Hakperestlik ile Devletperestlik Arasında: Tayyip Erdoğan - Tartışma (Genç Siviller)
By Editörden on Haz 5, 2009 in AKP, Duyuru, genç siviller
İktidarın büyük ortağıyken 28 Şubat darbesiyle önce muhalefete sonra Anayasa Mahkemesi’ne düşürülen bir partinin ‘yenilikçi’ kanadı oldular.
Amblemi ampul olan başka bir parti kurdular. Bu partinin, Liderinin siyasi yasaklı, ambleminin ampul olduğunu görenler “şaka herhalde” dediler.
Kiminin Ak Parti, kiminin AKP, garanticilerin ise Adalet ve Kalkınma Partisi dediği bu parti, kuruluşunun üzerinden bir yıl bile geçmeden tek başına iktidar oldu, katıldığı ikinci seçimde ise her iki kişiden birinin oyunu almayı başardı. Hakkında kapatma davası açıldı, odak olduğu söylendi, para cezasına çarptırıldı.
Böyle bir hikayenin üzerine konuşmak değil Türkiye’de, dünyanın öbür ucunda bile ilgi çekicidir.
Şimdiye kadar bu konuyu etraflıca konuşmamış olmak ise bir o kadar tuhaftır.
Genç Siviller bu tuhaflığa son veriyor ve bu ilgi çekici konuyu havadar bir salonda tartışmaya açıyor.
6 Haziran Cumartesi, saat 13.00′te Taxim Hill Otel 9. Katta.
Açılış Konuşması: Can Paker
1. oturum
Muhafazakar Demokrasi; Sentez mi, Oksimoron mu?
Yüksel Taşkın, Fahrettin Altun, Gökhan Bacık
2. Oturum
Hizmet siyasetiyle durmak yok ama nereye kadar?
Yıldıray Oğur, Emre Aköz,
Başkan Başkan Kalksana, Resmini Direklere Assana!
Genç Siviller
3. Oturum
Hakperestlik ile Devletperestlik Arasında: Tayyip Erdoğan
Ferhat Kentel, Ferda Keskin, Hüseyin Hatemi
2 [?]



2 Yorum
Yazan:Ali Yürekli Tarih: Haz 5, 2009 | Reply
AKP 200 yıllık bir serüvenin geldiği son aşamadır. Tabi daha geride gidebilirsiniz ben burdan başlattım.(AB’ye karşı sanayide(savaş araçları)geri kaldığımız hissedilmeye başlandığından itibaren tabi tarih bilgim çok derin değil. Anlatılanlardan çıkardığım bu)
200 yıllık bir serüvenden çıkıp gelmiş bir geleneği de öyle pak kütle ortadan kaldıramazsınız. Buna izin verilmez verilirse de yapacak bir şey yok en iyisini doğrusunu o bilir.
1-Muhafazakar demokrasi nedir. Dönüşmeden özünü koruyarak evrensel değerleri hayatına geçirmek ve bunu devlet politikası haline getirmek tabi bu da yetmez çünkü biz demokratlardan daha demokratız. Yani kendimiz için istediğimiz demokrasiyi(refahı,huzuru,adaleti) herkes için istemek ama AB gibi ister gibi gözüküp istememek değil. Gerçekten istemek ve bunun için elinden gelen her fedakarlığı yapmak. Bu para ve teknoloji yardımı da olabilir. Yani bizim demokratlığımız dünya içindir sadece kendi halkımız için değil.
2-Hizmet siyaseti ile ancak kölelerin yaşam alanını belli oranda iyileştirirsin ama özgür bırakamazsın. Demokratik haklar noktasında da büyük azim ve kararlılık ortaya konmalı. İnsanların özgülüğünü kısıtlıyan yok eden yasaklar devamlı kuşatılmalı fethedilmese de. Önemli olan bu kararlığı, iyi niyeti, iradeyi ortaya koymaktır. Bir gün bu yasaklar mutlaka çökecektir. Ayrıca “Başkan Başkan Kalksana, Resmini Direklere Assana!” olmamış. Başkan Başkan Kalksana, ResMİMİ Direklere Assana! olmalıydı en azından ben bunu istiyorum.:):) Ne gadar mütevaziyim.
3-Hakperestlik ile Devletperestlik R. Tayyip Erdeğan hangisini temsil ediyor. Ve yaptıkları arasında çelişki var mı? Recep Tayyip Erdeğan Hakperestliği temsil eder. Lakin hakkı hakkı olana vermek için devletin güçlü olmasına ihtiyaç var. Tabi asıl önemli olan ve R. Tayyip Erdoğan’ı devletperst gibi gösteren veya devletperest gibi davranmaya zorlayan etrafta pusu atmış şer yapılanmalar çevreler. Bu işi ben hazineye giden yola benzetiyorum. Beklemeden yürü git diyorsun hakperestliğe(hazineye) ama kazın ayağı öyle değil. Böyle gidersen iki adım sonra ne olacağı aşikardır. Tabi Recep Tayyip Erdoğan değil ama bu düzlemdeki gelenek ittihatçıların ırkçı ve faşist eğitiminden geçtiğini bunun da devletçi bir anlayışı ifade ettiğini görmek lazım. Recep Tayyip Erdeğan en son devlet olarak bazı faşizan davranışlarımız oldu derken bu devletçi anlayışı büyük ölçüde çatlattı hatta kırdı. Umarım gelenekte hızlı bir şekilde karşılık bulur bu tavrı. Buna çok ihtiyacımız var. Kendi mahallemizi düzeltmeden, hastalıklarımızı tedavi etmeden başka mahalleleri düzeltemez hastalıkları ile mücadele edemeyiz. Tabi bu geleneğin hastalıklarını sadece ittihatçı zihniyetin ırkçı ve faşist eğitimine indirgeyemeyiz. Osmanlıdan gelen değişime karşı ve değişimi temsil eden hiristiyanlara karşı negatif tavrıda bunun içinde değerlendirmek lazım.
Yazan:aslına rücu eden parti Tarih: Kas 1, 2011 | Reply
Böyle diyor Markar Esayan Taraf’daki yazısında. Hiç de haksız değil bence, Ak parti on senedir sürdürdüğü iktidarını “kötünün iyisi” imajına borçlu. Ne varki hortumcuların çekip çevirdiği dibe vurmuş bir yönetime alternatif olmak artık bu imajın korunmasına yetmiyor. Elhasıl mızrak çuvala sığmıyor artık. Ne demişler yalancının mumu yatsıya kadarmış.
yazının devamı:http://www.taraf.com.tr/markar-esayan/makale-restorasyon-sureci-basladi-mi.htm