RSS Feed for This Post

Medyanın insanlar üzerindeki olumsuz etkileri

 

20080519-imdat2.jpgToplumsal yaşamı her açıdan etkilemede önemli bir rol üstlenen televizyon yayınlarında “kamu yararı”nın gözetilmediği, toplum değerleri ve bireysel hakların korunmadığı, düzenlenmesinde ve denetlenmesinde güçlük çekilen temel konuların başında cinsellik, müstehcenlik, erotizm ya da pornografi gelmektedir. Bu kavramlar tanım ve kapsam yönünden benzerlikler içerdiği kadar birbirinden farklı olgu ve ortamlarda değerlendirilmektedir.  Medyada şiddet gösterimi ve saldırgan tutumlar arasındaki ilişkiyi ele alan kuramcılar, davranış üzerindeki doğrudan ya da dolaylı etkilere dikkat çekmektedirler *.

Gerçekten de bazı kriminal şiddet olaylarıyla televizyon programlarında sunulan kurgusal olaylar arasında dikkat çekici benzerlikler görülebilmekte, hatta bunların açıkça model alındığı saldırılara, tecavüzlere ve cinayetlere rastlanmaktadır. “Born Innocent” adlı sinema filmindeki tecavüz sahnesinin ardından, pek çok genç izleyicinin bunu taklit ederek tecavüz suçu işlemiş olması sebebiyle NBC televizyonu aleyhine kamu davası açılmış olması tipik bir örnektir.

*(Malamuth ve Briere, 1996).

İyi haber kötü haberdir (bad news is good news). Bu haber felsefesi, dünyada haber tekelini ellerinde tutan büyük haber ajanslarının üçüncü dünya ülkelerine yönelik haber anlayışlarını ortaya koyar. Zaten o bölgelerden açlık, sefalet, tabii afet, felaket haberleri dışında haber vermezler. Türkiye’de medya etik açıdan büyük oranda bu ajansların kontrolü altında olmuş, dolayısıyla bu tarz kötü haber(!) haberciliği medyamızın genlerine işlemiştir. Cinsel sömürü, cinsel taciz haberleri de medyanın bu olumsuz damarını besleyen öğeler içinde yer alır. Bu anlamda ‘medya sapık sever’ dememizin negatif bir manası olmaz. Realite budur… *

 2002’de Nijerya’da yaşanan güzellik yarışması öncesi çıkan çatışmaların sorumlusu da az gelişmiş bir gazete idi. Olayların başlangıç sebebi kutsallığa cinselliğin bulaştırılmasıydı. -Üstelik ortaya çıkan kargaşa- yüzlerce insanın ölmesine sebep oldu. Azra Akın ise bu gelişmelerin sonucunda dünya güzeli seçildi. Akın’ın bunda bir suçu yoktu; ama organizatörler bir şeylerin diyetini ödüyordu belki de.

Az gelişmiş ülkelerde her gazetede mutlaka bir üçüncü sayfa ve arka sayfa güzeli olur. Hem televizyonlarda hem de yazılı medyadaki bu cinsel bombardıman, toplumun ahlâki genetik yapısını bozmaya başladığının sinyallerini veriyor.

Reklamlardaki kadın imajı ile cinsel şiddete ilişkin tutumların etkileşiminin araştırıldığı bir çalışmada (Lanis ve Cowell, 1995), kadının seks objesi olarak sunulduğu onaylanmıştır.

İşte size trajik bir örnek  

‘Ümraniye sapığı’.

(8 kız çocuğuna tecavüz eden, 17’sine de tecavüze yeltenen zanlı)

20080519-umraniye2.jpgİki kız çocuk babası sapık ‘Kendimi durduramıyorum.’ Halbuki televizyonlar; ne şekilde olursa olsun toplumun pozitif değerler üzerine gelişimini sağlamasına katkıda bulunmalı ve insanların ıstırapları, acıları, yaşadıkları felaketler, ölüm anları ve benzeri durumlar duygu sömürüsüne yol açacak, korku yaratacak veya izleyicileri dehşete düşürecek şekilde verilmemeli, halkın ruh sağlığını bozacak yayın yapılmamalıdır. Cinsellik ve erotizm, televizyon yayınlarına kuşkusuz sinema filmleri ile aktarılmış ve daha sonra televizyonun kendine özgü eğlence programlarında da (show, talk show, pembe diziler gibi) sözlü ya da imalı görüntü anlatımları ile prime-time saatlerine kadar taşınmıştır.

*1984 yılında yapılan bir deneyde, deneklere farklı miktarlarda erotik materyal izlettirilmiş ve bu seansın ardından izledikleri kurgusal bir tecavüz olayında, tecavüz eden kişiye ne kadar hapis cezası verdikleri sorulmuştur. Deneklerin erotik materyale maruz kalma süreleri arttıkça tecavüz suçuna yönelimlerinin de o kadar arttığı bulunmuştur. Bu ilişkinin hem kadın hem de erkek denekler için aynı olduğu, yalnızca aynı miktarda erotik materyal izleyen kadın ve erkek deneklerde, kadınların yönelimlerinin erkeklere göre daha düşük kaldığı tespit edilmiştir. Bu da medyanın cinsellik konusunda toplumsal bilince nasıl bir olumsuz etki sağlayabilme yetisine sahip olduğunu gösteriyor.

* Zillman, D., & Bryant, J. (1984). Pornography, sexual collousness, and the trivialization of rape. Journal of Communication, 32 (4), 10-21.

*      Televizyon yayınlarının hızla büyüyen ve gelişen Türkiye’de çocukların ve gençlerin fiziksel, zihinsel, ruhsal ve ahlâki gelişimini olumsuz yönde etkileyebilecek yayın yapılmaması esasına uygun olmak suretiyle yapılması konusundaki hassasiyet doğal olarak yayıncılardan bekleniyor.

*       Yapılan araştırmalarda; evlilik dışı cinsel ilişkinin, televizyonlarda daha çok gösterildiği belirlenmiştir.

laisser faire (“bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” mantığı )

20080519-muhabir.jpgİnsanlar gündelik öfkelerini Tv’nin karşısında, şiddet sahnelerinde kendileri aktörmüşçesine, özdeşleştikleri kahramanlarla eşduyum halinde geçiştirmektedirler. Şiddet sahnelerini izleyen birey, öfkelendiği kişinin cezalandırılmasından haz alır. Gündelik öfkelerin somutlaştığı kötü adamlar, hainler, yalancılar, ikiyüzlüler ve kanunsuzlar tek tek öldürülmekte, işkence görmektedir. *

* Erich Fromm, Kendini Savunan İnsan, çev. Necla Arat, Say Yayınları, İstanbul 1991, s.77.

Türkiye’de, yeni bin yılda tüm kurumlarıyla basın özgürlüğünün genişleyen boyutu kadar televizyon yayınlarının olumlu ve olumsuz sonuçları ile ortak kavram ve duyarlılıkları da tartışmalı, “genel ahlâka aykırı olarak nitelendirilebilecek yayınların” gösterimine son verilmelidir… Aksi takdirde medyanın bastırılmış duyguların gün yüzüne çıkmasını tetikleyici bir hal alması daha çok ‘Ümraniye sapığı’nın ortaya çıkmasına sebep olacaktır.

…Bu makale ilginizi çekti ise…

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

 

 

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :)

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

  1. 16 Yorum

  2. Yazan:arif Tarih: May 19, 2008 | Reply

    Mehmet beyden sonra sizinde bu olumsuz medya yönlendirmesine dikkat çekmeniz yerinde olmuş. Bunun salt ticari getiri amaçlı olmadığınıda farketmeliyiz. Hertürlü insani duygunun metalaştırılıp tüketilmesi, üstelik bununda ötekiler üzerinde yoğunlaşması ilginç. İlginç olan bizdeki kartel medyası içinde bu ötekini tüketme sistematiğinin sürdürülmesi. Bu alçak tekelin kırılması makus talihin kırılması anlamına geliyor. Basındaki çeşitlenme ve internet yayıncılığının bu çizgiyi kıracağını umuyorum…

  3. Yazan:ALPEREN GÜRBÜZER Tarih: May 20, 2008 | Reply

    MEDYATİK MANZARAMIZ

    ALPEREN GÜRBÜZER

    Her şeyin basite indirgendiği, magazinleştiği ve eğlence showları ile insanları ekranlara ya da gazete-dergi sahifelerine hapsetmek medyacılık sanılıyor. Değerler alt üst olmuş, özel yaşantı alanları fütursuzca çiğnenmiş, yalanın birinin bin para olduğu ortamda Avrupa Birliği, dış politika, ekonomi kimin umurunda. Böyle giderse toplumun hafızası silinerek toplumsal cinnete giden bir akibetle karşı karşıya kalcağız.
    Yapılmak istenen galiba düşünemeyen toplum üretmek ve uyuşturulmuş insanları dedikodu ile oyalamak olsa gerek. Eline tutuşturulmuş ipe sapa gelmez show programları ile onarılmaz yaralar açıp azınlık dediğimiz bir eli yağda bir eli balda kesimin kaprislerine toplumu heba etmek marifet sanki.. Çoğunluğun az elitist tabakanın eline terk edildiği apaçık ortada. İşin içine ideolojik ayırımcılık da eklenince yaşadığımız manzara maalesef geleceğimizi karartıyor. Medya gücünü halktan alması gerekirken azınlık dediğimiz seçkinci zümrenin istek ve doğrultularından alıyor. Reklam pastasından pay almak uğruna toplumun değerlerini hiçe sayan yayınların pompalanması sağlıksız kuşakların doğmasına yol açıyor; hem manen hem madden.. Genç beyinlerin zihnine pranga vurulduğunun hala farkında değiliz. Medyanın dördüncü kuvvet olduğunun şişirilmiş balonuyla kitleleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanması vahim sonuçlara yol açacağı aşikâr.
    Dördüncü kuvvet dedik ama aslında birinci kuvvet. Çünkü medyamız etik anlayışdan uzak olduğu için çıkarlarına ters düşen her ne olursa olsun biranda karalama kampanya metotları ile rakiplerini diskalifiye etme şansına sahip. Bu durum yıllardır hala temizleyemediğimiz derin ilişkilerde gizli. Devlet içine sızmış çeteler –sermaye-medya üçgeni ile kurulan düzenek toplumsal aydınlanmayı baltalamak üzere kurulmuş adeta. Halkı iyi anlayan ve halkla hemhal olan anlayışlara kapalı bu sistem var oldukça medyaya yönelik hayıflanmalar bitmeyecek gibi. İdealimizde ki medya anlayışından kastımız; Analitik yorum yapabilen, analitik haber olarak kaynağından araştıran ve objektif kriterleri esas alarak halkın denetimine açık olan bir medyadır. Bakalım bu hastalıklı yapımızla nereye kadar gidecek bu gemi. Gemi şuan hızla su alıyor, ama zaten bir batarsa hepimiz batarız hassasiyeti de yok ortada.
    Osmanlı’nın kendini anlatma diye derdi yoktu. Osmanlı’nın kendisini enforme etme diye bir derdi olmadı, niye olsun ki gerek yoktu çünkü. Osmanlı sistemini adalet ve özgürlükler üzerine inşa ettiği için bu tür şeylere kafa yormadı. Onlar yöneticisi ile yönetileni arasında muhabbet iklimi oluşturmuşlardı hep. İdare edenler ve idare edilenler el ele gönül gönül gönüle sadece Allah’a abd olmuşlardı. Allah’tan gayri sahte mabutlara itibar etmiyorlardı. Şu anda yaşadığımız süreçte medya toplumu sahte sanal cennete çağırmaktan başka bir görev yapmıyor diyebiliriz. Böyle olunca da toplum nezdinde git gide güven kaybına uğruyor. Osmanlı toplumuYaratana kul olmakla mutluluğun şerefini tadıyordu. Geçici dünyevi lezzetlerin cazibesine kapılmadan yaşıyorlardı. Osmanlıda çok elzem durumlarda duyuru mahiyetinde ‘duyduk duymadık demeyin..’ tarzda kulaktan kulağa yayılan dilden dile aktarılan bir kültür var. Kelimenin tam anlamıyla Osmanlı’nın enformasyonu sözlü kültür dediğimiz ağdır. Hiçbir zaman sömürgecilik anlayışı ile hareket etmemişlerdir.
    Türkiye medyası bu noktada problemli .. 1950’lerden geldiğimiz süreçte kimi zaman medya alaylıların, kimi zaman mülkiyelilerin, kimi zamanda güç odaklarının sesi olmuştur. Özal’ın serbes düşünce ve serbes piyasa ekonomik politikaları ile çok sesliliğe geçiş yapmanın neticesinde insanımızın ufkunda zihni değişimler yaşandığı ortaya çıktı. Zihni değişim ister istemez kimlik değiştirmeyi de beraberinde getirdi .. Öyle ki Anadolu insanı tarlasından toprağından çıkıp şehirlere yerleşti, kabuk değişikliği yaşandı, aynı zamanda kentler sol merkezli olmaktan çıkıp hızlı bir süreç yaşandı. Fakat bu durum çok uzun sürmedi 1990’ın eşiğini geldiğimizde bildiğimiz aktörler devreye girerek zihni dönüşümün önüne engel olmak için adına ister kadife darbe denilsin, isterse postmodern denilsin, bu tür müdahelelerle toplumun hızlı bir şekilde kabuk değişimini baltalamak için ellerinden geleni yaptılar. Basın bu tür ortamlarda halktan yana tavır alamayıp zinde güçlerden yana tavır alması düşündürücü. Sadece tavır alsa bir noktada görmezlikten gelinebilir. Bilakis yangına kürekle gitme işlevini üstlenmiştir. Medya yönlendirilmek yerine yönlendirmeyi, yani toplumsal mühendisliği tercih ediyor. Kendi dünyalarında belirlemiş oldukları kalıplarla hareket eden toplum görmek istiyorlar. Toplumsal mühendislik uygulamalarında yeterince mesafe alamamaları onları zaman zaman sinirlendirerek hıncını alamayıp toplumu baskıyla, cinsellik ve dedikodu kazanıyla evcilleştirme yoluna gidiyorlar. Zaten okuma oranı düşük olan toplumuz, birde bunun üzerine içi boş yayınlarla insanımızın ruh dünyasını yıkmak ne kadar etik. Medyamız toplumun belirlediği, sempati duyduğu kişileri değil, kendisinin belirlediği birkaç isimlerle zihinleri karıştıracak proğramlar yapmakta yüksünmüyor. Evlerimizin yatak odalarına kadar bile destursuz girecek kadar ölçüyü kaçıran bir medya var karşımızda. Nezaman adam oluruz, galiba kendi özümüzde var olan dürüst, yalandandan uzak, merhametini yitirmemiş kodlarımıza döndüğümüzde galiba.

  4. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Jun 4, 2008 | Reply

    Basın üzerine çokça tartışıyoruz.Tartışmaya,eleştirmeye müsait bolca malzeme barındırmasından olacak,eli kalem tutan herkesçe bir şeyler yazılıp çiziliyor.Bu konuyu ışık tutacak onlarca kitap,sayısız makale var.Bir o kadar da panel ve seminer düzenleniyor,ki bunların bir çoğu tv.lerden de yayınlanıyor.Ayrıca milletçe fikrimiz sorulsa,sanırım ezici bir çoğunluk gidişatın pek de olumlu gitmediği yönünde fikir belirtecektir.Peki ya sonuç?Bunca ciddi gündem yaratmasına karşın;yakındığımız,eleştirdiğimiz ve hatta yerden yere vurduğumuz bu tutumun hiç değişmiyor olması acaba temel çelişki değil midir?Bence meseleye burdan bakılması gerekir.

    Dolayıyla tartışma ve meseleyi alış biçimimizde ciddi eksiklikler olduğunu düşünüyorum.Burda kimseyi doğrudan hedef alarak eleştirdiğim düşünülmesin,amacım bu değil.Eğer ortada kronikleşmiş bir sorun varsa,ki bana göre vardır.Bu,hepimizin bir biçimde ortağı olduğu veya olmak durumunda kaldığı bir kollektif algıdan kaynaklanmaktadır.İçine çekilmekte olduğumuz bir etkileşim sözkonusudur.Tartışma biçimimizde eksiliğini iddia ettiğim nokta tam da burada başlıyor,zira çözüm bulmak ve üretmekten ziyade sadece varolan sorunu bir malzemeye dönüştürüp işlemekle sınırlı kalıyoruz.Bu sadece basının işleyiş biçimiyle sınırlı bir durum da değil.Aşamadığımız ve kanıksayarak neredeyse varlığıyla yaşamaya alıştığımız pek şok sorun için de benzer eğilimler içindeyiz.Demokrasi,kadın hakları,sosyal adalet,sağlık,eğitim,özgürlükler ve daha pek çok şey…Toparlamak gerekirse,toplumca yakınma ve şikayet üzerine yoğunlaşıyoruz.Oysa bunun kadar,alternatif bulmaya da gereksinmemiz var.Arzu edilen dönüşüm ve değişimi ancak alternatif üreterek yakalayabiliriz.Basının kitleleri olumsuz yönde etkilediği ve yönlendirdiğini söylüyoruz,bu doğru.Fakat bu boşluğu dolduracak alternatifler bulunmadığı sürece değişim nasıl gelecek?Biz istediğimiz kadar varolan kültür biçiminin sağlıklı bir toplum yaratamayacağını söyleyeduralım,bu pek bir şeyi değiştirmeyecek.Değişim,uzun erimli bir süreçtir;türlü evrimler geçirerek şekillenir.Sadece kurallar koyarak,sınırlamalar getirerek yapılan müdahaleler sağlıklı sonuçlar doğurmaz.Sanat ve kültür için de aynı şey geçerlidir;içerikten yoksun,sığ ve yozlaşmış bir kültür diye eleştirebilirsiniz,fakat bunun yerine bir şey de koymalısınız.Ve bu,diğerlerinin de yaşamasına sınırlama getirmeden olmalı.Bu anlamda bir kültür kirliliğinden sözedilebilir,ancak beyeni ve tercihleri kısmen değiştirebilecek araçların azlığı da gözardı edilmemeli.Bir rekabet olarak da görülebilir bu,yani seçenekler çoğalmalı.Dizilerden şikayet ediyoruz,fakat nitelikli sinema yapıtlarının yokluğundan söz etmiyoruz.Cinsellik,şiddet vb.temaların kullanıldığından yakınıyoruz,fakat bunun kullanılmasına müsait açlıkların neler olabileceği dair bir fikrimiz yok.Yani bu talep nerden doğuyor,sadece müstehcen yayınlar mı insanları bazı eğilimlere itiyor,bunun hiç mi farklı sosyolojik nedenleri yok.Şiddet ona keza,evet yönlendirme hiç kuşkusuz şiddet eğilimi yaratıyordur,fakat tek açıklaması bu olmasa gerek.Dolayısıyla toplum üzerinde olumsuz bir psikolojiye yol açsa da,cinsel yönelime bağlı kişilik bozukluklarını,şiddete yatkınlık gibi eğilimleri sadece basın ya da kitle iletişim araçlarıyla ilşkilendirmek yanıltıcı olabilir.Bu araçlar bir bakıma tamamlayıcıdır denilebilir.Birikimlerin ve tabulaştırılan pek çok şeyin bilinç altına itilmesiyle bir şekilde açığa çıkarlar.Tabulaştırdığımız cinsellik,sözü edilen olumsuz davranışlara dönüşüyorsa bu,bu araçlar sayesinde kendine bir yol ve kanal bulduğundandır.İfadesini erkek egemen anlayışında bulan kahramanlığın yüceltilmesi,doğaldır ki içimizde bir yerlerde şiddeti meşrulaştırmakta ve açığa çıkacak anı kollamaktadır.İşte şikayetçi olduğumuz yönlendirme biçimim etkili olduğu yer burasıdır.Oysa bütün bunlar derinlerimizde bir yerde hep vardı.Şikayetçi olduğumuz araçlardan çok önce içimize yerleştiler ve bizi teslim aldılar.Bizlere doğru adına yüceltilerek ve kutsallaştırılarak verilen birikimin sonucudur bu.Kimi zaman ahlak,kimi zaman kahramanlık;bazen onur,bazen gurur adına…ama hep bunlar verildi,sarsılmaz bir inançla sarıldık hepsine.Unuttuk;doğanın,yaşamın ve varoluşun eşsiz harikuladeliğini.Varoluşun olağanüstü ritmi ve ahengine olan hayret yeteneğimizi yitirdik.Kendi ürettiğimiz nesnelerin esiri olmayı seçerek özgürlüğümüzden kaçtık/kaçıyoruz.Postmodern kültür dedik,popüler kültür dedik,bilişim çağı dedik…Ne oldu? Görkeminde kaybolduğumuz sahte ve sanal bir dünya yaratmak dışında ne yapıyoruz?Ve birbirimizi tüketerek varolmaya çalışmıyor muyuz?İşte Irak,işte Filistin!Kan ağlayan Afrika ve güzel ülkem…

    Biliyorum iç karartıcı bir tablo çizdim,farkındayım.Ama yok öyle bir dünya.Bir rüyadan uyanır gibi gerçeklerimizle yüzleşmekten kurtulamıyoruz.Zihnimizdeki karakolları(sayın İsmail Beşikçi hocadan ödünç aldığım bir deyimdir)yıkmanın bir yolu ne yazıkki henüz keşfedilmedi.Kendi gerçeklerimize çarpa çarpa yürüyoruz.Kavgaları,hüzün ve kederleriyle yine de yaşamaya değer bu dünya.Bir sevdadır umut,çok uzaklarda görünse bile…

  5. Yazan:vista Tarih: Jun 10, 2008 | Reply

    Medya toplumları etkilemede ve yönlendirmede birinci derecede etkili yöntem. Yazınızda daha çok medyanın cinsel yönden etkilerine değinmişsiniz. Ama tabi ki medyanın bunun dışında daha çok etkileri olduğu da muhakkak.

    Fransızlar Suriye’yi işgal ettiklerinde şöyle bir uygulama yaparlar: Para karşılığı bir kadın bulurlar. Bu kadın aldığı paranın karşılığında eteklerini ayak bileklerinin biraz üstüne kadar çeker ve çarşıdan o şekilde geçer. Önceleri herkes kadını yuhalar ama bir süre sonra alışır.

    Fransızlar bakarlar ki halk buna artık alıştı. Kadına biraz daha para verirler ve eteğini biraz daha yukarı çekerek yürümesini isterler. Bu seferki tepkiler ilk gelen tepkilerden daha az olur. Çünkü halk artık buna alışmaya başlamıştır. Bu şekilde ayaklar, bilekler, bacaklar derken sonrasında baş, boyun v.s. olur.

    Şimdilerde medya ahlaksızlık konusunda o derece ileri gitti ki, en masum olarak nitelendirilebilecek programlarda bile erotizmin sınırları zorlanmasına rağmen millet bunu gayet normalmiş gibi karşılayabiliyor.

    Örneğin neredeyse her akşam yayınlanan popüler bir yarışma programında birbirini hiç tanımayan yabancı insanlar kutudan istedikleri bir miktar çıktığında koşup birbirine sarılıyor ve birbirlerini öpüveriyor. Bunların bazıları evli ve eşleri de oradayken üstelik.
    Şimdi bazıları bu örneği küçümseyebilir ve beni tam bir yobaz olarak nitelendirebilir. Ama insanlık adına kötü olan ne varsa, bunların zaman içinde azar azar artarak bugünlere geldiğini akıldan çıkarmamak lazım.

    Okuyan herkesin affına sığınmak isterim. Ancak, eşler arasında grup kurarak birtakım fantazilerini gerçekleştirmek de zamanında bu şekilde ortaya çıkmış değil midir?

    Başka bir örnek talk show programları. Halkımızın pek rağbet ettiği ve yıllardır yayında olan Beyaz Show programına davet edilen bayan konuklara lütfen dikkat edelim. Çok iyi hatırlıyorum, bundan 4-5 sene önce bir bayan izleyici programa telefonla bağlandı ve oradaki sanatçı bayana şöyle dedi: Bu programa katılan kadın sanatçılar, siz bu tür programlara hep böyle yarı çıplak vaziyette mi katılmak zorundasınız?

    Evet, bu bayan ne bu tür konukların ilkiydi, ne de sonuncusu.

    Söylenecek çok şey var bu konuda.

  6. Yazan:feyza Tarih: Nov 4, 2008 | Reply

    buuu site bnce ii olmsu ama daha ii olbalirdii konuyuuu dha çokk açablirlirlerdi.sonra biz burda demişiski medyanın toplum uzerınde etkıleri demişiz bnce yeterince örnek yokk daha fazla olbalırıdıı ama gnde buu kadar bilgiler için t.ş…

  7. Yazan:TUĞBA Tarih: Nov 12, 2008 | Reply

    MEDYA ÜLKEMİZE GİRDİKTEN BERİ GERÇEKTEN BATIYORUZ ŞU AN DAHA KÜÇÜK OLMAMA RAĞMEN BENDE ANLIYORUM KÖTÜYE GİTTİĞİMİZİ

  8. Yazan:Dr. Cengiz ÖZDİKER Tarih: Dec 2, 2008 | Reply

    MERHABALAR… BUGÜN SİTEYİ İNCELEME İMKANIM OLDU. ÇOK BEĞENDİM, DEĞERLİ BULDUM. TEBRİKLER… BU YAZIDAKİ İLK PARAGRAF BENİM “TV YAYINLARINDA CİNSELLİK, MÜSTEHCENLİK, EROTİZM VE PORNOGRAFİ” ADLI MAKALEMDEN ALINMIŞ. KAYNAK YOK AMA HAVUZA ATILAN BİR BİLGİ OLDUĞU İÇİN HELAL OLSUN DİYORUM. SEVGİYLE, SAYGIYLA… DR. CENGİZ ÖZDİKER RTÜK DAİRE BAŞKANI-UZMAN DENETÇİSİ

  9. Yazan:rafet günay Tarih: Dec 3, 2008 | Reply

    yazıda ilk paragrafı doğru ben alıntı yaptım ama ben oraya yıldız koyup aslında (*)DR. CENGİZ ÖZDİKERin ismini vermiştim.dikkatle bugün bende inceledim orada yıldızın yanında isminiz çıkmamış.
    Şahsım adına tüm okuyuculardan ve DR. CENGİZ ÖZDİKER’den özür dilerim.

