Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Dikkat Kitap: “Çapulcular” ne istiyor? »

kapak_kitap_capulcularGenel seçimler yaklaşırken başladı Taksim Gezi Parkı olayları. İnsanlar öldü, yaralananlar, tutuklananlar oldu. Taksim’deki sanat galerileri bile yağmalandı. Maddî zarar büyük: Yakılan otobüsler, özel araçlar, iş yerleri. Ancak hâlâ isyancıların ne istediğini bilmiyoruz. Taksim Dayanışma Grubu’ndan çelişkili açıklamalar geliyor. Polisi ya da göstericileri suçlamadan önce şunu bilmek gerekiyor: “Çapulcular” ne istiyor? Daha fazla demokrasi? Sosyalizm? Devrim? Darbe? Elinizdeki e-kitap bu sorulara cevap arıyor.

Kitabımız bir göstericinin izlenimleriyle başlıyor. Muhalif fikirlerin yanı sıra sivil itaatsizlik üzerine yazılmış iki makaleyi de çalışmamıza dahil ettik. Böylece ikinci bir soru çıktı ortaya : Gezi Parkı isyanı ile Gandhi ya da Martin Luther King gibi sivil hareketlerin arasındaki benzerlik / fark nedir? Buradan indirebilirsiniz.

İslâmî sanat kalbe hitab eder, batıda ise muhatab akıldır »

“… Dinler, aslında bir süzgeçten, bir filtreden geçerek insan hayatına nüfûs ederler. Dinlerin yeryüzü hayatları Allah’ın Nebî’si (SAV) ve o Nebi’ye tabi velilerin ilmeklerini açmak süretiyle insanı eğiten bir mektep haline gelirler. Yoksa dinlerin getirdiği esaslar âfakta, muallâkta, havada asılı duran şeyler değildirler. İslâm dininde ârifler dediğimiz Allah dostları dini öyle bir süzgeçten öyle bir filtreden geçirmişlerdir ki onların elinden aldığınız zaman bu din estetize edilmiş bir İslâm olmaktadır. Bu İslâm, hususi mânâda “Bu İslâm” yani sûfilerin süzgeçinden geçen İslâm tarihsel olarak bu toprakların tecrübe ettiği İslâm’dır. Ve işte bu İslâm anlayışının neticesidir ki kutsal kitabımızda geçen bir ayet, Peygamberimiz’e (SAV) ait bir söz, bir kelâm-i kibar, bir Allah dostunun sözü taşa, mermere, kâğıda hak edilmek, işlenmek ve nakşedilmek suretiyle ortaya bir sanat eseri çıkmıştır …” (Mahmut Erol Kılıç[1])

Dinî sanatın amacı bildirmek midir yoksa sevdirmek mi?

Sanat insandaki ölümsüzlük arzusunun bir tezahürü. Soyut sanat ise insanın kendisini keşfetmesi için muazzam bir fırsat. Bilimin cevap veremediği sorulara hitab ediyor soyut sanat. Çağdaş soyut sanatın öncülerinden Paul Klee’nin ifadesiyle:

“… Sanat bilime benzemez. Sanattaki güzellik arayışı ortak ve objektif bir bilimsel bilgi içinde eriyip gitmez. Sanatçıların özgün, iç dünyalarını yansıtan çabaları bilim adamlarının anonimleşen katkıları gibi kaybolmaz. Tersine her sanatçı en önde durabilir …” (Modern Sanat Teorisi)

Bu satırların yazarı olan Klee aynı zamanda zıt bir tezi de savunmuş; Kupka ve Kandinsky ile beraber soyut sanatın ortak, objektif bir lisan olabileceği tezini. Alfabesi, semantik ve sentaksıyla herkesin aynı şeyi AYNI referanslara göre “okuyabileceği” resimler yapmak… Müslümanca soyut sanat ile Avrupa’nın soyut sanatı burada ayrılıyor birbirinden. Sanatı bilimselleştirmek yok bizde. Zaten düşünmek dahi ürkütmüyor mu insanı? Tahmin edersiniz ki bu tez hiç bir yere varmadı. Bu yönde yazılan binlerce makale, kitap, konferansa rağmen hiç bir “görsel lisan” doğuramadı Avrupa sanatı.

Ya İslâm sanatı? Sembolik bir lisan olduğunu iddia edebilir miyiz? “Gül şunu, karanfil bunu anlatır” diyerek ebruları, minyatürleri vs deşifre edebilir miyiz objektif olarak? İslâm sanatı objektif bir lisan Read the rest

Tabiat güzeldir-2 »

 

… Görmek üzerine e-kitap okumak için…

 

Derin Göz

İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques … Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … Buradan indirebilirsiniz.

Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?

Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde algılıyoruz kavramları. Immanuel Kant’ın meşhur bir güvercini vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. İnanmak zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik! güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Bilim’e değil Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek için değil bulmak söz konusu olduğu için. Derin Düşünce yazarları Sanat-Hakikat ilişkisi üzerine yazdılar. Buradan indirebilirsiniz.

Soyut görme: Teori ve Pratik(5) – Paul Klee »

cafe_paris

Paris’te bir kahveye oturup espresso istediğinizde küçük porselen bir fincan içinde bol köpükle getirir garson. Köpük katmanı yeterince kalınsa kahveniz kışın bile sıcak kalır. Ancak bazen dalıp gidersiniz, okumaya ya da telaş içinde koşturan insanları seyretmeye koyulursunuz. Altın renkli köpük yavaş yavaş dağılır, geriye koyu renkli olan kahvenin kendisi kalır.

Kahve soğudukça tadı sürekli değişir. Önce sıcak-ılık olur, kahvemsi tadı idare eder. Sonra orta-ılık ve ardından soğuk-ılık takib eder. Sonunda buz gibi olmuştur ve ilk andaki lezzet de yerini sabunu andıran nahoş bir tada bırakmıştır artık. Ama soğuyan kahvenin tadı daha ilginçtir. Çünkü bu ılıklara alışkın biriyseniz hiç saatinize bakmadan geçen zamanı idrak edebilirsiniz. Yani Zaman’ın geçişini dilinizle tadabilirsiniz! [1]

Sıcak kahve ten içinse, soğuk kahve şuurlu bir can içindir. Lezzeti yerinde olan sıcak kahve dudakların, dilin, damağın yani âzâların hazzına hitab eder, nefsanî bir beklentiye cevaptır. Hemen gelir, şimdi vardır; içilir ve parası ödenir. Mutlu etmez insanı, tatmin eder sadece. Figüratif resim gibidir sıcak kahve. (Bkz. Figüratif resim sanat mıdır?) Kesin, net beklentilere uygun, “iyi ve güzeldir”… Oysa soğumakta olan kahve Paul Klee’nin soyut resimlerine benzer. Pastel renkler, küçük farklarla kendini tekrar eden kareler… Zamansaldır bu tablolar. Gözle işitilebilen melodiler gibidirler. Geçip giden figürlere bakarak “içerde” geçmeyen bir “Ben” olduğunu fark edersiniz. Hatırlayan ümid eden bir “Ben”. Müslüman sanatçıların tezyin ile doruk noktasına taşıdıkları Read the rest

Biz iktidar olunca iftarı erkene alacağız! »

Yürüyen merdivenlere ters çıkan, İzmir’i Güney’in incisi yapan, Mersin’i Güneydoğu Anadolu bölgesinin bir şehri olduğunu söyleyen, Fenerbahçe’nin efsane forveti Lefter’i ‘kaleci’ yapan, son referandumda ‘oy’ kullanmayan, Tunceli’de “biz sayın başbakan gibi, söz verip sözünün arkasında duran bir insan değiliz.” sözlerini ağzından kaçırıveren, İzmir’de ‘Başkan Haliç’i temizleyecek ve İzmirliler Haliç’te yüzecek’ sözlerini söyleyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu destan (!) yazmaya devam ediyor…

Ramazan ayını yaşadığımız şu günlerde, sesi soluğu çıkmayan CHP lideri Kılıçdaroğlu ‘bunu da yaptı’ dedirtecek bir olaya imza atarak ezan okunmadan iftar yaptı. Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Ankara Milletvekili Sinan Aygün’le birlikte ziyaret ettiği bir gecekonduda ezanı beklemeden orucunu açtı. Bu durum karşısında şaşkınlıklarını gizlemeyen vatandaşlardan bazıları ‘Daha ezan okunmadı’ dese de artık çok geçti.

Kemal Kılıçdaroğlu ve Sinan Aygün’ün ezanın okunmasıyla beraber hiçbir şey olmamış gibi yemelerine devam etmeleri ise dikkatlerden kaçmadı. (TimeTürk)

Gözden kaçmasın: Kürtlerin Tarihi »

PKK, Türkiye’de ve dünyada ayrılıkçı hareketler, iç politika, devlet terörü konulu yazılarından tanıdığınız yazarımız Emre Paksoy’un halen devam etmekte olan son yazı dizisi Kürtlerin tarihi üzerine :

… Bu konuda okumak için…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişleIZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.

Taksim Dayanışması mert mi namert mi? »

Posta kutumuza “yaygınlaştırılması” ricasıyla yeni bir mesaj geldi, Taksim Dayanışması’dan bir basın bildirisi bu: T.C. Anayasasının 34cü maddesini hatırlatarak başlıyor metin:

“Madde 34. – Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”

Henüz Özgür Olamadık gibi gruplara, siyasî forumlara da gönderilen bildiriyi yazanlara bir kaç itirazımız olacak:

  1. Anayasanın 34cü madesi “silahsız” diyor. Siz silahlısınız, molotof kokteyli ve çelik bilye atıyorsunuz. Bunların ikisi de öldürücü birer silah. Dayandığınız anayasanın T.C.’sinde molotof kokteyli atmak da bir suç.
  2. Yere düşen polislerin tabancalarını aldınız. Neden? Ne yapmayı düşünüyorsunuz?
  3. Attığınız çelik bilyeler tabanca mermisiyle aynı hıza sahip, göstericilerin ve polisin kasklarını dahi delebilir. (Bkz. Bazı sapanlar oyuncak değildir!)
  4. Devletin otoritesini tanımıyorsanız neden anayasadan, mahkemelerden, basın ve gösteri hürriyetinden bahsediyorsunuz? Bunlar kanunları TANIYAN T.C. vatandaşları için geçerli. Siz ise ilk günden beri T.C. hükümetinin meşruiyetini tartışıyorsunuz. “Biz halkız” diyorsunuz. Gösterilere destek olmayan bizleri dışladınız.
  5. İlk günden başlayarak hükümet devirmekten, başbakanı asmaktan, devrim yapmaktan, rejimi değiştirmekten bahsettiniz. Hükümet binalarını, parti merkezlerini yaktınız. MEŞRU KABUL ETMEDİĞİNİZ T.C. hükümetinin adaletine ne yüzle sığınıyorsunuz?
  6. Neden gösterici gibi değil de bir düşman ordusu gibi davranıyorsunuz? Eğer “bizden” iseniz şiddeti terk edin. Seçimlere girin. Kazanıp iktidar olun. Yok eğer bize düşmansanız polisin şiddetine mertçe göğüs gerin. Kazanırsanız zafer sizin. Kaybederseniz “kahraman” olursunuz. Ama önce mert olun, tercihlerinizin sonuçlarına katlanın.

 

Sivil itaatsizlik, isyan ve devrim konusunda:

Çapulcu CHP iktidardayken Türkiye böyleydi-5 »


 
… Çapulcular üzerine okumak için…

 

Alevilik, Ortak Acılardan Bir Kimlik

Aleviler ızdıraplarda, geçmişin acılarında buluşuyorlar. Dersim, Madımak… Bu isimler anıldığında kırmızı bir düğmeye basılmış gibi bütün farklı Alevilik-LER birleşiyor ve bir tepki geliyor. Hızlı, öngörülebilir ve manipülasyona açık bir tepki bu. Ortada geç-ME-miş bir geçmiş var. Kıymetli yazarımız Cemile Bayraktar’ın dediği gibi “yüzleşilmediği müddetçe de geçmeyecek bu geçmiş” , çıkarılmayı bekleyen bir diken gibi acı vermeye devam edecek.

Diğer yandan çok sayıda Alevi kendi atalarına, dedelerine, manevî önderlerine en büyük acıları reva görmüş olanlara büyük bir sadakat ile bağlılar. Yani Kemalistlere ve CHP’ye. Yakın tarihi sorgulamak şöyle dursun ibadethanelerini Atatürk resimleriyle donatıyorlar. Ortak acıların ve siyasî tercihlerin dışında Alevileri birleştirecek bir inanç, bir kültür yok mu? Acaba Aleviler Stockholm sendromundan kurtulabilecekler mi? Elinizdeki kitap bunları sorguluyor. Buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz. 

 

 

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASIyaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

‘Antikapitalist Müslümanlık’ diye bir şey olur mu? »

“…  Tabi ki de iftar sofralarının abartılı bir şekilde hazırlanmaması gerekiyor. Beş yıldızlı otellerde yapılanları tenkit edebilirsiniz. Fakat tenkit ederken bunu yine İslam dairesi içerisinde kalarak yapmanız gerekiyor. Kalkıp ‘bu kapitalist bir uygulamadır’ derseniz ideolojik olur. Çünkü beş yıldızlı otelde iftar vermekte olan gurubun fakir aileler için binlerce kumanya dağıttığını ve hayır işleri yaptığını da görmezlikten gelmiş olursunuz. Bu kapitalist bir uygulama olmamaktadır. Kapitalist mekanizmasını iyi bilmeniz gerekiyor.  

‘Antikapitalist Müslümanlık’ diye bir şey olur mu?

 İslam’ın doktrini bellidir. Bu ruhaniyetin dünya ideolojileri içerisinde zaman zaman sol terminolojiye yakın düştüğü anlar olabilir. İslam kendini bu ikinci değerlerle belirlemez. İslam’ın kendi doktrini vardır. O doktrinin sınırları içinde siz her türlü görüşü ve tenkiti yapabilirsiniz.

 Son yıllarda bu tarz akımların ortaya çıkışını neye bağlıyorsunuz?

 Son yıllarda sosyalist düşünceye mensup insanların, dünyada özellikle 17-25 yaş grubu içerisindeki gençlerin sosyalist ideolojilerine çok hâkim olması nedeniyle oluştu. Bazı İslamcı gençlerde de ‘bizde neden onlar gibi protest müziğimiz’ yok diyerek ister istemez bir sosyalist jargona sempati duymaya başladılar. Bunlar hissi yaklaşımlar fakat çok köklü yaklaşımlar değil …” (Prof. Mahmud Erol Kılıç)

 

 

… Abdestli sosyalistleri, Türk Solunu ve sosyalizmi anlamak için…

 

Sosyalizm İslam’a uyar mı? (Tartışma)

Bir yanda zekât üzerinden eşitlikçi bir İslâm yorumu yapan anti-kapitalist Müslümanlar. Diğer tarafta bir türlü iktidar olamayan, sosyalizmi bilmeyen, kemalizmi demokrasi zanneden devletçi, hatta darbe yanlısı bir Türk solu.

Türk solu geçmişiyle yüzleşemekten korkuyor. Solcunun solcuyu katlettiği 1 Mayıs 1977 bir tabu. Deniz Gezmiş’in ulusalcı duruşunu da eleştiremiyorlar. Evet… Türk solcuları iktidara yürümek için bir koltuk değneğine muhtaçlar. Peki ya İslâm? Sosyalizm İslâm’a ne kazandırabilir? Sosyalist devletlerin Müslümanlara yaptığı onca eziyetten sonra Müslümanlar sosyalizm ile ittifak yapabilir mi? Derin Düşünce okurları tartıştılar, biz de kitaplaştırdık. Buradan indirebilirsiniz.

Türk solu iktidar olur mu?

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün. Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

 

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok. Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

İ. Suat Erbay / Acemaşiran İlahi »