Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

İnsancıklar / Dostoyevski »

insanciklar-dostoyevski-24Sanki içerde hiç kimse yaşamıyormuş gibi odalarından çıt çıkmaz. Çocuklarının sesini bile duymazsınız, etrafta koşuşturup oynadıklarını görmezsiniz. Ne kötü bir şey! Bir keresinde bir akşam odalarının önünden geçiyordum, nasıl olduysa ev de pek gürültülü değildi, işte o zaman içerden hıçkırık sesi geldiğini duydum, fısıldaşmalar ve sonra yine hıçkırıklar geldi. Birisi ağlıyordu. Durum öyle acıklıydı ki içim parçalandı. Bütün gece bu zavallılar aklımdan çıkmadı, gözümü uyku tutmadı.

Evet benim değerli dostum Varenka, şimdilik hoşça kalın. Bütün yeteneğimi kul anarak size onları anlattım.

Bütün gün sizi düşündüm. Kalbim sızladı. Sıcacık bir mantonuz olmadığını biliyorum. Rüzgârı ve karla karışık yağmuruyla şu Petersburg bahan insanı öldürür Varenka! Tanrı bizi böyle havadan korusun! Yazı tarzım için kusura bakmayın ne olur! Elimden ancak bu kadarı geliyor. Sizi neşelendirebilmek için aklımdan geçen her şeyi yazıyorum. Keşke biraz okumuş olsaydım, her şey bambaşka Read the rest

Jeopolitiğe Giriş / Philippe Moreau Defarges (1) »

jeopolitik-1

Ülkelerin dostları ve düşmanları yoktur; menfaatleri vardır. Uluslararası ilişkiler karmaşık menfaatlerin neticesi. Dinsel, ideolojik veya kan-soy-ırk davası gibi görünen kavgaların arkasından daima menfaatler gizli. “Hızlı konuştuğumuz için anlıyoruz birbirimizi” demişti Paul Valéry. A contrario yavaş konuşursak iletişim kopabilir. Neden? Ağır kelimeler kullanırız konuşurken ama fark etmeyiz. Durup üzerinde düşünsek altında ezileceğimiz kelimelerdir bunlar. Çünkü açıklanması imkânsız şeyleri bir çırpıda, objektif bir dille açıklar:

  • Arakan’daki zulüm neden başladı?
  • 2010’da doğal gaz bulundu.
  • Yemen’deki savaşın sebebi ne?
  • Güney Sudan’daki petrol.
  • Suriye’de çocuklar neden ölüyor?
  • 2.5 trilyon dolar.

Jeopolitik işte bu ağır kelimelerden biridir. Doğal kaynakları, ticaret yollarını, silahların menzillerini ve fiyatlarını konuşur. Mekân ile menfaatler arasındaki münasebetin ilmidir jeopolitik. Petrol, altın, kömür, uranyum ve insan hayatı aynı borsada el değiştirdiği için jeopolitik bilenler insan kanıyla Amerikan doları basabilirler.

Mekân insanları, insanlar da mekânı dönüştürür

Bu hafta Philippe Moreau Defarges’ın bir kitabından bahsetmek istiyorum: “Jeopolitiğe Giriş”. Defarges hem akademisyen hem de eski bir diplomat olması sebebiyle teoriyi ve pratiği yaşayarak öğrenmiş biri: Fransız dış işlerinde danışman, IFRI’de araştırmacı, Université de Paris-II Panthéon-Assas ve Institut d’études politiques de Paris’de hoca. Tabi şu soru akla gelebilir: Ortalıkta bu kadar Ortadoğu, terör, enerji vs “uzmanı” varken neden biz acemiler gibi “Jeopolitiğe Giriş” yapalım? Zannediyorum uzman enflasyonu yaşanan sahalarda ilk kaybımız temel kavramlar oluyor. Sıradan kelimelere yüklenen bulanık mânâlar yüzünden avam işine geleni anlarken diplomatlar “politically correct” kalmak uğruna bu bulanıklığın arkasına saklanıyor. Bu manzaraya bir de diplomatik sorunları iç politikaya ve seçimlere meze yapanları eklersek tam olur! Kısacası bitmeyen savaşların, değişen çıkar kavgalarının arkasındaki değişmezleri okumak için sağlam biçimde inşaa edilmiş mücerred bir lisan elzem. Bu bakımdan kendini “uzman” hisseden Read the rest

Hoşgörü Üstüne Bir Mektup / John Locke »

Hoşgörü Üstüne Bir Mektup  John Locke 4Kendi doğaları bakımından gündelik işler, tam da bu sebeple, hiçbir insanî otorite tarafından, Tanrı’ya ibadetin herhangi bir unsuru kılınamazlar. Çünkü gündelik şeyler, yapıları nedeniyle, Tanrı’nın teveccühünü kazanmaya muktedir değildirler, hiçbir insanî kuvvet veya otorite de bunu başarmaya imkân verecek ölçüde bir asaleti ve mükemmelliği onlara veremez.

Hayatın sıradan işlerinde, Tanrı’nın yasaklamamış olduğu önemsiz şeylerin kullanılması serbest ve meşrudur ve bu yüzden, bu şeyler insanî otorite içinde yer alır. Fakat dinsel konularda böyle  değildir. Önemsiz şeyler, bizzat Tanrı tarafından tesis edildikleri ve Tanrı, bazı pozitif buyruklarla, onların zavallı günahkâr insanların katılmalarını kabul etmeyi lütuf buyurduğu bu ibadetin bir parçası kılınmasını emrettiği için, Tanrı’ya ibadette farklı bir meşruiyete sahip değildirler. Aksi hâlde, Tanrı bize “bu ve bu çeşit şeylere katılmanızı sizden kim talep etti?” diye öfkeyle sorduğu zaman, O’na, bunları siyasî yönetimin buyurduğu şeklinde cevap vermek yeterli olurdu. Eğer siyasî yönetimin yetkisi böylesine genişlerse, dinin içine yasal bir şekilde neler dahil edilmez ki? Yönetimin otoritesi üzerinde inşa edilen hangi karmaşık ayinler, hangi batıl uygulamalar Tanrı’nın müminlerine (vicdana karşı) dayatılmaz ki? Read the rest

Tehâfüt-ül Felâsife Filozofların Tutarsızlığı / Gazâlî Hz »

gazali-filozoflarin-tutarsizligi-tehafut-ul-felasife-3Filozofların âlemin kadîm olduğu hususundaki sözlerinin iptaline dâirdir

Görüşlerinin açıklanması:

Filozoflar, âlemin kadim olması konusunda ihtilâf etmişlerdir. Onlardan mütekaddimîn (eskileri) ve müteahhirîn (sonrakiler) hepsinin üzerinde karar kıldığı görüş-, âlemin kadîm olması sözüdür. Âlem devamlı Allah ile birlikte var olmuştur. O’nun malûlüdür ve onunla birliktedir. Ma’lûlün illeti, ışığın güneşi takip edişi gibi onu takip eder. Zaman bakımından ondan sonra değildir. Bârî Teâlâ’nın (âleme) önceliği, illetin ma’lüle önceliği gibidir. Bu öncelik sıra ve zât bakımındandır, zaman bakımından değildir. Eflatun’dan nakledilir ki o, «âlem var edilmiş ve sonradan meydana getirilmiştir» demiştir. Sonra filozoflardan bir kısmı Eflâtun’un sözünü te’vil edip âlemin sonradan meydana gelmiş olduğuna inanmayı reddetmişlerdir. Calinus da ömrünün sonlarına doğru: «Calinus’un İnandığı görüşler» adını verdiği eserinde bu mes’elede duraklama yoluna gitmiştir. O, âlemin kadîm mi, yoksa sonradan meydana getirilmiş mi olduğunu bilmemektedir. Belki de bunun bilinemiyeceğine delil getirmiştir. Ancak bu, ondaki bir eksiklikten dolayı değil mes’elenin akıllara zor gelmesinden dolayı olabilir. Bu görüş, onların mezhepleri içerisinde şâz (müstesnâ) bir görüştür. Filozoflara göre âlem kadîmdir ve-yine hepsine göre- bir vâsıta olmadan kadîmden hâdisin sâdir olması katiyen düşünülemez.

Onların delillerinin îrâd edilmesi:

Eğer ben onlardan delil sadedinde nakledilenleri anlatmaya ve bu konudaki itirâzlan zikretmeye yeltenseydim, bu mes’elede sayfalar karalardım. Ne varki uzatmanın hayri yoktur. Biz onların delillerinden; her bakan kişinin çözümleyebileceği şekilde zayıf tahayyüle dayanan tahakküm sadedindeki görüşlerini bir kenara atalım ve rûhlarda te’siri olan seçkin görüş sahiplerini şüpheye düşürecek delillerini irâd etmekle yetinelim. Zira zayıf görüşlü kimselerin en küçük bir hayâlle şüpheye düşürülmesi Read the rest

Türklerin Tarihi / Jean-Paul Roux »

turklerin-tarihi-jean-paul-roux-2

Türkler hakkında sandığımızdan çok şey biliyoruz, ama bu bilgileri birbirine bağlayan öğelerden yoksunuz. Okulda öğrendiklerimizden aklımızda kalanlar, Haçlı Seferlerine Kutsal Toprakları onların ellerinden kurtarmak için girişildigi; Türklerin 1453’le Konstantinopolis’i ele geçirdikleri ve bu olayın ortaçağın sonu sayıldığı; Kanuni Sultan Süleyman’ın Charles Quint [Şarlkenj’in hegemonyasına karşı I. François ya yardım ettiği; tüm XIX. yüzyılın, “hasta adam” adı takılan Osmanlı İmparatorluğunun zayıflaması sonucunda ortaya çıkan Doğu sorunuyla uğraşarak geçtiği ve XIX. yüzyıldaki “Jön Türk Devrimi” dir. Racine aracılığıyla Sultan Bayezid’i tanıyoruz; Moliere ve Kibarlık Budalası adlı eseri vesilesiyle ve daha sonra Rotrou ve Scudery gibi yazarlar aracılığıyla, XVIII. yüzyılda da gözde olmaya devam eden [Türklere özgü alışkanlıklar ve özellikler anlamına gelen] turquerie’leri biliyoruz. Théophile Gautier “gökyüzü ile yeryüzü arasında rastlantısallığın mükemmelliğiyle uzanan siluet”iyle İstanbul’un düşünü kurdurmuştur. […] Pierre Loti bize A ziyade’nin (1879) ve Mutsuz Kadınların güzel yüzleriyle ince ve şiirsel bir dünyanın düşüne davet etmiştir. Ayrıca belleğimizde Hugo’dan kimi dizeler, Lamartine ve Nerval’den cümleler, Ingres ve Delacroix’nın bazı tabloları, Mozart’tansa bazı ezgiler (Saraydan Kız Kaçırma) kalmıştır…

Türklerin yaşam biçimi ve Türklere ait eşyalar günlük yaşamımıza sandığımızdan fazla girmiştir. Ortaçağda Fransa’da yel değirmenlerine “turquois” denilirdi. Fransızcada “kiosque” adıyla bilinen halka açık müzik ya da gazete bayilerimiz, Türklerin köşk adını verdikleri küçük, gösterişli binalardan devşirmedir. Hollandalıların Avrupa’ya Boğaziçi’nden taşıdıkları lale, tulipe adını, bu çiçeğin taç yapraklarının bir türbanı andırmasından dolayı tülbent sözcüğünden almıştır. XIV. yüzyıldan beri Avrupalılar evlerini, çoğunlukla Türklerden, arada sırada İranlılardan (uzakta kalan İran yerine daha çok Türkiye’den alışveriş yapıyorlardı) aldıkları Doğu halılarıyla süslemişlerdir; ressamlar Türklerden o kadar çok etkilenmişlerdir ki, bugüne kadar ulaşan değerli birçok parçaya adlarını vermişlerdir. Bellini, Lotto, Holbein halıları (Holbeinler en ünlüleri ve en değerlileridir) XV ve XVI. Yüzyıllarda ve XVII. yüzyılın bir bölümünde Türkiye’de üretilmiştir.

Sandığımızdan daha sık Türk yemekleri yemekteyiz; bunlar şiş kebap’tan ibaret değildir. Kahve, Osmanlıların Viyana Kuşatmasından sonra Avrupalılar arasında yayılmıştır, ki o güne kadar çok bilinen bir içecek değildir Avrupa’da ve kahvaltılarımızın baş tacı croissant‘lar aslında Türklerin  bayraklarındaki hilalden esinlenerek ortaya çıkmışlardır. Ve yoğurt, Larousse tarafından çok uzun bir süre şaşırtıcı bir biçimde “dağlı Bulgarların ulusal yemeği” olarak adlandırılırken, aslında yüzyıllardır bozkır göçebelerinin baş yiyeceği olmuş ve Fransızca yaourt sözcüğü de yoğunlaştırmak anlamına gelen eski Türkçe bir fiilden (yoğurtmak) türetilen yoğurt sözcüğünden gelmiştir. Türklerden alınan şeylerin bu görece bolluğu, bu kadar geniş olabileceğini hiç aklımıza getiremediğimiz Read the rest

Ehliyet/Liyakat Fetişizmini Bırakalım Artık »

ehliyet-liyakat15 Temmuz’dan sonraki tartışmalara bakınca taraflar, hiçbir meselede anlaşamayacak olsalar bile kamuda personel istihdam edilirken ehliyet/liyakatin öncelenmesi hususunda uzlaşı sağlayacak gibi görünüyorlar. Fakat ben bu kadar emin değilim.

Ehliyet/liyakat kelimelerinin ağırlığına ve çağrışımlarındaki güçlerine bakarak kimse çok eşelemiyor; ama bence altını doldurmanın ve yerleşik bir uygulamaya dönüştürmenin en zor olduğu alanlardan birisidir bu konu. Bir taraf aynı kavramları daha adil ve daha hakkaniyetli olmak bağlamında ele alırken diğer kesim ise meseleyi illa ki laiklik ile ilişkilendirme gayretinde. Sırf bu nedende dolayı bile bu konuda kalıcı bir konsensüs kurulamayacağını düşünüyorum. Uzlaşı sağlanamayacak olmasının ikinci sebebi de kamuda personel istihdamının oy beklentileri dolayısıyla partilerin elinde çok önemli bir güç/araç olarak görülmesi. Read the rest

Mürşid / Murshid / Murchide / مرشد »

mursid-tasavvufNe değildir?

Muallim değildir.

Nedir?

Bilmek ve olmak farklı şeylerdir. Kesbî ilim vehbî olana, kâl ilmi hâl ilmine benzemez:

“… Mürşidle muallim arasinda fark vardır. Muallim, bilgiyi ve ilmi nakleder. Mürşid ise o ilmin tecelli makamındaki ve kalpteki buluşuna çıkartır insanı. Bir kimsenin buluğa ermesiyle, akıllı ve reşit olmasi ayrı şeylerdir. Akıl baliğ olduğunda; şehveti, madenleri, cevheri, birçok şeyi fark etmiştir fakat nereye koyacağını hesap edebilme, yerli yerince müşahede edebilme ve temyiz gücü henüz oluşmamıştır. O yüzden derler ki akıl baliğ olmuş, ama reşit olmamış, idrak edemiyor. İşte muallim bir şeyin idrakini veremez, îdrake gidebilecek olan hurdayı verir, ilmin aletini verir, satırları aktarır. Reşid ve mürşid ilişkisi, irşad meselesi ise insanın sadrındakini ortaya çıkartabilme kuvve-i kutsiyyesidir ve bu, Allah tarafindan ihsan olunur. Her ilim erbabı mürşid değildir fakat her mürşid bir ilim erbabıdır …” (M. Fatih Çıtlak, Beyaz Mercan, Siyah İnci)

Tavsiye kitap

http://www.ozemre.com/sites/default/files/pdfs/kamilmursidinportresi.pdf

Tavsiye okuma

  1. Seyr-ü Sülûk : Dünya hayatından mezun olup ebedî hayata atılmak »
  2. Sen Kur’an tefsir ediyorsun, kendini ne zaman tefsir edeceksin?
  3. Tasavvuf aforizmaları »
  4. İslâm Sanatı Aforizmaları »
  5. Ben büyüyünce insan-ı kâmil olucam! »
  6. Az yemek, az uyumak ve az konuşmak »
  7. Şerhu Esmâillâhi’l-Hüsnâ (Sadreddin Konevî Hazretleri) »
  8. İçimde biri mi var? – Lübbü’l Lübb »
  9. Kozmostaki Tek Hakikat* – William C. Chittick »
  10. Üç İslamî Ekol: Üç Müslüman Bilge »
  11. İbn Arabi’nin Fususundaki Anahtar Kavramlar (Toshihiko Izutsu) »
  12. Kitab Keşf al Mânâ ‘an sır asmâ’ ALLAH al-Hüsna (Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri) »
  13. Hamdım, piştim, yandım »
  14. Yeni Başlayanlar İçin Mesnevî
  15. Avrupalılar Hz. Mevlânâ’yı anlayabilir mi? »
  16. Şeyh-i Ekber İbn Arabi Düşüncesine Giriş / Mahmud Erol Kılıç »
  17. Hayatın Satır Araları / Mahmut Erol Kılıç »
  18. Edep kalbin ahlâklanmasıdır »
  19. Tasavvuf Sinema İlişkisinde Rüya: Tarkovsky’den Kaplanoğlu’na Kısa Bir Bakış »
  20. Türk Sinemasında Tasavvufî Dil İmkânı ve ‘Yumurta’ »
  21. Dokuz Yüz Katlı İnsan »

Ermiş / Halil Cibran »

ermis-halil-cibran 14Din yapılan tüm işler ve sergilenen düşünceler değil midir?

Ve ne iş ne düşünce olup, eller taşı yontarken ve tezgâhta çalışırken bile ruhunuzda durmadan zıplayan hayret ve şaşkınlık değil midir?

Kim ayırabilir imanını işlerinden ya da inancını meşgalesinden?

Kim saatleri önüne serip “bu Tanrı için, bu benim için,

Bu ruhum için, bu bedenim için” diyebilir?

Tüm saatleriniz bir benlikten diğerine boşlukta çırpan kanatlardır.

Ahlakı üzerine en güzel giysisi olarak giyenler çıplak gezseler daha iyi.

Güneş ve rüzgâr tenlerinde delikler açamaz.

Gittiği yolu ahlak diye tanımlayan biri ötücü kuşunu kafese kapatmış olur.

Şarkıların en özgürü teller ve çubuklar arasından duyulmaz.

İbadetin açılacak ve aynı zamanda kapatılacak bir pencere olduğunu sananlar, Read the rest

Cehalet / Ignorance / ignorantia / άγνοια / جهل »

cehalet

Ne değildir?

Aş, iş ve eş bulmak, para kazanmak, adam kazıklamak veya insan öldürmek için gerekli şeyleri bilmemek değil. Cehalet akl-ı meaş’ın değil akl-ı mead’ın ilimden mahrum kalmasıdır. (Bkz. Akıl / Zekâ / Reason / Intelligence / العقل)

Nedir?

Nereden gelip nereye gittiğini bilmemek. Zira bindiği uçağın hızını, boyunu, üretici firmayı, pilotun doğum gününü bilip uçağın nereden kalktığını ve nereye gittiğini bilmeyen adam cahildir. Diğer bilgilerin hiç birini bilmeyen ama nereden gelip nereye gittiğini bilen adam âlimdir. Niyazı-i Mısrî Hazretleri’nin buyurduğu gibi :

Kande gelir yolun senin ya kande varır menzilin,

Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvân imiş.

Cahiliye devrindeki insanların bazısı bugün yaşasalardı Nobel ödülü alabilirlerdi. Deve üstünde seyahat ederken hafızadan satranç oynuyor, binlerce mısrayı ezberlerinde tutuyorlardı. Onlara dünyayı bilmedikleri için değil ALLAH’tan gafil oldukları için “cahil” diyoruz.

إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ

… Kitap okumak için …

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin75 kitap indirinKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimler de bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri:

Derin Lügat 4.0

derin_lugat-4 kapak Ücretsiz kitap indirin75 kitap indirinYeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

4cü sürümle eklenen yeni terimler: Paraklitos, Hudud, Ehliyet, Zâhir ve Batın, Barış, Unutmak.

3cü sürümle eklenen yeni terimler: Eksen Kayması, Bilgi toplumu, Zamanda Yolculuk, Ateist , Yokluk , Çağdaş, Gurbet, Kader.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik?

Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü.

Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlıkakıl (reason) ile zekânın (intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir.

İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Eylül ayında en çok okunan kitaplar »

eylul-ayinda-en-cok-okunan-kitaplar-2Eylül ayında e-kütüphanemizden 25.464 kitap okundu. Sanat kitapları diğer bütün kategorileri geride bırakarak ilk 10’u neredeyse tamamen doldurdular. Toplam okumanın %61’ini teşkil eden ilk 10 kitabın listesi şöyle :

  1. İslâm’da Mimar ve Şehir
  2. Derin Medeniyet
  3. Senin tanrın çok mu yüksekte?
  4. Kitap Tanıtan Kitap 1
  5. Roman nedir? Nasıl Yazılır?
  6. Edward Hopper’ı okumak
  7. Derin Lügat 4.0
  8. Gözle dinlenen müzik: Tezyin
  9. Fethullah Gülen’i iyi bilirdik
  10. İnsan’sız Sinema Olur mu?