  10. Yazan:FATİH Tarih: Dec 3, 2008 | Reply

    YA SİZİN BU KAFAYLA BU MEMLEKETİ FELAKETE SÜRÜKLEMEMENİZ İMSANSIZ SİZİN BAHSETTİĞİNİZ KARŞI BEYİNLERDEN BİR FARKINIZ YOK NE DEMEK KÜR SORUNU ALLAH SİZİ BİLDİĞİ GİBİ YAPSINDAN BIRAK MEMLEKETİ DÜNYA KURTULSUN SİZDEN KÜRTÜN NE SORUNU VARMIŞ ULAN ASIL SİZİN MEMLEKETLE İLGİLİ SORUNUNUZ VARDA BENİM KÜRT KARDEŞİMİ KULALNMAYA ÇALIŞIYONUZ SİZLERİ AKILLI OLMAYA DAVET EEDİYORUM.

  11. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Dec 3, 2008 | Reply

    YA SİZİN BU KAFAYLA BU MEMLEKETİ FELAKETE SÜRÜKLEMEMENİZ İMSANSIZ SİZİN BAHSETTİĞİNİZ KARŞI BEYİNLERDEN BİR FARKINIZ YOK NE DEMEK KÜR SORUNU ALLAH SİZİ BİLDİĞİ GİBİ YAPSINDAN BIRAK MEMLEKETİ DÜNYA KURTULSUN SİZDEN KÜRTÜN NE SORUNU VARMIŞ ULAN ASIL SİZİN MEMLEKETLE İLGİLİ SORUNUNUZ VARDA BENİM KÜRT KARDEŞİMİ KULALNMAYA ÇALIŞIYONUZ SİZLERİ AKILLI OLMAYA DAVET EEDİYORUM.(FATİH)

    Sadeleştirilmiş hali:

    Sizin bu kafayla memleketi felakete sürüklemediğinize şaşıyorum .Sizin eleştirdiğiniz karşı görüşlülerden hiçbir farkınız yok.Ne demek Kürt sorunu?Allah,sizi bildiği gibi yapsın!Bırakın memleketi,dünyanın sizden çekeceği var.Kürd’ün ne sorunu varmış ulan!Asıl sizin memleketle probleminiz var da…Durup dururken Kürt kardeşlerimi kullanmaya çalışıyorsunuz.Sizleri akıllı olmaya davet ediyorum.(Yasin Hayal:))

    *****
    İyi de Fatih Bey,makalenin Kürt sorunuyla ne alakası var ki birilerine Yasin Hayal’vari parmak sallıyorsunuz.Yoksa medyanın toplum üzerindeki olumsuz etkilerini yazmak da mı suç.

    Eh,n’apalım bundan böyle uyarınızı dikkate alıp uslu çocuk olmaya çalışırız.Bu seferlik affedin olur mu?

  12. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Dec 14, 2008 | Reply

    Medyanın insanlar üzerindeki olumsuz etkilerinin irdelendiği bir yazı…
    ****

    ŞİVE SAVAŞLARI TELEVİZYONDA

    Neden bazı ağızlar hoş, neşeli ya da komikken, bazıları itici ya da bize ‘yabancı’ olabiliyor? Aslında medyada yerel ağızların varlığı, çok değil, en fazla son on yıl içinde keşfedildi

    Elveda Rumeli dizisine ilişkin yazdığım 9 Kasım 2008 tarihli yazıda bir suskunluktan söz etmiş ama konuyu hakkıyla irdeleyememiştim. Adı geçen diziyi kendi izleyicisine bağlayan en önemli unsurlardan birinin oyuncuların kullandığı “Rumeli ağzı” olduğu ortada. Ve soru şu: Neden bu şive bize hiç de itici gelmiyor, aksine sempati uyandırıyor? Bu soruyu cevaplamadan bir başka soru soralım, örneğin Tek Türkiye’nin en kötü karakteri olan Şıvan en hasından bir “Doğu ağzı” kullanıyor da aynı köyün, Kürt oldukları ortada diğer mensupları, neden pek “iğreti” bir Doğu şivesiyle konuşuyor? Üstelik aynı dizinin tüm olumlu kahramanları standart “İstanbul ağzı” ile konuşturuluyor. Aynı şive, bu kez Kurtlar Vadisi’nde bir eğlence unsuruna dönüşüyor ve kulaklarımıza Muro’nun ağzından tüm “kıroluğu” ile dökülüyor. Bu arada, “muro” ile “kıro” arasındaki ses benzerliğine dikkatinizi çekmek isterim.
    Dizi yapımcılarının “ağızları” keşfettikleri ortada, örneğin bu sıralar “Adana ağzı” pek moda. Avrupa Yakası’nda “avamı” Burhan Abi’nin abartılı “Orta Anadolu ağzı” temsil ediyordu ama belli ki yetmemiş bu sefer bir Dilber Hala ortaya çıktı ve “hoşşik” diye ortalığı birbirine katmaya başladı. Bu şive de sempatik algılanıyor, aynen Yabancı Damat dizisinde kullanılan “Antep ağzı” gibi. Bir de doğrudan komik algılanan şiveler var, “Roman ağzı” gibi, Cennet Mahallesi tamamen bu komik unsur üstünden kurgulanmıştı. Daha önce de yazdığım gibi, Bu ülkenin Romanlarını sadece göbek atan, eğlendiren insanlar gibi göstermek, görünürde olumlu olsa da, aslında en hasından ayrımcılık ve yaşam ufkunu sınırlama çabasıdır. Tabii ki, Romanlardan yazar da çıkar, doktor da; bunu görmeme çabası ya da bir şiveyi sadece bir unsura bağlama kaygısı etik açıdan eleştirilmesi gereken bir durum.
    Gelelim “Karadeniz” ağzına, bu da uzun süredir genellikle komik unsur olarak kullanılan bir ağız. Laz şivesi duyunca “tuhaf” bir insanla karşı karşıya olduğumuz hissine kapılmamızı sağlayan bizzat dizilerdeki klişe roller, nedense bu ağza sahip kişiler hemen sinirlenen, anlaşılması tuhaf davranışlarda bulunan, mantıklarını takip etmekte zorlanılan eksantrik karakterler olarak resmediliyor. Bu da, medyanın toplumsal klişeleri nasıl beslediğinin iyi bir örneği olabilir.
    Şu sıralar yeni yeni fark edebileceğimiz ve siyasal iklimle, “ulusalcılık” dalgasıyla uyumlu yeni bir “aksan” da icat edildi: Amerikalı, Avrupalı, hatta ülkemizde yaşayan ve bir gayrimüslim azınlık grubuna mensup olanları çağrıştıran, Türkçe’yi bozuk bir telaffuzla konuşan kötü karakterler özellikle siyasal mesaj veren dizilerde boy gösterir oldu. Örneğin, Tek Türkiye’deki suratlarını asla göremediğimiz ve Türkiye üstüne “oyunlar oynayan” konsey üyelerinin bir kısmı bu aksanla konuşuyorlar, bir kısmı ise halis İstanbul aksanıyla (oyuncular iyi tiyatrocu olunca bu kaçınılmaz oluyor), bu arada, bir kadın karakteri de konsey üyeleri arasına sıkıştırmayı unutmamış senaristler. Belli ki kötü olmak için kadınların “ağza” ihtiyacı yok.
    Ağızlar suçsuzdur!
    En başta altını çizdiğim ideolojik eğilim üstüne tekrar düşünebiliriz sanırım. Neden bazı ağızlar hoş, neşeli ya da komikken, bazıları itici ya da bize “yabancı” olabiliyor? Aslında medyada yerel ağızların varlığı, çok değil, en fazla son on yıl içinde keşfedildi. TRT’nin tek kanal olduğu dönemde, örneğin sabahın çok erken saatlerinde yayınlanan “tarım” programlarında, neredeyse tamamıyla stilize edilmiş bir “sözde” köylü Türkçesi duyardık, o kadar. O köylüler de, “eğitimli” beylerin (öğretmen ya da veteriner gibi) söylediklerine kafa sallar, onay verirlerdi. Yerelin, Althusser’den esinlenerek söylüyorum, “kendiliğinden” keşfi özel kanalların yayına geçmesiyle ortaya çıktı, çıktı ne kelime, kulaklarımızı istila etti. Yıllarca TRT Türkçesi dinleyen kitlelerin evlerinde, sokaklarında, mahallelerinde ya da göç ettikleri memleketlerinde öğrendikleri tüm “ağızlar”, özel kanallardan sokağa akmaya başladı ve şehrin göçerlerinin kültürel dil kodlarıyla birleşmeye başladı. İşte bu nedenle, Elveda Rumeli bu ülkede milyonlarca olduğunu rahatça söyleyebileceğimiz Rumeli kökenli insanlara ninni gibi geldi, kendi tarihleriyle yüzleşme ve belki de onlara kültürel travmalarını atlatma olanağı sağladı.
    Ama aynı şey “Doğu ağzı” için söylenebilir mi? Hiç sanmıyorum. Aksine, şu anki kullanımıyla bu şive bu ağızla konuşan insanlar için “dışlaştırıcı” bir etki yapıyor. Düşünsenize, bu insanlar dizilerde anadillerini konuşunca ekranda altyazılar beliriyor, Türkçe konuştuklarında ise ya zor anlaşılır (Tek Türkiye’nin Şıvan’ı gibi) ya da gülünç (Kurtlar Vadisi’nin Muro’su gibi) oluyorlar. Hele bir de yabancı biriyseniz ve kaçınılmaz olarak, konuşunca “ecnebi aksanınız” fark edilirse, kesinlikle bir ajansınız. Neden Türkçe öğrenmek istenir ki zaten? Sanki 70’lerin Türkiyesindeyiz ve her taşın altında “komonist” casus ya da işbirlikçilerini arıyoruz. Bu ülke çok gecikmiş bir McCarthyizmi tekrar yaşamak için ne suçlar işledi acaba?
    Dizilerde şiveler savaşıyor ama arada kaynayanlar sokaktaki sıradan insanlar, onlar dil olarak evde ne öğrendilerse onu konuşuyor. Ağızlar masum ama senaristler ağızları boyamaya, süslemeye ya da kirletmeye çalışıyorlar. Tekrar ediyorum: Ağızlar suçsuzdur!

    Orhan Tekelioğlu:Bahçeşehir Üni.

  13. Yazan:SARA Tarih: Feb 23, 2009 | Reply

    bilgiler çok ama kısa cümleler yapsadınız okadar yorulmazdım öldüm ama çok güzel bilgiler vewriyor bence herkes okusun bayyy

  14. Yazan:naz elmaslı Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    slm ben okulumda yapılan münazara için bilgi topluyorum…sizden aldığım bu satırlar ile birilerini bilgilendir meye ve düşün meye zorluyorum böyle sitelerin olmasına oldukça seviniyorum…

  15. Yazan:turgut Tarih: Mar 9, 2009 | Reply

    slm ben lise 2 ye giden bi ögrencıyım ve sınıfı gecmem bi münazara(tartısma)ödevine kaldı ”toplum medyayı nasıl etkıler” konu sacma medya toplumu sureklı iyi ve kotu etkiliyor ama toplum medyayı nasıl etkıler sorunun cevabını bulamıyorum boyle ciddi bi sidede belki soylediklerım sacma gelicek ama bana bu konuda acil yardım edebilcek bilgili kişiye ihtiyacım war msn adresim game.ower85@hotmail.com site admininden veya bilgili kişilerden acil yardım beklıyorum bu mjş 09 Mart 2009da atıyorum cok acil bilgiye ihtiyacım war

  16. Yazan:murad akandere Tarih: Mar 25, 2009 | Reply

    Televizyon izler misiniz? Hangi gerekçeyi kullanıyorsunuz bilinmez ama mutlaka geçerli bir nedeniniz vardır. Yoksa siz de televizyonu aptal kutusu mu zannediyorsunuz…(!) Hayır, olay zannettiğiniz kadar basit değil… Televizyon, göze, kulağa hatta kalbe hitap eden oldukça hızlı ve etkili bir iletişim aracıdır. Ulaştığı insan sayısı hiçte yabana atılamayacak kadar çok olması da cabası…
    Ve daha birçok nedenden ötürü televizyon bir güç kaynağına, yönlendirme ve yönetme mekanizması haline bürünmekte olup uykular kaçırtan bir yapıya sahiptir. İşte bu yüzdendir ki TV kanalları yayın politikalarında yalnız bırakılmamalı, onlara yardımcı olmalıyız. Esasen dünyada her şey insan içindir. TV kanalları da insanlar için bizler için vardır. Bizlere, insanlığa daha iyi hizmet etmeleri için yardımcı olmamız gerekir.
    Bireysel yardım planlarımızın varacağı en son nokta kuru bir tavsiyedir. Çözüm ise TV eleştirmenlerinin öncülüğünde çeşitli platformlarda asgari müşterekte anlaşıp birleşmektir. Bu yüce ulvi ittifak zamanla arzulanan seviyeye ulaşacaktır.
    Türkiye’de özel kanalların geçmişi onlu rakamlara yeni yeni ulaşmakta olup kısa bir zaman dilimine dayanmaktadır. Buna rağmen inanılmaz bir ivme ile yurt dahilinde ve haricinde milyonlarca izleyiciye ulaşıyorlar. Hakikaten birbirinden güzel ve özel yapımlara imza atıyorlar. Program yapımcılarımız adeta arı gibi çalışarak bal üretiyorlar. TV kanallarımızın program kalitesi ve renkliliği (son taklitler dışında) sürekli artan değerle yükseliyor. Ancak yine de varlık sebebi, varlığımız olan TV kanalları, varlığımızı, birliğimizi ve bütünlüğümüzü tehdit eden rezil yapımlara da yüz veriyor.
    Coğrafi ve siyasi konum itibari ile strateji ve ekonomi anlamında hayli kıymetli olan ve adına TÜRKİYE denilen hava, kara ve de su’dan müteşekkil, düşmanı bol bir alanda yaşıyoruz. Biz yani MİLLET yaşıyor. Bu yüce TÜRK MİLLETİ’nin binlerce yıldır ayakta kalabilmesini sağlayan en önemli faktör, özü birlik beraberlik olan ‘ aile ‘ kavramıdır. Bu güzide kurumun yüzyıllardır sürdürdüğü günümüze kadar devam ede geldiği gelenek görenekler, haller, tavırlar var.
    Bu cümleden devamla TV izleyilerini de bu yüce kurumun fertleri, aile bireyleri oluşturuyor. O yüzden TV programlarının aileye önem vermesi, saygı duyması gerekir .Fertleri kötü yönlere fiillere sevk etmemesi gerekirken, ‘kör satıcının kör alıcısı olur’ mantığı saygısızlığın dik alasıdır. Hatta bu pespayeliğin ‘rating’ kisvesiyle dillendirilmesi de art niyet şüphesi uyandırıyor.
    Peki, TV programlarının objektif veya sübjektif değerlendirmesini nasıl ayırt edeceğiz. Seyirci kimdir, tepkisi nedir, önemlimidir? Hazırlanan bir yapım için sosyal kriterler elzem midir…?
    Evet, bütün bu nevi soruların net cevabı olamaz. Çünkü sosyal olaylarda doğru tek değildir. Yinede en başarılı sonuca TV eleştirmenlerinin katkısıyla ulaşabiliriz. Çünkü TV eleştirmeni katalizördür. TV izleyicisi ile TV kanallarını asgari müşterekte buluşmasını sağlıklı biçimde düzenleyip en iyi sonuca varmayı hedefler. TV eleştirmeni analitik zekanın yanında duygusal zekasını da kullanır. TV eleştirmeni bir sosyolog, bir psikolog gibi düşünürken asla toplum mühendisi değildir. Unutmayalım ki TV, insanlar için bizim sizin hepimiz için vardır. Hepimize faydalı olması için TV eleştirmenleri ile birlik olalım…
    ————————-
    muradakandere@yahoo.com

  17. Yazan:Abdullah Tarih: Dec 6, 2014 | Reply

    Medya: toplum sınıflardan meydana gelmiş bir olgudur. belli katmanları vardır, belli sosyal şartları vardır. bu yüzden medya bu sınıflar arasında farklı etkiler yaratacağı gibi ortak etkiler de yaratır.

  1. 3 Trackback(s)

  2. Sep 14, 2009: En çok okunan ve tartışılan yazılar : Derin Düşünce
  3. Mar 24, 2011: 101 bin kez okunan yazı için 101 bin kere teşekkür : Derin Düşünce
  4. Dec 12, 2012: Son 12 ayda en çok okunan 40 sayfa

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin