Aman ha! demiş. Deve,
- O kadar yalvarmalarıma rağmen sen beni dinlemedin, anırdın. Neticede ben bu hale geldim. Sen de sırtımda keyif çatıyorsun. Artık amanı zamanı yok. Sen nasıl beni dinlemedin anırdınsa ben de seni dinlemeyecek anıracağım, der.
Deve zıplamaya başlar ve eşek uçurumlardan aşağıya uçup parça parça olur.
Mevlüt ağa sözüne devamla,
Karakin Efendi, benim okuyup yazmam yok. Fakat bu adamların teklifinde kabul edilmeyecek bir şey olmadığı meydanda. Koca bir milletin ağzı tutulmaz da ondan daha koca bir milletin kulaklarına kurşun mu akıtılır? Daha ne istiyorsunuz? Meşrutiyetin ilanından bugüne kadar keser hep sizin tarafınıza yonttu. Şimdi bu adamların istedikleri, “İtilâf devletleri aleyhine harbe girmeye mecbur olursak bizden ayrılmayınız…” dan ibarettir. Bundan daha doğru yol olur mu?
Sizden rica ediyoruz. Bu tufandan birbirimizi boğazına atılarak değil, birbirimize dostça sarılarak kurtulmanın çaresini arayalım. Ecnebi devletler, kendi menfaatlerine hizmet edecek uşak arıyorlar. Ne bizim ne de sizin elinizden dostça tutacak değiller. Bu adamların gösterdikleri doğru yoldan ayrılıp da deveyi uçurumun başında oynamaya mecbur ederseniz vallahi billahi paramparça olursunuz, dedi.
Celse kendi kendine bitmişti. Azaların çehreleri kıpkırmızı ve sapsarı kesilmişti. Salonu birer birer terk ettiler. Ben kalktım, Mevlüt ağayı yanaklarından ve sakalından öptüm, öptüm…
Eeeeeh, şimdi aradan kırk sene geçtiği halde aynı düşmanlar hududun arkasında pusu kurmuş. Genç ve zinde vatanımızı parçalamak için yurttaşlarımızın arasına aynı fesat tohumlarını saçmaya çalışıyorlar. Fakat artık Mevlüt ağanın hikâyesindeki eşek meydanda yok. Şark istiklâllerimiz, hamd olsun şimdi Rusların ve Ermenilerin birkaç defa memleketi nasıl yakıp yıktıklarını bilen vatan çocuklarıyla dolu. Moskofların parayla kendilerine uşak ettikleri komünistler, vatandaşlar arasına nifak sokmak için kimisine sen Kürtsün, kimisine sen Turan’dan geldin, ötekisine sen dinsizsin, berikine sen dindarsın, diyerek onları birbirine düşman yapmaya çalışıyorlar. Fakat Mevlüt ağanın hikâyesindeki eşeğin uçuruma yuvarlandığı zamandan bugüne kadar geçen zaman boşuna geçmedi. Bu vatanda bugün yalnız yirmi milyonluk Mehmetçikler ordusu var. Şehirli, köylü, erkek, kadın bütün vatandaşlar, bu çelik ordunun birbirine sımsıkı sarılmış erleridir. Gerekirse bu millet, tarihteki hesapsız zaferlerine bir yenisini katarak bu hakikati düşmanlarına bir daha öğretecektir…
Yazan:Ahmet Hamdi Horasanlı Tarih: Tem 10, 2010 | Reply
10 Haziran 2010 Perşembe
Merhabalar,
Ermeniler vaktiyle otoriteden izin aldılar. Mezalim kendiliğinden olmadı. Bu manada şakilik addedilmez. Ehl i sünnetin hayat idamesi için ehl i sünnet olan Yahudilerle “incitmeden sünnet” enstitüsü kurulmalıdır. Bu nevi kitaplar aslında medeniyetler ittirkakına mani olan şeylerdir. Tarih ancak husumet kaynağı olmaktadır. Ermeni kardeşlerimizin hizmetlerini inkar etmemek lazım. Ayrıca Nişanyan kardeşimizin Türkçeye büyük katkılarını biliyoruz. Hatta Olimpik danışman olacak kadar birikimi olan bir insan. Ortaasyadan gelerek yakıp yıkarak elde edilen topraklara oturan insanların, Başta Alparslan adına Romen Diyojenden ve akabinde tüm Ordodoks dünyadan özür dilenmesi lazımdır. Bu ulus-devletin oluşturduğu husumetten kurtulmak için, ve dahi Allah rızası için, Mehmet Akif’in “ırk” içeren ifadelerini de kaldırmalıdır. Yeni devir mehdileri, resulleri ve totemlerini ele almalı ve Zarifoğlunun “İbrahim” şiirini unutturmalıdır. Cihat nefaset olan şeylerle olan bir şey olup, nüfusu etkileyecek bir enfes nefsin teneffüsüne yol açmalıdır. Ayrıca “İslam alemi” diye bir şey olmadığı için, eksen ve şaftları yeniden gözden geçirmeli ve Zümreleri çoğaltıp Huristik faaliyetleri artırmalı ve Akif’in “Küfe”sini öne çıkaracak ve Furuata takılmayan yeni müslüman Protestanlığını Katolik nizam ile tevhit etmek ve Abrakadabrami kardeşliği hatıra getirmek lazımdır. Nuh’un gemisi, unutmayın, Atlantik’te yüzmedi. İbrahim’in zümrüt tepelere bakarak döktüğü göz yaşları, İsmail değil ishak içindi diye anlamalıdır. “Vettiyn ve zzeytun” ibaresi zeytin ihracı ve tiynet hicretine dair algılanmalıdır. Allahu alem. Ayrıca, bunlar birer içtihat hatası olabilir, ama unutmayın o halde bile bir sevabı vardı. Hamdolsun! Muhabbetle, Metin.
Ermeni Meselesi Üzerine İlginç Bir Kitap
Ermeni Meselesi Üzerine açılmış sayısız dosya var.
Tanıtacağımız “Tarihi Belgeler Işığında Ermeni Dosyası” adlı eser
1. Ermeni Meselesi’nin aktörlerini Erzurum odağında ele alması,
2. Yazarın ninesinden dinlediği ve bu kitabın yazılmasını ilham eden müsbet-menfi Ermeni hadiselerini anlatması,
3. Ermeni Meselesi Aktörlerinin bu güne kadar pek duyulmamış ilginç serüvenlerine gerilimi yüksek bir sinema filmi hüviyetinde okuyucuya sunması ile dikkatleri çekiyor.
Ermenilerin gözündeki Ermeni kahramanıKarakin Pastırmacıyan’ın öldürülmesi olayı bu anlatımlara bir örnek teşkil eder: (*)
Etyranman ve Marie Pastırmacıyan’in oğlu olan Karakin Efendi 9 Şubat 1873′de Erzurum’da dünyaya gelmiştir. Erzurum’da Sansaryan Mektebini, Fransa’da Ziraat Mektebini İtalya’da Cenova Üniversitesi’ni bitirmiştir. Maden Mühendisi iken adaylığını koymuş ve 16 Kasım 1908′de 169 oy alarak Erzurum Mebusu seçilmiştir. 1912′de yine Erzurum Mebusu seçilmiştir. Bir ara Meclis-i Mebusan İdare Amirliği görevindede bulunmuştur. Ermeni Taşnak Komitesi’nin önde gelen şahsiyetlerindendi.
26 Ağustos 1896′da Pastırmacıyan liderliğindeki Taşnak Komitesi’ne mensup 26 terörist çantalarında ve torbalarında bombalar ellerinde silahlarla İstanbul-Galata’daki Osmanlı Bankası’nı işgal ettiler.
Asker, polis ve halkın üzerine bomba ve kurşun yağdırmaları müslüman halkı ayağa kaldırdı. İstanbul’da Ermeniler’le Müslüman’lar birbirine girdiler 120 asker öldü, 25 asker yaralandı. Sivillerden kaç kişinin öldüğü ise tam olarak belirlenememiştir.
Rus Çarı 2′nci Nikolay Sibirya’ya sürgüne gönderdiği Ermenileri af-edip Osmanlı topraklarına göndermiş ve hepsinin komutanlığını ise daha bir kaç yıl önce Meclis-i Mebusan’da görev yapan Karakin Pastırmacıyan yapıyordu.
Kafkasya’da karşı cephelerde çarpıştığımızda yandaşları Pastırmacıyan’a “Armen Garo”(Ermeni Kahramanı) diyorlardı.
EFSANE KAHRAMAN AZİZ AĞA (1885-1920)
Osmanlı İmparatorluğu Pastırmacıyan’la baş edemiyordu
Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurucularından ve siyasi bölüm şefi Dr. Bahattin Şakir Brastik’li Aziz Ağa’nın namını duymuştu. Aziz Ağa verilen görevi mutlaka layıkıyla yapabilecek bir insandı. Dr.Bahattin Şakir’in Ağa’ya verdiği görev şuydu:
Ermeni çetelerinden oluşan kuvvetle Erzurum’u işgal eden Ermeni ve Don Kazaklarından oluşan elliye yakın özel korumaları an çok iyi korunan Pastırmacıyan’ı (Teşkilat-ı Mahsusa’nın büyük fedaisi ve- sillahşörü Yakup Cemil’in bile vurmaya gözü kesmediği) “Armen Garo” (Ermeni Kahramanı) lakaplı Karakin Pastırmacıyan’ı vurmak..
Aziz Ağa bir taraftan Vatan için canım feda derken bir yandan da son hazırlıklarını yapıyordu. Erzincan Mutasarrıfı Eşref Bey’in verdiği atı kabul etmeyerek kendi köyünde yetiştirdiği Kıratı ile gitmeyi tercih etti.
İşte ülkesinin bu en zor döneminde Devlet büyüklerinden aldığı talimatla Kemah’ın Brastik köyü’nden o canyoldaşım dediği Kırat’ına binerek o zor şartlarda tek başına Erzurum’a gidip yaklaşık elli kadar Rus, Ermeniler’den oluşan korumalarının içinde büyük bir cesaret ve soğukkanlılıkla Karakin Pastırmacıyan’ı tek kurşunla vurmuş ve o ateş çemberinde Yüce Allah’ın bir mucizesi ile Kıratı sayesinde kurtulmuştur.
Erzurum umumi valisi Tahsin Üzer’in Aziz Ağa için söylediği şu sözleri de hatırda tutmak gerekir:
“Dünya tarihinde yeryüzüne gelip geçmiş en büyük halk kahramanı Aziz Ağa’dır.”
ERZURUM MERKEZLİ ERMENİSTAN RUYASINI BİTİREN ADAM
Yıllar Sonra Erzurumlu Hasip Efendi bu olayı şöyle anlatacaktı; Bir gün akşama doğru Karakin Pastırmacıyan’ın konakladığı Karargah’ın önünden bir Kıratlı hızla uzaklaşıyordu. Tepeden bakınca Kıratı üzerinde sanki kimse yokmuş gibi görünüyordu peşinde Rus ve Ermeni kuvvetleri yaylım ateşi açıyorlardı. Kırat bir müddet sonra düşman kuvvetlerinden uzaklaştı, kıratın üzerindeki kişi kendisini doğrultarak tekrar Kıratına bindi ve yoluna devam ederek kayboldu. Sonra Karaki Pastırmacıyan’ın öldürüldüğünü duyduk düşman çekildi Erzurum kurtumuştu. Sonra Valimiz Tahsin Bey bu Kıratlının Brastikli Aziz Ağa olduğunu söyledi”. Amerika’da yayınlanan Asparez Gazetesi Haberi Manşetten şöylı
veriyordu;
“Karakin Pastırmacıyan öldürüldü böylece Büyük Ermenistan rüyası bitti. Anadolu hızla Türkleşiyor”
Bu kanlı komitacının Ölümü üzerine, Kafkas Ermeni Cumhuriyeti’nde Başbakan Ohannes Kocaznoni tarafında üç gün yas ilan edilecektir.
Türk adı Taşıyan Ermeni şöhretler
Kitabın diğer bir ilginç yönü de Devlet yönetimi ile lisan, musiki, mimari, tiyatro, sinema alanındaki Ermeni simalarını bugüne kadar pek bilinmeyen yönleri ile anlatmasıdır.
(*)Tarihi Belgeler Işığında Ermeni Dosyası/ Engin Kanlıcaoğlu” Kendi yayını 392 s. Mayıs 2010
Yazan:Alaattin Ergün Tarih: Tem 1, 2011 | Reply
Sayın site görevlisi merhaba bütün yorumları okudum bir şey kafama takıldı bu Karakin Pastırmacıyan denen zatın mezarı nerdedir.Lütfen bir açıklama yapmanızı rica ediyorum.Erzurumda bir suikastle öldürüldüğü doğrudur.Eğer yurt dışında öldüyse mezarı nerdedir LÜTFEN CEVAP.