RSS Feed for This Post

VAV Harfinin Manası


.

 

… E-kitap okumak için…

 

yitikSoyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır

Afganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla“bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir?

Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir. 284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” içinBuradan indirebilirsiniz.


İslâm’da Mimar ve Şehir

Cumhuriyet’in ilânından beri yaşadığımız şehirler hızla tektipleşiyor. Betondan yapılmış kareler ve dikdörtgenler kapladı ufkumuzu. Trabzon, Aydın, Malatya… Anadolu’nun her yeri birbirine benzedi. Fakat Türkiye’ye has bir sorun değil bu. Batının “alternatifsiz” demokrasisi ve serbest piyasası mimarları da tektipleştirdi. Farklı düşünemeyen, yerel özellikleri eserlerine yansıtmayan mimarlar kutu gibi binalar dikiyor. Moskova, Tokyo, Paris, Hong Kong da tektipleşiyor ve çirkinleşiyor.

Çare? Binalara değil de mimara, yani insana odaklanmak olabilir; yani eşyayı ve sureti değil İnsan’ı ve sîreti merkeze almak. Zira bu bir norm ya da ekol meselesi değil: İslâmiyet’in ilk asırlarında bir şehir övüleceği vakit binalar değil yetiştirdiği kıymetli insanlar anılırmış. Biz de güzel binalarda ve güzel şehirlerde hayat sürmek için önce güzel mimarlar yetiştirerek başlayabiliriz işe. İnsan gibi yaşamak için mimarî çirkinliklerden ve bunaltıcı tektipleşmeden kurtulabiliriz. Bu ancak Güzel Ahlâk ile Güzel Mimarî arasındaki bağı yeniden tesis etmekle olabilir. Çare Mimar Sinan gibi cami yapmak değil Mimar Sinan gibi insan yetiştirmek. Kitabımızın maksadı ise teşhis ve tedaviye hizmet etmekten ibaret. Buradan indirebilirsiniz.

Kürtlerin Tarihi Üzerine

kapak_kurt-tarihi-uzerine80 seneden beri Kürtlerin tarihi isyan ve terörle özdeşleşti. Son yıllarda ise ilk defa hemen her kesimden insanın desteklediği bir barış süreci başladı. Bu süreç kendi başına tarihi bir anlama sahip elbette. Yine de büyüyen umutların, atılan adımların sağlam olması ve geleceğe yöne vermesi için yaşananlar ile Kürtlerin tarihi arasında bir köprü kurulması gerek. Dahası Türkiye dışındaki etnik terör tecrübelerinden, sosyal barış projelerinden yararlanmak elzem. Bu sebeple, Kemal Burkay, Hasan Cemal, İsmail Beşikçi, Mustafa Akyol kadar Alain Touraine, Johan Galtung, Paddy Woodworth ve Gandhi’den de istifa ettik bu kitabı hazırlarken. Umuyoruz ki güncel tartışmaları ve gelişmeleri bir kenara koyarak geçmişe kısaca bir göz atmak bugünü daha anlamlı okumamızı sağlayacak. Buradan indirebilirsiniz.

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

kapak_kitap_capulcularÇapulcular” ne istiyor?

Genel seçimler yaklaşırken başladı Taksim Gezi Parkı olayları. İnsanlar öldü, yaralananlar, tutuklananlar oldu. Taksim’deki sanat galerileri bile yağmalandı. Maddî zarar büyük: Yakılan otobüsler, özel araçlar, iş yerleri. Ancak hâlâ isyancıların ne istediğini bilmiyoruz. Taksim Dayanışma Grubu’ndan çelişkili açıklamalar geliyor. Polisi ya da göstericileri suçlamadan önce şunu bilmek gerekiyor: “Çapulcular” ne istiyor? Daha fazla demokrasi? Sosyalizm? Devrim? Darbe? Elinizdeki e-kitap bu sorulara cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

 Alevilik, Ortak Acılardan Bir Kimlik

Aleviler ızdıraplarda, geçmişin acılarında buluşuyorlar. Dersim, Madımak… Bu isimler anıldığında kırmızı bir düğmeye basılmış gibi bütün farklı Alevilik-LER birleşiyor ve bir tepki geliyor. Hızlı, öngörülebilir ve manipülasyona açık bir tepki bu. Ortada geç-ME-miş bir geçmiş var. Kıymetli yazarımız Cemile Bayraktar’ın dediği gibi “yüzleşilmediği müddetçe de geçmeyecek bu geçmiş” , çıkarılmayı bekleyen bir diken gibi acı vermeye devam edecek.

Diğer yandan çok sayıda Alevi kendi atalarına, dedelerine, manevî önderlerine en büyük acıları reva görmüş olanlara büyük bir sadakat ile bağlılar. Yani Kemalistlere ve CHP’ye. Yakın tarihi sorgulamak şöyle dursun ibadethanelerini Atatürk resimleriyle donatıyorlar. Ortak acıların ve siyasî tercihlerin dışında Alevileri birleştirecek bir inanç, bir kültür yok mu? Acaba Aleviler Stockholm sendromundan kurtulabilecekler mi? Elinizdeki kitap bunları sorguluyor. Buradan indirebilirsiniz.

Tiryandafilya, Güneşe “ya doğ, ya da ben doğacağım” diyen güzel!

kapak_Tiryandafilya“… Senden önceki hiçbir kadın tarafımdan böyle sigaya çekilmedi Tiryandafilya. Sen benim tüm aşklarımın  raporusun, tüm aşklarımın hülasası, ana fikrisin Tiryandafilya. Senden öncekiler ya masadan kaçtı ya da onları masadan ben kovdum. Şimdi benim tüm bu kaybolan yıllarımın hesabını vermek de sana kaldı. Sevdiğin başka bir erkek olmasına rağmen bu yola girmen için de seni zerre kadar zorlamadım, bunu da biliyorsun Tiryandafilya. Duvarımın arkasına dolanman için sana elimden gelen tüm kolaylığı gösterdim. Bu asla senin marifetin, el çabukluğun, kahredici, tahrik edici, tahkir ve de tezyif edici dişiliğinle olmadı. Senden önce gidip, tüm kapıların kilidini senin için açan irade bendim. Orada beni çırılçıplak gördüysen benim sayemdedir. Şimdi dürüstçe oynayalım o zaman. Ama unutma Tiryandafilya; ihanet ilgi çekse de hain sevilmez…”

Efraim K‘nın kitabını buradan indirebilirsiniz.

 

kitap tanitan kitap 5Kitap tanıtan kitap 5

İmkânsız bir buluşma düşleyin: Nietzsche, Montaigne, Chomsky ile Fârâbî ve Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri bir arada. Ama yalnız değiller, hemen yanı başlarına John Berger, Cahit Zarifoğlu, André Gorz , Oğuz Atay, İsmet Özel, Amin Maalouf, Gilbert Achcar, Nevzat Tarhan, Randy Pausch ve daha bir çok aşina olduğumuz yazar, şair, düşünür gelip oturmuş. Bu imkânsız buluşmayı Derin Düşünce sitesinin yazarlarına borçluyuz. Sadık dostlarımız Alper Gürkan, Mustafacan Özdemir, Mehmet Alaca, Mehmet Salih Demir ve en az “eskiler” kadar çalışıp didinen genç yetenekler: Essenza, Esma Serra İlhan, Gülsüm Kavuncu Eryilmaz, Abdülkadir Hacıaraboğlu, Azat Özgür. Kitap tanıtan kitapların beşincisini ilginize sunuyoruz, kitapların dünyasına açılan 23 pencereden bakmak için. Buradan indirebilirsiniz.

hamza_yusuf Hamza Yusuf ile İslâm’ı anlamak

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai tarafından yapılan iki tercümeyi içeriyor:

  • Zaytuna Institute’den Hamza Yusuf Hanson’ın 2010 yılı Mayıs’ında Oxford üniversitesinde yaptığı İslâm’da reformkonulu konferans,
  • Yine  Hamza Yusuf Hanson’ın Dr.Murata ve Prof.Chittick’in İslam’ın vizyonu isimli eseri üzerine yaptığı konuşma (Bahsedilen kitap, Türkçe’ye de çevrilmiştir.)

