RSS Feed for This Post

Zihne tecavüz mü millî eğitim mi?

20080920_derin_dusunce_milli_egitim.jpg Kadın veya erkeğin cinsel yolla bedenine tecavüz suç sayılmıştır. Bu fiile verilen ceza miktarlarındaki tartışmalar bir tarafa, fiilin suç sayılması tabi ki doğrudur. Daha genel ifadelerle meseleyi ele almak gerektiğinde, insan vücut bütünlüğüne müdahaleler (cinsel yolla olanlar dışındakiler de) suç sayılmıştır. Bu da doğrudur. İnsan varlığının tüm unsurlarıyla dokunulmaz kılınması, hayatın ve anlayışın başlangıcıdır. Bu noktadan başlamayan hiçbir düşünce, doğru bir hareket noktasından başlamadığı için istikametini asla doğru tayin edemeyecektir.

            Fakat bu başlangıcın eksik olduğunu teşhis etmek gerekiyor. “Vücut bütünlüğü” ifadesi, her ne kadar lügat olarak insani tüm “mevcudiyeti” kastederse de aslında ülkedeki terminolojik savrulmalar bu ifadenin “beden bütünlüğü” seviyesinde ve çerçevesinde anlaşılması için gerekli mana enjeksiyonunu gerçekleştirmiştir. Mevzuat, “vücut bütünlüğü” ifadesini tamamen “beden bütünlüğü” yani biyolojik bütünlük şeklinde anlamaya ayarlı hale gelmiştir. Yer yer iradeyi sakatlayan halleri müeyyideye bağlamışsa da bu noktadaki yoğunluk, vücut bütünlüğü ifadesinin beden bütünlüğü şeklinde anlaşılmana mani olmayacak hafifliktedir.

            Konuya neden bir ifade kalıbı ile girdik? Çünkü bu ifade kalıbı, mevzuattan (mer’i hukuktan) insan tarifi bahsinde elde edebildiğimiz nerdeyse tek veridir.

            İnsan tarifi… Bir dünya görüşünün insan anlayışı yoksa insana sunabileceği hiçbir teklif yoktur. İnsan tarifinin ne kadar çetrefilli olduğu konusu malum… Burada esas alacağım nokta, insan tarifinin ne kadar geniş ve derin olduğudur. Bir dünya görüşü, insan anlayışını örerken, tüm insanlığı içine alabilecek bir hacim üretebilmelidir. Aksi takdirde yapmaya çalıştığı insan tarifinin dışında kalanlara insan değil eşya muamelesi yapar.

*

            İnsan konusunu, beden bütünlüğü (biyolojik gerçeklik) çerçevesinde ele almak ve bu noktada sabitlenmek ve ısrar etmek, insanın ruhi ve zihni varlığını reddetmeyi şart kılar. İnsanda ruhun olup olmadığı tartışmasına girmeksizin söylemek gerekirse, zihni varlığını reddetmenin imkansızlığı aşikardır. Akıl da zihni varlıklardandır ki, hiçbir insan anlayışı bunu reddederek işe başlayamaz. Fakat insanı, bedeni bütünlük altyapısıyla kavramaya başlayan yaklaşım bu noktada sabitleşmeye başladığında zihni varlıkları tali kıymette kabul etmek için kendine bir mecra açar. Bedeni bütünlük esas ve zihni varlıklar tali hale geldiğinde, insanların zihni organizasyonlarını istediği gibi gerçekleştirmek hakkını kendinde görmeye başlar. Bu durumda aklın şahsa bağlı müstakil varlığını reddedip, kendi dünya görüşü ile inşa edeceği bir akıl bünyesini (organizasyonunu) önceler.

            Aklın oluşma süreci, bilgilenme, kuralların oluşması, metotların oluşması, değerlerin oluşması ve bünyeleşme güzergahını takip eder. Ülkedeki eğitim sisteminin bu süreç içindeki safhalardan birinci ve ikinci safhaları ancak gerçekleştirdiği ve sonraki safhaları ise kasıtlı şekilde gerçekleştirmediğini görmek mümkün.

            Bilgilenme safhası, çocuğun doğumu ile başlayan ve aile, okul ve cemiyetteki muhatap olduğu ve kendine empoze edilen bilgileri edindiği bir safhadır. Kaçınılmaz olarak gerçekleşir. İkinci safha olan kuralların oluşması safhası ise ülkedeki eğitimin temel maksadıdır. Kuralları oluşturduktan sonra başka bir gelişme ve ilerleme imkanına fırsat vermeksizin o noktada sabitlemeye çalışmaktadır. Kuralları ise kimin koyduğu malumdur.

            Akıl, metotları kullanabilecek seviyeye gelmediğinde, kuralları sorgulama maharetine kavuşamamaktadır. En basit meselelerde bile en basit metot olan “kıyas”ı kullanamayan bir akıl, kuralları sorgulama aczi içine düşmekte ve onları kutsallaştırmaktan başka bir yol bulamamaktadır. Kutsallaştırılan kurallar bir zaman sonra aklın değerlerini oluşturmaktadır. Aklın değerlerini oluşturan kurallar, düşünceyi imha etmekte ve şablonlara teslim olmaktadır. (Akıl konusu uzundur, burada ilgili mesele için bir girizgah yapılmıştır).

*

            Bu parantezden sonra tekrar başa dönersek… İnsan toplamını, vücut bütünlüğü çerçevesinde anlamak, insanın zihni varlığını belirli bir anlayışta sabitleme imkan ve iktidarını elinde tutma hakkını, aslında ise vehmini üretiyor. Ülkedeki eğitim sistemi hatırlandığında, uygulananın bir müfredat değil propaganda metni olduğu görülür. Bu propaganda metni ise, akıl inşasında sadece bilgilenme (ki bu mecburen gerçekleşir) ve kuralların oluşması safhalarını ihtiva eder. Ve bu ülkedeki insanların vücut bütünlüklerini korumaları için sahip olmaları gereken akıl bünyesi de Kemalist verileri ve kuralları esas alan ve asla sorgulamayan bir organizasyonu şart kılar.

            Fikir hürriyetinin bu ülkede neden olmadığı ve neden asla olamayacağı bahsi, insanın sadece bedenden ibaret olduğu temel tezi üzerine kurgulanmış olmasından kaynaklanmaktadır. Sistem, vücut bütünlüğüne tecavüzü engellerken, zihni dünyaya tecavüz etme tekelini kendinde tutmaktadır. Doğrusu insanların zihni dünyalarına tecavüz etmeyi de kesintisiz sürdürmektedir. Seksen yıldır süren bu tecavüz, uzun sürmesinden midir bilinmez, tabileşmiştir. İnsanlar tecavüze alışmış bir zihni organizasyonu, tabi bir hal zannetmeye başlamışlardır. Bu durumun aksine bir tavır ve hareket, itiraz ve isyan, mahiyeti gereği tabi olmasına rağmen garipsenmektedir. Oysa bu itirazın özü şudur. “Benim neyi nasıl düşüneceğime ve nasıl yaşayacağıma müdahale etme”. Bu kadar basit ve masum bir talebin, mevzuata ve orduya çarpıyor olması, kahrolası bir düzenin cari olduğunu göstermektedir.

            Bazı kesimlerin ruhi/zihni dünyalarına müdahale ve tecavüzü tabi ve normal karşılamaları ve hatta talep etmeleri, mağdur ile mütecaviz arasındaki gönüllü metres ilişkisini oluşturuyor. Gönüllülük esasına dayanan bu ilişkiye diyeceğimiz bir şey elbette olamaz. Ama herkesin bu türden bir ilişki için sıraya girmesinin beklenmesi ve bunun için de zor kullanılması, aklın, vicdanın ve iradenin kabul edebileceği bir iş değildir.

            Arzu ettiğimiz gayet basit bir vakadır. Vücut bütünlüğümüzün korunduğu kadar ruh ve zihin bütünlüğümüzün de korunması ve özellikle de siyasal rejimin tecavüzünün kaldırılmasıdır. İnsana küçük bir tokat atmanın bile hukuk tarafından (tabi ki teorik olarak) menedildiği ve müeyyideye bağlandığı noktada, aklımızın da bu müdahalelerden masun kılınması gerekir.

            İnsanlara şu soruyu sorunuz. Aklını mı kaybetmek istersin yoksa kolunu mu? Hiç kimse aklını kaybetmeyi kabul etmez. Aklını muhafaza etmek için kolunu vermek gerektiğinde bile aklını muhafaza etmeyi tercih eder. Zira aklını kaybettiğinde kolunu ne yapsın ki? Bu kadar açık bir konuda, aklımıza, birilerinin (siyasi rejimin) müdahale ve tecavüz etmesine müsaade edeceğimiz nasıl beklenebilir? Akıllarını sıyırıp tecavüz için sıraya girenlerin bizi anlamayacağı malumumuzdur. Ama bu tecavüze müsaade etmeyeceğimiz de onların malumu olsun.

20080920_derin_dusunce_milli_egitim2.jpg

Trackback URL

  1. 19 Yorum

  2. Yazan:Sever IŞIK Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    “Bizden habersiz zihnimize giren şeyler”i ben’ini yapmaya teşebbüs etmek meşakatli bir yolculuk ister. Akıl, iradeye/seçime, dolayısı ile “endişe”ye kapı aralıyor.İnsanlar endişe istemiyor, sunulmuş ve seçilmiş/hazır imkan istiyor.

    Oysa insanlar “siparişe” alışmışlar değil mi Üstad?..

    Beşer, beden konusunda gösterdiği kıskançlığı akıl konusunda göstermiyor. Çünkü sıradanlık, bu “zihinsel iğfal durumu” gündelik yaşam popülerliğinin ve sıradanlğın bütün tatlarını tatmanın yolunu açıyor. Okumak zihni yatırım yapmak yalnızlaştırıyor.

    Ama beden öylemi..

    Kimlik beden ve bedenin görümlerine indirgenince beşer yatırımını bedene yapıyor. Beden şantiyeye dönüşüyor,“mülkleştirdiği beden evinde istediği gibi tasarruf yapıyor. Kesiyor, biçiyor…

  3. Yazan:seyduna Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    yıllarca okulda bize and içirdiler ne mutlu türküm denilmesi için,oysa ben bir türk değildim ve bana varlığımı(canımı) türk varlığına armağan etmek(ölmek)istiyorlardı,demekki biz bir günahkarız artık,bize ettirdikleri yeminler daha çocukken benim ölmemi onaylamış bir sistemin çarkı olmak istemeyenler bölücü ilan edildi oysa onlar bölücü değil aksine tek bir insanın ölmesini istemeyen birleştiricilerdi,sahi ben bir günahkarmıyım şimdi, çünkü yıllarca bilmeyerek de olsa ne mutlu türküm olarak yemin ettim ama ne ben mutluydum ne de bir türktüm

  4. Yazan:uveys Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    Sn. Hakki Demir;

    Son paragrafinizda insalara su soruyo sorunuz. Aklinimi kaybetmek istersin kolunumu? Farzedinki sorduk ama sorumuz muallakta kaldi. Simdi ne yapacaz? sordugunuz vede yanitinida beraberinde verdiginiz cevabimi olcu alalim?

    Sakin yanlis anlamayin da inanin son zamanlarda insanlar okadar mutsuzlar ki..! Sirf size karsit gorus belirtmek icin olacagini sanmiyorum. Aklimi kaybedip deli-divane gezerimde el-alem kahrimi ceksin diyenlerin sayisida yabana atilacak cinsten degil hani.

    Saygilar,sevgiler…

  5. Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    Sn.Uveys,

    En basit meselelerde bile en basit metot olan “kıyas”ı kullanamayan bir akıl, kuralları sorgulama aczi içine düşmekte ve onları kutsallaştırmaktan başka bir yol bulamamaktadır.

    Aklını mı kaybetmek istersin yoksa kolunu mu?(Haki bey)

    Farzedinki sorduk ama sorumuz muallakta kaldi.(Uveys)

    🙂
    iyi de Uveys bey size muallak’mış gibi görünen şey halehazırda yanıtlanmış bir cevaptır.O kişinin kıyas yapamayıp kolundan vazgeçmektense aklından vazgeçmiş divane olduğu anlamına gelir.Haki beyin ifadesi ile ” Akıllarını sıyırıp tecavüz için sıraya girenler “den biri ile karşı karşıyasınız demektir.İşte o divanenin kollarına bacaklarına artık siz “hükmedebilirsiniz” zira artık “kıyas” yapabilecek durumda bile değildir,siz söyleyin o yapsın.!

  6. Yazan:haki demir Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    Sayın uveys,

    Kolunun yerine aklını kaybedeceklere söyleyecek bir sözüm olmadığını itiraf edeyim. Fakat şunu ifade etmeme müsaade et. Aklını kaybedenin kolu, hayvanların ön ayakları mesabesine iner. Gerisi kendine kalmış bir vakadır.

    Merakıl, teşekkür ederim. Yorumunuz doyurucuydu. Aslında da senin ki kafi idi. Hani zenginlik olsun diye yazdım.

    Sever bey, azizim…
    Konunun diğer boyutu da tam o söylediğiniz nokta. Zaten problemin yüzde ellisinden fazlası, siyasal rejimin ruhumuza/zihnimize/aklımıza tecavüz etmesi değil, halkın/insanların buna müsaade etmesi… Hem de gönüllü olarak talep ediyor olması.

  7. Yazan:uveys Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    Sn. MER’A-K(ıl)

    Bence yine yanlis anlasildigimi dusunuyorum. Sorunun sorulus sekli biraz garip geldi. Yoksa kolumu bacagimi kimseye vermeye niyetim yok Her birinden ikiser tane de olmus olsa:)

    Su sekil sorulabilirdi hani; İnsanlara su soruyu sorunuz. degilde alternatif olarak (insanlara su soruyu sordugunuz da) Aklını mı kaybetmek istersin yoksa kolunu mu? Hiç kimse aklını kaybetmeyi kabul etmez. Belki kucuk bir detay ama ben sizin heryazinizi dikkatle okuyorum; Okumaktan da zevk aliyorum; Bundan sonrada okumaya devam edecegim elbet..Her yazinin da pozitif veya negatif yoruma ihtiyaci oldugunu dusunuyorum.

    saygilar..

  8. Yazan:suzannur Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    “Sakin yanlis anlamayin da inanin son zamanlarda insanlar okadar mutsuzlar ki..! Sirf size karsit gorus belirtmek icin olacagini sanmiyorum. Aklimi kaybedip deli-divane gezerimde el-alem kahrimi ceksin diyenlerin sayisida yabana atilacak cinsten degil hani.”
    Evet, burası da doğru bir tespit içermiyor mu, elbette tercih edilecek olan akıl; ancak son dönem yaşadığımız olayları, endoktrine edilen olguları, dar bir alana sıkıştırılan Türkiye gerçeğini gördüğümüzde, üstelik tam da sıyrılma(umarım) ya da araf dediğimiz dönemi yaşıyorken, -özellikle araf kelimesini tercih ediyorum- ya sıçrar kurtuluruz, ya da yerimizde kalıp geriye gideriz, işte tüm bu yaşananlar da insanlarda bu tarz bir sıkışmışlık duygusu oluşturmuyor mu?
    Yorum, aslında bir gerçeğin farklı bir şekilde dışa vurumu. Bu da es geçilmemeli. İnsanlara kalıplaştırılmış düşünce sistemi şimdiye kadar güllük gülistanlık olarak kolayca uygulanıyordu/uygulatılıyordu ama öyle bir döneme geldik ki,(Kral çıplak diyenler arttı) insanlar yaşananların arka yüzünü görmeye başladılar. Bilinç halinin oluşumu diyeyim ben buna. Evet, hala kafasını kuma gömerek eski tas eski hamam’ı isteyen var yaşadığı hayat tarzını değiştirmemek ve işin kötüsü sorgulaMAmak için. Sorgulasa boşluğa düşülecek çünkü, yerine ne koyacak?
    Öyleyse düşünülmesi gereken şu, eleştiriyi yapmalı ve hatalı olanın tespiti bize şunu vurgulamalı: Yerine ne koyacaksın/ne gelmeli? Soyutta kalmamalı öneriler.
    Bunun çözümü tartışılmadıktan sonra da ancak alacağınız tepki, neden yıkmaya çalışıyorsun olacak, aslında bu neden rahatımı bozuyorsun ve beni zorluyorsun’un değişik hali olsa da.

    Soru şu: Şimdi hatalı olanın yerine neler getirilmeli?

    Ya da açıkça, siyasi tecavüz nasıl engellenmeli ve demokratik kültür nasıl yerleştirilmeli?
    Zor sorular değil mi? Hakikaten zor, ama aramızda hukukçular, felsefeciler,sanatçılar, ayrıntı ustaları… var ve zorlanmayacaklardır diye düşünüyorum 🙂

  9. Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 24, 2008 | Reply

    Suzannur hanım,

    Sizinle fikir alış-veişine bu paragrafla başlayabiliriz tabii arzu ederseniz?

    Evet, hala kafasını kuma gömerek eski tas eski hamam’ı isteyen var yaşadığı hayat tarzını değiştirmemek ve işin kötüsü sorgulaMAmak için. Sorgulasa boşluğa düşülecek çünkü, yerine ne koyacak?
    Öyleyse düşünülmesi gereken şu, eleştiriyi yapmalı ve hatalı olanın tespiti bize şunu vurgulamalı: Yerine ne koyacaksın/ne gelmeli? Soyutta kalmamalı öneriler.

    “Hayat tarzı”ikinci derecedeüzerinde durulması gereken önemli bir husus(içeriğinde şiddet barındırmıyorsa tabii).Çoğu insan bu konuda bile sorgulamadığı için en yakınındaki hayatları “kopya” ediyorlar.Hayat tarzını değiştirmemek için “sorgulamamak” gibi biliçli bir seçim (ki bu bilip de bilmemezliğe gelmektir)varsa zaten o noktada söylenecek bir şey kalmıyor ta ki başkalarınınkine müdahil olana dek.

    (1)Aslında kişi sorgulamaya başladığında boşluğa düşmeyecek,gerçekte kendini savuran başkalarının rüzgarlarıyla ip bağlı uçurtma gibi asılı kaldığı boşluktan kurtulmuş olacak.Kısaca başkalarının şekil verip kendisine yüklediklerinden kurtulacak kendi fikirlerinin heykeltıraşı olacak.Telif hakkı kendinde olan “özgün eser bir birey” de olacak diyebiliriz 🙂

    Bu da onu kandırılabilen ,yönetilip,yönlendirilebilen birey olmaktan “ikna edilmesi gereken birey “konumuna taşıyacak.

    Hatalı olan “sorgulamamak”ın yeri boşaltıldığında “sorgulamak” ile ondan boşalan yer hemen doldurulmuş olur.Kasttettiğiniz edinilmiş yanlış bilgilerse zaten onlar zaman içinde kişinin sorgulama alışkanlığı ile yerlerini “doğru” olanlara bırakacaklardır.

    Bunun çözümü tartışılmadıktan sonra da ancak alacağınız tepki, neden yıkmaya çalışıyorsun olacak, aslında bu neden rahatımı bozuyorsun ve beni zorluyorsun’un değişik hali olsa da.

    Evet,bu kısımda benim gördüğüm itiraz genellikle “kafa karışıklığı yaratıldığı”şeklinde.Bunu duyunca merak ettiğim o kafanın içindeki “düzen” oluyor.Düzenleyen,kişinin kendisi ise zaten çekineceği bir şey olamaz zira “yeni,bilinmez,yabancı,tecrübe dilmemiş,aykırı,vb” gibi görünen her şey kişi tarafından o kafanın içine yine kendi isteği doğrultusunda gayet nizami bir şekilde yerleştirilecek,ilişkilendirilecektir.

    Gelgelelim bu kafa içi düzeninde kişinin bir fonksiyornu yoksa ezber şeklinde bir düzen söz konusu ise kişi muhtemelen önce panik yaşayacaktır.Bu da onun olanı reddetme,yalanlama hatta var olduğunu inkar etme şeklinde tepki vermesine sebep olacaktır.Ama dediğiniz gibi “gerçekler” eninde sonunda kendilerini gösterip kurgulanmış,sahte dunyalarda rahatsızlık verdikleri müddetçe bundan kaçış mümkün olmayacaktır.

    Ve ardından mutlaka sorgulama başlayacaktır …(devamını 1’den sonra okuyabilirsiniz!İğnesi takılı kalmış plak gibi olacak ama n’apim 🙂

  10. Yazan:suzannur Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply

    Sayın Mer’akıl,
    Genellikle ülkemizde her şey eleştirilir ve onun soyut düzlemi bir türlü insanların anlayabileceği bir düzleme taşınmaz, “hep şikayet kültürü” diyebiliriz buna. Bu tarz eleştirileri okuyup da iyi de bunun yerine ne getireceksiniz diye sorulduğunda bir kısım insanların henüz bu aşamaya gelmeden ve yine soyut cevaplarla eleştirileri sıraladıklarını görürüz, ya da görüyorum. İşte bu noktada olaya müdahil olup, sorgulanan her şeyin ve özellikle sorguladığımız için bizlerin soyuttan somuta bir mecrada sadece terminolojiyi değil, bunun uygulama alanını da ifade etmemiz gerektiğine inanıyorum.
    Ha, bunları açıklayınca bazı insanlar hemen kabul edecekler mi ya da aman ne iyi ettinizde hazır-kabullerimizi değiştirdiniz diyecekler mi, sanmıyorum. Ama bilinç düzeyini arttırmaya çalışan ve bir yerlerde bir şeylerin hatalı gittiğini düşünmeye başlayanların dikkati hem soyut hem de somut anlamda eleştirilen olguya çekilir düşüncesindeyim.
    “Gelgelelim bu kafa içi düzeninde kişinin bir fonksiyornu yoksa ezber şeklinde bir düzen söz konusu ise kişi muhtemelen önce panik yaşayacaktır.Bu da onun olanı reddetme,yalanlama hatta var olduğunu inkar etme şeklinde tepki vermesine sebep olacaktır.Ama dediğiniz gibi “gerçekler” eninde sonunda kendilerini gösterip kurgulanmış,sahte dunyalarda rahatsızlık verdikleri müddetçe bundan kaçış mümkün olmayacaktır.”
    Gerçekler kendilerini gösterene dek de panik duygusunu yaşayanlarla hep aynı şeyleri tartışıyor olacağız malesef.
    İkna edilmesi gereken bireyler sanırım en doğru ifade ve bu bireylere neden’i nasıl’sız anlatmamak lazım.

  11. Yazan:uveys Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply

    Sn. Suzannur hanim,

    Elestirmenlere de bence yeteri firsat taninmali. Elestiriyi sevmiyen bir millet oldugumuz yazar, ve yorumcu arkadaslarin gostermis oldugu tepkiler, vede savunma mekanizmalariyla kendini belli ediyor. Bence elestirmenlerin yasamis oldugu panigi yazarlarimiz da yasiyabiliyor.

    Ezber birikimiyle gelse dahi sahis; Kim olursa olsun yazar , yorumcu bunu okuyarak yazarak asabilecegi dusuncesindeyim. Fakat her elestiriyide nasil olsa ezber mantigiyla yapilmis deyip kulak arkasi yapmamak gerekir. Iyi bir elestirmen olmiyabilirim.. Buda benim dikkatsizligimden kaynaklaniyor da olabilir. Bunu da, tecrubesizligime bagliyorum. Malumunuz yorumcu kimligimi henuz kazanmadim aranizda yeniyim. Yeni yazmaya basladim..

    Etki-tepki reaksiyonu dahilinde; Sn.MER’A-K(ıl)’in tepkilerinide isin acikcasi; Fazlasiyla sert buluyorum. Fazla alayci, kucumseyici goruyorum. Kendisi cok iyi bir yazar ve yorumcu oldugunu dusunebilir. Ama yorumculuk biraz daha ozveri dikkat ister. Bu sekil bir savunma mekanizmasiyla karsinizdakini sadece kirarsiniz. Ona baykot etme hakki tanimis olursunuz. Idealist oldugunu dusunen bir yazar bence bu hataya dusmez. Cunku bilir; Toplum bilinci bu sekil kazanilmaz.

    Bugun yazarlarimizin yazmis olduklari yazilari yada yorumlari, benzer site veya mecmualardan buldugumuz taktirde aaa bu yazar ezberci deyip; yazisini okumayip o sekil tepkimi gostermeliyiz. Asagi yukari gazete kose yazarlarinin bir cogunun konusu, gundemde ki konular bugun birinin kaleme aldigi temaya yarinda baska yazarimiz tezahur edebiliyor. ederken de yazi uslubu tesadufen asagi-yukari ayni olabiliyor. Bu o yazarin ezberci bir yazar oldugunumu gosterir? Okuma bilinci konuyu acarak gelisir bence insanlarin kafasi hic akil almadik biseye takilabilir . Bunun birazda zamanla alakali oldugunu dusunuyorum…

    Saygilar…

  12. Yazan:uveys Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply

    Ayrica yurt disinda yasiyan biri olarak sartlarimizin esit oldugunuda dusunmuyorum… Siz turkiyedesiniz; turkcenin icindesiniz. Oysa ben 16 yasina kadar turkiyede bulundum. 12 yilimda almanyada gecti. Turkcemin, turkce anlatimimin sizinkiyle esit derecede olduguna kendim zaten inanmiyorum. Buda yanlis anlasilmalara neden olabiliyor. Lutfen bunu dusunerek birazda; Ben sordukca yada , yorum ekledikce sunu bilinki ard niyetli degilim..

  13. Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply

    Sn.Uveys,

    Etki-tepki reaksiyonu dahilinde; Sn.MER’A-K(ıl)’in tepkilerinide isin acikcasi; Fazlasiyla sert buluyorum. Fazla alayci, kucumseyici goruyorum. Kendisi cok iyi bir yazar ve yorumcu oldugunu dusunebilir. Ama yorumculuk biraz daha ozveri dikkat ister. Bu sekil bir savunma mekanizmasiyla karsinizdakini sadece kirarsiniz. Ona baykot etme hakki tanimis olursunuz. Idealist oldugunu dusunen bir yazar bence bu hataya dusmez. Cunku bilir; Toplum bilinci bu sekil kazanilmaz.

    1)Hatırlarsanız sizinle ilk kez “Ben Sümeyye” başlığı altındaki yorumum için karşılıkyazışmıştık.Ve ben yanlış anladığınızı tahmin edip “beni ağır şekilde itham etmenize”rağmen size bu konuda tek kelime yazmadan açıklama yapmıştım.Sonrasında yazdıklarınızı siz biliyorsunuz.

    2)Şimdi orada özellikle isim vermeden genelleme yaparak yaptığım “yorum hala sert ve alaycı” mıdır?Hala eleştirdiğim ZİHNİYETİ incitmiş yada kırmış olduğumu düşünüyor musunuz?

    Kısaca MER’A-K(ıl) bunun dışında sizi hiç yanıtladı mı?

    İLk Mirc ile yazıp büyük “L” kullandığınız yorumlarınızdan beri okuyorum ve özelllikle size hiç yazmadım çünkü Ayna olunması gereken bir durum yoktu!

    3)Benim ne düşündüğümü ben yazmadan biliyor olmanız sizin için büyük bir nimet.Ben bile düşünmeye başlamadan ne düşünceeğimi tahmin edemiyorum.

    Kısaca kendimle ilgili olarak ne çok iyi bir yazar yada yorumcu(bu da ne demekse)olduğumu düşünmüyorum bildiğim MER’A-K(ıl) benim kullandığım bir rumuz ve onun USLUBUNU BEN BELİRLİYORUM ve bunu da cevap verdiği kişiyi baz alarak yapıyorum 🙂

    Tekrar edeyim MER’A-K(ıl) benim uydurduğum bir kelime ama ben değilim.O,gördüğünün aynısını yansıtıyor.MER’A =ayna AKIL

    4)Yorumculuk benim mesleğim değil ama evet insanım,insanları kırmak için yazmıyor yazdıkları uslupla cevap veriyorum.

    5)Kişi kimi boykot edeceğini bilir?Siteyi mi yazarı mı yorumcuyu mu?

    6)Suzannur hanım’ın,editörün iltifatları için adres olmak nasıl hoş değilse sizin eleştirdiğiniz bir yaklaşımın da örneği olmak hoş değil.

    7)Ne idealistim ne de yazar!Toplum bilincini kazanmak gibi bir BÜYÜK İDDİAM hiç olmadı.

    Burası bir tekke değil ve ben de buraya MER’A-K(ıl)olrak gönül kazanmaya gelmedim.
    Bu cümleyi lütfen tersten okumayın “gçnül” kırmak” içinde burada değilim.MER’A-K(ıl)sadece bazı yorumculara cevap verir.

  14. Yazan:uveys Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply

    Sn.MER’A-K(ıl)

    Yukardaki cvp mahiyetinizdeki yaziniza su sekil baslamisiniz..Sn.Uveys,

    En basit meselelerde bile en basit metot olan “kıyas”ı kullanamayan bir akıl, kuralları sorgulama aczi içine düşmekte ve onları kutsallaştırmaktan başka bir yol bulamamaktadır…. Bu kismi okuyan siz olmus olsaydiniz ne anlardiniz?

    Burda da.. Suzannur hanım’ın,editörün iltifatları için adres olmak nasıl hoş değilse sizin eleştirdiğiniz bir yaklaşımın da örneği olmak hoş değil. Hos bulmadiginiz halde sizde edidor ornegini kullanmissiniz? Kaldiki mevzuya cok uzagim. Inanin Suzannur hanimla, editor mevzusunu bilmiyorum; bizimle baglantisini da…

    Konudan konuya giris yapinca siz benimde kafam karisti simdi; Burda da mesela..Burası bir tekke değil ve ben de buraya MER’A-K(ıl)olrak gönül kazanmaya gelmedim.
    Bu cümleyi lütfen tersten okumayın “gçnül” kırmak” içinde burada değilim.MER’A-K(ıl)sadece bazı yorumculara cevap verir. Bana cvp yazmis olmanizin benim acimdan pozitif dusunulmesi gerektigini vurgu yapiyorsaniz; Suana kadarki yorumlariniza kadar dahi aksini zaten dusunmedim. Fakat paragrafi bastan sona okudum. Soylediginiz sekilde de yaptim. Tersten okumadim. Bastan itibaren okudum. Burasi tekke degil derken kime gonderme yaptiginizi anliyamadim. Bana atfen yazdiysaniz hicbir zaman oyle dusunmedim. Ha arada yanlis anlayip elestirdigim insanlardan ozur diler veyahut hakkinizi helal edin diye bir bitis yaparim. Buna istinadense yorumunuz…. Bundan sonra daha dikkatli olurum.

  15. Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply

    Sn.Uveys,
    🙂
    iftara az bir zaman kaldı dilerim Bu ramazan sizin için de hayırlı şeylere vesile olmuştur.
    Gelelim işaret ettiğiniz yere
    1)Soru sabibi yazar
    2)cevabap muallak sa diyen siz
    3)yazarın iki cümlesini alarak(ki yazar adı parantez içinde yazılmıştır)cevaplayan ben

    şimdi neyi beğenmediniz?

    Sn.Uveys dedikten sonra hal hatır sormamam mı?
    İtirazınız nedir?

    Akıl, metotları kullanabilecek seviyeye gelmediğinde, kuralları sorgulama maharetine kavuşamamaktadır. En basit meselelerde bile en basit metot olan “kıyas”ı kullanamayan bir akıl, kuralları sorgulama aczi içine düşmekte ve onları kutsallaştırmaktan başka bir yol bulamamaktadır.

    Genellikle iki kez okumayı tercih ediyorum.Genellikle bazı durumlarda 2.okumayı bir sonraki güne yani üzerinden en az 24 sat geçmesini ve başka yorumcuların da fikir beyan etmelerini bekliyorum.Birileri benim dikktimi çeken husuta yazmışsa “yazmış olmak için yazmıyorum”!(MER’A-K(ıl) olarak)

    Ya bu yorumumu bir kez daha okuyun yada itham etmeden sorun olur mu?

    Ya da siz bilirsiniz öyle diyorsanız öyledir 🙂

  16. Yazan:uveys Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply

    Sn. MER’A-K(ıl);

    Yorumunuzu iftara cok zaman kala okudum.(Iftar saati bizde 19:31’idi.) Fakat hemen yanitlamadim:) Malumunuz gercekten de sahursuz bir oruc insani hayli SIKINTIYA sokabiliyor. Ayrica sizide hayli sarsmis oldugu sordugunuz su sorudan belli oluyor:)

    Sn.Uveys dedikten sonra hal hatır sormamam mı?
    İtirazınız nedir? mamam:) diye takilip kalmisiniz…Aklinizdan ne gecirdiniz o esnada bilmiyorum ama niyetler amellere goredir. Hayirlisi pek anlasamiyoruz. Ama yinede saglik olsun..

    saygilar..

  17. Yazan:suzannur Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply

    Sn. Üveys,
    Bu tarz sitelerde eleştiri kültürünü yavaş yavaş öğreniyoruz, bazen fikirleri tartışıyoruz bazen de -ister istemez, bize gelen hakaretler yüzünden- konuyu şahsa indirgeyerek hakaretlere varan yazılar yazıyoruz. Şöyle örnekleyeyim, bana bu güne değin faşist :), jakoben, cahil, gerzekalı… tarzında ifadeler geldi 🙂 Bunlar beni öyle mi yapar, hayır.(Kırk kere söylenirse olmayacağımın garantisi yok 🙂 ) Bu noktada kimi gün sertleşip istemeden düzeyi aşağı çekebiliyorsunuz. (Evet, bu tarz bir ifadeyle karşılaştığımda istemediğim cevaplar da verdim ki hala pişmanım.) Kimi günse gerçekten fikirleri tartışan insanlarla düzeyi yüksek, şahsı değil öne sürülen fikirleri tartışıyoruz, bazen burada da sertleşebiliyoruz, kendi adıma diyeyim en azından sertleşebiliyorum, ama bunları hiçbir zaman kişinin şahsına yönelik düşünmüyorum. Bana gelen eleştirel yaklaşımlarda da aynı şeyi yapmaya çalışıyorum. Bana değil, eleştirdiğim fikre yönelik bu yazı, şeklinde. Yeter ki hakaret olmasın.

    Evet yenisiniz ve dil konusunda sıkıntılar yaşıyorsunuz, ama bu zaman içinde düzelecek bir durum ki burada yazmak, düşünceleri ifade etmek, buralardan bir şeyler öğrenmek ve öğretmek yani paylaşmakla zaman içinde bu sıkıntıyı aşacağınıza inanıyorum. Hatta bunun çok da uzun süreceğini zannetmiyorum. Ben Türkiye’de yaşasam da, yazıları okumak dışında gelen eleştirileri anlamak, araştırmak ve sorgulamakla, hatta kimi kavramları bilmediğim için onları öğrenmekle zaman içinde kendimi geliştirdiğimi, değiştiğimi, dönüştüğümü düşünüyorum ki bu da tartıştığım insanlar sayesinde oluyor. Zaman içinde gelişiyor, değişiyor ve dönüşüyoruz. Farklı hayatları öğreniyor, farklı doğrularla karşılaşıyor, kendi küçük dünyamızdan daha büyük dünyalara açılıyoruz. Bir nevi okul veya ekole devam etmek gibi. Bizler de öğrenen beyinleriz ve öğrenmenin sonu yok. Sorgulamaya devam edeceğiz.Bu noktada tartıştığımız insanlar bize farklı açılar ve zenginlikler sunan kaynaklar. Mümkün olduğunca da bu kaynakları değerlendirmeliyiz :))

    Bayram nedeniyle internetten uzak kalacağım için (bunun dışında yazma imkanım olmayacak, dönüşte inşallah) şimdiden sizlerin bayramınızı kutlar, sevdiklerinizle geçireceğiniz güzel, huzurlu, sağlıcakla geçen günler dilerim.
    Saygı ve muhabbetle…

  18. Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 26, 2008 | Reply

    Sn.Uveys,

    Muhtemelen bu “gereksiz” uzayan konu ile ilgili yazacağım son açıklama olacak.

    Size verdiğim ilk cevapta itiraz ettiğiniz ve karşı eleştiriye geçmenize sebep olan şeyin ne olduğunu anladığımı sanıyorum.

    Bunun sebebinin yine sizin dikkatinizden kaçan bir detay sonucunda vuku bulmuş görünüyor.

    Şöyle ki;

    Yukarıdaki cvp mahiyetinizdeki yaziniza su sekil baslamisiniz..Sn.Uveys,
    En basit meselelerde bile en basit metot olan “kıyas”ı kullanamayan bir akıl, kuralları sorgulama aczi içine düşmekte ve onları kutsallaştırmaktan başka bir yol bulamamaktadır…. Bu kismi okuyan siz olmus olsaydiniz ne anlardiniz?
    Siz bu şekilde olduğu için Sn.Uveysten sonra gelen “alıntı” paragrafta “size” hitap edildiğini ve sizin “kıyas” yapamayan olduğumu söylediğimi düşünmüşsünüz.
    İşin aslı, Haki beyin yazısının içinde” ya karşımızdaki muallaktaysa” ile başlayan sorunuzun cevabının halehazırda olduğuna işaret etmekti!!!

    Gelelim bazı teknik açıklamalara;

    Cevap yazarken kullanılan metin kutusunun üzerinde “b”,”i”,”link” bquote” vs…gibi kutucuklar var.

    Yorum yazarken cevap verdiğim kişin yazdıklarının benim yazdıklarıma karışmaması daha kolay anlaşılması /okunması için “bquote” denen kutucuğu kullanarak alıntı yapmış olduğum kısmı yan çizgi kullanarak belirtiyorum.(aynen sizin son yorumunuzda yapmaya çalıştığınız gibi!)

    En basit meselelerde bile en basit metot olan “kıyas”ı kullanamayan bir akıl, kuralları sorgulama aczi içine düşmekte ve onları kutsallaştırmaktan başka bir yol bulamamaktadır.

    Aklını mı kaybetmek istersin yoksa kolunu mu?(Haki bey)

    Bu demektir ki alıntı yaptığım kısım aynı şekli ile Haki beyin yazısının içinde aynen yer almakta.(yukarıdan aşağı 8.paragraf)

    Bazen de alıntı fazla ise “b”yi kullanıp yazdıklarımı yada üzerinde özellikle durmak istediklerimi koyulaştırıyorum.

    Farzedinki sorduk ama sorumuz muallakta kaldi.(Uveys)

    Böylelikle Haki beyin yazısından aldığım kısım ile sizin yorumunuzdan aldığım kısım birbirine ve benim yazdıklarıma karışmış olmuyor!

    Bazen de gerektiğinde “i” kullanıp yazıların italik olmasını sağlıyorum.

    Tüm bunları SADECE “YAZIM” tekniği nedeniyle YANLIŞ ANLAŞILMAMAK için yapıyorum.

    Aksi taktirde aynen sizin son yazdığınız yorumdaki gibi cümlelerin kime ait olduğu belli olmadığından “anlamak/anlaşılmak” oldukça zorlaşıyor.

    Örnek;
    “Yorumunuzu iftara cok zaman kala okudum.(Iftar saati bizde 19:31′idi.) Fakat hemen yanitlamadim:) Malumunuz gercekten de sahursuz bir oruc insani hayli SIKINTIYA sokabiliyor. Ayrica sizide hayli sarsmis oldugu sordugunuz su sorudan belli oluyor:)”

    Şöyle olmuş olsaydı daha kolay anlaşılabilirdi;

    Yorumunuzu iftara cok zaman kala okudum.

    (Iftar saati bizde 19:31′idi.) Fakat hemen yanitlamadim:) Malumunuz gercekten de sahursuz bir oruc insani hayli SIKINTIYA sokabiliyor. Ayrica sizide hayli sarsmis oldugu sordugunuz su sorudan belli oluyor:)

    Sn.Uveys dedikten sonra hal hatır sormamam mı?
    İtirazınız nedir?

    mamam:) diye takilip kalmisiniz…Aklinizdan ne gecirdiniz o esnada bilmiyorum ama niyetler amellere goredir. Hayirlisi pek anlasamiyoruz. Ama yinede saglik olsun..

    * * * *
    not:
    mamam 🙂 takılıp kalma sonucu değil yanlış ifade.

    Doğru yaılmış şekli:”Sn.Uveys dedikten sonra hal hatır sormamış olmam mı?İtirazınız nedir?”

    Evet,dediğiniz gibi niyetler amellere göredir.

    Sevgi ve saygılar,

  19. Yazan:ramazan Tarih: May 23, 2015 | Reply

    şimdi de bunu televizyonda dizilerle yapmaya çalışıyorlar.mutlak dokunulmaz olan kutsalların yerine cumhuriyetin ilk yıllarında kendi kutsal larını getirmek istediler.aslında getirmek istedikleri hiçbir şey kutsal değildi.

  20. Yazan:alivelikimdeli Tarih: Kas 13, 2019 | Reply

    tecavüze uğramak isteyen o kadar çok insan var ki.hem de her şekilde.gönüllü tecavüz yani.dolayısıyla buna tecavüzde denmez..tabi istemeyenler hariç.

  1. 9 Trackback(s)

  2. Nis 19, 2012: Millî Eğitim neye yarar? : Derin Düşünce
  3. Haz 19, 2012: Çakmaaaa Kurbaaaaan Olayııııııııım! : Derin Düşünce
  4. Tem 30, 2012: Millî Eğitim veya Millî Beyin Yıkama? : Derin Düşünce
  5. Ağu 29, 2012: İnsanları değil devleti koruyan millî eğitim kanunu : Derin Düşünce
  6. Kas 25, 2013: Varlığım dershane sahibinin varlığına armağan olsun
  7. Eyl 14, 2015: Öğretmenlik: Kutsanmış Mesleğin Şımarık Beklentileri
  8. Eyl 14, 2015: Merhametsiz öğretmen İnsan yerine çapulcu yetiştirir
  9. Eyl 14, 2015: Eğitim neye yarar? Zengin olmak ya da insan olmak?
  10. Mar 14, 2017: Üniversite ahlâkı aforizmaları

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin