Bach, Cello Suite »
By my on Kas 9, 2012 in İnsan Müzikleri | 0 Comments
Önceki YazılarBy Dursun Kackar on Kas 9, 2012 in Ben kimdir?, Görmek, Göz | 1 Comment
“… Bu yüzden, asla göremeyeceğimiz şeyi bize açıklayacak olan kendi fotoğraflarımıza böyle doymazcasına gözlerimizi dikip bakıyoruz: Biz, hareket halinde, başkalarının arasında gülerken ya da düşüncelere dalmış, biz gözlerimiz kapalı, hatta uyurken, her durumda, bizim kusurlu ve aldatıcı ayna görüntülerimizden farklı. Kendimizi bir defacık olsun başkalarının bizi gördüğü ve bizim de onları gördüğümüz gibi görebilmek için kendimizle resimlerimiz arasındaki yabancılığı birkaç saniyeliğine aşabileceğimizi umuyoruz. Bunu başaramıyoruz …”
… Görmek üzerine e-kitap okumak için…
İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques … Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … Buradan indirebilirsiniz.
Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?
Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde algılıyoruz kavramları. Immanuel Kant’ın meşhur bir güvercini vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. İnanmak zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik! güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Bilim’e değil Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek için değil bulmak söz konusu olduğu için. Derin Düşünce yazarları Sanat-Hakikat ilişkisi üzerine yazdılar. Buradan indirebilirsiniz.
By Ali P. on Kas 9, 2012 in Bugün cuma | 0 Comments
Cümle âlemde gizlenmiş ve aşikâr olanı hakkıyla, hikmetiyle ve sırrıyla bilen, bildiğimiz ve bilemediğimiz cümle âlemlerin Hâlık’ı, Bedi’i ve mürebbisi olan, kuluna gizli ve âşikâr ilimleri bahşeden ve kulunda kendi ilmini âşikâr eyleyen Rabbü’l-âlemîn, Erhamu’r-rahîmîn, Raûfu’r-rahîm, Gafûru’r-rahîm, Mâlikü’l-mülk, Mevlâ-yı müteâl, Rabbü’l-âlemîn Allah Teâlâ’ya râzı olduğu hal üzre hamd ü senâ olsun.
Sultan-ı enbiyâ, burhanü’l-asfiya, imamü’l-etkiya, şemsu’d-duhâ, bedrud’duca, hâce-i cem-i ulûm ü fünün, vâkıf-ı esrâr-ı cümle şuün, rahmeten-lil-âlemîn, Hazret-i Fahr-i âlem Muhammed Mustafa(s.a.v)’ya ruh-i Resûlullah’ın hoşnud ve râzı olacağı şekilde salât ü selâmlar taraf-ı fakirimizden kendilerine arzolunsun. Efendimizin âl, ezvâc, evlâd, ashâb ve etba’ı râzı olunan hamdlerden ve salât ü selâmlardan Cenâb-ı Hakk tarafından hissedâr kılınsın. Onların dahî ruhaniyetleri dünyada ve âhirette bizlere yâr ve yoldaş olsun. Âmin.(*)
Özgürlük ve demokrasi naraları atan ülkelerin pilotsuz uçaklarla çocukları bombaladığı, silah üretip satanların kendilerini “barışçı” ilân ettiği bir dünyada yaşıyorsun. Petrol çalmak için insan öldürenlerin kurduğu bir ”medeniyetin” gölgesindesin. O « barışçı ve medenî» ülkeler ki askerleri masum insanları öldürüyor. Bu nasıl bir medeniyet ki yetiştirdiği insanlar hayvanların bile tenezzül etmeyeceği rezilliklere yelteniyorlar. işte bileğini bükemediğin için çizmesi altında yaşamak zorunda kaldığın “medeniyet” böyle bir medeniyettir.
Bu medenî(!) insanlar öylesine açgözlüler ki kendi milletlerini dahi soyup soğana çeviriyorlar sahte ekonomik krizler ile. Ama kimse onlara ses çıkaramıyor. Çünkü hukukun mal gibi alınıp satılmasına göz alıcı bir kulp taktılar: “Özgürlük!” (Bkz. Ticarî bir mal olarak “Adalet”)
Gördüğün manzara karşısında kalbinde duyduğun sıkıntı senin bir insan olduğunun ispatı. Vicdan sahibisin. Aklın ve kalbin gördüklerine itiraz etmekte. Ama bu sıkıntı bir isyana dönüşmeden önce dur ve düşün. Bu zulmün müsebbibi tarafından senin için biçilmiş rollerden birine mi bürüneceksin yoksa kendi yolunu mu çizeceksin? Zalim senin özgür olduğunu zannetmen için iki yol çizdi, iki seçenek(!) verdi: Read the rest
By Ayla Chignardet on Kas 8, 2012 in feminizm, Kadın, Kitap Alıntısı, Toplum | 2 Comments
“… insan, bilhassa kadın ve erkek münasebetleri o kadar karmakarışık ve arzularımız, hislerimiz o kadar anlaşılmaz ve bulanık ki, hiç kimse ne yaptığını bilmiyor ve akıntıya kapılıp gidiyor. ben bunu istemiyorum. beni yüzde yüz doyurmayan, tam manasıyla istemediğim şeyleri yapmak, beni kendi gözlerimde küçültüyor… bilhassa tahammül edemediğim şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu… neden? niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız?… niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak? çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim. niçin böyleyim, niçin diğer kadınların farkına bile varmadıkları bir nokta Read the rest
By Ali P. on Kas 7, 2012 in Aşk, Hz Mevlânâ, Mesnevî, Tasavvuf | 1 Comment
By admin on Kas 6, 2012 in Site İstatistikleri | 1 Comment
By Ayla Chignardet on Kas 6, 2012 in edebiyat, Kitap Alıntısı, Sanat, Yazmak | 0 Comments
“…Açık konuşursak bütün yazarlar egoisttir. Tüm sanatçılar böyledir. Yoksa işlerini yapamazlar. Yazarlar, yalnızlıkları üzerine sızım sızım sızlanıp kendilerini ses geçirmez odalara kapamaya ya da daha iyi sızıldamak için barlara takılmaya bayılırlar. Ancak yazmanın büyük bölümü yalnızken yapılsa da, inanıyorum ki aslında tüm sanatlar gibi o da bir izleyici kitlesi için yapılır. Yani, bir okuyucu kitlesiyle birlikte yapılır. Tüm sanatlar gösteri sanatıdır; yalnızca bazıları bu konuda daha sinsidir …”
… Sanat ile ilgili e-kitap okumak için…
Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Okuyacağınız bu eserle romanlarından da tanıdığınız değerli yazarımız Suzannur Başarslan Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. Buradan indirebilirsiniz.
Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…
“…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…”
Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. Buradan indirin.
Baudolino (Umberto Eco) Suzan Başarslan
Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir. İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın
By Dursun Kackar on Kas 6, 2012 in İnsan Müzikleri | 1 Comment
By Şivan Taşkıran on Kas 6, 2012 in edebiyat, Kitap Alıntısı, Zaman Nedir? | 0 Comments
“…nasıl gözleriniz görmeye, kulaklarınız işitmeye yarıyorsa, insan kalbi de zamanı algılamaya yarar. Kör bir insan için gökkuşağının renkleri ve sağır bir insan için kuş sesleri nasıl beyhude ise, bütün bir kalb ile hissedilemeyen zaman da öyle beyhude olur. Ama malesef düzgün atmayı bildiği halde kör ve sağır nice kalbler vardır […] Günlük yaşam içinde çok büyük bir sır vardır. Herkesin bunda bir payı bulunur ve herkes onu bilir, ama pek az insan bu konuya kafa yorar. Çoğu onu olduğu gibi benimser ve hayret etmez. Bu büyük sır Zaman’dır …”
… Bu konuda e-kitap okumak için…
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ” diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.
Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. Buradan indirebilirsiniz.
Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak
Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik. Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?
Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın NE? olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce NASIL? olduğuna baktık bu ilk makalelerde. NE? ve NASIL? soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. Buradan indirebilirsiniz.
By Ayla Chignardet on Kas 5, 2012 in Amerikan Saldırganlığı, Barış, Kitap Alıntısı, Ortadoğu, Savaş | 2 Comments
“… Küçük dev adamlar konuştukça içimize tercüme ediyoruz şimdi. “Saldırı hür-demokratik dünyaya”. Demek bir de hür olmayan, hürriyetleri hakları ellerinden alınmış bir dünya var. Özgür iradelerini ortaya koymalarına izin verilmeyen, başlarına hep zalim krallr tayin edilen toplumlar. “Haçlı seferine hazır olun”. Faili tespit etme gereği duymadan aceleyle durumu bilinçaltının yönlendirmesine göre değerlendirmeyi akıllılık olarak görmek. “İnsanlar neden Amerikalılardan nefret ediyor!” Böyle bir nefret olduğunu sanmıyorum. Dünyanın geri kalan bütün ülkelerinin genç kuşakları orada yaşamak istiyordu. Kaybettikleri yeraltı-yerüstü zenginliklerini, yurtlarında çok görülen özgürlük ve huzurlarını oralarda bulacaklarını sanıyorlardı. Hâkim medeniyeti yakından tanımak, düşünce ve felsefenin yeryüzündeki Doğu-Batı serüvenine katılmak istiyorlar. Susan Sontag geçtiğimiz günlerdeki bir makalesinde Amerikan toplumunun medya manipülasyonu yüzünden Irak’ta Körfez Savaşı’nda sadece askerî hedeflerin zarar gördüğünü sandıklarını, yüz elli bin sivilin öldürüldüğünden haberleri bile olmadığını yazıyor. Yani nefret etmeyin bizden diyor …”
… E-kitap okumak için …
İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında
Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.
Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.
Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?