Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Tabiat güzeldir-1 »

 

… Görmek üzerine e-kitap okumak için…

 

Derin Göz

İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques … Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … Buradan indirebilirsiniz.

Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?

Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde algılıyoruz kavramları. Immanuel Kant’ın meşhur bir güvercini vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. İnanmak zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik! güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Bilim’e değil Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek için değil bulmak söz konusu olduğu için. Derin Düşünce yazarları Sanat-Hakikat ilişkisi üzerine yazdılar. Buradan indirebilirsiniz.

Biber gazı mı istersin yoksa satır mı? »

palali “Mîllî eğitimi pahalı buluyorsunuz, cehaleti deneyin o halde” diyordu Georges Pompidou. Bazı şeylerin devlet tekelinde yapılması tercih edilir zira güvenlik, eğitim ve adalet gibi işlevlerin kendi haline bırakılması radikal sonuçlar doğurur. Kötü demiyorum, radikal diyorum. Neden? Biz “güvenlik / adalet” gibi isimler veriyoruz ama fizikî olarak, objektif olarak baktığınızda bunlar da şiddettir. Devletin bir adamı hapse atması ile fidye için kaçırılan bir adamın alıkonulması birbirine benzer. Polisin coplaması ile bir saldırganın insanlara sopayla vurması yine ortak yönler arz eder.

O halde fark nedir? Nerededir? Üniforma? Yetki? Kuvvet üstünlüğü? Polisin şiddetini hırsızların, teröristlerin şiddetinden ayırmanın bir yolu olmalı değil mi? Polislerin ve askerlerin “meşru / haklı” şiddetini sayıca çok olmalarına, ellerindeki silahların gücüne dayandıramayız. Bu adalete değil kaba kuvvete boyun eğmek olur. Daha sağlam bir teori arayalım. Meselâ “Meşru fizikî şiddet tekelini elinde tutan kurum devlettir” demiş [1] Max Weber Ünlü Alman sosyolog şöyle devam etmiş:

“Başka kurum veya bireylerin fizik gücü ancak devletin izin verdiği ölçüde kullanabilirler, şiddet kullanımı tekelinden çıktığı ölçüde devlet, devlet olma niteliğini yitirir

İlk bakışta hoş gelmiyor kulağa. Devlet tarif edilecekse… ne bileyim yol, köprü, hastahane vs yapan, pasaport veren, para vepul basan bir kurum olsun istiyor insan. Fakat diğer yandan şiddet dışında kalan bütün işlerin yapılabilmesi, güzelliklerin yaşanabilmesi için yaşanılan zeminin (vatan) şiddetten arınması gerek. Yani kendini frenlemeyen insanları frenleyecek, gerekirse tekeline aldığı şiddeti kullanacak bir güç lâzım. Gerçekten de krallar şehrin etrafını surlarla çevirdikten sonra içeride güzel mabedler, okullar, çarşılar inşa edebilmişlerdir. Tersini yapanlar eşkiyalardan ve istila ordularından yakalarını kurtaramadılar.

Devlet yaptı demek ki doğru(!)

Peki devletin şiddeti her zaman meşru mudur? Meselâ Read the rest

Claude Debussy / Düşler (1890) »

Kürt Tarihi Üzerine (2) »

Kurt-esrafİlk bölümde Kürt tarihinin Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu döneme kadar olan seyrini ele almıştık. Bu yazıda ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu dönemden PKK terör örgütünün kurulması ve 1995 yılına kadar yaşanan süreci ele almaya çalışacağız. Yer yer terör örgütünün kongre kararları gibi ayrıntılara da değineceğiz. Mevcut süreci daha iyi anlamak ve yorumlayabilmek için bu ayrıntıların faydalı olacağı kanaatindeyiz. 

***

 Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması sadece bir devletin inşası değil, aynı zamanda bir ulusun inşası anlamı taşır. Bu ulus inşasında o dönem içerisinde Osmanlı’dan geriye bu topraklarda kalan Türkler ve Kürtler asli unsurlar olarak ön plana çıkar. Ancak o dönem için etnisitiye dayalı ulus devlet modelinin sahip olduğu siyasal popülarite ile birlikte ulusun inşası için gerçekleşen “devrimler” tam amacına ulaşamaz ve ulus devlet projesi akim kalır. He ne kadar bu konuda bir kabul edilemezlik var olsa da, aslında şu an itibariyle halen bu konuları tartışıyor olmamız bu durumu tescil eder.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından yaşanan Şeyh Sait İsyanı bu tarihsel süreçte yaşanan önemli bir dönüm noktasıdır. Kürt meselesiyle ilgili genel değerlendirmelerde Şeyh Sait İsyanı’nın Cumhuriyet’in Kürt siyaseti üzerinde bir milat olduğu kabul edilir. Bu konuda yapılan tartışmaları iki alanda toplamak mümkün.  Birinci teze göre, devletin Kürt siyasetinin değişmesinin temel sebeplerinden birisi Şeyh Sait İsyanı’dır. Bu isyan neticesinde devletin Doğu siyaseti radikal bir biçimde Read the rest

İslâm sanatı (Sidi İbrahim/Titus Burckhardt) »

“… Sanat tarihi yeni bir disiplin olduğu için tıpkı diğer ilmi disiplinler gibi islam sanatını meydana getiren unsurları birbirinden ayrı vakalar olarak tahlil ederek bunları tarihi şartlarla açıklamaya çalışmaktadır. Bu yüzden bu sanat anlayışında zaman ve mekân üstü olan ebedi ve evrensel hakikatler böyle bir yöntemi kullanan sanat tarihi ilminin elinden uçup gitmektedir. Oysa islam sanatı gibi diğer dini sanatlar da daima içlerinde ebedi hakikatler ve unsurlar barındırırlar. Dolayısıyla bu tür sanatların bu aşkınlığı gölgelemeyecek bir yöntemle ele alınmaları gerekmektedir. Bazılarının islam sanatı da bazı form ve şekillerden meydana geldiği ve bu form ve şekillerde diğerleri gibi tarihi birer olgu olduklarından hareketle bunlarında zaman ve mekâna bağımlı olduklarını söyleyerek bize itiraz etmesi mümkündür. Bu anlayışa göre bu dini sanatların sahip olduğu unsur ve şekillerde tıpkı diğer tarihi olgular gibi gelişir ve sonra da tarih sahnesinden çekilirler. Dolayısıyla bunların sanat tarihi ilmi tarafından tarihsel bir yöntemle ele alınmaları mümkündür.

Doğru olmakla birlikte bu bakış açısı bu konuyla ilgili doğrunun ancak yarısını ortaya koymaktadır. Bu dini sanatlarda görülen suret ve şekiller sınırlı oldukları için zamana mahkûm olabilirler ama buna rağmen bunların yinede zaman ve mekân üstü olan bir hakikatin zaman ve mekân boyutundaki tecellileri olmuş olmaları mümkündür. İşte bu açıdan islam sanatını görünür kılan form ve şekiller zaman ve mekân üstü olan bir boyut kazanırlar. Zira kendisinden haber verdikleri hakikat zaman ve mekân üstü olan evrensel bir ruhtur. İslam sanatı manevi bir yapıya sahip olduğu oluşma aşamasında değil aksine beka aşamasında da bu ebedi hakikate sahiptir. İşte bu yüzden bu sanatı oluşturan maddi unsurlar bir dönem içerisinde birkaç deva değişmiş olsa da ki islam tarihinde böyle dönemlere çok sık rastlanır, bu form ve şekillerin sahip olduğu bu zaman ve mekân üstü olma hali varlığını korumaya devam eder. İslam sanatı açısından geleneğinde bundan başka bir anlamı yoktur ve olmamıştır …” 

 

… Bu konudaki makaleler…

  1. Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır
  2.  Figüratif resim sanat mıdır?
  3.  Âl-i İmrân Suresini Okusaydı İslâmcı Olmayacaktı!
  4.  Müslümanca sanat bir yağmur duasıdır…
  5.  Batıyı “normal” zanneden için İslâm anormal olur
  6.  Güzel eşya ve güzel ahlâk
  7.  Avrupa’nın sanattan istifa ettiği gün
  8.  Benlik sanatı, bencillik sanatı 
  9. İslâmî sanat kalbe hitab eder, batıda ise muhatab akıldır

… Soyut Görme Kabiliyeti Üzerine…

… İslâm sanatından örnekler …

  1. İç Mekânlar
  2. Seramik
  3. Mozaik
  4. Metal işçiliği
  5. Hat
  6. Taş

Kaynak Metinler için bu kategori

ABD’den kötü haber: Biber gazı zekâ geriliği yapıyor »



Video streaming by Ustream

Diana Krall / Almost Blue (Chet Baker) »

 

Mısır’da karşı darbe ve demokrasi »

Darbeye darbe diyemeyen demokratlar! (Atilla Yayla)

“… Demokrasi, zamanımızın büyülü kavramı. Eskiden hiç olmazsa faşistler demokrasiye doğrudan karşı çıkardı. Sosyalistler ise kavrama özel bir anlam yükleyerek, yani sosyalizmi demokrasiyle özdeşleştirerek kullanırdı. Şimdilerde neredeyse önüne gelen demokratım diyor. Bu hem iyi hem kötü. İyi, çünkü demokrasinin, sözde de olsa, yaygın biçimde benimsendiğine işaret ediyor. Kötü, zira demokrasiyi anlam kaybına uğratıyor ve muğlaklaştırıyor. Allah aşkına, birileri söylesin, Maocu nasyonal sosyalist İşçi Partisi demokrat olabilir mi? Sosyalist fraksiyonlar demokrasiden ne anlar? Taksim Platformu’nun ve Taksim Dayanışması’nın demokrasinin ne olduğundan ve nasıl işlediğinden haberdar olduğu söylenebilir mi? …”

Egyptian liberals ‘made a historical mistake’ (Mustafa Akyol)

“… A year ago the Egyptian Muslim Brotherhood’s creed looked like a winning political formula, but now they have been removed from power. Liberals who are celebrating the recent coup have been criticised for allying themselves with some elements behind the old Mubarak regime. On the BBC’s Hardtalk programme, Stephen Sackur speaks to Turkish writer Mustafa Akyol and Egyptian feminist and political activist Dina Wahba. Was the removal from power of the Muslim Brotherhood, the start of a stronger democracy for Egypt, or will it, as Mustafa Akyol suggests, prove to be a historical mistake? …” 

 

… E-Kitap okumak için…

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmeninbedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi?Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

 

Vittorio Grigolo – Donizetti – L’Elisir d’Amore »

Artık gizlenmeye gerek görmüyorlar! »

“… Gezi Parkı olayları ve ABD Merkez Bankası Fed’in “faiz artırımı” açıklamalarıyla son bir aydır adeta diken üstünde duran Türkiye piyasalarına yönelik yabancı yatırımcılardan gelen “telkin” açıklamaları “tehdit” boyutuna ulaştı. Daha önce Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) kısa vadeli faizleri artırması gerektiğine yönelik raporlar çıkaran uluslararası yatırım bankaları, bu kez, “Faiz artırıncaya kadar TL’deki değer kaybı bitmez” tarzında değerlendirmeler yayımlamaya başladı. Yüksek faiz isteğini “telkin”den tehdide dönüştüren ilk banka ise 2001 ve 2008 krizlerinin tetiklenmesine önemli rol oynayan Alman Deutsche Bank oldu. Banka dün yayımladığı raporda, “TCMB pes edene ve faiz artırana kadar Türk Lirası’nın baskı altında kalmaya devam edeceğini öngörüyoruz” dedi …” 

 

… Bu konuda makale okumak için…

  1. Müslümanlar ortak para birimine geçmek zorunda kalacak!
  2. Sistem bozuk değildir, bozuk artık sistemdir!
  3. Mısır’daki darbeden beter: Fransa artık bir demokrasi değil
  4.  Tayyip’i devirmek için kaç para lazım? (Bölüm I)
  5. Tayyip’i devirmek için kaç para lazım? (Bölüm II)
  6. Gezi Parkı’ndan sonra sıra Çin’e mi geldi?
  7. Tayyip Erdoğan’ın kellesini isteyenler onu Salvador Allende zannediyor
  8.  Ben bir bankacıyım Gezi Parkı’nda, ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
  9. Tayyip Neden Devrilmedi?
  10. Tayyip Erdoğan’a karşı küresel bir komplo var mı?

bernanke_kriz

… Bu konuda e-kitap okumak için…

 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

Atina’da, Roma’da, Madrid’de ve Washington’da artık halkın değil bankaların dediği oluyor. Batı’da demokrasi geriliyor, yeni bir düzen kuruluyor. Alıp satma özgürlüğü nasıl oldu da halkı bankaların kölesi yaptı?

İnsanî değerlerin değil maddî değerlerin hakim olduğu her toplum kendi arsızlığı altında ezilmeye mahkûm aslında. Thomas Jefferson, George Washington, Max Weber, Hannah Arendt, Karl Marx ve Alexis de Tocqueville’in eserlerinde ısrarla üzerinde durulan bir mesele bu. Zenginleşmeye ve para ile daha çok haz almaya odaklanan insanlar bencilleşiyorlar. Siyasetten, cemiyetin dertlerinden uzak, oy kullanmaya bile üşenen bir güruh çıkıyor meydana.

 Tam da bu yüzden Batı’da demokrasinin en büyük düşmanı batılı insan modeli oldu. Kendini özel hayatına hapseden, lüks tüketime, tatile, konfora odaklanan batılı insanlar politikadan uzaklaştılar. Bu refah toplumunun bireyleri diğer insanların dertlerine duyarsızlaştı. Para bu süreçte kutsallaştı. Yine bu yüzden bankalar ve bankacılar ilahlaşarak hukukun üstüne çıkabildiler.

İşte bu fikrî zemindir sermayeyi aşırı büyüten, savcıları, hakimleri bile etkisiz hale getiren. Bankacılarına söz geçiremeyen batı toplumları tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler… Peki 2008 ekonomik kriz süreci nasıl gelişti? Krizi tetikleyen ve büyüten ne oldu?

Bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Yaklaşık 40-50 kişilik bir ekip. Kriz sürecinden zenginleşerek ve güçlenerek çıktılar. Banka kurtarma operasyonlarıyla halen zenginleşmekteler.

Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:

  1. Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler?
  1. “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?
  2. Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?

 Buradan indirebilirsiniz.