Zulm evi viran olur yer Kabe olsa da, kan içenin içerler kanını haşa ilah olsa da »
By Ali P. on Ağu 9, 2013 in Hz Mevlânâ, İslam, Mesnevî, Tasavvuf | 0 Comments
Önceki YazılarBy Ali P. on Ağu 9, 2013 in Hz Mevlânâ, İslam, Mesnevî, Tasavvuf | 0 Comments
By Ayla Chignardet on Ağu 9, 2013 in İnsan Müzikleri | 0 Comments
By Aisha Benghazi on Ağu 9, 2013 in Erdem, Sivil Toplum | 0 Comments

Kesk’in “Rojova’da katliam var” diye yürüdüğü pankart,1983 tarihli Erzurum Kars depreminden
kaynak: https://twitter.com/erdemli1toplum
… Abdestli sosyalistleri, Türk Solunu ve sosyalizmi anlamak için…
Sosyalizm İslam’a uyar mı? (Tartışma)
Bir yanda zekât üzerinden eşitlikçi bir İslâm yorumu yapan anti-kapitalist Müslümanlar. Diğer tarafta bir türlü iktidar olamayan, sosyalizmi bilmeyen, kemalizmi demokrasi zanneden devletçi, hatta darbe yanlısı bir Türk solu.
Türk solu geçmişiyle yüzleşemekten korkuyor. Solcunun solcuyu katlettiği 1 Mayıs 1977 bir tabu. Deniz Gezmiş’in ulusalcı duruşunu da eleştiremiyorlar. Evet… Türk solcuları iktidara yürümek için bir koltuk değneğine muhtaçlar. Peki ya İslâm? Sosyalizm İslâm’a ne kazandırabilir? Sosyalist devletlerin Müslümanlara yaptığı onca eziyetten sonra Müslümanlar sosyalizm ile ittifak yapabilir mi? Derin Düşünce okurları tartıştılar, biz de kitaplaştırdık. Buradan indirebilirsiniz.
Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün. Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.
Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?
Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok. Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.
By my on Ağu 9, 2013 in İslam, Kitap Alıntısı, Soyut Sanat (Kaynak) | 0 Comments
“… Kiliselerde bulunan ikonaksların kırılmasıyla ilgili sorulan bir soruya ki bu tür eylemler İslâm’ın etkisi altında Hıristiyan dünyasına meydana geliyordu, ökümenik konsey şu cevabı vermiştir: “Tanrı mutlak zatı itibariyle hiçbir şekilde resim edilemez. Zira bu anlamda Tanrı’nın tasavvuru mümkün değildir. Ancak ilahi kelam insan suretini kendi asıl sureti şeklinde tezahür ettirip ilahi güzelliğini onda yansıttığı için İsa mesih’in suretinin çizilerek insanlara ilahi olanın hatırlatılmasında bir sakınca yoktur.” Şüphesiz bu bakış açısıyla İslâm’ın bakış açısı arasında fahiş bir fark bulunmaktadır ama aynı zamanda her ikisi de ortak bir esasa işaret etmektedir. Bu da insan suretinin ilahi güzelliğin tecelli ettiği bir makam ve mekân olarak kabul edilmesidir. Bugüne kadar Hıristiyanlık noktai nazarından sanatla ilgili yapılan en derin açıklama bir müslüman arif olan muhittin Arabî tarafından yapılmıştır. Bu meşhur ârif Fütuhat-ul Mekkiye adlı eserinde Rum sanatçıların resim sanatını en üst seviyesine ulaştırdıklarını çünkü bunların Hz. İsa’nın (a.s.) kişi olan tabiatını ilahi güzellikleri yansıtan bir şey olarak gördüklerini belirtir. Bu örnekten de anladığımıza göre Müslüman düşünür ve ârifler resim sanatı aracılığıyla ilahi güzelliğin yansıtılabileceğinin farkındaydılar. Ancak bunlar şeriatlarına tâbi olarak din büyüklerinin resimlerinin yapılmasını yasaklayıp hoş görmediler. Yani Müslümanlar ilahi güzellik konusunda teşbihten çok tenzihi tercih ettiler. Zira teşbihî yaklaşımların nihayetinde putperestliğin kaynağı haline geldiklerinin çok iyi farkındaydılar. Kutsal kitapları olan Kuran onlara bu şuuru kazandırmıştı …”
… Bu konudaki makaleler…
… Soyut Görme Kabiliyeti Üzerine…
… İslâm sanatından örnekler …
Kaynak Metinler için bu kategori
By Katrin Baskiotis on Ağu 9, 2013 in atatürkçülük, Kemalizmin Zararları | 0 Comments
“… Cumhuriyet’in kuruluşunda dine karşı ciddi bir antipati ve kibirli bir bakış temel ideolojik karakterdi. Pozitivist, radikal aydınlanmacı İttihatçılar ve onların B takımı Mustafa Kemal ile arkadaşları, Osmanlı’nın yıkılış nedenini, İslam’ın akıl ve çağdışılığına bağlamışlardı. 1793’te Jakobenlerin bir süre Hıristiyanlığı yasaklamalarından feyz aldıkları belliydi. Maalesef Türkiye’nin koyu dindar halkları böyle bir şeyi kabul edecek olgunlukta değildi henüz. O nedenle sadece İslam’ın kamulaştırılmasına girişildi. Avrupa’nın dini sadece “öteki” dünyaya değil, başka bir evrene postalamış olması ne iyi olmuştu! Bu sayede Avrupa cenneti akıl aracılığı ile yeryüzüne indirmiş, zenginliğe, adalete bu dünyada yaşarken de ulaşılabileceğini göstermişti. Bolşevikler de aynı yoldan gidiyor, Ortodoks-Çarlık arkaizmini dini çökerterek aşıyorlarsa, bunda bir hikmet olmalıydı. Rasyonel Batı, arkaik Doğu’yu teslim almış ve Doğu bu üstünlüğü kabul etmişti. Artık Batı’yı taklit etmekle ondan nefret etme arasında debelenmekten başka bir şey yapamayacaklardı …” (Markar Esayan)
… Bu konuda e-kitap…
Tarih şaşırmaktır
Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz.
Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”
Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.
“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış
By Şivan Taşkıran on Ağu 8, 2013 in Bilim, Eğitim, Toplum | 0 Comments
“… Biz Batı’nın iki şeyini yanlış anladık; iki yüzünü tersinden gördük: ilmini ve ahlakını. Batılılaşmak isterken onun ilmini alıp ahlakını almamak kararını verdik. İlimle ahlakın aynı kökten çıktığını bilemedik. İlmi de güya almak isterken, bir müze malı gibi veya bir şöhret kürkü gibi mahfazalar ve bohçalar içerisinde güzidelerle münevver geçinenlerin temaşasına mahsus, cemiyetin hayatıyla alakasız bir antika eşyası halinde aldık. Gümrükten çıkarıp kütüphanelere yerleştirdik. Birçok şeyleri ezberden bilenlere diploma dağıttık, kürsüler sunduk. Üniversite binalarını sultan sarayları kadar muhteşem yaptık. Bugüne kadar hala anlayamadık ki ilim bir müzeyi andıran üniversite sarayının dört duvarı arasına hapsedilecek bir esir değildir. Üniversiteyi ne kadar muhteşem bina etseniz, damarlarınızda ilmin hayatı cereyan etmedikçe, onu dışarıdan almak kabil olmayacaktır …”
… Bilim ve Toplum üzerine okumak için…
Maymunist imanla nereye kadar? (Tartışma)
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adaletyoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilikenayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki… Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin epistemolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.
By Arif Selim Aydın on Ağu 7, 2013 in 12 Eylül, 27 Mayıs, 28 subat, darbe, Ergenekon Nedir? | 0 Comments
Sanıkların kimlikleri ve aldıkları ceza miktarından soyutlayarak ele aldığımızda Ergenekon gibi bir davanın Türkiye’de görülmesi ve mahkûmiyet ile neticelenmesi devrim niteliğinde bir olaydır. Türkiye’deki ceza sistemi ilk defa her bakımdan imtiyazlı oldukları toplumun tüm kesimleri tarafından kanıksanmış devlet görevlilerine nüfuz etmiş, sımsıkı giyindikleri dokunulmazlık zırhları delinmiştir.
Bu davanın ehemmiyetini Türkiye siyasi tarihini resmi anlatımın dışında okuyanlar iyi bilmekteler; bir asırdır devlet eşittir ordu idi ve ülkeyi genelkurmay yönetirdi. Bu yönetim ülkenin genel politikalarını tespit etmek ve yürütmekten ibaret kalmıyordu; daha ötesinde işler çevirmek zorundaydılar. Çünkü bir gücü elde tutmayı sürdürebilmek onu ele geçirmekten daha zordur. Bunu çok iyi bilen odaklar bir gecede darbe yaparak iktidarı devirdiklerinde meselenin orada bitmediğinin farkındaydılar. Gayri meşru iktidarlarını sürdürmek için tümden bir hukuk düzenini ideolojilerine göre dizayn etmelerinin yanında toplumun belli kesimlerini düşman belleyip onlarla mücadele içinde oldular sürekli. Memleketin son otuz yıldaki en köklü sorunu kabul edilen terör sorununun bir türlü nihayete erdirilmemesine bu açıdan da bakmak faydalı olacaktır. Yanı sıra “irtica sorununu” da tabi…
Fakat davanın esas ne ifade ettiğini bu gerçekleri teorik olarak bilenlere değil, söz konusu gücün zulmüne maruz kalmış, örneğin, binlerce faili meçhule evladını, eşini, kardeşini, babasını kurban vermiş ailelere sormak lazım; laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle başörtülü eğitim hakkı ellerinden alınmış, üniversite kapılarında ağlatılmış kızlara sormak lazım. Fişlenmiş, dışlanmış, horlanmış, hayatı alt üst edilmiş insanlara sormak lazım. Ancak o zaman bu davanın Türkiye için tarihi önemi daha iyi anlaşılır.
Bu konuda binlerce hikâye var. Birinci ağızdan dinlediğim bir tanesini de ben anlatayım, 90’lı yılların başında gerçek gücün kimin elinde olduğunu ve neler yaşandığını gösterecek olan. Güneydoğudaki köylerin birinde bir delikanlı, sorgulanmak üzere götürüldükten sonra kendisinden bir daha haber alınamamıştır. Baba, evladının faili meçhule kurban gittiğini tahmin emektedir, ama bir ümit işte, araştırmalarına da devam etmektedir. Belki de sadece cesedinin bulmak niyetindeydi. ( Berfo anayı hatırlayınız). Bu arada belirtelim: faili meçhul deniliyorsa, faili gerçekten meçhul olduğu için değil, sadece tetiği bizzat çeken ya da asit kuyusuna atan ya da canlı canlı helikopterden atan (evet, öldürmek kastıyla yüzlerce metre yüksekliğe çıktıktan sonra aşağı atılanlar da oldu) bilinmediği için bu ifade kullanılabilir. Yoksa adres Read the rest
By my on Ağu 7, 2013 in Görmek, Göz, Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır | 1 Comment
“… Ucu yanmakta olan bir sopayı eline alsan da tez tez, sağa sola oynatsan, göze durup duran, kesilmeyen bir ateş çizgisi gibi görünür. Ömür de pek tez akar gider de, bu yüzden devamlı duruyormuş gibi görünür. Ucu ateşli bir dalı hızla sallasan, o ateş noktası sana, uzun bir çizgi gibi görünür. […] Ömür, ırmak gibi yeniden yeniye gelir gelir akar gider, yenisi gelir. Fakat biz, bu akışı, kesintisiz olarak görürüz. Bu ömür uzunluğu, bu sürüp giden zaman, yaratılışının süratindendir. Cenâb-ı Hakk’ın yeniden yeniye ve hızlı yaratması ömrü böyle uzun ve dâimî gösteriyor …” (Mesnevî’den)
Nokta gerçekten acayip bir kavram. Matematik dersinde “boyutsuz” diye ögreniyoruz. Varlığı ölçülemez, cismen yok, kavram olarak var. Biraz büyükçe olsa “benek” denir, “leke” denir, daire veya kare biçiminde olur. Gerçek nokta boyutsuz. Ama bu boyutsuz nokta hareket edince çizgi meydana geliyor. Çizgi de gizemli bir kavram. Yokluk diyarından gelen, tasavvur edilen Nokta’nın Varlık diyarına geçip tezahür etmesi, görünür olması. Karagöz perdesinde “aktörlerin” görünmesi gibi. Çizgi’nin boyu var ama eni yok. Bir eni, kalınlığı olsa şerit olur, kurdela gibi uzun bir dikdörtgen olur. Ama öyle değil. Çizgi iki düzlemi, komşu iki sathı birbirinden ayırıyor ama kendine ait bir satıh yok. Yukarıdaki satırların Read the rest