Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Bilimsel ilerleme neden geriletti insanlığı? »

.
… Bu konuda okumak için…

Bir pozitivizm eleştirisi

Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı” karşılaştırdığımızda hiç yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl öncekomşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındakitek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü. Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor. Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericiliklebağnazlıkla suçlanabiliyor. Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı buradanindirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.

Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa, Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellikyoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?

Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?

Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…

İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta evrimciliğin etimolojik değeri bile konuşuldu.

Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık.Buradan indirebilirsiniz.

(Ayrıca konuyla ilgili okurlarımız Bir pozitivizm eleştirisi  isimli kitabımızdan da istifade edebilirler)

Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)

Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!)Biz buna “pozitivist iman” diyoruz. Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımızMehmet Bahadır her zamanki nazik üslubuyla “kral çıplak” dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. Buradan indirebilirsiniz.

Avrupa’da Bankalar Orta Sınıfı Köleleştirdi! »

DARIO-EU-middle-class

Troyka tarafından dayatılan ve ekonomik krize çözüm olarak sunulan kemer sıkma önlemleri  halkı çileden çıkardı. Portekizli çocukların üçte biri yoksulluk sınırında yaşıyor. Portekiz 2011 yılında 780 milyar euroluk mali yardımlardan istifade etti. O günden bu yana kemer sıkma önlemleri binlerce kişiyi zor durumda bıraktı. Sosyal yardımlar kısıtlandı. Kimileri gıda yardımlarına muhtaç kaldı. Krizle birlikte hükümet sosyal yardım ödemelerinde Read the rest

Deniz Gezmiş’in ölüsü dirisinden daha kullanışlı: 30 CHP’li idamına evet demeseydi, o bugün hayattaydı »

deniz_gezmisi_asildigi_saatte_andilar

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın ölüm cezalarının yerine getirilmesine dair kanun tasarısına verilen oyların sonucu*: Üye sayısı: 450, Oy verenler: 323, Kabul edenler: 273, Reddedenler: 48, Çekimserler: 2, Oya katılmayanlar: 118, Açık üyelikler: 9

Partiler: Adalet Partisi (AP), Bağımsız (Bğz.), Birlik Partisi (BP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Güven Partisi (GP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Millet Partisi (MP) Türkiye İşçi Partisi (TİP), Yeni Türkiye Partisi (YTP)

Kabul edenler    Read the rest

Müslüman Sanatçının Farkı Nedir? »

islam-sanati

  • “Sanatkâr, eserini meydana koyan heyecanı tesadüfle bulmamıştır. Bu heyecanı, olduğu gibi isteyerek ve arayarak bulmuştur. Onda sanattan önce gelen bazı şeyler, sanat aşkından önce bulunan bir aşk vardır. Sanatın özü, eşyanın insan tarafından görünüşünden ibaret değildir. O, insan iradesinin derinlerinde ve aşkın hareketinde bulunur.”
  • “Sanat, yoklukla varlık arasında bir gidip gelmedir. Ruh için tahammülü güç bir ızdırap teşkil eden bu buhranlı durumdan, ancak ebedi ve mutlak varlığın yanında karar kılmak suretiyle kurtulmak kabil oluyor. Sanat buhranını bize güzel, sevimli ve değerli yapan, içerisinde taşıdığı sonsuzluk iradesine bağlı sonsuz cilvelerdir.”
  • “Sanatın hakiki istikameti Allah’a çevrilmiştir. Onu dünya penceresinden görenler, hayal gücü hezeyanı içinde bunalmış zayıf ruhlar, veya sanatkar ruhuna sahip olmadıkları halde heves veya alışkanlıklarının fantezisini ortaya koyanlardır.”

 (Nureddin Topçu)

… İslâm Sanatı üzerine e-kitap indirmek için…

kapak-kucuk-2Gözle dinlenen müzik: Tezyin

Batı sanatı her hangi bir konuyu “güzel” anlatır. Bir kadın, batan güneş, tabakta duran meyvalar… İslâm sanatının ise konusu Güzellik’tir. Bunun için tezyin, hat, ebru… hatta İslâm mimarîsi dahi soyuttur, mücerred sanattır.

Derrida, Burckhardt, Florenski ve Panofski’nin isabetle söylediği gibi Batılı sanatçı doğayı taklid ettiği için, merkezi perspektif ve anatomi kurallarının hakim olduğu figüratif eserler ihdas eder. Bu taklitçi eserler ise seyircinin ruhunu değil benliğini, nefsini uyandırır. Zira kâmil sanat tabiatı taklid etmez. Sanat fırça tutan elin, tasavvur eden aklın, resme bakan gözün secdesidir. Tekâmül eden sanatçı (haşa) boyacı değil bir imamdır artık. Her fırça darbesi tekbir gibidir. Zahirde basit motiflerin tekrarıyla oluşan görsel musiki ile seyircilerin ruhu öylesine agâh olur ki kalpler kanatlanıverir. Müslüman sanatçı bu yüzden tezyin, hat, ebru gibi mücerred sanatı tercih eder. Güzel eşyaları değil Güzel’i anlatmak derdindedir. Çünkü ne sanatçının enaniyet iddiası ne de seyircinin BEN’liği makbul değildir. Görünene bakıp Görünmez’i okumaktır murad; O’nun güzelliği ile coşan kalp göğüs kafesinden kurtulup sonsuzluğa kanat açar.

Tezyinî nağmeleri gözlerimizle işitmek için yazıldı bu e-kitap. John locke gibi bir “tabula rasa” yapmak için değil Hz. İbrahim (as) gibi “la ilahe” diyebilmek için. Buradan indirebilirsiniz.

Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır

yitikAfganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla“bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir?

Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir. 284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” içinBuradan indirebilirsiniz.


İslâm’da Mimar ve Şehir

Cumhuriyet’in ilânından beri yaşadığımız şehirler hızla tektipleşiyor. Betondan yapılmış kareler ve dikdörtgenler kapladı ufkumuzu. Trabzon, Aydın, Malatya… Anadolu’nun her yeri birbirine benzedi. Fakat Türkiye’ye has bir sorun değil bu. Batının “alternatifsiz” demokrasisi ve serbest piyasası mimarları da tektipleştirdi. Farklı düşünemeyen, yerel özellikleri eserlerine yansıtmayan mimarlar kutu gibi binalar dikiyor. Moskova, Tokyo, Paris, Hong Kong da tektipleşiyor ve çirkinleşiyor.

Çare? Binalara değil de mimara, yani insana odaklanmak olabilir; yani eşyayı ve sureti değil İnsan’ı ve sîreti merkeze almak. Zira bu bir norm ya da ekol meselesi değil: İslâmiyet’in ilk asırlarında bir şehir övüleceği vakit binalar değil yetiştirdiği kıymetli insanlar anılırmış. Biz de güzel binalarda ve güzel şehirlerde hayat sürmek için önce güzel mimarlar yetiştirerek başlayabiliriz işe. İnsan gibi yaşamak için mimarî çirkinliklerden ve bunaltıcı tektipleşmeden kurtulabiliriz. Bu ancak Güzel Ahlâk ile Güzel Mimarî arasındaki bağı yeniden tesis etmekle olabilir. Çare Mimar Sinan gibi cami yapmak değil Mimar Sinan gibi insan yetiştirmek. Kitabımızın maksadı ise teşhis ve tedaviye hizmet etmekten ibaret. Buradan indirebilirsiniz.

İflastaki Batı Ukrayna için savaşır mı? »

ukrayna

Kuzey Atlantik klübü Ukrayna’da ne yapacak? Rusya ile savaşacak mı? Zannediyorum asırlık çizgisinden bir sapma olmaz. Yani Ortadoğu’da ve Afrika’daki savaşlarda yaptığı gibi iki tarafa birden oynayacak. Kim kazanırsa « hey dostum, o zor günlerde sana destek oldum, şimdi ihaleler, ayrıcalıklar bize gelsin lütfen ».

Yakın bir örnek, Irak’ı kandırıp Kuveyt’e saldırttıktan sonra jandarmacılık oynayan ABD. Irak’a yapılan ilk saldırıda (1990, Baba Bush zamanı) Amerika Birleşik Devletleri Şiilere Kürtlere “Saddam Hüseyin’e karşı ayaklanın, biz size destek olacağız, kendi devletinizi kuracaksınız” demişti. Sonra pazarlıkların yönü değişti. Şiilere  Kürtler Saddam’a satıldı, ardından da katledildiler tabi. Ama ABD o kadar yüzsüzdü ki mart 2003’te başlattıkları Irak’ın işgalinde Şiilere Kürtlerden bir kez daha ayaklanmalarını isterken CNN ekranında “bu defa sizi terk etmeyeceğiz” diyebildiler.

Kuzey Atlantik bir ticaret klübüdür, en iyi sattığı şey de insandır!

Fransızlar Vietnam’da yapmıştı aynısını. Halkı birbirine düşürmüşlerdi. Sonra ağır kayıplar verip direnişçilerin kazandığını görünce yerel müttefiklerini düşmana terk ettiler. Amerikalılar da çekilirken Vietnamlıları kandırdılar. Aynı senaryo Cezayir’de uygulandı. Fransızlar kurtarma sözü verdikleri Harkileri (Arap ve Berberî müttefikler) direnişçilerin insafına terk ettiler.

Ya Afrika’nın geri kalan kısmı? Nijerya’daki Biafra savaşını MUTLAKA hatırlamak gerek, sene 1967. Türkiye’de hiç bilinmez ama Fransa’nın Afrika’yı nasıl elinde tuttuğunu Read the rest

Alaturka Alevîlik: Kerbalâ’yı hatırla, Dersim’i unut, CHP’ye oy ver! »

Bölüm 1 :http://www.youtube.com/embed/GkR2Yb64vVI

Bölüm 2 : http://www.youtube.com/embed/uTgdRz39ZJk

Bölüm 3 : http://www.youtube.com/embed/GHMJgd6fFnc

  1. Atatürk Dersim’e medeniyet(!) götürünce… »
  2. Tarih, Kahramanları Asanlar Tarafından Yazılır(dı) »
  3. Helalleşin, helalleşin… »
  4. CHP Dersim’den özür diler mi? »
  5. Seyit Rıza’nın asıldığı gece Atatürk’ün Elazığ’da ne işi vardı? »
  6. Anam Aklıma Geldi Ağladım… »
  7. Dersim’de gaz kullanıldı! »
  8. Dersim Katliamını Atatürk Yaptı! »
  9. CHP yeniden iktidar olursa yeni Dersimler olacaktır »
  10. Dersim Katliamı: Büyük Hesaplaşma »
  11. Dersim’de ne oldu? Unutma! Unutturma! »
  12. Kemalist Alevilere suçüstü! Dersim Fatihi(!) Atatürk müydü? »
  13. Onur Öymen’e Avrupa’dan destek »
  14. Faşizm Zaten ‘Çağdaş’ Bir Şeydir »
  15. Dersim ve Onur Öymen’in Vicdanı »

 

… Bu konuda kitap okumak için…

 Alevilik, Ortak Acılardan Bir Kimlik

Aleviler ızdıraplarda, geçmişin acılarında buluşuyorlar. Dersim, Madımak… Bu isimler anıldığında kırmızı bir düğmeye basılmış gibi bütün farklı Alevilik-LER birleşiyor ve bir tepki geliyor. Hızlı, öngörülebilir ve manipülasyona açık bir tepki bu. Ortada geç-ME-miş bir geçmiş var. Kıymetli yazarımız Cemile Bayraktar’ın dediği gibi “yüzleşilmediği müddetçe de geçmeyecek bu geçmiş” , çıkarılmayı bekleyen bir diken gibi acı vermeye devam edecek.

Diğer yandan çok sayıda Alevi kendi atalarına, dedelerine, manevî önderlerine en büyük acıları reva görmüş olanlara büyük bir sadakat ile bağlılar. Yani Kemalistlere ve CHP’ye. Yakın tarihi sorgulamak şöyle dursun ibadethanelerini Atatürk resimleriyle donatıyorlar. Ortak acıların ve siyasî tercihlerin dışında Alevileri birleştirecek bir inanç, bir kültür yok mu? Acaba Aleviler Stockholm sendromundan kurtulabilecekler mi? Elinizdeki kitap bunları sorguluyor. Buradan indirebilirsiniz.

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişleIZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.

 

 

 

İnsan Özgürlüğe Mahkûmdur »

ateistlik_ateizm

“… Dostoyevski demişti ki “Tanrı yoksa her şey mubah”. Budur varoluşçuluğun başlangıç noktası. Gerçekten de şayet Tanrı yoksa her şeye müsaade var. Bunun bir sonucu olarak insan terk edilmiş. Çünkü ne kendinde ne de kendi dışında tutunacak bir dal bulamıyor. Bir kere mazereti yok. Eğer varlık cevherden (fr. Essence) önce geliyor ise hiç bir şeyi sabit insan tabiatıyla açıklayamayız. Bir başka deyişle determinizm yok demektir ve insan özgürdür, insan özgürlüktür. Diğer yandan Tanrı yoksa davranışlarımızı meşru gösterecek değerler ve emirler de yok demektir. Ne önümüzde ne de arkamızda manevî açıklamalar yok. Yalnız ve bahanesiz bir haldeyiz. İnsan özgürlüğe mahkûmdur derken kasdettiğim bu. Mahkûm çünkü kendi kendini yaratmadı. Fakat diğer yandan özgür çünkü dünyaya atıldığı andan itibaren yaptığı her şeyden sorumlu …” (Jean-Paul Sartre, Varoluşçuluk bir hümanizmdir)

 

… Bu konuda okumak için …

Jean-Paul Sartre ile Kaliteli bir Ateizme Doğru

 Yokluk var mıdır? Evinizin içini dolduran boşluğu gördünüz mü hiç? Bir türlü gelmeyen şu trenin verdiği sıkıntı ya da sizi habersiz bırakan dostlarınızın sessizliği gerçek değil mi yoksa? Tutulmamış sözler, ödenmemiş borçlar… Yokluk da var aslında “var” dediğimiz şeyler kadar. Ama Yok’un varlığı şuurlu insanlar için var; gelecekten, birisinden ya da Tanrı’dan bir cevap bekleyenler için var “yokluk”. Nazi kamplarında can çekişen Yahudilerin söyledikleri sözü hatırlayın:

“Tanrı yoktur, çünkü bize öğretilen Tanrı gerçekten var olsaydı böyle bir vahşete asla müsade etmezdi”

Artık olmayan gençlik yılları ya da henüz gelmemiş olan yaşlılık da gerçek değil mi? Hatırlayan ya da ümitli olan, düş kırıklığını ve gelecek korkusunu tatmış her insan için vardır “Yokluk”.

Ateizmin ürettiği en kaliteli metinlerinden biri olan Varlık ve Hiç elinizdeki bu kitabın belkemiğini oluşturuyor. Filozof ve edebiyatçı olan Jean-Paul Sartre hiç şüphesiz Batı felsefesinin köşe taşlarından biridir. Varlık, İnsan, Özgürlük ve Ahlâk tasavvuru üzerine yazdığı eseri tanrısız bir ahlâk teorisi. “Geleneksel” dinler ile göbeğini kesmiş bir “iyi insan” arayışı içinde Sartre. Bu arayışın neticesi ateist emir ve yasaklar değil insan fıtratının önemli bir veçhesi, özgürlük şuuru:

“İnsan özgürdür ve bunun farkındadır; bu farkındalık ile, özgürlük ve sorumluluk şuuruyla yaşamaya mahkûmdur.”

Bu bağlamda Sartre gerçek bir ateist: Tanrı karşıtı değil Tanrı-SIZ. Tanrı fikrini değil ilâhî referansları reddediyor. Tanrı’nın yokluğuna iman etmiş modern ateistler gibi pozitivizmi savunmuyor. Pozitivizmin, bilim-perestliğin de bir din olduğunun farkında. (Bkz. Modern Bir Put: Bilim adlı kitap)

Gerçek şu ki modernite icad oldu, ateizmin bile kalitesi bozuldu! 21ci asrın ateizmi içine kapanık ve savunma pozisyonunda. Fikir üretemiyor çünkü materyalist, bilimsel bilgiyi putlaştıran, Stephen Hawking gibi pozitivist … Ama hepsinden önemlisi İnsan’dan kopuk… Modern ateizm Tanrı’dan kurtulmak isterken İnsan’ı da kaybetmiş. (Bkz. Şalgam suyu varsa Tanrı’ya lüzum yoktur )

Sartre gibi kaliteli ateistlerin çıkış noktası ise bambaşka. Onlar vicdanın sesini duyma gayretindeler. Görünmeyen tanrılar ile kavga etmek yerine “görünürde tanrı yok, biz insan olarak ne yapabiliriz?” diye soruyorlar. İnsan hissiyatından yola çıkılarak bir ortak yaşam projesi icad etmenin peşindeler. Bu çizgiye paralel olarak iç dünyamızda hissettiklerimiz ile dış dünyanın adaleti  arasındaki ilişkiyi ele aldığımız bu kitabı ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz. Sartre’ı ilk defa okumak ve anlamak isteyenler için de kolaylaştırıcı bir basamak olabilir. Buradan indirebilirsiniz.

Atatürk kâfir miydi? »

ataturk_kafir-mi

.
…Kemalcilik ve Atatürkizm üzerine e-kitap…

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasaktı. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyordu. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyordu. Rumların ruhban okulları özgür değildi. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyordu. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyordu. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, daha yeni geri verildi. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.  

Kadın hakları ve Kemalizm

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz. 

Nisan ayında en çok okunan kitaplar »

Nisan ayı gerçekten güzel geçti. E-kütüphanemizden 30.611 kitap indirildi yani günde 1000 kitaptan fazla. Fakat daha güzeli 30.000’i aşan okumaların çoğunlukla sanat, psikoloji ve fikir kitapları olmasıydı. Tahriklere, komplolara ve sürüp giden psikolojik savaşa rağmen okurlarımız temel metinlere ağırlık verdi. Güzellik, insanın iç dünyası, Hayat’ın yani Ölüm’ün mânâsını sorgulayan eserler siyasî kitaplardan daha fazla okundu. Toplam indirmenin %52’sini teşkil eden ilk 15 şöyle:

  1. Derin Zaman / Zaman Nedir? (1412)
  2. Jean-Paul Sartre ile Kaliteli bir Ateizme Doğru (1377)
  3. Gurbetçi Freud ve “Das Unheimliche” (1220)
  4. Derin İnsan (1196)
  5. Fethullah Gülen’i yi bilirdik (1135)
  6. Ölümden Bahseden Kitap (1110)
  7. Organik dinimi geri istiyorum (1103)
  8. Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!” (1098)
  9. Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu? (1076)
  10. Türkiye bölünür mü? (1065)
  11. Kürtlerin Tarihi Üzerine (1020)
  12. Söz yıkar şiir imar eder (901)
  13. Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var? (865)
  14. Roman nedir? Nasıl Yazılır? (790)
  15. Para Yenir mi? (787)

İnsan Özgürdür, Hayvan Serbesttir »

ozgurluk