Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Ben, Öteki ve Ötesi / İbrahim Kalın »

ben-oteki-ve-otesi-ibrahim-kalin“Ben, Öteki ve Ötesi – İslam ve Batı İlişkileri Tarihine Giriş” İbrahim Kalın’ın son kitabı. Yazarın akademik arka planı ve çalışmalarının yanı sıra bürokratik görevleri, kamudaki pozisyonu ve içinde yer aldığı uluslararası projeler göz önüne alındığında kendisinden beklediğimiz ve özel ilgiyi hak eden bir kitap.

Bu kitabın, yazarın daha önce yayımlanan İslam ve Batı isimli kitabının çok genişletilmiş daha kapsamlı bir basımı olduğunu, ya da ilk kitabının bu ikincisinin bir özeti gibi olduğunu söyleyebiliriz.

Burada kitabın ayrıntılı bir tahlilini yapmak yerine bir-iki noktasından kısaca kritik etmeye çalışacağım. Biraz araştırdığımda kitap hakkında detaylı ve faydalı analizler yapıldığını gördüm. İnanıyorum ki daha da yapılacaktır; zira bunu fazlasıyla hak eden bir kitap.

Kitabın ana tezlerinden biri aralarındaki önemli farklara rağmen İslam ve Batı medeniyetlerinin çatışmak zorunda olmadığı. Bu düşüncenin her fırsatta vurgulanan bir iyimserlik halinde kitabın bütününe sirayet ettiği dikkatlerden kaçmıyor. Bir yerde şöyle yazıyor örneğin: “Bir arada yaşamanın asgari şartı, herkesin kendi ortak iyide uzlaşmasıdır. Adil, katılımcı ve eşitlikçi bir dünya düzeninin anlamı, herkesin aynı şekilde düşünüp yaşaması değil, farklı görüşlerin bir arada var olma iradesini göstermesidir. Bir arada yaşama ahlakı ve kültürü, zor olmakla beraber imkânsız bir hedef değildir.” (s. 23). Bir başka yerde: “İlkeler düzeyinde sağlanacak bir mutabakat, siyasi ve toplumsal gerilimleri aşma yolunda bize yardımcı olabilir ve yeni fırsat pencerelerinin açılmasını sağlayabilir. İslam ve Batı toplumları bu tarihi sorumluluk duygusuyla hareket ettiğinde, dünya barışına büyük katkı yapma imkânına kavuşacaklardır”  diye yazıyor (s. 464).

İslam ve Batı medeniyetleri arasında genellikle birbirine paralel iki tarih yaşandığını söylüyor yazar. Siyasi ve askeri tarih açısından bakıldığında hemen her çağda bir çatışma ve savaş hali devam ederken, aynı süreçte iki medeniyet arasında bilim, sanat, felsefe, ticaret vd. alanlarda yoğun bir etkileşimin sürdüğünü görürüz. Bu tür etkileşimler yazarın iyimserliğini arttıran ve daha farklı bir gelecek perspektifini mümkün kılan potansiyeller olarak ifade ediliyor. Read the rest

Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı / Edward Said »

Edward Said-Entelektüel- Sürgün Marjinal Yabancı-5Sözcüğe benim verdiğim anlamda entelektüel, ne insanları teskin etme ne de konsensüs oluşturma derdindedir; çok ciddi bir anlamda, ucuz formülleri, hazır klişeleri ya da iktidar sahiplerinin ve uzlaşımcıların söylediklerinde, yapıp ettiklerinde gözlenen sorunsuz, uzlaştırıcı olumlamaları kabullenmeyi istememe anlamında tüm varlığını ortaya koyan biridir. Hatta sadece bir şeyleri pasif olarak istememekle yetinmez, bunu aktif olarak kamuoyuna söyler de.

Salt hükümet politikalarını eleştirme meselesi değildir bu, daha çok entelektüelin yarım-doğrulara ya da basmakalıp fikirlere pabuç bırakmamak için sürekli tetikte olmayı görev edinmesi meselesidir. İstikrarlı bir gerçekçilik, neredeyse atletik bir akıl enerjisi ve kamusal alanda yazılar yayımlatıp konuşmanın gerekleriyle kişinin kendi sorunlarını dengelemek için karmaşık bir mücadele gerektiren Read the rest

Körleşme / Elias Canetti »

Körleşme - Elias Canetti-1Kien, yalandan tiksinirdi; küçüklüğünden bu yana, doğrudan santim olsun şaşmamıştı. Çocukluğunda da, bu olayın dışında, yalan söylediğini anımsamıyordu; şu bir tek yalandan bile nefret etmekteydi. Kendisine gençliğinin, yeniyetmeliğinin bir yansısı gibi görünen küçük öğrenciyle yaptığı konuşma, yalanının anımsatmıştı ona. “Bunu düşünmenin sırası değil şimdi,” dedi kendi kendine. Saat neredeyse sekiz olmak üzereydi. Tam sekizde çalışmaya, hakikat uğrundaki hizmetlerini yerine getirmeye başlardı. Bilim ve hakikat, eşanlamlı kavramlardı onun düşüncesinde. Kişi, öteki insanlardan uzaklaştığı oranda hakikate yaklaşırdı. Günlük yaşam, yalanlardan kurulu yüzeysel bir düzendi. Yanından geçenlerin her biri yalnızca bir yalancıydı. Bu yüzden zahmet edip suratlarına bakmıyordu bile. Kitleyi oluşturan şu kötü oyunculardan hangisinin yüzü çekici gelebilirdi ki ona! Gerçekle yüzlerini her an değiştiriyorlar, bir gün bile aynı rolde kalmıyorlardı. Bu, Kien’in daha baştan beri bilincinde olduğu bir gerçeklikti. Bunun için öyle deneyimli olmasına gerek yoktu. Tek bir tutkusu vardı: Tüm yaşamı boyunca; gerçekte Read the rest

Germinal / Émile Zola »

emile-zola-germinal-42Tüm zemin katı kaplayan bu yeterince geniş salonun duvarları elma yeşili renginde boyanmıştı, bol suyla yıkandıktan sonra beyaz kum serpilmiş olan döşeme taşlarıyla tertemiz bir Flaman evini andırıyordu. Köknar ağacından cilalı büfenin dışında, mobilya olarak yine aynı ağaçtan bir masa ve iskemleler vardı. Duvarlardaki göz alıcı süslemeler, İmparator’un ve İmparatoriçe’nin işletme tarafından dağıtılan portreleri, yaldızlı çerçeveleri içinde bazı asker ve ermiş resimleri odanın duru çıplaklığıyla çiğ bir tezat oluşturuyordu. Süs eşyası niyetine, yemek dolabının üzerindeki pembe kartondan bir kutu ve tiktaklarıyla tavan boşluğunu dolduruyormuş duygusu veren, kadranı çiğ renklerle bezenmiş guguklu saatten başka bir şey yoktu. Merdiven kapısının yanındaki diğer bir kapı mahzene açılıyordu. Etraf tertemiz olsa da, hiç eksik olmayan keskin kömür kokusu ve bir gün öncesinden sinen pişmiş soğan kokusu bu sıcak ve ağır havayı katlanılmaz kılıyordu. Read the rest

Ermiş / Halil Cibran »

ermis-halil-cibran 2Sahip olduklarınızdan verdiğinizde az vermiş olursunuz

Gerçekten vermek kendinizden vermektir.

Sahip olduklarınız gelecek kaygısıyla sakladığınız şeylerden başka ne olabilir?

Ve yarın, kutsal kente giden hacıları takip ederken kemiklerinizi bırakmayan kumlara gömen fazla tedbirli bir köpeğe yarın ne getirebilir?

İhtiyacım olursa kaygısı gerçek ihtiyaçtan başka nedir ki? Kuyunuz doluyken susuzluktan korkmak kanmayan bir susuzluk değil midir?

Sahip olduklarının çoğunu verenler vardır onlar gösteriş için verirler ve onların bu gizli arzuları verdiklerini değersiz kılar.

Ve çok az şeye sahip olup hepsini verenler vardır.

Onlar hayata ve hayatın ödülüne inananlardır ve kahveleri hiç şekersiz kalmaz.

Ve coşkuyla verenler vardır, onların ödülü de mutluluklarıdır.

Bazıları da acı ile verirler ve bu acı onların vaftizidir. Read the rest

Kuş / Hermann Hesse »

herman-hesse-kus-1Kuş, eski zamanların birinde Montagsdorf yöresinde yaşıyordu. Ne öyle olağanüstü renklerle bezenmiş bir kuştu, ne olağanüstü güzeldi, ne de iri ve heybetli. Hayır, kuşu görenler küçük bir şey diyorlardı onun için, hatta minicikti. Aslında bir güzelliği de yoktu, daha çok kendine özgü, tuhaf bir kuştu, hiçbir cins ve türden olmayan hayvan ve yaratıklarda rastlanır bir acayipliği, bir görkemi barındırıyordu kendisinde. Ne bir çakır kuşu, ne bir tavuk denebilirdi; ne baştankara, ne ağaçkakan, ne ispinozdu. Montagsdorf kuşuydu, o kadar. Başka hiçbir yerde benzeri de yoktu, bir kezliğine bir kuştu işte. İnsanların çok eskiden beri, dünya kuruldu kurulalı böyle bir kuştan haberleri vardı; her ne kadar Montagsdorf sakinleri onu gerçekten tanıyorlarsa da, geniş bir alan içindeki komşu yörelerde de onu biliyordu, kendilerinede orijinal bir şey bulunan herkesle olduğu gibi Montagsdorflularla da eğlenilip dalga geçiliyor, “Montgasdorfluların kuşunu da sevsinler” deniyordu örneğin. Careno’ya, oradan Morbio’ya ve daha ilerilere kadar herkes bu kuşu tanıyor, ona ilişkin öyküler anlatıyordu. Ama çokluk karşılaşıldığı gibi, ancak yakın zamanda, hatta kuş ortadan kaybolduktan sonra Read the rest

İnsancıklar / Dostoyevski »

dostoyevski-insanciklarSevgili Makar Alekseyevich,

Lütfen ümitsizliğe kapılmayın! Zaten yeterince sorun var. Size otuz gümüş kopek gönderiyorum. Daha fazlası mümkün değil. En çok ihtiyacınız olan şeyi alın. En azından yarına kadar idare edebilirsiniz. Başka bir şeyimiz kalmadı. Yarın ne olur bilemem. Durum kötü Makar Alekseyevich! Başaramasak da üzülmeyin, ne yapalım olsun. Fedora bunun büyük bir felaket olmadığını söylüyor, bir süre daha bu dairede oturabilirmişiz.

Hem taşınsak bile bundan bir kârımız olmazmış. Eğer isterlerse bizi her yerde bulabilirlermiş. Ama ben artık burada kalmak istemiyorum. Eğer bu kadar üzgün olmasam size biraz daha yazardım. Ne garip bir insansınız Makar Alekseyevich! Her şeyi çok fazla ciddiye alıyorsunuz, bu yüzden de çok mutsuz oluyorsunuz. Bütün mektuplarınızı dikkatle okuyorum ve her bir mektubunuzda kendiniz için olmadığı kadar benim için endişelendiğinizi görüyorum. Kuşkusuz insanlar iyi bir kalbiniz olduğunu söylerler ama bence bu çok fazla. Size dostça bir öğüt vereyim Makar Alekseyevich. Size minnettarım, benim için yaptıklarınıza minnettarım, her şeyi takdir ediyorum. İstemeden sebep olduğum felaketlerden sonra sizin hâlâ benim sevinçlerimi, acılarımı ve heyecanlarımı yaşadığınızı gördükçe Read the rest

Hoşgörü Üstüne Bir Mektup / John Locke »

Hoşgörü Üstüne Bir Mektup  John Locke 2Denebilir ki, eğer bir kilise putperest olursa, siyasî yönetim tarafından yine de hoş görülmeli midir? Cevaplıyorum: Putperest bir kiliseyi ortadan kaldırmak için siyasî yönetime verilebilecek hangi güç, zamanı ve yeri geldiğinde Ortodoks bir kiliseyi yok etmek için de kullanılmayabilir? Çünkü sivil-siyasî gücün her yerde aynı olduğu ve her prensin kendi dininin ortodoksu olduğu hatırda tutulmalıdır. Eğer, bundan ötürü, siyasî yöneticiye manevî konularda, Cenova’da olduğu gibi, bu çeşit bir güç garanti edilirse, o, şiddet ve kanla, oradaki güya putperest olan dinin kökünü kazıyabilir; başka bir siyasî yönetici, aynı kurala dayanarak, bazı komşu ülkelerde reforme edilmiş dinin mensuplarına ve Hindistan’da Hristiyanlara zulmedebilir. Sivil erk, hükümdarın isteğine göre, dindeki her şeyi ya değiştirebilir ya da hiçbir şeyi değiştiremez. Eğer bir kere, yasalar ve cezalar aracılığıyla, bir şeyin dinin içine sokulmasına müsaade edilirse, buna koyulacak hiçbir sınır bulunmayacak, fakat, siyasî yönetimin bizzat biçimlendirildiği hakikat kuralına göre her şeyi değiştirmek her hâlükârda meşru olacaktır. Hiç kimse, her ne olursa olsun, kendi dini yüzünden dünyevî zevklerinden mahrum bırakılmamalıdır. Hatta, bir Hristiyan prense tâbi olmayan Kızılderililerin bile, bizim inancımızı ve ibadetimizi benimsemiyorlar diye, gerek bedensel, gerekse malları bakımından cezalandırılmamaları icap eder. Eğer onlar, kendi ülkelerinde gözlemledikleri ayinlerin Tanrı’yı hoşnut kıldığına ve bu yolla mutluluğu elde edeceklerine ikna edileceklerse, onların Tanrı’ya ve kendi hâllerine bırakılmaları gerekir. Bu meselenin altını çizmeliyiz: Her şeyden mahrum, dikkate alınmayacak kadar az sayıda Hristiyan, pagan bir ülkeye varırlar; bu yabancılar, samimî bir insanlıkla, hayatın zorunlu ihtiyaçları konusunda kendilerine yardım etmeleri için oranın sakinlerine yalvarırlar. Read the rest

Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı / Edward Said »

Edward Said-Entelektüel- Sürgün Marjinal Yabancı-12Duygusal Eğitimde Flaubert entelektüellerin kendisinde yarattığı hayal kırıklığını anlatmış, entelektüellere yöneltilebilecek belki de en acımasız eleştiriyi yapmıştır. Ünlü İngiliz tarihçi Lewis Namier’nin entelektüellerin devrimi adını verdiği bir dönemde, 1848-1851 yılları arasındaki Paris ayaklanmasında geçen roman, “on dokuzuncu yüzyılın başkenti”ndeki bohem hayatının ve siyasal ortamın geniş kapsamlı bir panoramasıdır. Kitabın merkezini iki genç taşralı, Frederic Moreau ve Charles Deslauriers oluşturur; Flaubert bu iki gencin kentte yapıp ettiklerini anlatırken onların entelektüel olarak istikrarlı bir yol tutturamamalarına duyduğu öfkeyi de gizlemez.

Flaubert’in bu gençlere gösterdiği horgörü büyük ölçüde onların olmaları gerektiğini düşündüğü şeye yönelik, belki de biraz abartılı beklentisinin ürünüdür. Fakat romanda, akıntıya kapılmış sürüklenen entelektüelin en parlak anlatımıyla karşılaşırız. Romanın başında iki genç toplumun refahını Read the rest

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı / Dale Carnegie »

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı Dale Carnegie-211Hiçbir Münakaşanın Galibi Yoktur

Bir münakaşayı kazanmanın en iyi yolu, o münakaşaya hiç girmemektir. Uzun politika hayatım, bana bir gerçeği öğretti: ‘Cahil bir adamı münakaşa yoluyla mağlup etmeye imkan yoktur.

Kimseye Yanlış Düşündüğünü, Yanlış Bir Şekilde Söylemeyiniz

Hiçbir zaman yüzde yüz isabetli davranamayacağınıza göre, niçin yanlış hareket ettiklerini başkalarının yüzüne vurup duruyorsunuz?

Bir şey ispatlayacaksanız, bunu iddianızı ve niyetinizi belli etmeden yapınız. Öğreniyormuş gibi davranarak öğretiniz. Hatırlamaya çalışıyormuş gibi hatırlatınız. Acaba yanlış mı düşünüyorum? Çünkü bizim esas korumaya çalıştığımız şey fikirlerimiz değil, şahsiyetimizdir.

Yanlışınızı Kabul Ediniz

Hatayı kabullenmek hatta üstlenmek aynı zamanda bir asalet işidir. Üstün bir karakterin belirtisidir. Yanıldığınız takdirde bunu çabuk ve kesin bir şekilde kabul ediniz.

İşe Dostça Başlayınız

Bir damla bal, bir varil ziftin çekemeyeceği kadar sinek toplar. Nezaket ve dostluk, sertlikten kuvvetlidir.

Hayır’ın Geri Dönüşü Zordur

Söze doğrudan doğruya anlaşmazlık bulunan konulardan başlamayınız. Başlangıç noktanız ortak düşünceleriniz olsun. Muhatabınızın ilk sözlerinin ‘Evet’ olmasını sağlayınız. Muhatabınıza konuşmanın başında ‘Hayır’ dedirtmeniz büyük strateji hatası olacaktır.

… Yeni kitaplar keşfetmek için …

Kitap tanıtan kitap 7

kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin74 kitap indirin Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı / Dale CarnegieKitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı“Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi veSeksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimlerde bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.

Önceki kitap sohbetleri: