Duran Adam Şişede Durduğu Gibi Durmuyor »
By Tavit Kilimciyan on Tem 10, 2013 in Gezi Parkı terbiye edilebilir mi?, Kemalizmin Zararları | 0 Comments
Önceki YazılarBy Tavit Kilimciyan on Tem 10, 2013 in Gezi Parkı terbiye edilebilir mi?, Kemalizmin Zararları | 0 Comments
By Tavit Kilimciyan on Tem 10, 2013 in Gezi Parkı terbiye edilebilir mi?, Kemalizmin Zararları | 46 Comments
By my on Tem 10, 2013 in Abdestli Sosyalizm, Kemalizmin Zararları | 1 Comment
“… Taksim Dayanışma’nın neden ağır bir töhmet altında bulunduğunu izah etmeye çalışayım… Her şeyden önce şunu söyleyeyim: İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin 6 Haziran tarihli kararı, Dayanışma’nın da söylediği gibi hem Topçu Kışlası’nın yapımını, hem de Gezi Parkı’nda onun niteliğini dönüştürecek bir tadilatı kesinlikle yasaklıyordu.
Öte yandan Başbakan, Gezi Parkı ve Topçu Kışlası’yla ilgili olarak mahkemenin iptal kararı vermesi durumunda bu karara uyacaklarını açıklamıştı. (İdare’nin mahkeme kararına uymasının zorunlu olduğunu düşünürsek, bu da tuhaf bir açıklamaydı… Kimbilir, belki de Başbakan bu açıklamasıyla, belediyelerin yeni tadilat planlarıyla mahkeme kararlarının etrafından dolaşıp bildiklerini yapmaya devam etmelerini imâ etmiş ve “onu da yapmayacağız” demek istemişti.)
6 Haziran’dan sonra bu ülkede neler olduğunu hatırlatmama gerek yok, hepimiz hepsini canlı yayınlarda izledik. İnsanlar öldü, yaralandı, gözlerini kaybettiler. Ülke yer yer iç savaşa sürükleniyormuş izlenimi verecek ölçüde kutuplaştı. Şimdi, bir an için, bu olaylar sürerken oluşan mahkeme kararının kamuoyu bilgisi haline geldiğini düşünelim. Yani Gezi Parkı’nın öylece kalacağı, keza Topçu Kışlası’nın da ne şekilde kullanılırsa kullanılsın (AVM, otel, rezidans, müze vb.) oraya inşa edilemeyeceği kesinleşmiş olsun.
Bu koşullarda, başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin tamamını etkisi altına almış bulunan yüksek tansiyon önemli ölçüde düşmez miydi? Hiç kuşkusuz düşerdi. Peki, bu gerçeği Taksim Dayanışması’nın bilmemesi mümkün mü? Hiç kuşkusuz değil. Bir soru daha: Hangi “etik” kaygı, açıklanması durumunda birçok ölümü, birçok yaralanmayı önleyebilecek bir bilginin gizlenmesini haklı, anlamlı ve meşru kılar? Sorular böyle… Artık bakabiliriz, hikâyemiz neymiş ve ne türden bir “etik kaygı”dan söz ediyoruz…” (Alper Görmüş)
… Abdestli sosyalistler üzerine okumak için…
Sosyalizm İslam’a uyar mı? (Tartışma)
Bir yanda zekât üzerinden eşitlikçi bir İslâm yorumu yapan anti-kapitalist Müslümanlar. Diğer tarafta bir türlü iktidar olamayan, sosyalizmi bilmeyen, kemalizmi demokrasi zanneden devletçi, hatta darbe yanlısı bir Türk solu.
Türk solu geçmişiyle yüzleşemekten korkuyor. Solcunun solcuyu katlettiği 1 Mayıs 1977 bir tabu. Deniz Gezmiş’in ulusalcı duruşunu da eleştiremiyorlar. Evet… Türk solcuları iktidara yürümek için bir koltuk değneğine muhtaçlar. Peki ya İslâm? Sosyalizm İslâm’a ne kazandırabilir? Sosyalist devletlerin Müslümanlara yaptığı onca eziyetten sonra Müslümanlar sosyalizm ile ittifak yapabilir mi?
Derin Düşünce okurları tartıştılar, biz de kitaplaştırdık. Buradan indirebilirsiniz.
By Dursun Kackar on Tem 9, 2013 in Bilim, İslam | 1 Comment
… Bilim ve Din üzerine okumak için…
Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)
Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) Biz buna “pozitivist iman” diyoruz. Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız Mehmet Bahadır her zamanki nazik üslubuyla “kral çıplak” dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. Buradan indirebilirsiniz.
Maymunist imanla nereye kadar? (Tartışma)
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adaletyoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilikenayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki… Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin epistemolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.
By Aisha Benghazi on Tem 9, 2013 in Çapulcu CHP iktidardayken, Gezi Parkı terbiye edilebilir mi?, Kemalizmin Zararları, şiddet | 0 Comments
“… 28 Şubat sürecinde, üniversitelere alınmayarak üsluptan çok ‘esas’tan haysiyeti ayaklar altına alınan başörtülü kadınlar olarak Gezi’yi değil de örneğin ikna odaları merkezi İstanbul Üniversitesi’ni işgal etseydik, mütedeyyin kesimler de buna destek verseydi, alanda Bülent Ecevit, Süleyman Demirel ve benzeri liderlere küfür yazılı pankartlar olsaydı, merkez medyanın araçlarını vandalize etseydik, ambulans, araba ve iş yerlerini ve hatta mesela CHP parti binalarını yakıp yıksaydık, alan dışındaki başı açık kadınlar darp edilseydi, hakarete uğrasaydı, göstericilerden kaçarken çocuğunu düşürseydi de medya bunları görmezden gelseydi, aydınlar çıkıp ‘Ama gençlerin haysiyetiyle oynandı’ diyecek miydi? …” (Hilâl Kaplan, Siz ‘görev’den çekilin)
By admin on Tem 9, 2013 in Aleviler, Alevilik, Dikkat Kitap | 0 Comments
İnanç olarak tek bir Alevilikten bahsetmek zor, kendisini “Alevi” olarak adlandıran cemaatler arasında çok farklı hatta çatışan inançlar var. Dinen bir araya gelmesine imkân olmayan Aleviler ızdıraplarda, geçmişin acılarında buluşuyorlar. Dersim, Madımak… Bu isimler anıldığında kırmızı bir düğmeye basılmış gibi bütün farklı Alevilik-LER birleşiyor ve bir tepki geliyor. Hızlı, öngörülebilir ve manipülasyona açık bir tepki bu. Ortada geç-ME-miş bir geçmiş var. Yüzleşilmediği müddetçe de geçmeyecek bu geçmiş, çıkarılmayı bekleyen bir diken gibi acı vermeye devam edecek.
Diğer yandan çok sayıda Alevi kendi atalarına, dedelerine, manevî önderlerine en büyük acıları reva görmüş olanlara büyük bir sadakat ile bağlılar. Yani Kemalistlere ve CHP’ye. Yakın tarihi sorgulamak şöyle dursun ibadethanelerini Atatürk resimleriyle donatıyorlar.
Ortak acıların ve siyasî tercihlerin dışında Alevileri birleştirecek bir inanç, bir kültür yok mu? Acaba Aleviler Stockholm sendromundan kurtulabilecekler mi? Elinizdeki kitap bunları sorguluyor. Buradan indirebilirsiniz.
By Ali P. on Tem 9, 2013 in Hayat, İnsan, Kitap Alıntısı, şiddet | 0 Comments
“… Haz hayatta yıpranan unsurun bir tamir edicisi olarak kabul edilmelidir. Bu anlamda meşrudur, hatta zorunludur. Fakat hazzı hareketin gayesi yapmak, harekete sonsuza doğru hür bir gelişme hızı vermek yerine, onu daha başladığı noktada durdurmak demektir; bu, hareketin bizzat kendi kaynağında yok edilmesi olacaktır …”
By Şivan Taşkıran on Tem 9, 2013 in CHP, devrim, Gezi Parkı terbiye edilebilir mi?, şiddet | 3 Comments
Sapan çocuk oyuncağı değildir. Bilek destekli av sapanları tavşan vs avlamak için kullanılır. Bazı ülkelerde lisans şartıyla satılır, bazı ülkelerde ise yasak. Sapanla atılan bir çelik bilyenin hızı saniyede 250 fps’in üzerine çıkabilir. (80 m/s) Bu hız vasat bir tabanca mermisinin hızı kadar. Sapanla atılan çelik bilye kafatasını parçalayıp hedef alınan insanı öldürebilir. Bu yüzden, siyasi bir amaç için insan öldürmeyi göze alan “göstericileri” gösterici olarak kabul etmiyorum. Gezi parkında sapan ile çelik bilye atanları terörist kabul ediyorum. Bunları kınıyorum. Bu teröristleri savunan, onlara “mağdur gösterici / çevreci” muamelesi yapan gazeteci bozuntularını da kınıyorum.

Sapanla atılan bilyenin hızının ölçülmesi
İnsan eti simülasyonunda kullanılan balistik jelatin ile yapılan bir deney
Motosiklet kaskı üzerinde yapılan bir test (Kasktan seken bilye adamın camını da kırıyor)
By my on Tem 8, 2013 in Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır, Uygar(?) Batı | 0 Comments
“Sanat’ın amacı sanıldığının aksine fikirleri kesiştirmek, düşünceleri yaymak vs değildir. Sanat’ın amacı kişiyi Ölüm’e hazırlamaktır. Sanat insanları toprak gibi işler ve fıtratlarındaki iyiliğin ortaya çıkmasını sağlar” (Andrey Tarkovski)
Avrupa sanatı resimi ve müziğiyle, edebiyatıyla, şiiriyle bir BEN’lik sanatı olmuştur 1700’lerden itibaren. “Bakın ben ne kadar acı çekiyorum, ben şöyle sevdim, böyle terk edildim, ben bunları hak etmemiştim…” Kendi ihtiyaçlarına, korku ve umutlarına odaklı bu yeni sanatçı profili zamanla daha da fanatik bir noktaya gelecekti. Nefsanî sanatı tetikleyen teknolojik ve ticarî ilerleme devam ediyordu çünkü. 21ci asırda Avrupalı sanatçı topluma hizmet etmek şöyle dursun, bizzat kendisi toplumun yardımına muhtaç. Hatta ahlâkî bozukluğu sebebiyle toplum için kanserli bir hücre gibi. Göbek deliğini dünyanın merkezi sanan bu zavallı sanatçı(?) sürekli kendinden bahsettirir ama eserleri ve fikirleriyle değil özel hayatıyla, vergi kaçırmalar, uyuşturucu partileri ve sex skandallarıyla öne çıkmakta artık. Güzel ahlâk ile güzel sanatın bağı tamamen kopmuş görünüyor.
Marx, Schopenauer, Hume… Avrupa felsefesine de yansımış bu kopma. Başkalarının çektiği acılardan dolayı ızdırap çeken ama buna bir mânâ veremeyen Jeremy Bentham (ö. 1832) gibi utilitarist düşünürler ahlâk felsefelerini hep fayda/tehdit üzerine, kurmaya çalışmışlar. Hatta refah için “küçük” zulümlere göz yummayı tavsiye edecek derekeye düşmüşler. Adam Smith’in yazdığı The Theory of Moral Sentiments (1759) adlı eser de bu anormalliği arz eder. İnanç ile dünyevî fikirleri birbirinden ayırmayan Hristiyan Aziz Agustinus veya Kierkegaard’ın huzurunu bulamazsınız hümanist filozoflarda. (Bkz. “Jean-Paul Sartre ile Kaliteli bir Ateizme Doğru” isimli e-kitap) Oysa Hristiyan filozofların yazdıkları kitaplara baktığınız zaman imanlarından dolayı duydukları emniyetin nüfuz ettiğini müşahede edersiniz.
Avrupa sanatının Tanrı ile göbek bağını kestiği bu devirde Avrupalıların çok daha fazla vahşileşmiş olması bir raslantı mıdır? Portekiz, Fransız, İtalyan, Britanyalı, Hollandalı ve İspanyol sömürgecilerin bir avuç altın, baharat ve şeker kamışı için dünyayı kana bulaması ve 5 kıtada yaptıkları soykırımlar karşımızda hâlâ dipdiri durmakta. Bugün dahi eli kanlı diktatörler, halkları sömüren rejimler uygar(?) Batı tarafından desteklenmekte. (Bkz. Her başarılı diktatörün arkasında bir Batı ülkesi vardır!) Uygarlıkların üzerinden silindir gibi geçen, geçtiği yerde bir daha ot bitmeyen bu Avrupalıya “uygar” denebilir mi? Olsa olsa “kültürlü” olabilir. Biriken, arşivlenen, unutulmayan bir şeyler var. Ama Avrupalının kendine benzemeyenlerle birlikte yaşama kabiliyeti Read the rest
By Tahsin K. on Tem 8, 2013 in İnsan Müzikleri | 0 Comments