RSS Feed for This Post

Asker, polis ve cemaatçilik

TSK etrafında son yazdıklarım üzerine yazlık komşumuz olan bir emekli generalden mektup geldi. Posta kutumda ismi görünce, küçüklüğümden beri sevdiğim, “amca” diye seslendiğim bu insanın bana ağır ve sert bir mektup yazdığını düşündüm… Mektubu açınca ise yine çocukluk günlerimdeki gibi sıcak bir hitapla karşılaştım. Emekli general çok olgun ve özeleştirel bir üslupla yazmıştı. Mektuptan bir bölüm aktarayım;

“…Rasimciğim sürekli ordunun sivil denetime açılması gerektiğini yazıyorsun. Bizler, hep dışarıya kapalı olarak yetiştirildik. Dışarıdan sivil birimlerin gelip bizleri teftiş etmeye kalkmasını gururumuza yediremiyoruz… Askerlerimizin hayatta kalmasına yeterince önem verilmediğini de sürekli yazıyorsun. Bak, ben genç bir teğmen olarak Kore savaşına göreve gittiğimde beni en çok şaşırtan şey Amerikalı subayların kendi askerlerinin hayatlarına verdikleri önemdi. Evren paşanın dönemine kadar aktif hizmet sırasında ölen ve yaralananlar için tazminat da ödenmiyordu. Ben buna hep karşı çıktım. TSK da yekpare bir bütün değil. İnan bana biz içimizde birçok şeyi tartışıyoruz…”

Öte yandan Bingöl katliamı meselesiyle ilgili Kürt dostlardan da epey mektup geldi. Mesela Kürt siyaseti içinde belli mevkilerde de bulunmuş bir dost, 33 askeri öldüren PKK saha komutanlarının sonradan kurşuna dizildiğini yazdı bana… Toplumun çoğunluğunun inandığı Ergenekon-PKK ortaklığı noktasında da, PKK içinde bu tür isimlerin olduğunun sorgulandığını söylüyor. Şemdin Sakık’ın Ergenekon-PKK iletişimini sağladığını Kürtler olarak hepimiz biliyoruz artık diyor ve ekliyor; (Şemdin Sakık) nasıl yıllar yılı Dersim saha komutanlığı görevinde bulundu? PKK parti meclisinde görev aldı? Türk derin devletinin adamını niye en önemli görevlere getirdiler? Bu soruların cevabı meçhul…”

“Peki, bu adam

Kafam tam bunlarla meşgulken, bir yandan emekli general komşumuzun, bir yandan Kürt dostumun mektubunu okurken ajanslara düşen bir haber bu yaşadığımız trajediyi kendi başına anlatıyordu…

Cizreli Şehit Piyade Er Mesut’un hikâyesiydi bu haber… Mesut bir Kürt genciydi. Bundan üç yıl önce PKK’ya destek olmak suçlamasıyla içeri alınmıştı. Ardından hakkında dava açılmıştı. Davası sürerken askere gitmişti. Iğdır bölgesinde görev yaparken Türk ordusunun bir neferi olarak şehit oldu Kürt Mesut… Potansiyel PKK sempatizanı diye suçlanan, içeri alınan, hakkında “vatan hainliği” hükmü konmak üzere olan Mesut bu vatan için şehit oluyordu… Hain? Şehit? Nedir Mesut’un, Mesutların durumu? Mesut’un Kürtçe ağıtlar yakan anasının durumu nedir? Mesut’un hikâyesi aslında Türkiye’nin trajedisinin hikâyesidir… Bu saçmasapan, kirli ve çözümsüz savaşın hikâyesidir…

Kurumsal cemaatçilik hastalığı

TSK etrafında konuşurken, bir başka noktayı da vurgulamak istiyorum… Türk devletinin güvenlik yapılanması içinde birimlerin birbirinden nerdeyse nefret ettiği çok açık. Asker, polisi işbirliği yapacağı değil rekabet ettiği bir birim olarak görüyor. MİT’i de öyle… Tabii duygular karşılıklı. Emniyet içinde de algılama farklı değil. Öte yandan Emniyet, kamuoyu tarafından çok daha rahat şekilde sorgulanıyor, eleştiriliyor. Mesela geçenlerde Oktay Ekşi polisle ilgili çok sert bir yazı yazdı. Bu yazının onda birini askerle ilgili, mesela Aktütün katliamındaki feci ihmallerle ilgili yazamaz…. Kendi mensuplarını cemaatçi biçimde kollama, hatalarının üstünü örtme alışkanlığı devam ediyor… Bizim gazeteden Önder Aytaç’ın da bu kurumsal-cemaatçilik çizgisinde olduğunu söylemek lazım. Hele Aytaç’ın geçen 32. Gün programındaki tavrı şahsen beni çok üzdü. Özgürlükçü-demokrat bir aydın, konumu ne olursa olsun Türk güvenlik yapılanmasında bir kurumu tutarak, öbür kuruma giydirme politikası uygulayamaz. Mesele bir sistem sorunudur… “Aman askerî hegemonyaya karşı mücadele eden polisi yıpratmayalım” anlayışı Türkiye’nin (ve polisin de) yararına bir anlayış değildir… Aytaç’ın bahsettiğim programda oğlu katledilen Mehmet Tursun’a karşı tavrı ise bir felaketti. Katledilmiş oğlunun hesabını soran babaya “Diyarbakır’dan niçin İzmir’e geldiniz, açıklayın” “Oğlunuz da alkollü araba kullanmamalıydı, yanındaki arkadaşı da şöyle şöyle ifade vermiş” demek vicdanlı bir tavır değildir…

Fakat bu Emniyet’in de genel ideolojisinin “Kol kırılır, yen içinde kalır” mantığı yönünde olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Emniyet’te de egemen zihniyet, resmî ideolojinin daha dindar versiyonu şeklinde tezahür ediyor

Engin Çeber, 1 Mayıs ve benzeri meselelerde de Aytaç’ın tavrı aynı kurumsal-cemaatçilik çizgisinde maalesef. Bir Polis Akademisi hocası olarak Aytaç’a emniyetçileri “dışarıya” karşı ne olursa olsun korumak kaygısıyla davranmak değil, “içeriden” sonuna kadar eleştirmek yakışır… Korumacı-cemaatçi yaklaşanlar koruduklarını sandıklarına en büyük zararı verirler… Asker için de, polis için de aynı şekilde geçerli bu…

Share on Facebook

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 2 Yorum

  2. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Ara 15, 2008 | Reply

    ordunun sivil denetime açılması gerekli.bu denetlemeyi savunma bakanlığı yapacak.golf sahası skandalını tüm kamuoyu gördü,dahası da var.milletin parasını,ülke savunması adı altında çar çur edip,keyf çatıyor beyfendiler.kanıma dokunuyor,esnafa çiftçiye giydirilen türlü türlü vergilerle millet sefalet içinde,beyfendiler yukarıda keyf sürsün.bu bizim gibi geri kalmış ülkelerde olur herhal.hani muasır medeniyetler hedefi nerede kaldı?

    bingölde 33 askeri öldürenlerde tunceli bölgesinde görevli aslı ermeni kökenli olan teröristlerdir.33 askerin şehit edildiği yeri bir görseniz,askerlerimizi tek sıraya sokup taramışlar.bir taraf yüksek yamaç,diğer taraf uçurum.nasıl saldınız,korumasız o askerleri?

  3. Yazan:metedro Tarih: Ara 17, 2008 | Reply

    Askerin hayatına önem verilmiyormuş…Bu ülkede kimin hayatına önem veriliyorki…Velhasıl askere karşı bir ihmalsizlik varsa (ben sanmıyorum-bu Türkiyede yapılamaz) bunun dile getirilmesinin yolları vardır. Ama asker askerliğini bırakıp siyaset yapmaya, terör örgütleriyle işbirlikteliği yapmaya, çetelerle yatıp kalkmaya başlar sonrada benim hayatımı önemsemediniz, beni ihmal ettiniz derse bunlarıda böyle meşru hale getirmeye çalışırsa işte buna kızılır.

    Kimse savunmaya kalkışmasın, Türkiye de asker işini yamamaktadır. ve yapmamaya devam devam ediyor. ve halk bunu görüyor. ve buda düşmanların yüzünü güldürüyor. Bir acı yaşanacaksa halkda, askerde yaşayacak. Asker halkı karşısına alırsa buna gücü yetmez. Asker sevilmiyorsa bunun nedenini bununa ilgilenenler bulsun.

    Bırakın birbirinizi kırmadan alıştıra alıştıra söylenmeyi. Her ey ortada. O üniformayı giyen değişiyor. kendini dokunulmaz görüyor. Bende giydim bende öyle zannettim kendimi. Bu aşılmalı. Asker svil otoriteler tarafından denetlenmeli ve kulağıda çekilmeli. Bu ne yaa…Bu yorumu hadi yayımlayın

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin