Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

19 Mayıs Pensilvanya’da coşku ve sevinç ile kutlandı »

fethullah

… Kaybedenler Klübü üzerine e-kitap okumak için…

Kaybedenler Klübü: Anti-demokratik bir muhalefetin kısa tarihi

T.C. kurulurken Hitler, Mussolini ve Stalin başrolleri paylaşıyordu. İki dünya savaşının ortalığı kasıp kavurduğu o korkunç yıllarda “bizim” Cumhuriyet gazetesi’nin faşizme ve faşistlere övgüler yağdırması bir rastlantı mıdır? Kemalistlerin ilâhı olan Atatürk’ün emriyle 80.000 Alevî Kürd’ün Dersim’de katledilmesi, Kur’an’ın, ezanın yasaklanması, imamların, alimlerin idam edilmesi, Kürtleri, Hristiyanları ve Yahudileri hedef alan zulümler de yine Atatürk ve onu ilahlaştıranlar tarafından yapılmadı mı?

Bu ağır mirasa sahip bir CHP ve Türk solu şimdilerde “İslâmî” olduğu iddia edilen bir cemaat ile, Fethullah Gülen’in ekibiyle ittifak içinde. Yobaz laiklerin, yasakların kurbanı olduklarını, baskı gördüklerini iddia ediyor bu insanlar. Ama bir yandan da alenen İslâm düşmanlığı yapan her türlü harekete hatta İsrail’e bile destek vermekten çekinmiyorlar. Tuttukları yol İslâm’dan daha çok bir ideolojiye benziyor: Gülenizm. Millî istihbarattan dershanelere, dış politikadan bankalara kadar her konuda dertleri var. Ama Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Arakan’da zulüm gören Müslümanları dert etmiyorlar. Acayip…

Türk solu, CHP ve Fethullah Bey… Nereden geldiler? Nereye gidiyorlar? Elinizdeki bu kitap meseleyi tarihsel bir perspektifte ele almayı amaçlıyor.Buradan indirebilirsiniz.

fethullah-gulen-kapak

Fethullah Gülen’i yi bilirdik

(Son güncelleme: Üçüncü sürüm, 28 Ocak 2014)

Türkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde“pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme. “Aferin” dedik, “bizdensin”.

Bugün gerçek şu ki Fethullah Bey’in ekibi manşetle, kasetle hükümet devirmeye çalışan, yalan haberle Türkiye’yi ve Müslümanları sürekli zora sokan çirkin insanların tahakkümü altında. Bizim sevdiğimiz, güvendiğimiz “küçük eller” ise koyun sürüsü gibi suskun. Medyada, devlet kurumlarında, emniyet ve adaletin içinde çeteleşme, ergenekonlaşma var. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyor. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyor.

Kitabın ilk yarısında Fethullah Bey’i ve ekibini öven, yapılan iyi işleri savunan, destekleyen makaleler bulacaksınız. Bugün yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların  güzel teşkilâtı sonradan mı kokuştu? Kitabı buradan indirebilirsiniz.

Müslüman Sanatçı güzel eşyayı değil eşyanın güzelliğini tasvir eder »

Miraj_by_Sultan_Muhammad“… Dış dünyayı, kendisini hislere sunduğu biçimde, tüm uyumsuzlukları ve arizîlikleriyle tasvir peşine düşmez. Onun dolaylı olarak anlatmak istediği şey eşyanın el a’yanü’sâbitesidir (değişmez cevheri ). Öyle ki bir at kendi türünün belli bir üyesi değil, başlı başına mükemmel bir attır; minyatür sanatının aradığı şey işte bu cinse has niteliktir.

Gerçi eşyanın ‘değişmez cevheri, yani ilk örnekleri, formun ötesinde olması dolayısıyla kavranamaz olsa da, yine de bunlar temaşacı tahayyülde yansıtılırlar; bu yüzden, en güzel minyatürlere o güzelliği bahşeden şey –boş hülya değil- rüyanın niteliğidir; bu, âdeta içeriden aydınlanmış gibi açık ve yarı şeffaf bir rüyadır  …” (Titus Burckhardt, İslâm Sanatı)

 

… İslâm Sanatı üzerine e-kitap indirmek için…

kapak-kucuk-2Gözle dinlenen müzik: Tezyin

Batı sanatı her hangi bir konuyu “güzel” anlatır. Bir kadın, batan güneş, tabakta duran meyvalar… İslâm sanatının ise konusu Güzellik’tir. Bunun için tezyin, hat, ebru… hatta İslâm mimarîsi dahi soyuttur, mücerred sanattır.

Derrida, Burckhardt, Florenski ve Panofski’nin isabetle söylediği gibi Batılı sanatçı doğayı taklid ettiği için, merkezi perspektif ve anatomi kurallarının hakim olduğu figüratif eserler ihdas eder. Bu taklitçi eserler ise seyircinin ruhunu değil benliğini, nefsini uyandırır. Zira kâmil sanat tabiatı taklid etmez. Sanat fırça tutan elin, tasavvur eden aklın, resme bakan gözün secdesidir. Tekâmül eden sanatçı (haşa) boyacı değil bir imamdır artık. Her fırça darbesi tekbir gibidir. Zahirde basit motiflerin tekrarıyla oluşan görsel musiki ile seyircilerin ruhu öylesine agâh olur ki kalpler kanatlanıverir. Müslüman sanatçı bu yüzden tezyin, hat, ebru gibi mücerred sanatı tercih eder. Güzel eşyaları değil Güzel’i anlatmak derdindedir. Çünkü ne sanatçının enaniyet iddiası ne de seyircinin BEN’liği makbul değildir. Görünene bakıp Görünmez’i okumaktır murad; O’nun güzelliği ile coşan kalp göğüs kafesinden kurtulup sonsuzluğa kanat açar.

Tezyinî nağmeleri gözlerimizle işitmek için yazıldı bu e-kitap. John locke gibi bir “tabula rasa” yapmak için değil Hz. İbrahim (as) gibi “la ilahe” diyebilmek için. Buradan indirebilirsiniz.

Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır

yitikAfganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla“bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir?

Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir. 284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” içinBuradan indirebilirsiniz.


İslâm’da Mimar ve Şehir

Cumhuriyet’in ilânından beri yaşadığımız şehirler hızla tektipleşiyor. Betondan yapılmış kareler ve dikdörtgenler kapladı ufkumuzu. Trabzon, Aydın, Malatya… Anadolu’nun her yeri birbirine benzedi. Fakat Türkiye’ye has bir sorun değil bu. Batının “alternatifsiz” demokrasisi ve serbest piyasası mimarları da tektipleştirdi. Farklı düşünemeyen, yerel özellikleri eserlerine yansıtmayan mimarlar kutu gibi binalar dikiyor. Moskova, Tokyo, Paris, Hong Kong da tektipleşiyor ve çirkinleşiyor.

Çare? Binalara değil de mimara, yani insana odaklanmak olabilir; yani eşyayı ve sureti değil İnsan’ı ve sîreti merkeze almak. Zira bu bir norm ya da ekol meselesi değil: İslâmiyet’in ilk asırlarında bir şehir övüleceği vakit binalar değil yetiştirdiği kıymetli insanlar anılırmış. Biz de güzel binalarda ve güzel şehirlerde hayat sürmek için önce güzel mimarlar yetiştirerek başlayabiliriz işe. İnsan gibi yaşamak için mimarî çirkinliklerden ve bunaltıcı tektipleşmeden kurtulabiliriz. Bu ancak Güzel Ahlâk ile Güzel Mimarî arasındaki bağı yeniden tesis etmekle olabilir. Çare Mimar Sinan gibi cami yapmak değil Mimar Sinan gibi insan yetiştirmek. Kitabımızın maksadı ise teşhis ve tedaviye hizmet etmekten ibaret. Buradan indirebilirsiniz.

19 Mayıs: Bu nesli kim öldürdü? »

BnyJ95aCEAACUAg

turk-gencligi

 

… Gençlik ve çapulculuk üzerine okumak için…

kapak_kitap_capulcularÇapulcular” ne istiyor?

Genel seçimler yaklaşırken başladı Taksim Gezi Parkı olayları. İnsanlar öldü, yaralananlar, tutuklananlar oldu. Taksim’deki sanat galerileri bile yağmalandı. Maddî zarar büyük: Yakılan otobüsler, özel araçlar, iş yerleri. Ancak hâlâ isyancıların ne istediğini bilmiyoruz. Taksim Dayanışma Grubu’ndan çelişkili açıklamalar geliyor. Polisi ya da göstericileri suçlamadan önce şunu bilmek gerekiyor: “Çapulcular” ne istiyor? Daha fazla demokrasi? Sosyalizm? Devrim? Darbe? Elinizdeki e-kitap bu sorulara cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

Köpekler gördüm… İnsan suretindeydiler »

kopek-0Ormanın kralı Aslan köpeği yanına çağırmış:
– Sadakatine diyecek yok ama pisliğinden bıktım. Bundan sonra b.k yemeyeceksin.
– Peki sayın kralım.
Köpek uzaklaşırken bir an duraklamış:
– Bir şey sorabilir miyim?
– Sor!
– Çok temiz bir taşın üstüne yapılmış olsa bile yemeyim mi ?

*   *   *

Madenciler ölürken « oh olsun! onlar zaten AKP’li » diyenler Van depremi sırasında « oh olsun! onlar zaten Kürt » demişlerdi. Kızmaya gerek yok. Değişmeyecekler. Çünkü yaptıkları şeyin b.k yemek olduğunu çok iyi biliyorlar. Mesele burada değil. Pislik yemek onlara itici gelmiyor, tam tersi. Gübre böceği gül bahçesini ne yapsın? Her yaratık kendi tabiatına göre besleniyor. Onlar da kendilerine lezzetli gelen şeyleri yiyorlar.

.

kopek-3

.

kopek-2

.

kopek-1

 

 

Özgür İrade Bilim ile Açıklanabilir mi? »

… Bilim ve Hayat üzerine okumak için…

Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)

Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) Biz buna “pozitivist iman” diyoruz. Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız Mehmet Bahadır her zamanki nazik üslubuyla “kral çıplak” dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. Buradan indirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar? (Tartışma)

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adaletyoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilikenayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki… Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin epistemolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

 

Bir pozitivizm eleştirisi

Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı” karşılaştırdığımızda hiç yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl öncekomşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındakitek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü. Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor. Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericiliklebağnazlıkla suçlanabiliyor. Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı buradanindirebilirsiniz.

Hamdolsun ki bize adil ve merhametli kullarını sevdirdin; Sen olmasaydın biz Adalet’in güzelliğini nereden bilecektik? »

Taner-Yildiz

Şu an çok eğleniyorum… Neden yapayalnızım? »

niteliksiz-adam-robert-musil“Şu an çok eğleniyorum” diye mesaj atanların tam da o anda çok sıkıldıklarını düşünmüşümdür hep. Birilerini “çok eğlendiğine” ikna etmen gerekiyorsa bir derdin var demektir. İçindeki eğlence boşluğunu doldurmak için dışarıdakileri kandırmak zorundasın. Doyumsuzluk, yedikçe acıkma durumu. (Bkz. Derin İnsan adlı e-kitap)

Evet… Hiç bu kadar çok insanla bu kadar kesintisiz iletişim içinde olmamıştık. Ama hiç bu kadar yanlış anlamamıştık birbirimizi. Anlamıyoruz çünkü bu iletişimde amaç ötekini anlamak değil, kendini anlatmak, göstermek, “ben de varım” demek. Bu yüzden doymak bilmiyoruz. Bunun için internetin başından kalkamıyoruz. Yedikçe acıktırıyor nefsi azdıran teknoloji. Cep telefonlarıyla başladı sanıyorum. Eskiden bir evin telefonu olurdu. Şimdi insanın telefonu var. Telefon cepte taşınan bir telepati organı olunca kendi hayatını yaşamak zor. Sürekli haberleşme halinde “ben” siliniyor. Çünkü yaşanan olayları futbol maçı gibi anında ötekilere aktarınca kendimize has hikâyeyi yazamıyoruz:

“… Otobüsteyim, sen neredesin? Akşam ne yemek var? Patronla konuştun mu? Çocuk hastaydı, doktora götürdüm, anjin dedi …”

 Sonra eve gelince konuşacak bir şey yok:

“… Günün nasıl geçti? Bütün gün anlattım ya sana! Ya senin ki? Bildiğin gibi …”

Naklen yayın aracı gibi yaşamak

Her an her şeyi Herkes’le paylaşmak aslında paylaşmayı da engelliyor. “Ben” olmak için bazı insanlarla bazı şeyleri bazen paylaşmam lâzım. Yani Ben’liğimi ancak “öteki” sayesinde kurabilirim (Bkz. Hucurat 13-18) Zira beynin içinde bir yerlerde “Ben” denen fizikî bir organcık yok. Estetik ve etik tercihlerimizi dahil ederek biz yazıyoruz Ben’in hikâyesini. (Bkz. Derin Zaman adlı e-kitap) Her acıda, her sevinçte biraz daha kendimiz oluyoruz. Ama bu zamansız olmuyor. Yani yaşanan objektif olay ile tecrübeye “Bence” anlam verme arasında kısa bir süre geçmeli. Aksi takdirde indî/sübjektif bir “Ben” inşa edemeyiz. İnsan olamayız, humanoid oluruz. Ya da homo-economicus diyelim. Bir para kazanma makinesi. (Bkz. Liberalizmin Kara Kitabı)

Cepte taşınan haberleşme organı haberleşmeyi hızlandırınca zamansız kaldık. “Ben” gibi değil herkes gibi haberleşiyoruz. Neden? Fazla hızlı çalışan bir dikiş makinesinde terzi sanatını gösterebilir mi? İç dünyasını dışa vuracak vakit yok, makinenin ritminde objektif bir üretim yapabilir ancak. Çin, Venezuella, Pakistan veya Nijerya’nın geleneksel kıyafetlere bir bakın. Bir de bu ülkelerde dikilen Adidas marka tişörtlere. Zamansızlık ve objektifleşme arasındaki Read the rest

#ShipineTowersTazminatOlsun »

Merhametsiz öğretmen İnsan yerine çapulcu yetiştirir »

egitim

…  Eğitim konulu makalelerden …

Madenci ölürken gülen solcuya “çapulcu” denir »

oynak-capulcu-kafasiSunuş :  “Evrensel sosyalizm etrafında dünya işçileri birleşsin” diyor ama Türk kanı üstündür onun gözünde. Kürdü, Ermeniyi, Arabı aşağıladı senelerce. Çünkü çapulcu  hem solcu hem de Türk ırkçısı. Hem devrimci hem de ölümüne muhafazakâr. 1930’dan kalma Türk faşizmini muhafaza etmeyi devrimcilik sanıyor. Ona sorsan çağdaştır, Avrupalıdır ama Batı’nın müziğini, edebiyatını, felsefesini bilmez. Darbe yapmıyor diye genel kurmay başkanına kızar ama demokrattır(!) Böyledir “bizim” çapulcu – solcu – kemalistlerimiz. Seninle benimle aynı havayı solur ama kafasının içi oynak. Normal bir insan kafasında birleşemeyecek fikirler çapulcu kafasında bir araya geliyor. (MY)

Soma semalarında akbabalar! (Ufuk Coşkun, Sivil Düşünce)

Soma’da helal rızık peşinde koşturan yüzlerce insanımızı kaybettik. Bu acı çok derin, anlatılacak, yazılacak gibi değil. Rabbim şehadetlerini kabul etsin. Geride kalanlara sabır versin. Mahsur kalan işçilerimizin de inşallah iyi haberlerini alırız. İşçi bir ailenin çocuğu olarak alın teriyle ekmek parası kazanmanın ne demek olduğunu iyi bilirim. Her kuruşu helal bir paradır kazandıkları. Namuslu, haysiyet sahibi bir o kadar da asil insanlardır.“Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin” diyecek kadar asil ve nezaket sahibi kaç kişi kaldı şuracıkta. Lakin ne desek boş… Oturduğum yerden edebiyat yapacak değilim. Hem derin bir acı hissediyor hem de birtakım hasta ruhlu insanların söylemlerinden tiksinti duyuyorum.

Vicdanlı insanlar Soma’daki elim ölümler sebebiyle derin bir üzüntünün içerisindeyken ve inandıkları Allah’a dualar ederken bazıları fırsattan istifade eline geçirdiği bir kartona alelacele “Katil AKP!” ya da “Kahrolsun Kapitalizm!” gibi sloganlar Read the rest