Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Son 30 günde en çok paylaşılanlar »

  1. Şike Yasası: TBMM’deki Müslümanlara açık mektup
  2. Selahattin Demirtaş tam saldırı anında bunu FaceBook’a nasıl girdi?
  3. “Kaçakçılar” olay yerine ulaşmadan nasıl öldü?
  4. Kılıçdaroğlu’nun ünlü “U” dönüşleri
  5. Varlık ve Hiç – Jean-Paul Sartre (Bölüm 1:Boşluk)
  6. Uludere hepimize mezar olmasın!
  7. “Kaçakçı” neden bombalanır?
  8. Varlık ve Hiç – Jean-Paul Sartre (Bölüm 2:Ahlâk)
  9. Ak Parti kan mı kaybediyor?
  10. Avrupa batmayacak, çoktan battı çünkü…

Varlık ve Hiç – Jean-Paul Sartre (Bölüm 4: Mahalle Baskısı) »

 

Sunuş: İşyerinizde, düğün salonlarında, lokantalarda şık giyinmiş insanların hal ve tavırlarına bakın. Tek tek hal hatır sormalar, sizli bizli konuşmalar, hanımlara yer vermeler, şefin önünde düğme iliklemeler, “kritik durumlarda” düzeltilen kravat ve kemerler… Vücud dilinin de dahil olduğu bu kibarlık selinde sürüklenirken tuvalete gittiniz… Tam bir şok! Klozetin kapağını kaldırmadan çiş yapan biri var bu zerafet ormanında. Sifonu da çekmemiş! Acaba “kamusal alanı” bu kadar hoyratça kullanan kim? Bütün hanımlara kapıyı tutan mı? Yoksa şu iki büklüm olmuş el öpen mi? Belki de hesabı ödemek için “ölümü öp” diye bağırarak kredi kartını garsonun burnuna sokan şu bıyıklı.

 Ötekiler tarafından “görünebilen” insan ile tuvaletteki “görünmez” insan… Nasıl desek, aynı insan değil.  Neden değil? Görünmez adam filmlerinden bilirsiniz. Ötekiler tarafından görünmediğini fark eden insanlar genellikle suç işlemeye başlarlar. “Mahalle baskısı” ortadan kalkınca ya da utanma/ ayıplanma tehlikesi YOK olunca insanlar “özgürleşirler”.

Ötekiler, suçlar, günahlar ve sapıklar

Hareket halindeki bir trende oturanlar pencereden dışarı baktıklarında istasyon binalarını, direkleri ve ağaçları hareket halinde görürler. Filozoflar da çoğu kez MUTLAK sabit bir sıfır noktasında durduklarını zannederler. Yaşadıkları ülke, tarihi devir, inançları, ideolojileri onlara normal/doğru gelir, bir sıfır noktasıdır adeta. O noktadan geçmişe ve geleceğe bakarak kavramlar, sistemler inşa ederler. Bir an gelir, kendi icadlarını Hakikat sanırlar, kendi icadlarının esiri olurlar. Varlık ve Hiç’i okurken Jean-Paul Sartre’ı belki de en çok bu yüzden takdir etmeliyiz: Sartre gözlem yaparken ve düşünürken “Trenin hareketini” unutmamış, insanın sübjektif gerçekliğini de hesaba katmış. Varlık ve Hiç’ten satırlarla devam edelim:

 “… Bir anahtar deliğine eğilmişim, birden ayak sesleri duyuyorum. Tüylerim diken diken oluyor, utanç duygusu kaplıyor bedenimi. Birisi beni gördü mü? Doğruluyorum. Bomboş koridoru tarıyor gözlerim. Yanlış alarm. Rahat bir nefes alıyorum. Read the rest

Güzellik, İnsan ve İslâm… »

“… İbn Arabî, Fütûhati’l-Mekkîye’de, Hz. Peygamber’in, ‘Allah güzeldir, güzelliği sever’ Hadis-i Şerif’ini [Sahih-i Müslim, İman 147] zikrettikten sonra şunları söyler: ‘Ve eğer bir varlığı güzelliğinden dolayı seversen, sadece Allah’ı sevmiş olursun, çünkü Allah güzeldir.’ İbn Arabî, ‘sevginin sebebi[nin] güzellik, güzelliğin ise Allah’a ait’ olduğunu; ‘çünkü güzelli[ğin] O’nun Zâtından dolayı sevilmekte’ olduğunu bildirir. Açıkça görülmüyor mu: İslam’ın estetik bir medeniyet olarak inşasının temelleri Vahiy ve Sünnet’tedir…” TAMAMI 

 

… “Güzellik” konusundaki makaleleri okumak için…

 

  1. Hakikat, Arayış ve Sanat
  2. İstanbul’un yüzünde eski gölgeler
  3. Kötülük’ten Güzellik çıkar mı? – C.Baudelaire’in şiirleri, O.Dix’in gravürleri
  4. Yıldız Ramazanoğlu ile sohbet
  5. Ayıp sanat olur mu?
  6. Le Corbusier’i Hatırlamak
  7. Körlerin gördüğü, gözlerin görmediği ateş
  8. Ahlâk, Estetik, Siyaset ve Özgürlük
  9. Cumhuriyet ve Sanat
  10. Dağdaki çoban ve güzellik
  11. Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ’sız Maneviyat
  12. Giuliano Carmignola ile ibadet
  13. Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi? 

 

Sanat üzerine e-kitap okumak için…

İnsan’sız Sinema Olur mu?

Elinizdeki bu kitabı Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır.

Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… Buradan indirebilirsiniz.

Öyküler (Suzan Nur Başarslan)

“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…” 

Son romanı Bela’dan da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Roman nedir? Nasıl Yazılır?

Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Okuyacağınız bu eserle romanlarından da tanıdığınız değerli yazarımız Suzannur Başarslan Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. Buradan indirebilirsiniz.

Derin Göz

  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … Buradan indirebilirsiniz.

Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…

 ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” 

Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. Buradan indirin.

 

Baudolino (Umberto Eco)  Suzan Başarslan

Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın

Potansiyel bir terörist değil mi bu şimdi? »

Suudi Arabistan Halkı Daha Ne Kadar Dayanabilir? »

“… vatandaşların üçte ikisi ise kendilerini ve evlatlarını barındıracak kasvetli bir ev yapacak bir arazi bulamıyor. Yüzölçümü bir milyon kilometrekare olan bir ülkede yazın kendilerini yakan kışın da (soğuktan) kemiklerini kıran barakalarla yetiniyor!!

Esnek tahminlere göre ülkenin yıllık geliri 2 trilyon. Bu rakamdan halka gelen sadece 400 milyar. Üçte ikisi hırsızların proje komisyonlarına gidiyor. Peki kalanı nerede?!

Aşırı açgözlülük ilk aileyi, ona yapışanları kaplamışken yoksulluk sınırının altında yaşayan vatandaşlar boğazlarından geçirecek ‘çöp yığını’ olabilecek şeylerden başka bir şey bulamıyor!!

Büyük devlet vazifeleri derebeyliklerinin gelirleri büyüklerine dönüyor. Onları büyük işadamları arasında sayıyorsun. Bazıları(nın zenginliği) dünyanın en zenginleri sıralamasını dahi aştı. Bu servet onlara nereden geldi?…” TAMAMI 

 

… Bu konuda okumak için…

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

Cry me a River, Lisa Ekdahl »

Kürt baharı kürtaj yapılırken… »

Sunuş: Uludere katliamı gittikçe karmaşık bir hal alıyor. Hatalı istihbarat ya da bir koordinat kazası değil. Birileri bir plan yapmış gibi görünüyor: “…Bir 30-40 Kürt ölüverse, ideali bunu TSK yapsa nasıl olur? …” O insanlar ölmeden saatler önce birileri bu katliamın yapılacağını biliyordu sanki. Saatler, hatta belki de günler öncesinden planlanmıştı. Yorumcularımızın verdiği bilgilerle sorduk geçen gün: kaçakçılar olay yerine ulaşmadan nasıl öldü? Hem Face Book’taki bir tuhaflık hem de bunun GOOGLE cache dosyalarında bıraktığı iz… Garip.  Gerçekten ne olduğunu bilmiyorum, zaman gösterecek. Ama Kürtler bir kez daha Read the rest

Bugün cuma, ne olur bir şey yap(2) »

Her türlü nimetini ve en büyük nimeti olan hidayetini daha bizler isteme kuvvetine ve kudretine mâlik değilken lûtfu ile, ihanı ile kuluna veren Allah Teâlâ’ya hamd ü senâ olsun.

İnsanlığı nardan nura, cehilden ilme, dalâletten hidayete sevkeden; nurlar nuru, enbiyânın enveri Hz. Peygamber’e sayısız salât ü selâm olsun.*

Bugün Cuma. Haftanın sonu. Okuldasın ya da iş yerinde. Koşturma halindesin. Sınavlar, borçlar, alacaklar,… İstersen  dünya hayatına bir ara ver. Arkana yaslan, kendine 15 dakika ayır. Seni üzen, umutsuzluğa iten olaylar ile arana bir mesafe koy. Geriye bir adım atıp bak dünyaya.

Silah üretip satanların kendilerini “barışçı” ilân ettiği bir dünyada yaşıyorsun. Petrol çalmak için çocuk öldürenlerin kurduğu bir “medeniyetin” gölgesindesin. Bu medenî(!) insanlar öylesine açgözlüler ki kendi milletlerini dahi soyup soğana çeviriyorlar sahte ekonomik krizler ile. Ama kimse onlara ses çıkaramıyor. Çünkü hukukun mal gibi alınıp satılmasına göz alıcı bir kulp taktılar: “Özgürlük!”

Gördüğün manzara karşısında kalbinde duyduğun sıkıntı senin bir insan olduğunun ispatı. Vicdan sahibisin. Aklın ve kalbin gördüklerine itiraz etmekte. Ama bu sıkıntı bir isyana dönüşmeden önce Read the rest

Weimar’ı anlattım, Goethe’ye ve Schiller’e kızdım, içimi döktüm! »

Weimar: Şehr-i Kalem…

kimi sanatçıların Diotima’sı; kimi sanatçılarınsa Phaeton’u için”

Küsüp gidenler kadar kalıp göğünde pervaz edenlerin şehri. Ona sürgün olanlar kadar ondan sürgün olanların şehri.

Bazı şehirler, mıknatıs gibi sanatçıları kendilerine çekerler. Orada olmak kaçınılmazdır ve olmamak ya kaçıştır, ya kovuluş, ya da tutunamamak… Bu yüzden her sanatçıda farklı anlamlar yüklenir şehir. Nedim’in İstanbul’uyla Fikret’in İstanbul’u gibi ya da Necip Fazıl’ın. Birinde aşk ve zevktir, bir sengine Acem mülkü fedadır; diğerinde  fâcire-i dehr, bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir’dir; bir başkasında ise, ille de o’dur, ille de, ille de… Öyle anlamlar yüklenir ki şehir, katman katman soymanız gerekir ona ulaşabilmek, onu yansımalardan kurtarmak, aynaların uzağına Read the rest

USA, Demokrasi mi oligarşi mi? (4: İlaç Endüstrisi) »

Büyük görmek için resim üzerine tıklayın.

 

 

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

 

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.