Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Siyasi baskıyla ilan toplanıyor, gerçek tirajlar saklanıyor »

“… Ya başka bir iş alıyorsun ya da siyasi baskıyla ilan topluyorsun. Yani, satış aracılığıyla halk ödemiyor. Türkiye’de reytingler konuşuluyor ama gazete tirajları sorgulanmıyor. Gerçek satışlar ile gösterilen tirajlar gözetildiği zaman bir zarar ortaya çıkıyor. O zararı kim, neden ödüyor… Bu soruyu araştırmak gerek… O zaman yaşanan berraklaşır. […] Örneğin, Şike Yasası. Vicdan sahibi, ilkeli bir insanın kabul edebileceği bir şey değildi. Van‘da 70 bin kişi hâlâ bu soğukta çadırlarda yaşıyor. “Yeni Türkiye” propagandasıyla uyuşmayan her tablonun gündemdeki yeri düşüyor. Milletvekillerinin emeklilik maaşlarının artırılmasından ziyade, düzenlemenin çok sinsi bir şekilde gece yasalaşması yine gündemden düşürüldü. Mesela Deniz Feneri bir tabudur… Hrant Dink cinayetinin 5 yıl süren dava seyri, bu konuda üstünde şüphe olan bütün bürokratların terfi ettirilmesi ya da iktidar partisinden siyasete atılması… Bunların üzerine gidilmesini istemeyen bir ileri demokrasi olabilir mi? …” TAMAMI

 

… Bu konuda okumak için…

 Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Salaam Sinema (Mohsen Makhmalbaf) »

PKK’ya hayat öpücüğü veren askerler kimdi? »

Emre Uslu

Kaçakçılar yüklemede görülmüş
ULUDERE faciasıyla ilgili savcılığa ulaşan görüntülerde kaçakçıların Irak sınırında araçlardan
mal yüklerken görüntülendiğini daha önce yazmıştık. Heron’lar 17:10 civarında ilk görüntüleri
geçmiş. Saat 18:00 sıralarında ise kaçakçılar mal yüklerken görüntülenmiş Uludere faciasıyla ilgili
Heron görüntüleri savcılığa ulaştı. Görüntülerde kaçakçıların Irak sınırında araçlardan mal yüklediğinin
görüldüğünü yazmıştım. Medyaya yansıyan ayrıntılar bu bilgileri teyit ediyor. Heron görüntülerinin daha
detaylı ayrıntıları gelmeye devam ediyor. Buna göre Heronların bölgeden ilk geçtikleri görüntüler saat 17:10
civarında. Heronların köylülerin araçlardan mal yüklerken ki görüntüleri saat 18:00 civarında. Bu aradaki 50
dakikalık sürede Heronlardan geçen görüntülerin kritik bilgiler içerebileceği değerlendiriliyor ancak bu
süredeki ayrıntılara ulaşamadım. Değerlendirmelere göre bu süre içinde geçilen görüntüler arasında köylülerin
Türkiye tarafından Irak tarafına gidişleri söz konusuysa Uludere faciasının planlı bir şekilde organize edildiği
ortaya çıkar. Zira hiçbir PKK unsuru Türkiye sınırından Irak tarafına doğru yol alıp oraya gelen araçlardan
yük alıp Türkiye sınırına dönmez.
Yine Heron görüntülerinde aydınlatma atışı ve kaçakçıların olduğu yöne doğru top atışı yapıldığı, kaçakçıların
buna rağmen, kaçakçıyız mesajı vererek tek sıra halinde yürüyüşe geçtiğinin net olarak görüldüğü belirtiliyor.
Heron görüntüleriyle ilgili ikinci çarpıcı ayrıntı, görüntülerin yerel unsurlar tarafından da seyredildiği bilgisi.
Edindiğim bilgilere göre, Heron görüntüleri Şırnak Tümeni’nden, Şenoba Tugay Komutanlığı’ndan, Tümen ve
Tugay’ın bağlı olduğu Kolordu Komutanlığı’ndan Genelkurmay’a kadar altı-yedi farklı birimde izleniyor.
Heron görüntülerini yerel birimlerin izlemesine rağmen bunların kaçakçı olduğu bilgisinin hava operasyonu
kararını veren birimlere iletilip iletilmediği bilinmiyor. Bu ayrıntının, savcının önümüzdeki günlerde alacağı
ifadelerle netleşeceği belirtiliyor.
Ayrıca yapılan değerlendirmelerde terörle mücadelede bir çarpıklığın bir kez daha görüldüğü ortaya çıkıyor.
Buna göre, tüm bu olup bitenlerden kâğıt üzerinde Şırnak’ın güvenliğinden sorumlu birim olan İl Jandarma
Komutanlığı’nın haberi yok. Şırnak’ta bulunan Tümen ve ilçedeki Tugay, Heron görüntülerini izleyebiliyor
ama İl Jandarma Komutanlığı yetkilileri bu görüntüleri izleyemiyor. Daha önce yazdığım ilin valisine rağmen
oluşturulmuş ve valiye karşı hiçbir sorumluluğu olmayan askerî bölge komutanlıkları tümenler ve tugaylar
üzerinden yürütülen terörle mücadele mantığında valiler devre dışı bırakıldığından sivillerin karar alma
sürecindeki ektisi sıfır. Konuştuğum uzmanlar, bırakın sivil valiyi Şırnak Jandarma Komutanlığı personeli bile,
bu operasyonlarda karar alma sürecinde ektin hale getirilseydi bu facia yaşanmazdı değerlendirmesini
yapıyor. Uludere faciasının sivillere tamamen kapalı Genelkurmay’dan başlayıp sınır karakoluna kadar
uzanan askerî birimlerin içindeki bu tuhaf yapının doğal sonucu olduğunu belirtiyorlar. Sivil yöneticilerin
operasyon kararı alma sürecine mutlaka dâhil edilmesi gerektiği belirtiliyor. “Yoksa daha çok Uludere
faciaları yaşanabilir zira o kapalı yapı içinde kimin ne tür motivasyonla hareket ettiği hiç bir zaman bilinemez.
Sivil iradeye karşı sorumlulukları olmadığından da hesap vermeleri olası değil” değerlendirmesi yapılıyor.
Ayrıca Diyarbakır Özel Yetkili Savcılığı’nın Uludere olayına ilişkin araştırmasının ilk ipuçlarının 10-15 gün
içinde geleceği, görüntünün netleşeceği belirtiliyor ancak olayda sorumluluğu bulunan askerî yetkililerin
yargılanmasının görev suçu kapsamında askerî yargıda yapılabileceği böylece hafif cezalarla kurtulabileceği
de değerlendirmeler arasında.

 

Vicdanı rahatsız eden sorular:

Aydınlatma fişekleri ve uyarı amaçlı top atışlarına rağmen kaçakçı grup tek sıra halinde yoluna devam ediyor. Bu durum bu kişilerin terörist olmadığına işaret ediyor. Buna rağmen neden hava harekâtı düzenleniyor? Emri veren kim?

Genelkurmay, topçu atışını kestirerek bombardımana onay verdi. Bu bilgiler kim tarafından iletildi? Hava harekâtı planı hükümetle paylaşıldı mı?

Jetler, köylüleri, sınır dışında yakaladı. Köylüler sınırdan içeri girmiş olsalardı hava harekâtı yapılmayacaktı. Bu zamanlamanın ardında kimler var? Köylüler sınıra kadar geldiğine göre vurmak için kim acele etti?
Harekâttan haberdar olan Şırnak 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral İlhan Bölük, valiye, niçin “Bizim bilgimiz yok” dedi?

Son 12 ayda en çok paylaşılanlar »

  1. Dikkat Kitap: Derin Marx
  2. Dikkat Kitap: Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler
  3. Ben sizi hiç sevmiyorum!
  4. Şefkat Tepesi’nin Turkish Kovboyları
  5. Kırık parçalar (Marilyn Monroe)
  6. MHP’de porno kaset siyasetiyle nereye kadar?
  7. MAZLUM-DER, Taraf Gazetesi ve binlerce aktivist salak yerine konabilir mi?
  8. Bab Aziz / Nacer Khemir

Dikkat Kitap:Söz yıkar şiir imar eder »

İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir. Bazen öfkenin, bazen nefretin, bazen aşkın, bazen sevginin, bazen acının, bazen huzurun, bazen adâletin ama her zaman insana ait olanın, insana dair olanın ölçüsü olarak sihirli bir yol vardır ve sadece şiirden geçer. Bundandır hemen hemen hepimizin ezberinde kendisinden bir şey bulduğu bir mısranın yıllar yılı aynı etkiyle kalması. Bundandır dokunmak için tenimizden çok ona yönelişimiz. Bundandır bilmediğimiz dillerden, bilmediğimiz yerlerden şiire dönüşerek gelen sözün bazen bizde bizden çok oluşu. Bundandır söylemek isteyip de söyleyemediğimiz zamanlarda dilimiz, sözümüz oluşu, bundandır belki insanın en güzel şekliyle buluşturan nadir noktalardan biri oluşu…

  Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…

  Derin Düşünce okurları “Çöl tutanakları” olarak tanımladığım bu bereketten mahrum kalmasın diye, dünya şiirinden naçizane seçtiğim şiirleri paylaşmak istedim, sözün yıktığını, şiir imar etsin diye… Buradan indirebilirsiniz.

Kadim Bilimler ve Bazı Modern Yanılgılar (René Guénon) »

Ayraç Dergisi’nin 27. sayısında (Ocak 2012) yayımlanmıştır. 

1921’de Paris’te yayımlanan “Hindu Doktrinlerine Genel Giriş” adlı bir kitap, o günlerde oldukça popüler olan benzerlerine göre ilginç bir maksada binaen kaleme alınmıştı. Bu kitap da piyasadaki birçokları gibi Hindu dininden bahsediyor ve bu dinin kendine has gelenek ve hakikat anlayışını dile getiriyordu. Diğerlerinden onu farklı kılansa amacıydı: Yazar, İbrahimî dinleri artık sıkıcı bulan Hıristiyan Avrupa’ya seslenmek ve bu sayede “aşkın olmasından ötürü evrensel ve değişmez” gördüğü Geleneği, Batıya oryantalist olmayan bir üslubla açıklamak gayesindeydi. Üstelik bu yazar, bir Hindu değil, Müslümandı: 1912’de İslam’a intisab etmiş büyük Fransız düşünürü René Guénon’du…

Okültizm, teosofi, Budacılık, Tasavvuf gibi kavram ve olguların doğruluklarından şüphe taşıyan anlatımlarla Avrupa’da sıkça boy gösterdikleri bir dönemde yeni bir perspektifle zuhur etti Guénon. Kendisinin de girip çıktığı ve sonradan “gayr-i sahih” olarak değerlendirdiği yollardaki tecrübelerini orijinal kaynaklarla karşılaştırdı ve inisiyatik görünümlü yolların ihtiva ettiği yaklaşımları masaya yatırdı. Neticede bu yolların, sahih bir geleneğe yaslanmadan sadece gelenekten arda kalan bilgi kırıntılarıyla inşa edilmiş olduğunu ve temel söylemlerinde dâhi tesbit edilebilen yanlışlıklarını ifşa etti.

İranlı mütefekkir Seyyid Hüseyin Nasr’a göre, “Doğu’nun geleneksel doktrinin bugünkü Batıda tam anlamıyla tanıtılmasındaki merkez kişi René Guénon’dur. Guénon, bu görev için Geleneğin bizzat kendisi tarafından seçilmiş ve bu görevi üstün bir kişiliğin entelektüel işlevi olarak Read the rest

Futbol seyircisi aptal mıdır? »

“…Eskiden futbol maçlarını seyrederdik. Şimdi futbol toplantılarını seyrediyoruz. Artık futbolun asıl seyirlik kısmı bu toplantıları oldu çünkü. Sezonun yarısını geçtik ben daha tek bir maç bile seyretmedim. Çevremdeki birçok insan da öyle. […] Ben çok sıkı bir Galatasaraylıyım, maç seyretmiyorum. Çok sağlam Fenerli dostlarım var, onlar da seyretmiyorlar…” (Ahmet Altan)

… Bu konuda okumak için…

Sanat ve Medeniyet Üzerine… »

“… Baudelaire salon sanatçılarına, burjuva koleksiyoncularına ve galeri despotlarına inat, “Kötülük Çiçekleri”ni yazdı. Kitabının ismi muhafazakârlarda bir tiksinti tepkisi uyanmasına sebep oluyor. (Öte taraftan kendi döneminin estetlerinin yasaklatma yoluna gittiği kitap, günümüz estetlerince sırf şairin adının inkâr edilemez büyüsü nedeniyle yere göğe konulmuyor. ) Oysa Baudelaire’in poetikası derinde (aydınlanmacılığın tek boyutluluğuna karşı sembolist çıkarımlarıyla) İbni Arabi’ciydi ve bunu da yerleşik Müslümanlardan çok önce İsveçli Müslüman bir ressam, İvan Aguéli gördü. “Ben Baudelaire’in züppesiyim; sonsuz bir basitlikle birleştirilmiş en üstün incelik” ve “İslam İsmail’in çocuğu. Delacroix ve Baudelaire belirgin İsmail’cilerdi”, dedi Aguéli. …” TAMAMI

Sanat üzerine e-kitap okumak için…

İnsan’sız Sinema Olur mu?

Elinizdeki bu kitabı Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır.

Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… Buradan indirebilirsiniz.

Öyküler (Suzan Nur Başarslan)

“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…” 

Son romanı Bela’dan da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Roman nedir? Nasıl Yazılır?

Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Okuyacağınız bu eserle romanlarından da tanıdığınız değerli yazarımız Suzannur Başarslan Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. Buradan indirebilirsiniz.

Derin Göz

  İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir  Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, … Buradan indirebilirsiniz.

Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…

 ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” 

Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. Buradan indirin.

 

Baudolino (Umberto Eco)  Suzan Başarslan

Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın

Fransız ürünlerini boykot etmeliyiz »

“…şu ara gündemde olan “Fransız ürünlerini boykot” çağrılarına sıcak bakıyorum. Ancak “ürün” denince aklıma gelenler Renault ve Citroën marka arabalar veya Danone yoğurtlar değil. Bunlar ufak kalemler. Hem sonra bunları boykot etmek bize de zarar verebilir. Benim gözüm, açıkçası, daha büyük kalemlerde. Boykot etmekle hiçbir şey kaybetmeyeceğimiz, aksine çok şey kazanacağımız “efsanevi Fransız ürünleri“ne. Buyurun, size bir kaçını sayayım:…” TAMAMI

(imaj: “Böyle bir bilanço ile ancak kafa çekilir”)

PKK’yı derin devlet koruyor »

 

… Bu konuda okumak için…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.