Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Amerika’nın keşfi / Discovery of America / اكتشاف أمريكا »

Ne değildir?

Yeni bir kıtanın keşfi değildir. Bir keşif bile değildir.

Nedir?

Okyanus’ta kaybolmuş, Küba’ya yakın küçücük bir adayı Hindistan zannetmiş olan açgözlü bir denizci için kuru gürültü kopartarak kanlı bir işgali “keşif” diye yutturma çabasıdır. Gerçekte ne kuzey ne de güney Amerika keşfedilmemiş, Avrupalılarca işgal edilmiştir.

Neden yutuyoruz?

Bizim okul kitapları da böyle saçmalıyor. Zira adı “millî eğitim” olsa da bu kurum millî değildir, yaptığı iş de eğitim değildir:

“… Avrupalılar 18ci asırdan beri kendi göbek deliklerini dünyanın merkezi, Rönesans’ı da medeniyetin başlangıcı sanıyorlar. Olabilir. Sansınlar. Ya biz? Askerî ve iktisadî hakimiyetleri sebebiyle biz de öyle sanıyoruz. İşin acı tarafı bu. Gözlerimiz kamaşıyor Batı’ya her baktığımızda. Kristof Kolomb’un Hindistan’a giderken yanlışlıkla Amerika’yı “keşfettiğini” bile yutturdular bize. Bu yalanı gerçek zannetmekle başladı herşey. Oysa başka insanlar binlerce yıl önce Kuzey Amerika kıtasına geçip yerleşmişlerdi. Ataları Kamçatkalı ve Kuzey Sibiryalı olan yerlilerin açısından bakarsak Kristof Kolomb kâşif değil yolunu kaybetmiş beceriksiz bir denizciydi. Peki sadece Bering Boğazı’ndan Alaska’ya geçen çekik gözlü Asya halkları mı biliyordu Amerika’yı? Hayır. Vikingler de çoktan keşfetmişlerdi bu kıtayı. Kolomb’dan 500 yıl önce Boston’dan Terre-Neuve’e uzanan bölgede koloniler kurmuşlardı. Ama Hristiyan olmadıkları için midir bilinmez, adamdan sayılmadılar uzun müddet …” (Bkz. Mona Lisa Yalan Söylüyor!)

Tavsiye okuma:

  1. Gerçek sonrası / Post-Truth / Post-vérité / عصر ما بعد الحقيقة »
  2. Büyüme / Growth / Croissance / نمو »
  3. Hoşgörü / Tolerance / толерантность / تسامح »
  4. Az gelişmiş ülke / Underdeveloped Country / بلد متخلف »
  5. Uluslararası adalet / International justice / العدالة الدولية »
  6. Demokrasi / Democracy / Демократия /デモクラシー/ ديمقراطية »
  7. Kuvvetler ayrılığı / Separation of Powers / Séparation des pouvoirs / فصل السلطات »
  8. İlerleme / Terakki / Progrès / ترقی / تقدم »
  9. Muhafazakârlık / Conservatisme / سياسة محافظة »
  10. İnovasyon /イノベーション / инновация / التجديد »
  11. Hudud / Sınır / граница / Frontière / الحدود »
  12. Çağdaş / Modern / Contemporary / معاصر »
  13. Bilgi toplumu / Information society / مجتمع المعلومات »
  14. İktisad / Economy / οικονομία / اقتصاد »
  15. Kapitalizm / Capitalism / капитализм / رأسمالية »
  16. Ulus-devlet / Etat-Nation / الدولة القومية »

 

… E-kitap indirmek için…  Read the rest

Rönesans / Renaissance / نهضة »

Ne değildir?

Yeninden doğuş, diriliş değil.

Nedir?

Rönesans, Avrupa’nın cahilliyye dönemidir.

Neden?

Rönesans yeniden doğuş değil Avrupa’nın kendi kafasına sıkmasının adıdır. Rönesans’ı iyi bir şey gibi, ilerleme, ıslahat, ihya anlamında kullanılması yanlıştır: “Türk rönesansı, İslâm rönesansı…” Kaldı ki Avrupa’nın Rönesans ve hümanizm virüsü bizim akademisyenlerimizi, ilahiyatçı ve güzel sanatlar camiasını fazlasıyla ifsad etmiştir.  Kapital’in –izm olması Rönesans’la mümkün oldu. Ekonomi hayatın parçası iken hayat ekonominin parçası oldu. Rönesans, sanat ve felsefenin ölümüdür. Epistemolojik çökme yüzünden bilim ahlâkı çöktü. İnsana hizmet eden bilimden silah olan bilgiye geçiş Rönesans’ın lâdinî/seküler kafasıyla mümkün oldu.

Tavsiye okuma:

  1. Dikkat Kitap: Rönesans’ın Kara Kitabı
  2. Çağın Dini Hümanizm / Cemil Meriç
  3. Erwin Panofsky: Resim sanatında hümanizm ve laiklik
  4. Estetizasyon / Ayartma / aestheticisation »
  5. İlerleme / Terakki / Progrès / ترقی / تقدم
  6. Hoşgörü / Tolerance / толерантность / تسامح
  7. Çağdaş / Modern / Contemporary / معاصر
  8. Dikkat Kitap: Sen insansın, homo-economicus değilsin!

… Daha fazla e-kitap için…  Read the rest

Eylül ayında en çok okunan kitaplar »

Geride bıraktığımız eylül ayında e-kütüphanemizde 40.033 kitap okundu. Savaş, strateji ve jeopolitik kitapları özel bir ilgi gördü ama birincilik Ufuk Coşkun’un eğitim konulu eseri. Derin Lügat ve Derin İnsan bu şampiyon kitaplar listesinin eskimeyen üyelerinden. Ne mutlu bize ki sanat, felsefe, ekonomi ve psikoloji konulu kitaplar ilk 20’yi işgal etti, siyaset kitaplarına neredeyse hiç yer bırakmadı. 40.033 okumanın %75’ini teşkil eden 20 kitabın tam listesi şöyle:

  1. Kemalist Eğitimin Zararları
  2. Kürtlerin Tarihi Üzerine
  3. Derin Lügat 7.0
  4. Derin İnsan
  5. Petrol kandan ağırdır
  6. Savaş Meydanda Değil Masada Kazanılır
  7. Senin tanrın çok mu yüksekte?
  8. Bir pozitivizm eleştirisi
  9. Kitap Tanıtan Kitap 1
  10. Roman nedir? Nasıl Yazılır?
  11. Zaman Nedir?
  12. Derin Savaş
  13. Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır
  14. İslâm’da Mimar ve Şehir
  15. Banka Ordudan Tehlikelidir!
  16. Sen insansın, homo-economicus değilsin!
  17. Rönesans’ın Kara Kitabı
  18. Liberalizmin Kara Kitabı
  19. Fethullah Gülen’i iyi bilirdik
  20. Derin Göz

Coğrafya Kaderdir »

Seçmiyoruz. Kaderimizin yönünü belirleyen bazı şeyleri seçmiyoruz. Hangi anne babadan doğacağımızı, cinsiyetimizi, mensup olduğumuz kavmi, doğacağımız tarihi, doğacağımız yeri… Seçmediğimiz bu şeyler, seçebildiğimiz diğer kimlik ve kişilik özelliklerimizle birlikte  hayatlarımıza yön veriyor. Bu nedenledir ki Ali Şeriati bu seçemediğimiz özellikleri bağlayıcılıkları nedeniyle insanın 4 zindanı olarak tanımlamış. Dünyaya imtihana gönderilmiş insanoğlu 4 zindan/bağlayıcı unsur ile karşı karşıyadır; Doğa, tarih, toplum ve insanın bizzat kendisi… Doğa, reddedemeyeceğimiz tüm fiziki imkanlar ve biyolojik yönleri ile yaşadığımız coğrafyadan, seçmediğimiz cinsiyetimize kadar hayatımızda belirleyicidir. Mensup olduğumuz toplum  birey olarak hepimize farkında olarak ve çoğunlukla farkında olmadan benimsettiği davranış kuralları, dünya görüşü ve yaşam pratikleri ile hayatımızda belirleyici hatta bağlayıcı olabiliyor. Tarih ise toplumun ve coğrafyanın geçmişinin bireylere yüklediği sorumlulukların kaynağıdır. Ve en son ki zindan kişinin kendi egosu yani enesidir. Benliğimiz kendimizin seçmeden bünyemizde ve etrafımızda bulduğumuz unsurları idare edecek bir merkezdir. İnsan tüm bu seçmediği ve seçtiği unsurları, kendisinden sonrakileri bağlayacak şekilde her seferinde yeniden terkip örerek kurtuluş ve yıkım arasında bir gelecek inşa eder.

Bastığımız yer, yani toprak, yani coğrafya seçmeden önümüzde bulduğumuz unsurların içinde en önemlilerinden biri. Çünkü toprak bir hafıza taşıyor üstünde yaşayanlar için… Üretim biçimleri, doğal zenginlikler, ticaret yolları, göçler vb. üstünde yaşanan her şeyin izini toprakta bulmak mümkündür. Bu nedenle coğrafya üstünde yaşayanlar için kaderdir. Kader deyince, kişinin elinin kolunun bağlı olduğu ve yaşamakla zorunlu olduğu (cebri) düşünülmesin. Kader aslında ölçü demektir. Hayatta her şeyin bir ölçüsü vardır,  bizlerin bildiği veya bilmediği. Batı dünyası doğanın bu ölçülü, kurallı yapısına “determin” demişlerdir. Kader kelimesinin bir farklı söylenişinin Türkçemize “kadar” diye geçmiş olduğunu unutmazsak, insan oğlunun doğanın bu kurallı yapısı içinde seçmiş olduğu seçeneklerin, doğanın ölçüsü dahilinde yaratılmaya başlandığını ve seçimlerimizin sonuçlarının, doğanın o ölçüsü içinde netice verdiğini anlayabiliriz. Öyleyse eğer toprağa bir tohum attıysak ve gerekli olan şartlar (doğru zamanda yağmur, güneş vs) meydana geldiyse, belirli bir zaman sonra o tohumun meyve vereceğini tahmin etmek zor değildir. Hatta yapmış olduğumuz seçim bizi bağlar, yani kaderimizdir. Tabi rüzgar eken fırtına biçer. Yaşadığımız yere ne tür bir emek verdiysek ona göre bir netice alırız. Read the rest

Su için yeni bir dünya savaşı çıkacak mı? »

Yağmur duası yerine savaş duası…

  • Aralık 2012’de ABD’nin Oragon eyaletinde bulunan 200.000 nüfuslu Jackson şehrinde çiftçi Garry Harrington “yağmur suyunu izinsiz kullanma suçundan” 30 gün hapse mahkûm edildi.
  • Güney Afrika’da kadınların su getirmek için yürüdüğü mesafe, dünya-ay arasındaki uzaklığın 120 katı. 600.000 beyaz çiftçi, 15 milyon zenciden daha fazla su tüketiyor.
  • Hindistan’da suyun özelleştirildiği bölgelerde halk, hane gelirinin %25’ini su faturasını ödemek için harcıyor.
  • Filipinler’in başkenti Manila’da su özelleştirildikten sadece birkaç ay sonra su fiyatı %400 arttı.
  • Bolivya’nın Cochabamba şehrinde suyun Dünya Bankası zoruyla özelleştirilmesinden sonra fiyatlar 3 katına çıktı. Protestolar sırasında 7 insan öldü.
  • IMF ve Dünya Bankası’nın finansmanıyla gerçekleştirilen baraj ve kanallar sebebiyle Tacikistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Kazakistan arasında gerginlik artıyor.
  • IMF ve Dünya Bankası’nın finansmanıyla gerçekleştirilen baraj ve kanallar sebebiyle Etyopya, Sudan ve Mısır arasında gerginlik artıyor.
  • IMF ve Dünya Bankası’nın finansmanıyla gerçekleştirilen baraj ve kanallar sebebiyle Namibya ve Botswana arasında gerginlik artıyor.

Liste böyle uzayıp gidiyor. Ama gerçekten su az mı? Bu sorunun cevabı o kadar da berrak değil. Neden?

Su kime aittir?

İnsan emeğiyle üretilen şeylerin parayla satılması ne kadar doğru ise kulların üretmediği, nimet olarak bahşedilen şeylerin parayla satılması o kadar yanlış. Zira bunlar satılabilir malları üretmek için kullandığımız doğal kaynaklar: Toprak, su, hava, güneş ve tabi hayatı mümkün kılan diğer maddî unsurlar yani canlılık, tohumların ve hücrelerin çoğalması, genetik yapı…

İnsanlar hadlerini bilmez, bu hududa riayet etmezse ne olur? Genlerle oynayan, gıda ve verimli toprak spekülasyonu yapan firmaların giderek artan büyüklükte bir açlığa sebep olduğunu artık hemen herkes görüyor. (Bkz. “Ekmek artık mafyanın ağzında” başlıklı makalemiz). Fakat suyun özelleştirilmesi yani mallaştırılması daha da büyük bir tehlike arz ediyor.

Bu tehlikeyi anlamak için biraz derin kazalım. Nasıl? İsminden başka hiçbir şeyi birleştiremeyen Birleşmiş Milletler’e çevirelim nazarlarımızı. 1919’da Milletler Cemiyeti adıyla kurulurken resmî amacı Avrupa’da barışı korumak olan ama 2ci dünya savaşını engellemekten aciz bir örgüt bu. Hatta zalimce hazırlanmış Versailles anlaşmasına (1919) noterlik yaptığından 2ci dünya savaşına çanak tuttuğunu söylemek yanlış olmaz. 1946’da ismi değiştirilen ve Birleşmiş Milletler adını alan bu örgüte eski Milletler Cemiyeti’nin kurumları kâh aynen, kâh ismi değiştirilerek aktarılmış: UNESCO, WHO, Uluslar Arası Adalet Divanı, Uluslararası Çalışma Örgütü…

Peki, BM 2ci dünya savaşından sonra barışa hizmet etti mi? Soğuk savaş döneminin simgesi Berlin Duvarı yıkıldı ama… ABD-Meksika sınırından Macaristan’a, Filistin’den Pakistan’a kadar her yerde yükselen duvarlar insanlığı parçalıyor. (Bkz. Kudüs’leştiremediğimiz Dünya İsrail’leşiyor ) 30.000 km’yi aşarak dünyanın çevresini saracak uzunluğa yaklaşan bu duvarları seyretmekle yetinen Birleşmiş Milletler’in ismi, insanlık tarihinin en soğuk şakası…

Read the rest

Estetizasyon / Ayartma / aestheticisation »

Ne değildir?

Güzelleştirme değil.

Nedir?

Anlatılan veya tasvir edilen şeyi yavaşlatarak, netleştirerek veya abartarak cazip hale getirme.

Nasıl?

Sanatçı ve sanat teknisyeni diye bir ayrım yapmak gerek öncelikle. Yani sanat yapan ile bazı boyama/oyma yahut söz sanatı tekniklerini uygulayabilen kişi bir değil. (Bkz. Sanat / Eğlence / Entertainment / الفنون). Neden?

Gerçek hayat hızla etrafımızda olup bitiyor ve ayrıntılar üzerinde durup yoğunlaşmaya vaktimiz yok. Yaşadığınız şehrin karmaşasını düşünün meselâ. Ama uydudan çekilmiş bir fotoğraf ya da bir gece manzarası gözünüzü ister istemez çekiyor. Zira şehrinizi gerçekten GÖRME imkânı veriyor size bu fotoğraf. Bir trafik kazası düşünün. İçindeyseniz ne olduğunu bile anlamadan oradan oraya savruluyorsunuz. Ama başkasının yaptığı bir kaza (ya da gazetedeki fotoğrafı) gözünüzü çekiyor. Görsel zekânız buna aç. Bu kazadan zevk almak değil, kazayı anlamaktan zevk almak söz konusu. Bizzat yaşadığınız bir kazada her şey yarım saniyede olup biterken gazetedeki fotoğrafın ayrıntılarında gözlerinizi dakikalarca gezdirebilirsiniz.

Yine bu sebeple romanlarda en ince ayrıntılarına kadar anlatılan bir kır gezintisi Read the rest

Dikkat Kitap: Kemalist Eğitimin Zararları »

“Günaydın çocuklar, nasılsınız?” diyen öğretmene “sağol!” diye bağırmayı öğrenen çocuklarımızın geçmişe ve bugüne mantıklı bir şekilde bakması beklenebilir mi? Mekke, Medine, Kudüs, Balkan Yarımadası ve dünya petrolünün % 60’ını kaybettiğimiz Lozan’ı doğuran olayları bayram diye kutlamamız, müsebbiblerin heykellerini dikmemiz bu yüzden.

Çünkü Kemalist eğitim sistemi Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu nitelikli insanları yetiştirmek için değil Doğu Akdeniz’de İngiliz menfaatlerini korumak için inşaa edildi. “Modern” Türkiye’nin çocukları Batı’ya hayran, kendi tarihini anlamaktan aciz hatta Osmanlıya ve İslâm’a karşı nefret içinde yetişmeliydi. Aksi takdirde geçmişi sorgulayıp 1ci dünya savaşı sonrasında kurulan ve sonradan petro-dolar sistemine dönüşecek olan petro-sterlin “düzenini” bozabilirlerdi. Churchill’in dediği gibi Cumhuriyet Türkiyesi cılız kalması gereken bir ağaçtı; solarsa sulamak, büyürse budamak gerekiyordu.

Britanya dünya hakimiyetinin sürmesi için Musul, Kerkük, İran ve Bakü petrollerinin dünya piyasalarına akmasını engellemek gerekliydi. Çünkü bol ve ucuz petrol, sterlinin değerini düşürmekle kalmaz, Almanya gibi rakipleri sömürge savaşında lider yapabilirdi. Üstelik Türkiye önderliğinde doğabilecek İslâm birliği projeleri Mısır’ı da çekim alanına dahil edeceğinden Londra’yı Hindistan’a bağlayan Süveyş yolu da tehlikeye düşüyordu.

İşte “3 tarafı deniz, 4 tarafı düşmana çevrili cennet vatan” paranoyası bu sebeple üretildi. Çağdaş ve laik Türkiye’nin evlâdı, Kavala yahut Halep’te yatan dedesinin mezarına bile pasaportla gidecekti. Eskiden vali gönderilen yerlere şimdi büyük elçi atanıyordu. Churchill’in dediği gibi “iki petrol kuyusunun etrafına sınır çizen” İngiliz, bir gecede ülkeler icad edilmişti. Ama Kemalist millî(!) eğitimin iğdiş ettiği beyinler bunu sorgulamaktan aciz. Körfez ülkeleri, Basra yolunun, İsrail, Doğu Akdeniz’in petrol tıpası olacaktı. Türkiye hem Rusya’nın güneye doğru genişlemesini engelleyecek hem de Bakü petrolünün Avrupa’ya ulaşıp fiyat kırmasına mani olacaktı. Diğer yandan Lazkiye ve Hayfa’dan dünya piyasalarına erişen Musul ve Kerkük petrolü bir gün pekâlâ Türkiye’den geçip İskenderun’a akabilirdi ve bu da Londra için büyük bir risk unsuruydu.

Kısacası, Britanya için gerçek tehdit güçlü bir ordu veya zengin devletler değil Türklerin uyanıp kim olduklarını hatırlamalarıydı. Şu halde dünya petrollerinin %60’ına çökmüş, Afika ve Asya’yı sömüren İngilizler için yapılacak tek bir şey vardı: Kullanışlı aptallar yetiştirecek bir eğitim sistemi kurmak ve bunu Türklere “millî eğitim” diye yutturmak.

Eğitimle ilgili sorunlarımız nasıl düzelir? Yahut birgün düzelir mi? Elinizdeki bu kitapta Ufuk Coşkun Kemalist eğitimin sorunlarına işaret etmekle kalmıyor, bir yandan çözümler önerirken bir yandan da millî eğitimin ideolojik, tarihi ve kültürel arka planını gözler önüne seriyor.

Milat Gazetesi yazarı, bolgepostasi.com Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Coşkun’u televizyondaki tartışma programlarından ve eğitim konulu çalışmalarından tanıyorsunuz. Bizzat eğitim dünyasının sorunlarını içeriden yaşayan Coşkun aynı zamanda “Kürdüm Doğruyum Çalışkanım” ve “Yeni Sömürgecilik ve Bağımsız Sivil Toplum Kültürü” kitaplarının da yazarı.

Ufuk Coşkun’un “Kemalist Eğitimin Zararları” adlı kitabını buradan indirebilirsiniz.

Temmuz ayında en çok okunan kitaplar »

Geride bıraktığımız temmuz ayında e-kütüphanede 33.092 kitap okundu. Jeopolitik, strateji, savaş ve sanat tarihi ile ilgili kitaplar okurlarımızın yaz tatilini nasıl değerlendirmek istediği konusunda bize net bir fikir verdi. Saman alevi gibi yanıp sönen yapay gündemlere kapılmadan kendi gündemini oluşturan bu takipçilerimizi tebrik ediyoruz. Toplam okumanın %66’sını teşkil eden ilk 15 kitap şöyle:

  1. Sen insansın, homo-economicus değilsin!
  2. Banka Ordudan Tehlikelidir!
  3. Derin Lügat 7.0
  4. Derin Savaş
  5. Petrol kandan ağırdır
  6. Derin İnsan
  7. Savaş Meydanda Değil Masada Kazanılır
  8. Zaman Nedir?
  9. Edward Hopper’ı okumak
  10. Rönesans’ın Kara Kitabı
  11. Derin Medeniyet
  12. Liberalizm Demokrasiyi Susturunca
  13. Senin tanrın çok mu yüksekte?
  14. Kitap Tanıtan Kitap 5
  15. Bir pozitivizm eleştirisi

…Yeni yazarlar ve kitaplarla tanışmak için…

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin77 kitap indirin Nisan ayında en çok okunan kitaplar Haziran ayında en çok okunan kitaplarKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimler de bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

Sizinle paylaşacağım hiçbir şey yok: Nikâhına beni çağırabilirsin ama nikâhıma karışamazsın »

Reel sorunların dikkate alınmadığı buna mukabil suni gündemlerin sıkça konuşulduğu bir gündemden bunalmış biri olarak yazabilecek imkânımın olmasına şükrederek uzun zaman sonra Derin Düşünce’de beni okuyacak olanlara selam ederek yazıma başlayayım.

Bu ülkede binlerce kadının, çalışma ve eğitim hakları bir gecede ellerinden alındığında, bu baskı ve şiddet ortamını destekleyenler ayrıca yapılan zulmü meşru gösterenler bugün çıkmış “kıyafetime karışma” diye eylem yapıyor, hayır kıyafetlerine karışan olsa elimde bir pankartla en ön safta destek vereceğim ancak öyle bir durum da yok… Suni bir gündemin ortasına çekiliyoruz, bu suni gündem yabancı basında olay oluyor, ortada reel bir vukuat da yokken… Bu suni gündemler bizleri malayân ile meşgul ederken, fehmine güvendiğimiz isimler başörtülü kadınları incitecek ifadelere imza atıyorlar, yoruluyoruz…

Bu ülkede bir gecede alınan kararlar ile binlerce başörtülü kadının çalışma ve eğitim hakkı elinden alınırken ve o kadınlar bariz şiddete maruz kalırken ki başörtülü sorunu çözüldüğünde bile kendilerine “başörtülü kotası” kadar yer verilirken ideolojik olarak farklı kesimlerin uzlaştığı tek bir nokta vardı: “Başörtülü kadınların ne yapıp yapamayacağına ben karar veririm.” Laik, seküler, erkek, egemen olmayı başörtülü Müslüman kadınlar üzerinde tahakküm kurma yetkisi olarak görenlerin uzlaştığı tek nokta bizdik ve o noktanın altında da ezilebileceğimiz kadar ezildik ancak artık ezilmek istemiyoruz.

Kendisine hürmet ettiğim, sevdiğim Hayrettin Karaman Hocam biz başörtülü kadınları inciten bir yazı yazmış, ben hocama bir kardeşi olarak aynı perdeden cevap veremem ancak kırgınlığımı da kendim ve birçok başörtülü kadın adına üslubunca ifade etmek zorundayım. Hayrettin Hoca, görmüş geçirmiş biri, bildiği gördüğü bizden fazladır, sigara denen zehrin zararlarını anlatmış, anlatsın da ama başörtülü kadınları bu denli rencide edecek seviyede bir yazıyı ilmen kendisine yakıştıramadım. Açıkçası merak ediyorum; “Sizinle paylaşacağım çok şeyim var” ne demek…

Hadi diyelim hoca yaşça büyük olmasının verdiği tavırla kız kardeşlerini edebe davet etti, peki edep sadece kadınların davet edileceği bir şey mi? Bizler Müslümanlar olarak birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye etmekle yükümlüyüz, burada muhatap hakkı ve sabrı kullanamayanlardır, bu tavsiyenin de cinsiyeti yoktur; kadın, erkek, çocuk… kim varsa edebe davet edilir, sadece kadınlara has davet olmaz, olsa da bu üslup ile olmaz.

Read the rest

Don Quijote / Miguel De Cervantes »

  • Bu dünyanın bütün mutlulukları bir gölge, bir rüya kadar geçici, kır çiçekleri kadar kısa ömürlüymüş.
  • İffetli kadın tıpkı berrak, pırıl pırıl bir ayna gibidir; bir nefesin dokunuşuyla bile donuklaşıp kararabilir. İffetli kadın, değerli bir yadigâr muamelesi görmelidir: sevilmeli, ellenmemelidir. İffetli kadın çiçeklerle, güllerle dolu, sahibinin kimsenin çiğnemesine, ellemesine izin vermediği güzel bir bahçeymişçesine korunmalı, takdir edilmelidir. Kokusunun ve güzelliğinin uzaktan, demir parmaklıklar arkasından takdir edilmesi yeterlidir.
  • Eğer aşkım ,beni esiri olduğum o vefasız güzele bütün varlığıyla bağlamamış olsaydı,özgürlüğümü bu güzel kızın gözlerine feda ederdim.
  • Bu yeryüzünde hiçbirşey yok ki Tanrı onu önceden bilmemiş ve istememiş olsun.
  • Neşe ve keder inanın gözbebeğindedir. Nasıl bakarsan öyle görürsün.
  • Korkunun etkilerinden biri, duyuları bulandırmak ve nesneleri olduğundan farklı göstermektir.
  • Hepimiz ölüme mahkûmuz; bugün varız, yarın yokuz; koyun ne kadar çabuk giderse, kuzu da o kadar çabuk gider ve bu dünyada hiç kimse, Tanrı’nın vermek isteyeceğinden daha uzun bir ömür vaat edemez kendine. Çünkü ölüm sağırdır; kapımızı çaldığında hep acelesi vardır ve yalvararak, zor kullanarak, kılıçla, duayla oyalamak mümkün değildir.

…Yeni yazarlar ve kitaplarla tanışmak için…

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin77 kitap indirin Nisan ayında en çok okunan kitaplar Haziran ayında en çok okunan kitaplarKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimler de bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri: