Darbeci Aydınlar Ülkesi
By eg on Tem 1, 2009 in Ergenekon Nedir?, Kemalizm, Türk Silahlı Kuvvetleri, Ulus-Devlet, darbe
30 Haziran tarihli MGK toplantısı, ülkedeki kimi aydınlar ve gazeteciler için, sonucunun büyük bir “umutla” beklendiği bir toplantı oldu. MGK toplantısı devam ederken, son 2 yılda demokratlık açısından oldukça kötü sınav vermiş önemli bir haber kanalında, toplantı ile ilgili beklentiler ve toplantının muhtemel sonuçları tartışılıyordu. Programa katılan bir yazar hariç, diğerlerinin “beklentisi” yeni bir 28 Şubat sürecine gireceğimizdi. Hatta bir tanesi açıkça 30 Haziran sürecinin başlayacağından dem vuruyordu.
Toplantı bitti ve toplantı sonrası yayımlanan bildiride, programa katılan ve her fırsatta demokrat olduklarını söyledikleri halde yazdıkları ile yarı-militarist bir çizgi çizen o “aydınların” istediği gibi bir şey çıkmadı. Bunun üzerine programa katılan ve Türkiye’nin en çok satan gazetesinde yazarlık yapan birisi, bildirinin 28 Şubat bildirisi gibi olmasa da, bildirideki birkaç cümlenin yine de çok umutsuz olmamamızı gerektirdiğini söyledi. Programın yöneticiliğini yapan kişilerin de benzer sözler sarf etmesi, bu ülkenin en büyük probleminin aydın problemi olduğunu düşündürdü.
Bu ülke aydını, darbelerin kozasında, darbeciliğin zihni yapısının yönlendirdiği eğitim sistemi ile şekillendirildiği için, kendi işine gelmeyen her konuda daha büyük bir iktidar gücü olarak askeri yardıma çağırmakta içgüdü sahibi. Genelkurmay Başkanı’nın, MGK toplantısının gündemlerinden bir tanesi olan ve askerlerin sivil mahkemelerde yargılanabilmesine imkân tanıyan yasa değişikliğini, darbe sebebi yapacak kadar şiddetle reddetmesini dört gözle bekleyen bu aydınlar, yeni bir 28 Şubat sürecine dahi destek verebilecek bir “ahlâkta” görünüyorlardı. Zira bu ülke, hiçbir şekilde öğrenemeyen, vahim hatalar yaptıktan yıllar sonra - vicdan muhasebesi yapabiliyor olduğunun ‘gösterisini’ yapmak için - “o zaman yanlış yaptım” diyen; ama kısa süre sonra herkesin gözünün içine baka baka aynı şeyleri yapabilen bir zeka ve ahlaka sahip olan aydınların ülkesi.
Ülkemizin yakın dönem tarihine baktığımızda, basının, darbelerde çok kötü sınav vermesi bir yana; darbe öncesi, o darbeyi çağıran ahlaksızlıkta yayın yaptığını düşününce çok şaşırtıcı olmaması gereken bu tutumlar, yine de ülkenin demokratikleşmesi için çaba sarf eden insanlar nezdinde büyük hayal kırıklığı ve kızgınlık yaratıyor. Döne döne hep aynı noktaya gelen bir insanın bezginlik ve kızgınlığını… Darbe yapmaya niyeti olmayan bir orduyu bile darbe yapmaya teşvik edebilecek bu aydınların ve bu aydın kesiminin zihni yapısının siyasetteki temsilcisi CHP’nin zihniyeti ile hesaplaşmadıkça, bu ülkenin hiçbir sorununun çözülebileceğini düşünmüyorum.
İrtica ile mücadele belgesi konusundaki tartışmalarda, belgenin sahte çıkması durumunda “ne yapacağımızı herkes görecek” dediği iddia edilen Genelkurmay Başkanı, belgenin askeri savcılıkta incelendikten sonra sahte olduğuna karar verildiğini açıklamıştı yaptığı basın toplantısında. Oldukça sert bir üslupla, adeta gözdağı verilen bu açıklamalarla, normal bir demokratik ülkede tepki çekmesi ve eleştirilmesi gereken Genelkurmay Başkanı, bir tane dahi eleştirel soru soramayan basın mensubu muhataplar buluyordu karşısında. Bu açıklamadan sonra, gerek basının çoğunluğunu oluşturan asker-gazetecileri, gerekse de CHP lideri “ne yapacağımızı herkes görecek, demiştiniz. Hadi o zaman söz verdiğiniz şeyi yapın!” diyerek adeta çağıra çağıra darbeyi getirmeye çalışıyorlardı.
