Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Tersten Perspektif / Pavel Florenski »

cizgi“… Perspektif, taraftarlarınca iddia edildiği üzere, gerçekten şeylerin doğasını mı ifade ediyor, ve bu yüzden her yerde ve her zaman sanatsal doğruluğun kesin bir önkoşulu olarak mı görülmesi gerekiyor? Yoksa yalnızca bir şema özelliği mi taşıyor, hatta kapsamlı bir dünya tasarımını karşılamayan bir çok olası şemadan, belirli bir dünya görüşüne ve tanınlanmış bir algılama biçimine bağlı olarak ortaya çıkan pek çok dünya yorumundan biri mi sadece? […]

Beş yüzyıllık bir tarih boyunca başarısızlığa uğramış bu deneyimin ardından şunu itiraf etmekten başka çaremiz yokmuş gibi görünüyor: Dünyanın perspektifle oluşturulmuş imgesi bir algı durumu değil, olabildiğince güçlü ve fazlasıyla souyt düşüncelerin taleplerinin bir sonucudur […]

Geometrik soyutlama biçiminde de olsa, bir harita yeryüzünün gerçek biçiminin yerine bir başkasını koymaz, aksine yalnızca onun belli özelliklerine işaret etmeye yarar. Temsil, biz bu temsil yoluyla ve onun aracılığıyla ilkörnğe tinsel olarak yöneldiğimizde bir resim olarak görülebilir. Ve bizi kendi sınırlarının ardına taşıyamadığında, aksine sözgelimi sadece gerçekliğin benzerleriyle uğraştırdığında ve sahte bir gerçekliğe takılıp kalındığında bir resim olamaktan çıkar. Temsil edilen ve temsil eden arasındaki eşleşme hangi ilkelerden yararlanılarak yapılmış olursa olsun, bir temsil, zorunlu olarak sadece işaret ederek gösterebilir ya da ima ederek anlatabilir. […]

… Buna şu şekilde karşı çıkılabilir: “Ama bir evin üç yanını eş zamanlı olarak görmek mümkün değil ki!” Eğer bu haykırış doğru olsaydı, o zaman üzerinde düşünmek gerekirdi. Zaten bir evin sadece üç değil, iki duvarını, hatta tek bir duvarını bile eş zamanlı görmek mümkün değildir. Eş zamanlı olarak gördüğümüz hiçbir şey yoktur, aksine eşzamanlı değil, art arda görürüz ve dört ya da üç duvarlı bir ev görüntüsünü hemen bunun ardından elde ederiz, biz bir evi zaten bu biçimde tasarlarız. Canlı bir tasarımda, gelişme, iç içe geçme, değişme ve çatışmalardan meydana gelen kesintisiz bir süreç gerçekleşir …” 

 

perspektif

 

 

Piyasanın kestiği parmak acımaz! »

piyasanin_kestigi_parmak_acimaz

“… Şu an yeni dengeden oldukça uzağız. Ancak, burada 2 TL seviyesini isteyenlerin amacı, bu seviyenin üstünde spekülatif ataklarla -örneğin hızla 2.20 gibi seviyeleri görmesi- TCMB’nin politika faizi konusundaki direncini kırmak ve Türkiye’nin, yeniden yüksek faiz-gereksiz değerli TL kısır döngüsünün idare ettiği, içerideki finansal oligarşiyi besleyen ‘eski’ ekonomik çevrime geri dönmesidir.  Türkiye’yi buraya döndürmek basit bir parasal-finansal operasyon değildir. Bu, örtülü yeni bir IMF anlaşmasıdır. Cuma günkü yazımızda anlattık ve Dünya Bankası’ndan aldığımız verilere dayanarak grafiklerini de yayınladık. 

Aslında bu süreç, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için, 2012 başından itibaren başlamış. 2012 başında başta ‘The Economist’ olmak üzere Londra ve Washington kaynaklı ekonomi medyası gelişmekte olan ülkelerin büyüme düşüşleriyle Avrupa’ya yaklaşması gerektiğini söylemeye başladı. Economist dergisi, 2011 Aralık ayında 2012 için yayınladığı öngörünüm notlarında Türkiye büyümesini, bizim Orta Vadeli Program hiç ortada yokmuş gibi, yüzde 2 civarında tahmin ediyordu. Sonra IMF, 2.2 gibi bir öngörüde, daha doğrusu telkinde bulundu. Biz de bu telkin doğrultusunda büyümeyi düşürdük. Ama 2012 yılında Türkiye’ye giren net portföy yatırımları 6 milyar 274 milyon dolarla 2000 yılından beri en yüksek seviyeye ulaşıyor ve Brezilya’nın 5.599 milyon dolarlık net girişlerini de geçiyordu …” (Cemil Ertem)

 

… Bu konuda okumak için…

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

 

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın”çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda.“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitaptaliberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

 

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

Atina’da, Roma’da, Madrid’de ve Washington’da artık halkın değil bankaların dediği oluyor. Batı’da demokrasi geriliyor, yeni bir düzen kuruluyor. Alıp satma özgürlüğü nasıl oldu da halkı bankaların kölesi yaptı?

İnsanî değerlerin değil maddî değerlerin hakim olduğu her toplum kendi arsızlığı altında ezilmeye mahkûm aslında. Thomas Jefferson, George Washington, Max Weber, Hannah Arendt, Karl Marx ve Alexis de Tocqueville’in eserlerinde ısrarla üzerinde durulan bir mesele bu. Zenginleşmeye ve para ile daha çok haz almaya odaklanan insanlar bencilleşiyorlar. Siyasetten, cemiyetin dertlerinden uzak, oy kullanmaya bile üşenen bir güruh çıkıyor meydana.

 Tam da bu yüzden Batı’da demokrasinin en büyük düşmanı batılı insan modeli oldu. Kendini özel hayatına hapseden, lüks tüketime, tatile, konfora odaklanan batılı insanlar politikadan uzaklaştılar. Bu refah toplumunun bireyleri diğer insanların dertlerine duyarsızlaştı. Para bu süreçte kutsallaştı. Yine bu yüzden bankalar ve bankacılar ilahlaşarak hukukun üstüne çıkabildiler.

İşte bu fikrî zemindir sermayeyi aşırı büyüten, savcıları, hakimleri bile etkisiz hale getiren. Bankacılarına söz geçiremeyen batı toplumları tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler… Peki 2008 ekonomik kriz süreci nasıl gelişti? Krizi tetikleyen ve büyüten ne oldu?

Bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Yaklaşık 40-50 kişilik bir ekip. Kriz sürecinden zenginleşerek ve güçlenerek çıktılar. Banka kurtarma operasyonlarıyla halen zenginleşmekteler.

Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:

  1. Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler?
  1. “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?
  2. Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?

 Buradan indirebilirsiniz.

 

Kürt Çözümü Alevileri CHP’den kurtarabilir mi? »

Twitter: @mehmtalaca

Cumhuriyet ideolojisinin artığı olarak günümüze taşınan Kürt ve Alevi sorunlarının geri planında tekçileştirme anlayışı yatmaktadır. Zira yaratılan Türk üst kimliği Kürtleri, İslam ortak kimliği Alevi ve gayrimüslimleri dışlarken; Türk-İslam sentezi ise hepsini topluca dışlamıştır. Türkiye Kemalist ideolojiyle cumhurileştikçe, Kürtler hak taleplerinde sertleşmiştir. PKK bu sertleşmeden yararlanarak çabuk mobilize olmuş ve Benedict Anderson’ın milliyetçilik bir ‘mutasavver cemaat’e dayanır ifadesi PKK’da yoğun biçimde makes bulmuştur.

Alevilerin ise büyük şehirlere göçe etmeden önceki kırsaldaki yaşamı inançlarını icra etme açısından daha uygundu. 1960’larda kente göçen Aleviler tekke ve zaviye yasağından dolayı inançlarını aşikar bir şekilde yaşayamadılar ve kentte Sünniler arasında kendilerini kırsaldaki gibi Read the rest

Piero della Francesca tanrıları gökten yere indirince… »

kamcilama

İtalyan Rönesans’ının en büyük isimlerinden biri olan Piero della Francesca’nın 1469 senesinde yaptığı “Kamçılama” isimli tabloya bakıyoruz. Arka planda Hz İsa’nın (a.s.) kamçılanma sahnesi görünüyor. Sağda, önde başka insanlar var. Konu İncil’den, (Yohanna 19, 1; Markos 14, 65;…) ama yine de acayip bir resim zira Hristiyan sanatında görmeye aşina olmadığımız şeyler var. Tablonun ana teması olan “Kamçılama” arkaya itilmiş, küçük (=önemsiz) gösterilmiş. Sağda duran başka insanlar daha büyük (=önemli) resmedilmiş. Fakat daha da acayip bir şey var bu resimde: Ressamın seyircisini bakTırdığı yer. Piero della Francesca olup bitene karşıdan bakıyor ve bizi de böyle bakmaya davet ediyor. Yani şu o an bulunduğum yerden. Tabloda Hz İsa’nın (a.s.) çilesi arka plana itilmiş. Dünya kaygısı uhrevî duyguların önüne geçmiş:

 “Mühim olan Benim bakış açım, Benim çıkarlarım, Benim ilişkilerim; bunlar hemen, şimdi, Benim bulunduğum yerden nasıl görünüyor?”

“Mona Lisa Yalan Söylüyor!” başlıklı bölümde dinî perspektifle çizilmiş Budist, Taoist ve Hristiyan sanat eserlerinden örnekler vermiştik. Bu örneklerde ressamlar “önemli” olayları ve kişileri diğerlerinden daha büyük çiziyor, bazen de dağları, eşya ve binaları önemli kişilere doğru adeta eğilmiş gibi resmediyorlardı. Yani manevî bir perspektif hakimdi.

Bu tabloda ise Hz İsa’nın (a.s.) diğer insanlardan küçük çizilmesi, herkes gibi merkezî perspektife tabi tutulması Rönesans’ta zihinlere egemen olan hümanizmin Read the rest

Kendini mücahit zanneden figüranların dikkatine »

Aynı konuda:

  1. Kâfirin silahıyla mücahid olunur mu?
  2. Somali: Korsan mı, balıkçı mı? (Yoksa mücahit mi?)
  3. Mali: Fransa para etmeyen “değerler” için savaşır mı?
  4. Tombuktu’da çocuk öldürmenin Paris’teki faydaları
  5. Fransa ve Amerika neden teröre destek oldu?
  6. Suçlu emperyalizm mi? Sosyalist ordular da Müslüman katletti (1979 – 1989)
  7. Uranyum ve Altın için İnsan Öldüren Uygar(!) Batı Geliyor!
  8. (sakın!) Kurtarma operasyonu – Cezayir şike mi yaptı?
  9. Onlar Ahmet Davutoğlu’dan özür dileyecekler
  10. Uygar(!) Avrupalının Kürt Katiline Silah Verdiği Gün

 

“… başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da yaşanan gerginlikler savunma sanayi şirketlerini uçurdu. Son 8 ayda Amerika borsaları yüzde 20’nin üzerinde değer kazanırken, ABD savunma şirketlerindeki artış yüzde 50’ye yaklaştı. Uçak parçalarının, motorların ve çeşitli havacılık sistemlerinin küresel ölçekte önde gelen üreticilerinden olmasının yanında askeri uçaklar da üreten Honeywell Internationals’ın yılbaşında 49.68 milyar dolar olan piyasa değeri dün itibariyle 62.83 milyar dolara Read the rest

YAKINDA: Tanrısal perspektif ve beşerî perspektif »

dali-mantegna

 

“… Farklı perspektiflerden çizilmiş iki sahne. Sağdaki tablo İstanbul’un fethinden kısa bir süre sonra, 1490 senesinde Andrea Mantegna tarafından yapılmış. Ressam seyircisini Hz İsa’nın (a.s.) ayak ucundan baktırıyor, acziyet şuuruna davet ediyor bizi sanki? Nasırsız, bebek ayağı gibi resmedilmiş ayak tabanları ve yüzdeki bitkinlik ifadesi de hemen dikkati çekiyor. Kilise resimlerinde görmeye alışık olmadığımız kadar beşerî bir tasvir. Kısa bir süre önce oğlunu kaybeden ressam Mantegna’nın yüreğini yakan evlât acısı fırçasına, boyasına sinmiş. Soldaki resim ise asırlar sonra, 1951’de yapılmış bir tablo; Salvador Dali’nin fırçasından Aziz Yohanna’nın çarmıha gerilmesi. Rönesans, Aydınlanma(!), Endüstri devrimi ve iki dünya savaşı geçmiş aradan. Dali’nin perspektifi zenginleşen Avrupa’nın yükselen değerlerini yansıtıyor: Benlik, bencillik, kibir! Tanrı eğer BEN olsaydım Aziz Yohanna’yı işte böyle görürdüm! Dali Mantegna’nın tam tersi, tanrısal bir perspektif seçmiş, tepeden bakıyor ve bizi de oradan baktırıyor. Tabi bu tanrı Hristiyanların inandığı “Tanrı” değil Dali’nin icad ettiği, göklerde gezen ama insan gibi gören bir tanrı. Mekândan münezzeh değil ve tıpkı bizim gibi katı cisimlerin arkasını göremiyor… Perspektifin böyle bir özelliği var işte. Alttan, üsten, önden ya da arkadan… Seçilen bakış açısı teknik bilgiyi değil ressamın ve yaşadığı dönemin zihniyetini, maneviyatını yansıtıyor …”

… Bu konudaki makaleler…

  1. Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır
  2.  Figüratif resim sanat mıdır?
  3.  Âl-i İmrân Suresini Okusaydı İslâmcı Olmayacaktı!
  4.  Müslümanca sanat bir yağmur duasıdır…
  5.  Batıyı “normal” zanneden için İslâm anormal olur
  6.  Güzel eşya ve güzel ahlâk
  7.  Avrupa’nın sanattan istifa ettiği gün
  8.  Benlik sanatı, bencillik sanatı 
  9. İslâmî sanat kalbe hitab eder, batıda ise muhatab akıldır
  10. Mona Lisa Yalan Söylüyor!

… Soyut Görme Kabiliyeti Üzerine…

… İslâm sanatından örnekler …

  1. İç Mekânlar
  2. Seramik
  3. Mozaik
  4. Metal işçiliği
  5. Hat
  6. Taş
  7. Silahlar

Kaynak Metinler için bu kategori

Istanbul (Not Constantinople) »

30 Ağustos Zaferi Olmasaydı Ne Olurdu? »

Eğer Kurtuluş Savaşı’nı kazanmasaydık İngilizler, Fransızlar ve Yunanlılar ülkemizi işgal ederdi. Direnmemizi engellemek, maneviyatımızı yıkmak için camilerimizi ahıra, hatta geneleve çevirlerdi. Eğer ülkemiz kafirlerin yönetiminde olsaydı Kur’an yasaklanır, alimlerimiz idam edilirdi. Sırf evinde Kur’an veya dinî kitap var diye sıradan insanları tutuklayıp zindana atarlardı. Kim bilir? Belki ezan bile okunamaz olurdu. Eğer Kurtuluş Savaşı’ndan zaferle çıkmasaydık ordumuz da dinsiz bir ordu haline getirilirdi. Paşalarımız namazı terk eder hatta içkili, kumarlı eğlencelere kapılıp giderdi. Belki namaz kılan askerlerimiz bir suçlu gibi fişlenirdi.

Kâbus gibi ama, belki musikimiz bile yasaklanır, dergâhlar, dernekler kapatılırdı. Belki zorla kâfirlerin müziği TEK seçenek olarak dayatılırdı okullarda. Sadece müzik mi? Kılık kıyafetimize bile yasak koyarlardı. Kendi giysilerini bize zorla giydirirlerdi.

Eğer ülkemiz kâfirlerin eline geçseydi kadınlarımızın başörtünü bile yasaklayabilirlerdi. Böyle kâfir işgâli altında bir Türkiye’de (ALLAH korusun) kadınlarımız ve kızlarımız sırf tesettürlü oldukları için okullara, mahkemelere, devlet hastahanelerine sokulmazdı. Ecdadımızdan bizi koparmak için alfabemizi bile değiştirirdi bu soysuz köpekler. Babamızdan, dedemizden kalan kitapları okuyamaz olurduk. Baksanıza, Vietnam’ı ve Cezayir’i işgla eden Fransa neler yapmış? Araştırsanıza, Hindistan’da dokumacı esnafın ellerini neden kesmiş Büyük(?) Britanya’nın askerleri.

Ya ekonomimiz ne halde olurdu hiç düşündünüz mü? Eğer savaşı kaybetseydik gavurlar bizim ağır sanayi kurmamızı engeller, enerji bağımsızlığımızın önüne set çekerlerdi. Kendi uçağımızı, arabamızı, kendi ilacımızı, silahımızı yapamazdık. Bunun yerine Britanya sömürgesi gibi,  işgalci güçlere hizmet edecek biçimde şekillenirdi Türkiye ekonomisi. Hammadde tedariki, lojistik ve montajdan başka hiç bir işi beceremezdik.

Eğer Kurtuluş Savaşı’nı kaybetseydik Millî Misak sınırları içinde olan Musul ve Kerkük yabancıların eline geçerdi. Petrol veya kıymetli herhangi bir şey Türkiye’ye bırakılmazdı. Kâfirler yönetseydi bizi Batı Trakya’daki soydaşlarımıza bile sahip çıkamazdık.

Fakat bunların hepsinden daha korkunç bir şey var, onu da söyleyeyim mi? Eğer kâfirler yönetseydi memleketi, 1000 yıllık tarihimizi, dinimizi, kültürümüzü ezip geçtikleri o yas gününü bize bayram diye öğretirlerdi. Biz de ecdadımızın mezarı ve silinen hatıraları üzerinde tepinir, kâfir bandosuyla tören yapar, nutuk atar, bayrak asardık.

Çok şükür bunların hiç biri olmadı. 30 Ağustos bayramınız kutlu olsun. Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Atatürk!

… Bu konuda okumak için…

 

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz. 

 

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz. 

Kadın hakları ve Kemalizm

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

 

Türk bankaları Türkiye’ye zarar verir mi? »

MonopolyTurkiye

“… Bankacılık sektörü geçen yıl 23.5 milyar, bu yılın 5 ayında 11.4 milyar net kar etmiştir. Türkiye’de bankalar ekonomi içinde orantısız bir konuma sahip durumdalar. Türkiye’deki 249 sanayi kuruluşunun 49 banka kadar bile kar edemediği dikkate alındığında ekonominin reel sektör gücünün kuvvetlendirilmesi ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Bankacılık sektörünün 2013’ün ilk 5 ayında faiz gelirleri 44.6 milyar lira, toplam faiz dışı gelirler ise 12.6 milyar lira olarak gerçekleşti. Bu yılın ilk 5 ayında bankaların vatandaştan aldığı komisyon ve banka hizmeti ücretleri 8.9 milyar liraya ulaştı. […]

“AK Parti iktidarında devletin ödediği faiz 2011’de yüzde 16.6’ya, 2012’de yüzde 17.6’ya düşürülmüştür. Bu durumda Türkiye’deki faiz lobisini son derece rahatsız etmiştir. Zira faizler yüzde 60’larda devam etmiş olsaydı faiz lobisi 11 yılda 642 milyar lira ilave para kazanacaktı.” […]

“Kaos lobisinin güdümündeki faiz lobisinin amacı Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ekonomik krizler çıkartmak, yönetim değişiklikleri marifetiyle önce teknokratları, daha sonra kontrol edebilecekleri kadroları iş başına getirmektir. Bunun son örneği İtalya ve Yunanistan’da görülmüş geçiş hükümeti olarak teknokrat yönetimler oluşturulmuş mevcut siyasi kadrolar tasfiye edilmiştir. Son dönemde Türkiye ve Ortadoğu’da yaşananların arkasında kaos lobisi bulunmakta. Lobi Suriye ve Mısır meselesinde başı çekmekte …”

  (Metin Arslan / Bugün)

 

… Bu konuda okumak için…

 

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

Atina’da, Roma’da, Madrid’de ve Washington’da artık halkın değil bankaların dediği oluyor. Batı’da demokrasi geriliyor, yeni bir düzen kuruluyor. Alıp satma özgürlüğü nasıl oldu da halkı bankaların kölesi yaptı?

İnsanî değerlerin değil maddî değerlerin hakim olduğu her toplum kendi arsızlığı altında ezilmeye mahkûm aslında. Thomas Jefferson, George Washington, Max Weber, Hannah Arendt, Karl Marx ve Alexis de Tocqueville’in eserlerinde ısrarla üzerinde durulan bir mesele bu. Zenginleşmeye ve para ile daha çok haz almaya odaklanan insanlar bencilleşiyorlar. Siyasetten, cemiyetin dertlerinden uzak, oy kullanmaya bile üşenen bir güruh çıkıyor meydana.

 Tam da bu yüzden Batı’da demokrasinin en büyük düşmanı batılı insan modeli oldu. Kendini özel hayatına hapseden, lüks tüketime, tatile, konfora odaklanan batılı insanlar politikadan uzaklaştılar. Bu refah toplumunun bireyleri diğer insanların dertlerine duyarsızlaştı. Para bu süreçte kutsallaştı. Yine bu yüzden bankalar ve bankacılar ilahlaşarak hukukun üstüne çıkabildiler.

İşte bu fikrî zemindir sermayeyi aşırı büyüten, savcıları, hakimleri bile etkisiz hale getiren. Bankacılarına söz geçiremeyen batı toplumları tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler… Peki 2008 ekonomik kriz süreci nasıl gelişti? Krizi tetikleyen ve büyüten ne oldu?

Bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Yaklaşık 40-50 kişilik bir ekip. Kriz sürecinden zenginleşerek ve güçlenerek çıktılar. Banka kurtarma operasyonlarıyla halen zenginleşmekteler.

Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:

  1. Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler?
  1. “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?
  2. Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?

 Buradan indirebilirsiniz.

 

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

Mona Lisa Yalan Söylüyor! »

mona_lisa

Avrupalılar 18ci asırdan beri kendi göbek deliklerini dünyanın merkezi, Rönesans’ı da medeniyetin başlangıcı sanıyorlar. Olabilir. Sansınlar. Ya biz? Askerî ve iktisadî hakimiyetleri sebebiyle biz de öyle sanıyoruz. İşin acı tarafı bu. Gözlerimiz kamaşıyor Batı’ya her baktığımızda. Kristof Kolomb’un Hindistan’a giderken yanlışlıkla Amerika’yı “keşfettiğini” bile yutturdular bize. Bu yalanı gerçek zannetmekle başladı herşey. Oysa başka insanlar binlerce yıl önce Kuzey Amerika kıtasına geçip yerleşmişlerdi. Ataları Kamçatkalı ve Kuzey Sibiryalı olan yerlilerin açısından bakarsak Kristof Kolomb kâşif değil yolunu kaybetmiş beceriksiz bir denizciydi. Peki sadece Bering Boğazı’ndan Alaska’ya geçen çekik gözlü Asya halkları mı biliyordu Amerika’yı? Hayır. Vikingler de çoktan keşfetmişlerdi bu kıtayı. Kolomb’dan 500 yıl önce Boston’dan Terre-Neuve’e uzanan bölgede koloniler kurmuşlardı. Ama Hristiyan olmadıkları için midir bilinmez, adamdan sayılmadılar uzun müddet.

da_vinciGeçelim. Rönesans döneminde Amerika gibi yeniden keşfedilen bir başka şey var ki akıllara zarar: Adı perspektif. Sanat tarihi kitaplarına bakarsak mucidi Floransalı mimar Brunelleschi (Ö. 1446). Tabi perspektifi uygulamaya koymuş olan ünlü ressamların da adı geçiyor Sanat’ın tarihini anlatan kitaplarda: Leonardo Da Vinci, Piero Della Francesca, Andrea Mantegna… Çoğu aynı zamanda matematikçi ya da mimar. Da Vinci’nin ve Leon Battista Alberti’nin perspektif üzerine yazılmış kitapları var. Özetle şöyle diyorlar:

 “… Uzaktaki cisimleri daha küçük çizin, yaklaşan cisimlerde kontrast daha belirgin olsun, uzaklaştıkça pastel renkler ve daha zayıf bir kontrast kullanın (bkz. Mona Lisa) uzaklaştıkça paralel çizgiler birleşsin, vs…” Read the rest