İslam Sanatı 7: Silahlar »
By my on Ağu 28, 2013 in Soyut Sanat (Örnekler) | 0 Comments
Bu resimler “Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır” isimli yazı dizisinin bir parçasıdır. Eserleri tam boy görmek için: Read the rest
Önceki YazılarBy my on Ağu 28, 2013 in Soyut Sanat (Örnekler) | 0 Comments
Bu resimler “Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır” isimli yazı dizisinin bir parçasıdır. Eserleri tam boy görmek için: Read the rest
By Tahsin K. on Ağu 27, 2013 in Barış, İsrail, Ortadoğu, Suriye | 0 Comments
… Bu konuda okumak için…
Yahudi oldukları için mi zalimler?
İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor!
Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederimFilistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden.Buradan indirebilirsiniz.
Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor. Ancak ne askerî ne de ekonomik olarak bu iki ülkeye üstünlük sağlayamayan insanlar Afganistan’da, Filistin’de, Irak’ta ABD bombaları altında can vermeye devam ediyorlar. Barışçı yollarla bir şeyler yapmaya niyetli, “yangına gagasıyla su taşıyanlar” ise Amerikan kamuoyunu uyarma çabasında. Fakat ne yanmış yıkılmış okullar, ne de kolları bacakları kopmuş bebek fotoğrafları Amerikalıların vicdanını uyandıramadı.
Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
Amerikan’ın bu saldırganlığı sıradan Amerikalılara da büyük zarar veriyor aslında. Sadece Irak’ın işgali için harcanan yüz milyarlarca dolar ile ülkelerini baştan yapabilir, zengin-fakir demeden herkese yüksek kaliteli sağlık ve eğitim hizmeti götürebilirlerdi. Oysa milyonlarca Amerikalı sefalet içinde yaşıyor. Kimi ekonomik kriz yüzünden kimi Katrina kasırgası gibi bir doğal felaketlerden dolayı evini, işini kaybetti. Devlet ise bu insanları yüz üstü bıraktı. Neden?
Bu 37 sayfalık kitap klişelerin ötesinde bir bakış açısı öneriyor. Buradan indirebilirsiniz.
By Ali P. on Ağu 27, 2013 in İnsan Müzikleri | 0 Comments
By Aisha Benghazi on Ağu 26, 2013 in 12 Eylül, 27 Mayıs, 28 subat, darbe, Ergenekon Nedir? | 0 Comments

… Bu konuda okumak için…
Kendi ülkesini işgal eden ordu
Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASIyaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.
By admin on Ağu 26, 2013 in Figüratif Sanat, Görmek, Göz, Resim Sanatı, Uygar(?) Batı | 0 Comments
“… Bir an için renk körü olan bir imparator hayal edin. Başkalarının renkleri görmesine, renkler üzerine konuşmasına, renklerle duygulanmasına o kadar sinir oluyor ki renkleri, boyaları yasaklıyor. Ülkede herşey siyah-beyaz. Sadece açık ve koyu griye müsamaha var. Bir müddet sonra lisan, akıl ve vicdan da köreliyor. Çünkü renklerden konuşamayan insanlar “kırmızı, mavi, yeşil” gibi kelimelerle birlikte birşeyi tercih etmenin mânâsını da yitiriyorlar…
İşte böyle tektipleştirici bir süreç olan Rönesans dönemi sanıldığı gibi “Yeniden Doğuş” değil bir cinayetti. Bu dönemde Avrupa sanatında figüratif resim ve merkezî perspektif gibi teşbih unsurları tenzih unsurlarına galip geldi . Taklide yönelen Avrupa sanatı Rönesans ile birlikte hızla dünyevîleşti, ticarete ve ideolojik kavgalara alet oldu. Rönesans sanatı manevî güçten yoksun bir sanattı. Zira Sanat’ın aslî rolü olan maddeden mânâya intikâl ettirme, aşkınlık hali (fr. transandance) yok olmaya yüz tuttu. Eskisi gibi “okunan” değil gösTeren bir sanat vardı artık. Mesaj objektif, seyirci ise edilgendi. Bu yüzden yeni sanatın muhatabı kalp değil akl-ı meaş olacaktı. Ruhlar aç bırakılırken nefisler dünya nimetleriyle kışkırtılacaktı.
[…]
Arka plan gibi, film dekoru gibi objektif, filmin aktörlerinden ve senaryosundan bağımsız. Merkezî perspektif tek doğru cevabı olan bir matematik sorusu gibi. Sanatçının indî, öznel dünyasından eser yok. Kim çizerse çizsin perspektif kurallarına uyulacak ve netice aynı olacak. Haliyle merkezî perspektif insandan insana değişen güzellik yargısını da devre dışı bırakan bir tasvir yöntemi. Peki estetik hürriyetini kaybeden ressamın ahlâkî hürriyetini muhafaza etmesi mümkün mü?
“… Dünyanın perspektifle yapılmış resmi teatraldir. Gerçeklik duygusu ve sorumluluk bilincini yitirmiş bir dünya görüşünün kaynağı da budur. Bu türden bir dünya görüşü açısından yaşam artık edim [amel] değil sadece bir gösteridir …” (Pavel Florenski, Tersten Perspektif)
![]()
… Bu konudaki makaleler…
… Soyut Görme Kabiliyeti Üzerine…
… İslâm sanatından örnekler …
Kaynak Metinler için bu kategori
By Tavit Kilimciyan on Ağu 25, 2013 in Uygar(?) Batı | 1 Comment
… Amerikan medeniyeti(?) üzerine okumak için…
Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor. Ancak ne askerî ne de ekonomik olarak bu iki ülkeye üstünlük sağlayamayan insanlar Afganistan’da, Filistin’de, Irak’ta ABD bombaları altında can vermeye devam ediyorlar. Barışçı yollarla bir şeyler yapmaya niyetli, “yangına gagasıyla su taşıyanlar” ise Amerikan kamuoyunu uyarma çabasında. Fakat ne yanmış yıkılmış okullar, ne de kolları bacakları kopmuş bebek fotoğrafları Amerikalıların vicdanını uyandıramadı.
Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
Amerikan’ın bu saldırganlığı sıradan Amerikalılara da büyük zarar veriyor aslında. Sadece Irak’ın işgali için harcanan yüz milyarlarca dolar ile ülkelerini baştan yapabilir, zengin-fakir demeden herkese yüksek kaliteli sağlık ve eğitim hizmeti götürebilirlerdi. Oysa milyonlarca Amerikalı sefalet içinde yaşıyor. Kimi ekonomik kriz yüzünden kimi Katrina kasırgası gibi bir doğal felaketlerden dolayı evini, işini kaybetti. Devlet ise bu insanları yüz üstü bıraktı. Neden?
Bu 37 sayfalık kitap klişelerin ötesinde bir bakış açısı öneriyor. Buradan indirebilirsiniz.
By my on Ağu 24, 2013 in Göz, İslam, Verme hakkı | 0 Comments
“… Sahip oldukları imkân ve nimetlerden dolayı insanları kıskanıp, onların dünyalıklarıyla kalbini meşgul etmen câhillik olarak sana yeter. Onlar kendilerine verilenlerle kalplerini meşgul ederlerken, sen sana verilmeyenlerle kalbini meşgul ettiğin için onlardan daha câhilsin.
Gözün hastalandığında tedavisi için hemen çâreler aramaya başlarsın. Bunu sadece onunla dünyanın fâni güzelliklerini görmekten mahrum kalmayasın diye, dünyanın zevklerinden haz almak için yaparsın. Oysa kalp gözün kırk senedir hastadır da onu tedavi ettirmeyi düşünmezsin. Düşün ki, koca bir ömrün baş tarafı hebâ oldu gitti; hiç olmazsa sonunu korumak gerekir.
Bir kadının on evlâdından dokuzu ölse, geriye sadece bir tanesi kalsa, o kadın bütün sevgisini o biricik yavrusuna adamaz mı? Sen de ömrünün çoğunu bitirdin; hiç olmazsa geriye kalan az bir kısmının kıymetini bil, onu da faydasız yerlerde tüketme. ALLAH’a yemin ederim ki, senin asıl ömrün; doğduğun günden beri olan süre değil; bilakis ALLAH’ı tanıyıp bildiğin günden beri geçen süredir …” (Gelin Tacı Hasta Kalplerin İlacı)

… E-Kitap okumak için…
Hamza Yusuf ile İslâm’ı anlamak
Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai tarafından yapılan iki tercümeyi içeriyor:
Hamza Yusuf Hanson 1960 yılında Amerika’nın Washington Eyaletinde dünyaya geldi; Kuzey California’da büyüdü. 1977 yılında müslüman olduktan sonra on yıl boyunca İslâm coğrafyasında Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuzey ve Batı Afrika gibi bölgeleri gezdi. Farklı ülkelerde iyi büyük alimlerden icazet aldı. Hamza Yusuf bu seyahatten sonra ülkesine dönerek Dinler Tarihi ve Sağlık Hizmetleri alanlarında diploma aldı. Dünyanın dört bir tarafında İslâm hakkında konferanslar veren Zaytuna Enstitüsü’nü kurdu. Batıya İslâm’ı sunan, İslâmî ilimlerin ve geleneksel metodlarla eğitimin yeniden canlanmasını amaçlayan Enstitü, dünya çapında üne sahiptir. Shaykh Hamza Yusuf, Fas’ın en prestijli ve en eski Üniversitelerinden birisi olan Karaouine’de ders veren ilk Amerikalı öğretim görevlisi olmuştur. Bunların yanısıra, klasik haline gelmiş geleneksel bazı Arapça metinleri ve şiirleri modern ingilizceye tercüme etmiştir. Halen eşi ve beş çocuğuyla birlikte Kuzey California’da yaşamakta. Buradan indirebilirsiniz.
Bilim ve teknoloji alanında buluşumuz pek yok ama gün geçmiyor ki din konusunda yeni bir icat çıkmasın. Televizyon karşısında merakla “acaba bugün neler caiz ilan edilecek, neler haram edilecek?” diye merakla bekliyoruz. Bektaşi’ye sormuşlar: “İslam’ın şartı kaçtır?” diye, “Birdir!” demiş. “Hac ve zekatı siz kaldırdınız, oruçla namazı biz kaldırdık, geriye kelime-i şahadet kaldı”. Ben kelime-i şahadetten de emin değilim, her an bir profesör çıkıp “böyle bir şey yoktur, imanın şehadeti mi olur?” diye ortaya çıkabilir. […] İlahiyat profesörlerinin bir büyük zararı da bu oldu. Din’in siyaset gibi, futbol gibi, tartışılacak, insanın bilgisinin olmasa da fikrinin olabileceği bir alan olduğu tevehhümü oluşturdular. Her şeyin kutsallığını bozdular. Artık bacak bacak üstüne atıp çiğ ağzımızla Allah, peygamber ne demek istemiş “muhakeme” yapıyoruz hiç ar duymadan, hepimiz birer küçük şeyhülislam, birer fetva emini… hangi hadis uydurma, hangisi sahih şıp diye gözünden anlayıp ayetleri engin din bilgimizle şerh ediyoruz. Şu muhakemelerin bolluğundan da dini yaşamaya bir türlü sıra gelmiyor. Halbuki bir güzel insanın dediği gibi: “Din öğrenmekle yaşanmaz, yaşandıkça öğrenilir”.
Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai’nin kaleme aldığı yazılardan ve tercüme ettiği makalelerden oluşuyor: Hamza Yusuf, Noah Feldman, Charles Townes, Marc Levine ve Karen Armstrong ile İslâm, Hayat ve Bilim üzerine… Buradan indirebilirsiniz.
By Tavit Kilimciyan on Ağu 24, 2013 in Ekonomi, Kapitalizm, Liberal Totalitarizm | 0 Comments

“… İspanya’daki ekonomik kriz, özellikle çocukların hayatını olumsuz etkiliyor. Ülkede birçok okul, gelenlere en az bir öğün gıda sağlamak için kapılarını açık tutuyor. İşsiz aileler de çocuklarının sağlıklı beslenmesi için bu merkezlerin yolunu tutuyor. Ülkesinden kaçıp Avrupa’da kendilerine yeni hayat kurmaya çalışan gençler de büyük zorluklarla karşılaşıyor.
Uluslararası Para Fonu, (IMF) bütçe açığını kapatmak için yoğun çaba gösteren Fransa’yı uyardı. IMF, Fransa’nın büyümeyi desteklemek adına gelecek yıl vergileri arttırmadan kamu harcamalarını kısması gerektiğini duyurdu. Yapılan açıklamada ayrıca Fransa’da bu yıl üretimin hafifçe gerilemesinin ve 2014’te ılımlı bir büyüme göstermesinin beklendiği dile getirildi. Uluslararası Para Fonu, geçen ay da Fransa’da büyüme için rekabet gücünü arttırılması gerektiğini duyurmuştu …” (EuroNews)
… Bu konuda e-kitap okumak için…
Atina’da, Roma’da, Madrid’de ve Washington’da artık halkın değil bankaların dediği oluyor. Batı’da demokrasi geriliyor, yeni bir düzen kuruluyor. Alıp satma özgürlüğü nasıl oldu da halkı bankaların kölesi yaptı?
İnsanî değerlerin değil maddî değerlerin hakim olduğu her toplum kendi arsızlığı altında ezilmeye mahkûm aslında. Thomas Jefferson, George Washington, Max Weber, Hannah Arendt, Karl Marx ve Alexis de Tocqueville’in eserlerinde ısrarla üzerinde durulan bir mesele bu. Zenginleşmeye ve para ile daha çok haz almaya odaklanan insanlar bencilleşiyorlar. Siyasetten, cemiyetin dertlerinden uzak, oy kullanmaya bile üşenen bir güruh çıkıyor meydana.
Tam da bu yüzden Batı’da demokrasinin en büyük düşmanı batılı insan modeli oldu. Kendini özel hayatına hapseden, lüks tüketime, tatile, konfora odaklanan batılı insanlar politikadan uzaklaştılar. Bu refah toplumunun bireyleri diğer insanların dertlerine duyarsızlaştı. Para bu süreçte kutsallaştı. Yine bu yüzden bankalar ve bankacılar ilahlaşarak hukukun üstüne çıkabildiler.
İşte bu fikrî zemindir sermayeyi aşırı büyüten, savcıları, hakimleri bile etkisiz hale getiren. Bankacılarına söz geçiremeyen batı toplumları tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler… Peki 2008 ekonomik kriz süreci nasıl gelişti? Krizi tetikleyen ve büyüten ne oldu?
Bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Yaklaşık 40-50 kişilik bir ekip. Kriz sürecinden zenginleşerek ve güçlenerek çıktılar. Banka kurtarma operasyonlarıyla halen zenginleşmekteler.
Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:
By Şivan Taşkıran on Ağu 24, 2013 in #DirenGezi’nin Faydaları, Irkçılık, Kemalizmin Zararları, Laiklik | 0 Comments

… Bu konuda okumak için…
Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”
Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.