Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Ey Atam! Geldiysen fincanı oynat… »

“… Battığını iddia ettikleri ülke aynı günlerde Boğaz’a üçüncü köprüyü, İstanbul’a üçüncü havalimanını, iki nükleer santralını yapmakla meşguldü. Battıklarını söyledikleri bu ülke, tarihinde ilk defa İMF’ye borcunu sıfırlamış, son otuz yıldır bir yaz ayını ilk defa şehit cenazesi görmeden idrak etmiş ve tüm kredi derecelendirme kuruluşlarının not artırımına gitmesiyle ekonomik anlamda yerini daha da sağlamlaştırmıştı …”

İzmir’de ikamet etmenin artıları ya da eksileri elbette vardır ve bu değişkenler her il ve onun mukimleri için farklılık gösterirler. Mesela İzmir’in kavaklarına meftun olan bir müzisyen çıkar ve bir kavak ağacını överken, bir başka ilimiz Bingöl’de de bir şair çıkar ve yörenin çobanlarına güzelleme yapabilir. Çoban için de kavak için de şiirler yazabilecek, şarkılar besteleyecek sanatkârların, zamanında bu topraklarda yaşadığını bilmek güzel şey de bugün maalesef dünden çok farklı.

Kemalettin Kamu’nun Bingöl’ünde ve onun dağlarında halen çobanlar geziyor mu, ya da şairin ‘bir çoban parçasısın olmasan bile koyun / Daima eğeceksin başkalarına boyun’ dizelerindeki seviyede bir kabullenişi içselleştirmiş insanlar Read the rest

İslâm Sanatı (Sidi İbrahim/Titus Burckhardt) »

mimar-sinan

“… Eğer mimariyi İslâm sanatının temsil edici kısmı olarak ele alırsak bu sanatın mimarlık bilgisi üzerine dayandığını ve bunun da hendese ilmine dayandığını söyleyebiliriz. Ama geleneksel mimaride hendesenin niceliksel olanın dışında bir anlamı olmadığını söylemek gerekir. Oysa modern mimaride hendesenin niteliksel bir anlamı da vardır. Ve daha çok uyum yasalarına kaynaklık etmektedir. Buna karşılık geleneksel mimaride uyum daha çok daire üzerine çizilen düzenli çizgilerle elde edilmeye çalışılıyordu. Dolayısıyla bir binanın bütün boyutları dairelerden elde ediliyordu. Bilindiği gibi daire şekli vahdeti vucudun en mükemmel sembolü olarak kabul ediliyordu ve bu yüzden de bütün varlık mertebelerini de içinde barındırıyordu. Dairenin sahip olduğu bu özelliğin hemen hemen bütün kubbelerde yansıtıldığını görürüz. Bunları temaşa ederken insanda uyanan sonsuzluk duygusunun sebebi de daha çok daire üzerine çizilen bu çizgilerdir. Bunun bütüncül bir dünya görüşünün yansıması olduğu çok açıktır. Bu aynı zamanda Müslümanların bilinçli bir tercihine de işaret etmektedir …”

… Bu konudaki makaleler…

  1. Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır
  2.  Figüratif resim sanat mıdır?
  3.  Âl-i İmrân Suresini Okusaydı İslâmcı Olmayacaktı!
  4.  Müslümanca sanat bir yağmur duasıdır…
  5.  Batıyı “normal” zanneden için İslâm anormal olur
  6.  Güzel eşya ve güzel ahlâk
  7.  Avrupa’nın sanattan istifa ettiği gün
  8.  Benlik sanatı, bencillik sanatı 
  9. İslâmî sanat kalbe hitab eder, batıda ise muhatab akıldır

… Soyut Görme Kabiliyeti Üzerine…

… İslâm sanatından örnekler …

  1. İç Mekânlar
  2. Seramik
  3. Mozaik
  4. Metal işçiliği
  5. Hat
  6. Taş

Kaynak Metinler için bu kategori

Kültür ve Medeniyet / Nureddin Topçu »

kader

“… Kader, Allah’ın emridir. Kaderi tanımamak, Allah’ın kâinata hâkimiyetini tanımamaktır. İnsan hareketlerinden başka bütün kâinatta tabiat kanunları halinde Allah’ın emrini tanıyıp da insan hareketlerinde onu inkâr etmek, insanın kibrinden başka bir şey olmayan şaşkınlığıdır. Dağların, tepelerin veya bir küçük yaprağın niçin başka türlü değil de böyle yapılmış olmasını hiçbir insanın eseri saymıyoruz da kendi hareketlerimizin sahibi, hâkimi, yapıcısı ve değiştiricisi bizmişiz gibi düşünüyoruz. Bunun sebebi bir damladan çıkarak bir avuç toprağa kavuşan varlığımızın başka bir kudret tarafından sürüklenip götürüldüğünü düşünemeyen, buna tahammül edemeyen kibrimizin galebesidir. İnsan kibrin heykelidir …” 

… E-Kitap okumak için…

 

hamza_yusuf Hamza Yusuf ile İslâm’ı anlamak

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai tarafından yapılan iki tercümeyi içeriyor:

  • Zaytuna Institute’den Hamza Yusuf Hanson’ın 2010 yılı Mayıs’ında Oxford üniversitesinde yaptığı İslâm’da reformkonulu konferans,
  • Yine  Hamza Yusuf Hanson’ın Dr.Murata ve Prof.Chittick’in İslam’ın vizyonu isimli eseri üzerine yaptığı konuşma (Bahsedilen kitap, Türkçe’ye de çevrilmiştir.)

Hamza Yusuf Hanson 1960 yılında Amerika’nın Washington Eyaletinde dünyaya geldi; Kuzey California’da büyüdü. 1977 yılında müslüman olduktan sonra on yıl boyunca İslâm coğrafyasında Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuzey ve Batı Afrika gibi bölgeleri gezdi. Farklı ülkelerde iyi büyük alimlerden icazet aldı. Hamza Yusuf bu seyahatten sonra ülkesine dönerek Dinler Tarihi ve Sağlık Hizmetleri alanlarında diploma aldı. Dünyanın dört bir tarafında İslâm hakkında konferanslar veren Zaytuna Enstitüsü’nü kurdu. Batıya İslâm’ı sunan, İslâmî ilimlerin ve geleneksel metodlarla eğitimin yeniden canlanmasını amaçlayan Enstitü, dünya çapında üne sahiptir. Shaykh Hamza Yusuf, Fas’ın en prestijli ve en eski Üniversitelerinden birisi olan Karaouine’de ders veren ilk Amerikalı öğretim görevlisi olmuştur. Bunların yanısıra, klasik haline gelmiş geleneksel bazı Arapça metinleri ve şiirleri modern ingilizceye tercüme etmiştir. Halen eşi ve beş çocuğuyla birlikte Kuzey California’da yaşamakta. Buradan indirebilirsiniz.

Organik dinimi geri istiyorum 

organik_dinimi_geri_istiyorum - kcBilim ve teknoloji alanında buluşumuz pek yok ama gün geçmiyor ki din konusunda yeni bir icat çıkmasın. Televizyon karşısında merakla “acaba bugün neler caiz ilan edilecek, neler haram edilecek?” diye merakla bekliyoruz. Bektaşi’ye sormuşlar: “İslam’ın şartı kaçtır?” diye, “Birdir!” demiş. “Hac ve zekatı siz kaldırdınız, oruçla namazı biz kaldırdık, geriye kelime-i şahadet kaldı”. Ben kelime-i şahadetten de emin değilim, her an bir profesör çıkıp “böyle bir şey yoktur, imanın şehadeti mi olur?” diye ortaya çıkabilir. […] İlahiyat profesörlerinin bir büyük zararı da bu oldu. Din’in siyaset gibi, futbol gibi, tartışılacak, insanın bilgisinin olmasa da fikrinin olabileceği bir alan olduğu tevehhümü oluşturdular. Her şeyin kutsallığını bozdular. Artık bacak bacak üstüne atıp çiğ ağzımızla Allah, peygamber ne demek istemiş “muhakeme” yapıyoruz hiç ar duymadan, hepimiz birer küçük şeyhülislam, birer fetva emini… hangi hadis uydurma, hangisi sahih şıp diye gözünden anlayıp ayetleri engin din bilgimizle şerh ediyoruz. Şu muhakemelerin bolluğundan da dini yaşamaya bir türlü sıra gelmiyor. Halbuki bir güzel insanın dediği gibi: “Din öğrenmekle yaşanmaz, yaşandıkça öğrenilir”.

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai’nin kaleme aldığı yazılardan ve tercüme ettiği makalelerden oluşuyor: Hamza Yusuf, Noah Feldman, Charles Townes, Marc Levine ve Karen Armstrong ile İslâm, Hayat ve Bilim üzerine… Buradan indirebilirsiniz.

Çapulcular iktidarda iken Türkiye böyleydi – 6 »

Deli Hâlid Paşa Çerkez bir zâbitin oğluydu. Yemen, Trablusgarb, Kafkasya ve Sakarya cephelerinde çarpıştı. Kars, Ardahan, Erzurum ve Erzincan’ı kurtardı. 9 defa yaralandı. Gözüpekliği sebebiyle `Deli´ lakabını aldı. Cepheden cepheye gezdiği için evlenemedi. Dersim’de ailesini kaybetmiş üç çocuğu evlat edinmişti. Vefatında cebinden 19 lira 35 kuruş çıktı. Görgü tanığı bir Muhafız subayının dilinden Deli Hâlid Paşa’nın vurulma vakası:

 “… Ben, Çankaya’da muhafız alayındaydım. Bir gün iki üsteğmeni ayırdılar. O zaman ben üsteğmendim. Muhafız alayı kumandanı Albay İsmail Hakkı Bey emir verdi. “Yarın mecliste bütçe müzâkeresi olacak. Sen tabanca belinde, kürsünün bir tarafında ayakta bekleyeceksin” dedi. Öbür üsteğmen arkadaşıma da kürsünün öte tarafında ayakta beklemesini söyledi. Sonra bana, “Bahriye Vekili İhsan Bey kürsüye çıkarsa, kürsüde konuştuğu müddetçe, sen hep locaya bakacaksın. Locadan işaret geldi mi, tabancanı çekeceksin, İhsan Beyi kürsüde vuracaksın”; arkadaşıma da “Sen de, Hâlid Paşa’yı böyle vuracaksın” diye emir verdi. Tesadüfen o gün İhsan Bey hastalandı, meclise gelmedi. Hâlid Paşa kürsüye çıktı. Malûl gâzilerin maaşlarının artırılmasını müdâfaa ediyor; sert konuşuyordu. Adı üstünde Deli Hâlid. Kel Ali ekibi yuh diye bağırıyor, bir yandan da sıra kapaklarına vuruyorlardı. En sonunda “Para yok; bütçe müsâit değil” dediler. Bunun üzerine Hâlid Paşa, “Ben Kars’ta Ermenilerden yetmiş araba mücevher alıp Ankara’ya gönderdim. Ne oldu bunlar?” dedi. Tam bu sırada işaret geldi. Arkadaşım tabancasını çekip Hâlid Paşa’yı vurdu. Hâlid Paşa, kürsüden yıkıldı. Fakat ölmedi. Kel Ali, kürsüye geldi. Kendi tabancasının dipçiğiyle Hâlid Paşa’ya vurmaya başladı. Hemen götürdüler. Birkaç gün sonra da öldü …”

 

… Çapulcular üzerine okumak için…

 

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

kapak_kitap_capulcularÇapulcular” ne istiyor?

Genel seçimler yaklaşırken başladı Taksim Gezi Parkı olayları. İnsanlar öldü, yaralananlar, tutuklananlar oldu. Taksim’deki sanat galerileri bile yağmalandı. Maddî zarar büyük: Yakılan otobüsler, özel araçlar, iş yerleri. Ancak hâlâ isyancıların ne istediğini bilmiyoruz. Taksim Dayanışma Grubu’ndan çelişkili açıklamalar geliyor. Polisi ya da göstericileri suçlamadan önce şunu bilmek gerekiyor: “Çapulcular” ne istiyor? Daha fazla demokrasi? Sosyalizm? Devrim? Darbe? Elinizdeki e-kitap bu sorulara cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz.


Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASIyaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Beni Anla Tiryandafilya »

anla_beniTiryandafilya,

Sana ne zamandır yazmadığımın farkında değildim; ta ki eski çiziktirdiklerime şöyle uzaktan bir sarfı nazar eylediğimde anladım ki benim için aslolan zaman değil, değişmeyen mekânmış sadece. Belki baca deliğinin altından başlayıp bir metre kadar aşağıya uzanan o otel odasındaki çatlak yok artık tam karşımda, belki de içeriyi buz kestiren o soğuk kış yeline düşman nazarıyla değil de daha bir münci gözüyle bakmaktayım bu sıcak Temmuz akşamında.

‘O bohem günlerinden biriktirdiğin kırık dökük anılar arasında özlediğin bir şey var mı Efraim’ sorusu da muallâkta kocaman bir soru işareti olarak durmakta. Bolca sarhoşun, yoktan ziyade parasızlıktan kurdukları çilingir sofralarında, ucuz şarapların yanındaki ucuz fıstıkların bitişiğinde bir mezeden öte bir şey değildin sen Efraim. Ne çare ki insan bir süre sonra yüzleşiyor acı gerçekle; okuduğum onca kitap, yazdığım bunca yazı ne o masalardaki meyin rengini Read the rest

Soyut görme: Teori ve Pratik(6) – Tarkovsky »

buketGüzel bir çiçek buketini parçalarına ayırıp yaprakları yanyana dizseniz o güzellik kaybolur. Buketin ağırlığı değişmez, kimyası, bitkilerin genetik yapısı da öyle. Yani bilimsel olarak ikisi aynı şeydir ama ikinci buketi(!) sevdiğiniz kadına veremezsiniz. Güzellik ve Aşk da hissedilir ama anlaşılmaz, kelime elbiselerine sığmaz. Aşk üzerine 50 tane kitap okusanız aşık olmuş bir insan kadar ilim sahibi olmazsınız. Neden böyledir bu? Nerededir güzellik? Kaç kilodur Aşk? Kaç metredir? Sayılmayan, ölçülmeyen, 5 duyuyla bilinmeyen, bilimsel olarak “var olmayanı” nasıl hissediyoruz?

parca_buketÇağdaş soyut resmin öncülerinden biri olan Paul Klee’den bahsetmiştik geçen bölümde. Kandinsky ve Kupka ile birlikte 3K olarak ünlenen Klee Modern Sanat Teorisi adlı kitabında israrla sanatın manevî yönü üzerinde duruyordu. Fakat diğer yandan soyut sanatın sembolik bir lisan, objektif, bilimsel bir iletişim aracı olabileceğini savunuyordu. Bu çelişkili bir duruştu ancak Klee’ye özgü değildi. Yine soyut resmin en önemli isimlerinden Wassiliy Kandinsky Resim Sanatında Maneviyat’ında birinci tez öne çıkarken ikinci kitabı Satıh Üzerinde Nokta ve Çizgi’de ikincinci tez ağır basmış. Takdir edersiniz ki indî, iç dünyamız ile objektif, fizikî dış dünyayı “sanatsal bir lisan” ile birleştirme çabası İslâm’ın sanat düşüncesine aykırı. Yüklendiği anlamın kaynağı ister vahiy olsun isterse beşerî tasavvur; ebru, hat veya tezyin sahasında ortaya konmuş görseller matematik formüller gibi birer gösterim, birer notasyon olamaz. Müslümanca sanatın birebir sembollerle, HERKESE AYNI MESAJI VEREN, aynı şeyleri söyleyen bir lisana indirgenmesi elbette kabul edilemez ve bu husus İslâmî soyut sanat ile batılı soyut sanatın arasında temel bir ayrılık, hatta kapanmaz bir uçurum.(Bkz. İslâmî sanat kalbe hitab ederbatıda ise muhatab akıldır)

Fakat tek problem bu “hissedilen” ve kelimelere sığmayan mânâ değil. Sanata salt analitik bir gözle baksak, renklere, şekillere odaklansak bile Klee’nin, Kandinsky’nin ve takipçilerinin “bilimsel sanat tasavvurunda” hata yaptıklarını görüyoruz. Zira böyle bir tasavvur Read the rest

En sevimli anti-kapitalist »

“… Kapitalizmin en büyük hünerlerinden biri de kendisine karşı çıkanları bile, yeri geldiğinde bi güzel ambalajlayıp ürün halinde piyasaya sürmesidir. ‘Gezi olaylarıyla’ anladık ki İhsan’ı kapitalistler de çok sevmeye başladı.Sevmeye başladılar dediğim, galiba elverişli buldular. O da kendini ‘sevdirmeye’ öyle kaptırdı ki, ‘ne sağcıyım ne solcu / çapulcuyum çapulcu’ diyerek şallak mallak ortaya fırlayan kapitalistlerle omuz omuza Sayın Başbakan’a karşı ‘direnmeye’ başladı. Bu direnişe CNN, Beyaz Saray, BBC, Reuters, Der Spiegel, Merkel, Doğan Medya, İstanbul sermayesi, Ertuğrul Özkök’üne varıncaya kadar bilumum darbeciler, velhasıl yeryüzünün tüm egemenleri bayıldılar. […] Kur’an’daki mucizelere kadar her şeyi sorgulamayı öneriyorsun da, ‘Ankara’da, 14 Haziran’da, canlı yayında verdiğiniz sözü bir gün sonra neden İstanbul’da tutmadınız…’ diye Taksim Dayanışması’na neden sormuyorsun? Neden Taksim Dayanışması’na bir kez olsun şunu sormadın: ‘İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin Taksim Yayalaştırma Projesi’ni 6 Haziran 2013’te iptal ettiğine dair kararı haftalar öncesinden bildiğiniz halde neden sakladınız?'[…]Deutsche Bank ‘Gezi’ dolayısıyla puslanan havayı görüp, ‘faizleri artırın’ dayatması yapmaya başladı, sen hâlâ ‘direnişten’ bahsediyorsun? Yeryüzünün bütün egemenleri ‘direnişinize’ mikrofon olurken, 19 gün yirmi dört saat direnen Mısır’daki milyonlara neden dönüp bakmıyor?! Sizin kerametiniz ne? …” (Salih Tuna/Yenişafak)

… Abdestli sosyalistleri, Türk Solunu ve sosyalizmi anlamak için…

 

Sosyalizm İslam’a uyar mı? (Tartışma)

Bir yanda zekât üzerinden eşitlikçi bir İslâm yorumu yapan anti-kapitalist Müslümanlar. Diğer tarafta bir türlü iktidar olamayan, sosyalizmi bilmeyen, kemalizmi demokrasi zanneden devletçi, hatta darbe yanlısı bir Türk solu.

Türk solu geçmişiyle yüzleşemekten korkuyor. Solcunun solcuyu katlettiği 1 Mayıs 1977 bir tabu. Deniz Gezmiş’in ulusalcı duruşunu da eleştiremiyorlar. Evet… Türk solcuları iktidara yürümek için bir koltuk değneğine muhtaçlar. Peki ya İslâm? Sosyalizm İslâm’a ne kazandırabilir? Sosyalist devletlerin Müslümanlara yaptığı onca eziyetten sonra Müslümanlar sosyalizm ile ittifak yapabilir mi? Derin Düşünce okurları tartıştılar, biz de kitaplaştırdık. Buradan indirebilirsiniz.

Türk solu iktidar olur mu?

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün. Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

 

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok. Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

Dikkat Kitap: Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var? »

Hükümeti_devirmek_kapak

4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye yoksa Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

Sürü psikolojisi »

suru_psikolojisi

“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Neden insan her hangi bir hayvan gibi, yeryüzünü bir eğlence merkezi, kendisini de bir turist olarak kabul edip yaşayamıyor? Bilerek, isteyerek bu yaşamı seçen insanları bir zaman sonra “bir şeyleri aşmak, bir şeylerin ötesine geçmek” çabasında görüyoruz. Gerçek şu ki korkudan elleriyle yüzünü kapatan insan aynı zamanda parmaklarının arasından kendini korkutan şeyi görmek istiyor! Okuduğunuz bu basit cümle insanın yeryüzündeki dramının özeti. Acıklı bir durum. Zira parmaklarınızı kaparsanız güvenliktesiniz(!). Ama kalbinizin derinliklerinden gelen bir ses kendi kendinize yalan söylediğinizi fısıldıyor.

Modern dünyanın para kazanma makinesi homo-economicus’a, “maymunlaşmış insana” alternatif bir insan tarifi yapmak için yazıldı bu kitap. Bu “derin insan” kendi etik zemini ve alternatif siyasî projeleriyle 21ci yüzyıla damgasını vurabilecek mi?

Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Aulagnier, Cyrulnik, Politis, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz.

Adam Swanson – Tiger Rag – Jelly Roll Morton »