Hamza Yusuf Hanson 1960 yılında Amerika’nın Washington Eyaletinde dünyaya geldi; Kuzey California’da büyüdü. 1977 yılında müslüman olduktan sonra on yıl boyunca İslâm coğrafyasında Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuzey ve Batı Afrika gibi bölgeleri gezdi. Farklı ülkelerde iyi büyük alimlerden icazet aldı. Hamza Yusuf bu seyahatten sonra ülkesine dönerek Dinler Tarihi ve Sağlık Hizmetleri alanlarında diploma aldı. Dünyanın dört bir tarafında İslâm hakkında konferanslar veren Zaytuna Enstitüsü’nü kurdu. Batıya İslâm’ı sunan, İslâmî ilimlerin ve geleneksel metodlarla eğitimin yeniden canlanmasını amaçlayan Enstitü, dünya çapında üne sahiptir. Shaykh Hamza Yusuf, Fas’ın en prestijli ve en eski Üniversitelerinden birisi olan Karaouine’de ders veren ilk Amerikalı öğretim görevlisi olmuştur. Bunların yanısıra, klasik haline gelmiş geleneksel bazı Arapça metinleri ve şiirleri modern ingilizceye tercüme etmiştir. Halen eşi ve beş çocuğuyla birlikte Kuzey California’da yaşamakta. Buradan indirebilirsiniz.

Organik dinimi geri istiyorum 

organik_dinimi_geri_istiyorum - kcBilim ve teknoloji alanında buluşumuz pek yok ama gün geçmiyor ki din konusunda yeni bir icat çıkmasın. Televizyon karşısında merakla “acaba bugün neler caiz ilan edilecek, neler haram edilecek?” diye merakla bekliyoruz. Bektaşi’ye sormuşlar: “İslam’ın şartı kaçtır?” diye, “Birdir!” demiş. “Hac ve zekatı siz kaldırdınız, oruçla namazı biz kaldırdık, geriye kelime-i şahadet kaldı”. Ben kelime-i şahadetten de emin değilim, her an bir profesör çıkıp “böyle bir şey yoktur, imanın şehadeti mi olur?” diye ortaya çıkabilir. [...] İlahiyat profesörlerinin bir büyük zararı da bu oldu. Din’in siyaset gibi, futbol gibi, tartışılacak, insanın bilgisinin olmasa da fikrinin olabileceği bir alan olduğu tevehhümü oluşturdular. Her şeyin kutsallığını bozdular. Artık bacak bacak üstüne atıp çiğ ağzımızla Allah, peygamber ne demek istemiş “muhakeme” yapıyoruz hiç ar duymadan, hepimiz birer küçük şeyhülislam, birer fetva emini… hangi hadis uydurma, hangisi sahih şıp diye gözünden anlayıp ayetleri engin din bilgimizle şerh ediyoruz. Şu muhakemelerin bolluğundan da dini yaşamaya bir türlü sıra gelmiyor. Halbuki bir güzel insanın dediği gibi: “Din öğrenmekle yaşanmaz, yaşandıkça öğrenilir”.

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai’nin kaleme aldığı yazılardan ve tercüme ettiği makalelerden oluşuyor: Hamza Yusuf, Noah Feldman, Charles Townes, Marc Levine ve Karen Armstrong ile İslâm, Hayat ve Bilim üzerine… Buradan indirebilirsiniz.

Banka Ordudan Tehlikelidir!

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 27 Ekim 2013)

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor: Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar? Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

 

Trackback URL

  1. 22 Yorum

  2. Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Mar 4, 2012 | Reply

    Bu “mana”yı kim nasıl keşfetmiş, ben anlayamadım.

    Vav Arapça’da tek başına “ve” anlamına geliyor, onu biliyorum.

    Yani en çok kullanılan bağlaç.

    Nitekim Türkçe’deki “ve”nin kökeni de bu.

    Bunun ötesinde bir harfe kim neye göre anlam yüklüyor?

    Bunun bir yolu, yöntemi var mı?

    Ya da bu bir tür şiir/edebiyat çalışması mı?

  3. Yazan:MY Tarih: Mar 4, 2012 | Reply

    Mevlânâ Hazretleri’nin namaz yorumunu okumakta fayda var.

  4. Yazan:Ali P. Tarih: Mar 4, 2012 | Reply

    Kainatin kendisi bir siir degil mi zaten? Muhyiddin Ibn Arabi Hazretlerini hatirlayiniz, “Varlik bir harftir, sen onun manasisin”

    Tabi O’nun “siirinden” bahsedilen yerde kimse sairlik iddiasinda bulunamaz, bu da ayri bir mesele.

  5. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Mar 5, 2012 | Reply

    Cengiz bey sizi çok pozitivist gördüm :)
    “Ve” kelimesi Arapça’da sadece bağlaç anlamında kullanılmaz. Mesela yemin sözüdür. (ve’ttini ve’zzeytuni… veya ve’l asr gibi). İslam medeniyetinde de harfler ve seslere tesadüf olarak bakılmamıştır. Elif harfi boşuna elif değildir. Allah isminin başında olması, tek bir çizgi halinde olması, bütün harflerin eliften müştak olması tesadüf değildir. “Hu” kelimesi “ha” ve “vav” dan oluşur mesela. “Ha” harfinin mahreci (çıkış yeri) ta ciğerdir, “vav” harfi ise dudakta son bulur. Bakarsan anlamı sadece “O” demektir, zamirdir. Ama Allah’ı ivazsız, garazsız, sıfatsız zikretmektir. Hiçliğin idrakiyle söylenilen zikirdir. İsm-i azamdır (Allah’ın en büyük isimlerindendir).
    Harflerin şekilleri ve sesleri tesadüf değildir. Çünkü evrende hiçbir şey tesadüf değildir.
    Kur’an’da “elif, lam, mim… elif, lam, ra…, ha,mim…” diye başlayan sureler var. Harfler anlamsız olsaydı böyle bir başlangıç olmazdı değil mi? Tüm kainatın 28 harfte gizli olduğuna inanılır. Şimdi bu bir inanç tabi, deneye, gözleme gelmez. Ama harfler, sözler tesirlidir. Sevgiline “seni seviyorum” dersin, aslına bakarsan bir takım harfler ve sözlerden ibarettir ama tılsımlı bir sözdür. Etkisi hem söyleyenen, hem de söylenenedir. Suya bile söylesen molekül yapısını değiştirir.

  6. Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Mar 6, 2012 | Reply

    Ali Bey,

    Kainatin kendisi bir siir degil mi zaten? Muhyiddin Ibn Arabi Hazretlerini hatirlayiniz, “Varlik bir harftir, sen onun manasisin”

    “Kainatın bir şiir olması” sözü bana biraz “derin” göründü. “Varlığın bir harf, benim de onun manası olmam” daha da derin. :)

    İzahat lazım galiba.

    Ekrem Bey,

    Bazı şeyleri analiz etmede “methodological positivism”in işe yarayabileceğini düşünmekteyim. :)

    Harflerin şekilleri ve sesleri tesadüf değildir. Çünkü evrende hiçbir şey tesadüf değildir.

    Hiçbir şey tesadüf değildir. O halde harfler de tesadüfi değildir. Tamam, bu geçerli bir akıl yürütme.

    Ama buna dayanarak bir harfe anlam yüklemek imkansız. Yani bunun bir yolu/yöntemi olmalı. Öyle olmasa herkes harfleri bir şeylere benzetip sınırsız “yorumlar” yapabilir.

    (Benzetmek gibi olmasın, Damal’daki “gölge” de tesadüf değil kuşkusuz ama orada Atatürk mü yansıyor?) :)

    Ben burada yöntemin ne olduğunu soruyorum.

    Bir ikinci sorum da şu:

    Malum, alfabelerin bir ‘evrimi’ var. Arap alfabesinin atası Fenike alfabesiymiş. Üstelik latin alfabesinin de atasıymış bu alfabe. Şöyle bir tablo yapmışlar.

    Bu durumda başka alfabelerin harfleri için de benzer yorumlar yapılabilir mi? Yoksa Arap alfabesi aynı zamanda Kur’an alfabesi olduğu için onlardan apayrı bir durumda mı?

    Bu iki soruma cevap istiyorum. :)

  7. Yazan:Ali P. Tarih: Mar 6, 2012 | Reply

    Cengiz Bey merhaba. Kainat’ın şiirsel veçhesini ancak bir Esma-ı Hüsna şerhi okuyarak anlayabilirsiniz. Burada bunu iki satırla anlatmak imkânsız…
    Bana ve Ekrem Senai’ye sorduğunuz sorulara birlikte cevap olsun diye yazıyorum. Bir sözünüzde böyle diyorsunuz :
    « Bazı şeyleri analiz etmede “methodological positivism”in işe yarayabileceğini düşünmekteyim »
    Suyun yüz derece kaynaması veya kurbağanın sindirim sistemini inceliyorsanız… evet. O « bazı şeyler » kapsamındadır bunlar. Ama inanç özel bir sahadır. Kendine has metodları vardır. Eğer pozitivist perspektifte israr ederseniz din sosyolojisi veya buna benzer bir şey yapmış olursunuz. Ama ilâhiyattan uzaklaşırsınız. Meselâ camilerle kliseleri karşılaştırın. Kapasite, inşaat özellikleri vs. Bu mühendislik sahasıdır. Objektifliğe kaydıkça ilâhiyattan uzaklaşmış olursunuz. insanî hisler sübjektiftir.
    Bakınız mesela 19cu asırda sanat « uzmanları » tıpkı sizin gibi “methodological positivism” yaparak güzelliği tarif etmek istemişlerdir. Resim sanatına normlar, standartlar koymuşlardır. Bunun neticesinde ortaya çıkan ekoller sanatın katili olmuştur. Sanatçılar anlamdan uzaklaşmış, renk ve şekillere hapsolmuşlardır. Çünkü güzellik resimde değil bakanın gözündedir. Sübjektiftir. Mesnevî’yi hatırlayın :
    Halife Leylâ ya dedi ki: “Mecnun’un perişan olmasına, sapıtmasına sebep olan Leylâ sen misin? Sende başka güzellerden daha fazla bir güzellik yoktur.” Leylâ; “Sen sus, çünkü, sen Mecnun değilsin.” diye cevap verdi.
    Din de böyledir. Görünen takke, cüppe, cami, türbenin ötesinde bir de yaşanan din vardır. Bu din “methodological positivism” kalıbına sıgmaz. Büyük okyanusun bir su bardağına sığdığını gördünüz mü siz?

  8. Yazan:MY Tarih: Mar 6, 2012 | Reply

    “Benzetmek gibi olmasın, Damal’daki “gölge” de tesadüf değil kuşkusuz ama orada Atatürk mü yansıyor?”

    evet, tesbihte hata olmus :( Damal’daki gölgede atatürkte TAPAN DA TAPMAYAN DA ayni seyi görüyor. Eger benzeri biçimde gökyüzünde “inanmayan esektir” yazsaydi ve yaptigimiz her günahta kaba etimize küçük bir elektrik akimi verilseydi inanmayan kimse kalmazdi. ama bunu adi “inanç” olmazdi. inanç özgürlük olan yerde olur. mecburiyet, determinizm varsa veya “gerçek” itiraz edilemez bir görünümde ise ona bilimsel gerçek denir. orada inanç olmaz. Hakikat’in mekâni kalptir.

    örnegin akli basinda kimse kurtlanmis bir eti yemez. Dinen de yasaktir muhtemelen. ama pis kokan, saglik için tehlike arz eden bir etten uzak duran kisi (dinen) takdir hak eder mi?

  9. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Mar 6, 2012 | Reply

    Cengiz bey,

    Bir feylesofa nasıl izahatta bulunabilirim ki? Biraz sizin dilinizden konuşmaya, aynı düzleme gelmeye çalışayım. Felsefede “değer atfetmek” diye bir şey var. Benim harflere yaptığım da, Damal dağında Kemalistlerin yaptığı da bu. Atfedilen değer, evrensel bir geçerliliğe sahipse bu değer bilinci anlam ifade eder. Değilse de, bu atfedilen değerin o kişi için önemli olmamasını gerektirmez.
    Şimdi “vav” harfi benim için kainatı yaratan gücün sözü olmak hasebiyle değerlidir. Sevgilinin zülüflerinin evrensel bir geçerliliği olmadığı gibi, vav harfinin de harf olmak dışında evrensel bir karşılığı yoktur ama sevgilinin zülüflerine atfettiğim değer beni onunla yaren eder. “Vav” harfine atfettiğim değer de benimli sevgilim arasındaki bağ gibi bir bağdır.
    Sevgilimin zülüflerinin sizin için bir değeri olmadığı gibi vav harfinin de bir değeri yoktur. Böyle olması da tabiidir. Hiçbir itirazım olamaz.
    Bediüzzaman’ın manay-ı harfi, manay-ı ismi ayrımı vardır. Harfler, isim için, hatta bir kelime olan isim bile mana için birer araçtır. Ama araç olmadan amaç olmaz.
    Şekille bir şey olmaz ama şekilsiz de hiçbir şey yoktur. Şekiller, harfler, isimler, sesler, bunlar araçtır. Maksat değildir.
    İslam medeniyetinde amaçlara ulaşmak için kullanılan her türlü araç da mukaddes sayılmıştır. Bakın “eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden resulullah” kelimesi bir sözdür ama sizin müslüman olup olmayacağınız arasındaki koca ayrıma yol açar. Söz basit bir şey değildir. Bazı sözler vardır, insanı bir anda dinden çıkarır.
    İnşallah diye başlamadığın bir iş akim kalır. Şerr-ül ayn’a karşı maşallah dersin. Dua okursun günahların affolur. Ne kadar basit halbuki. Üç beş cümleye bağlı af.
    Kelimeler, harfler, sesler araçtır. Bizi amaca vasil ettiği için de mukaddestir.
    Evrendeki hiçbir şeyin tesadüf olmaması, dolayısıyla harflerin de (sadece Arap harflerinden bahsetmiyorum. Tüm diller ve harfler mukaddestir diyorum) tesadüf olmaması konusuna geleceğim.

  10. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Mar 6, 2012 | Reply

    Hz.Adem’e isimlerin öğretilmesi konusunu bazı müfessirler Hz.Adem’e tüm dillerin öğretilmesi şeklinde tefsir ediyorlar. Yani, tüm ırkların Hz.Adem’den oluşması gibi, tüm diller de Hz.AdemE talim edilmiştir, o da çocuklarına öğretmiş ve bu şekilde yayılmıştır diyorlar.
    Bazıları da Hz.Adem’e öğretilen dil evrimleşti ve çeşitleşti diyor. Hangisi doğru bilmiyorum. Ama sözcüklerin harflere ve şekillere dönüşmesi macerası var. Bu harfler alelade seçilmedi diye düşünüyorum. Hiyerogliften, fenike alfabesine, uygur alfabesinden, arap rakamlarına kadar hepsinin bir mantığı var. Mesela Arap rakamları ki günümüzde tüm dünya aynı rakamları kullanıyor, orjinalinde köşe sayıları baz alınarak ortaya çıkarılmış. Rakamların bir mantığı olduğu gibi mutlaka harfler de öyledir. Bu harfler nasıl ortaya çıktı. İnsanlar nasıl bunları kullanmak konusunda anlaşmaya vardı bunlar önemli konular. Ama en azından “tesadüfen” ortaya çıkmadığı ve anlamsız şekiller olmadığı konusunda hemfikir olabiliriz sanıyorum.
    Devam edecek…

  11. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Mar 7, 2012 | Reply

    Bazen böyle zihin açıcı müdahaleler faydalı oluyor. İnsanı düşünmeye itiyor. Bu vesileyle ben de merak edip harflerin, alfabenin kaynağını araştırmaya başladım. Bakalım bizi nerelere götürecek.
    Şu linkte harflerin nasıl evrildiğine dair bir şema var:
    http://members.peak.org/~jeremy/dictionaryclassic/chapters/pix/alphabet.gif
    A harfi’nin kaynağı “öküz başı” olarak görünüyor. Ses ise ilginç bir şekilde tüm medeniyetlerde birbirine çok yakın “alep”, “aleph”, “alpha”, “elif”
    B harfi, ev şeklinden evrilmiş, seslerin kaynağı yine birbirine yakın “beyt” (Arapça’da ev demek aynı zamanda), “beth”, “beta”
    C harfi sopa fırlatmaktan evrilmiş. Sesler, “gimel”, “gamma”, “cim” benzer.
    D harfi kapıdan geliyor. “Dalet”, “daleth”, “delta”, “dal”
    O harfi gözden geliyor, arapça “ayn” da göz demek. Şekli de göze benziyor.
    İnceledikçe, sanki bütün diller tek bir dilden evrilmiş kanaati kuvvetleniyor.
    En azından harflerin anlamsız şekiller olmadığına eminiz artık. Hepsinin bir kökeni var.
    Wikipedia’da Arapça’nın hangi dillerden geldiğini anlatmış. İlginç bir detaydan da bahsetmiş. Hiç alakasız görünüyor ama Arapça Grek alfabesini ve Roman alfabesini de etkilemiş. Bu bana ilginç geldi.
    http://en.wikipedia.org/wiki/History_of_the_Arabic_alphabet
    Harflerin kökeni konusunda net bir durum söz konusu değil. Ama genel kanaat kökenin Semitik olduğu yönünde. Bu da Hz.Adem’in yaşadığı topraklardan yayıldığı teorisini doğruluyor.
    Vav harfinin şekli bir anlam ifade ediyor olabilir. Hiçbir anlamı da olmayabilir. Zaten mana dediğiniz şey şekilden ayrı bir şeydir.
    Önemli olan şeklin arkasındaki manaya erişmektir. Mevlevi dervişlerinin yaşayışları konusunda birkaç şey okumuştum. Dervişler namaz kıldıktan sonra yeri, seccadesini öpüyorlar mesela. Yatarken yastığını, yorganını öpüyor. Helallik istiyor. Bu çok anlamsız bir hareket gibi görünebilir ama o dervişin cansız denilen varlıklara bile can atfetmesi o kişinin ruhsal terbiyesi için önemli. Cansızlara böyle muamele eden adamın insanlarla muamelesini hayal edebiliyor musunuz?
    Mesela sofra adabı var. Her detayı incelik doldu. Çorba içtiği kaşığın ağzını bile ters çevirmiyor. Berekete maniymiş. Bereket diye bir şeyin varlığından bile habersiz bizler için anlamsız hareketler bunlar. Fakat her an ve durumu mana ile ilişkilendirmeye çalışmak amaç. Bütün bunlara hurda-i tarik diyorlar. Maksat bunlar değil, ama maksat olan manaya vesile olan şeyler.
    Dervişin sikkesi mezar taşıymış da, tennuresi kefeniymiş, la şeklindeymiş, kollarını açması şuymuş, indirmesi buymuş… Bunlar nedir Allah aşkına? Manaya erişmek için vesile olsa gerek.
    Namaz da öyle değil mi? İnip kalkmanın sembolize ettiği manaya erişmek değil mi amaç?
    “Vav” harfinin anlamını da bu zaviyeyle değerlendirmek lazım galiba. Eğer, bu harfe yüklediğin anlam seni manaya eriştiriyorsa maksat hasıl olmuş demektir. “Vav” harfi de bu illiyeti kuran için değerlidir diye düşünüyorum. Yani ancak o adam baktığı zaman “wow!” diyebilir.:)

  12. Yazan:MY Tarih: Mar 8, 2012 | Reply

    Ekrem abi “wow” harfine koptum :) sensiz ne yapardik bilmiyorum :)

  13. Yazan:zamazingo Tarih: Mar 10, 2012 | Reply

    “Ya da bu bir tür şiir/edebiyat çalışması mı?”

    Seni Yaratan kendine nasil isim verecegini sana mi sordu? Kur’an’daki Esma insan icadi olabilir mi? Akil var, izan var. Kur’an’a kimlerin siir dedigini arastir istersen.

  14. Yazan:Evren Arslan Tarih: Mar 11, 2012 | Reply

    Harfler ya da şekiller; her biri tek bir manaya giydirilmiş elbiseler… Yunus’un dediği gibi “Ete kemiğe büründüm/Yunus diye göründüm”. Şekiller sonsuz sayıda olabilir lakin aynı manaya hizmet etmiyorlar mı? Tıpkı beden kisvesine bürünmüş, alemin manası bizler gibi.

  15. Yazan:Senem Tarih: Mar 15, 2012 | Reply

    Ekrem bey agzınıza yüreginize saglık..Cengiz bey beni güldürdünüz..

  16. Yazan:ET Tarih: Apr 4, 2012 | Reply

    Kemalizmi ayri tutun bence bu muhabbetten.
    Lakin insana bakarsak;
    Eger ki bedenine bakarsan o beden evet hayvanidir ama insana hayvan gozuyle bakmak bakanin kendi seviyesini gosterir. Insani insan yapan, onu meleklestiren tabiri caizse onun nurudur. Bilgisidir sirridir, iyiligidir. bunlardan yoksun olan biri sadece ettir. hayvan kalir.

  17. Yazan:dündar A. Tarih: May 6, 2012 | Reply

    Hocamızın yazdığı ve diğer arkadaşlarımızın yazdığı bu kadar cümle, fikir her ne diyorsanız deyin hepsi toplamda 29 basit(!) harften oluşmakta o halde bu 29 harf 29’un cok daha ötesinde 29 harfcik var , sınırlı kelime sınırsız cümle ve sınırsız fikir var .Bunu her kim dilerse dilesin koca sayfalara sığdıramaz , Senai hocamızın dediği gibi birşeye anlam yüklerseniz anlamlı olur bu yüzdendir ki biri için anlamlı yüreğinin derinliklerine hitap eden bir bukle şiir başkasına oldukça anlamsız gelebilir.Bu üzerine düşünme ve o 2 gözcüğümüzle nasıl baktığımıza bağlıdır.Tabiki de Rab hiçbirşeyi boşuna yaratmadı en ince ayrıntısına kadar özenle hazırlanmış bir kitaptır kainat ve yaradılanlar.Sadece bakmakta biter.”Bir çiçeğe bakıp da Rabb’ı göremeyen bu yolda dayanamaz” Alparslan Kuytul.

  18. Yazan:Telvin Tarih: Jun 1, 2012 | Reply

    Satır aralarında öğretici ve araştırmaya sevk edici o kadar çok bilgi var ki.
    Çok mutlu oldum keşfettiğime.

  19. Yazan:Nilüfer Tarih: Jul 13, 2012 | Reply

    CENGİZ HOCAM,
    YORUMLARINIZI TAKİP ETMEYE ÇALIŞIYORUM AMA ÇOK YAZINIZ VARMIŞ BİLMİYORDUM. UMARIM BURADAN İLETİŞİM OLANAĞIMIZ OLUR. SAYGILARIMLA..

  20. Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Jul 17, 2012 | Reply

    @Nilüfer

    DerinDüşünce’yi takip etmen çok iyi. Bir idari bilimler öğrencisi olarak da burada ilgini çekecek çok şey bulabilirsin. Gerçi ben bir süredir müstakil takılıyorum. Yani önceleri daha bir katılımcıydım. Ama çok kaliteli bir sitedir.

    Saygı karşılıklı..

  21. Yazan:NİLÜFER Tarih: Jul 25, 2012 | Reply

    HOCAM 2005 teki yazılarınıza da rastladım. Çok teşekkür ederim.

  22. Yazan:yavuzb Tarih: Dec 21, 2012 | Reply

    Ekrem hocam agziniza yureginize saglik…

  23. Yazan:Ozan Selahattin Yalçınöz Tarih: Mar 28, 2013 | Reply

    Çok seviyeli ve aydınlatıcı bir sohbet olmuş. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Bu siteyi takip etmek bana farz oldu. Saygılarımı sunarım.

  1. 5 Trackback(s)

  2. Mar 26, 2012: Son 30 günde en çok paylaşılanlar : Derin Düşünce
  3. Apr 29, 2012: Son 90 Günde En Çok Paylaşılanlar : Derin Düşünce
  4. May 5, 2012: Son 90 günde en çok paylaşılanlar : Derin Düşünce
  5. Aug 30, 2012: Son 12 ayda en çok paylaşılanlar : Derin Düşünce
  6. Dec 12, 2012: Son 12 ayda en çok okunan 40 sayfa

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin