Gülen’e ve Türk ögretmenlere dair
By Mehmet Yılmaz on Mar 14, 2008 in Kategorilenmemiş
Türkiye’de böyle bir adet var mı bilmiyorum. “Bizim” Fransa’da çok büyük(1) iş anlaşmaları imzalanırken normal insanların ev kiralarının üzerinde miktarları bir akşam yemeği için ödeyebileceğiniz özel salonlara gidilir.Tarihi yerlerdir buralar. Napoleon’un karısı Joséphine de Beauharnais’ye evlenme teklif ettiği veya Otto von Bismarck’ın filanca savaştan sonra ateşkes imzaladığı yerler.
Mobilyaların ve diğer dekorasyonun önemli kısmı orjinaldir. Romen bir arkadaşımın (biraz da abartarak) söylediği gibi halının kalınlığından ayakkabılarınızı göremezsiniz!
İşte böyle mütevazi(!) bir akşam yemeğinde bir Ermeni, iki Fransız, bir Faslı ve bir Kanadalı ile buluştuk. Havadan sudan, Türkiye’nin AB üyeliğinden derken Fransız komşum söz aldı:
“Biliyor musun Mehmet, Madagaskar’da uzun yıllar kaldım. Çocuklarımızı oranın en iyi okuluna göndermek istediğimizde bize Türklerin idare ettiği bir okulu tavsiye ettiler.”
Gülen’in okullarından bahsediyordu. Çocukları o ülkenin seçme insanlarının çocuklarıyla, diplomatların, bakanların ve iş adamlarınınkilerle birlikte okumuştu. Fransız iş adamı veli toplantılarından ve okul aktivitelerinden istifade ederek yeni iş bağlantıları kurmuştu çoktan.
“Bu tür lobi çalışmalarını Amerikalılar ve Yahudiler çok iyi yapar. Türkleri böyle bir projenin başında görmek eşimi ve beni çok şaşırttı başlangıçta”
Çocukları da Madagaskarlı arkadaşlar edinmekle kalmamışlardı. O yıllarda o ülkede bulunan fakat daha sonra başka ülkelere giden Amerikalı, Avrupalı, Asyalı ailelerin çocuklarıyla da bağlar kurmuşlardı. Fransız komşumun en büyük üzüntüsü Fransa’da bir Gülen Okulu olmaması! Çocukları büyümüş ama bu “Türk okulları Fransa için çok faydalı olabilir” diyor.
Parayla proje olmaz!
Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığının son yıllarındaydı sanıyorum, “Türkiye AB standartlarını yakalamak için bu yıl 19 üniversite açacak” diye bir açıklama yapılmıştı. ABD ve Kanada’da haklı bir üne sahip Türk bilim adamlarından birisi söyle yanıt verdi: “Dünyanın hiç bir gelişmiş ülkesi 19 tane turşu fabrikasını bir yılda açamaz! Türkiye 19 üniversiteyi nasıl açacak?”
Gerçekten de o yıllarda bir çok yüksek lise kuruldu. Lise binalarının tabelaları indirildi, yerlerine “üniversite” yazıldı. Lise öğretmenleri “hızlandırılmış yaz kurslarıyla” üniversite hocasına dönüştürüldü!
Gülen Cemaati’ni eleştirenler “şuradan buradan para geliyor, ABD veriyor…” şeklinde iddialarda bulunuyorlar. Oysa bir proje için sadece maddî katkı ile yola çıkılmaz. Hele eğitim alanında bir proje yürütmek istiyorsanız…
Proje ile hayal arasında 6 adet fark vardır:
- 1) Kim?
- 2) Ne yapacak?
- 3) Ne zaman bitecek?
- 4) Kaça mal olacak?
- 5) Kim ödeyecek?
- 6) Ne zaman ödeyecek?
Bu sorulardan birine bile yanıt veremiyorsanız “proje” dediğiniz şey sadece bir hayaldir ve ne kadar para harcasanız da hiç bir zaman da gerçekleşmeyecektir.
Bunun yanında uluslararası proje yönetmek daha da zordur. Neden? Gülen gibi okul değil de 10 turşu fabrikası açacağımızı farzedelim. Bunların hepsinin Türkiye’de açılmasıyla 10 değişik ülkede açılması arasında dağlar kadar fark var:
- 1) Dil farkı,
- 2) Kültür farkı,
- 3) O ülkelerin çalışma kanunları arasındaki farklar,
- 4) O ülkelerin ticaret kanunları arasındaki farklar,
- 5) …
Uzaklık, saat farkı gibi sebeplerle destek verecek kaynakları paylaştırmanız zordur. Mesela bilgi-işlem desteği verecek küçük bir ekip Türkiye’deki 10 fabrika için yeterli olabilir. Ama dünyaya açıldığınız anda işlerin rengi değişir.
Gülenofobi ve projesizlik
Gülenofobi hastalığından muzdarip insanlarımız proje üretemiyorlar. Hayalleri ve korkuları var. Ama meselâ “daha Kemalist bir Türkiye” gibi bir proje icad edemiyorlar. Oysa ilk 3 soruya yanıt verecek bir taslak kursalar finansmanı için destek arayabilirler.
Sanıyorum bu hırçın ve saldırgan tavır gerçekte kendilerine dönük bir tür aşağılık kompleksini saklıyor. Hani okumadığı için bin pişman olan birisinin babasını suçlaması gibi. “Tango yapan batılı bir Türkiye projesi” iflas ettiği için dış düşman ve komplo teorisi arayışına girdiler.
Sözlerin ağırlığı
Türk gazetelerinde Gülen Cemaati hakkında yazılıp çizilen olumsuz şeylerin belli bir ağırlığı var. Bir imza ile milyonları “debloke” edebilen güçlü iş adamların önünde Türk olmayan bir iş adamının Gülen hakkında söylediklerinin AYRI bir ağırlığı var.
Türk okulları ile büyük bir başarıya imza atıldığına bir kez daha tanık oldum. Gülen’in şahsında Türkiye’nin ve Türklerin övülmesi elbette gururumu okşadı. Üstelik bu başarının yakıp yıkan askerî bir zafer değil yapıcı, birleştirici bir eğitim hareketi olması son derecede sevindirici.
İslâm dünyasının ve genel olarak dünyanın en büyük sorunlarından biri cahillik. Bu sorun çözülebilse açık, savaş, çevre kirlenmesi gibi başka sorunların da zayıflayacağı aşikâr.
Gülen cemaatine teşekkür
Kendi adıma “at sırtında kılıç sallayan, Bizans’ı korkudan tir tir titreten bir ırkın evlâdı” olmaktan bıktım. Bu efsanelerle kendini kandırmanın ve milleti korkutmanın hiç bir işe yaramayacağını da görüyorum.
Bunu hâla göremeyenler “neden 15 milyon Yahudi 1.5 milyar Müslümandan daha kuvvetli” diye sorabilirler kendilerine. “Bir Türk dünyaya bedeldir” vecizesine rağmen nasıl oluyor da bir Yahudi 100 Müslümandan daha kuvvetli olabiliyor?
Hep kendine yontarak değil kazan/kazan tarzı yöntem ve projelerle ilerlenebileceğinin ispatı Türk Okulları. Dünyanın çeşitli yerlerinde vatanlarından uzakta bu okullarda hem Türkiye’ye hem de küresel barışa hizmet eden Türk öğretmenlerine teşekkür ederim.
(1)Büyük kontrat derken 200-300 danışman ve mühendisin 2-3 yıl üzerinde çalışacağı 100 milyon euronun üzerindeki projeleri kasdediyorum. Örneğin bir banka rakiplerinden birini satın aldığı zaman bilgi-işlem sistemlerinin ve iş proseslerinin birleştirilmesi buna iyi bir örnek.
4 [?]










4 Yorum
Yazan:Serdar Kaya Tarih: Mar 14, 2008 | Reply
6 maddelik listenize ben olsam ‘Nasıl sürdürülebilir (sustainable) kılınacak?’ sorusunu da eklerdim. Çünkü o işin içinde sadece kimi ülkelerin desteği ile açıklanamayacak olan başka şeyler de var. Zira normal şartlar altında üniversite mezunu pek çok insanı yüksek maaşla da olsa tutup Madagaskar’a öğretmenlik yapmaya gönderemezsiniz.
Yazan:MY Tarih: Mar 14, 2008 | Reply
Haklisiniz Serdar Bey,
sustainability konusu her proje için geçerli degil mi?
Maslow piramidinin son katiydi saniyorum, insanin kendini aşmasi. Hayatina anlam katacak bir proje için çalismasi. Bu ise “ben” gelmeden baslamis bir bayrak yarisinda kisa bir süre kosmak ve sonra bayragi bir baskasina devretmeyi kabul etmekle mümkün. (ki projenin bitisini görme garantisi de yok)
Ama tevazu istiyor bu isler, tek basina seref kürsüsüne çikip madalya almaktansa “sadece” bir kosucu olmayi kabullenmek. Takim oyunu oynamak. Bunun için Nisantasi veya Bagdat caddesinin bireysel tatlisu Türkleri böyle uzun soluklu projelere imza atamiyorlar. Temel sorun galiba bencillik.
Türk okullari konusunda da bir “dava ugruna” bir seyler yapma söz konusu. Bazen çeliskili görünse de “bedava” yapilan isler daha kaliteli ve kalici oluyor. zengin içerikli bloglara bakin. Bazen kitap okuyacak vakit bile bulamiyorum :)
Yazan:Serdar Kaya Tarih: Mar 14, 2008 | Reply
Nişantaşı’ndan pek hoşlanmasam da Bağdat Caddesi’ni ben de severim. Özellikle trafiğin yoğun olmadığı güneşli pazar sabahlarında. Bu gibi konulardaki değerlendirmeleri bölge merkezli yapmamak bence daha makul olur.
Bedava yapılan işlerin kalitesi konusunda da genelgeçer bir yargıda bulunmak yanlış olabilir.
Ben sadece bir sistemi kurmak kadar uzun soluklu kılabilmenin de önemli olduğuna işaret etmek istemiştim.
Yazan:selimhan Tarih: May 7, 2008 | Reply
mehmet bey, bende sevgi okullarında 15 yıldır tarih öğretmeni olarak çalışıyorum. Bu kurumların işleyini ve yapısını orta okuldan itibaren biliyorum.
Doğu kökenli bir aileden geliyorum. Eğitim seviyesi düşük bir ortamda her türlü şiddeti besleyen bir ortamda bu insanları tanıyınca okuyabildim. Sadece yurt dışı değil yurt içindede benim gibi okuma imkanı olmayan, her türlü kötülüğe açık bir ortamdan binlerce insanın elinden tutular. onlara ekmeğini helal yoldan kazanmanın yolunu gösterdiler. saygılar