Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Eylül ayında en çok okunan kitaplar »

eylul-ayinda-en-cok-okunan-kitaplar-2Eylül ayında e-kütüphanemizden 25.464 kitap okundu. Sanat kitapları diğer bütün kategorileri geride bırakarak ilk 10’u neredeyse tamamen doldurdular. Toplam okumanın %61’ini teşkil eden ilk 10 kitabın listesi şöyle :

  1. İslâm’da Mimar ve Şehir
  2. Derin Medeniyet
  3. Senin tanrın çok mu yüksekte?
  4. Kitap Tanıtan Kitap 1
  5. Roman nedir? Nasıl Yazılır?
  6. Edward Hopper’ı okumak
  7. Derin Lügat 4.0
  8. Gözle dinlenen müzik: Tezyin
  9. Fethullah Gülen’i iyi bilirdik
  10. İnsan’sız Sinema Olur mu?

Germinal / Émile Zola »

emile-zola-germinal-2

Buğday ve pancar tarlalarının ortasındaki İki Yüz Kırklar madenci mahallesi karanlık gecede uykuya dalmıştı. Sırt sırta vermiş küçük evlerden oluşan ve kışla ya da hastane blokları gibi geometrik biçimli ve birbirine paralel dört geniş blok ile bu blokları ayıran, eşit büyüklükteki bahçelere bölünmüş üç geniş ağaçlıklı yol belli belirsiz seçilebiliyordu. Issız ovada yalnızca, tahta perdelerin yerinden sökülmüş kısımları arasında dolaşan rüzgârın uğultusu duyuluyordu.
İkinci blokun 16 numarasında oturan Maheulerin evinde hiç kıpırtı yoktu. İlk katın tek odası zifirî karanlığa boğulmuştu; balık istifi gibi, ağızları açık, yorgunluktan bitmiş halde uyudukları hissedilen insanlar bu karanlığın altında eziliyordu sanki. Dışarıdaki keskin soğuğa rağmen, odadaki ağır havada canlı bir sıcaklık, insanın hayvani kokusunun sindiği en derli toplu koğuşlara özgü o sıcak boğuculuk vardı. Read the rest

Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı / Edward Said »

Edward Said-Entelektüel- Sürgün Marjinal Yabancı-22Yanlış anlaşılmasın. Entelektüellerin gülme özürlü, sürekli şikayet halinde insanlar olması falan gerekmiyor. Noam Chomsky ya da Gore Vidal gibi ünlü ve enerjik muhalifleri düşünmek bunun ne kadar yanlış olduğunu göstermeye yeter. Kişinin değiştirme gücüne sahip olmadığı üzücü bir duruma tanıklık etmesi hiç de monoton, renksiz bir faaliyet değildir. Foucault’nun deyimiyle “amansız bir vukufu” alternatif kaynakların taranmasını, gömülmüş belgelerin gün ışığına çıkarılmasını, unutulmuş (ya da terk edilmiş) tarihlerin diriltilmesini gerektirir tanıklık etmek. Dramatiklikten ve isyankârlıktan nasibini almış olmayı, çok nadir ele geçen konuşma fırsatlarını çok iyi kullanıp dinleyicinin dikkatini çekebilmeyi, hasımlarından daha iyi espriler yapıp daha iyi tartışmayı içerir. Ne koruyacak makamları ne de başında nöbet tutup gücüne güç katacakları toprakları olan entelektüellerde bazılarını çok rahatsız eden bir şeyler vardır; kendini beğenenleri de yok değildir ama daha çok kendileriyle dalga geçerler mesela, lafı eveleyip gevelemektense dobra dobra konuşurlar. Ama şu gerçekten kaçış yoktur: kendilerini böyle gören entelektüellerin Read the rest

Körleşme / Elias Canetti »

Körleşme - Elias Canetti-3Ucu iyice sivriltilmiş bir kurşun kalem çıkarıp, ilk boş sayfaya yazmaya koyuldu: “23 Eylül, saat 7.45. Mut Caddesi’nde karşıma çıkan biri, benden Mut Caddesi’nin nerede olduğunu sordu. Onu utandırmamak için sustum. Ama o, davranışıma aldırmaksızın aynı soruyu birkaç kez yineledi. Hali tavrı nazikti. Birdenbire caddenin adını gösteren tabelaya takıldı gözü. Budalalığını kavramıştı. Ama tası tarağı toplayıp derhal oradan uzaklaşacağı yerde —ki, ben onun yerinde olsaydım, tek saniye duraksamadan böyle yapardım— kendini ölçüsüz bir öfke nöbetinin pençesine bıraktı ve bana en kaba biçimde sövdü. Eğer onu korumaya kalkışmasaydım, kendimi bu üzücü sahneden kurlarmış olacaktım. İmdi hangimiz daha budala sayılırız?”

İşte, şu son cümlesiyle kendi yanlış adımlarını da görmezlikten gelmediğini kanıtlamış Read the rest

Tehâfüt-ül Felâsife – Filozofların Tutarsızlığı / Gazâlî Hz »

gazali-tehafut-ul-felasifefilozoflarin-tutarsizligiİmdi ben, zekâ ve anlayış fazlalığı bakımından kendilerinin akrân ve emsalinden ayrıcalıklı olduklarına inanan bir grub gördüm ki bunlar, islâmın ibadetlerle (ilgili) vazifelerini terketmişler, namaz (kılmak), yasaklardan korunmak görevleri (gibi) dini davranışları küçümsemişler, şeriatın buyruklarını ve hududunu çiğnemişler, (şeriatın) durak ve bağlılıklarını dinlememişler, aksine zanlara (dayalı) san’atlarla dinin boyunduruğunu bütünüyle atmışlardı. Bu husûsta, «Allah’ın, yolundan ahkoyan, onda eğrilik arayan ve kendileri âhireti inkâr eden» (Hûd 22) bir topluluğa uyuyorlardı. Bunların küfürlerinin Yahûdi ve Hıristiyanların taklidi gibi kulaktan duyma alışkanlığı taklidden başka bir dayanağı yoktu. Zira onların (Yahûdi ve Hıristiyanlar) doğumları ve yetişmeleri islâm dininin dışında (bir ortamda) cereyan etmiştir. Babaları ve ataları da o yolda yürümüşlerdir. (Onlann küfürlerinin) şüphe çıkıntılarına takılmaktan doğan ve doğru yoldan ayıran nazari araştırmadan, serap panitısı gibi aldatıcı hayallere kanmaktan başka (bir dayanağı yoktu.) Bid’at ve heves ehlinden, inançlar ve (dinî) görüşler ile ilgili araştırma yapan gruplarda olduğu gibi. Onların küfürlerinin yegâne kaynağı; Sukrât (Sokrates)\ Bukrât (Hipokrates)^ Eflatun (Platon)®, Aristâtâlîs (Aristoteles) ve benzeri isimleri duymalarıdır. Onlara (adıgeçen filozoflara) tabi olan ve sapıtanlardan (bazı) grupların o (filozofların) akıllarını, usûllerinin güzelliğini, geometri, mantık, tabii ve ilâhî ilimlerinin inceliğini tavsifte, zeka ve anlayışlarının fazlalığı nedeniyle, o gizli meseleleri açığa çıkarmakta bağımsız oluşlarını uzun uzadıya (mübalağalı olarak) anlatmalarıdır. Ve onlardan (şöyle) hikâye etmeleridir: Onlar, akıllarının ciddiyeti ve faziletlerinin çokluğu ile beraber, şeriatları ve mezhebleri inkâr etmektedirler. Dinlerin ve inançların tafsilâtını reddetmektedirler. Bunların, uydurulmuş kanunlar ve aldatıcı hileler olduğuna inanmaktadırlar. Bu (husus) onların (îslam filozoflarının) kulağına çarpınca, ve onlann (eski filozoflar) inançlarından anlatılanlar kendi tabiatlarına uygun gelince o (faziletli kişilerin topluluğunda -zanlarına göre- yeralabilmek ve onların hizâsına dizilmek, kalabalık halk topluluklarıyla birlikte yürümekten uzaklaşmak ve atalanK dinlerine inanmaktan vazgeçmek için küfür inancını güzel gördüler. Ve zannettiler ki; hakkı taklîdden ayrılarak, bâtılı taklide başalayarak büyüklük taslamak güzeldir. Halbuki bir taklîdden bir taklide geçişin saçmalık ve akılsızlık olduğunu bilmediler. Taklîdî olarak inanılan hakikati terketmenin, bilip araştırmaksızıh çabucak bâtılı tasdik ve kabule koşmanın güzellik olduğunu (sanan) kimsenin rütbesinden Allahın dünyâsında daha aşağı bir rütbe var mıdır? Read the rest

Türklerin Tarihi / Jean-Paul Roux »

turklerin-tarihi-jean-paul-rouxTürkler üzerine çalıştığım uzun yıllar boyunca bana hep “Neden Türkler?” diye sorulmuştur. Göreceğimiz gibi Türklerle evrensel tarihi kucaklıyoruz. Bir araştırmacıya onu Mısırbilimci, Yunan dili ve uygarlığı uzmanı ya da İbranice uzmanı olmaya neyin ittiği hiç sorulur mu? Hepimiz kadim Mısır’ın, ilkçağ Yunanistan’ının ya da Musevi dünyasının ne anlama geldiğini biliriz. Din ve sanat tarihçisi olarak, yaklaşık yarım yüzyıldır, zamanın değişkenlikleri içinde, “Türk” deyince akla ne gibi fikirler geldiğini araştırdım ve Mağrip’ten Ganj’a, Belgrad’dan Pekin’e egemenlik kurdukları bütün toprakları ziyaret ettim. Türkleri yalnızca bir tarihçi olarak değil aynı zamanda bir etnolog olarak da inceledim. Türk topluluklarını yerinde araştırdım, öncelikle Türkiye, daha sonra İran, Afganistan, Sovyet Orta Asya’daki, Sovyet sonrası ya da Çin egemenliği altındaki Türk topluluklarıyla görüştüm.

Çizdiğimiz bu iki bin yıllık tablonun kuşkusuz hiç de geniş olmayan, kesinlikle eksik, dolayısıyla bazı yerlerinin belirsiz olduğu bazı bölümlerine karşılık doğru, aslına uygun olduğu umudundayız; çünkü bu tablonun amacı, Türkleri kendine özgü yasaları, ayırt edici özellikleri olan canlı bir organizma, çok çeşitli öğelerden oluşmuş, ancak matematiksel anlamda gerçek bir bütün oluşturmuş ve kesin ve net bir tanımla, “Türk” adını almış bir insan topluluğu olarak göstermektir. Okurları bu büyük, olağanüstü, eşsiz serüvene davet ediyorum. Read the rest

İnsancıklar / Dostoyevski »

dostoyevski-insanciklar-66Artık her şey bittiğine ve eski haline döndüğüne göre size şu kadarını söyleyeyim, siz insanların hakkımda neler düşüneceği konusunda endişeleniyorsunuz. Sizi temin ederim Varvara Alekseyevna benim itibarım her şeyden daha önemlidir. Bu nedenle de bütün bu olaylardan hiçbir amirimin haberi olmadığını ve olmayacağını söylemek isterim. Hepsi de eskisi gibi saygılı davranmaya devam edecekler. Ben sadece bir tek konuda endişeleniyorum o da dedikodu. Evde ev sahibim sadece bağırıp duruyordu ama şimdi verdiğiniz on rubleyle homurdanıp durduğu borcumu ödedim, hepsi bu. Ötekilere gelince, onlar sorun değil, paralarını istemeyin yeter, başka bir kötülükleri dokunmaz. Ben sizin hakkımda düşündüklerinizi dünyadaki her şeyden üstün tutarım.

Sürekli sıkıntılarımı onunla hafifletiyorum. Tanrıya şükür ki ilk fırtına, ilk şok atlatıldı. Siz de her şeyi normal karşıladınız. Beni bencil biri olarak kabul etmediniz. Ayrılacak gücü bulamadığım ve meleğim olarak sevdiğim için sizi aldattığımı düşünmediniz. Şimdi azimle çalışıyorum ve görevlerimi en iyi şekilde yapıyorum. Dün önünden geçerken Yevstafy İvanovich tek kelime bile etmedi. Sizden saklayacak değilim Varenka, borçlarım ve perişan halim bana acı veriyor ama zararı yok. Lütfen siz de ümitsizliğe kapılmayın. Eğer bana bir daha para gönderecek Read the rest

Şato / Franz Kafka »

kafka-satoA., gözleri şatoda, yürüdü. Başka bir şeye aldırdığı yoktu. Ama yakınına geldikçe şato kendisini düş kırıklığına uğrattı; çünkü pek yoksul küçük bir kentten başka bir yer değildi burası; köy evleri bir araya gelmiş ve böyle bir kent doğup çıkmıştı. Kentin tek üstünlüğü, belki tüm binaların taştan olmasıydı; ama üzerlerindeki sıva çoktan dökülmüş ve taşlar, görüldüğü gibi, ufalanmaya başlamıştı. Bir an akılı kendi doğup büyüdüğü kente gider gibi oldu K.’nın; bu sözümona şatodan pek aşağı kalır yanı yoktu. Başka bir şey için değil de yalnız burasını görmek için geleydi, o uzun yolculuğa yazık etmiş, hanidir ayak atmadığı eski baba ocağını gidip dolaşmakla daha akıllıca bir iş yapmış sayılırdı. Bir ara memleketindeki kuleyi tepedeki kuleyle karşılaştırdı. Memleketindeki kule, kesin ve kararlı, dümdüz yukarıya uzanıyor, uzandıkça sivriliyordu; çatısı genişti; kırmıza, kiremitlerle sonlanan dünyevî bir yapıydı.

Zaten elimizden başka ne gelir?-, ama alçak evler kalabalığından daha yüce bir amacı, bulanık günlük ya-şamlardakinden daha duru bir görünümü vardı. Şimdi anlaşüdığına göre, oturulan bir binaya, belki de şatonun ana bölümüne ait olan tepedeki bu kule ise -görünürde tek kuleydi-monoton yuvarlak bir nesneydi, yer yer sarmaşıklarla örtülmek mutluluğuna erişmişti, şu anda güneşte pırıl pırıl yanan pencereleri -deli dolu bir şeyler saklıydı bu pırıltıda-ve sonunda bir galerisi vardı; mazgal dişleri, adeta sarsak ve dikkatsiz bir çocuk eli tarafından çizilmiş gibi kesinlikten uzak, düzensiz ve kırık dökük, mavi gökyüzüne sipsivri uzanıyordu. Sanki şatoda oturan karasevdalı biri, aslında evin en kuytu odalanndan birine kapanması gerekirken, kendini çevreye göstermek için çatıyı delip dışarı çıkmış ve yekinip ayağa kalkmıştı. Derken yine durdu K.; sanki her duruşunda yargı gücü artıyordu. Gelgelelim, bu kez rahat bırakılmadı. Read the rest

Kendi Hayat Hikâyem / Hermann Hesse »

herman-hesse-ozyasam-1z1Hani şu unutmadan ekleyeyim ki, savaş yıllarında olumlu bir yıldız, koruyucu bir melek gibi bir şey bana el uzattı hep. Acılarımla kendimi koyu bir yalnızlık içinde duyumsadığım anlarda, söz konusu değişikliğe kadar götü gözüyle baktığım yazgıma her an lanet okuduğum günlerde çektiğim acılar, bu acılarla deli divaneye dönmem, dış dünyaya karşı beni koruyan bir zırh işlevi görmüştü. Çünkü politikanın, casuslukların, rüşvet alıp vermelerin ve konjonktür cambazlıklarının o zamanlar dünyanın pek az yerinde rastlanacak bir yoğunlukla at koşturduğu Bern kentinde, tarafsız ve düşman ülkelerle Alman diplomasisinin ortasında savaş yıllarını geçirmiştim; göz açıp kapamadan çeşitli ülkelerin diplomatlarından, siyaset adamlarından, casuslarından, madrabazlarından ve vurguncularından geçilmez olmuştu kent. Diplomatlarla askerler arasında yaşayıp gidiyor, ayrıca düşman ülkeler de içinde olmak üzere pek çok ülkeden insanlarla görüşüp konuşuyordum; çevrem casusluk ve karşı casusluktan, jurnalcılıktan, entrikadan, politik ve kişisel alışverişlerden örülmüş bir ağla çevriliydi ve ben savaş yılları boyunca hiç farkına varmadım bütün bunların; bazen düşmanların, bazen tarafsızların, bazen de kendi ülkemin insanlarının kuşkularını Read the rest

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı / Dale Carnegie »

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı Dale Carnegie-88Büyük Neticelerin Küçük Formülü

Çocuklar işbirliği yapmak, bir işi birlikte başarmak fikrinden çok etkileniyorlar. Başarımı, olaya onların gözüyle bakmama borçluyum. Unutmayın ki karşınızdaki insan hatalı olduğunu hemen kabul etmeyecektir. Bu yüzden onu suçlamadan önce, düşüncesine kuvvet veren sebepleri anlamaya çalışmalısınız. İnsanların düşüncelerinin sebeplerini keşfederseniz. onun şahsiyetinin anahtarını ele geçirmiş olursunuz. Kapıyı açmak kolaydır artık. Bunu sağlamak için kendinizi onun yerine koymalısınız. ‘Onun yerinde olsaydım, onun şartları altında bulunsaydım, nasıl hareket ederdim acaba?’ Olayları tam bir samimiyetle başkalarının bakış açılarından da görmeye çalışınız.

Sempatinin Gücü

A-Bu şekilde insanların ihtiyacı olan şey sempati görmektir. Çocuk, yarasını herkese bunun için gösterir. Hatta daha fazla sempati görebilmek için bir yerini yaraladığı bile olur. Büyük insanlar da yanı sebepten maddi-manevi yaralarını-berelerini anlatıp dururlar. Geçirdikleri kazalardan, ameliyatlardan bahsederler. Neler çektiklerini, başlarına ne felaketler geldiğini anlatıp aniden sırlarını dökerler. Bütün dünyada herkes kendi gerçek ya da hayali ızdırablarına karşı acınıp durur. Diğer insanların düşüncelerine, arzularına, tavırlarına sempati gösteriniz.

Asil Duyguların Harekete Geçirilmesi

Gerçek şu ki, karşılaştığınız herkes, aynada gördüğünüz adam dahil, kendisine büyük bir saygı duyar. Başkalarının da bu saygıyı kendisine göstermesini ister. John D. Rockfeller Jr. a gazetelerde çocuklarının resimlerinin basılmasını asil duygulara hitap ederek önlemişti. Onun dediği şuydu: ‘Sizler de çocuk sahibisiniz. Küçüklere vaktinden önce şöhret sağlamanın iyi yetişmelerini engelleyeceğini takdir edersiniz’. Bir müşteri hakkında kesin bilgileriniz yoksa, ona dürüst, samimi, namuslu borcuna sadık adam olduğuna inandığınızı söyleyin. Siz böyle söylerseniz, o da kendisini böyle olmak zorunda hisseder. Kendisine bu vasıflar verilen bir insan başka türlü hareket etmek istemez. Bir adama namussuz olduğunu söylerseniz, o zaman da namuslu davranmak istemez. Bu kuralın istisnası çok azdır.

… Yeni kitaplar keşfetmek için …

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin74 kitap indirin Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı / Dale CarnegieKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı“Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi veSeksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimlerde bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri: