Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Aradaki Fanileri Kaldırın, Kucaklaşalım… »

ozgurluk-korkusu

Bizimkisi cemaate bağlılıktan çok bağımlılığa dönüşmüş […] Kendi başımıza hareket etme, düşünebilme kabiliyetimizi çoktan yitirmişiz. Cemaat dışına çıkılınca nasıl yaşanır? Hangi kitaplar okunur? Kiminle sohbet edilir? Dini konularda nereden fetva alınır? En önemlisi neyin doğru neyin yanlış olduğunu hep birileri düşünmüşken, nasıl yalnız düşünülür? […] Demir parmaklıklardan kurtulsak bile dışarıda özgür kalıp uçabilecek kanatlarımız yok artık. Kendi cellâdımız olmamak için, kafayı sıyırmamak için hapishane müdürüne “beni dışarı salma” diye yalvarır olduk!

Aynı odayı paylaştığınız iş arkadaş(lar)ınızla uzun sohbetleri bıraktınız, aranızda sabah selamlaşmaları bile zoraki. Yakın akrabanız yaptığı sohbetlere, kermeslere Ak Parti’ye olan yakınlığınızdan dolayı sizi davet etmiyor artık. Yıllarca dostluk kurduğunuz cemaatten kişileri sofrada bir gerginlik yaşanmasın diye o hafta davet edeceğiniz misafir listesinden istemeden(!) çıkarıyorsunuz. Aynı gazeteyi okuduğunuz komşunuz, sizin gazete aboneliğinizi iptal ettirmenize şaşırmıyor. Ancak posta kutusuna “Lütfen artık Zaman Gazetesi getirmeyin, aboneliğimi iptal ettirdim” ilanını yapıştırmanıza içerliyor. Ne de olsa o gazeteye komşunun hatırına abone olmuştunuz. En sevdiğiniz arkadaşınız aylık hatimler için sizi aramıyor artık, bu durum canınızı sıksa da onu arayıp sebebini soramıyorsunuz.

Ne oldu peki, ne değişti? Hayat felsefelerimiz aynı değil mi? Komşumuz, iş arkadaşımız, can dostumuz bir anda rotasını mı şaşırdı? Sizinle aynı yöne yönelip namaz kılmıyor mu artık? Sizin değer verdiğiniz ahlak kurallarına aykırı hareket etmeye mi başladı? Beraber okumak için anlaştığınız dualar, hatimler Read the rest

Zaman geçerken geçmeyen bir “ben” var sende, farkında mısın? »


Zaman geçerken sende geçmeyen bir “ben” var… par derindusunce-org
.
 

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ” diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câzMesnevîMakasıt-ül Felasife Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak

Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik. Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?

Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın NE? olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce NASIL? olduğuna baktık bu ilk makalelerde. NE? ve NASIL? soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. Buradan indirebilirsiniz.

Jean-Paul Sartre ile Kaliteli bir Ateizme Doğru

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 8 mayıs 2013)

Yokluk var mıdır? Evinizin içini dolduran boşluğu gördünüz mü hiç? Bir türlü gelmeyen şu trenin verdiği sıkıntı ya da sizi habersiz bırakan dostlarınızın sessizliği gerçek değil mi yoksa? Tutulmamış sözler, ödenmemiş borçlar… Yokluk da var aslında “var” dediğimiz şeyler kadar. Ama Yok’un varlığı sadece şuurlu insanlar için gerçektir; gelecekten, birisinden cevap bekleyenler için bir yokluktan, eksiklikten bahsedebiliriz… Artık olmayan gençlik yılları ya da henüz gelmemiş olan yaşlılık da bugünün gerçeği değil mi? Hatırlayan, ümid eden, düş kırıklığını ve gelecek korkusunu tatmış her insan için bir “yokluk” vardır, gerçektir ve bugüne dahildir.

Ateizmin ürettiği en kaliteli metinlerinden biri olan Varlık ve Hiç elinizdeki bu kitabın belkemiğini oluşturuyor. Filozof ve edebiyatçı olan Jean-Paul Sartre hiç şüphesiz Batı felsefesinin köşe taşlarından biridir. Varlık, İnsan, Özgürlük ve Ahlâk tasavvuru üzerine yazdığı eseri tanrısız bir ahlâk teorisi. “Geleneksel” dinler ile göbeğini kesmiş bir “iyi insan” arayışı içinde Sartre. Bu arayışın neticesi ateist emir ve yasaklar değil insan fıtratının önemli bir veçhesi, özgürlük şuuru:

“İnsan özgürdür ve bunun farkındadır; bu farkındalık ile, özgürlük ve sorumluluk şuuruyla yaşamaya mahkûmdur.”

Bu bağlamda Sartre gerçek bir ateist: Tanrı karşıtı değil Tanrı-SIZ. Vicdanın sesini duyma gayretinde. Görünmeyen tanrılar ile kavga etmek yerine “görünürde tanrı yok, biz insan olarak ne yapabiliriz?” diye soruyor. Buradan indirebilirsiniz.

 

Ölümden Bahseden Kitap

Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. Buradan indirebilirsiniz.

Derin Göz

İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … Buradan indirebilirsiniz.

Derin İnsan

“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan, Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz.

Neden üç lidere aynı komplo kuruldu? »

Ufuk Coşkun / Sivil Düşünce

Türkiye,  “yolsuzluk” operasyonları adı altında nihai hedefin başbakan ve onun nezdinde çözüm süreci olduğu çok ciddi bir saldırı altında. İçeriden ağırlıklı olarak cemaatin yayın organlarının “hırsızın hiç mi suçu yok” nevinden körüklediği açıkçası psikolojik algı ürettiği bu süreç kuşkusuz uzun bir çalışmanın ürünü gibi durmaktadır. Opersyonun arka planında Washington’ın en güçlü lobi örgütlerinden İsrail yanlısı AIPAC’in Halk Banka’sına yaptırım için yürüttüğü kampanyanın bu operasyonla yerine getirildiği artık biliniyor..Birileri ABD ya da diğer AB ülkeleri İran’la ticaret yapabilir ama Türkiye yapamaz demeye getirdi.Ve bunu da polis baskınıyla dünya aleme deşifre etti. Halkbank’a yapılan bu operasyonla uluslararası piyasada değer kaybeden banka üzerinde direten Irak Bölgesel yönetimi bu direnişinden vazgeçerek merkezi yönetimin istediği ABD Federal Banka evet demek zorunda kaldı.Yani bir bakıma istenen gerçekleşmiş, Halk Bank’a gelecek Irak petrol paralarının ABD bankasında toplanması kararıalınmıştır.Tüm bunlar olurken 28 Şubat sanıkları tahliye edildi. Aynı şekilde 1990′lı yıllarda işlenen bazı faili meçhul cinayetlere ilişkin soruşturma kapsamında eski başbakanlar Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in de arasında bulunduğu bazı kişiler hakkında takipsizlik kararı verildi. Biz tam derdimize yanalım, siyasete sahip çıkalım derken bu sefer Fethullah Gülen hoca üzerimize beddualar yağdırdı.

 Türkiye bu tür operasyonlarla ilk defa karşılaşmıyor

Türkiye bugün aslında pek de yabancısı olmadığımız türden bir müdahale ile karşı karşıya. İçeriden ve dışarıdan birbirleriyle ortak çalışan birtakım yapılanmalar bugün tevessül ettikleri müdahaleleri geçmişte diğer Read the rest

Fettullah abi be, o beddua seni de rezil etti, cemaati de »


.
… Gülen Cemaatiyle ilgili yazılar …

  1. Fethullah Gülen Cemaati
  2. Gülen’e ve Türk ögretmenlere dair
  3. 6cı Türkçe Olimpiyatı 
  4. Nazım Hikmet’e yapılan Fethullah Gülen’e yapılmasın
  5. Fethullah Gülen ve Türkan Saylan
  6. Misyonerlik, Hukuk ve Özgürlük
  7. Haydaaa… Kongolu neden istiklâl marşı söylemiş ki?
  8. Fethullah Gülen ve Milliyetçilik Videosu
  9. Fethullah Gülen’in koruyanı…
  10. Gençliğin ideolojik sancıları üzerine
  11. Hanefi Avcı’nın Düşündürdükleri
  12. Cemaat’ten korkanlar klübü
  13. 100 Soruda Gülen Hareketi
  14. Haliç’te Yaşayan Simonlar
  15. Fethullah Gülen’e ve cemaate haksızlık yapılıyor
  16. Baransu, Şener Ve Mösyö
  17. Portekizli Türkçe konuşsa ne olur?
  18. Hudeybiye, Gazze, Gülen Cemaati

  19. Şefkat Tepesi’nin Turkish Kovboyları
  20. Gülen Cemaati’nde Sayanim (סייענים) Sendromu
  21. Bizde kırılacak kol kanat da kalmadı Hocam…
  22.  As-salatu hayrun mine’n dershane – الصلاة خير من درسخانه 
  23.  F.Gülen’i kumar masasına yatırdınız ve kaybettiniz. Hepsi bu.
  24.  Ekrem Dumanlı’nın müsade ettiği kadar nurcu olmak…
  25.  Gülencilik iman mı yoksa bir ideoloji mi?
  26.  Dershanelerin para alması caiz mi?
  27.  Gülen ve saz arkadaşları çıldırmış olmalı
  28.  Gülen Cemaati ile köprüleri atalım mı?
  29.  Bizim cemaatimiz eskiden böyle miydi?
  30. Gülen Cemaati’nde bir irfan eksikliği var, bir gevşeklik var
  31. Derin Cemaat, Şantaj ve Keskin Viraj #BasınÖzgürDeğilse her pislik itina ile örtülür
  32. Dinler arası diyalog yerine önce müminler arası diyalog!
  33. Fethullah Gülen’in yeşil kürkü, yeni çıktı bu türkü
  34. Camia Örgütü: Doktor Frankenstein’in Ucubesi
  35. Gerçek Nurculuk ve Çakma Nurculuk
  36. Başbakan İhanete Nasıl Cevap Vermeli?
  37. Fethullah Gülen’e Açık Mektup
  38. Yolsuzluk yapılan ülke böyle mi olur?
  39. Ümmî beddua etmez ama cahil eder
  40. Roboski Katliamında Gülen ve şakacı ekibi rol aldı mı?
  41. Gülen Holding İnsan Kaynakları Nasıl Çalışır?

  42. Badem Bıyıklı Darbeciler Gökten Zembille İnmedi
  43. IHH’ya pislik atan çete, yalan haberini silen Today’s Zaman, koyun gibi sessiz bir cemaat… Gülen cephesinde henüz yeni bir şey yok 

  44. Cumhuriyet tarihinde hiç yaşanmamış sıkıntılar ve savrulmalar çoktan başladı!

 

Osmanlıca Dergisi Yeni Yılda Aylık Olarak Yayınlanacak »

osm-dergi-kapakOsmanlıca Eğitim ve Kültür Dergisi, 2014 senesine bir dizi yeniliklerle girdi. Geçen sene “Osmanlıca öğrenmek kolay” diyerek başladığı yolculuğunda ciddi bir mesafe alarak kültür dünyasında çok önemli bir boşluğu doldurdu.

Osmanlıca öğrenme gayretini bir aşka dönerek devam ettiği memleketimizde, hemen başucu kitabı olarak yerini alan dergi, bu sene itibariyle aylık olarak yayınlanacağını duyurdu. Osmanlıca öğrenmek isteyenler için aylık periyotlarla takviye edici ciddi çalışmalar ortaya koyan ve koymaya devam eden dergi, Ocak sayısında abonelerine bir de Osmanlıca Masa Takvimi hediye ediyor. Bu alanda alışılmışın dışında çok güzelliklerin yaşanmasına sebep oluyor.

Dergiye osmanlicadergi.com ve e-sueda.com adreslerinden ulaşabilirsiniz.

Sizleri derginin Metin Uçar imzası ile çıkan ‘editör’ yazısıyla baş başa bırakıyoruz.

“Merhaba Osmanlıca sevdalıları!

Geçtiğimiz sene Osmanlıca Eğitim ve Kültür Dergisi, Cumhuriyet tarihinde Read the rest

Gözden kaçmayan twitler »

 

Türk medyası adam olur mu? »

turk_medyasi

.

… Bu konuda e-kitap okumak için…

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu? Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk… Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesiminieğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda“gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor… Buradan indirebilirsiniz.

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen, fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

Çocuklara nasıl düşüneceklerini öğretin, ne düşüneceklerini değil! »

turk_medyas_2

.

… Bu konuda e-kitap okumak için…

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu? Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk… Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesiminieğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda“gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor… Buradan indirebilirsiniz.

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen, fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

Bir çınar hiç bu kadar sevilmedi (Haendel, Ombra mai fu) »

cinar

 

Dikkat Kitap: Fethullah Gülen’i iyi bilirdik »

fethullah-gulen-kapakTürkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde “pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme. “Aferin” dedik, “bizdensin”.

Gülen Cemaati sorunsuz değildi tabi, ihtimal kemalizm ile kirlenmişti zihinler. Meselâ bal gibi Türk ırkçısı bir damar vardı. Cemaatin gazete ve televizyonları sürekli aynı mesajı veriyordu: “Cici Türkler, kaka pis Kürtler, Ermeniler…” Bunları eleştirmekten geri durmadık. Ama biz Fethullah Bey’i sevmiştik bir kere. Aşkın gözü kördür, insan sevdiklerinin kusurunu görmez. Bizim için Gülen cemaati “okyanus ötesi bir varlık” değildi. Cemaatten yazarlarımız vardı, yorumcularımız vardı. Akrabalarımız, komşularımız vardı. Çalışkan, özverili, muhlis insanlardı. Bu “küçük eller” ile büyük işler başarmıştık. Fikirlerimiz bazen ayrılsa da din kardeşiydik.

Sonra bir gün… Mavi Marmara! Doğu Akdeniz’de, uluslararası sularda oyuncak ve gıda taşıyan bir gemi saldırıya uğradı. Masum ve silahsız insanlar öldü. Psikopat bir devletti bunu yapan. Yahudileri hapseden korku duvarları Filistin’i hapseden beton duvarlardan daha yüksekti. Ama Fethullah Bey İsrail’den izin alınması gerektiğini söyledi. Bu terörist devletten “otorite” diye bahsediyordu. Fethullah Bey’e göre İsrail Doğu Akdeniz’in efendisiydi, uluslararası sularda bile masum sivilleri öldürme hakkına sahipti. O güne kadar hiç yapmadığımız bir şeyi yaptık: Gülen’e ve Mavi Marmara saldırısına sessiz kalan gülencilere açık çek verdik. Nasıl? Hüsn-ü zan ile; taktik değil stratejik oynadığına inanmak istedik. İsrail lobisi yüzünden ABD’deki Türkleri zor durumda bırakmaktan korkabilir dedik. O dönemde Gülen Cemaati’ni yerde yere vuran bir çok makale gönderdi yazarlarımız. Biz nifak çıkmasın, din kardeşlerimiz darılmasın diye bunların hiç birini yayınlamamıştık. Ama  bugün yaşananlar hüsn-ü zan sınırını çoktan aştı, körlük bölgesine geçti.

Bugün bizi “Gülen cemaati düşmanı” diye yaftalayanlar Hanefi Avcı’nın kitabını okusunlar, sayfa 444. Bizi AKPci, Erdoğancı diye etiketleyenler İlker Başbuğ zamanında fişlenen “irtica” sitelere ve fişlenme gerekçelerine bir baksınlar. Ekşi sözlük bile yakın zamana kadar “Gülen’in sitesi” diyordu bizim için.

Bugün gerçek şu ki Fethullah Bey’in ekibi manşetle, kasetle hükümet devirmeye çalışan, yalan haberle Türkiye’yi ve Müslümanları sürekli zora sokan çirkin insanların tahakkümü altında. Bizim sevdiğimiz, güvendiğimiz “küçük eller” ise koyun sürüsü gibi suskun. Medyada, devlet kurumlarında, emniyet ve adaletin içinde çeteleşme, ergenekonlaşma var. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyor. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyor.

Kitabın ilk yarısında Fethullah Bey’i ve ekibini öven, yapılan iyi işleri savunan, destekleyen makaleler bulacaksınız. Bugün yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların  güzel teşkilâtı sonradan mı kokuştu? Kitabı buradan indirebilirsiniz.