Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Çapulcu CHP iktidardayken köylerini bombaladığı Alevî Kürtlere “Çapulcu” diyordu »

… Çapulcular üzerine okumak için…

 

Alevilik, Ortak Acılardan Bir Kimlik

Aleviler ızdıraplarda, geçmişin acılarında buluşuyorlar. Dersim, Madımak… Bu isimler anıldığında kırmızı bir düğmeye basılmış gibi bütün farklı Alevilik-LER birleşiyor ve bir tepki geliyor. Hızlı, öngörülebilir ve manipülasyona açık bir tepki bu. Ortada geç-ME-miş bir geçmiş var. Kıymetli yazarımız Cemile Bayraktar’ın dediği gibi “yüzleşilmediği müddetçe de geçmeyecek bu geçmiş” , çıkarılmayı bekleyen bir diken gibi acı vermeye devam edecek.

Diğer yandan çok sayıda Alevi kendi atalarına, dedelerine, manevî önderlerine en büyük acıları reva görmüş olanlara büyük bir sadakat ile bağlılar. Yani Kemalistlere ve CHP’ye. Yakın tarihi sorgulamak şöyle dursun ibadethanelerini Atatürk resimleriyle donatıyorlar. Ortak acıların ve siyasî tercihlerin dışında Alevileri birleştirecek bir inanç, bir kültür yok mu? Acaba Aleviler Stockholm sendromundan kurtulabilecekler mi? Elinizdeki kitap bunları sorguluyor. Buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz. 

 

 

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASIyaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Franz Schubert “Serenade” »

Ramazan geldi, aşk ve îmân pâdişâhının sancağı erişti »

“Ramazan geldi, aşk ve îmân pâdişâhının sancağı erişti. Artık maddî yiyeceklerden elini çek, çünkü göklerden mânevî rızıklar geldi. Can sofrası kuruldu. Can bedeni hantallığından kurtuldu. Tabîatımızın isteklerinin eli bağlandı. Aşk ve iman ordusu geldi. Sapıklık ve imansızlık ordusunu kırıp geçirdi. Bir bakıma oruç, bizim kurtuluşumuzun kurbanı sayılır. Bizim canımız onun yüzünden dirilik kazanacaktır.

Mâdem ki gönül evine misafir olarak can geldi, onun uğruna bedenimizi tamamıyla kurban edelim. Sabır hoş bir buluttur. Ondan hikmet ve mânevî lütuf yağar. Bu sebeptendir ki, Kur’ân sabır ayında nâzil olmuştur. Bizi, kötü işler, günahlar işlemeye teşvik eden kirli nefsimiz, arınmaya temizlenmeye muhtaçtır. Ramazan gelince günah zindanının kapısı kırıldı. Can nefsi esaretinden kurtuldu. Miraca çıktı. Sevgili’ye kavuştu. Bu mübarek ayda gönül de boş durmadı, ümitsizliğin karanlık perdesini yırttı, göklere uçtu. Can zâten bu kirli dünyaya mensup değildi. Meleklerdendi, onlara ulaştı.

Ramazan günlerinde sarkıtılan merhamet ipine sarıl da şu beden kuyusundaki hapisten kurtul. Yûsuf, kuyunun ağzına geldi, seni çağırıyor, çabuk ol, vakit geçirme. Îsa, isteklerden, beden eşeğinin arzularından kurtulunca duâsı kabul edildi. Sen de nefsânî isteklerden temizlen, elini yıka. Çünkü gökyüzünden mânevî yemeklerle dolu sofra geldi, haydi elini ağzını yıka, ne yemek ye, ne iç, ne de söyle, hakîkate erdikleri için susup duran ermişlere gelen mânâ sözlerini mânâ lokmalarını ara!”

Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumî (k.s.)

Allah’ım, Hz. Muhammed (s.a.v.) ve âline salat eyle, Ey ortağı, benzeri bulunmayan, pâk, kutsal Rabbimiz! Bize yardım et ve günahlarımızı bağışla. Bize ince, derin mânâlı, tesirli güzel sözler ilham et de, onlarla duâ ederek Sen’in merhametini kazanalım. Ya Rabbi! Duâyı ettiren, bizi Sana yalvartan da Sensin, duâyı kabul eden de Sen. Ümit de, emînlik de, korku da, mehâbet de Senden gelmektedir. Ey söz sultanı! Biz yanlış söyledi isek, Sen düzelt. Her şeyin düzelticisi Sensin. Allah’ım Sen de öyle bir kudret, öyle bir güç var ki, onunla dilediğini, dilediğin şeye çevirirsin. Ey güçlükleri kolaylaştıran Allah’ım! Sen bize dünyada da, ahirette de iyilik ver, güzellik ver! Mübarek Ramazan ayında mağfiretine eren, kullarının içine bizleri de nasib eyle Yâ Rabbi Âmin…

 

… E-Kitap okumak için…

 

hamza_yusuf Hamza Yusuf ile İslâm’ı anlamak

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai tarafından yapılan iki tercümeyi içeriyor:

  • Zaytuna Institute’den Hamza Yusuf Hanson’ın 2010 yılı Mayıs’ında Oxford üniversitesinde yaptığı İslâm’da reformkonulu konferans,
  • Yine  Hamza Yusuf Hanson’ın Dr.Murata ve Prof.Chittick’in İslam’ın vizyonu isimli eseri üzerine yaptığı konuşma (Bahsedilen kitap, Türkçe’ye de çevrilmiştir.)

Hamza Yusuf Hanson 1960 yılında Amerika’nın Washington Eyaletinde dünyaya geldi; Kuzey California’da büyüdü. 1977 yılında müslüman olduktan sonra on yıl boyunca İslâm coğrafyasında Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuzey ve Batı Afrika gibi bölgeleri gezdi. Farklı ülkelerde iyi büyük alimlerden icazet aldı. Hamza Yusuf bu seyahatten sonra ülkesine dönerek Dinler Tarihi ve Sağlık Hizmetleri alanlarında diploma aldı. Dünyanın dört bir tarafında İslâm hakkında konferanslar veren Zaytuna Enstitüsü’nü kurdu. Batıya İslâm’ı sunan, İslâmî ilimlerin ve geleneksel metodlarla eğitimin yeniden canlanmasını amaçlayan Enstitü, dünya çapında üne sahiptir. Shaykh Hamza Yusuf, Fas’ın en prestijli ve en eski Üniversitelerinden birisi olan Karaouine’de ders veren ilk Amerikalı öğretim görevlisi olmuştur. Bunların yanısıra, klasik haline gelmiş geleneksel bazı Arapça metinleri ve şiirleri modern ingilizceye tercüme etmiştir. Halen eşi ve beş çocuğuyla birlikte Kuzey California’da yaşamakta. Buradan indirebilirsiniz.

Organik dinimi geri istiyorum 

organik_dinimi_geri_istiyorum - kcBilim ve teknoloji alanında buluşumuz pek yok ama gün geçmiyor ki din konusunda yeni bir icat çıkmasın. Televizyon karşısında merakla “acaba bugün neler caiz ilan edilecek, neler haram edilecek?” diye merakla bekliyoruz. Bektaşi’ye sormuşlar: “İslam’ın şartı kaçtır?” diye, “Birdir!” demiş. “Hac ve zekatı siz kaldırdınız, oruçla namazı biz kaldırdık, geriye kelime-i şahadet kaldı”. Ben kelime-i şahadetten de emin değilim, her an bir profesör çıkıp “böyle bir şey yoktur, imanın şehadeti mi olur?” diye ortaya çıkabilir. […] İlahiyat profesörlerinin bir büyük zararı da bu oldu. Din’in siyaset gibi, futbol gibi, tartışılacak, insanın bilgisinin olmasa da fikrinin olabileceği bir alan olduğu tevehhümü oluşturdular. Her şeyin kutsallığını bozdular. Artık bacak bacak üstüne atıp çiğ ağzımızla Allah, peygamber ne demek istemiş “muhakeme” yapıyoruz hiç ar duymadan, hepimiz birer küçük şeyhülislam, birer fetva emini… hangi hadis uydurma, hangisi sahih şıp diye gözünden anlayıp ayetleri engin din bilgimizle şerh ediyoruz. Şu muhakemelerin bolluğundan da dini yaşamaya bir türlü sıra gelmiyor. Halbuki bir güzel insanın dediği gibi: “Din öğrenmekle yaşanmaz, yaşandıkça öğrenilir”.

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai’nin kaleme aldığı yazılardan ve tercüme ettiği makalelerden oluşuyor: Hamza Yusuf, Noah Feldman, Charles Townes, Marc Levine ve Karen Armstrong ile İslâm, Hayat ve Bilim üzerine… Buradan indirebilirsiniz.

YAKINDA: Paul Klee »

“… Kahve soğudukça tadı sürekli değişir. Önce sıcak-ılık olur, kahvemsi tadı idare eder. Sonra orta-ılık ve ardından soğuk-ılık takib eder. Sonunda buz gibi olur ve ilk andaki lezzet de yerini sabunu andıran nahoş bir tada bırakmıştır artık. Ama soğuyan kahvenin tadı daha ilginçtir. Çünkü bu ılıklara alışkın biriyseniz hiç saatinize bakmadan geçen zamanı idrak edebilirsiniz. Yani Zaman’ın geçişini dilinizle tadabilirsiniz!  

Sıcak kahve ten içinse, soğuk kahve şuurlu bir can içindir. Lezzeti yerinde olan sıcak kahve dudakların, dilin, damağın yani âzâların hazzına hitab eder, nefsanî bir beklentiye cevaptır. Hemen gelir, şimdi vardır; içilir ve parası ödenir. Figüratif resim gibidir sıcak kahve. Kesin, beklentilere uygun, “iyi ve güzel”… (Bkz. Figüratif resim sanat mıdır?) Oysa soğumakta olan kahve Paul Klee’nin soyut resimlerine benzer. Pastel renkler, küçük farklarla kendini tekrar eden kareler… Zamansaldır bu tablolar. Gözle işitilebilen melodiler gibidirler. Müslüman sanatçıların tezyin ile doruk noktasına taşıdıkları görsel senfonilere, konçertolara utangaç bir göz kırpmadır Klee’nin eserleri …” 

 

… Göz ve görmek üzerine okumak için…

Derin Göz

İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …Buradan indirebilirsiniz.

Müslümanlar ortak para birimine geçmek zorunda kalacak! »

10 sene önce bir başkası söyleseydi fazla ütopik bulurdum bu fikri. Ancak 2008 krizi ve takip eden kur savaşlarında gerek ABD gerekse Avrupa’da hükümetler öyle sorumsuzca davrandılar, öyle büyük hatalar yaptılar ki… Daha doğrusu halkları fakirleştirecek, bankaları zenginleştirecek büyük işlere imza attılar. İster “hata” deyin ister “komplo” netice aynı. Atlantik okyanusunun iki yakasında demokrasi geriliyor, plütokrasi yükseliyor. Müslüman dünyası kendi ticaretini, endüstrisini, insanların alın terini bu Dolar – Avro ablukasından kurtarmak zorunda.  Bu bir lüks değil, mecburiyet. Bu ortak para birimi Türk lirası da olabilir. Ama dolar ve avroya uzun vadede bel bağlamak imkânsız. Kendimiz için ürettiğimiz mal ve hizmetler üzerinden Washington’a, Paris’e, Londra’ya ve Brüksel’e ödediğimiz haracın haddi hesabı yok. Uzun vadede ya bunu başaracağız ya da Atlantik okyanusunun serin sularına gömülüp gideceğiz. Tabi ötekilerle (Washington ve Brüksel) beraber. Neden?

2008 Krizi tıpkı 1929’daki büyük buhran gibi etik bir krizdi. Yani karşılığı olmayan teminatların ticareti yapıldı, yani insanlar GÖZ GÖRE GÖRE KANDIRILDI. “Oyuna” yeni katılan yatırımcılar (kazlar) sayesinde kumarhane sahipleri (kaz yolucular) ceplerini doldurdular. Spekülasyon balonu patlayınca “uzman” ekonomistler binlerce sayfa teknik analiz yaptı. Yazılan kitap, konferans vs herhalde onbinleri bulmuştur. Sanki kriz ekonominin tabiatından ve finansal mekanizmalardan kaynaklanmış gibi bir hava estirdiler. Ekoller, ideolojiler çarpıştı durdu. Oysa gerçek İNANILMAYACAK KADAR BASİT:

  1. Serbest piyasanın en temel kuralları çiğnendi. Piyasalar, finansal ürünler saydam değil. Bilgide asimetri aşırı noktalara ulaştı.
  2. Bankalar ve finansal kurumlar Hukuk’un üstüne çıktı. Zira 1980’den beri bankalar ve finansal kurumlar fazlasıyla küresel, bunları denetlemesi gereken hukuk sistemleri ise ulusal. Tıpkı bir ülkede patlayan nükleer santralin 50 ülkeyi kirletmesi gibi bir durum. Suç/kaza/sorumluluk ulusal hudutların ötesinden geliyor, zarar ise “içeride”.
  3. Piyasadaki aktörlerin bir kısmı fiyatla oynayabilecek kadar büyük. Spekülatif para reel ekonominin kat kat üzerinde. Projelerin gerçek değeri (potansiyel kâr) için değil ürünlerin spekülatif kısa vadeli getirisi için “yatırım” yapılıyor. Buna piyasa denmez, kumarhane denir! Read the rest

Edep kalbin ahlâklanmasıdır »

Le Trio Joubran – Hawana الثلاثي جبران – هوانا »

Cogito Sözlük 2 yaşında! »

Cogito Sözlük LogosuSanal âlemde epey rağbet gören interaktif sözlüklere biri Cogito Sözlük. Ses getiren bir başlangıç yapan, kısa süre içinde 100.000 tanıma ulaştı. Ekşi sözlük, Uludağ sözlük, İTÜ sözlük, meydan sözlük, İHL sözlük ve mürteci sözlük gibi farklı çizgilere sahip, sanal alemde isim yapmış pek çok sözlükte aktif yazarlık ve yöneticilik yapmış 300’e yakın deneyimli sözlük yazarı ile yola çıkması Cogito Sözlük’ün en büyük avantajı. Tabi en güzeli kendi kendilerini anlatmaları:

Cogito Sözlük Tanıtım Metni

2011 yılında kurulan ve interaktif sözlükler camiasına hızlı bir giriş yapan, muhafazakar düşünce ve mizah platformu Cogito Sözlük 2 yaşında! Fransız filozof Réne Descartes’in ‘Cogito, ergo sum!’ yani ‘Düşünüyorum, o halde varım!’ manasındaki sözünden ilhamla isimlendirilen Cogito Sözlük edep, ahlak ve saygı çerçevesinde beyan edilen her türlü fikre Read the rest

Çapulcular iktidardayken Türkiye Böyleydi-4 »

Sunuş: Çapulcu CHP kurulduğu günden bugüne dek kesintisiz şekilde İslâm düşmanlığı yaptı. Alimlerin idam edilmesi, camilerin yıkılması, vakıf mallarına el konulması, dine bağlı Müslümanların devlet içinde görev almasını engellemek, dindar gençlerin tahsillerini, kariyerlerini baltalamak, basın yoluyla halkta korku ve gerginlik oluşturmak… Ezan’ı ve Kur’an’ı dahi yasaklamış olan Çapulcu CHP Türkiye’de İslâm’ı yok etmek için harcadığı enerjinin binde birini seçim kazanmak için harcamadı. İşte eski ve yeni çapulcuların İslâm düşmanı sözleri:

Refik Ahmet Sevengil: “Allah’ı da, Sultan’la birlikte tahtından indirdik

Bizim mâbedlerimiz fabrikalardır.” [Chp Tokat milletvekili – Uyanış Dergisi, 15 Ağustos 1929]

******************************

Osman Nuri Çerman: “Sen takıl peşine de baldırı çıplak Arabın / Korkma gir kanına hikmetin aşkın şarabın.

******************************

Yine Osman Nuri Çerman “Türkün Dini Kemalizmdir” diye bir kampanya başlatmıştı, “Dinde Reform” isimli bir de dergi çıkarıyordu. Çerman’a göre, sadece ezan Türkçeleştirmekle kalmamalı, namazın şekli, vakitleri yeniden düzenlemeli, camilerin de yapısı yeniden düzenlenerek halkevlerinin kontrolüne verilmeli idi. Bu projeye göre, Kur’an’dan Ahkam ayetleri çıkarılacak, yerine Nutuk’tan parçalar eklenecekti. Read the rest

Çapulcular iktidardayken Türkiye Böyleydi-3 »

çapulcular iktidarda iken