Comptine d’Un Autre Été »
By Jonathan Kucukarabaci on Ağu 1, 2013 in İnsan Müzikleri | 0 Comments
Önceki YazılarBy Ayla Chignardet on Ağu 1, 2013 in Devlet, Kürtler, PKK | 0 Comments
“… Türkiye’de birçok konunun nasıl dış görüntüsünden farklı olabildiğine de en iyi örneklerden biri de yine koruculuk sistemi… Bugün gelinen noktada koruculuk, gündelik hayatın rant kapılarından biri olmuş durumda. Korucu maaşı alanların bir bölümü hayatında hiç ‘koruculuk’ yapmamış. Nitekim kadrolular arasında birçok kadın da var. Devletin parası herkesin, hatta Kürt siyasetine mensup olanların bile, çevresindekilere menfaat sağlaması için dağıtılıyor. Öyle ki koruculuk kadrosunu kullanmayan bazı valiler üzerinde baskı kurulabiliyor ve bu kadroların kullanılması isteniyor. ‘Çözüm’ bu rant kapısının bitmesi demek… Ancak korucular büyük bir çoğunlukla barış sürecinden yanalar, çünkü devletin onları sahipsiz bırakmayacaklarını düşünüyorlar. Kendi kişisel sorunlarının çözümü ise halen 70 bin civarında olan korucu kadrolarının yüzde altmışını oluşturan 40 yaş üstü kişilerin ya tazminatlarının verilerek emekli edilmesi ya da bir süre daha devlet memurluğunda çalıştırılması. Geri kalan gençlerin ise iş bulmaları şart ve bu noktada devletin eline bakıyorlar …” (Etyen Mahçupyan)
… Bu konuda e-kitap…
Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)
Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişleIZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.
By Şivan Taşkıran on Ağu 1, 2013 in ahlak, Bilim, Kitap Alıntısı, Toplum | 0 Comments
“… Âlemin gözleri aya çevrilmişken biz ruhumuza dönelim. Kendinden geçip de kendini bütün bütün kaybeden insanlığın kendine dönüş devri yaklaşıyor. Varlığından çıkarak tekniğe, maddeye ve makineye sığınan insanlığın, bu hoyrat ve zalim unsurlardan amansız silleyi yedikten sonra “Allah’a doğru kaçacağı” gün uzak görülmüyor. Bugün bütün ruh kuvvetlerini yitiren ve kendi mukaddesatına tüküren nesiller, kaybedilmiş nesillerdir. Bunlar hayat tarlasının çürüyen tohumlarıdır. Onlar, büyük insanlık ve medeniyet sahnesinin gözyaşları ile dolacak uçurumunu açtılar […] Batı dünyasında ilkin aşk içinde hayata kavuşan ilim ve hakikat seferberliği, haris ve zalim otoriteler karşısında isyanla kendine gelebildi. Bizim Tanzimatımız örf ve adetleri düzenleyen bir fermanla değil de ruhları asırlık otoritelerden kurtaran böyle bir isyanla açılsaydı, bugün gerçekten inkılâp yapmış olurduk. Batı dünyası son asırlarında bu hürriyete sayısız kurbanlar verdi…”
… Bu konuda okumak için…
Modern Bir Put: Bilim (Tartışma)
Bilimciler herşeyi parçaladıkları için mânâyı kaybediyorlar. Aşk’ı, Korku’yu, Sevinç’i hormonal “fenomenler” sanıyorlar. Hakikat’in tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya(!) Biz buna “pozitivist iman” diyoruz. Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Konuya eğilen yazarımız Mehmet Bahadır her zamanki nazik üslubuyla “kral çıplak” dedi… Dedi ve bir işaret fişeğini daha ateşledi. Sitede en çok yorum alan yazılardan biri oldu bu makale. Fakat sadece içeriği ve yorum sayısıyla değil, yapılan yorumların kalitesiyle de öne geçti bu çalışma. 100′den fazla yorum alan ve aylar süren ilginç bir tartışmaya vesile olan makaleyi altındaki yorumlarla beraber kitaplaştırdık, ilginize sunduk. Buradan indirebilirsiniz.
By admin on Tem 31, 2013 in Duyuru, edebiyat, internette hayat | 1 Comment
Derin Düşünce’deki yazılarından tanıdığınız Alper Gürkan ve Suzan Nur Başarslan’ın katkılarıyla hazırlanan Heyula.net dergisi yayına girdi. Güçlü bir yazar kadrosu, nitelikli içeriği ile hemen dikkati çekiyor. Ayrıca sade ve ergonomik tasarımı ve özgün görsellerinden dolayı webmasteri de tebrik etmek gerek. Zor beğenen okurlara duyurulur. Gözden kaçmasın.
FaceBook’ta: https://www.facebook.com/heyula.net
Twitter’da: https://twitter.com/heyulanet
By Tavit Kilimciyan on Tem 30, 2013 in CHP, Kemalizmin Zararları, şiddet | 2 Comments
“… Bir “Gezi Ruhu”nun varlığından söz edenler, oradaki “demokratik duyarlılık”tan söz edenler, onu yüceltenler ve hatta bunun Çözüm Süreci’nin önünü açacağını savunanlar haklıysa, bu hamle çok daha kolay başarıya ulaşacak demektir. Ama Gezi’ye baktığında, orada asıl belirleyici olanın 70’li yıllarda sabitlemiş, Soğuk Savaş döneminin “sağcı hükümete karşı mücadele”sini 2013’e taşımaya çalışan Taksim Dayanışması ve onun totaliter mantığı olduğunu savunanlar haklıysa, bu durumda da bunun belirginleşmesini sağlayacaktır. Bakın bakalım, devletin ideolojik tarafsızlığını garanti altına alan bir anayasa yapmak istediğinizde, Kürtlere anadilde eğitim hakkını, başörtülü kadınlara eğitim ve çalışma haklarını iade etmekten, Alevi Sorununu çözmekten, Tekke, Türbeleri kapatan kanunu kaldırmaktan ve azınlıklarla ilgili ayrımcı mevzuatı toptan terk edip Heybeliada’yı açmak istediğinizden söz ettiğinizde bu koalisyon kalacak mı kalmayacak mı? …”
… Çapulcular üzerine okumak için…
Genel seçimler yaklaşırken başladı Taksim Gezi Parkı olayları. İnsanlar öldü, yaralananlar, tutuklananlar oldu. Taksim’deki sanat galerileri bile yağmalandı. Maddî zarar büyük: Yakılan otobüsler, özel araçlar, iş yerleri. Ancak hâlâ isyancıların ne istediğini bilmiyoruz. Taksim Dayanışma Grubu’ndan çelişkili açıklamalar geliyor. Polisi ya da göstericileri suçlamadan önce şunu bilmek gerekiyor: “Çapulcular” ne istiyor? Daha fazla demokrasi? Sosyalizm? Devrim? Darbe? Elinizdeki e-kitap bu sorulara cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.
Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?
4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.
Dünyada da tuhaf şeyler oldu:
“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:
Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.
By my on Tem 30, 2013 in İslam, Kitap Alıntısı, Soyut Sanat (Kaynak) | 0 Comments
“… yeni sanat tarihi ilmi kendi güzellik anlayış ve ilkelerini daha çok kadim yunan sanatı ve sonrası batı sanat anlayışından almaktadır. Son zamanlarda bu ilimde meydana gelen değişiklikleri saymazsak, bu ilim bireyi her zaman sanat yapıtının tek yaratıcısı olarak kabul etmiştir. Ve bu disiplinin yaklaşımına göre bir sanat eseri bu bireyselliği yansıttığı oranda başarılı bir sanat eseri olarak kabul edilmektedir. Oysa İslâm’a göre güzellik aslında tümel ve evrensel hakikatin tecelli etmesinden ibarettir. Bu yüzden de yeni sanat tarihi ilminin genellikle islam sanatı hakkında olumsuz yargılara varması hiç de şaşılacak bir durum değildir …”
… Bu konudaki makaleler…
… Soyut Görme Kabiliyeti Üzerine…
… İslâm sanatından örnekler …
Kaynak Metinler için bu kategori
By my on Tem 29, 2013 in darbe, devrim, Gezi Parkı terbiye edilebilir mi?, Öfke | 9 Comments

başbakanın mezarda yatan annesine “orospu” dedikten, “devleti tanımıyorum, başbakanı asalım” diye haykırdıktan bir kaç gün sonra aynı devletten koruma istemek…Aynı devletin polisine, mahkemesine sığınmak… Gezi parkı devrimcilerinden bir Marx, bir Mandela, bir Nazım Hikmet ya da bir Che çıkmadı. Devrim uğruna canlarını, mallarını, özel hayatlarını, hatta evlatlarını feda eden bu otantik devrimciler düşmanlarında bile bir saygı uyandırmışmardı. Oysa bizim Taksim Dayanışması’ndaki çakma devrimciler sattılar davalarını. Kimi “ben yapmadım o yaptı” diye arkadaşını sattı, kimi gidip başbakanın elini öptü. Gezi’deki göstericilere para veren, otellerinde yatıranlar da çark ettiler, AKP’ye övgüler düzüyorlar şimdi. Bu koca adamlar niye böyle yalakalık yapıyorlar?
Daha önce dediğimiz gibi zulme direnen meşru öfke ehlileştirilmez. Haksızlığa isyan edenler para ile satın alınmaz, polisten, hapisten, sürgünden ve ölümden korkmaz. Ama bir de hayvanî ökfe vardır. Trafik tıkanınca açar camı, ana avrat küfreder. Öndeki taksinin çam yarması şöförü elinde sopayla gelince öfkeli adam tırsar, köpek gibi sırıtır, yılışır, yalakalık yapar. « Ağbim yannış annadın » filan demeye başlar. Çünkü öfkesi meşru değildi. Benlik iddiasında, adalet değil intikam peşindeydi. (Bkz. Derin insan kitabı) Yani zulme direnmek, O’nun rızası için öfkelenmek başkadır, benlik iddiasıyla öfkelenmek başka.
Gezi parkı’nın devrimcileri(?) sayesinde bir kez daha anladık ki İnsan’ı hayvanlardan ayıran üç korku varmış: Ayıplanma korkusu, polis korkusu ve ALLAH korkusu. Bu korkuların üçü birden ortadan kalkınca insanlar hayvanlaşıyormuş; hatta hayvandan beter oluyormuş. Taksim Dayanışma’nın öfkesi de nefsanîymiş. Çünkü kendisinden daha güçlü gelince susmuş, sakinleşmiş. Yani adalet ya da barış imkânı doğunca durmamış, durmak zorunda kalınca durmuş.
Basından iki küçük alıntıyı ve arkasından Read the rest