RSS Feed for This Post

Mayınlar

Edebiyat, Sinema, Siyaset, Sanat tarihi, Mimarî, Ateizm, Kemalizm, İslâm, Kadın hakları, Feminizm, Tarih, Felsefe… Bugün 76 kitap var. Yakında yenileri eklenecek, bu sayfayı takip edin… 

Fikir Kırıntıları-3

fikir-kirintilari-3-kapak Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinArtık gazeteler okurlarıyla, TV kanalları seyircileriyle rekabet halinde. Kimilerine göre Donald Trump bile seçimi sosyal medya sayesinde kazandı. Rakibi Hilary Clinton, Başkan Obama, hatta CNN, FOX gibi kanallar sürekli sosyal medyadan yayılan “yalan haberlerden” (fake news) yakınıyorlar. Belki de yalan haberden değil yalan tekelini kaybetmekten rahatsız oldular? Gerçek ne olursa olsun teknoloji eskiden bir oligarşiye ait olan medya gücünü -bir parça da olsa- sıradan insanların eline verdi. Sosyal medya elbette ırkçılık, iftira ve hakaretin yayılması için uygun bir zemin ama “haber” ve “bilgi” ve bunlara ait yorumları herkesin erişebileceği bir noktaya getirmesi açısından ilginç. Fikir Kırıntıları-3 Derin Düşünce’nin sosyal medyada paylaştığı mesajları kitaplaştıran bir çalışma. Yayına girdiği günden beri Fikir Kırıntıları-1 ve Fikir Kırıntıları-2’nin gördüğü ilgi bize yine cesaret ve güç verdi. Tabi her zamanki gibi konuları derinleştirmek isteyenler için makale ve kitap da tavsiye ettik. “Fikir Kırıntıları-3” adlı e-kitabı buradan indirebilirsiniz.

Rönesans’ın Kara Kitabı

ronesans-kara-kitap-kapak Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinRönesans sanatın yeniden doğuşu değil ölümü oldu… ve daha bir çok şeyin! Rönesans’ın fikir dünyamızda açtığı yaralar bugün dahi kapanmış değil. Maddenin mânâyı tahakküm aldığı, adına “Aydınlanma” dediğimiz karanlık çağların miladı hiç şüphesiz bu dönem. Güzel ahlâk ile güzel sanatın irtibatının kopuşudur Rönesans. Bu kopuş yüzündendir ki insanlık sadece sanatta değil siyaset, bilim, felsefe, iktisatta lâdini dünya görüşünü Hakikat’in yerine koydu. Sonradan bütün dünyaya dayatılacak olan Avrupa sanatı Rönesans’tan itibaren bilimselleşti. Anatomi, optik, matematik kuralları ve özellikle de merkezî perspektif sanatta insanî ifade imkânını sınırladı. Sömürgeciliği, dünya savaşlarını ve insanları homo-economicus zanneden ideolojileri doğuran işte bu zihniyet oldu.

İnsanlık asırlardır hapsolduğu Rönesansçı perspektiften kurtulabilir; kurtulmalıdır da. Bu kurtuluşun neticeleri ise sadece sanatla sınırlı kalmayacak, ahlâkî, siyasî, felsefî tekâmüllere kapı açacaktır. Rönesans’ın Kara Kitabı bu kurtuluşa katkıda bulunmak amacıyla yazıldı. Başta Pavel Florenski ve Erwin Panofsky olmak üzere George Orwell, Juhani Pallasmaa, Michel Foucault, Ahmed Yüksel Özemre, Zygmunt Bauman, Stanley Kubrick, Cemil Meriç, Henri Lefebvre, Lucien Lévy-Bruhl, Rasim Özdenören, Mircea Eliade, René Guénon gibi sanatçı ve düşünürlerin eserlerinden ve iki değerli araştırmacımızın, Ozan Avcı ile Gönül Eda Özgül’ün makalelerinden istifade edildi. Buradan indirebilirsiniz.


Derin Medeniyet

derin-medeniyet Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinNedir medeniyet? Opera? Demokrasi? Parklar ve bahçelerle süslü şehirler? Metro? Asansör? Modern çağın karanlık dehlizlerinde kaybolan bizler için medeniyet, teknoloji ve kültür mefhumlarını birbirinden ayırdetmek zor ama şurası kesin: Hiroşima, Gazze ve Halep’te şehirleri (medineleri) haritadan silen Batı’ya “medenî” diyenler büyük bir suç işliyorlar. Zira katil bir insanı bir kere öldürür ama katile “katil” demeyenler içlerindeki insanlığı, vicdanı öldürmüş olurlar. (Vicdan / Conscious / Conscience / ضمير)

Evet… Kimileri adaletle hükmedilmiş mülkler bıraktılar geriye; kimileriyse kan ve göz yaşıyla, kul hakkıyla çimentosu karılmış duvarlar, piramitler, kuleler. Elinizdeki bu kitap şu veya bu medeniyeti anlatma değil medeniyet mefhumunun derinlerine inme derdinde. İnsanlar arasındaki münasebetleri yani muhabbet, merhamet, adalet, ticaret ve şiddeti yönetebilme gücü açısından medeniyet mefhumuna yeni bir bakış açısı teklif ediyor. Miras olarak köprü bırakanlarla duvar bırakanları tefrik etmeye yarayacak bir bakış açısı. Buradan indirebilirsiniz.

fikir-kirintilari-2 Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinBir kez daha sosyal medyada paylaştığımız mesajları kitaplaştırdık. Yayına girdiği günden beri Fikir Kırıntıları-1 o kadar çok ilgi gördü ki biz de yeni e-kitabı ilginize sunmak için elimizden geleni yaptık… Ve her zamanki gibi konuları derinleştirmek isteyenler için ise makaleler ve kitaplar da tavsiye ettik. Fikir Kırıntıları-2’nin konuları şöyle:

Taktik ve Strateji, Enerji, Vatikanizm, Gündem Zehirlenmesi, İslâm Sanatı, Kanlı Fotoğraf Yayma, 1 Mayıs, Amigo-Tarihçi, Futbol, mafya, uyuşturucu, fuhuş ve terör, Namaz illâ namaz, Müslümanlarda içe kapanma ve dışa açılma, Neden okuyalım? Ne okuyalım? Nasıl okuyalım?, Ekonomistler neden ekonomiden anlamaz?, Münâfıkûn ve Siyaset-i Nebevî, Sosyal Medya, Gurbet, Çirkin Şehir, Devrim, Yeni PKK ve “Private Security”, Şifalı ottan zehir yapma, Kadına Karşı Şiddet, Liberalizm, Gerçeği görme, Çalışan kadın, Suriye, Tasavvuf, Hollywood-Pentagon, Beyin yıkama ve psikolojik harp. Buradan indirebilirsiniz.

Fikir Kırıntıları – 1

fikir-kirintilari Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin140 karakterle derdini anlatabilenlerden misiniz? Kısa mesajlar, FaceBook’taki özlü sözler, Twitter’da kısaltıldıkça sloganlaşan fikirler… Tabi insanlar sözü uzatmanın yeni yollarını buldular: Video, caps, … Ancak kısa söz her zaman derinlikten mahrum olmakla eş anlamlı değil. Az sözle çok ama çok derin mânâlar da aktarılabilir. Kısa sözün hikmeti dışarıdan aktarılan, alimden cahile verilen yeni bir şey değil. Meselê ârifin irfanıyla agâh olunması; dinleyende bilkuvve (potansiyel) olarak  bulunan güzelliklerin uyandırılması, bilfiil (aktif) hale geçirilmesi. Bunun için “dinleyen anlatandan “ârif olsa gerek” buyurmuş büyükler. Biz de Twitter’da paylaştığımız kısa mesajları konularına göre tasnif edip kitaplaştırdık, ilginize sunduk. Eğitimden Türk soluna, ekonomik krizlerden petrol savaşlarına, ölüm korkusundan küresel ısınmaya kadar çok farklı konularda aforizmalar… Konuları derinleştirmek isteyenler için ise makaleler ve kitaplar da tavsiye ettik. Buradan indirebilirsiniz.

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimler de bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

Derin Lügat 5.0

derin-lugat-5-kapak-b Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinYeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

  • 5ci sürüme eklenen yeni terimler: Hissiyat – Maneviyat, Tanrı Parçacığı, Bâkî, Kelime, Cehalet, Mürşid, Evvel, Büyük Patlama.
  • 4cü sürüme eklenen yeni terimler: Paraklitos, Hudud, Ehliyet, Zâhir ve Batın, Barış, Unutmak.
  • 3cü sürüme eklenen yeni terimler: Eksen Kayması, Bilgi toplumu, Zamanda Yolculuk, Ateist , Yokluk , Çağdaş, Gurbet, Kader.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik?

Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü.

Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlık akıl (reason) ile zekânın (intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir.

İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

Edward Hopper’ı okumak

hopper-kapak Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinAmerikalı ressam Edward Hopper sadece Amerika’nın değil bütün Batı kültürünün en önemli ressamlarından biri. Hopper ile Batı resmi asırlardan beri ilk defa kısır ekol savaşlarını, soyut resim / figüratif resim gibi ölü doğmuş dikotomileri aşma fırsatı yakaladı.

Bu bağlamda, perspektif, ışık, gölge vb tercihleri aşan Hopper’ın yeni bir şey yaptığını savunuyoruz: Hopper Rönesans’tan beri can çekişen figüratif resme yeni bir soluk verdi. Tezimiz budur. Bu lisan-ı sûreti tahlil etmek için sadece Hopper’dan etkilenen diCorcia gibi fotoğrafçıları değil ondan beslenen Hitchcock, Jarmusch, Lynch gibi sinema yönetmenlerini, romancıları da kitabımıza dahil ettik. Diğer yandan Hopper’ın tutkuyla okuduğu filozoflardan yani Henry David Thoreau ve Ralph Waldo Emerson’dan da istifade ettik. Elinizdeki bu kitap Hopper tablolarına aceleyle örtülen melankoli ve yalnızlık örtüsünü kaldırmak için yazıldı. Hopper’a bakmak değil Hopper’ı okumak için. Buradan indirebilirsiniz.

Senin tanrın çok mu yüksekte?

senin-tanrin-cok-mu-yuksekte Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin

Güzel olan ne varsa İnsan’ı maddî varoluşun, bilimsel determinizmin ötesine geçirecek bir vasıta. Sevgilinin bir anlık gülüşü, ay ışığının sudaki yansıması, bir bülbülün ötüşü ya da ağaçları kaplayan bahar çiçekleri… Dinî inancımız ne olursa olsun hiç birimiz güzelliklere kayıtsız kalamıyoruz. Etrafımızı saran güzelliklerde bizi bizden alan, yeme – içme – barınma gibi nefsanî dertlerden kurtarıp daha “üstlere, yukarılara” çıkaran bir şey var. Baş harfi büyük yazılmak üzere Güzel’lik sadece İnsan’a hitab ediyor ve bize aşkın/ müteâl/ transandan olan bir mesaj veriyor: “Sen insansın, homo-economicus değilsin”.

İşte bu yüzden “kutsal” dediğimiz sanat bu anlayışın ve hissedişin giriş kapısı olmuş binlerce yıldır. Tapınaklar, ikonalar, heykeller insanları inanmaya çağırmış. Ancak inancı ne olursa olsun bütün “kutsal sanatların” iki zıt yola ayrıldığını, hatta fikren çatıştığını da görüyoruz:

  • Tanrı’ya benzetme yoluyla yaklaşmak: Teşbihî/ natüralist/ taklitçi sanat,
  • Tanrı’yı eşyadan soyutlama yoluyla yaklaşmak: Tenzihî/ mücerred sanat.

Kim haklı? Hangi sanat daha güzel? Hangi sanatçının gerçekleri Hakikat’e daha yakın? Bu çetrefilli yolda kendimize muhteşem bir rehber bulduk: Titus Burckhardt hem sanat tarihi hem de Yahudilik, Hristiyanlık, İslâm, Budizm, Taoizm üzerine yıllar süren çalışmalar yapmış son derecede kıymetli bir zât. Asrımızın kaygılarıyla Burckhardt okyanusuna daldık ve keşfettiğimiz incileri sizinle paylaştık. Buradan indirebilirsiniz.

Öteki Sinemanın Çocukları

oteki-sinemanin-cocuklari Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinYakında sinemanın bir endüstri değil sanat olduğuna kimseyi inandıramayacağız. Zira “Sinema Endüstrisi” silindir gibi her şeyi ezip geçiyor. Sinema ürünleşiyor. Reklâm bütçesi, türev ürünlerin satışı derken insanlar otomobil üretir gibi film ÜRETMEYE başladılar. Belki en acısı da “sinema tekniği” öne çıkarken sinema sanatının unutulması. Fakat hâlâ “iyi bir film” ile çok satan bir sabun veya gazozun farkını bilenler de var. Çok şükür hâlâ ustalar kârlı projeler yerine güzel filmler yapmaya çalışıyorlar. Derin Düşünce yazarları da “İnsan’sız Sinema Olur mu?” kitabından sonra yeni bir sinema kitabını daha okurlarımıza sunuyorlar. “Öteki Sinemanın Çocukları” adlı bu kitap 15 yönetmenle buluşmanın en kolay yolu: Marziyeh Meshkini, Ingmar Bergman, Jodaeiye Nader Az Simen, Frank Capra, Dong Hyeuk Hwang, Andrey Rublyov, Sanjay Leela Bhansali, Erden Kıral… Buradan indirebilirsiniz.

kitap-tanitan-kitap-6 Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinKitap Tanıtan Kitap 6

Bir varmış, bir yokmuş. Mehtaplı bir eylül gecesinde Ay’a bir merdiven dayamışlar. Alimler, yazarlar, şairler ve filozoflar bir bir yukarı çıkıp oturmuşlar. Hem Doğu’dan hem de Batı’dan büyük isimler gelmiş: Lev Nikolayeviç Tolstoy, René Guénon, Turgut Cansever, El Muhasibi, Şeyh-i Ekber, Cemil Meriç, Arthur Schopenauer, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mahmud Sâmi Ramazanoğlu, Mahmut Erol Kılıç… Sadece bir kaç yer boş kalmış. Konuklar demişler ki “ başka yazar çağırmayalım, bu son sandalyeler bizim kitabımızı okuyacacak insanlara ayrılsın”. Evet… Kitap sohbetlerinden oluşan derlemelerimizin altıncısıyla karşınızdayız. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

sen-insansin Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinSen insansın, homo-economicus değilsin!

Avusturyalı romancı Robert Musil’in başyapıtı Niteliksiz AdamJames Joyce‘un Ulysses ve Marcel Proust‘un Geçmiş Zaman Peşinde adlı eserleriyle birlikte 20ci asır Batı edebiyatının temel taşlarından biri. Bu devasa romanın bitmemiş olması ise son derecede manidar. Zira romanın konusunu teşkil eden meseleler bugün de güncelliğini koruyor.  Biz “modernler” teknolojiyle şekillenen modern dünyada giderek kayboluyoruz. İnsan’a has nitelikleri makinelere, bürokrasiye ve piyasaya aktardıkça geriye niteliksiz bir Ben’lik kalıyor. İstatistiksel bir yaratık derekesine düşen İnsan artık sadece kendine verilen rolleri oynayabildiği kadar saygı görüyor: Vatandaş, müşteri, işçi, asker…

Makinelerin dişli çarkları arasında kaybettiğimiz İnsan’ı Niteliksiz Adam’ın sayfalarında arıyoruz; dünya edebiyatının en önemli eserlerinden birinde. Çünkü bilimsel ya da ekonomik düşünce kalıplarına sığmayan, müteâl / aşkın bir İnsan tasavvuruna ihtiyacımız var. Homo-economicus ya da homo-scientificus değil. Aradığımız, sorumluluk şuuruyla yaşayan hür İnsan.Buradan indirebilirsiniz.


tezyin_kapak-150 Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinGözle dinlenen müzik: Tezyin

Batı sanatı her hangi bir konuyu “güzel” anlatır. Bir kadın, batan güneş, tabakta duran meyvalar… İslâm sanatının ise konusu Güzellik’tir. Bunun için tezyin, hat, ebru… hatta İslâm mimarîsi dahi soyuttur, mücerred sanattır.

Derrida, Burckhardt, Florenski ve Panofski’nin isabetle söylediği gibi Batılı sanatçı doğayı taklid ettiği için, merkezi perspektif ve anatomi kurallarının hakim olduğu figüratif eserler ihdas eder. Bu taklitçi eserler ise seyircinin ruhunu değil benliğini, nefsini uyandırır. Zira kâmil sanat tabiatı taklid etmez. Sanat fırça tutan elin, tasavvur eden aklın, resme bakan gözün secdesidir. Tekâmül eden sanatçı (haşa) boyacı değil bir imamdır artık. Her fırça darbesi tekbir gibidir. Zahirde basit motiflerin tekrarıyla oluşan görsel musiki ile seyircilerin ruhu öylesine agâh olur ki kalpler kanatlanıverir. Müslüman sanatçı bu yüzden tezyin, hat, ebru gibi mücerred sanatı tercih eder. Güzel eşyaları değil Güzel’i anlatmak derdindedir. Çünkü ne sanatçının enaniyet iddiası ne de seyircinin BEN’liği makbul değildir. Görünene bakıp Görünmez’i okumaktır murad; O’nun güzelliği ile coşan kalp göğüs kafesinden kurtulup sonsuzluğa kanat açar.

Tezyinî nağmeleri gözlerimizle işitmek için yazıldı bu e-kitap. John locke gibi bir “tabula rasa” yapmak için değil Hz. İbrahim (as) gibi “la ilahe” diyebilmek için. Buradan indirebilirsiniz.

Kaybedenler Klübü: Anti-demokratik bir muhalefetin kısa tarihi

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinT.C. kurulurken Hitler, Mussolini ve Stalin başrolleri paylaşıyordu. İki dünya savaşının ortalığı kasıp kavurduğu o korkunç yıllarda “bizim” Cumhuriyet gazetesi’nin faşizme ve faşistlere övgüler yağdırması bir rastlantı mıdır? Kemalistlerin ilâhı olan Atatürk’ün emriyle 80.000 Alevî Kürd’ün Dersim’de katledilmesi, Kur’an’ın, ezanın yasaklanması, imamların, alimlerin idam edilmesi, Kürtleri, Hristiyanları ve Yahudileri hedef alan zulümler de yine Atatürk ve onu ilahlaştıranlar tarafından yapılmadı mı?

Bu ağır mirasa sahip bir CHP ve Türk solu şimdilerde “İslâmî” olduğu iddia edilen bir cemaat ile, Fethullah Gülen’in ekibiyle ittifak içinde. Yobaz laiklerin, yasakların kurbanı olduklarını, baskı gördüklerini iddia ediyor bu insanlar. Ama bir yandan da alenen İslâm düşmanlığı yapan her türlü harekete hatta İsrail’e bile destek vermekten çekinmiyorlar. Tuttukları yol İslâm’dan daha çok bir ideolojiye benziyor: Gülenizm. Millî istihbarattan dershanelere, dış politikadan bankalara kadar her konuda dertleri var. Ama Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Arakan’da zulüm gören Müslümanları dert etmiyorlar. Acayip…

Türk solu, CHP ve Fethullah Bey… Nereden geldiler? Nereye gidiyorlar? Elinizdeki bu kitap meseleyi tarihsel bir perspektifte ele almayı amaçlıyor.Buradan indirebilirsiniz.


freud-kapak Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinGurbetçi Freud ve “Das Unheimliche”

Modern insanın kalabalıkta duyduğu yalnızlığı sorgulamak için iyi bir fırsat… Sigmund Freud gurbette olma duygusunu, yabancılık, terk edilmişlik hissini anlatan “Das Unheimliche” adlı denemesini 1919’da yayınlamış. İsminden itibaren tefekküre vesile olabilecek bir çalışma. Zira “Unheimliche” alışılmışın dışında, endişe verici bir yabancılık hissini anlatıyor.

Bu hal sadece İnsan’a mahsus: Kaynağında tehdit algısı olmayan, hayvanların bilmediği bir his. Belki huşu / haşyet ile akrabalığı olan bir varoluş endişesi? Gurbete benzer bir yabancılık hissi, sanki davet edilmediğim bir evdeyim, kaçak bir yolcuyum bu dünyada. Freud’un İd (Alt bilinç), Benlik (Ego), Üst Benlik (Süperego) kavramları iç dünyamızdaki çatışmalara ışık tutabilir mi? Dünyada yaşarken İnsan’ın kendisini asla “evinde” hissetmeyişi acaba modern bir hastalık mıdır? Teknolojinin gelişmesiyle baş gösteren bir gerginlik midir? Yoksa bu korku ve tatminsizlik hali insanın doğasına özgü vasıfların habercisi,  buz dağının görünen ucu mudur? Hem Sigmund Freud’u tanıyanların hem de yeni keşfedecek olanların keyifle okuyacağını ümid ediyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

fethullah-gulen-kapak Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin

Fethullah Gülen’i iyi bilirdik

(Son güncelleme: 5inci sürüm, 11 Ağustos 2016)

Türkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde “pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme.

Sonra bir gün… Mavi Marmara! Doğu Akdeniz’de, uluslararası sularda oyuncak ve gıda taşıyan bir gemi saldırıya uğradı. Masum ve silahsız insanlar öldü. Psikopat bir devletti bunu yapan. İsraillileri hapsettiği korku duvarları Filistin’i hapseden beton duvarlardan daha yüksekti. Ama Fethullah Gülen İsrail’den izin alınması gerektiğini söyledi. Bu terörist devletten “otorite” diye bahsediyordu. Gülen’e göre İsrail Doğu Akdeniz’in efendisiydi, uluslararası sularda bile masum sivilleri öldürme hakkına sahipti. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyordu. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyordu.

15 Temmuz gecesi yaşadığımız darbe girişiminde yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların teşkilâtı sonradan mı kokuştu?

 Kitabı buradan indirebilirsiniz.

Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır

yitik Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinAfganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla“bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir?

Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir. 284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” içinBuradan indirebilirsiniz.


İslâm’da Mimar ve Şehir

Cumhuriyet’in ilânından beri yaşadığımız şehirler hızla tektipleşiyor. Betondan yapılmış kareler ve dikdörtgenler kapladı ufkumuzu. Trabzon, Aydın, Malatya… Anadolu’nun her yeri birbirine benzedi. Fakat Türkiye’ye has bir sorun değil bu. Batının “alternatifsiz” Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirindemokrasisi ve serbest piyasası mimarları da tektipleştirdi. Farklı düşünemeyen, yerel özellikleri eserlerine yansıtmayan mimarlar kutu gibi binalar dikiyor. Moskova, Tokyo, Paris, Hong Kong da tektipleşiyor ve çirkinleşiyor.

Çare? Binalara değil de mimara, yani insana odaklanmak olabilir; yani eşyayı ve sureti değil İnsan’ı ve sîreti merkeze almak. Zira bu bir norm ya da ekol meselesi değil: İslâmiyet’in ilk asırlarında bir şehir övüleceği vakit binalar değil yetiştirdiği kıymetli insanlar anılırmış. Biz de güzel binalarda ve güzel şehirlerde hayat sürmek için önce güzel mimarlar yetiştirerek başlayabiliriz işe. İnsan gibi yaşamak için mimarî çirkinliklerden ve bunaltıcı tektipleşmeden kurtulabiliriz. Bu ancak Güzel Ahlâk ile Güzel Mimarî arasındaki bağı yeniden tesis etmekle olabilir. Çare Mimar Sinan gibi cami yapmak değil Mimar Sinan gibi insan yetiştirmek. Kitabımızın maksadı ise teşhis ve tedaviye hizmet etmekten ibaret. Buradan indirebilirsiniz.

Kürtlerin Tarihi Üzerine

kapak_kurt-tarihi-uzerine Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin80 seneden beri Kürtlerin tarihi isyan ve terörle özdeşleşti. Son yıllarda ise ilk defa hemen her kesimden insanın desteklediği bir barış süreci başladı. Bu süreç kendi başına tarihi bir anlama sahip elbette. Yine de büyüyen umutların, atılan adımların sağlam olması ve geleceğe yöne vermesi için yaşananlar ile Kürtlerin tarihi arasında bir köprü kurulması gerek. Dahası Türkiye dışındaki etnik terör tecrübelerinden, sosyal barış projelerinden yararlanmak elzem. Bu sebeple, Kemal Burkay, Hasan Cemal, İsmail Beşikçi, Mustafa Akyol kadar Alain Touraine, Johan Galtung, Paddy Woodworth ve Gandhi’den de istifa ettik bu kitabı hazırlarken. Umuyoruz ki güncel tartışmaları ve gelişmeleri bir kenara koyarak geçmişe kısaca bir göz atmak bugünü daha anlamlı okumamızı sağlayacak. Buradan indirebilirsiniz.

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

kapak_kitap_capulcular Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinÇapulcular” ne istiyor?

Genel seçimler yaklaşırken başladı Taksim Gezi Parkı olayları. İnsanlar öldü, yaralananlar, tutuklananlar oldu. Taksim’deki sanat galerileri bile yağmalandı. Maddî zarar büyük: Yakılan otobüsler, özel araçlar, iş yerleri. Ancak hâlâ isyancıların ne istediğini bilmiyoruz. Taksim Dayanışma Grubu’ndan çelişkili açıklamalar geliyor. Polisi ya da göstericileri suçlamadan önce şunu bilmek gerekiyor: “Çapulcular” ne istiyor? Daha fazla demokrasi? Sosyalizm? Devrim? Darbe? Elinizdeki e-kitap bu sorulara cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

 Alevilik, Ortak Acılardan Bir Kimlik

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinAleviler ızdıraplarda, geçmişin acılarında buluşuyorlar. Dersim, Madımak… Bu isimler anıldığında kırmızı bir düğmeye basılmış gibi bütün farklı Alevilik-LER birleşiyor ve bir tepki geliyor. Hızlı, öngörülebilir ve manipülasyona açık bir tepki bu. Ortada geç-ME-miş bir geçmiş var. Kıymetli yazarımız Cemile Bayraktar’ın dediği gibi “yüzleşilmediği müddetçe de geçmeyecek bu geçmiş” , çıkarılmayı bekleyen bir diken gibi acı vermeye devam edecek.

Diğer yandan çok sayıda Alevi kendi atalarına, dedelerine, manevî önderlerine en büyük acıları reva görmüş olanlara büyük bir sadakat ile bağlılar. Yani Kemalistlere ve CHP’ye. Yakın tarihi sorgulamak şöyle dursun ibadethanelerini Atatürk resimleriyle donatıyorlar. Ortak acıların ve siyasî tercihlerin dışında Alevileri birleştirecek bir inanç, bir kültür yok mu? Acaba Aleviler Stockholm sendromundan kurtulabilecekler mi? Elinizdeki kitap bunları sorguluyor. Buradan indirebilirsiniz.

Tiryandafilya, Güneşe “ya doğ, ya da ben doğacağım” diyen güzel!

kapak_Tiryandafilya Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin“… Senden önceki hiçbir kadın tarafımdan böyle sigaya çekilmedi Tiryandafilya. Sen benim tüm aşklarımın  raporusun, tüm aşklarımın hülasası, ana fikrisin Tiryandafilya. Senden öncekiler ya masadan kaçtı ya da onları masadan ben kovdum. Şimdi benim tüm bu kaybolan yıllarımın hesabını vermek de sana kaldı. Sevdiğin başka bir erkek olmasına rağmen bu yola girmen için de seni zerre kadar zorlamadım, bunu da biliyorsun Tiryandafilya. Duvarımın arkasına dolanman için sana elimden gelen tüm kolaylığı gösterdim. Bu asla senin marifetin, el çabukluğun, kahredici, tahrik edici, tahkir ve de tezyif edici dişiliğinle olmadı. Senden önce gidip, tüm kapıların kilidini senin için açan irade bendim. Orada beni çırılçıplak gördüysen benim sayemdedir. Şimdi dürüstçe oynayalım o zaman. Ama unutma Tiryandafilya; ihanet ilgi çekse de hain sevilmez…”

Efraim K‘nın kitabını buradan indirebilirsiniz.

 

kitap tanitan kitap 5 Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinKitap tanıtan kitap 5

İmkânsız bir buluşma düşleyin: Nietzsche, Montaigne, Chomsky ile Fârâbî ve Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri bir arada. Ama yalnız değiller, hemen yanı başlarına John Berger, Cahit Zarifoğlu, André Gorz , Oğuz Atay, İsmet Özel, Amin Maalouf, Gilbert Achcar, Nevzat Tarhan, Randy Pausch ve daha bir çok aşina olduğumuz yazar, şair, düşünür gelip oturmuş. Bu imkânsız buluşmayı Derin Düşünce sitesinin yazarlarına borçluyuz. Sadık dostlarımız Alper Gürkan, Mustafacan Özdemir, Mehmet Alaca, Mehmet Salih Demir ve en az “eskiler” kadar çalışıp didinen genç yetenekler: Essenza, Esma Serra İlhan, Gülsüm Kavuncu Eryilmaz, Abdülkadir Hacıaraboğlu, Azat Özgür. Kitap tanıtan kitapların beşincisini ilginize sunuyoruz, kitapların dünyasına açılan 23 pencereden bakmak için. Buradan indirebilirsiniz.

hamza_yusuf Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin Hamza Yusuf ile İslâm’ı anlamak

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai tarafından yapılan iki tercümeyi içeriyor:

  • Zaytuna Institute’den Hamza Yusuf Hanson’ın 2010 yılı Mayıs’ında Oxford üniversitesinde yaptığı İslâm’da reform konulu konferans,
  • Yine  Hamza Yusuf Hanson’ın Dr.Murata ve Prof.Chittick’in İslam’ın vizyonu isimli eseri üzerine yaptığı konuşma (Bahsedilen kitap, Türkçe’ye de çevrilmiştir.)

Hamza Yusuf Hanson 1960 yılında Amerika’nın Washington Eyaletinde dünyaya geldi; Kuzey California’da büyüdü. 1977 yılında müslüman olduktan sonra on yıl boyunca İslâm coğrafyasında Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuzey ve Batı Afrika gibi bölgeleri gezdi. Farklı ülkelerde iyi büyük alimlerden icazet aldı. Hamza Yusuf bu seyahatten sonra ülkesine dönerek Dinler Tarihi ve Sağlık Hizmetleri alanlarında diploma aldı. Dünyanın dört bir tarafında İslâm hakkında konferanslar veren Zaytuna Enstitüsü’nü kurdu. Batıya İslâm’ı sunan, İslâmî ilimlerin ve geleneksel metodlarla eğitimin yeniden canlanmasını amaçlayan Enstitü, dünya çapında üne sahiptir. Shaykh Hamza Yusuf, Fas’ın en prestijli ve en eski Üniversitelerinden birisi olan Karaouine’de ders veren ilk Amerikalı öğretim görevlisi olmuştur. Bunların yanısıra, klasik haline gelmiş geleneksel bazı Arapça metinleri ve şiirleri modern ingilizceye tercüme etmiştir. Halen eşi ve beş çocuğuyla birlikte Kuzey California’da yaşamakta. Buradan indirebilirsiniz.

Organik dinimi geri istiyorum 

organik_dinimi_geri_istiyorum - kc Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinBilim ve teknoloji alanında buluşumuz pek yok ama gün geçmiyor ki din konusunda yeni bir icat çıkmasın. Televizyon karşısında merakla “acaba bugün neler caiz ilan edilecek, neler haram edilecek?” diye merakla bekliyoruz. Bektaşi’ye sormuşlar: “İslam’ın şartı kaçtır?” diye, “Birdir!” demiş. “Hac ve zekatı siz kaldırdınız, oruçla namazı biz kaldırdık, geriye kelime-i şahadet kaldı”. Ben kelime-i şahadetten de emin değilim, her an bir profesör çıkıp “böyle bir şey yoktur, imanın şehadeti mi olur?” diye ortaya çıkabilir. […] İlahiyat profesörlerinin bir büyük zararı da bu oldu. Din’in siyaset gibi, futbol gibi, tartışılacak, insanın bilgisinin olmasa da fikrinin olabileceği bir alan olduğu tevehhümü oluşturdular. Her şeyin kutsallığını bozdular. Artık bacak bacak üstüne atıp çiğ ağzımızla Allah, peygamber ne demek istemiş “muhakeme” yapıyoruz hiç ar duymadan, hepimiz birer küçük şeyhülislam, birer fetva emini… hangi hadis uydurma, hangisi sahih şıp diye gözünden anlayıp ayetleri engin din bilgimizle şerh ediyoruz. Şu muhakemelerin bolluğundan da dini yaşamaya bir türlü sıra gelmiyor. Halbuki bir güzel insanın dediği gibi: “Din öğrenmekle yaşanmaz, yaşandıkça öğrenilir”.

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai’nin kaleme aldığı yazılardan ve tercüme ettiği makalelerden oluşuyor: Hamza Yusuf, Noah Feldman, Charles Townes, Marc Levine ve Karen Armstrong ile İslâm, Hayat ve Bilim üzerine… Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin

Banka Ordudan Tehlikelidir!

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 27 Ekim 2013)

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor: Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar? Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

 

Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinİnanmak belki zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik! güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk.Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde görüyoruz dünyayı. Immanuel Kant’ın meşhur bir güvercini vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Bilim’e değil Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek için değil bulmak söz konusu olduğu için. Derin Düşünce yazarları Sanat-Hakikat ilişkisi üzerine yazdılar. Buradan indirebilirsiniz.

Kitap tanıtan kitap 4

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinAlışılagelmiş kitap sunumlarından farklı bir çalışma bu. Neden? Öncelikle kitap tanıtan kitap serisinde tanıtımı yazanlar da tıpkı tanıtılan sanatçı ve filozoflar gibi birer yazar. Bir çoğu profesyonel ve yarı-profesyonel olarak yazı hayatlarını sürdürmekteler. Ek olarak… katkıda bulunan yazarlar eserin güzelliği kadar kendi iç güzelliklerini, kişisel tecrübelerini, eserle ve yazarla tanışma serüvenlerini de ortaya koyuyorlar. Bu bakımdan kitap tanıtan kitap Aktaş, Kafka, Ramazanoğlu veya Kazancakis ile olduğu kadar Başarslan, Gürkan, Becer ve Özdemir ile de tanışmanın veya mevcut dostluğu ilerletmenin güzel bir yolu. Bu 4cü kitapta Yine « ağır » konuklarımız var : Franz Kafka, Cihan Aktaş, Michel Houellebecq, Yıldız Ramazanoğlu, Nikos Kazancakis, Ali Şeriati, Jacques Derrida, Selim İleri, André Gide. 20 farklı kitap, Rusya, Fransa, İran, Almanya ve Türkiye’den 20 yazar. 98 sayfalık bu kitabı, kitap tanıtan kitapların dördüncüsün ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Sosyalizm İslam’a uyar mı? (Tartışma)

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinBir yanda zekât üzerinden eşitlikçi bir İslâm yorumu yapan anti-kapitalist Müslümanlar. Diğer tarafta bir türlü iktidar olamayan, sosyalizmi bilmeyen, kemalizmi demokrasi zanneden devletçi, hatta darbe yanlısı bir Türk solu.

Türk solu geçmişiyle yüzleşemekten korkuyor. Solcunun solcuyu katlettiği 1 Mayıs 1977 bir tabu. Deniz Gezmiş’in ulusalcı duruşunu da eleştiremiyorlar. Evet… Türk solcuları iktidara yürümek için bir koltuk değneğine muhtaçlar. Peki ya İslâm? Sosyalizm İslâm’a ne kazandırabilir? Sosyalist devletlerin Müslümanlara yaptığı onca eziyetten sonra Müslümanlar sosyalizm ile ittifak yapabilir mi?

Derin Düşünce okurları tartıştılar, biz de kitaplaştırdık. Buradan indirebilirsiniz.

Jean-Paul Sartre ile Kaliteli bir Ateizme Doğru

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 8 mayıs 2013)

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinYokluk var mıdır? Evinizin içini dolduran boşluğu gördünüz mü hiç? Bir türlü gelmeyen şu trenin verdiği sıkıntı ya da sizi habersiz bırakan dostlarınızın sessizliği gerçek değil mi yoksa? Tutulmamış sözler, ödenmemiş borçlar… Yokluk da var aslında “var” dediğimiz şeyler kadar. Ama Yok’un varlığı sadece şuurlu insanlar için gerçektir; gelecekten, birisinden cevap bekleyenler için bir yokluktan, eksiklikten bahsedebiliriz… Artık olmayan gençlik yılları ya da henüz gelmemiş olan yaşlılık da bugünün gerçeği değil mi? Hatırlayan, ümid eden, düş kırıklığını ve gelecek korkusunu tatmış her insan için bir “yokluk” vardır, gerçektir ve bugüne dahildir.

Ateizmin ürettiği en kaliteli metinlerinden biri olan Varlık ve Hiç elinizdeki bu kitabın belkemiğini oluşturuyor. Filozof ve edebiyatçı olan Jean-Paul Sartre hiç şüphesiz Batı felsefesinin köşe taşlarından biridir. Varlık, İnsan, Özgürlük ve Ahlâk tasavvuru üzerine yazdığı eseri tanrısız bir ahlâk teorisi. “Geleneksel” dinler ile göbeğini kesmiş bir “iyi insan” arayışı içinde Sartre. Bu arayışın neticesi ateist emir ve yasaklar değil insan fıtratının önemli bir veçhesi, özgürlük şuuru:

“İnsan özgürdür ve bunun farkındadır; bu farkındalık ile, özgürlük ve sorumluluk şuuruyla yaşamaya mahkûmdur.”

Bu bağlamda Sartre gerçek bir ateist: Tanrı karşıtı değil Tanrı-SIZ. Vicdanın sesini duyma gayretinde. Görünmeyen tanrılar ile kavga etmek yerine “görünürde tanrı yok, biz insan olarak ne yapabiliriz?” diye soruyor. Buradan indirebilirsiniz.

Ey Kapitalizm! Kara Sevdam! / Charles Allen Scarboro

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinNe gariptir ki Türkiye’de hemen her kesimden insanı kolaylıkla birleştirebilen bir slogan var: “Kapitalizme Hayır!”. İslâmcı, komünist, ülkücü, Kemalist… Yürüyüşler yapıyorlar. Seminerler düzenliyorlar. “Küresel sermayeye geçit yok!” . İşçilerin sömürülmesinden Afrika’daki açlığa, ortadoğudaki petrol savaşlarından dünyanın kirlenmesine kadar her taşın altından çıkan bir düşman bu. İyi ile kötü arasında bir çizgi çekmek, kötüleri “öteki tarafta” bırakmak… O kadar kolay mı?

“Ah keşke her şey o kadar basit olsaydı. Bütün kötülükleri içi kararmış birileri yapsaydı ve bütün mesele onları bulup yok etmekten ibaret olsaydı. Ne var ki İyi ile Kötü arasındaki çizgi her insanın kalbinden geçiyor. Kim kendi kalbinin bir parçasını yok etmek ister?” (Soljenitsin)

Okuyacağınız bu kitap insanların para ile, tüketim ile kurdukları ilişkiye ışık tutuyor. Charles Allen Scarboro’nun Karl Marx ve Max Weber’in fikirlerinden de isitifade ederek hazırladığı özgün bir çalışma. Scarboro İstanbul’da yaşayan bir Amerikalı. Akademik birikiminin yanı sıra kapitalizmin anavatanından gelmesi, “içimizde yaşayan bir öteki” olması bu kitaba ayrı bir lezzet katıyor. Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinŞiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar

İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. Buradan indirebilirsiniz.

 

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinKitap tanıtan kitap 3

İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinSöz yıkar şiir imar eder

İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…Buradan indirebilirsiniz.

Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin

Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) Biz buna “pozitivist iman” diyoruz. Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız Mehmet Bahadır her zamanki nazik üslubuyla “kral çıplak” dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinHalkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008’de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99’un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinEtnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinDerin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok. Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinKitap Tanıtan Kitap 2

Kitap tanıtan Kitapların birincisi kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…Buradan indirebilirsiniz.

Ölümden Bahseden Kitap

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinÇocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinİnsan’sız Sinema Olur mu?

Elinizdeki bu kitabı Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır.

Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinÖyküler (Suzan Nur Başarslan)

“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”

Son romanı Bela’dan da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen, fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

Roman nedir? Nasıl Yazılır?

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinRoman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Değerli yazarımız Suzan Nur Başarslan Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinİslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

Zaman Nedir?

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ” diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinZaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik. Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?

Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın NE? olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce NASIL? olduğuna baktık bu ilk makalelerde. NE? ve NASIL? soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. Buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinEvet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz.

Kitap Tanıtan Kitap 1

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinKitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var. Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinKendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinGazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu? Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk… Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinAlaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970’lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinDerin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir? Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır 🙂

Liberalizmin Kara Kitabı

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinLiberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinMaymunist imanla nereye kadar? (Tartışma)

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki… Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin epistemolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Derin Göz

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 6 Nisan 2014)

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinİnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … Buradan indirebilirsiniz.

Ermeniler ve Türkler

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin

Ermeni kimliği var oldukça 1923 model Türk kimliği bozuk bir makine gibi gıcırdamaya devam edecek. […] Neden bize bu kadar benziyorlar? Pastırması, sucuğu, yaprak dolması, müziğiyle, gelenekleri, ailelerine bağlı oluşlarıyla bir de Türk’ten daha fazla Türk mü onlar? Yoksa bu mu bizi sinir eden? […] Artık Anadolu insanının %100 safkan Türk olmadığını, tersine bütün bu etnik unsurların karışımı ve mirasçısı olduğunu idrak etme vakti gelmedi mi? Artık TEK BİR “BİZ” olduğunu, atalarımızın bir kısmının Kürt, diğer bir kısmının Rum, Gürcü, Arap, hatta ve hatta Ermeni olduğunu idrak etmemiz gerekmiyor mu? Buradan indirin.

Yahudi oldukları için mi zalimler?

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinİsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor!

Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederim Filistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. Buradan indirebilirsiniz.

Eşcinsellik ve Biz (Tartışma)

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinErkeG milletiz biz. Öyle kolay kolay ağlamayız. Karımıza, kızımıza yan bakanın gözünü oyarız ama “başkasının” kadınına da sarkıntılık ederiz. Maçlarda kaybeden takıma “bineriz”. Aşk bizim ağzımızda şiddet ile birleşir, kirlenir. “At, avrat, silah” deriz. Kadın’ı yani insan’ı şeyleştirerek, cisimleştirerek severiz. Kullanırız. At gibi. Silah gibi.[…] Böyle sapık bir mercekten bakarak eşcinsellerin sapık olduğunu söylemek ne derecede inandırıcı? Son günlerde Derin Düşünce sayfaları verimli bir tartışmaya sahne oldu. Düşe kalka da olsa eşcinsel okurlarımızın yardımıyla konuyu biraz olsun “içeriden” anlama imkânı bulduk. Kitabı buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Ak Kitabı

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Para Yenir mi?

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinİnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar “vahşi doğadan” bile daha vahşi bir kirletme özgürlüğünün(!) kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı… Buradan indirebilirsiniz.

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin

İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin“…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…”

Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. Buradan indirin.

Türkiye bölünür mü?

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız. “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin” demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*) İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

Derin İnsan

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan, Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz.

Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinSuzan Nur Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor. Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinDevlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor. Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinAmerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

 

musluman-zamanla-imtihan-surum-2 Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinMüslüman’ın Zaman’la imtihanı 

(Gözden geçirilmiş 2ci sürüm, 5 Mayıs 2016)

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 122 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

Bir pozitivizm eleştirisi

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinHayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı” karşılaştırdığımızda hiç yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü. Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor. Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericilikle, bağnazlıkla suçlanabiliyor. Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı buradan indirebilirsiniz.

“Ötekilere” bakarken (Çeviriler)

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin“Ötekilerin” gözüyle dünyaya bakabilenler ilerliyor uygarlık yolunda. Geçmişte Bağdat’ı, Kurtuba’yı inşa eden, bugün ise Paris’i, New York’u, yaşatan “öteki” değil mi? Bugün içine kapanan ülkeler yine geriliyor. Dışa açılan, “ötekilerin” bilgisini, birikimini kendine katabilenler ilerliyor. Bu kitabın amacı da “ötekilere” küçük bir pencere açmak. “Almanlar, Amerikalılar, İranlılar, Filistinliler ve İsrailliler dünyada olup bitenlere nasıl bakıyor?” diye sormak. Çeviri metinlere adadığımız 125 sayfalık bu kitapta Ermenistan’dan tasavvufa, İran sinemasından Ateizme, Şeriat’tan Türkiye’deki Hristiyanlara uzanan çok değişik konularda çeviri metinler bulacaksınız. Buradan indirin.

Zorunlu Askerlik Gerekli mi? (Tartışma)

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinZorunlu Askerlik bir çok insanımız için bir görev ama aynı zamanda bir çile. Ülkemizi savunmanın daha akıllıca bir yolu yok mu? Bu konuyu yaklaşık bir yıl boyunca tartıştık. Üç makale işaret fişeği görevi yaptı. Yüzlerce okurumuz değişik önerilerde bulundu. Kimileri “aman dokunmayın, böyle çok iyi” derken askerliğini yapmış olan arkadaşlar tecrübelerini paylaştı. Evet, belki de ilk defa bu konu gerçekten muhatabı olanlara yani Türkiye’nin vatandaşlarına soruluyor. Zorunlu askerlik gerekli mi? Bir yıllık kolektif çalışmanın ürünü olan bu 276 sayfalık kitap konuyla ilgili herkes için birinci elden bir bilgi kaynağı. Buradan indirebilirsiniz.

Kadın hakları ve Kemalizm

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Türk solu iktidar olur mu?

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinKendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün. Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

Baudolino (Umberto Eco) Suzan Başarslan

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirinYazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir. İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın

Ücretsiz kitap indirin76 kitap indirin

Türkiye’de ve Dünyada Başörtüsü Raporu-2009/2010

”Türkiye’de ve Dünyada Başörtüsü Raporu-2009/2010″ adlı bu çalışma son iki yıl süresince en çok konuşulup, tartışılan temel sorunlarından biri olarak karşımızda duran başörtüsü yasağına dönük bir dökümantasyon çalışmasıdır. Raporun ana omurgasını, iki yıllık süreçte başörtüsü eksenli yaşanan hak ihlalleri ve buna karşı sergilenen tutumların, davranışların ve tavırların kronolojik bir sırada aktarıldığı almanak tarzı bir arşivleme çalışması oluşturmaktadır. Raporun sadece yasak uygulamalarından ibaret kalmaması; soruna dair gösterilen tepkilerin, politik aktörlerin demeçlerinin ve yasak karşıtı çeşitli etkinliklerin de yer alması; konu etrafında oluşan gündemin ana hatlarıyla aktarılarak, dönemin genel fotoğrafını çerçeveleme kaygısıyladır. Böylece araştırmacılar, bugün ve ileride başörtüsü sorunu etrafında yapacakları çalışmalarda, Türkiye’de ve dünyada başörtüsü sorunu etrafında 2009 ve 2010 yıllarında yaşanan gelişmeleri, oluşan gündemi izleme imkânı bulabileceklerdir. Raporu buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

  1. 59 Yorum

  2. Yazan:cemile bayraktar Tarih: May 22, 2009 | Reply

    Ortada tuhaf,saçma bir durum var.İşin iç yüzü
    nedir bilemiyorum.Altan az ama iyi saptamalarda bulunmuş.Arazinin
    Kürtlere haram İsrail’e helal olması daha acayip bir konu.Herkesi
    olayla ilgili meraka ve ses yükseltmeye davet ediyorum.Organik tarımla
    ‘besili’ hale getirdiğimiz İsrail,Filistin’i ‘sağlıklı’ bedenler ile
    mi vursun?Ya da o organik tarımın karı ile daha iyi mühimmat edinip
    daha iyi mi vursun?O zahmet etmese biz Filistinli kardeşlerimizi
    mayınlı arazide mi yürütsek???

    Bu arada askerden açıklama geldi.’Çok geniş bir arazi olan bu yerde
    mayın aramayı kolaylaştıracak,modern mühimmatımız ve yeterli yetişmiş
    elemanımız yokmuş.’

    Başımdakinin altında mayın ararken vardı ama.Ben de öfke ile ‘ordu
    siyasete karışacağına,oturup askerin görevi olan işlerle uğraşsaydı
    şimdi o bölgede iyi kar getiren ‘organik tarımı’ biz yapardık diyorum

  3. Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: May 23, 2009 | Reply

    Ya Ahmet Altan mantigi komple elden birakmis, ya da eksik bilgi veriyor:

    Sonra da o İsrail firması o bölgede kırk dört yıl boyunca “organik tarım” yapacakmış.

    Demis. Bundan sonra yazinin geri kalaninda hep o toprak sanki Israil Devleti’ne veriliyormus gibi tartisma yurutmus. Orasinin Israil yerlesimi olacagi fikrine nereden kapilmis? Yazida bahsetmedigi bir sey mi biliyor?

  4. Yazan:Hakkı Bentek Tarih: May 23, 2009 | Reply

    Gerçekten garip bir durum. Ama AKP iktidarında her türlü gariplik bence normal. Bakalım daha neler göreceğiz…

  5. Yazan:Nedim Topal Tarih: May 23, 2009 | Reply

    Onur Cobanogluna katılıyorum.
    Ortada İsrail firması alacak diye bir net haber yok. medyanın yine yaygarası. Bakan Vecdi Gönül Gerekli acıklamayı yaptı… okursanız daha iyi anlarsınz: Bence ortada bir gariplik yok… yine Halk arasında ”israile verilecek ihale” ”ülke elden gidiyor” gibi söylemler yaygınlastırılmak isteniyor…

  6. Yazan:özlem Tarih: May 23, 2009 | Reply

    Nedim Bey ama bu ülkede İsrail’e bol bol ihale veriliyor değil mi? Hem de ruhumuz bile duymadan. Hem de 60 yildir dünyanin en büyük zulümlerinden birine imza atmış bir ülke için mecliste bilmem kaç milletvekilinin üye olduğu dostluk grubumuz bile var. Gazze katliamı olmasaydı ondan da ruhumuz duymayacaktı. Peeh hikaye demek yerine bence böyle haberleri takip etmek gerekir.
    Öte yandan verilen bir ihale olabilir. Bunun ötesinde anlamı yoktur mantığına da karşıyım. Bu ülkede İsrail’e herhangi bir ihale verilmesine sonuna kadar muhalifim. Bize bu askeri teknolojik yardımların alternatifsiz olduğu masalını anlatıyorlar. Biz de ağzımız açık dinliyoruz. Kaldı ki böyle bir kullanım hakkı konusunda Kürt vatandaşlar ne düşünüyor soran oldu mu? Bu konuda bir başka yazı:

    http://www.karasaban.net/mayinlari-temizleyenler-topraklarimiza-44-yilligina-sahip-olacak/

  7. Yazan:Ali Yürekli Tarih: May 23, 2009 | Reply

    Bu durumun normal olmadığı açıktır.(israile bu toprağın kırk dört yıllığına kullanımın verilmesi)Açıkçası Yönetimde AKP’nin olması bu kararı vermiş olması düşündürücü burda bir denge politikası olduğu izlenimi veriyor. Tahminim İsrailin kısa ve orta vadede bir gıda ve su puroplemi korkusu var. Suriye Türkiye yakınlaşması bu korkuları iyice tetiklemişe benziyor. E dünyadaki güven sorununu da buna eklersek israil kendini güvencede hissedecek karşılığında Türkiye’nin Ortadoğu politikasından barışında fazla mızıkçılık, sorun çıkartmıyacak. Bu ne kadar sağlıklı bilmiyorum açıkçası benim içime pek sinmedi. Bunu 20 yıla düşürebilir miyiz.?

  8. Yazan:durhat Tarih: May 23, 2009 | Reply

    Bence ateş olmayan yerden duman çıkmaz.Ahmet Altan’ın da “memleket elden gidiyor”,”satılmadık bir şey bırakmadık”diye yaygara koparan koro takımından olmadığı düşünülürse kesin bir pazarlık var demektir.

    Zira,özelleştirme,çokuluslu şirketler,global ekonomi vb.uluslar arası ticari işleyişi “memleketin satılması”na yormakla makaleye konu olan durum bir hayli farklılık arzediyor.Memleket satıldı satılıyor korosu çok ayrı bir şey.Malum çığırtkanlara kalsa patrikhanelerin özerkliği bile başlıbaşına yeni devletin kuruluşuna delalet eder…Antalya’da yazlık alan bir Alman çıksa bu tipler “memleket satılıyor”diye gürültü koparır.
    Bu hadise ise apayrı bir şey.Bir kere alan itibariyle,Kıbrıs da dahil bazı Avrupa ülkelerinden daha geniş.Üstelik bir şahsa değil ülkeye satılması gibi bir durum var.

    Dolayısıyla bu durumun bildik paranoyalarla karıştırılarak,birilerinin durumdan vazife çıkarmasına imkan verilmemeli.Unutulmamalıdır ki,tüm enerjilerini pomplo teorilerine harcayan ve her fırsatta kafaları bulandırmaya hazır bir kesim var.

    Kısacası her türlü karışıklıktan medet umarak ellerini ovuşturanları bir kenara bırakarak olayın özüne odaklanmak gerekiyor.Neden mesela bu kadar verimli bir toprak bölge insanın istifadesine sunulmuyor da bir başka ülkenin tasarrufuna bırakılıyor.Mayınları temizleyecek finansal güce sahip olamayacak kadar güçsüz bir ülke mi Türkiye?Düşünmemiz gereken budur.Çillervari söylemlerle “çakıl edebiyatı”yapanların İsrail gibi bir devlete karşı “topraktan”neden birden vazgeçtikleri sorgulanmaya ve üzerinde düşünmeye değer bir konudur.

  9. Yazan:ali duman Tarih: May 23, 2009 | Reply

    TSK, bu konudaki çalışmalarını yapmış, ihaleyi vereceği firmayı dahi belirlemiştir. Günah keçisi olmakta hükümetin üstüne ihale edilmiş, bunu anlayamayacak ne var? Daha önce milyar dolarlık tank modernizasyon ihaleleri TSK’nın teveccühleri sonucu İsrail’e verilmedi mi?

    Ancak gırtlağına kadar siyasete bulanmış olan orduya her nedense kimse neden görevini yapmadığını soramıyor “niye döşediğin mayını, kendin temizleyemiyorsun” diyemiyor, çok zeki Türk insanı her nedense bu konuda topu taca atmakta, konu ile ilgili uzman kurum olan TSK ise “tavşana kaç, tazıya tut” siyaseti yürütmekte, eminim ki kamuoyundaki alakasız-traji komik tartışmalara kışlalarında kıs kıs gülüyorlardır. alay eder gibi birde “mayınları NATO (NAMSA) temizlesin” diye buyurmuş “devleti olan ordumuz” bilmezler mi? NATO (NAMSA) mayın temizlemez, takip ve denetimini yapar.
    KAÇ TAVŞAN KAÇ, TUT TAZI TUT. (tabi yerseniz)

  10. Yazan:eg Tarih: May 23, 2009 | Reply

    israil firmasının orada organik tarım yapması fiilen orasının israil toprağı olması demektir zaten. eğer böyle birşey olursa yazıklar olsun…”bir karış toprak” için canları feda eden ve bunu kutsal sayan bir zihniyetin israil’e çekeceği bu peşkeş eğer gerçekse(şimdilik söylenti olduğuna inanmak istiyorum) kesinlikle yazıklar olsun.

  11. Yazan:cemile bayraktar Tarih: May 24, 2009 | Reply

    Enver bey,

    Asker modern mühimmatım yok diyor -haklı siyasete dalınca mühimmat eksik kaldı- ve gizli kapaklı Nato’yu işaret ediyor.(Nato ve İsrail arasında pek fark yok gibi ya neyse)

    Erdoğan,yaptığı açıklamada ‘bölgeyi onlar temizleyecek,bölgede bizim insanımız çalışacak ülke kazanacak’ diyor,parayı da civaya benzetmiş hazret.Erdoğan’ın açıklamasından bölgeyi İsrail’in temizleyeceğini,tarım yapacağını anlıyoruz.Bize düşen sus payı ise ekonomik gelir ve köylünün kendine haram kılınan arazide İsrail ırgatlığı yapması.

    Pavyona düşmüş oya baydar-roni margulies olmanın vaktimidir???

  12. Yazan:Tarik Tarih: May 24, 2009 | Reply

    Akşam haberlerinde, bu işin maliyetinin 1-1.5 milyar dolara kadar çıkabileceği söyleniyordu.

    İsrail firmasıyla ilgili o kadar korku varsa verilir 1 milyar dolar, firmanın biri gelir temizler. Karşılığında da arazi falan kiralanmaz, işi bitirince çeker gider. Milli güvenlik konusunda ciddi bir tehdit varsa, azıcık hassasiyeti olan hükümet o parayı rahatlıkla bulur. Devlet Bankalarından 900 milyon dolar kredi çıktı bir gecede Çalık’a sabah-atv ihalesi için.. Bu kadar bir para için milli güvenliğiyle kumar oynayacak bir ülke değil burası. Hükümet işi uzun vadeli kira karşılığı bedavaya getirme derdinde..

    Erdoğan’ın bile bile lades diyebileceğini hiç zannetmiyorum.

  13. Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: May 24, 2009 | Reply

    TSK, bu konudaki çalışmalarını yapmış, ihaleyi vereceği firmayı dahi belirlemiştir. Günah keçisi olmakta hükümetin üstüne ihale edilmiş, bunu anlayamayacak ne var? Daha önce milyar dolarlık tank modernizasyon ihaleleri TSK’nın teveccühleri sonucu İsrail’e verilmedi mi?

    Madem gunah kecisi olacaklar, niye kabul ediyorlar?

  14. Yazan:Ahmet Tarih: May 24, 2009 | Reply

    Bu konuda anlaması zor bir çok nokta var. En önemli noktalardan birisi de işin maliyeti. TSK, bunu NAMSA (Nato Maintenance and Supply Agency) yapsın demiş. Şu sitedeki bilgilere göre

    http://www.namsa.nato.int/services/demil_e.htm

    NAMSA Dünya’nın çeşitli yerlerinde mayn temizleme işleri yapan (veya yaptrıran) bir organizasyon. Çeşitli örnekleri şurda bulabilirsiniz:

    http://www.namsa.nato.int/demil/news_e.htm

    Örneğin:

    Belarus: 700 000 mayn, 205 000 Euro’ya temizlenmiş (2005-2006).
    Serbia: 1.4 milyon mayn, 1,69 milyon Euro’ya temizlenmiş (2005).
    Ukraine: 400 000 mayn, 800 000 dolara temizlenmiş (2002-2003).

    TSK’nin 2008 de verdiği bir rapora göre sınırlarda gömülü toplam 982 777 mayn var.
    http://lm.icbl.org/index.php/publications/display?act=submit&pqs_year=2008&pqs_type=Landmine+Monitor&pqs_report=turkey&pqs_section=&image.x=12&image.y=11&image=Next

    Ve yukardaki örneklere göre bunları temizlemek 1-2 milyon euroya mal olur. Bu neden 1 milyar dolar olarak bahsediliyor Türkiye’de? Diyelim hesaplarda hata var ve gerçek maliyeti 10-20 milyon dolar olacak bu temizleme operasyonunun. Neden 44 senelik bir kira gerekiyor?

  15. Yazan:eg Tarih: May 24, 2009 | Reply

    vallahi cemile hanım,
    eğer bu söylenenler gerçekleşirse bir istiklal yürüyüşü daha organize etmek gerekebilir.

  16. Yazan:Tarik Tarih: May 24, 2009 | Reply

    Erdoğan, İsrail karşıtlarına çattı

    Mayın tartışmalarına değinen Başbakan, “İsraillilere peşkeş çekeceksiniz” yakıştırmaları yapıldığını belirterek, ‘Bu hatalara biz de düştük. İşsizlik var diyorsun. 1 milyar dolarlık yatırım yapacak. Buradaİzak değil Hasan çalışacak’ dedi.

    ’Gelin, bir yanlış mı var, açıklayın ama önerinizi söyleyin. ’İstemezük’ demeyin. Ama ne yazık ki göremedik. Hep engelledi. Bir mayın temizleme olayı yaşadık. Altı madde, iki hafta dört günümüzü aldılar. Suriye yaptı. Biz de yapalım istedik ve bölgede yaklaşık 210 bin dönümlük organik tarım yapabileceğimiz alan kazanalım. Hemen yakıştırma başladı. Biz ülkemizin menfaatleri neyi gerektiriyorsa bunun güvenliğinden tutunuz, alacağımız neticeye karşı her şeyin tedbirini alırız. Bu kadar basit mi küresel sermaye, şu dinden, bu dinden geldi diye ’Eyvah Türkiye elden gidiyor’ demek. Yıllarca yapıldı. Farklı etnik kimlikte olanlar kovuldu. Acaba kazandık mı? Aklıselimle düşünülmedi. Bu faşizan bir yaklaşımın sonucuydu.

    Bu hatalara zaman zaman biz de düştük ama aklıselimle düşününce, şöyle bir başımızı iki elimizin arasına aldığımızda hakikaten ne yanlışlar yapmışsınız diyorsunuz. Bu iddiaların içinde bulunanların hepsi ’görüşmeyin’ dedikleri ülkelerle geçmişte anlaşmalar yaptı. Açın cemaziyelevvellerine bakın, hepsi ’Amerika ile acaba nasıl bir araya gelebiliriz’ diye hep bunun gayreti içine girmişlerdir. İsrail’e taan eder, ama bakın dosyalarına, onların da İsrail’le ne tür anlaşmalar içinde olduklarını görürsünüz.

    Paranın dini, milleti, ırkı olmaz. 500 milyon dolarlık, 1 milyar dolarlık yatırım yapacak, istemezsin. Yahu işsizlik diyorsun, işte buyur. Burada kim çalışacak? İzak çalışmayacak Hasan çalışacak, Ahmet, Mehmet çalışacak…Bu bağnaz zihniyetle aydınlık yarınların Türkiye’sine yürünmez.

    http://www.milliyet.com.tr/Siyaset/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=1098285&Date=24.05.2009&b=Erdogan,%20Israil%20karsitlarina%20catti&KategoriID=4&ver=10

  17. Yazan:Tarik Tarih: May 24, 2009 | Reply

    Başbakan olayı “yabancı sermaye düşmanlığı” olarak görme eğiliminde, eleştiriler için “faşizan bir yaklaşımın sonucu” diyor..

    Herhalde artık anlaşılmıştır ki, asıl mesele mayın temizletmek değil. Mayın işini devletin kasasından para çıkmadan, bütçeye yük olmadan bedavaya getirebilmek. Üzerine bir de israil firmasına bölgede yatırım yaptırarak, ülkeye yabancı sermaye çekmek. Kısaca birara kendisinin kazan-kazan siyaseti dediği şey..

    Galataport-Offer tartışmalarından farklı bir yerde değiliz.

  18. Yazan:cemile bayraktar Tarih: May 24, 2009 | Reply

    Enver bey,yürüyelim :))Her aklına esen yürüyor arada ‘aklı olanlar’ da yürüsün.

    Ben şahsen yabancı sermayeye karşı değilim çok tepki alsam da yer yer yabancı sermayeyi destekliyorum.Eğer kapital sisteme alternatif olacak bir yapınız yoksa mevcut sistem içinde en az zarar ile var olmak zorundasınız.Ama burada ince bir nokta var,sanırım ben fazla ahlakçıyım öyle para gelsin de nereden,nasıl gelirse gelsin diyemiyorum.Tutup faşizan bir kafayla ‘eyvah topraklarımız elden gidiyor’ diye çığırtkanlık yap(mı)yorum ama İsrail adını duyunca tüylerim diken diken oluyor.Ne hikmetse?

    Mesela Dubai yatırımı için ‘istemezukgiller’ gereksiz bir uygulama yaptı ve yatırımı engelledi orada kocaman bir çuvallama yaşadık.Şimdi ise bence bu işe girmezsek değil girersek çuvallayacağız gibi.Dubai-İsrail arasında Arap-Yahudi ayrımı yapmak adına değil zira Dubai’nin müslümanlığıda tartışılır.

    İsrail benim için her zaman risktir.Risk olmaktan ziyade geçmiş dönem siyaseti nedeniyle illet bir duruşu var şimdi ‘para’ ortaklığı adına bir araya gelmek,içime sinmiyor.Bölge insanı orada çalışıp en azından bir süreliğine işsizlik sorunu çözülecek olsa bile.Bunun yanı sıra hükümet de haklı zira açıklamalarda geçtiği gibi kabaca bedavaya mayınlardan kurtulunmuş olacak.

    Altı sakal üstü bıyık bir durum.İnsan çoğu kez onurlu durmayı bilecek.Öyle ayda yılda bir ‘One minute’ demekle olmuyor.

    One minute Sayın Erdoğan 🙂

  19. Yazan:ali duman Tarih: May 24, 2009 | Reply

    Sn. Onur bey,

    kamu ihale kanununun şeffaf uygulandığını sanıyor olamasınız. büyük ölçekli bir hizmet ihalesine TURİST gibi gelip girerek ve uygun fiyatı vererek alamazsınız. bu işlerin birde buzdağının görünmeyeni vardır ki, işin püf noktası da budur.

    birkez ihaleyi alan firmanın MİLLİ ve NATO standartarında ve güvenlik ölçülerinde olması gerekmektedir ve bu firmalar 2-3’ü geçmez, pasta büyüktür, bu tip pastalar kolay kolay ziyan edilmez, bu firmaların arasında her daim centilmenlik antlaşmaları vardır.
    Türkiye’de de yakın döneme kadar bir NATO belgeli müteahhitlik vardı ve aralarında centilmenlik antlaşması yaparak pastayı tatlı tatlı paylaşıyorlardı. Neyseki hükümet o uygulamayı kaldırdı da, bir hortum kapısı kapandı.

    günah keçisi meselesine gelince de anlatmak istediğim şu; bu tarz işler TSK nasıl isterse öyle çözümlenir, hiç bir hükümet savunma meselelerinde TSK’nın işine karış(a)maz, karışmamıştırda, hele bu saatten sonra AKP böyle bir riske hiç giremez, kafanıza bir e-muhtıra, bir yargı darbesi, bir 367 hukuk garibeti yemiş olsaydınız sizde giremezdiniz, ha maksat her ne olursa olsun AKP’yi eleştirmek ise o sizin seçeneğiniz, buyrun kale boş, o tarz eleştiri zihniyeti taşıyan ulusalcıların artık “allah bir” demelerinin bile bir inandırıcılığı yok. Malum bilmeniz gerekir ki Türkiye’deki tartışmaların her zaman bir “buzdağının altı” vardır, yapılan tartışmaların görünen kısmı ile görünmeyen kısmı hiçte birbiriyle ilişkili değildir. Halkın önünde yapılan tartışmalar hep sahte ve yapaydır, kayıkçı kavgasıdır. Bu da bir kemalizm hastalığıdır ve ittihatçılıktan miras alınmıştır.
    Malum buzdağının altını görmek mümkün olmadığı için ancak bu kadar bir öngörü ile yetinebilirim. Ancak yukarıda bir arkadaşın da bahsettiği üzere AKP’nin “kazan, kazan” siyaseti ağır basıyor olmalı, yani hem TSK, hem ABD-İsrail, hem iş imkanı açısından bölge insanı, hem de para çıkmayacağı için hazine-maliye memnun edilmiş olacaktır. Elbette bu durum tartışılmalıdır, ancak bu tartışmayı yapanların buzdağının altını da görmeleri gerekmektedir, işin özünü görmeden yapılacak tartışma KAYIKÇI KAVGASINDAN ileri gitmeyecektir.

  20. Yazan:eg Tarih: May 24, 2009 | Reply

    ben de yabancı sermayete öyle iztemezük diyenlerden değilim. ben genel olarak sermaye ile problemliyim yabancı ya da yerli:))

    ama konu bu defa yabancı sermaye konusu değil. konu israil. israil benim için adını duymaya bile tahammül edemediğim faşizanlığın doruğunda bir ülke(israil ile yapılan her ticari ilişki filistinlilerin tepesine inecek bombaların sayısı ve imha gücünü artırmak demektir). o yüzden bu ülke ile türkiye’nin hiçbir tür ilişkisinin yanında değilim;değil ki böyle bir durumda sanırım insan için çıldırmak işten bile olmaz.

  21. Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: May 25, 2009 | Reply

    günah keçisi meselesine gelince de anlatmak istediğim şu; bu tarz işler TSK nasıl isterse öyle çözümlenir, hiç bir hükümet savunma meselelerinde TSK’nın işine karış(a)maz, karışmamıştırda, hele bu saatten sonra AKP böyle bir riske hiç giremez, kafanıza bir e-muhtıra, bir yargı darbesi, bir 367 hukuk garibeti yemiş olsaydınız sizde giremezdiniz, ha maksat her ne olursa olsun AKP’yi eleştirmek ise o sizin seçeneğiniz, buyrun kale boş

    Erdogan’in demecini gazetelerde gorduk. Israil sermayesinin gelisinden pek de gocunuyora benzemiyor. Yahudi sermayesine karsi cikanlari “istemezuk”cu ilan etmis. Saldirgan apolojizminiz Stockholm sendromuyla mi acikliyor bunu?

    “Iktidar olup muktedir olamayanlar” iddiasini sanki dunyanin en bariz seyiymis gibi tekrarlayip, bir de bunun ustunden beni Deniz Baykallikla itham etmissiniz. Salvador Allende iktidarim ama muktedir degilim dediginde samimiyetinden suphe etmedim, cunku cekti restini. Ben yapacagim da asker yaptirmiyor falan demedi, askere ragmen ne yaptiysa yapti ve bedelini odedi. Politik olarak bu aptalca bir intihar sayilabilir, iktidarlarin pragmatik olmasini kinasak bile anlayabiliriz. Amma velakin, pragmatizmin de kacinilmaz sonucu samimiyetinize duyulacak suphe olacaktir (eger kayitsiz sartsiz iktidara iman etmemisseniz). Hakikaten asker mi yaptirmiyor, yoksa aslinda onlarin da isine geliyor ondan ses etmiyorlar, bir de halkin gozu onunde (kayikci kavgasi dediginiz olay) askere kabahati yikip hosnutsuzluk yukunu yonlendiriyorlar suphesi olacaktir. Bu suphe, iktidarin baska birtakim hareketleriyle azalip artabilir. Misal Erdogan gazetelere boyle demec verince, insanin suphesi artiyor.

    Buradan da anlayacaginiz gibi, burada hukumete elestiri degil sorgulama var. Hakikaten dediginiz gibi TSK yumrugundan cekindikleri icin mi Israil’e mayin temizlettiriyorlar? Gunumuz Turkiye’sinde bu olabilirligi ciddi bir ihtimaldir. Obur yandan boyle olmayabilir de. Burada kimseyi itham etmeden bir soru isareti birakiyorum. Aslinda onceki mesajimda da sadece bir soru isareti birakmistim (hatta mesaj tek bir soru cumlesiydi), ama yarginin askerin hirpalayip durdugu canlari cigerleri AKP’yi hakli olsun haksiz olsun her durumda mudafaa etmeyi uzerine vazife edinmis ikinci cumhuriyetcilerin tarzinde bir saldiriya maruz kaldim (boyle biri misiniz bilmiyorum, ama bana yaklasim tarziniz kesinlikle boyle). Merak etmeyin, AKP’nin takdir ettigim davranislari da olmustur ve boyle durumlarda aferin demekten cekinmedim. Bir de, maksat olcer bir cihaziniz varsa nereden temin ettiginizi soylerseniz size minnettar olurum. Insanin gunluk hayatinda epey ise yarar oyle bir aygit.

  22. Yazan:ali duman Tarih: May 25, 2009 | Reply

    Sn. Onur Cobanoğlu,

    1. İster kabul edin ister etmeyin bir gerçek var ki o da bugüne değin darbeye ve muhtıraya dik durabilmiş yegane hükümettir AKP hükümeti ve burası İsviçre değil, bu ülkede on yılda bir darbe oldu. En sonuncusu da 28 Şubat’tır. 2003 yılında bir faşist alman gazetesine 2003 yılında verdiği mülakatta Veli Küçük “darbe geç kaldı, çok kısa süre içerisinde Türkiye’de darbe olacak” demişti. İşte bu darbe AKP iktidarı sayesinde olamamıştır, zira iktidarda Demirel tarzı biri olsaydı zaten darbeyi kendi elleriyle davet ederdi, tıpkı öncekilerde olduğu gibi. Sizin darbelere karşı bir hassasiyetliğiniz yok, hatta teveccühünüz dahi olabilir -gizli, gizli- zira zaten darbecinin gizli olmayanı olmaz. Ancak ne yazık ki ben artık bu topraklarda darbe sözü dahi duymak istemiyorum.

    2. Ergenekon zihniyetini temsilen eden ulusalcı/kemalist darbeciler ile darbe karşıtlığı şeklinde bir bölünmüşlüğe doğru dolu dizgin gidiyoruz ve maalesef ki darbe karşıtlığını AKP temsil ediyor, ülkedeki sahte komünist parti utanılacak bir şekilde açıkca darbeye destek beyanatları veriyor. Darbeye karşı duran bir sol bile yok ne yazıkki, zira kemalofaşist ulusalcılar türk solunu TİP ile birlikte sonsuza dek kapattılar.

    3. Allende’yi örnek vermek abesle iştigaldir, Allende, demokratik seçimle işbaşına gelmiş ilk ve tek komünistlerdendir. (Baas tarzındaki Chavez vb.lerini saymazsak) Allende, iktidar olduğu için değil, KOMUNİST olduğu için bedel ödemiştir.

    4. Yahudi sermayesi derken neyi kasttetiğinizi anlayamadım, bir dindar olarak AKP bile sermayenin renginin olamayacağını keşfetmiş iken bu denli ilerici olup, sermayeye; ırkçı, milliyetçi anlamlar yüklemenizi anlayamıyorum.

    5. Başbakan daha dün demiş ki; “farklı etnik kimlikleri ülkeden kovduk da ne kazandık, bu faşizmdir” ne kadar güzel bir özelleştiri dimi, ancak ulusalcı kemalofaşistler hemen üzerine çullandılar, “bir başbakan devlete nasıl faşist dermiş” siz bu kemalofaşistleri mi yoksa özelleştiri konusunda 40 yılda bir doğru söyleme erdemini göstermiş olanı mı desteklersiniz, doğru söyleyen her kimse hakkını veriririm, doğrunun yanında olmak için akp’li olmak gerekmiyor, bilmem anlatabildim mi? biraz kendinize eleştirel gözle bakın da niye kemalofaşistlerin ağzından konuştuğunuzu anlamaya çalışın, zira akp sütten çıkmış ak kaşık değildir, eleştirilecek çok yönü vardır, anlamlı ve mantıklı olmak kaydıyla, salt milliyetçilik ve ırkçılık kokan tarz ile değil.

    5. Ayrıca sizce önemli olmayabilir ancak ne varki; işkenceden ölen için ilk kez bu hükümet tarafından özür dilendi, geçmişteki hatalar için ilk kez bu hükümetçe devlet faşistlikle suçlandı. 85 yıllık kemalofaşist zihniyet ilk kez hatalarını kabul etme anlamında olumlu yönde değişmeye başladı, illada eleştirmek mi istiyorsunuz, bu değişimin yavaş olduğunu söyleyin, demokratikleşmenin yavaş olduğunu söyleyin, yani eleştiriniz bilimsel olsun, zira diğer eleştiri içindekilere artık türk halkının karnı tok, onlar; allah bir deseler inanılmayacak kategorideler, onlardan ayırt edilecek bir dil geliştirmek gibi bir durum içerisindesiniz kanaatimce.

    Not : Benim dilimin AKP ile ortak yakının olması umrumda bile değil, kim ne anlarsa ne kadar anlarsa anlasın, açık ve seçik olarak darbelere karşıyım, devletin derinlerinde çiğerlerimizi söken çetelere karşıyım, AKP’de darbelere karşı ise, çetelere karşı ise varsın olsun, varsın ortak yanımız, ortak paydamız olsun. Darbeci, komitası, çeteci hainlerin yanına düşmektense, darbeci olmayan akp’nin yanına düşmeyi tercih ederim.(bugüne kadar oy vermediğim, vermeyeceğim halde) bilmem anlatabildim mi?

  23. Yazan:ali duman Tarih: May 25, 2009 | Reply

    Cumhurbaşkanı’nın güzel açılımların müjdesini verdiği günden itibaren kemalofaşistleri bir telaş sardı, kemalofaşizmin parti führeri diyor ki “bu bir tuzaktır, kültürel ayrışmaya doğru gidiyoruz”

    kemalofaşizm önce “kürt yok” demiş, kürtçeyi yasaklamış, kürtçe konuşanları hapse atmıştır. kürt halkının canı pahasına yaptığı mücadele sonucu kürt kimliğini tanımak zorunda kalan kemalofaşizm bu kez de “kürt kültürünü” redde hazırlanıyor, karnından konuşan parti führeri aslında bunu ima ediyor. Kürt kültürünü tanımak demek, “kültürel ayrışma” demek oluyormuş!!!!
    “kürt kimliği”nin tanınabilmesi için kardeş kardeşi katletti, 1 trilyon dolar harcandı, acaba “kürt kültürü”nün tanınması için daha kaç kişi ölmeli, daha kaç trilyon dolar harcanmalı???
    bu halk, hainlerini bertaraf etme kudretini gösterme yeteneğine sahiptir, kimse gölge etmesin, silahla önünü kesmesin yeter.

    Ayrıca çözüm arayışı içerisindeki cumhurbaşkanı ise; gerçekte iflas etmiş, ancak silah zoruyla/darbe ve muhtıralarla ile ayakta tutulan paradigma için tehlike oluşturmaktadır. Şöyleki Ankara’da iki iktidar vardır, biri halkın seçtiği hükümet, diğeri vesayetçi bürokratik zinde güçlerdir ve bu vesayetçi bürokratik zinde güçleri cumhurbaşkanı atamaktadır, cumhurbaşkanlığı üzerinde oynanan oyunların sebebi bundandır. Cumhurbaşkanına karşı oynanacak oyunlardan bir tanesi için Sincan’da düğmeye basılmıştır, ancak tutmasa da daha oynanacak oyun çoktur, osmanlı da oyun bitmez pek tabiki, ulusalcı bağnazların sahneleyeceği bu oyunları korku filmi izler gibi izleyeceğiz, sonunda ya Kemalist diktatörlük, ya da tam demokratik bir Türkiye ortaya çıkacak.

    Bugüne kadar hep iran’a benzeyeceğimizden söz edildi, traji komik ama biz zaten -bazı yönler itibariyle- iran’ın birebir kopyasıyız, iran’da Humeyni ideolojisi ve anayasası, türkiye’de ise Atatürk ideolojisi ve anayasası mevcut. Dünyada anayasasına “kişi” adı koymuş iki ülke var biri iran, biri türkiye, yakışır ama dimi.

    Anayasası idelojik olan bir ülkenin, demokratikliğinden, bağımsız hukukundan söz edilemez. Bağımsız ve tarafsız olması gereken hukuk, kemalisttir, yani taraftır. Tek millet ve tek kültür isteyen chp führeri’ni de hesaba katarsak “tek parti chp” tarafından idame ettirilmesi istenilen durum Nazizm ile birebir aynıdır. Yani Hümeyni iran’ı ile Hitler Almanyası arasında bir ileri, bir geri gidip geliyoruz, benzerlikleri iç içe geçmiş, öz ve şekil yönüyle bazen birine, bazen öbürüne benziyoruz. (bunu burda anlatabilmek mümkün değil ancak bir kitap konusu olabilir)

    Haa konumuz mayın mıydı? geçiniz efendim geçiniz? her şeyi hallettik te mayınlı tarlalarımız mı kaldı???? “söz konusu vatan ise mayın teferruattır” dimi.

  24. Yazan:ali duman Tarih: May 25, 2009 | Reply

    her ne kadar teferruatta olsa, mayın konusunda oturduğum yerden, istanbulu ve denizini seyrederek ahkam kesmeyi uygun bulmuyorum. buradan ahkam kesenlerin kaç tanesi o bölge insanlarına kulak vermiş, kaç tanesi bölgenin şartlarını biliyor, orayı görmüş orada yaşamış, merak ediyorum.

    tv de Şanlıurfa Ziraat Odası Başkanı Halil Dolap açıklama yapıyor, kısaca diyor ki;

    “sırf muhalefet olsun diye muhalefet yapılmaz, organik tarım yapılsın, kim yapacaksa yapsın, ama ekonomik bir faaliyet olsun, insanlar iş sahibi olsunlar….” diyor ve çok net bir şekilde hükümetin bu projesini destekliyor.

    oturduğu yerden ahkam kesenlere, sırf muhalefet olsun diye chp tarzı, kısır, yıkıcı, yapay, -içinde halkın olmadığı- muhalefeti esas alanlara duyurulur.

  25. Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: May 26, 2009 | Reply

    Sayin Ali Duman,

    İster kabul edin ister etmeyin bir gerçek var ki o da bugüne değin darbeye ve muhtıraya dik durabilmiş yegane hükümettir AKP hükümeti ve burası İsviçre değil, bu ülkede on yılda bir darbe oldu. En sonuncusu da 28 Şubat’tır. 2003 yılında bir faşist alman gazetesine 2003 yılında verdiği mülakatta Veli Küçük “darbe geç kaldı, çok kısa süre içerisinde Türkiye’de darbe olacak” demişti. İşte bu darbe AKP iktidarı sayesinde olamamıştır

    Bu darbe (hem darbe hem de muhtira) bana gore olu dogmus girisimlerdi ve basari sanslari zaten yoktu. Bunun sebeplerini Kutahyali’nin “Etiler’de Mahalle Baskisi” yazisinin altindaki tartismanin taa en sonunda bir yerde epey uzun iki mesaj halinde verdim. O mesaja kadar tartismaya devam etmis olan siz buna karsi bir sey soylemediniz. Simdi varsa bir soyleyeceginiz, o baslik altinda devam edebiliriz. Eger yoksa, o zaman AKP’nin bir ceset karsisinda dik durdugunu siz de kabul ediyorsunuz demektir. O zaman aferin AKP’ye ne diyelim? Gelsinler de bir ara madalyalarini takayim.

    Sizin darbelere karşı bir hassasiyetliğiniz yok, hatta teveccühünüz dahi olabilir -gizli, gizli- zira zaten darbecinin gizli olmayanı olmaz.

    Sizin de iftiralarinizin bir siniri yok. Olu dogmus darbe girisimlerine, TSK’nin bile kalemini kirdigi emekli pasalara giydirmeyi yegane darbe karsitligi bicimi olarak goren ve kendisi gibi gormeyen herkesi darbeye duyarsiz sanan ukalalarin sozde hassasiyetlerine de guler gecerim.

    Ancak ne yazık ki ben artık bu topraklarda darbe sözü dahi duymak istemiyorum.

    Sahsi fikrime gore, TAM OLARAK kendisi gibi dusunmeyenlere alakali alakasiz darbeci yaftasi yapistirarak boyle ciddi bir ithami ayaga dusuren ve ciddiyetini kaybetmesine neden olan herkesin darbe hassasiyeti CAKMADIR.

    maalesef ki darbe karşıtlığını AKP temsil ediyor

    AKP’nin darbe karsitliginin niye sozde oldugu surada:

    http://www.derindusunce.org/2009/05/13/etilerde-mahalle-baskisi/

    Ta en son yorum olan Tarik beyin yorumunda gorulebilir. Bir daha buraya yazip tekrar etmeyecegim. Buna da bir itiraziniz varsa yine o baslik altinda beklerim.

    Darbeye karşı duran bir sol bile yok ne yazıkki.

    Bu sehir efsanesi de artik sikti:

    http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=933421&CategoryID=78

    Burada onde gelen pek cok sosyalist partinin ve hareketin resmi beyanatlari var. TKP haric hepsinin tavri ortada. Merak eden okuyup gorur. Merak etmeyene de propaganda makinelerinin masallariyla iyi uykular.

    Allende’yi örnek vermek abesle iştigaldir, Allende, demokratik seçimle işbaşına gelmiş ilk ve tek komünistlerdendir. (Baas tarzındaki Chavez vb.lerini saymazsak) Allende, iktidar olduğu için değil, KOMUNİST olduğu için bedel ödemiştir.

    Okudugumuzu anlamak sart:

    Salvador Allende iktidarim ama muktedir degilim dediginde samimiyetinden suphe etmedim, cunku cekti restini. Ben yapacagim da asker yaptirmiyor falan demedi, askere ragmen ne yaptiysa yapti ve bedelini odedi.

    Allende neye ornek verilmis?

    Yahudi sermayesi derken neyi kasttetiğinizi anlayamadım, bir dindar olarak AKP bile sermayenin renginin olamayacağını keşfetmiş iken bu denli ilerici olup, sermayeye; ırkçı, milliyetçi anlamlar yüklemenizi anlayamıyorum.

    Yahudi sermayesi diyen ben degilim. Tayyip Erdogan’in kendi demecinden alintiladim:

    Paranın dini, milleti, ırkı olmaz. Ama ne yazık ki öyle olduğunu zannedenler var. Ülkemizde küresel sermaye yatırım yapmak istiyor. Ancak birileri çıkıyor ‘O Yahudi sermayesi. Olmaz.’ 1 milyar dolarlık yatırım yapacak. ‘İstemezük.’ Burada İzak çalışmayacak ya, Ahmet, Mehmet çalışacak.

    Tabii ben demisim gibi bir anlam cikmis. Bu da benim hatam, yeterince acik cumle kurmamisim.

    siz bu kemalofaşistleri mi yoksa özelleştiri konusunda 40 yılda bir doğru söyleme erdemini göstermiş olanı mı desteklersiniz

    Ikincisini.

    doğru söyleyen her kimse hakkını veriririm

    Ben de.

    doğrunun yanında olmak için akp’li olmak gerekmiyor

    Bu laf bana miydi? Soyleyene degil soylenene bakma konusundaki israrimi daha once belirttim.

    biraz kendinize eleştirel gözle bakın da niye kemalofaşistlerin ağzından konuştuğunuzu anlamaya çalışın, zira akp sütten çıkmış ak kaşık değildir, eleştirilecek çok yönü vardır, anlamlı ve mantıklı olmak kaydıyla, salt milliyetçilik ve ırkçılık kokan tarz ile değil.

    Yazdiklarimda anlamsizlik, mantiksizlik, salt milliyetcilik ve irkcilik nerede var, gosterirseniz onun uzerinden tartismaya devam edebiliriz.

    Ayrıca sizce önemli olmayabilir ancak ne varki; işkenceden ölen için ilk kez bu hükümet tarafından özür dilendi. 85 yıllık kemalofaşist zihniyet ilk kez hatalarını kabul etme anlamında olumlu yönde değişmeye başladı

    Dogru soylenen her sozu alkislarim, ama AKP’ye guzelleme yapacaksam makul bir seviyede tutarlilik ararim. Iskenceden olen icin ozur dileyen bakan, “katil devlet” diyen ogrencilere 301’den dava acma izni verirken “ben devletime katil dedirtmem” de demisti. Etnik kimlikleri kovmak hataydi diyen basbakan, kabine degisiminde Vecdi Gonul’e kiyamayip makaminda birakti (hatirlatma icin, hani su “Rum ve Ermenilerle ayni milli devlet olamazdik, tehcir cok onemliydi” diyen Vecdi Gonul). Bir gun oyle bir gun boyle konusan/yapan adamlara sizin kadar coskulu yaklasamiyorum.

    illada eleştirmek mi istiyorsunuz, bu değişimin yavaş olduğunu söyleyin, demokratikleşmenin yavaş olduğunu söyleyin, yani eleştiriniz bilimsel olsun, zira diğer eleştiri içindekilere artık türk halkının karnı tok.

    Laflarimi carpitma gayretiniz takdire sayan. Ne demisim:

    Buradan da anlayacaginiz gibi, burada hukumete elestiri degil sorgulama var.

    Bakin daha bir onceki mesajimdan aldim. Adamlari elestirmiyorum dedikce “yok oyle bilimle, felsefeyle elestir, tarihle yargila” diyorsunuz. Tamam, elestirecegim zaman bunu aklimda tutarim.

  26. Yazan:durhat Tarih: May 26, 2009 | Reply

    Sayın Ali Duman,

    Bütün yorumlarınızın altına imzamı atacak kadar dürüstlüğünüze güvenim tamdır.Yazı ve makalelerden çok yorumlarınızı bu anlamda ilgiyle takip ediyorum ve inanın sizin gibi dürüst beyinli aydınların olması sayesinde “güzel bir Türkiye”umudum hep canlı kalıyor.Çünkü bana göre dosdoğru hareket ediyorsunuz,ideolojik bağnazlıklara itibar etmiyorsunuz ve sözünüzü de bu anlamda sakınmıyorsunuz.Duruşunuz son derece açık:bunu darbeler konusunda yaptığınız değerlendirmelerde görememek haksızlık olur.Zira sol adına hareket eden ancak her tutumuyla ideolojilerin tesirinde kaldıkları gün gibi belli olan hatırı syılır bir kesim var.Allanıp pullanarak ve süslenerek kurulan cümleler bile bu garabet durumu gizlemiyor.Her fırsatta sizin de belirttiğiniz gibi Kemalizmin sularına yelken açmayı,statükonun yılmaz bekçiliğine soyunmayı liberalizm,sosyalizm kisvesi altında vazife edinmiş bu zihniyeti kendi ahlak ve vicdanlarıyla başbaşa bırakıyorum.Onlar ki,darbe gerçeğine inanmak gibi bir kaygıları bile yok.Sorsanız Ergenekon’nun varlığını bile inkar edecekler.Ediyorlar da.Ne zaman darbe,Ergenekon,çete-devlet-mafya ilişkisi;öncülleri ittihatçılar vs.gündeme gelse Cintonik ve Ergenekon avukatı namı değer Baykalın ağzıyla konuşurlar.Ne yeraltı-yerüstü cephanelikler,ne faili meçhul cinayetler,ne de türlü katliam,entrika ve komplo bu gerçeğin anlaşılmasına asla yetmez böyleleri için.Daha binlerce kanıt,belge sunulsa vallah da billah da ideolojik bağnazlığa boğazına kadar batmış olan bu güruh yine kanıt diye tutturacaktır.Acaba bu zatların:bu kirliliği,ahlaksızlığı,çürümüşlüğü farkedebilmeleri için daha kaç darbe yaşanmalı,kaç katliam yapılmalı daha kaç tane cinayet işlenmeli?Bu akıl tutulması karşısında inanın psikolojim bozuldu.Bu nasıl bir ahlak nasıl bir vicdandır böyle?Nedir acaba kendilerini bu denli darbecilerin sözcülüğüne soyunmayı dayanılmaz kılan kompleks!Bütün algı ve kavrayışımı,empati yeteneğimi kullanarak alttan,üstten,yandan,derininden bakıyorum ama yine de kompleksi bir türlü çözemiyorum.

  27. Yazan:Tarik Tarih: May 26, 2009 | Reply

    buradan ahkam kesenlerin kaç tanesi o bölge insanlarına kulak vermiş, kaç tanesi bölgenin şartlarını biliyor, orayı görmüş orada yaşamış, merak ediyorum.

    tv de Şanlıurfa Ziraat Odası Başkanı Halil Dolap açıklama yapıyor, kısaca diyor ki;

    “sırf muhalefet olsun diye muhalefet yapılmaz, organik tarım yapılsın, kim yapacaksa yapsın, ama ekonomik bir faaliyet olsun, insanlar iş sahibi olsunlar….” diyor ve çok net bir şekilde hükümetin bu projesini destekliyor.

    oturduğu yerden ahkam kesenlere, sırf muhalefet olsun diye chp tarzı, kısır, yıkıcı, yapay, -içinde halkın olmadığı- muhalefeti esas alanlara duyurulur.

    Ali ve Durhat beyler biryerde haklılar aslında…

    Onur;

    Ahmet Altan’ın yazısı zaten tepede duruyor. Hemen altında ilk gün sıcağı sıcağına verilen tepkiler de… Bak herkes Erdoğan’ın demecinden sonra son sözlerini söyledi konu hakkında; Sen neden hala “ahkam kesiyorsun” ?

    Seni ergenekoncu, kemalist, darbeci ve hatta kemalofasist laik seni!!

    İsrail’le ikili ilişkilerimizi sorgulamak sana mı kaldı? Faşist misin, ırkçı mısın? Ne istiyorsun İsrail sermayesinden? Ne kaşıyorsun hala konuyu?

    Doğan grubuyla Zaman grubunun aynı anda sustuğu konularda bu ülkede yaprak kımıldamaz, öğrenemedin mi hala?

    Boşuna nefes tüketme..

    Bazen sinizm çok daha yürek ferahlatıcı oluyor böylesi tartışmalarda. Tavsiye ederim, böylesi taraftar hoyratlıklarına moralin de bozulmaz..

    Örneğin bknz; “kazan-kazan” 😉

  28. Yazan:ali duman Tarih: May 26, 2009 | Reply

    Sn. Onur Cobanoğlu,

    çok akıllı ve usturuplu yazıyor gibisiniz ancak bana cevaben yazdıklarınız çok açık bir şekilde polemikten öte bir anlam taşımamamaktadır. Sayfalarca döktürdüklerinizi ben tek bir cümle ile yıkabilirim.

    Misal; TSK’nın kalemini kırdığı emekli generallerden bir halt olmayacağını, darbe ihtimalinin ölü olduğunu yazmıssınız.

    bu ne yanılgı bu ne tarih bilmemezlik bu ülke tarihinde darbeye teşebbüsten asılan general EMEKLİ BİR GENERALDİ. (Talat Aydemir) bizzahmet yakın tarihi ve özellikle darbeler tarihini iyi öğreniniz, ya da olur olmaz her konuda polemik yapmayınız.

    polemik konusundan sıkıldığım ve verimli olma şansım(ız)ın olamayacağı için uzatmaya gerek görmüyorum. AKP konusunda doğruları dile getirirken tıpkı kemalofaşistler gibi cümlenizi “ancak”, “ama”lar ile bitiriyorsunuz, ben bu ülkede “ancak” ve “ama”larla devam eden cümlelerden nefret ederim, bu kafa ile yazılmış bir 12 eylül anayasası var, o yeterince “ancak”, “ama” kredisini çalıyor benden(bizden).

    Sn. Durhat,

    öncelikle aynı fikirleri paylaşıyor olmaktan ve özellikle anti-darbeciliğinizden memnuniyet duyuyorum, bu konjektörde demokrat olmanın birinci koşulu darbelere ve vesayetçiliğe karşı duruş sergileyebilmektir, zira bugün yaşadığımız ülke bize ideolojik olabilme lüksü vermiyor, daha doğrusu darbe ve vesayetçiliğin altında yaşıyor iken, bu duruma karşı olmak, tüm ideolojilerin üstünde bir duruştur. Zira darbe ve vesayetçilik altında sadece darbeciliğin ve vesayetçiliğin ideolojisi hayat bulabilir (tıpkı bugünkü durum gibi) vesayetçiliği kabullenmiş/kanıksamış sol’unda, sağında bir kıymet-harbiyesi yoktur, her ikisi de düzenin şarlatanlığını üstlenirler, al birini vur diğerine, bir fark yaratmaz.
    İşte bu yüzden Cemil Meriç hoca “solumuz sağ’dır, sağımız ise ölüdür bizim” demiştir.

    Darbeciliğe karşı net olmayana karşı çok ağresif olduğumun farkındayım, ancak ne varki bu durum, bugüne kadar sayıyısız darbe ve muhtıraya maruz kalmaktan kaynaklıdır, kendimce çok haklı bir gerekcem mevcut, başka bir deyişle bu toplumsal tramvaları yaşatanların hiç mi kabahati yok, asıl düşünülmesi gereken budur.

    bu terör canavarı ülkeyi ahtapot gibi sararak her yönüyle kontrolu ele almışken ve bu kontrolunü sürdürürken aymazlık içerisinde olanları, bu canavarı bir tali konuymuş gibi görenleri anlayamıyorum. canavar başarılı olduğunda bu ergenekon zombilerine “gözünüz aydın” diyeceğim, çünkü o zaman ortada eleştirmeleri için ne meşru bir hükümet olacak, ne de halkın özgür iradesiyle seçilmiş bir parlemanto olacak.

    canavar hala işbasında, zinde bürokratik güçleri yani vesayetçi kadroların atamasını yapacak olan cumhurbaşkanı kendilerinden değil, vesayetçilik tehlikede bu nedenle cumhurbaşkanını indirmenin yollarını arıyorlar, daha dün diğer cumhurbaşkanları için (özellikle özal için) çok net bir şekilde “cumhurbaşkanı yargılanamaz” diye yazılar yazan aşağılık kalemşörler şimdilerde “neden olmasın canım, abd başkanı bile yargılanıyor” diye yazmaya başladılar, bu çifte standarttan ve aşağılık kalemşörlerden midem bulanıyor, bunlarla aynı ülkede yaşamaktan utanıyorum. bunların çoğunlukta olduğu bir ülkede ne insan hakları, ne demokrasi, ne de hukukun üstünlüğü olur.
    bu konjektörde de kendini demokrat, ilerici sayanlar, canavarı alaşağı etmeyi acil ve yakıcı görmek yerine, canavarın ancak kuyruğundan bir fiske yakalayabilmiş hükümeti çekiştirmekle ve iğdiş etmekle meşguller, ilk kez bir hükümet temsili sistemin hakkını vermeye çalışıyor ve kolları her yanı sarmış ahtapot gibi bir canavarın vesayetciliğini yıkabilmeyi deniyor, bu duruma destek vermek gerekirken, canavarın ekmeğine yağ sürer gibi hükümet iğdiş edilmeye çalışılıyor.

    ülkede yaşanan tüm bu olup bitenleri; okul, ilim, irfan görmemiş bir çobana çok kolay anlatabilirsiniz, okul/üni. adı altında kemalafaşizmin medreselerinde beyinleri yıkanmış, okumuş tahsillilere bu durumu anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zordur, herşeyi izleyeceğiz, kemalofaşizm dikatörlükte kurabilir, bunu deneyecektirde, bu söylediklerimi okumuş tahsilli cahiller o zaman anlayacaklar, ancak iş işten geçmiş olacaktır, zira dünya konjektörü bir darbeyi absorbe edemeyeceği için yapılacak olan darbe daimi bir diktatörlüğe dönüşecektir, başka bir deyişle kemalizm küreselleşen mevcut dünya konjektörü ve tam demokrasi ile bağdaşamadığı için sürekli bir diktatörlük halini alacaktır.

    selam ve saygılarımla.

    NOT: Ben hala mayın konusunda bir fikir beyan etmiş değilim. bu işten etkilenecek olan o yörede yaşayan halkı anlamaya çalışıyorum, onların görüşleri benim için herseyden daha önemlidir, bu yüzden öncelikle halka bakarım, -hükümete veya muhalefete değil- (ayrıca halka bakmak iyidir, size de tavsiye ederim, insanı yalınsız doğruya götürür), en önemlisi birileri adına ahkam kesmeyi de, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayı da sevmem.
    (bilmem anlatabildim mi Sn.Onur Çıbanoğlu, pardon Çobanoğlu 🙂

  29. Yazan:ali duman Tarih: May 26, 2009 | Reply

    “Doğan grubuyla Zaman grubunun aynı anda sustuğu konularda bu ülkede yaprak kımıldamaz, öğrenemedin mi hala?”

    Sn. Tarik bey,
    yazınızdaki tek doğruyu yukarıya alıntıladım, malum durmuş saat bile günde iki kez doğruyu gösterebiliyor ve benim bu ihtimalden dolayı sizin doğrunuza da, durmuş saatin doğrusuna da saygım vardır.

  30. Yazan:ali duman Tarih: May 26, 2009 | Reply

    http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=933421&CategoryID=78

    verdiğiniz siteden ergenekon’a nasıl bakabildiğiniz ya da bakamadığınız belli oluyor. Orada sözüm ona solcu sayılanlardan sadece Ufuk Uras, birde DSİP taa en başından beri ergenekon’a karşı sosyalist bir duruş sergileyebilmiştir. diğerleri tarafsızmış gibi kaldıkları pozisyonda bile örtülü destek sunmuşlardır, akp’ye de ergenekon’a da eşit mesafede durmak aslında ergenekon’a örtülü destek sunmaktır. biri en nihayetinde meşru bir parti, diğeri ise gayri meşru cinayet şebekesidir, en çokta sol/sosyalist katleden bir şebekeye (kemikleri sızlıyor kanı yerde kalan yolladşların) işte böyle örtülü destek sunmuştur bizim sahte-sözde solumuz, hain, devlet beslemesi solumuz.

    diğerleri ise (işin vehametini bildikleri halde, zira bir sosyalistin bilmemesi mümkün değil, kişi katilini bimez mi? 50 yıldır boşuna mı “katil devlet” sloganı atıldı) iş nasıl olsa kapatılır düşüncesiyle, bu hadde gelmeyeceği hesabıyla bilinçli bir şekilde “yesinler birbirilerini-ödp”, “abd komplosu-tkp”, “akp kendi derin devletini yaratıyor-seh” şeklinde sahte siyasetler ile ergenekon’a örtülü destek sundular. Ancak soruşturmanın hesaplanamayan şekilde derinletirilmesi ile bilinen pisliklerin bu kez ayan beyan ortaya dökülmesinin de sonucunda, tabanlarına suret-i haktan görünebilme kaygısıyla, en nihayet ve bizahmet, askeri düzen ve intizam ile (gökten vahiy inmişsecine) istemeye istemeye anti-ergenekoncu kesiliverdiler.

    üstelik çeşitli badireler atlatarak, misal; ödp’de ergenekon yanlıları, ergenekon karşıtı olan ufuk uras’ı parti başkanlığından indirdi. sahte tkp’nin führeri aydemir güler, askeri darbeyi savunduğunu açıkca beyan edince, yani gizli kalması gereken darbe ve postal severliğinin dozunu çok fazla açık edince, (durumdan utanç mı duyuldu ne!!!!bu durumda solculuk adına utanılacak yüz varmı o da ayrı konu), yerine sıradaki nöbetçi nefer parti führeri yapıldı.

    Ayrıca, bu haberin Doğan medyasında yer alıyor olması zaten başlı başına ARIZALILIĞA işarettir. Bu ülkeye Doğan Medyasının seçmece solcu’larından fayda gelmez. Onların solculuğunun çerçesesi Doğan medyasının çizdiği -RESMİ İDEOLOJİNİN- sınırları kadardır.

    Ergenekon avukatı Doğan Medyasının haberlerine konu yaptığı sol; derindevletin-ergenekon’un yarattğı sahte-besleme sol’dur. Sakın bana hakiki solu sormayın, çünkü yok, kemalofasizm Türkiye İşçi Partisini kapattığında, solu da kapatmış ve yasaklamıştı. Türkiye Birleşik Konünist Partisi ise liderleri (Haydar kutlu ve Nihat Sargın) sürgünden döndüğü gün içeri tıkılmış ve TBKP kapatılmıştı. TBKP kapatılma davası AİHM’ce hatalı bulunmasına rağmen, kemalist realite/konjektör bu partiye yaşama hakkı vermediğinden yeniden açılması mümkün olamamıştır.

    bu şartlarda meydanı bulan resmi ideolojinin izin verdiği sözde/sahte/devlet beslemesi solcuların; kürt sorununa bakışlarından da , ergenekon’a karşı duruşlarından da sahtelik akıyor.

    insanın pek doğal olarak her yanından sahtelik ve eyyamcılık akan, suret-i haktan görünebilme amacına matuf “anti-ergenekonculuğunuzu sevsinler sizin” diyesi geliyor.

    bakmayın siz onlara; solculukları da , anti-ergenekonculukları da sahtedir sahte, sol amaç değil araçtır, kemalizme hizmet etmenin aracı. kemalizm kuyrukçuluğu yaparak solculuk yapılamaz, bakmasını bilirseniz görürsünüzde.

  31. Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: May 26, 2009 | Reply

    Çünkü bana göre dosdoğru hareket ediyorsunuz,ideolojik bağnazlıklara itibar etmiyorsunuz ve sözünüzü de bu anlamda sakınmıyorsunuz.Duruşunuz son derece açık:bunu darbeler konusunda yaptığınız değerlendirmelerde görememek haksızlık olur.

    Ali Duman hakkinda ayni dusunceleri beslemiyorum. “Etiler’de Mahalle Baskisi” yazisinin altindaki yorumlarimda, hem Ergenekon ozelinde hem de genelde darbeler hakkinda ne dusundugumu bayagi bir ayrintili yazdim. Ali Duman o yazilarimda herhangi bir seye itiraz etmedigi gibi tasdikler sozler de soyledi. Simdi o tartismadan sonra ilk defa bu konuda bir tartismaya giriyoruz, iki tane mesaj atiyorum ve hemen gizli darbesever oluyorum. Hayirdir ne is, nedir bu U donusunun sebebi diye donup bakiyorum ne yazdigima: AKP, asker yaptirmiyor dedigi seylerden bazilarini aslinda kendisi de destekliyor olabilir demisim. Bunun uzerine birden darbesever olduk. Bu argumaniyla Ali Duman benim gozumde entelektuel samimiyet seviyesini belli etmistir.

  32. Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: May 26, 2009 | Reply

    bu ne yanılgı bu ne tarih bilmemezlik bu ülke tarihinde darbeye teşebbüsten asılan general EMEKLİ BİR GENERALDİ. (Talat Aydemir) bizzahmet yakın tarihi ve özellikle darbeler tarihini iyi öğreniniz, ya da olur olmaz her konuda polemik yapmayınız.

    Talat Aydemir albaydi, general degil (darbeler tarihini ogrenelim cahil arkadasim). Bu tali detayi gececek olursak, kendi agzinizla soyluyorsunuz ki Talat Aydemir asilmis, yani darbe basariya ulasmadi. Bunun sebebi de bence darbesinin olu dogmus olmasidir. Darbesi niye olu dogmustur, bunun izahini “Etiler’de Mahalle Baskisi” yazisinin altinda verdim.

    polemik konusundan sıkıldığım ve verimli olma şansım(ız)ın olamayacağı için uzatmaya gerek görmüyorum.

    Evet, Cibanoglu diyerek karakter yasini belli eden bir insanla hakikaten oyle uzun boylu konusulacak bir sey yok.

  33. Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: May 26, 2009 | Reply

    akp’ye de ergenekon’a da eşit mesafede durmak aslında ergenekon’a örtülü destek sunmaktır.

    AKP ile AKP’nin demokratik cerceve icinde iktidar olabilme hakkini birbirinden ayiramayanlar icin, evet oyledir. Ayirabilenler icin degildir.

    …“yesinler birbirilerini-ödp”, “abd komplosu-tkp”, “akp kendi derin devletini yaratıyor-seh” şeklinde sahte siyasetler…

    Yesinler birbirlerini Birgun’un mansetidir. TKP’yi de hicbir zaman savunmadim. AKP’nin kendi derin devletini yarattigi iddiasina gelince, onca gizli konusma yasal dinlenmediyse kim dinledi sorusunun kacinilmaz olarak goturecegi bir suphedir bu.

    Ancak soruşturmanın hesaplanamayan şekilde derinletirilmesi ile bilinen pisliklerin bu kez ayan beyan ortaya dökülmesinin de sonucunda, tabanlarına suret-i haktan görünebilme kaygısıyla, en nihayet ve bizahmet, askeri düzen ve intizam ile (gökten vahiy inmişsecine) istemeye istemeye anti-ergenekoncu kesiliverdiler.

    “Sahte siyaset” dediginiz sozleri soyleyenler soylemlerini degistirmediler. TKP de, digerleri de dun ne soyledilerse bugun de onu soyluyorlar. Zaman icinde soylemlerini degistirdikleri maval.

    Son olarak su anki solun besleme sol oldugu iddiasina: Bugune kadar (son 35 yildan bahsediyorum) derin devlete, JITEMe, darbe kurumlarina ve askere karsi durmus, bunlarin takipcisi olmus ve bunun icin bedel odemis en buyuk guc sosyalistlerdir. Olu dogmus darbe girisimlerine karsi gereken destegi verdiler, azini ya da fazlasini degil. Bugun zehir zemberek darbe karsiti kesilen sozde anti-Ergenekonculari, 30 yildir her kurulus yildonumunde YOK’u protesto ettigi icin dayak yiyen sosyalistlerin yanina bekleriz ki sifatlarinin hakkini verip veremediklerini gorelim (Mini tarih sorusu: YOK’u kim kurdu?)

  34. Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: May 27, 2009 | Reply

    Iftira firtinasina karsi birtakim gercekleri ortaya koymak farz oldu:

    Ergenekon’a müdahillik sokaklardan geçer. Ortak bir deklarasyon yayınlayan devrimci, ilerici, sosyalist kurumlar, birlikte hareket etme kararı aldı. Fırat’ın ötesindeki suçlarının sorgulanmadığı Ergenekon’a karşı mücadele programı, bugün Galatasaray’da açıklandı.

    Cumartesi Anneleri’nin oturma eylemi devam ederken, çok sayıda kurumun katılımıyla, Ergenekon’a karşı toplumsal muhalefet sürecinin örülmesi için ortak bir deklarasyon açıklandı.

    Devami surada:

    http://www.atilim.org/haberler/2009/04/18/Ergenekon_a_karsi_toplumsal_muhalefet.html

    Deklarasyona imza atanlar:

    HD, Alevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye Barış Meclisi, ÇHD, DTP, ESP, EHP, Halkevleri, Mazlumder, KESK, ÖDP, SDP, Sosyalist Parti, TTB, THİV, Devrimci 78’liler Federasyonu, EMEP, 78’liler Girişimi ve Limter-İş

    İstanbul Üniversitesi (İÜ) önünde protesto gösterisi düzenleyen bir grup öğrenci, Ergenekon’la bağlantılı üniversite rektörlerinin tespit edilerek hesap sorulmasını istedi.

    Eski İ.Ü Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun Ergenekon terör örgütü ile bağlantılı olduğunu söyleyen öğrenciler, ‘YÖK’te kaç tane Alemdaroğlu var?’ şeklinde pankart açtı.

    İÜ Beyazıt Kampüsü önünde toplanan İstanbul Sosyalist Gençlik Derneği üyesi bir grup 12 Eylül, YÖK ve Ergenekon terör örgütünü protesto etti.

    Grup adına açıklama yapan Yeliz Yağmur, şunları söyledi: “Öğrenmekteyiz ki; Ergenekon bağlantılı generaller, rektörlük seçimleri öncesinde üniversitelere baskı yapıyor. Pek çok yerde kendi adaylarını seçtiriyor. Bu durum, ordunun, YÖK’ün ve Ergenekon’un nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.”

    http://www.habername.com/haber/universitelilerin-ergenekon-eylemi-9445.htm

    – ESP Ergenekon davasina destek amaciyla Istanbul’dan Silivri’ye yurudu:

    http://bianet.org/bianet/bianet/110301-esp-ergenekon-davasi-adaletle-sonuclansin-diye-silivriye-yuruyor

    – ESP’nin Ergenekon’a dikkat cekmek icin bir baska eylemi, Izmit’ten Istanbul’daki AGOS’un onune kadar bisikletle, gectikleri yerlerde slogan atarak gitmisler:

    http://www.atilim.org/haberler/koseler/20081004/basyazi.html

    – Yine ESP Taraf ve Birgun’e kontrgerilla karsiti ilan vermisti ki, uzerinde Kenan Evren Tansu Ciller Mehmet Agar fotograflari da olan bu ilan super-uber darbe karsiti Taraf gazetesinin sansurune takmisti:

    http://www.medyakronik.com/haber/976/

    Sonradan Taraf “Hukuki acidan suc teskil edebilir diye ya resmi ya savas baronlari lafini degistirin” falan dedi; ama altinda isim olan ilandan yayinlayan gazete sorumlu olamiyor bildigim kadariyla, ayrica Taraf gazetesinin daha once suc sayilan eylemleri cok tereddut etmeden gerceklestirdigini gorduk.

    – 12 Eylul darbesinin 28. yildonumunda (2008) 12 Eylül’den Ergenekon’a Kontrgerilla Dağıtılsın, Darbeciler Yargılansın mitingi duzenlendi:

    http://www.sosyalistdayanisma.org/index.php?option=com_content&view=article&id=286:kadkoeyde-binlerce-kii-haykrd-darbeciler-halka-hesap-verecek&catid=39:genel-guendem&Itemid=99

    Katilimci sayisinin 4000 kadar oldugu iddia edilmis. Duzenleyen grup listesi soyle:

    Alınteri, Antikapitalist, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Demokratik Toplum Partisi (DTP), Emek Partisi (EMEP), Devrimci Hareket, Devrimci İşçi Partisi Girişimi (DİP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Ezilenlerin Sosyalist Platformu (ESP), Halk Kültür Merkezleri (HKM), Halkevleri, Kaldıraç, Köz, ODAK, Marksist Bakış, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Partizan, Proleter Devrimci Duruş, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), Sosyalist Parti Girişimi (SPG), Teori ve Politika, Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP), 78’liler Girişimi, Devrimci 78’liler Federasyonu, DİSK Limter-İş, DİSK Sine-Sen, İHD, KESK Şubeler Platformu, Özgür Demokratik Alevi Hareketi, Pir Sultan Abdal Dernekleri, Tekstil-Sen, Uluslararası İşçi Dayanışma Derneği(UİDDER)

    Mesaji kabartmamak icin simdilik burada kesiyorum. Sosyalistler arasinda Ergenekon konusunda yarilma oldugunu hicbir zaman inkar etmedim. Ama Turkiye’de hakiki sol kalmadi, kalanlar besleme/kuyrukcu diyenler, evvela su saydigim sol gruplarin yaptigi Ergenekon karsiti eylemlerin onda birini duzenlesinler, ondan sonra ciddiye alalim.

  35. Yazan:ali duman Tarih: May 27, 2009 | Reply

    kıblesini şaşıran sosyalistlerden olduğunuz çok belli ki, misal siz düne kadar doğu perinçek’i de, mihri belli’yi de sosyalist sanmıştırsınız, kimbilir belkide bu zatların liderlik yaptığı hareketler sırf YÖK’ü pretosto ediyor diye peşlerinden gitmişliğiniz bile olmuştur. Hatta perinçek’in peşinden gidenlerinde bolca polis copu yedikleri vakidir. Sol saydıklarınızı salt cop yemeye ve YÖK karşıtlığınıza indirirseniz, bu şekilde bir eleştiriyi de hak etmissiniz demektir.

    kafasını kuma gömmüş kemalistlerden hiç bir farkınız yok, tek farkınız o cenahta görünmemeye dayalı dil kullanmaya itina gösteriyor olmanızdır. ancak ne varki şeytan ayrıntıda gizli ve o ayrıntılar kemalist kuyrukçuluğundan kurtulamamış kendini sosyalist sananlardan olduğunuzu ele veriyor.

    bunun en açık delili ise ergenekona karşı duruşta en kötü sınavı türk solunun vermiş olmasına rağmen, ısrarla bunun tersini savunmaktasınız.

    ısrarla türk solu, kemalizm tarafından yasaklanmış ve yok edilmiştir, bugün orta yerde at oynatan sol’u ergenekon ve derin devlet dizayn etmiştir, o nedenle sahtedir diyorum ve siz ısrarla bana bu sahte solu, bu derin devlet/ergenekonun dizayn ettiği solu savunuyorsunuz el insaf be kardeşim, duvara anlatsaydım anlardı, el insaf!!!!

    solcu geçinenler ile sahte demokratlar akp’nin yasa dışı dinleme yapmasını ağızlarından düşürmezler, ancak ne hikmetse jandarmanın, türkcellin patronu sayesinde 2.500 kişiyi yasa dışı dinlemesini ağızlarına bile almazlar, jandarmanın ergenekoncu generali yapınca ses yok TISSSSSSSSSS. niye çünkü varsa yoksa hükümete düşmanlık yapmak, yani ergenekon siyaseti gütmektir amaç. bu çifte standartın mide bulandırıcı düzeye gelmiş olduğunun bile farkında değlsiniz. ergenekon hedef göstermiş, emir vermiş; akp düşmanlığı yapılacak yap!!!!!!!, akp yıkılacak yık!!!!!!
    ergenekona inat akp’yi destekleyeceğiz, tüm gayri meşru cinayet şebekelerine inat türk halkının meşru temsilcisini destekleyeceğiz, bize bu, size ergenekon yolları düşsün, herkes tercihin doğruluğundan kaynaklanan onurlu yada onursuz durustan nasibini alsın. misal şimdi bir ali kalkancı-fadime şahin-müslüm gündüz benzeri senaryo ortaya konulsa siz ona da inanırsınız, çünkü böyle bir şeye inanmaya hazır ve nazırsınız. akp’nin yasa dışı dinleme yaptığına inandığınıza göre, niye inanmayacasınız ki bir mani durum yok.

    amacım sizi suçlamak değil, ancak konu ergenekon olunca kendimi tutamıyorum, zira suçlanacak bir şey değildir zaten, kemalistlikte, kemalist kuyrukçuluğu da, kemalist kuyrukçuluğu ile sol/sosyalistlik yapılması da, ne diyelim herkesin yolu kendine doğru.

  36. Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: May 27, 2009 | Reply

    Iftira firtinasina karsi birtakim gercekleri ortaya koymak farz oldu:

    Ergenekon’a müdahillik sokaklardan geçer. Ortak bir deklarasyon yayınlayan devrimci, ilerici, sosyalist kurumlar, birlikte hareket etme kararı aldı. Fırat’ın ötesindeki suçlarının sorgulanmadığı Ergenekon’a karşı mücadele programı, bugün Galatasaray’da açıklandı.

    Cumartesi Anneleri’nin oturma eylemi devam ederken, çok sayıda kurumun katılımıyla, Ergenekon’a karşı toplumsal muhalefet sürecinin örülmesi için ortak bir deklarasyon açıklandı.

    Devami surada:

    http://www.atilim.org/haberler/2009/04/18/Ergenekon_a_karsi_toplumsal_muhalefet.html

    Deklarasyona imza atanlar:

    HD, Alevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye Barış Meclisi, ÇHD, DTP, ESP, EHP, Halkevleri, Mazlumder, KESK, ÖDP, SDP, Sosyalist Parti, TTB, THİV, Devrimci 78’liler Federasyonu, EMEP, 78’liler Girişimi ve Limter-İş

    İstanbul Üniversitesi (İÜ) önünde protesto gösterisi düzenleyen bir grup öğrenci, Ergenekon’la bağlantılı üniversite rektörlerinin tespit edilerek hesap sorulmasını istedi.

    Eski İ.Ü Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun Ergenekon terör örgütü ile bağlantılı olduğunu söyleyen öğrenciler, ‘YÖK’te kaç tane Alemdaroğlu var?’ şeklinde pankart açtı.

    İÜ Beyazıt Kampüsü önünde toplanan İstanbul Sosyalist Gençlik Derneği üyesi bir grup 12 Eylül, YÖK ve Ergenekon terör örgütünü protesto etti.

    Grup adına açıklama yapan Yeliz Yağmur, şunları söyledi: “Öğrenmekteyiz ki; Ergenekon bağlantılı generaller, rektörlük seçimleri öncesinde üniversitelere baskı yapıyor. Pek çok yerde kendi adaylarını seçtiriyor. Bu durum, ordunun, YÖK’ün ve Ergenekon’un nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.”

    http://www.habername.com/haber/universitelilerin-ergenekon-eylemi-9445.htm

    – ESP Ergenekon davasina destek amaciyla Istanbul’dan Silivri’ye yurudu:

    http://bianet.org/bianet/bianet/110301-esp-ergenekon-davasi-adaletle-sonuclansin-diye-silivriye-yuruyor

    – ESP’nin Ergenekon’a dikkat cekmek icin bir baska eylemi, Izmit’ten Istanbul’daki AGOS’un onune kadar bisikletle, gectikleri yerlerde slogan atarak gitmisler:

    http://www.atilim.org/haberler/koseler/20081004/basyazi.html

    – Yine ESP Taraf ve Birgun’e kontrgerilla karsiti ilan vermisti ki, uzerinde Kenan Evren Tansu Ciller Mehmet Agar fotograflari da olan bu ilan super-uber darbe karsiti Taraf gazetesinin sansurune takmisti:

    http://www.medyakronik.com/haber/976/

    Sonradan Taraf “Hukuki acidan suc teskil edebilir diye ya resmi ya savas baronlari lafini degistirin” falan dedi; ama altinda isim olan ilandan yayinlayan gazete sorumlu olamiyor bildigim kadariyla, ayrica Taraf gazetesinin daha once suc sayilan eylemleri cok tereddut etmeden gerceklestirdigini gorduk.

    – 12 Eylul darbesinin 28. yildonumunda (2008) 12 Eylül’den Ergenekon’a Kontrgerilla Dağıtılsın, Darbeciler Yargılansın mitingi duzenlendi:

    http://www.sosyalistdayanisma.org/index.php?option=com_content&view=article&id=286:kadkoeyde-binlerce-kii-haykrd-darbeciler-halka-hesap-verecek&catid=39:genel-guendem&Itemid=99

    Katilimci sayisinin 4000 kadar oldugu iddia edilmis. Duzenleyen grup listesi soyle:

    Alınteri, Antikapitalist, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Demokratik Toplum Partisi (DTP), Emek Partisi (EMEP), Devrimci Hareket, Devrimci İşçi Partisi Girişimi (DİP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Ezilenlerin Sosyalist Platformu (ESP), Halk Kültür Merkezleri (HKM), Halkevleri, Kaldıraç, Köz, ODAK, Marksist Bakış, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Partizan, Proleter Devrimci Duruş, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), Sosyalist Parti Girişimi (SPG), Teori ve Politika, Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP), 78’liler Girişimi, Devrimci 78’liler Federasyonu, DİSK Limter-İş, DİSK Sine-Sen, İHD, KESK Şubeler Platformu, Özgür Demokratik Alevi Hareketi, Pir Sultan Abdal Dernekleri, Tekstil-Sen, Uluslararası İşçi Dayanışma Derneği(UİDDER)

    Sosyalistler arasinda Ergenekon konusunda yarilma oldugunu hicbir zaman inkar etmedim. Ama Turkiye’de hakiki sol kalmadi, kalanlar besleme/kuyrukcu diyenler, evvela su saydigim sol gruplarin yaptigi Ergenekon karsiti eylemlerin onda birini duzenlesinler, ondan sonra ciddiye alalim.

  37. Yazan:ali duman Tarih: May 27, 2009 | Reply

    Sn. Onur Cobanoğlu,
    Doğan medyasının amiral gemisi Hürriyet 12 eylül için “bugüne kadar neredeydiniz” diye manşet atmış ve faşist 12 eylülü desteklemişti, aynı zihniyete sorsanız “darbeye karşı olduklarını” söyleyeceklerdir. suret-i haktan görünebilmek için aynı kapsamdasınız, detaylar sonucu değiştirmez, ben anti-darbeci kimliğimle akp saflarına düşmüş olsam bile bundan onur duyarım, ancak siz; Ergenekon’un dizayn ettiği anlamdaki akp düşmanlığı ile darbecilerin ve ergenekon zihniyetinin saflarında olacaksınız, gün artık sol’un da, sağ’ında ergenekon yüzünden ortadan ikiye bölündüğü gündür, solculuğun da, sağcılığın da öneminin kalmadığı, demokrat olabilmenin ön koşulu olan anti-darbeciliğin başladığı dönemdir, darbeciler bir yana, anti-darbeciler bir yana. milyonlarca darbeci ve ergenekoncu olduğu halde orta yerde bir tane böyle olduğunu söyleyen yok, ancak gerçek özgürlükçüler, gerçek demokratlar kimin ne olduğunu çok iyi biliyorlar. Solculuğu Radikal’i referans göstermekten ibaret olanları da, Doğan medyasında paradigmanın çizdiği sınırlar dahilinde sol siyaset icra eyleyenleri de iyi biliyoruz. Hiç bir giz ve örtü bunu görmemizi engelleyemez.
    Sizin solculuğunuz da, anti-ergenekonculuğunuz da arızalıdır, Kemalizm kuyrukçuluğunda yapılan sol siyasetin sağlıklı olması beklenemez.
    Misal sizin sosyalist saydıklarınızdan Ertuğrul Kürkçü’ye Kemalist kuyrukçusu desek anında vereceği yanıt şudur; kendini de kapsayan solu kastederek, “Türk solu Kemalizm ile hesaplaşmıştır, hem de 1970’lerde hesaplaşmıştır” diyecektir, böyle demiştir de zaten, bu bir yalandır, çünkü türk solu hiçbir zaman Kemalizm ile hesaplaşmamıştır, Kemalizm ile hesaplaşan tek bir kişilik ve tek bir siyasi hareket vardır o da “İbrahim Kaypakkaya”dır, zira bunun bedeli de işkencede bedeni parça, parça edilerek ödettirilmiştir. Bunun dışında bir de TİP adına yaptığı savunmalarda Behice Boran “sosyalizm için mücadele ederken, aynı zamanda darbeciliğe, cuntacılığa ve kemalizme karşı da mücadele ettiklerini, savaştıklarını” askeri mahkemenin yüzüne haykıranlardandır, bunların dışında kalanların (unuttuğum bir iki kişi ve hareket olabilir) çoğunluğu kendini sol/sosyalist sanan kuyrukçu Kemalistlerdir.
    Not: Talat Aydemir Harp Okulu Komutanlığı yapmıştı, şu anki harp okulu komutanları tümgeneraldir bundan kaynaklı sehven yaptığım öze tesir etmeyecek önemsiz hatayı bile polemik konusu yapmışsınız, maksat polemik yapmaksa o zamanın albayları şimdinin tümgeneraline tekamül ediyordu diyerek, bende polemik yapmış olsam kime ne faydası olur ki? ÖNEMLİ OLAN TALAT AYDEMİR’İN ALBAY YA DA GENERAL OLMASI DEĞİL Dİ, HARP OKULU KOMUTANLIĞI YAPMIŞ OLMASIYDI. Bunu bildiğiniz halde, bilmemezlikten gelip polemik yapıyorsunuz, çünkü polemik yapmayı amaç edinmişsiniz.

  38. Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: May 27, 2009 | Reply

    kıblesini şaşıran sosyalistlerden olduğunuz çok belli ki, misal siz düne kadar doğu perinçek’i de, mihri belli’yi de sosyalist sanmıştırsınız

    Karsisindakine saldirmak icin gercek bulamayinca faraziyeye dustuk demek. Yazik.

    Hatta perinçek’in peşinden gidenlerinde bolca polis copu yedikleri vakidir. Sol saydıklarınızı salt cop yemeye ve YÖK karşıtlığınıza indirirseniz, bu şekilde bir eleştiriyi de hak etmissiniz demektir.

    YOK’u kim kurdurdu? 2547 sayili, Ataturk milliyetciligine, vatanin ve milletin birlik ve bolunmez butunlugune biati bilime saygidan once tutan bireyler yetistirmeyi amac edinmis YOK yasasini kim cikartti? 12 Eylul cuntasi. Simdi suna lafi dolandirmadan cevap verin: Perincek protesto etti diye, YOK darbe kazanimi olmaktan cikacak mi?

    kafasını kuma gömmüş kemalistlerden hiç bir farkınız yok, tek farkınız o cenahta görünmemeye dayalı dil kullanmaya itina gösteriyor olmanızdır. ancak ne varki şeytan ayrıntıda gizli ve o ayrıntılar kemalist kuyrukçuluğundan kurtulamamış kendini sosyalist sananlardan olduğunuzu ele veriyor.

    bunun en açık delili ise ergenekona karşı duruşta en kötü sınavı türk solunun vermiş olmasına rağmen, ısrarla bunun tersini savunmaktasınız.

    ısrarla türk solu, kemalizm tarafından yasaklanmış ve yok edilmiştir, bugün orta yerde at oynatan sol’u ergenekon ve derin devlet dizayn etmiştir, o nedenle sahtedir diyorum ve siz ısrarla bana bu sahte solu, bu derin devlet/ergenekonun dizayn ettiği solu savunuyorsunuz el insaf be kardeşim, duvara anlatsaydım anlardı, el insaf!!!!

    Palavralariniza ancak bir duvar inanirdi dogru. Yukarida vermisim Ergenekon’a karsi EYLEMDE (oyle oturdugu yerden cak cak cak konusmaktan degil, risk alarak yapilan icraatten bahsediyorum) bulunan SOLUN listesini. Yalanin dibine o kadar batmissiniz ki, verdigim orneklere bir karsilik bile vermeden (ki veremezsiniz zaten) ayni hayasiz iftiralari tekrarlayip duruyorsunuz. Yalanlariniz desifre edildikten sonra bile hala tekrarlayacak kadar yuzsuz oldugunuzu da ogrendik bu vesileyle.

    solcu geçinenler ile sahte demokratlar akp’nin yasa dışı dinleme yapmasını ağızlarından düşürmezler, ancak ne hikmetse jandarmanın, türkcellin patronu sayesinde 2.500 kişiyi yasa dışı dinlemesini ağızlarına bile almazlar, jandarmanın ergenekoncu generali yapınca ses yok TISSSSSSSSSS

    28 Subat’a kadar darbe diye bir derdi olmamis cakma darbe karsitlari derin jandarmayi desifre etmede giderken, sosyalistler geri donuyordu o yollardan. 35 yildir sosyalistlerin derin devlet karsiti icraatleri ortadadir.

    misal şimdi bir ali kalkancı-fadime şahin-müslüm gündüz benzeri senaryo ortaya konulsa siz ona da inanırsınız, çünkü böyle bir şeye inanmaya hazır ve nazırsınız.

    Iftira.

    amacım sizi suçlamak değil, ancak konu ergenekon olunca kendimi tutamıyorum, zira suçlanacak bir şey değildir zaten, kemalistlikte, kemalist kuyrukçuluğu da, kemalist kuyrukçuluğu ile sol/sosyalistlik yapılması da, ne diyelim herkesin yolu kendine doğru.

    Amaciniz beni suclamak. Her seyi birakin, benim hakkimda yazdiginiz onca seyden sonra su cumle bile ikiyuzlulugunuzu ortaya koymakta.

    ancak siz; Ergenekon’un dizayn ettiği anlamdaki akp düşmanlığı ile darbecilerin ve ergenekon zihniyetinin saflarında olacaksınız

    Degil mi, cunku siz oyle soylediniz. Siz oyle diyorsaniz oyledir (!)

    Solculuğu Radikal’i referans göstermekten ibaret olanları da, Doğan medyasında paradigmanın çizdiği sınırlar dahilinde sol siyaset icra eyleyenleri de iyi biliyoruz. Hiç bir giz ve örtü bunu görmemizi engelleyemez.

    Atilim’i da referans gosterdim, Bianet’i de. Ayrica Radikal’deki haber yorum degil, partilerin baska yerlerde de yaptiklari basin aciklamalariydi. Demagojinin bile bir kalitesi olur, onu bile ayaga dusurdunuz.

    Sizin solculuğunuz da, anti-ergenekonculuğunuz da arızalıdır, Kemalizm kuyrukçuluğunda yapılan sol siyasetin sağlıklı olması beklenemez.

    Sizin darbe karsitliginiz da, demokratliginiz da arizalidir, AKP yanciliginda sagci yayin organlarindan ezberlenen iftiralarla yapilan darbe karsitliginin saglikli olmasi beklenemez.

    Misal sizin sosyalist saydıklarınızdan Ertuğrul Kürkçü’ye Kemalist kuyrukçusu desek anında vereceği yanıt şudur; kendini de kapsayan solu kastederek, “Türk solu Kemalizm ile hesaplaşmıştır, hem de 1970’lerde hesaplaşmıştır” diyecektir, böyle demiştir de zaten, bu bir yalandır, çünkü türk solu hiçbir zaman Kemalizm ile hesaplaşmamıştır,

    Esas sizin soylediginiz yalan. Bu yalan da vaktinde delillerle desifre edildi. Tabii ahlak falan gibi problemleriniz olmadigi icin sizi baglamayabilir bu.

    Not: Talat Aydemir Harp Okulu Komutanlığı yapmıştı, şu anki harp okulu komutanları tümgeneraldir bundan kaynaklı sehven yaptığım öze tesir etmeyecek önemsiz hatayı bile polemik konusu yapmışsınız, maksat polemik yapmaksa o zamanın albayları şimdinin tümgeneraline tekamül ediyordu diyerek, bende polemik yapmış olsam kime ne faydası olur ki? ÖNEMLİ OLAN TALAT AYDEMİR’İN ALBAY YA DA GENERAL OLMASI DEĞİL Dİ, HARP OKULU KOMUTANLIĞI YAPMIŞ OLMASIYDI. Bunu bildiğiniz halde, bilmemezlikten gelip polemik yapıyorsunuz, çünkü polemik yapmayı amaç edinmişsiniz.

    Beni darbeler tarihi konusunda cehaletle sucladiniz. Ben de esas cahilin kim oldugunu ortaya cikardim. Baskaca da bir amacim yoktur. Bunun onemsiz bir detay oldugunu da belirtmistim ayrica.

  39. Yazan:Hakkı Bentek Tarih: May 27, 2009 | Reply

    Açıkçası benim için herzaman hareketler, sözlerden önce gelmiştir.
    Ben karşımdakinin bana ne söylediğinden çok, ne yaptığı ile ilgilenir ve öyle değerlendiririm.
    Bu yüzden boş laflara karnım toktur.
    Son günlerde gerçekten anlaşılması güç şeyler yaşanıyor. Toplumumuz 2 ye bölünmüş durumda. Siz bu bölümlemeyi istediğiniz gibi anlamlandırabilirsiniz. Ancak bazı gerçekler de apaçık ortada.

    Siz insan öldürmeyi çok iyi bilirsiniz ! Bu Başbakanımızın İsrail için söylediği ve onu bazılarının gözünde kahraman yapan sözler. Peki “haklı veya haksız” bu sözler ile ilgili İsrail’e karşı ne yapıldı ?
    Adı konmasa da sınırlarımız İsrail kontrolüne verilmeye çalışılıyor. Evet aynen öyle. Çünkü şu anda sınırları kapayan Mayınlar kaldırıldığı zaman arada ne engel kalacak ?

    Şimdi kalkıp burada aman ben şu taraftayım, sen şu taraftasın diye uzun uzun eski konuları tartışmanın bir anlamı var mı ?

    İbrahim Kaypakkaya veya Doğu Perinçek ne söylemişlerse söylemişler, ne yapmışlar ise yapmışlar. Bunun artık bir önemi yok.

    Bir yanda insanlarımızın üzerinde ağır bir Ekonomik kriz baskısı, öbür yanda yoğun bir kutuplaşma ve gittikçe artan bölücü talepler.

    Silkinin ve kendinize gelin. Bu ortamın sorumlusu boş laflar ile ülkeyi yönetmeye çalışan iktidar ve ona ayak uyduran muhalefettir.

    Bu açıdan baktığımızda, Abdüllatif Şener ve onun gibi yeni hareketleri izleme ve iyice inceleme vakti gelmiştir.

    Kim bu toplumu tekrar biraraya getirecek ? Kim bu ekonomik krizin üzerine ciddiyetle eğilecek ? Kim gerçek yolsuzlukların üzerine gidecek ? Kim bütün insanlara özgürlüklerini sağlayacak ?

    Bunlar ile ilgilenilmezse, darbe yapılmamış olmasının bir önemi kalır mı ? Ülke zaten darbe yapılmış gibi…

  40. Yazan:ali duman Tarih: May 27, 2009 | Reply

    “Ülke zaten darbe yapılmış gibi” (Hakkı Bentek)

    duran saat misali siz de günde iki kez doğruyu gösterenler kadar doğrudan yana olabiliyorsunuz, tebrikler.

    zira yukarıda alıntıladığım sözünüz (“gibi”si fazlada olsa)doğru bir sözdür. zaten biz yapılmış iki darbe sürecini (12 eylül ve 28 şubat) sizin gibi darbeseverler sayesinde en acımasız haliyle yaşamaktayız, siz asıl darbe olan 12 eylülü, 28 şubatı görmez, göremez, akp’nin katilleri içeri tıkmasını, irili ufaklı 400 çeteyi çökerterek 5000 gaspcı, haraccı, çeteciyi mahkum etmesini darbe olarak görürsünüz, allah ıslah etsin daha ne diyeyim ki , siz akp düşmanlığı ile yatıp kalkmaya devam edin, tüm yapılmış darbelere ve potansiyel darbenin kahramanı darbecilere, demokrat görünümü altında örtülü destek vermeye devam edin, sayenizde bu ülkede darbeler ve darbe tehditleri eksik olmayacaktır.
    haa birde “..Kim bütün insanlara özgürlüklerini sağlayacak ? ” buyurmussunuz, tabi yaa hiç unutulur mu içerideki katiller sürüsü dimi yani.

    işkencede ölen İbrahim Kaypakkaya’nın, 17 yaşında asılan Erdal Eren’in, karadenizde boğulan mustafa suphi’lerin, hayatı hapislerde geçen ve sürgünde ölen Nazım Hikmet’in, Behice Boran’ın ne önemi varki? size göre önemli olan Kemalofaşist, halk düşmanı diktatörlüğü sürdürmektir. Tıpkı Atanızın dediği gibi; “..bu ne olursa olsun yapılacaktır…. ama ihtimal bazı kafalar kesilecektir” sizin tiynetinizde meşrebinizde budur, hiç zahmet edip kelime oyunları yapmayınız.

    12 eylül 1980’den bu yana azgın bir faşizm koşullarında yaşarken, 29 yıldır 12 eylül faşizmi tasfiye edilememiş tüm kurum ve kuruluşlarıyla kafamızın üzerinde balyoz gibi eserken, yapılmak istenen dünya konjektörü, küreselleşme ve AB demokrasisiyle bağdaşabilme şansı ve ihtimali olmayan kemalizmi, sürekli ve daimi bir diktatörlüğü dönüştürme hamleleridir, ancak türk halkı buna asla geçit vermeyecektir, ergenekon’a, onun gönüllü yandaş ve avukatlarına rağmen. bunu bilin de boşa enerjinizi harcamayın. Mal bulmuş magribi gibi Abdullatif Şener’den bile medet umar hale gelmişsiniz, o’da, cindoruk’da ergenekon planının bir parçasıdır, bunu en iyi mağdurlar bilir, bir mağdur olan aydın menderes’e kulak verirseniz anlarsınız, ancak siz kendi uydurduğunuz yalanlara inanmayı tercih edersiniz, ne işiniz olur ki sizin mağdurlarla, gerçeklerle ve halkla. Türk halkı bu ucuz ve pespaye kurmacaları, planları yemeyecektir. haa tabi yaa size göre halk aptal, cahil ve koyun sürüsü ya (akp’ye oy verdiğine göre) kimbilir bir ihtimal denemeye değer dimi, hadi bakalım. (halk konusunda tersini düşünüyor olsaydınız halkın seçimlerine de saygı duymayı öğrenmiş olurdunuz) kimbilir daha ne planlar, kurmacalar, senaryolar, komplo teorileri izleyeceğiz, 27mayıs, 12mart, 12eylül, 28şubat öncesinde de çok izlemiştik, deneyimliyiz, idmanlıyız, tecrübeliyiz algılaması safi arızadan ibaret olanlara duyurulur.
    size göre geçmişte kaldığı için hiç bir vehm arzetmeyen Behice Boran yoldaşın sözüyle bitireyim; SELAM OLSUN TÜRKİYENİN AYDINLIK GELECEĞİNE.

  41. Yazan:ali duman Tarih: May 27, 2009 | Reply

    Sn. Onur Cobanoğlu;

    sapla samanı karıştırmaya devam ediyorsunuz, elbetteki besleme solun dışında da bir sol var, ancak o sola göz açtırılmıyor, üstelik te o gerçek sol’un gardiyanlığı bizzat sol gözüken “besleme sol”a yaptırılıyor.

    misal elbetteki atılım ve esp’nin ergenekon karşıtlığı saygı duyulacak niteliktedir.

    isimlerini saymayacağım bazı sendika ve örgütler vermissiniz, ya hû bunların bir kısmı 28 şubatta destek bildirileri yayımlamıştı, siz bunları bilmiyor musunuz? 28 şubata destek bildirileri yayımlayanların ergenekon karşıtlığını samimi mi buluyorsunuz, 28 şubat bir ergenekon operasyonuydu biliyordursunuz belki, neyi bilip bilmediğiniz konusunda kafamı karıştırıyorsunuz, sapla samanı karıştırdığınız gibi. ha birde ödp’yi saymıssınız, ya hû bu ödp, başkanı ufuk uras’ı başkanlıktan indirdi anti-ergenekoncu oluşundan dolayı. ödp myk üyesi olan zat (ismi lazım değil) açıkca ergenekonu savundu, bunun bir komplo olduğun iddia etti, şimdi suret-i haktan görünme zamanı dimi, dündür dündür zamanı dimi.

    Komiksiniz komik, hem 28 şubata destek bildirileri yayınlayacaksın, hemde ergenekon karşıtı olacaksın bu nasıl oluyor? bir izah edebilir misiniz?

  42. Yazan:Hakkı Bentek Tarih: May 27, 2009 | Reply

    Ali Duman Bey,

    Ben yorumumu sizin için yapmadım.
    Hükümetin alenen yapmaya çalıştığı şeyleri bile görmezden gelip, laf karıştıran ve herkesi düşman gören bir zihniyet ile uzlaşamıyacağımın farkındayım.

    Yorumum akıl izan sahibi, derin düşünebilen kimseler içindir.

    Dediğim gibi laf söyleyen çok. Ancak ülkenin durumu da ortada. Dünya’nın en yüksek işsizlik oranına sahip ülke olmamız başarı ise, insanlarımızın uzlaşmanın ne olduğunu bilmeyen, birlik ve beraberliğini kaybetmiş bir hale gelmesi iyi birşey ise, İnandığı gibi yaşamak isteyenlerin, bir yandan engellenirken, diğer yanda militan haline getirilmeleri huzur ve rafahsa, size mutluluklar dilerim Ali Bey.

  43. Yazan:durhat Tarih: May 27, 2009 | Reply

    Tarık bey,

    Benim de ismimin geçtiği yorumunuzun kinayeli kısmını okuyunca biraz şüpheye düştüm.Acaba beni de,DOĞAN MEDYASI ile ZAMAN’ın malum yönlendermesine kapılanlardan mı sayıyorsunuz,bunu tam olarak kavrayamadım.Sanırım buna netlik getirmek adına size bir açıklama borçluyum.

    Birincisi ister Doğan Medyası olsun,ister Zaman,ister bağımsız ve özgür basın ya da herhangi bir kitle iletişim kurumu olsun,bunun bir şekilde kitleyi yönlendirdiği/yönlendirebildiği gerçeğine katılıyorum.Ama doğru yerinden bakılır ama yanlış yönlendirmelere yolaçar,neticede ülkemizde varolan medyanın kollektif algı kodlarını etkilemiş olabilmesi muhtemeldir.

    Bu kısa nottan sonra size şunu söyleyebilirim:evet sözünü ettiğiniz medya gruplarına giren gazete ve tv.leri de diğer alternatif medyayı da imkanlarım dahilinde takip ederim.Ha,birinden biri beni etkilemiş olabilir mi?Evet o da muhtemeldir.Ancak mümkün mertebe kendi dünya görüşüm ve algımla mukayese ederek idrak etmeye,tahlil etmeye ve karşılaştırmaya özen gösterek yaparım bunu.Dolayısıyla sayın Onur Çobanoğlu’nun çok yerindeki belirlemesiyle “kimin söylediği değil,ne söylendiği”benim için geçerlidir.Benim doğrumla örtüşmesi durumunda Doğan Medyası ve Zaman da elbette okunabilir ve bzen gerçekleri dile getirebilirler.

    Tekrar konuya dönecek olursak;
    Üzerinde tartıştığımız konu,sözünü ettiğiniz grupların dışında Taraf gazetesi tarafından gündeme taşındı.Elbette Taraf gazetesinin de bu anlamda her yazdığının “doğru”luğu tartışılabilir.Katıldığım noktalar da var onaylamadığım yayın anlayışları da.Tabii bu tartışmamızın konusu değil.

    Diyeceğim o ki,haberi okuduğumda ben de fikrimi dile getirdim.Benim çıkış noktam, ağırlıklı olarak,konunun halkın yararına olabilecek şekilde tartışılması yönündeydi.Şayet okuduysanız,bunun bir politik malzeme olarak kullanılması yerine hem ülkemizin çıkarına olabilecek hem de halkımızın istifadesine sunulacak bir proje ile sonlandırılmasını talep ettim.

    Burdan hareketle;
    1-“Çakıl taşı” edebiyatı yapılırken(bkz.Çiller’in veciz sözleri)hatırı sayılır bir alanın İsrail gibi saldırgan bir ülkenin denetimine bırakılması bana göre son derece düşündürücüdür.
    2-Şayet Türkiye bir mayın alanını temizlemekten acizse bu daha da düşündürücüdür.Yıllardır sürdürülen bir iç savaşa milyon dolarlık bütçeler ayrılırken nasıl oluyor da mayın temizleme işi başka bir ülkeye verilip o toprakların insanımıza ve ülkemize sağlayacağı nimetlerden vazgeçilebilir.
    3-Sözkonusu projenin TSK tarafından mı yoksa hükümet tarafından mı desdeklendiği,bu apacık ortada olan kayıpları yani gerçeği değiştirmiyor.

    Dolayısıyla bunları gözönünde tutarak ortada hem ciddi bir çarpıklığın hem de bunun yarattığı kafakarışıklığına işaret ettim.

    Fikir TSK’dan çıkmış ve antlaşmanın muhatabı da kendisiyse mesele daha da vahimdir.İki nedenden ötürü:
    1-Devlet ve hükümet politikalarına ordunun karar vermesi zannedersem demokrasi ile bağdaşır bir durum değildir.
    2-İşi “tek çakıl taşı bile verilmez”mealinden sözlere vardıran bir kurumun(ki başta silahlı güç olan PKK’nın bile bir toprak talebinin olmadığını defalarca deklere etmesine karşın)bunun anlamsız bir savaşın sürdürülmesine gerekçe gösterip,ama şimdi hatırı sayılır bir toprağı İsrail gibi işgalci ve saldırgan bir ülkenin denetimine vermesi ve ne hikmetse bu denli “kutsal”lık atfedilen topraktan birden vazgeçmesi büyük bir paradokstur.

    Gelelim hükümetin tutumuna;
    Davos’ta “siz insan öldürmeyi iyi bilirsiniz”diye efelendiği devlet adamının ülkesine ülke topraklarının tasarrufu verilirken nasıl oluyor da seyirci kalabiliyor?.Hadi diyelim ki TSK’nın baskısı var(ki hiç şüphesiz vardır ve TSK,kendisini bu ülkenin tek sahibi ve yetkilisi görüyor)peki hükümetin buna sessiz kalmasına ne buyrulur?Demekki iş “maliyet”te,ekonomi çıkarlara vs.ye gelince “katiller”lede iş pişirilebiliyormuş.Sonuçtan bu çıkmıyorsa neden hükümet itiraz etmiyor?Etmiyor,çünkü işine öyle geliyor.Benim suçum yok diyerek sorumluluğu başka yere atacak ama gönülsüzce(!)masaya oturup bir güzel imzaları atacak.Bana pek mantıklı gelmedi.Mantık bir yana ülkemizin politik çizgisinin içte ve dışta nasıl bir perişanlık içerisinde olduğunun göstergesidir bu.Yani tek kelimeyle danışıklı dövüştür bu…aymazlık,sahtekârlık,gayri ahlâkilik ve çürümüşlüktür.Omurgasızlıktır.

    Sonuç:
    Meseleye tamamen bu pencereden bakıyorum.Ne Doğan medyasının ne Zaman’ın ne de Taraf’ın tüm bu olan bitene nasıl bir tepki verdiğine değil,gerçekleri kimin dile getirdiğine bakarım.Ancak,bütün bunların buzdağının arkasına itilip meselenin bir “kayıkçı kavgası”na dönüştürüldüğü bir tartışmanın tarafı da olamam.Bu nedenle bana göre Ali bey meseleye son derece insanî bakmaktadır.Bana göre de meseleyi politik bir malzeme haline getirerek olaya sadece ideolojiler çerçevesinde yaklaşılmaktadır.Bizim kavgamız,”TSK mı sorumlu,hükümet mi sorumlu”gibi bir tartışmanın tarafı olmak değildir.Yeri geldiğinde pekâlâ ortak mutabakatlarda bulundukları gayet ortada.Fakat bu tartışmanın tarafı olmayacağız diye de yasal yollarla iktidara gelmiş bir parti ile ETÖ arasında garabet bir tercih yapacak kadar da çok şükür aklımı ekmek peynirle yemedim.Hükümetin elbette eleştirilecek pek çok icraat ve uygulamaları var.Yeri geldiğinde de eleştiririm.Fakat katliam,cinayet,provakasyon ve her türlü komploya bulaşmış bir çete ile her fırsatta karşılaştırılamaz.Hükümet öncekilerle benzer bir çizgi izliyor,biraz nüans farklılıkları olsa da çok da kayda değer bir farklılık yok.Ama öte yandan imanımızı gevretmiş,her türlü kirli ve pis işe bulaşmış bir çete vardır ve kimse kusura bakmasın ben bunu birbirinden ayırırım.Gizli veya aleni bu iki olguyu birbirinin alternatifi olarak görecek bir akıl tutulmasına sahip değilim.Her şeyden önce bizi yıllardır yöneten şu çete-devlet-mafya ilişkilerinden önce bir kurtulalım.Bu karanlık ilişkiler ortadan kaldırılmadığı sürece ne AKP hükümetini ne de bir başka hükümeti demokrasi kuralları içinde eleştirme şansımız bile olamaz.Dolayısıyla sayın Ali Duman düşüncelerime tercüman olmuştur.Kendisini bu dik ve onurlu duruşundan ötürü kutluyor ve tüm yüreğimle kendisine katılıyorum.Zaman polemik zamanı değil.Herkes elini vicdanına koysun ve başımıza örülen çorapları artık görsün diyorum.Daha ne zaman bizlere reva görülen puslu havayı soluyup gerçekleri ıskalayacağız?Artık kısır çekişmelerle kaybedecek zamanımız yok.

    Saygılarımla…

  44. Yazan:durhat Tarih: May 27, 2009 | Reply

    Not:”Katillerle de iş pişirilebiliyormuş”derken kasdettiğim İsrail devletidir.Yanlış bir anlaşılmaya mahal vermemek için bu hatırlatmayı gerkli görüyorum.

  45. Yazan:durhat Tarih: May 27, 2009 | Reply

    Sayın Onur Çobanoğlu,

    Doğrusunu isterseniz sizinle sn.Duman arasındaki(bu başlık altındaki)tartışmanın birden alevlenmesi beni de şaşırttı.

    Ayrıca sözünü ettiğiniz “Etiler’de Mahalle Baskısı”yazısı altındaki tartışmaları da tek satırını kaçırmaksızın ilgiyle takip ettiğimi belirteyim.

    Gerçekten de sözkonusu tartışmanın(her ikiniz açısından da)rengi bu tartışmadan bir hayli farklı.

    Tabii “hanginiz haklı?” noktasında bir fikir beyan etmem doğru olmaz.

    Sadece şunu söyleyebilirim:Bana göre aslında aynı şeyleri söylüyorsunuz.Ve yine bana göre dünya görüşleriniz birbirine çok yakın.Gözlemlediğim kadarıyla bakış açılarınızda kismi bir farklılık var ki bu da gayet doğal.

    Aynı şeyleri söylüyorsunuz,zira ergenekon konusunda ” solda bir yarılmanın”sözkonusu olduğunu siz de belirtiyorsunuz.Tek fark,sn.Duman’ın belki de konuyu daha çok işlemiş olması ki,bu noktada kendisine katılıyorum.Siz her ne kadar bu gerçeğe işaret etseniz de(affınıza sığınarak söylüyorum)daha çok solu savunan bir noktaya savruluyorsunuz.Oysa bana göre biz solculara,solun eleştirisine açık olmak ve gerektiğinde özeleştiri yapmaktan kaçınmamak düşer.Doğu Perinçek’ler,Aydemir Güler’ler,Mihri Belli’ler,Yalçın Küçük’ler ve Kemalistlikleri tescilli daha ismini sayamadığım niceleri özgürlükçü solu ve sol ana akımı temsil edemezler.Aynı şekilde ÖDP ve onun çizgisinde olan parti/grup/fraksiyon vb.de zannedersem sol adına referans yapılacak oluşumlar değil.Sn.Duman,gördüğüm kadarıyla sol adına hareket eden kişi ve kurumların bu içine düştükleri tutarsızlığa işaret ederek bir gerçeği dile getiriyor.Ha,bütün sol böyle değil derseniz size hak veririm.Ali beyin de kasdettiğ(eleştirdiği)sol herhalde bu değil.Bu gayet net anlaşılabiliyor.Dolayısıyla sizin örnekler vererek her koşulda bir savunmaya geçmeniz bana yersiz bir kaygı gibi geliyor.Bırakınız solu yerlerde süründüren,bilinçleri kasıtlı olarak bulandıran zihniyetler eleştirilip ifşa edilsin.Solun haksız eleştirildiğine itiraz edeceğiz diye bu zihniyeti savunmamız gerekmiyor.Ha,siz bunu yapıyorsunuz demiyorum,ama lütfen eleştirilen (sözde)solu ötekisiyle karıştırmamaya özen gösterin.Bana göre doğrusu budur ve siz bu konuda bir zaafiyet içerisine giriyorsunuz.Bakın,iyi niyetinizden kuşku duyduğumdan değil,farkında olmayarak sanki olaylarda ideolojiyi biraz daha öne çıkarıyorsunuz gibi geliyor bana.Sn.Duman’ın da bu gerçeğe işaret ederken sizi doğrudan suçlayıcı ithamlardan kaçınması gerekir pek tabiki.Sanırım tartışmanın kısmen sertleşmesi biraz da tartışmanın akışından kaynaklanıyor.Neticede düzeltilmesi çok da zor değil,yeterki kişiselleştirmeden uzak durulsun.

    Sonuç itibariyle,sapla samanı birbirine karıştırmadan daha verimli bir tartışma pekâlâ mümkündür.Derinlerde tartışmamız gerekenleri bir kenara bırakıp yüzeydeki ayrıntılarla uğraşmanın bir yararı olmayacak diye düşünüyorum.Bu handikapın aşılmaması demek,henüz bu zihniyete bulaşmamış gerçek solu da kaybedebilmesi demektir.Hayır,böyle bir lüksümüz olmamalı.Bugüne kadar başımıza ne geldiyse bu sahte solculardan gelmiştir.Neden gelmiştir?Çünkü bu andığımız kesimler solun başını çektikçe sol daha da eriyip gider ve kitlelerle buluşması pek mümkün olmaz.Nitekim yaşamakta olduğumuz durum tam da budur.Akp gibi bir düzen partisi bile bu zihniyet sayesinde bir umut haline gelmiştir.Evet,bugün Akp,iktidarda oluşunu bu zihniyete borçludur.

    Saygılarımla…

  46. Yazan:özlem Tarih: May 27, 2009 | Reply

    israil büyükelçisi urfa ya gitti ve bu toprakların öneminden bahsetti. küçücük çocuklarımız bile bu toprakların urfanın ve bu bölgenin bizim için önemini bilir dedi pervasızca.
    Umarım yakında bizler de bu toprakların İsrail için önemini bir şekilde öğrenmeyiz!!!

  47. Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: May 27, 2009 | Reply

    sapla samanı karıştırmaya devam ediyorsunuz, elbetteki besleme solun dışında da bir sol var, ancak o sola göz açtırılmıyor, üstelik te o gerçek sol’un gardiyanlığı bizzat sol gözüken “besleme sol”a yaptırılıyor.

    Elbette gercek bir sol var ha? Yazdiklarinizi hatirlamaktan bu kadar mi acizsiniz?

    Ergenekon avukatı Doğan Medyasının haberlerine konu yaptığı sol; derindevletin-ergenekon’un yarattğı sahte-besleme sol’dur. Sakın bana hakiki solu sormayın, çünkü yok

    Bir oyle diyorsunuz bir boyle? Ya ilk iddianizda yanildiginizi kabul edin, ya da arkasinda durun. Net olun.

    Komiksiniz komik, hem 28 şubata destek bildirileri yayınlayacaksın, hemde ergenekon karşıtı olacaksın bu nasıl oluyor? bir izah edebilir misiniz?

    Bunu yapan orgut ve sendikalarin (ki katilimcilarin sadece bir kismini temsil etmektedir) samimiyetini her zaman sorgulayabiliriz. Ama eger boyle bir kistas getiriyorsak bunu herkese uygulayalim. Misal 28 Subat’ta zehir zemberek darbe karsiti kesilen Islamci, ulkucu ve bu siyasetlerden liberalizme transfer olmaya calismis kisi ve orgutlerin 12 Eylul sonrasi tavri bellidir. DISK’in samimiyetine inanmiyorsak, HAK-IS’in de samimiyetine inanmayalim ki tutarli olalim. Ayrica daha once de bahsettigim gibi, tek samimiyet sinavi bu degildir. Misal:

    29 yıldır 12 eylül faşizmi tasfiye edilememiş tüm kurum ve kuruluşlarıyla kafamızın üzerinde balyoz gibi eserken

    Buyurmustunuz. O kurumlardan olan YOK’u protesto edecegim diye her sene dayak yiyen sosyalistlerin (okudugunu anlama ozurluler icin zorunlu tekrar: YOK’u protesto edip dayak yiyen sosyalistlerin oldugu, YOK’u protesto edip dayak yiyenlerin HEPSININ sosyalist oldugu anlamina gelmez) yanina Ergenekon karsitlarinin kaci gidip destek verdi?

  48. Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: May 27, 2009 | Reply

    Sayin Durhat,

    Cevaba nereden baslasam bilemiyorum. Suradan baslayalim:

    Ha,bütün sol böyle değil derseniz size hak veririm.Ali beyin de kasdettiği(eleştirdiği)sol herhalde bu değil.Bu gayet net anlaşılabiliyor.Dolayısıyla sizin örnekler vererek her koşulda bir savunmaya geçmeniz bana yersiz bir kaygı gibi geliyor.

    Ali beyin yazilarindan aliyorum:

    Darbeye karşı duran bir sol bile yok ne yazıkki

    Ergenekon avukatı Doğan Medyasının haberlerine konu yaptığı sol; derindevletin-ergenekon’un yarattğı sahte-besleme sol’dur. Sakın bana hakiki solu sormayın, çünkü yok

    ısrarla türk solu, kemalizm tarafından yasaklanmış ve yok edilmiştir, bugün orta yerde at oynatan sol’u ergenekon ve derin devlet dizayn etmiştir

    Bunlarin cok daha fazlasini yazilarinda bulabilirsiniz. Ali beyin elestirdigi solun kapsami yazilarindan belli oluyor: Bugun ortada olan butun sol! Dolayisiyla yersiz bir kaygi icinde falan degilim, ortada bugun varlik gosteren sol siyasetin TUMUNU kapsayan bir saldiri var ve ben buna yanit veriyorum.

    Bakın,iyi niyetinizden kuşku duyduğumdan değil,farkında olmayarak sanki olaylarda ideolojiyi biraz daha öne çıkarıyorsunuz gibi geliyor bana.

    Sola karsi olan siyasetlerin sola iftira atmasinin uzun bir gecmisi vardir. 40 sene once ithamlari tabii daha odunsuydu, iste “komunist adam eve gelince portmantoda baska sapka gorunce cikar gider”, iste “Deniz Gezmis namaz kilan gencleri zevk icin dovuyor”, iste “sol orgutler bakire elemanlarina davaya ihanet ediyorsunuz, hemen bekaretinizi bozun diye emir veriyor” gibi. Simdi gun oldu devran dondu, bu kesimler az daha okudular az daha liberal demokrat olmaya calistilar, argumanlari az daha inceldi. Gelinen noktada son model iftira solun darbeci oldugudur (bunu oyle ayirarak falan degil, toptan soyluyorlar). Sag aydinlar sistematik olarak bu yalani tekrarliyorlar ve Ali Duman bunun buradaki ornegi oldu. Bu kisilerin sol siyasete toptan saldirmasi, esas onlarin ideolojiyi darbe karsitliginin onune koyduklarinin acik gostergesidir. Darbe karsitligini on plana koymada samimi olsalardi, bu yonde calisan siyasetleri karalamaya calismazlardi.

    Simdi hepimizin dedigi gibi solda yarilma var, bu yarilma yeni degil 28 Subat’ta basladi ve sosyalistler de bu yarilmanin varligini kabul ediyorlar, yeri gelince birbirlerine en sert elestiriyi yapiyorlar. Bakin Internet cagindayiz, acin herhangi bir sosyalist/komunist forumu ya da acin eksisozlugu, TKP icin diger olusumlar neler soyluyorlar bir okuyun. Ama ortada yarilma var diye solun hepsini Kemalist/darbeci ilan etmek tam bir sagci firsatciligidir. Yukarida verdigim orneklerde de gorebileceginiz gibi darbeye karsi cikan sosyalistler tam karsi cikmis, soylemlerini eylemle desteklemistir. Istanbul Universitesi’nde sosyalist genclik cikip Ergenekoncu rektorlerden hesap sorulsun diye eylem yapmis. Asker universite secimlerine karisiyor demis. Turkiye’de universitelerin durumundan biraz haberdarsaniz bu kisilere, hele ki Istanbul Universitesi gibi bir yerde bu eylemlerinin sorusturma ve kovusturma olarak geri donecegini biliyorsunuzdur (su ya da bu bahaneyle). Bizim su anda yaptigimiz gibi koltukta klavye tikirdatmaya benzemez bu isler. Ayni sekilde, ESP polis tacizine, yagmura soguga ragmen Ergenekon’a halkin dikkatini cekebilmek icin Izmit’ten Istanbul’a bisiklet binip pedal cevirmis. Simdi size soruyorum: Darbeye karsi ultra hassas oldugunu iddia eden bunyeler bu siyasetleri de icine alacak sekilde butun SOLA darbeci deyince onlar ideolojik davranmis olmuyor, ama ben iftiralara cevap verince ideolojik davranmis mi oluyorum? Iddia ettiginiz gibi darbecilikten kopamamis hicbir siyaseti savunmadim. Bunun bir ornegini gorduyseniz lutfen belirtin, bundan sonra yapmamaya dikkat ederim.

    Sanırım tartışmanın kısmen sertleşmesi biraz da tartışmanın akışından kaynaklanıyor.

    Ali Duman’in bana sert cikmasinin sebebini ona sorun. Benim ona sert davranmamin sebebi tartismanin akisi degil, sayin Duman’in sahtekarligidir. Bundan once de bana suclamalar yoneltenler oldu (hem de cok), bunlarin icinden bana sert davrananlar da oldu. Bana sertlesenlere ben de sertlesiyorum kendi tarzimca, ama hicbirine karsi bu kadar agir konusmadim. Herkesin delirdigi bir sey var; ben de yalanciliga, ahlaksizliga ve ikiyuzluluge olaganustu sinirleniyorum.

    Sn.Duman’ın da bu gerçeğe işaret ederken sizi doğrudan suçlayıcı ithamlardan kaçınması gerekir pek tabiki.

    Kimsenin beni suclamaktan kacinmasi gerekmez, yeter ki arkasinda dursun ve altini doldursun. Oyle birisine desteksiz dayanaksiz “sen zaten Perincekcisin, kemalistsin, darbecisin, zaten seyh ciksa inanirsin” falan deyip sonra da “amacim sizi suclamak degil” gibi kivirmalara girmesin.

    Derinlerde tartışmamız gerekenleri bir kenara bırakıp yüzeydeki ayrıntılarla uğraşmanın bir yararı olmayacak diye düşünüyorum.Bu handikapın aşılmaması demek,henüz bu zihniyete bulaşmamış gerçek solu da kaybedebilmesi demektir.Hayır,böyle bir lüksümüz olmamalı.Bugüne kadar başımıza ne geldiyse bu sahte solculardan gelmiştir.Neden gelmiştir?Çünkü bu andığımız kesimler solun başını çektikçe sol daha da eriyip gider ve kitlelerle buluşması pek mümkün olmaz.

    Peki bazilari bu kesimleri de yeri geldiginde en sert elestiren, her turlu demokratik hareketin yaninda (Ergenekon karsitligi, 301 karsitligi, Hrant Dink davasi vs.) saf tutan sosyalistleri de “ya aslinda bunlar da darbeci” diyerek karalayinca bu solun kitlelerle bulusmasina yardimci olur mu?

  49. Yazan:ali duman Tarih: May 27, 2009 | Reply

    Sn. Durhat;

    Toparlayıcı açıklamalarınız için çok teşekkür ederim, çok zor olmaması gereken mevcut durumun tahlilini sizin gibi yapabilenlerin varlığı umudumu tazeliyor.

    Çok kısa ve öz olarak anlatmaya çalıştığım, Türkiye’de evrensel/özgürlükçü/kendi için var olabilen bir sol’a izin verilmemesidir, maalesef bunu dahi anlatabilmiş değilim.

    Kurucu unsur olan Kemalizm daha ilk dakkadan itibaren Mustafa Suphi’leri Karadeniz’de boğmuş, komünist partiye üye olan Çerkez Ethem’i tasfiye etmiş, Onbeşler kitabesini yazan Nazım Hikmet’e dünyayı dar etmiş, Şefik Hüsnü’nün Cumhuriyetten önce kurmuş olduğu sosyalist partiyi kapatmış, takrir-i sukun ile komünistleri içeri tıkmış, sayısız katliamlar, sürgünler, tefvikatlar ile sola nefes aldırmamıştır.

    Bunun yanısıra 12 Mart ve 12 Eylül ile sol’un üzerinden buldozer gibi geçmiş, 17 yaşındaki devrimcileri bile asmaktan geri durmamış, binlerce insan katledilmiş, işkenceden geçirilmiş, iki kuşak yok edilmiştir.

    şimdi size soruyorum bu koşullar altında bir sol olabilir mi? olabilen sol’un tramva yaşamaması mümkün müdür?

    asıl önemlisi olan 12 mart ve 12 eylül ile paramparça edilen sol, ittihatçı ve ergenekoncu uyanıklıkla “besleme sol” ya da başka bir deyişle “cemaatci sol” (etyen mahcupyan’ın kulakları çınlasın) ile ikame edilmiştir. bugün ergenekon nedeniyle sol’da oluşan yarılma bundan dolayıdır, aksi olsaydı sol’un ergenekon’dan dolaylı yarılması söz konusu olamazdı, taa en başından itibaren gerçek,evrensel, özgürlükçü sol ergenekon’a karşı dimdik dururdu. tıpkı ESP’nin ürettiği sloganda olduğu gibi “güç verin bize, diz çöktürelim onlara”.
    ben sol’u savunuyorum, çürümüş olan yanını değil. bugün solu savunmanın en acil ve en yakıcı yanı; onu, çürümüş yanından ayırmaktan, irinlerinden temizlemekten geçiyor. tarih çok fırsatlar verdi, kürt sorununa bakış ta bir fırsattı, turnusol gibi, ancak yine besleme sol ağır bastı ve kürt sorununa, sol resmi idelojinin gözlüğü ile milliyetçi ve ırkçı olarak bakabildi.
    ve bugün ergenekon sol’un çürümüşlüğünden, irinlerinden temizlenmesi için olağanüstü bir fırsat sunuyor, ergenekon karşısında sol duruş sergileyemeyenler, sahte soldur, solun irinleri ve çürümüşlüğüdür, bunlardan temizlenmenin , bu irinlerden kurtulmanın tam zamanıdır.
    fazla uzatmayacağım kısacası demek istediğim şudur; Atatürk’ün kemalizme bıraktığı en büyük miras sol ve sosyalizm düşmanlığıdır, 85 yıl boyunca da bu vasiyet çok büyük bir itina ile uygulanmış, katliamlar, sürgünler, darbeler, işkenceler en acımasız şekilde solun üzerinde uygulanmıştır.
    Şevket Süreyya Aydemir, Doğan Avcıoğlu, Mihri Belli, Doğu Perinçek, Yalçın Küçük gibi ismi bilinen ve bilinmeyen yüzlerce truva atı rolündeki TOPLUM MÜHENDİSİNİN görevi sol ve sosyalizmi çarpıtmak, iğdiş etmek ve kemalizm kuyrukçuluğuna indirgemek olmuştur. İşin kötüsü bunu başarmışlardır da.
    Bu denli olumsuzluğa maruz kalan dünyada başka bir sol yoktur. Her seferinde küllerinden yeniden doğmak zorunda bırakılan sol, yorulmuş, yıpranmış ve SSCB’nin de çökmesiyle bitme noktasına gelmiştir. Bu fırsattan istifade eden ergenekon türk solunu tahrif ederek, yeniden dizayn etmiştir ki bunun sonucunda TKP darbeyi desteklemekte, Türk Solu dergisinde açıkca milliyetçilik ve ırkçılık yapılmaktadtır.
    Tük solunun dünya soluna akredite olabilmesi, kemalizm kuyrukçuluğunu aşmasıyla mümkündür, kemalizm ile hesaplaşamayan bir sol, “kendisi için sol” olamayacağı için, özgürlükçü ve demokratta olamayacaktır.
    Şimdi sol için küllerinden yeniden doğma vaktidir, bu ancak ergenekon ile hesaplaşayarak, kendi çürümüşlüğünden ve irinlerinden kurtulayarak başarılacak bir şeydir, akp gibi düzen partilerine ucuz muhalefet yapılarak değil.
    kemalizm kuyrukçuluğundan kurtulamamış, solculuğu nevi sahsına münhasır olan, derin devletin dizayn ettiği besleme ve cemaatçi solu, evrensel , özgürlükçü sol ile karıştıran, bu ayrımı yapmaktan dahi aciz kendini sosyalist sananlarla tartışmanın verimli olma şansının olamayacağını bu vesile ile anlamış bulunuyorum. yine de hayırlıdır, çünkü bu bir ergenekon yarılmasıdır, irinlerden ve çürümüşlükten arınmaya işarettir. selam ve saygılar.

  50. Yazan:durhat Tarih: May 27, 2009 | Reply

    Onur bey,sizi anlıyorum.Fakat gördüğüm kadarıyla tartışmanın tatsızlaşması üzerine siz de işi biraz tekpilere bırakmış gibisiniz.Diyorsunuz ki,”gerekirse suçlama da yapılsın ama altı doldurulsun”.Sanırım bunu Ali beyin,gerek şahsınıza gerekse tüm solu kapsadığını düşündüğünüz -hakedilmeyen-ithamlarına dayandırıyorsunuz.Kısacası genellemeden kaçınılmalı diyorsunuz.Oysa ben ortada bir genelleme görmüyorum.Ayrıca solun içine düştüğü hazin durumun tartışmaya açılmasını da “sağcı”lık olarak görülmemeli.Dolayısıyla sola yöneltilen her eleştiri “yalancılık”,”sahtekârlık”,”sağcılık”vs.gibi sıfatlarla tanımlamak bana göre “altı doldurulan”argüman sayılmasa gerek.

    Toparlamak gerekirse ben Ali beyin eleştirisinde sizin düşündüğünüz anlamda solu karalamaya yönelik düşmanca bir tavır göremiyorum.Hele solun tartışılmasını 30 yıl öncesinin malum sol düşmanlığıyla özdeşleştirmek bana hiç de “altı doldurulan” bir argüman gibi gelmedi.Ha,tasvip etmediğiniz ithamlara kendizce cevap verme hakkınıza diyeceğim yoktur.Bu sizinle muhatabınız arasındaki bir problem.Ancak Deniz’leri,İ.Kaypakkaya’ları,Behica Boranları her koşulda saygı ve minnetle anan birini sağcı diyerek,eski sol düşmanlığının yeni versiyonu olarak sunamazsınız.Yine evrensel sol değerleri ve özgürlükçü sol diye geçmişteki TİP’i gösteren birini de sağcı diye kestirip atmak ne adil bir eleştiri ne de altı doldurulan iddialar olabilir.Bilmiyorum,ben bu güne kadar TİP’i,Gezmişler’i,Kaypakkaya’ları,B.Boran’ları öven sağcılara pek rastlamadım.Sizin bildiğiniz istisnalar varsa paylaşmanızı rica edeceğim.

    Ancak burada bir ayrıntıya daha değinmek durumundayım.Sn.Ali Duman’ın bu yöndeki düşünce tasarrufu kendisini bağlar.Ben sadece yürüttüğünüz mantığın bu söylemlerle çeliştiğini söylüyorum.Bana sorarsanız TİP, günümüzün sol iddiasında olan parti,grup ve siyasi akımlardan çok da farklı bir misyona sahip değildir.Behice Boran da dahil M.Ali Aybar,Çetin Altan vd.leri günümüzün Kemalist sol çizgideki aydınlardan çok farklı bir çizgide değiller.Tabii bu tamamen tartışmamızın dışında bir konu.Sadece bazı noktaların açıklığa kavuşması bağlamında hatırlatma gereği duydum.

    Diyeceğim o ki,Türk solunun hâlâ etkisinden kurtulamadığı “çocukluk hastalığı”her evrede kendisini göstermiş ve yansımaları günümüze kadar sürmektedir.İ.V.Lenin’in “Komünizm:Bir Çocukluk Hastalığı”adlı çalışmasını size tavsiye ederim.Solun açmazları,burjuvaya duyulan derin özlem,sınıf çelişkileri vs.ye çok yerinde analizler var bu kitapta.

    Son olarak şunu eklemek istiyorum,bizler asla solun tartışılmasından rahatsızlık duymamalıyız.Evrensel solun bizleri eşitliğe ve özgürlüğe ulaştıracağı umudunu taşıyorsak geçmişi ve bugünüyle gerçeklerimizle yüzleşmekten kaçınmamalıyız.Ancak bu şekilde sol düşünceyi hakettiği yere taşıyabilir ve kitlelerle güçlü bağlar kurmasını sağlayabiliriz.

  51. Yazan:ali duman Tarih: May 28, 2009 | Reply

    Sn. Durhat,

    TİP ile ilgili çok eleştiri yapmak mümkündür, elbette TİP’in hataları da olmuştur, ancak hak vermek gerekirki TİP, yürüttüğü siyaseti meşru koşullar ve parlementer sistem dahilinde, baskıcı sistemin ve yasaların altında yani çok dar siyasi bir alanda yürütmek zorundaydı, 141, 142’yi hatırlayınız, sosyalizm ve komünizmin suç sayıldığı dönemlerde, meşru sınırlar içerisinde yürütülecek olan siyasetin zorluğunu dikkate almak gerekir.

    Ayrıca bu dar siyasi alanda bile TİP’in, Türkiye koşullarına uygun çok çözümler üretebilmiş olduğunu düşünüyorum. Örnek Kürt sorununa dikkat çekmek için DOĞU MİTİNGLERİ yapılması, genel kurullarını DİYARBAKIR’da yapması, KÜRT yurttaşlar için anayasal eşit yurttaşlık hakkı, ana dilde eğitim hakkı, toprak ve eğitim reformu, kültürel haklar gibi çözümler üretmiş ve bu çözümcü siyasetinin bedelini kapatılarak ödemiştir.

    TİP’in kürt sorunu için üretmiş olduğu çözümler aradan 50 yıl geçmiş olmasına rağmen güncelliğini hala korumaktadır, buna saygı duyma gerekir. Türkiye, TİP’i kapatmak yerine, TİP’in bu çözümlerini dikkate almış olsaydı bugün 50 yılını kaybetmemiş olacaktı.

    Ayrıca TİP hem resmi ideolojinin faşistleri tarafından baskı altına alınmış iken, ayrıca bir de yukarıda kimliklerini saydığım truva atı rolündeki, goşist, TOPLUM MÜHENDİSLERİNİN de çapraz ateşi altında kalmış, parlementer sınırlar içerisindeki mücadelesi tamamen işlevsiz hale getirilmiştir.

    TİP, içerisinden çıkan daha sonra DEV-GENÇ’e dönüşen gençlik hareketi, toplum mühendisliği ve resmi ideolojinin hizmetindeki kemalist kuyrukçusu, uyduruk MDD tezleriyle, maksatlı bir şekilde terörize edilmiş, gençlik ve sınıf önce partisinden kopartılmış, sonra da derin devlet/özel harp dairesi/ergenekonun sahneye koyduğu taktiklerle binbir fraksiyona bölünmüş, bunun üzerine 12mart ve 12 eylül balyoz hareketleriyle de tamamen etkisiz hale getirilmiştir.
    Misal; ABD’de eğitim görmüş ve yurda gelmiş olan Mihri Belli önce TKP’ye girmiş, TKP’yi bölmeye çalışmış, oradan kovulmuş, bu kez TİP’e girmiş ve TİP’i bölmeye çalışmıştır. TİP’den kovulduktan sonrada MDD uyduruk tezleriyle gençliği darbecilerin istediği doğrultuda terör bataklığına sürüklemiş ve bildiğimiz terör eylemleri sonucunda da hem önder kadrolar katledilmiş, hemde terör bahanesi ile kanlı faşist darbeler yapılmıştır. Terörün sınıf ve sosyalizm mücadelesine zarar vereceğini deklere eden TİP ise, pasifizm ve revizyonizm ile suçlanarak tamamen etkisizleştirilmiş, ancak sonuçta yapılan terör eylemlerinden en çok zararı -TİP’i haklı çıkaracak şekilde- sosyalistler görmüştür.

    Diğer tüm devrimci dinamiklerin 12 mart öncesi ordudan DEVRİMCİ BİR DARBE bekledikleri bir ortamda, TİP ayak sesleri duyulmakta olan darbenin DEVRİMCİ DEĞİL, FAŞİST BİR DARBE OLACAĞINI tahmin eden ve sosyalistleri bu konuda uyaran ilk ve tek siyasi harekettir, bu bile Türkiye’yi ne kadar iyi tanıdıklarını, ne kadar nesnel ve doğru tahliller ürettiklerine işarettir ki sırf bu yüzden bile saygıyı haketmektedir. Ayrıca solcuların kemalizmi sol sandıkları bir dönemde, sıkıyönetim mahkemesine yaptığı savunmada “sosyalizm için mücadele verdiklerini, darbeye, cuntaya ve kemalizme karşı mücadele yürüttüklerini” ifade etmişlerdir. Tezata bakın ki TİP’i reformist olarak suçlayan MDD tayfası ise Kemalizm kuyrukçuluğu yapmakta, kemalizmi sol diye yutturmaktaydı. Sapla saman işte böyle karışıyor bu ülkede.
    TİP’den sonra Türkiye solu, Türkiye’nin sorunları için bugüne değin herhangi bir çözüm üretememiştir. TİP’i önemsiyor olmamın en büyük gerekçelerinden biri de budur. Bu anlamda bugün dönüp geriye baktığınızda -çözüm üretmede- bir İZ bırakmış yegane siyasi hareket olarak TİP’i görürsünüz.
    Umarım bu konularda bir yazı çıkarda daha fazla tartışma ve fikir alışverişinde bulunabiliriz. selam ve saygılar.

  52. Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: May 28, 2009 | Reply

    Sayin Durhat,

    Diyorsunuz ki,”gerekirse suçlama da yapılsın ama altı doldurulsun”.Sanırım bunu Ali beyin,gerek şahsınıza gerekse tüm solu kapsadığını düşündüğünüz -hakedilmeyen-ithamlarına dayandırıyorsunuz.Kısacası genellemeden kaçınılmalı diyorsunuz.

    ”gerekirse suçlama da yapılsın ama altı doldurulsun” ile genellemeden kacinilmali ayni sey degildir. Altini doldurabiliyorsa genelleme de yapabilir. Ilki cok daha genis bir temenni, sadece sola degil sahsima yaptigi saldirilari da kapsiyor. Genelleme yapilmamasi temennim sadece solu kapsiyor.

    Oysa ben ortada bir genelleme görmüyorum.

    Sakın bana hakiki solu sormayın, çünkü yok yeterince net bir genellemedir, ya da ayni Turkceyi konusmuyoruz.

    Ayrıca solun içine düştüğü hazin durumun tartışmaya açılmasını da “sağcı”lık olarak görülmemeli.

    Daha once de belirttigim gibi, sosyalistler kendi aralarinda devamli bunu tartisiyorlar. Sagci gorecek olsam onlari gorurdum.

    Dolayısıyla sola yöneltilen her eleştiri “yalancılık”,”sahtekârlık”,”sağcılık”vs.gibi sıfatlarla tanımlamak bana göre “altı doldurulan”argüman sayılmasa gerek.

    Sola yoneltilen elestiriye degil, yalanciliga ve sahtekarliga yalancilik ve sahtekarlik dedim. Elestiri ile iftira arasinda daglar kadar fark vardir. Bir hukmun elestiri olabilmesi icin, ilk once gercek durumu temel alan bir onerme olmasi gerekir. Eger gercek olmayan bir seyi gercek gibi gosterip onun uzerinden hukum veriyorsaniz o yalana girer. Bunun icin, Turkiye’de darbeye karsi duran bir sol bile yok diyorsaniz bu elestiri degil iftiradir, cunku darbeye karsi duran bir sol vardir. Darbeye karsi duran solun varligini da verdigim orneklerle belgeledim (ki birkac ornek verdim, daha coklari da var). Yani iftira iddiamin altini doldurdum.

    Sagciliga gelince. Ali Duman bugune kadar sadece sagcilarda gordugum bir davranisi tekrarladigi icin onu sagci olarak algiladim. Sagci olmak ne suctur ne de ayip (firsatcilik baska, o ayiptir), ama yine de Ali Duman’i sagci ilan etmek icin yeterli delilim olmadigi konusunda size katiliyorum. Dolayisiyla altini dolduramadigim bu iddiami geri cekeyim ki Ali Duman’dan bir farkim olsun.

    Hele solun tartışılmasını 30 yıl öncesinin malum sol düşmanlığıyla özdeşleştirmek bana hiç de “altı doldurulan” bir argüman gibi gelmedi.

    Solun tartisilmasini degil, bugunun modern iftiralarini 30 yil oncesinin dusmanligiyla ozdeslestirdim. Bakiniz yukarida elestiri ile iftira arasindaki fark.

    Ancak Deniz’leri,İ.Kaypakkaya’ları,Behica Boranları her koşulda saygı ve minnetle anan birini sağcı diyerek,eski sol düşmanlığının yeni versiyonu olarak sunamazsınız.

    Dedigim gibi Ali Duman’a ettigim sagci lafini simdilik geri aldim, onun icin bu onun sahsina iliskin bir iddia olmayacak. Genel olarak sagci bir apolojist eger yeterince ahlaksizsa (burada sagi toptan mahkum etmeyen bir iddiada bulunuyorum dikkat) bu tarz stratejilere girebilir. Dedigim gibi sag aydinlarin ahlaksiz bir kisminin solu karalama girisimleri hep olmustur. Denizler Boranlar candi ama son solculardi, onlardan sonra sol cikmadi demek dolayli olarak bugun sol yoktur demektir (Ali Duman bunu dolaysiz da soyledi gerci). Bu da karalamadir. Karalamanin etkisinin artmasi icin karalayan kisi kendisini gercek sola saygili gibi gostermeye calisabilir, bunun icin Denizler Kaypakkayalar da iyiydi diyebilir (dedigim gibi, karalama kismi haric Ali Duman’a yonelik bir itham degildir bu. Ben kendisinin aksine baskalarina ispatlayamayacagim suclamalari savurmam).

    Yine evrensel sol değerleri ve özgürlükçü sol diye geçmişteki TİP’i gösteren birini de sağcı diye kestirip atmak ne adil bir eleştiri ne de altı doldurulan iddialar olabilir.Bilmiyorum,ben bu güne kadar TİP’i,Gezmişler’i,Kaypakkaya’ları,B.Boran’ları öven sağcılara pek rastlamadım.Sizin bildiğiniz istisnalar varsa paylaşmanızı rica edeceğim.

    Alev Alatli benim gozumde sagcidir. Bunu da tartisabiliriz gerci, ama pek cok solcunun bana katilacagini dusunuyorum. Alev Alatli TIP’i (en azindan ilk donemlerini) ovmustur (yine icindeki bazi sahislara elestirileri sakli tutmakla beraber). Yine ayni sekilde Deniz Gezmis vatansever adamdi diyen ulkuculer gordum. Hatta eski Refah (ya da Fazilet de olabilir) Partisi’nin milletvekillerinden biri (Mehmet Bekaroglu degil) vaktinde Reha Muhtar’la Ates Hatti’nda “Denizler de bizim kiymetli genclerimizdi, bagimsizlik mucadelesinin buyuk isimleriydi” demis ve studyoyu dumura ugratmisti (uzerinden epeycene bir yil gectigi icin kesin tarih veremeyecegim kusura bakmayin).

    Son olarak şunu eklemek istiyorum,bizler asla solun tartışılmasından rahatsızlık duymamalıyız.

    Yigidi oldurup hakkini verdigimiz surece yerden yere vursaniz benim icin sorun degil. Gercek uzerinden yapilan hicbir elestiriden gocunmam.

  53. Yazan:ali duman Tarih: May 28, 2009 | Reply

    Sn. Durhat, sayfa konumuz ile çok ilişkili değil ayrıca çokta uzadı ancak Nazım Hikmet’in SSCB’de kendisini dışlayarak “burda her şeye karışma, sen yabancısın” sözlerini kullananlara karşılık olarak verdiği “bir devrimci hiç bir yerde yabancı değildir” sözünden de cesaret alarak böyle bir bu konunun her düzlemde konuşulması gerektiğini düşündüğümden devam ediyorum.

    Söz yakın geçmişten ve TİP’ten açılmışken konuyu bugüne getirmemek yarım bırakmak olacaktı, bugüne getireceğim ve bitireceğim.

    Bildik yargı darbeleri, kapatmalar, faşisan baskılar sonucu meşru çalışma imkanı bulamayan, üstüne üstlük 12 mart ve 12 eylül faşist darbeleri TİP’in yöneticilerini yurt dışına kaçmaya zorladı.
    12 Eylül sonrası sürgündeki TİP ile, yine sürgünde ve illegal TKP, TBKP çatısı altında birleştiler. AB açılımları, yasal düzenlemeler sonucu bazı yasakların da kalkmasıyla TBKP yurda dönüş kararı aldı ve yurda döndü. Liderleri hava alanında derdest edilip, içeri atıldılar ve birkaç yıl hapis yatttılar.
    Kapatılan TBKP , AİHM’ne dava açtı ve kazandı. Ancak ne varki TBKP A-Ç-I-L-A-M-A-D-I. Değil AİHM’de Kainat Mahkemesinde kazansa açılmasına izin verilmez, verilemezdi.
    Solu yasaklayan “müesses nizam” kapılarını sahte olmak koşuluyla (örnek TKP ) sol ve komünist bir partiye sonuna kadar açar, ancak hakiki anlamda komünist olan TBKP’ye kapılar her daim kapalıdır. Müesses Nizam’ın kendine mahsus kuralları vardır misal der ki; “AİHM’de kazandın, sıkıysa partini açta göreyim” (Hirant Dink’e valilikte denildiği gibi) Kurucu unsurun ya da müesses nizamın Ata’sı, saltanat yanlıları için “gerekirse bazı kelleler koparılacaktır” dememiş midir? İstiklal mahkemelerinde 15.000 muhalif mesnetsiz, delilsiz idam edilmemiş midir?

    Kısacası müesses nizamın KIRMIZI ÇİZGİLERİ içerisinde SOLCULUK, hatta KOMÜNİSTLİK yapabilirsiniz, bir yerde iyi de olur, müesses nizam için dünyaya “bizim de komünist partimiz var” deme şansı doğar. Hatta az ileri gidelim kırmızı çizgileri aşan sol’a da izin vardır, ancak kitleselleşmeden, marjinal kalmak kaydıyla.

    Müesses nizamın çizdiği çizgiler içerisinde bir sol var mı? var, hatta marjinal kalmak kaydıyla çizgi dışında da var mı? var. Ancak ne varki herşey müesses nizamın belirlediği ve sınırladığı şekilde. Tamda hakim sınıfların istediği tarzda. Tamda müesses nizamın kuyruğunda.

    Türkiye’de KOMÜNİST PARTİ var mı? var, vallahi de billahi de var. (Peki Komünist mi? sizce komünist olma ihtimali var mı?)

    Peki AİHM’de kapatma davası iptal edilen TBKP nerede??? haaa o’mu yandı bitti kül oldu. (“sıkıysa açılsında göreyim” imza:müesses nizam)

    Müesses nizamın kuyrukçuluğunu yapan bir “besleme/cemaatci sol” ile kırmızı çizgiler nedeniyle ebediyen marjinal olmaya mahkum bırakılmış gerçek bir sol’da var, müesses nizamın kurallarına göre SOL’CULUK oynamaya hazır SOLCULARDA VAR. Eee daha ne olsun, ben susayım onlar oynasınlar çelik çomaklarını müesses nizamın gölgesinde ve kuyruğunda.

    neyse yeterince sayfaya ve size işgaliyet verdim, nasıl olsa anlamayana davul zurna bile az, ama olsun, ziyanı yok, çünkü küllerinden yeniden doğmak ısrarla anlatmayı da gerektiren birşey.

  54. Yazan:durhat Tarih: May 28, 2009 | Reply

    Sn.Duman,

    Yanlış bir anlaşılmayı önlemek adına yorumumda yer verdiğim TİP’e ilişkin görüşlerime açıklık getirmek durumundayım.

    Öncelikle getirdiğim eleştiri,bügun solun içine düştüğü buhranın geçmişte de-bugün yaşadığımız koşulların bir benzeri olarak-varolduğuna dikkat çekmeye yönelikti.Zira siyasetin şekline bugün olduğu gibi geçmişte de Kemalizm yön verip belirlemiştir.Bu aynı zamanda Türk solu’nun tarihi boyunca aşamaığı bir handikap,büyük bir engeldir.Bunun üzerine dönemin koşullarını da eklerseniz elbette sizin de değindiğiniz gibi solun radikal bir dönüşüm geçirmesi beklenemezdi.Dolayısıyla,TİP’ten maada Türk solunun-karşılaştığı egeller sonucu-artı ve eksilerine vurgulamak istemiştim.

    Nedir bu artı ve eksiler:

    Evet,27 Mayıs darbesinin hemen ardından kurulan TİP,elbette Türk solunun 60 ların ortasından başlayarak filizlenmesine,sendikal örgütlenmelere,öğrenci hareketlerine öncülük etmiş,alternatif bir siyasi akımın öncüsü olmuştur.Bu yadsınamaz bir gerçektir.

    Ancak,mevcut otoriter devlet zihniyetinden farklı bir dil ve tavır geliştirme iddiasında olmasına karşın,TİP,Kemalizmin belirlediği sınır ve kırmızı çizgileri aşamamıştır.Örneğin SSCB’nin Çekoslovakya işgali nedeniyle bölünme noktasına gelen parti maalesef 27 Mayısla ciddi bir hesaplaşmaya asla girişememiştir.Dolayısıyla dış dünyadaki siyasi çalkantılar,konjonktürel gelişmeler karşısında ayrışma ve parti içi hizipleşmeleri yaşanırken yeni çıkılmış bir faşist darbeye yeterince duyarlılık gösterilememiş olması,sözünü ettiğim açmazların Türk soluna neler kaybettirdiğinin bir göstergesidir.

    Ancak dediğiniz gibi bu elbette hiçbir zaman üzerlerinde eksik olmayan Kemalizm balyozundan kaynaklanmaktadır.Tıpkı bugün olduğu gibi.

    Neticede bu konular çok daha derin araştırma ve analiz konusudur.Elbette bunun üzerine daha geniş bir yazı olursa memnuniyetle sohbet eder tartışırız.

    Sevgi ve selamlar…

  55. Yazan:mer'A-kıl Tarih: May 28, 2009 | Reply

    Onur bey doğru bir pozisyonda durup görüneni soru cümlelerine çevirmiş.

    Hakikaten dediginiz gibi TSK yumrugundan cekindikleri icin mi Israil’e mayin temizlettiriyorlar , yoksa aslinda onlarin da isine geliyor ondan ses etmiyorlar?

    Hükümetin yakın tarihteki tepkilerine bakıldığında TSK yumruğundan çekindiği şeklinde bir yorum yapılabilir.

    Ses edilen bu işin TSK istemesi mi yoksa İsrail’e yaptırılıyor olması mı?

    Her durumda,ister hükümet istesin ister TSK mayınlar temizlensin ama yeter ki bunu yapan İsrail olmasın mı demek isteniyoruz?

    Bu işi hükümet TSK dan baskı görmeden çok daha maddi karlarla çıkacağı bir başka ülkeye yaptırabilir(miy)di.Fakat İsrail ile kurulan böyle bir ilişki,(mayın temizleme ve toprak işletme) İsrail-Filistin çözümünün bir parçası olarak görülüyor olabilir.Malum İsrail, Filistin topraklarını metrekareye düşen insan sayısını azaltmak için istemiyor!İsrail Filistin topraklarından bir kısmını boşaltıp uzlaşmaya yanaşır mı?

    Yıl 1895.Bu imparatorluğun hiçbir parçasını kimseye veremem.Yahudiler şimdilik milyarlarını biriktirsinler.Kim bilir,bir gün bu imparatorluk paylaşılırsa onlar da istediklerini belki de hiçbir şey ödemeden elde edebilirler.(Sultan Abdulhamid)

    Belki beş yıl içinde değil ama muhakkak elli sene içinde bu gerçekleşecek.(Theodor Herzl)

    Nitekim 50 sene sonra,parçalanan imparatorluğun o satılmayan toprakları üzerinde Ben Gurion ,İsrail devletinin kuruluşunu Herzl’in portresi altında ilan etmiş.

    Sonuç itibariyle şartları iyi değerlendiren Herzl,istediğini dirayetli duruşu ile saygı duyduğunu belirttiği ve hayran olduğu Sultan Abdülhamid’i haklı çıkartarak elde etti mi?

    Yüzayde sadece mayın temizletme işi gibi görünenden kimler karlı çıkacak?

    Bir kararın değer analizini yapabilmek için üzerinden bir 50 sene geçmesi gerekebiliyor bazen.

    İsrail’e mayın temizletmenin değeri ne olabilir gerçekten iyi düşünmek gerekir.

    TSK sadece ipler bende demek istediği için bu işi İsrail’in yapmasını istiyorsa da bu istek değer analizi yapılarak bir amaca yönlendirilemez mi?Bu İsrail nefretinden dolayı gerçekleşmesi imkansız bir amaç mıdır?

    Eğer hükümet ordudan gelen baskı ile bu talebi yönlendirememiş ve sadece TSK istedi(!?) diye İsrail’e vermişse bu ülkenin en güvenilir kurumu olarak TSK herhangi bir toprak gaspında iktidarı gasp edenlere yaptığını yapacaktır değil mi?O halde endişe etmeye ne hacet!

    Bir de halkin gozu onunde (kayikci kavgasi dediginiz olay) askere kabahati yikip hosnutsuzluk yukunu yonlendiriyorlar suphesi olacaktir. Bu suphe, iktidarin baska birtakim hareketleriyle azalip artabilir. Misal Erdogan gazetelere boyle demec verince, insanin suphesi artiyor.

    Davos’taki One minute ve İsrail’in özrüne anlam vermeye çalıştım.Çok iyimser olmuş olabilirim.

  56. Yazan:durhat Tarih: May 28, 2009 | Reply

    Ali bey,

    TİP ile ilgili yazdığım bir yorum var.Henüz görünmüyor.Tesdüf bu ya,bir de baktım sizden ikinci bir yorum daha gelmiş.İlginiz ve açıklamalarınız için teşekkür ediyorum.Diğer yorumuma ekleyeceğim pek bir şey yok.Zira siyaset önünde geçmişte ve günümüzde varolan engeller konusunda hemfikiriz.

    Sadece şunu ekleyebilirim:bu kırmızı çizgiler sadece sol’a değil,resmi ideolojinin dışına çıkan her siyasi oluşum ve hareketin önüne çıkarılmıştır/çıkarılmaktadır.Çok partili döneme geçildikten sonra kapıtılan partiler bu konuda yeterince ip ucu veriyor zaten.

    Dolayısıyla siyasetin önünü tıkayan fiili uygulamaların antidemokratikliği bir yana,eleştirimize konu olan tüm zaafiyetler de bu olgudan beslenmiştir.

  57. Yazan:Hakkı Bentek Tarih: May 28, 2009 | Reply

    “TSK sadece ipler bende demek istediği için bu işi İsrail’in yapmasını istiyorsa da bu istek değer analizi yapılarak bir amaca yönlendirilemez mi?Bu İsrail nefretinden dolayı gerçekleşmesi imkansız bir amaç mıdır?” (mer’A-kıl)

    TSK’nın böyle bir şey istediğine dair bir beyanı nerde gördünüz ?

    Oysa gazetelerde TSK’nın bunu yapması için NATO’yu önerdiği açık açık yazıyor.

    Oysa hükümet ne diyor ? Sermayenin dini imanı olmaz !

    Şimdi kalkıpta kimse bu işteki sorumluluğu AKP’den alıp TSK’ya yıkmaya çalışmasın.

    Bu hükümetin yaptığı olumlu hareketlerden biri, TSK’nın etkisi altında kalmayacağını ispatlamış olmasıdır.

    Yani sorumluluk tamamen AKP hükümetinde.

  58. Yazan:Serkan Çekiç Tarih: May 28, 2009 | Reply

    Kıbrıs kadar değil bildiğim kadarıyla kuzey kıbrısın 5 de biri kadar uzun ama derinliği 350 metre falan (tipik mayın tarlası işte). Yani öyle tehtit oluşturucak bi arazi değil israil, fransız, yeni gine farketmez ama 44 yıl nedir ya 44 yılda neler değişir neler (İsrail, fransa ya da yeni gine komşumuz olabilir)Temizlenmesi lazım ama çok acil bir durumda değil ertelene ertelene bu hale gelmiş anladığım kadarıyla yinede durup düşünüp en doğru politikayı seçmek için zaman var. TSK diziyo temizleyemiyo ehe ehe demek içinde baya bi teknik bilgi lazım tarla diyoruz dedektörle çözülcek bir şey değil bu. Donanım lazım, personel lazım bunlar ucuz değil hem bi tarla temizliği için bi ton donanım alıp temizlendikten sonra kenara koyamazsınız pazarlamanız iş yapmanız gerekir. Kısaca bu iş özel şirketlerce halledilen bir iş. Aşşağı yukarı 800 milyon ila 1 milyar arasında değişen fiyatlar var sanırım. Öyle çok abartılacak bir konu gibi gelmedi bana. Ama herkes tartışıyo. Garip.

  59. Yazan:mer'A-kıl Tarih: May 29, 2009 | Reply

    @Hakkı Bentek,
    yukardan aşağı 8.yorum.İlk yorumunuzdan sonra 5.oluyor.

  60. Yazan:Hakkı Bentek Tarih: May 29, 2009 | Reply

    @mer’A-kıl

    O yorum Ali Duman Bey’in kendi düşüncesi. Hükümet’in dili mi kesildi de, bunu söyleyemiyor. Yapmayın ayıptır…

  1. 1 Trackback(s)

  2. Haz 6, 2009: Son 30 günde en çok okunanlar : Derin Düşünce

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin