Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Kafesi öz vatanı sanıyor Kuzgun »

kuzgun

Monteverdi – Kalbimdeki ızdırap öyle lezzetli ki / Si dolce è ’l tormento’dan:

 “… Kalbimdeki ızdırap öyle lezzetli ki Maşuk’umun bu acımasız güzelliği beni mutlu ediyor
Güzellik semasında acımasızlık artabilir, varsın merhamet gösterilmesin bana,
Sadakatım gurur okyanusunda varlığını sürdürecektir.
Vuslat’ın vehmi tekrar gelebilir ama ne sevinç ne de huzur bir daha nüzûl etmeyecek üzerime,
Taparcasına sevdiğim beni reddedebilir, bu dahi beni teselli eder,
O’na olan sadakatım bâkî kalacaktır sonsuz ızdırap ve düş kırıklığı arasında,
Ne ateş ne de dondurucu soğuklar derdime derman olur,
Sükûnet bulacağım tek yer Semâ’nin kapısıdır.
Acı bir ok kalbime öldürücü bir darbe vurduysa
Kaderim değişecek ve kalbim Ölüm’le şifa bulacaktır …”

Yazı için fon müziği tavsiyesi: Monteverdi, Si dolce è ‘l tormento

Ölü kanatlarla rüzgâra tutunup sallanıyor kafes. Bir ileri, bir geri. Zincirin müsade ettiği mütevazi çemberler çiziyor havada.  Kafes rüzgârda sallandıkça zavallı kuzgun uçtuğunu vehmediyor. İleri ve geri gidilen mesafeyi toplasak kim bilir kaç kilometre eder? Ey Kuzgun! Limandan çıkar çıkmaz fırtınaya tutulmuş bir gemi gibisin; çok yol yaptın ama hiç seyahat etmedin. Seneca’nın kulakları çınlasın. İyice yaşlandın artık ama öldüğünde sana da bebek cenazesi yapılacak; tıpkı Sicilya valisi Lucilius gibi. Minik tabutuna emzik, biberon ve oyuncaklar bırakacağız. Çünkü yaşam süren doldu ama sen hayatı yaşamadın be kuzgun. Ölüm’ü henüz vakti gelmemiş bir olay, gelecekte bir nokta sanıyorsun. Oysa her geçen gün biraz daha ölmektesin, azar azar azalmaktasın. Hayatının yani ölümünün çoğu geçmişte kaldı. Anla artık kuzgun; Ölüm bir nokta değil bir çizgidir.

 Ölü ozanlar konuşmazlar, konuşturulurlar

1856’da doğan Sigmund Freud teorik olarak hayatının son yarısını 20ci asırda geçirmiş olmalıydı. Çünkü Read the rest

Cumhuriyet tarihinde hiç yaşanmamış sıkıntılar ve savrulmalar çoktan başladı! »

beddua-fetullah-gulen

Söylenmeyen sözler içten içe bir öfkeyi ve her öfke de düşünürün söylediği gibi kendi kanını koklayan bir iklimi yaratır. Eğer zihin bir kelimeyi kullanıma hazır hale getirdiyse o kelime beynin labirentlerinde amansız bir seyahate başlar ve kendini lafza döktürene kadar bu seyahate devam eder. Burada temel sorun o seyahatin sonunda kelimenin çıktığı zamanın doğruluğu meselesidir veya meşhur replikle ifade edersek ‘’Ya şimdi konuşsun ya da sonsuza kadar sussun’’.

Zihnimde son 2 aydır beni söyle diye debelenen kelimeleri varsa günahını peşinen kabullenerek Read the rest

Aralık ayında en çok okunan kitaplar »

Geçtiğimiz aralık ayında sitemiz mevsim normallerinin üzerinde bir ziyaret kaydetti. Aylık tekil ziyaretçi sayısı 113.725 idi ve sanal kütüphanemizden 32.200 e-kitap indirildi. Aralık ayında gündem de hareketliydi. Özellikle 17 aralıkta başlayan tutuklamalar, kimi gazetecilerin yaydığı yalan haberler ve Fethullah Gülen’in kara büyü ayinlerine benzeyen bedduası, Gülen’e yakın isimlerin Gezi parkı olaylarını övmesi, söz konusu cemaatin İslâm düşmanı ülkelere ve siyasi partilere yakınlık göstermesi, cemaat mensuplarının suskunluğu ve tepkisizliği çok konuşuldu. Bütün bu olaylar indirilen kitapları da etkiledi. Özellikle Halkbank’ın Kuzey Irak’ta oynadığı rolden rahatsız olan Amerikan bankalarının muhtemel müdahalesi ve küresel sermayenin anti-demokratik eylemleri okurlarımızın dikkatini çekti. En çok indirilen 10 kitabın 4 tanesi doğrudan bu konularla ilgi. 12.541 erişim ile kütüphanemizden indirilen toplam e-kitap hacminin %40’ını teşkil eden kitapların sıralaması şöyle:

1) Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır 1976
2) Kürtlerin Tarihi Üzerine 1650
3) Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?  1516
4) İslâm’da Mimar ve Şehir 1306
5) Banka Ordudan Tehlikelidir! 1179
6) Çapulcular” ne istiyor? 1091
7) Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı? 1030
8) Liberalizmin Kara Kitabı 970
9) Organik dinimi geri istiyorum 949
10) Kitap tanıtan kitap 5 874

IHH’ya pislik atan çete, yalan haberini silen Today’s Zaman, koyun gibi sessiz bir cemaat… Gülen cephesinde henüz yeni bir şey yok »

. google arşiv’de hâlâ duran yalan haber ve Today’s Zaman’da silinen sayfa

Hakan Albayrak’tan bir kaç soru:


.
 
… Bu konuda e-kitap okumak için…

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu? Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk… Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesiminieğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda“gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor… Buradan indirebilirsiniz.

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen, fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

ABD güdümlü parallel yargıya karşı Başbakan ne yaptı? »

“… Erdoğan Gezi’de, post-vesayet dönemindeki yeni toplum ve yeni siyaset tablosunu fark etti ve derslerini muhtemelen çıkardı. İttifakın “diktatör” diyerek saldırdığı ve “hal edileceğinden” emin olduğu Erdoğan, bir yandan kararlı durdu, öte yandan Gezi grupları ile uzun toplantılar yaptı ve referandum kararı aldı. Dün bahsettiğim eski yöntemler ve dar dünyalarından çıkamayan örgütlerin “eyleme devam” kararı aldığı noktada ise Gezi’nin kazananı Erdoğan oldu.

Erdoğan karşıtı ittifakın sürekli ifade ettiği, “Şöyle yapsaydı iyi olurdu, ama yapmadı” dediği şeylerin çoğunu Erdoğan aslında yapıyor. Tıpkı referandum kararı ve bakanların istifası gibi… “Sorun” şu ki, Erdoğan bunu onların istediği zamanda yapmıyor. Zamanlamadaki bu kritik fark çok önemli. Çünkü ittifakların “Yap” dediği an, Erdoğan’ın baskın müdahale ile gardının düştüğü Read the rest

Badem Bıyıklı Darbeciler Gökten Zembille İnmedi »

dunyevilesme-gulen

Ruşen Aslan

Birkaç yıl önce tatil için gittiğim memleketimde yakın bir akrabamla aramızda ilginç bir sohbet geçmişti. Akrabam, aynı zamanda çocukluk arkadaşım Gülen Cemaat’i mensubuydu. Sohbetimizin konusu da Gülen Cemaati’nin yozlaşmasıydı. Sohbet ettiğim kişi sıradan bir cemaat mensubu değildi. Eşi ve kendisi ekonomik durumlarının da etkisiyle bulundukları bölgede cemaatin söz sahibi kişilerindendi.

Daha önce öğrenci evlerine her türlü yardımı yapabiliyorken, üstten alınan emirden dolayı sadece sıfır eşyaları öğrenci evlerine götürebiliyoruz diyordu arkadaş. Sebebini ise şöyle açıklıyordu. Üstten gelen emir “Öğrenci evleri lüks görünmek zorunda ve gelen öğrenciler bu ihtişamı Read the rest

Gülen Holding İnsan Kaynakları Nasıl Çalışır? »

gulen_cemaatiİki yüz küsur yazıya imza atmış bir yazar olarak üç konu hakkında çok rahat yazabiliyorum. Bunlar, geçmişten bugüne Milli Görüş, Güneydoğu ve Cemaat. Üçüyle de bir şekilde isteyerek ya da istemeyerek geçmişte yollarımız kesişmiştir. Gariptir, Yazı sergüzeştime baktığım zaman ‘eğer atlamadıysam’ Cemaat hakkında menfi ya da müspet hiç yazı yazmamışım.

Cemaat hakkında neden yazmadım diye bugüne kadar da hiç düşünmemiştim. Belki bilinçaltıdır bilemiyorum, onu da Freud’a sormak gerek ama nefret etmesem bile sevmememin kişisel tarihimde çok geçerli sebepleri olmuştur her zaman. Cemaatle tanışmamız hemen 12 Eylül’ün sonrasına denk gelmişti de ondan mı pek sevişemedik onu da bilmiyorum ama dediğim gibi kişisel tarihimde ‘müstesna’ olmasa da ‘yakışıksız’ bir yere sahip olmuştur Cemaat.

Bugün düşündüğüm zaman güleyim mi ağlayayım mı bilmiyorum ama on beş yaşında Cemaatin o kasvetli yurdundan firar edene kadar hayatım ciddi bir kara mizah gibi. Üç sene boyunca büyük oranda Hz. İbrahim’in Allah’ı aramak pratiğini yaşadım. Hz. İbrahim’in Rabbini bulmasını sağlayan güneşin kaybolup gitmesi, yıldızların da güneşi görünce kaybolmasıysa, başka bir İbrahim olan benim de paralel itirazlarım vardı. Tabi bizler kul kısmından olduğumuz için bir peygamber zekasının keskinliğine sahip olamazdık. Her ne kadar etrafımız ‘İbrahim iyi isimdir, akıllısından peygamber, delisinden padişah çıkar’ diye bizi gazlasalar da biz arafta kalanlar için kullukta sebat etmek her daim geçer akçe olmuştur.

Benim cemaat yurdunda, küçük aklımla sorduğum soruya gelince tehlikeli ama bir o kadar da şüpheci bir soruydu: ‘Bahse konu Allah tekse, neden aynı Allah’ın dediklerini yapmıyoruz, ya da aynı Allah’a inanmıyor olabilir miyiz’. Bu soru, dilimin ucuna genelde kuru dayağa maruz kaldığım dönemlerde gelirdi. O zamanlar belletmen ağabeylerimiz bizi ciddi döverlerdi. Günümüz şakirtleri belki de bu söylediğime iftira diyecekler, beni müfteri ilan edecekler ama kendilerine bunu ispatlayabilirim. A.U, T.G, İ.S, V.T tarafından defaatle dövülen İ.B, Ö.A, N.G,M.M.D ve niceleriyle kendilerini tanıştırabilir, konuşturabilirim. İnsan yediği dayağı Read the rest

Gülen’in hedefi Tayyip mi yoksa Türkiye mi? »

gulen_cemaat-akp

“… Devlet dediğimiz şey neticede bir kurallar ve kurumlar toplamdır. Devlet kurumlarının yetkileri ve işleyişleri kurallara bağlanmıştır. Devlet içinde hem kurallar arasında hem de devlet personeli arasında bir hiyerarşi vardır. Devletin ayrımcılık yapmadan işlemesi, faaliyetlerinin öngörülebilir olması ve denetime tabi tutulabilmesi buna bağlıdır. Bu yetki ve personel hiyerarşisinin tepesinde seçimle gelen politikacılar bulunur. Bir kere daha tekrarlayayım: Anayasal düzen içinde politikacılar amirdir, memurlar onların hizmetindedir. Bürokratlara dayanan otonom yapılanmalar siyasal iktidarının sahibi veya ortağı olamaz. Ayrı bir siyasî parti gibi hareket edemez.

Son yıllarda devlet içinde otonom bir yapılanmanın ortaya çıktığını AK Parti ile özdeşleştirilemeyecek ve itibarlarından şüphe edilemeyecek birçok yazar söylüyor. Gülay Göktürk, Ali Bayramoğlu, Alper Görmüş, Oral Çalışlar, Orhangazi Ertekin ilk akla gelen isimler. Diğer taraftan, Şener – Şık olayı, KCK yargılamaları, Avcı yargılaması, İlker Başbuğ hakkındaki iddianameye yansıyan suçlamalar, Mustafa Balbay serbest bırakılırken haklarında hüküm bile olmayan BDP milletvekillerinin içerde tutulması, Oslo sürecine yapılanlar vb. bir otonom yapılanmanın mevcudiyetinin işaretleri olarak görülüyor. Böyle bir otonom yapılanmanın olması, devletin kurallar ve personel bütünlüğünün bozulması ve otonom yapılanmanın kendi hiyerarşisini ve işleyişini oluşturması demektir. Bu, söz konusu otonom yapılanma kimler tarafından ve hangi fikir veya amaç adına kurulursa kurulsun demokrasiyi tahrip eder …” (Atilla Yayla)

 

… Gülen Cemaatiyle ilgili yazılar …

  1. Fethullah Gülen Cemaati
  2. Gülen’e ve Türk ögretmenlere dair
  3. 6cı Türkçe Olimpiyatı 
  4. Nazım Hikmet’e yapılan Fethullah Gülen’e yapılmasın
  5. Fethullah Gülen ve Türkan Saylan
  6. Misyonerlik, Hukuk ve Özgürlük
  7. Haydaaa… Kongolu neden istiklâl marşı söylemiş ki?
  8. Fethullah Gülen ve Milliyetçilik Videosu
  9. Fethullah Gülen’in koruyanı…
  10. Gençliğin ideolojik sancıları üzerine
  11. Hanefi Avcı’nın Düşündürdükleri
  12. Cemaat’ten korkanlar klübü
  13. 100 Soruda Gülen Hareketi
  14. Haliç’te Yaşayan Simonlar
  15. Fethullah Gülen’e ve cemaate haksızlık yapılıyor
  16. Baransu, Şener Ve Mösyö
  17. Portekizli Türkçe konuşsa ne olur?
  18. Gülen Cemaati’nde Sayanim (סייענים) Sendromu
  19. Bizde kırılacak kol kanat da kalmadı Hocam…
  20.  As-salatu hayrun mine’n dershane – الصلاة خير من درسخانه 
  21.  F.Gülen’i kumar masasına yatırdınız ve kaybettiniz. Hepsi bu.
  22.  Ekrem Dumanlı’nın müsade ettiği kadar nurcu olmak…
  23.  Gülencilik iman mı yoksa bir ideoloji mi?
  24.  Dershanelerin para alması caiz mi?
  25.  Gülen ve saz arkadaşları çıldırmış olmalı
  26.  Gülen Cemaati ile köprüleri atalım mı?
  27.  Bizim cemaatimiz eskiden böyle miydi?
  28. Gülen Cemaati’nde bir irfan eksikliği var, bir gevşeklik var
  29. Derin Cemaat, Şantaj ve Keskin Viraj #BasınÖzgürDeğilse her pislik itina ile örtülür
  30. Dinler arası diyalog yerine önce müminler arası diyalog!
  31. Fethullah Gülen’in yeşil kürkü, yeni çıktı bu türkü
  32. Camia Örgütü: Doktor Frankenstein’in Ucubesi
  33. Gerçek Nurculuk ve Çakma Nurculuk
  34. Başbakan İhanete Nasıl Cevap Vermeli?
  35. Fethullah Gülen’e Açık Mektup
  36. Yolsuzluk yapılan ülke böyle mi olur?
  37. Ümmî beddua etmez ama cahil eder
  38. Roboski Katliamında Gülen ve şakacı ekibi rol aldı mı?

Gelecek gelmeden önce neredeydi? »

zaman_hayat“Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum… Eminim ki geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasagelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise sonsuzluk olmaz mı? İyi ama şimdiki zaman var olabilmek için geçmişe karışması gerekiyorsa mevcudiyetini  yok oluşuna muhtaç olan bir Şimdi‘ninVARlığından nasıl bahsedilebilir? Demek ki zaman yokluğa meylettiği ölçüde var olan şeydir.” (Aziz Augustinus, 354-430)

Zaman nedir? İnsan düşüncesinin en çok zorlandığı sorulardan biri bu. Zira Zaman’ın olmadığı bir yer, an, olay düşünmek imkânsız. “Hiç bir şey olmuyor şu an” derken bile zamansal bir cetvele ihtiyaç var. Saniyeler tık tık ilerleyecek ki “yaprak bile kıpırdamıyor” cümlesinin bir anlamı olsun.

Zaman’ı anlamadan Yaşam, Hareket, Özgürlük kavramlar üzerine düşünmek de imkânsız.

Derin Göz isimli kitabımızda özellikle ünlü ressam Edward Hopper’dan bahsederken modern yaşamın özellikle de Sanat’ın biz insanlara Zaman’ı düşünmek için yeni kapılar açtığından bahsetmiştik.  Derin İnsan  adlı kitabımızın Korku Matkabı bölümünde de Korku-Zaman ilişkisinden ve Sinema Sanat’ından istifade ederek Zaman’ın NE’liğini bir parçacık sorgulamıştık. Kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediği sınırlarda yine Sanat’tan istifade ettik : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu.

Ama felsefeyi dışlamadık. Zaman hakkında çok isabetli tahliller yapmış olan Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl’den çok önce belki ilk defa Aristoteles (MÖ 300′ler) ile başlamış sorgulamalar var. 1800ler ve 1900lerdeki fikirler haliyle teknolojik ilerlemelerden ve yeni kurulan endüstriyel toplumdan istifade eden ama aynı zamanda bunların altında ezilen bir kuşağın ürettikleri.

Bilim ve teknoloji ile zaman arasındaki ilişkiye gelince elbette Newton’dan Einstein’a ve Kuantum mekaniğine kadar uzayan, epistemolojiden fizik teorilerine kadar dallanıp budaklanan sorgulamalar söz konusu.

Peki bilimsel, objektif, tik-tak zamandan başka, daha insanî, sübjektif ya da bütün bunların üstünde, dışında MUTLAK bir Zaman kavramından bahsedilebilir mi? Zaman sadece bir çerçeve, aklı sınırlayan bir tür “yokluk” mudur? YoksaDerin İnsan  ve Zaman’ın eklemlendiği bir Derin Zaman boyutu var mıdır?

Tam da bu noktada Delâilü’l-İ’câzMesnevîMakasıt-ül Felasife Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açıyor. Zaman konusunu bütün derinliğiyle anlayabilir miyiz? Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Türkiye yeni Ergenekon’u yok etmek zorunda! »

gulen_cemaati

“… Bu operasyonun içerdeki ayağı Cemaat, dışarıdaki ayağı ise neocon zihniyeti ve İsrail’dir. Türkiye’de yapılmaya çalışılan ama inşallah başarılı olamayacak olan bu girişimlerin bir kısmı maalesef Mısır’da yapıldı ve başarıya ulaşıldı. Yakın vadede zor gibi görünse dahi bu tip gelişmelerin uzun vadede hayırlı sonuç çıkaracağını düşünüyorum […]  Ak Parti’ye düşen en kısa zamanda devlet sorumluluğu olarak devlet içinde örgütlenmiş bir nevi eski vesayet, Ergenekon şeklinde yapılanmış bu yapıdan bu ülkeyi kurtarmaktır [….]  Yargı ve polisin el ele vererek hukuku ihlal ediyor olmasının anlaşılır yahut kabul edilir bir yanı yoktur. Bu hepimize kendini tedirgin hissettiren bir süreç açık ifade edeyim polis ve yargı eliyle yürüyen bu karanlık yapı bizzat yasadığım 28 Şubat günlerindeki gibi tedirgin ve güvensiz hissettiriyor, iftira atılan gazetecileri de gördükten sonra kendimi tehdit altında hissediyorum zira bu yapının aleyhine yazılar yazıyorum. Bu konuda benim gibi düşünen birçok gazetecinin susması altında da bu korku yatıyor …” (Cemile Bayraktar ile röportaj/ BBC Türkçe)

 .

… Bu konuda okumak için …

 

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

kapak_kitap_capulcularÇapulcular” ne istiyor?

Genel seçimler yaklaşırken başladı Taksim Gezi Parkı olayları. İnsanlar öldü, yaralananlar, tutuklananlar oldu. Taksim’deki sanat galerileri bile yağmalandı. Maddî zarar büyük: Yakılan otobüsler, özel araçlar, iş yerleri. Ancak hâlâ isyancıların ne istediğini bilmiyoruz. Taksim Dayanışma Grubu’ndan çelişkili açıklamalar geliyor. Polisi ya da göstericileri suçlamadan önce şunu bilmek gerekiyor: “Çapulcular” ne istiyor? Daha fazla demokrasi? Sosyalizm? Devrim? Darbe? Elinizdeki e-kitap bu sorulara cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 27 Ekim 2013)

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor: Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar? Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.