Aydınların zihniyetinin “sivil” olmasının beklendiği ülkelerde, son dönemdeki tartışmalar, askerin siyasete müdahalesinin hiçbir şekilde hoş görülmemesi yönünde gerçekleşirdi muhtemelen. Tartışmaların, askerî mahkemelerin sadece askeriye içi disiplin suçları için makul görülebilmesi ve hukukta iki başlılığa son verecek düzenlemeler yönünde gelişmesi gerekirken, barolar veya diğer hukukçu örgütlerinden gelen tepkilerle, adeta darbeye çağrı yapılacak bir militarizm ile sonuçlanması oldukça düşündürücüdür.
Bütün bunlar, ülkenin, militarist bir cumhuriyet olmaktan, demokratik bir cumhuriyetliğe terfi edememesinin sebeplerini biraz daha dikkatli ele almamız gerektiğini düşündürmelidir. 1950′den beri üç fiilî ve benim sayısını bile unuttuğum kadar da değişik türlerde darbeye maruz kalmış Türkiye’de, bu kadar ısrarlı çağırılan bir ordunun darbe yapma konusunda çok da nazlanmayacağını düşünürsek, fikri mücadelenin ilk noktasının Türkiye’deki aydın kesimin zihniyetiyle ve militarist basınla olması gerektiğini söyleyebiliriz.
Demokrasi mücadelesinin ilk çıkış noktası, “demokrasiyi koruma” gibi bir bahaneyle ruh çağırır gibi ordu çağıran zihniyeti dekonstrüksiyona uğratmaktır. Bu dekonstrüksiyon, bu zihniyetin fikir olarak çıkış noktasını ve nasıl olup da kendini her konumda yeniden üretebildiğini ortaya koyacak bir çalışma olmalıdır. Bu çalışmanın ortaya koyacağı en önemli sonuç, ilkokuldan üniversiteye kadar militarizmin çeşitli tonlamalarında yetişen insanların, adeta genetik bir miras gibi, ordunun darbe yapma “hakkını” nesilden nesile aktarıp normalleştirdiği bilgisi olabilir. Bu normalleştirme, daha çok korku tüccarlığı ile ve bu tüccarlığa entelektüel destek sağlayacak namus fukarası aydınıyla olduğu için, korku ile fikir arasındaki bağları koparmak, demokrat bir Türkiye’nin ilk filizlerini de yeşertebilir.
Fikirleri korku salmak yönünde olan ve çoğunlukla entelektüel olarak oldukça zayıf kalmaya başlamış olan militarist aydın kesimine karşı, tam demokrat, birbirinin hakkını kollayan ve korkmayan bir aydın kesimi yeşertebilmek gerekir. Korku tüccarlarının fikri zayıflığı, ancak karşıt fikirlerin entelektüel kapasitesinin büyüklüğü ile ortaya konulabilir.
Korkmayan, anti-demokratik ve insan haklarına karşı uygulamalarda, o uygulamayı kim yaparsa yapsın sivil bir direniş gösterebilen, alternatif, hakperest bir dünyanın olabileceğini fikirlerinin gücü ve tutarlılığı, duruşu ve yaşantısıyla ortaya koyan bir aydın kesimi ortaya çıkmaya başlamıştır. Umutlanmak için en azından sebeplerimiz var artık…
2 [?]



11 Yorum
Yazan:ç-z Tarih: Tem 1, 2009 | Reply
Şimdi o belgede adı ve imzası bulunan albay cezaevine gönderildi.Diğer 8 albayla ilgili de araştırma da devam ediyormuş.
Bu gelişmelerden sonra 15.geçici madde ile ilgili ayağa kalkan,CHP mahkemeye gittiği taktirde ona destek vereceğini söyleyen sözde(!) darbesavar zihniyete sahip olduklarını iddia edenlerin telaşlarının ne olduğu anlaşılmış oldu.
Dün bir tv programında da bu 15.maddenin gece yarısı geçmesi ile ilgili Ufuk Uras’a ne düşündüğü soruldu.Verdiği cevap;nasıl geçtiği önemli değil hadi o da önemli diyelim biz darbe ve darbecilerle hesaplaşmak istemiyor muyuz?Bu hukuk devleti olarak tanımlanmak,demokrasisini geliştirmek, sağlamlaştırmak isteyen bir ülke haklının menfatine olduğuna göre bu karşı çıkışı anlayabilmek mümkün değil!”
Yazan:özlem Tarih: Tem 1, 2009 | Reply
Öte yandan önümüze gelene aydın deyip bu kavramı bu kadar kirletmelerine izin vermelimiyiz diye de düşünüyorum. Ya aydın kavramından feragat etmeli ya da bu insanları bu kavramın dışına almalı. Aydın deyince benim aklıma ne bileyim bir Sokrates, Chomsky ya da Cemil Meriç veya Mahçupyan gibi biri geliyor. Yani itirazı olan ve birr kavramına sahip bir insan. Kalbi olan bir fikir işçisi. Bunlar olsa olsa saray soytarısı olur.
Yazan:Mustafa Akbaş Tarih: Tem 1, 2009 | Reply
Darbeciden Aydin felan olmaz. Darbeciler Insanlik ve hür iradenin düsmanidir. Ilkerin demokrati koruma salvolari hic inandirici degil.Sonucta hür iradenin demokratik sectigi bir Lideri asan ve insanlik sucu islemis bir harbiyeli kurumun baskani Ilker Pasa. Ara sira cikip parmak sallayan ve cok cok sert konusan Ilkerin omurgasi varsa kurumun yaptigi kanunsuz isler icin özür dilemesi lazim.Basiörtülü sehit Annelerinden korkan Ilker Pasa dan bir hayir gelmez bizim ülkemize.
Yazan:eg Tarih: Tem 1, 2009 | Reply
:)) aydın kelimesini hiç sevmediğim için o tür kişilere uygun gördüm zaten:))(sevdiklerime münevver diyorum zira:)))daha çok onlar kendilerini öyle tanımlıyorlar ya, bir tür ironi olsun diye…
Yazan:cb Tarih: Tem 1, 2009 | Reply
Aydın tanımı içerisinde aydının bir anlamının da ‘darbeci’ olduğu bir ülke de devletin tanımına da ‘ en iyi devlet derin devlettir ‘ ek bilgisi yerleştirirsek sanırım adımız tarihe altın harflerle yazılmış olur,hepimiz huzur içerisinde uyuyabiliriz.
Yazan:Ali Duman Tarih: Tem 1, 2009 | Reply
Darbeci Aydınlar Ülkesi başlığı eksiktir, “Darbeci, Derebeyci, Vesayetçi Aydınlar Ülkesi” çok daha tamamlayıcı bir başlık olabilirdi. Zira günümüzün gericiliğine karşılığına gelen “ulusalcılığı” savunmak, “birleşik derebeylik” sisteminin savunmaktır.
kemalizmin kuyrukçuluğunda aydın/entellektüellikten ancak bu kadarını bekleyebilirdik, ancak ne var ki sözüm ona sol/sosyalist aydın geçinenlerin de bu hastalıktan nasibini almadıklarını söyleyemeyiz, sözde sol/sosyalist geçinen bu aydınlar; ne Çekoslavakya işgalinde SSCB’ye kınayan TİP başkanı Mehmet Ali Aybar’ı, ne de 12 martın faşist mahkemelerine karşı “TİP, emperyalizme, faşizme, gericiliğe karşı savaşırken bir taraftan da Kemalizme ve cuntacılığa karşı mücadele vermiştir” diye haykıran Behice Boran’ı anlayamamıştır, aradan geçen 40 yıla rağmen anlamayı da halen beceremedi. TİP’i legal olmasından dolayı yerden yere vuran bu sol siyasi anlayışlar, daha sonra kendileri birer birer legal parti kurdular, geçmişte sırf legalliğinden dolayı TİP’e faşistlerden daha fazla zarar vermiş olmalarına rağmen bu konuda bir özeleştiriye ihtiyaç dahi duymadılar.
Hatalarından dersler çıkarmasını becerememiş olan bu kafa 9 Mart 1971′den beri hala bir SOL CUNTA beklentisi içerisisindedir.
28 Şubat, kendinden sonra yapılacak olan çok ağır bir darbenin öncülüydü, tıpkı 12 mart’ın 12 eylül’ün öncülü olması gibi. üstelik bu darbe 12 eylül faşist darbesinden çok daha ağır olacaktı, zaten daha ağır olmayacak ise yapılmasına gerek olmazdı, zira 12 eylül 1980′den bu yana zaten anayasası ile yasaları ile yök’ü ile bir darbenin içinde yaşamakta değil miyiz? 12 Mart öncesi yaklaşan tehlikenin SOL BİR DARBE değil, FAŞİST BİR DARBE olacağını söyleyen ve bu konuda tüm aydınları önlem almaya ve buna karşı direnmeye çağıran TİP’e o günlerde nasıl gülüp geçmişlerse, bugünlerde de aynı kafa ile devam etmektedirler, yapılmış onca faşist darbeye rağmen ve dünya yüzünde ordu eliyle ilerici bir darbenin yapılmadığı/yapılamayacağı malul iken böyle bir beklenti içinde olmak, ancak bu ülkenin düzen kuyrukçusu/sahte sol ve çakma aydınlarına mahsustur, ancak ne varki artık takke düşmüş, kel görünmüştür, onların aydınlıkları, kendilerinin gerici ilan ettiklerinin dahi fersah fersah gerisindedir. İmparatorluk mirascısı bir ülkenin 80 yıldır gerek dış itibar açısından, gerek vatandaşlarının yaşam standartları açısından yerlerde sürünüyor olmasının nedeni de bizzat siyaseten kişiliksiz bu sahte aydınların varlığındandır.
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Tem 2, 2009 | Reply
valla enver bey nasıl söylesem ben şahsen pek çok kavrama allerji duymaya başladım bu ülkede.
Başta da bir zamanlar umut bağladığım ve ait olduğumu düşündüğüm sol/sosyalist görüşe.Zira pişkince Ergenekon avutluğuna soyunmuş olanların bunu “solculuk”kisvesi altında yapmaları,solu adeta militarist bir anlayışa hapsetmeleri gerçekten bende büyük bir hayal kırıklığı yarattı ve inanın solcuyum demeye utanır duruma geldim.
Demokrasi kelimesi ona keza.kürsülerde,meydanlarda o kadar ayağa düşürüldü ki,bu kelimeye olan inancımı yitirdim.zira çıkar ve menfaatleri uğruna bu sözcüğü ağzına dolayan sahtekarları,ikiyüzlüleri gördükçe anlam değişikliğine uğruyor bu sözcük bende.
Ve son olarak maalesef “aydın”dendiğinde de yukarıda sözünü ettiğim negatif çağırışımlara benzer yargılar oluşuyor.Aydın?aydınlıktan,berraklıktan,şeffaflıktan türetilen bir kavram olmasına karşın ne hazindir ki karanlığa meyilli kişilerin kendilerini tanımladığı bir sıfat haline dönüşmüş…deyim yerindeyse birilerince “madara”edilmiş,yerlerde süründürülmüş.bu ahlaki yozlaşmışlık bakalım daha ne kadar devam edecek.
Elinize sağlık,yazınız darbeci aydınlara(!)tutulmuş bir ayna gibi.umarım birileri biraz utanarak bundan önemli dersler çıkarır.
sevgiler.
Yazan:eg Tarih: Tem 2, 2009 | Reply
albay’ın önceki gece tutuklanıp, dün - tuhaf gelişmeler sonucu - serbest bırakılmasına dün akşam çoğu televizyon haberlerinde, adeta eteklerinde ziller çalan haberciler tarafından “ince ayar yapıldı” yorumları yapılıyordu. açıkçası bu insanlara utanmazlar demek bile çok az kalır. zira insan bu derece aleni darbeci olup da demokrasi yanlısı olduğunu söylemekten utanır. ama sanırım bu ülkenin en büyük problemi aynı zamanda aydınların utanmazlığı olsa gerek…çok utanmazlar çok…
Yazan:Mehmet Bahadır Tarih: Tem 2, 2009 | Reply
Mümtaz’er Türköne’nin bugünkü, çok güzel bir yazısını tavsiye ederim…Aynen alıntılıyorum
Komutanın Görevi
Komutan durum değerlendirmesi yapmak, yeni kararlar almak ve ordusunu yeni duruma uygun konuşlandırmak zorunda.
Yılların birikimi… Halının altında dağ gibi yığılan toz ve pisliğin üzerinde oturmaya mahkûm edilmiştik. Güçlü bir rüzgâr esti. Halı havada uçuştu. Ortalığı toz ve pislik kapladı. Komutan bize, “Kenarda durun, şu pisliği toplayıp üstünü örteyim, sonra siz de üzerinde oturmaya devam edin” diyemez. Ordunun elindeki silahların hiçbiri bu pisliği temizleyemez. Hiçbir askerî yetenek bu pisliğin üstünü örtemez.
Bir ordunun görevi ülkeyi savunmaktır. Kime karşı? Dışarıdan gelecek saldırılara karşı. Gözünü dışarıya değil, içeriye diken, iktidar oyunlarına dalan bir ordu kendisine yeni bir düşman yaratmak zorunda kalır. İktidar talebi rakip birine karşı ileri sürülür. Kendi halkını düşman ilan etmeden bir ordu iktidarda hak iddia edemez. Yıllardır o pisliğin üzerinde otururken “cumhuriyet rejimine düşmanlık besleyen halk”, “rejimi (mevcut olmayan) düşmanlardan koruyan ordu” masallarını bu yüzden dinledik. Halkını düşman ilan eden, doğrudan halkına savaş açan bir ordu ülkesini savunamaz. Savaş meydanında ilerleyen bir tankın önüne bataklık çıkınca, halk bir çaresini bulur yolu açar. Başkent’in asfalt caddelerinde darbe için dolaşan tankı, siyaset batağından çıkarmaya hiçbir milletin gücü yetmez.
Türkiye’nin kirli ve kanlı bir askerî vesayet tarihi var. Üzerinde üniforma, elinde silah, emrinde asker olanlar ellerindeki gücü iktidarı ele geçirmek için kullandılar. Sonra bu vesayeti kalıcı hale getirmeye kalktılar. Silahın, yani zorbanın gücünü hakim kılmak için hukuku unutmanız gerekir. Türkiye’nin kronik hale gelen hak, hukuk, adalet sorunlarının arkasında bu zorbalık vardı. Bir türlü vatandaşına hukuk güvencesi veren bir devlet haline gelemeyişimizin arkasında bu tasallut duruyordu.
Halbuki, bir ülkeyi ordusu değil hukuku korur. Orduyu var eden, güçlü, hatta yenilmez kılan, dayandığı hukuktur. Bu hukuktur ki bir orduyu topyekün bir millete dönüştürür. Hukukla kayıtlı olmayan bir ordunun Hülagû’nun Moğol sürülerinden farkı yoktur.
Bugüne kadar askerî darbe yapmanın, darbe planlamanın, darbe şartları oluşturmak için suç işlemenin değil de, bu kanunsuzlukları deşifre etmenin suç kabul edildiği bir askerî yargı düzeninde yaşadığımızı unutmayalım. İlk defa darbeyi ifşa etmenin değil, darbe yapmaya kalkmanın suç addedildiği bir süreci yaşıyoruz.
2 Haziran 2007′de Taraf gazetesinde yayımlanan “Yeni Kontrgerilla Planı”nı ve iki yıl önce tartıştığımız Hudson senaryolarını hatırlayarak bu hukuk dışı yapıyı tasfiye etmeliyiz. Ordunun siyasî hayata müdahalesi için organize ettiği yarı askerî bir örgütlenme var. Kontrgerilla adıyla bilinen, resmî adı “Seferberlik Bölge Başkanlıkları” olan bu örgüt, Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olarak faal durumda. Taraf’ın haberi 12 adet olan bu bölge başkanlıklarının 24′e çıktığını bildiriyordu. Son tartışmaların merkezinde yer alan Genelkurmay Harekât Daire Başkanlığı’na bağlı olan bu organizasyonun bütünüyle gün yüzüne çıkartılması lâzım. Orduyla birlikte yürütülecek “gizli bir harekât” için hazırlandığı belirtilen bu organizasyonun, doğrudan halka karşı bir savaş yürütmek üzere hazırda tutulduğu anlaşılıyor. Hukukî yapı değişiyor ama bu örgütler hâlâ duruyor.
Askerin siyasete müdahale için kendi halkına karşı savaş planladığına dair ciddi endişeler var. Halının altında birikenler de bu kirli savaşın ayrıntılarından ibaret. Bu halk bu muameleyi hak etmiyor; Türk ordusu da bu yükten kurtulmalı.
Komutan’ın görevi, ordusunu girdiği bu bataklıktan çıkartmak. Komutanın görevi bu. Bir şeyleri saklayarak durumu idare etmek değil. Ordusunu tekrar savaşır hale getirmek. Türkiye yaşadığımız süreçte aynı zamanda bir dış güvenlik krizi yaşıyor. Çare, safralardan kurtulmak.
Komutanın görevini değişmeyen askerî prensiple birlikte hatırlayalım: “Kötü asker yoktur, kötü komutan vardır.”
Yazan:Ali Duman Tarih: Tem 2, 2009 | Reply
Sağ görüşlü Mümtaz’er Türköne Hoca’nın yazdığı bu akıl dolu, her tespitiyle haklı olduğu yazı gösteriyor ki, artık sol’unda, sağ’ında bir hükmü yoktur. Konjektörel durum sol’unda, sağ’ında omuz omuza vesayetçiliğe, anti-demokratik uygulamalara karşı mücadele etmesini zorunlu kılıyor.
zira, vesayetçi bir rejim altında sol’danda, sağ’dan da bahsedilemez, sol’da, sağ’da ancak demokratik bir ortamda kendisi için var olabilir.
sol’unda, sağ’ında önce demokrasiyi, sonra da kendilerini yeni baştan kurmaları Türkiye halklarının önünde duran en büyük görevlerdendir.
Mümtaz Hoca ile aynı siyasi görüşe sahip olmamama rağmen yukarıda alıntılan yazısının her satırına katılmaktayım ve desteklemekteyim.
Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Tem 2, 2009 | Reply
yazıya katılmıyorum,darbeci aydınlar ülkesi değiliz.aydın denen şahıslar yobaz olmazlar.ileri görüşlüdürler.doğruyu yanlışı ayırt edebilecek yeterliliğe sahiptirler.sizin bahsettikleriniz olsa olsa yobaz laikçi 3-5 köşe yazarıdır.
aynı zihni yapıya sahip çok sayıda insan var ülkemizde.bu zihni yapı ülkeye aslında pek fazla şey kazandırmamakla beraber belli bir kitlenin epeyce zengin olmasına ve rahat yaşamasına neden olmuştur.mutlu azınlık ortaya çıkartmıştır.aslında buradaki asıl mesele,değişimden korkmak ve mevcut kurulu düzenin mutsuz çoğunluk lehine bozulmasından ibarettir.
tıpkı din istismarı yapıldıgı gibi Atatürk istismarı da yapılmıştır bu ülkede.demokrasimizde bir arpa boyu yol alamamamıza rağmen ifade özgürlüğü konusunda gerçekten oldukça gelişmiş bir ülke olmamızdan dolayı konuşuyor,tartışıyor,kavga ediyor ve doğru yolu buluyoruz,ağır aksak olsada.bu yönden mutluyum.
ancak gereksiz tartışmalar ve çıkar çatışmaları ve yobaz laikçiler yüzünden enerjimizin çoğu boşa gidiyor.gerçek sorunların üstü örtülüyor.demokrasi konusunda ve gelir dağımındaki adaletsizlik konusunda en ufak bir değişiklik olmamıştır.