Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

USA, Demokrasi mi oligarşi mi? (8: Enron) »

Büyük görmek için resim üzerine tıklayın.

 

 

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

 

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Bencillik, Sunset Bulvarı (Billy Wilder) »

Şerhu Esmâillâhi’l-Hüsnâ (Sadreddin Konevî Hazretleri) »

Günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce “her gün doğan güneş farklı bir güneştir” diyordu Efesli bilge Heraklitos (Hράκλειτος). Bir sembolizm ya da felsefî bir derinlik aramadan, en düz, en yalın haliyle işitelim bu sözü. Heraklitos’tan bu yana 2500 x 365 farklı güneş doğmuş olabilir mi?

İçinizden tekrar edin bir kaç kez, “her gün doğan güneş farklı bir güneştir”… İnandırıcı geliyor mu size? Yoksa itiraz mı ediyorsunuz? Tersini ispatlama imkânınız var mı? Her gün doğan güneşin hüviyetinin değişmediğini, hep o AYNI güneş olduğunu kim iddia edebilir? İsterseniz bir kaç gün üst üste çekilmiş güneş fotoğraflarına bakın. Yüzeyde meydana gelen lekelerin, patlamaların yeri ve büyüklüğü değişiyor sürekli. Neredeyse her saniye farklı bir güneş görüyoruz. Heraklitos’un bir başka sözü geliyor akla: “Aynı nehirlere girenlerin üzerinden farklı sular akar”. Var mı bir itirazınız? Şu halde AYNI olmaktan ne anlıyoruz? Değişime, yıkılmaya, ölüme direnen, kesafet ve metanet sahibi, ölmeden ayakta duran bir güneş mi anlıyorsunuz? Bırakın asırları, tek bir gün içinde bile bizi aydınlatan güneşin (?güneşlerin) AYNI kaldığını söylemek imkânsız.

 Ya siz? Her gün AYNI insan mısınız? Bazen sakin, bazen heyecanlı, bazen hüzünlüsünüz. Bir gün borçlu, bir gün zenginsiniz. Kâh mağdur kâh suçlusunuz. Saniyede 2000 hücre ölüyor vücudunuzda. Her gün batımı en az 50 milyar hücrenin ölümünü noktalıyor. Saçlarınız uzuyor, tırnaklarınızı kesiyorsunuz. Belki zayıfladınız? Eski pantolonları giyebiliyor musunuz? Çocukluk fotoğraflarınızı açın bakın, ne kadar da büyümüşsünüz. Ama “ben çocukken” diye söze başlamak size garip gelmiyor. Bir zamanlar… evet çocuktunuz. 10 kiloluk bir beden-diniz ya da o bedenin içindeydiniz. Demek ki saç, kaş, göz, boy-kilo vb arazların ötesinde, değişmeyen bir hüviyetiniz olduğunu peşinen kabul ediyorsunuz. Erkek, Türk, 80 kilo, muhasebeci, İstanbullu ve koyu Fenerbahçe taraftarı değilseniz… kimsiniz siz? Read the rest

Plaza Ölüleri (Pablo Neruda) »

Düştükleri yere ağıt etmeye gelmiyorum, 

Size koşuyorum yaşayanlara; 

Hepinize koşuyorum 

Ve göğsümü yumrukluyorum: 

Sizlerden önce ölenler de oldu hatırında mı? 

Onların aynı adları ve soyadları vardı. 

San Gregorya’da, Lon Qimay’da yağmur altunda, 

Ran Qüil’de rüzgarda tökezlenmiş, 

İkik’de kumlar arasında 

Ve çölde, denizde, yağmurda ve dumanda,  Read the rest

Semih Kaplanoğlu, Bal filmi üzerine »

JİTEM mi PKK’dan çıktı yoksa PKK mı JİTEM’den? »

“… 12 Eylül 1980 öncesi dönemde Nizip-Gaziantep ve Şanlıurfa yörelerinde örgütsel faaliyet yürütüyordum. O dönem devlet, ortalığı bize ve ülkücü gençlere bırakmıştı. Aleni silah taşıyorduk. Evlerde ve kahvehanelerde, derneklerde toplantılar yapıyorduk. Gündüz gözüyle polis karakoluna 50 metre uzakta hasımlarımızı vuruyorduk. Sonra da salına salına yürüyüp oradan uzaklaşıyorduk. 12 Eylül sabahında ortalığı süt liman eden devlet ve güvenlik kuvvetleri bir gün öncesinde neredeydiler? PKK lideri APO ve diğer Merkez Komitesi üyeleri Ankara’dan Hakkari’ye kadar cirit atıyorlardı. Abdullah Öcalan Ankara’da Anıtkabirin 10-150 yakınında ikamet ettiriliyordu. Gaziantep’te ise şehrin en merkezi yerinde ve Emniyet müdürlüğüne 500 metre mesafede ikamet ediyordu. Şanlıurfa’da keza aynısı…” TAMAMI

Liberal aydınların derdi ne? »

Bildiğiniz gibi, belki de bilmediğiniz gibi, bu memlekette “liberal aydınlar” denilen bir grup var…
[…] Bunların bir kısmı “eski solcu” tabir edilen kesimdendir. Zaten bu eski solcu denilen canlı türünün şimdilerde bir kısmı düpedüz faşist olmuş, bir kısmı liberal yazılmıştır. Toplumda kendi kendilerine hiç de sahip olmadıkları bir ağırlık, bir ehemmiyet atfederler ve de vehmederler. Bu vehim üzerine de esip savurmaya koyulurlar. […] herşeyi hemen isterler ve de kendi uygun gördükleri şekilde… Kürt meselesi mi? Çözümü basittir: Bırak gitsinler, bağımsız olsunlar, konu kapansın(!) Anayasa mı? Yazıver bitsin. Kaç yıldır neyin mücadelesinin ne çabalarla, ne güçlüklerle, nelerle boğuşarak, hangi belalar atlatılarak verildiğini idrak edemiyorlar. Çünkü hangi ülkede yaşadıklarını ne yazık ki bilemiyorlar.
TAMAMI
 

 

… Bu konuda okumak için…

 

Liberalizmin Ak Kitabı” adlı kitabımızın önsözünde söz verdiğimiz gibi sıra Kara Kitap’ta!

Neden? Kemalist ulus devletin tektipleştirici silindiri altında ezilenler için bir umut teşkil etti liberalizm. Kürt, Ermeni, Alevî, “aşırı” dindar, Eski Solcu, vs Atatürkçülerin gözünde “makbul olmayan” kimlikleri haiz insanlar “ideolojisiz bir ideoloji” bulduklarını düşündüler. Yine de sormak gerekmez mi  “Ben de liberalim” diyenlerin içinde kaçı bu düşünce geleneğini derinlemesine inceledi? Güçlü ve zayıf yanları, Türkiye’ye uyan ve uymayan vasıfları hakkında bilgi sahibi oldu?

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini, temel ilkelerini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde YIKICI KUSURLARI var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor.

Özgürlük nedir? Devletin, toplumun ve bireylerin özgürlükler üzerindeki hakları sınırlandırılabilir mi? Liberalizmin merkezine aldığı bireysel özgürlükler ve piyasa her derde deva mıdır? Özgürlüklerin birbiriyle sınırlanması ANLAMLI mıdır? Büyük bir kısmı liberal olan düşünürlerin perspektifinden liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard veTürkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.

Buradan indirebilirsiniz.

19 Mayıs Militarizmi »

 

Sunuş : Putsal devletin, lider kültünün, kısaca faşizmin karikatürü haline geldi Kuzey Kore. Geçenlerde ölen liderleri Kim Jong-İl’in cenaze töreninde (yeterince) ağlamayanlara devlet ceza kesiyordu. Faşizm böyledir; insanların hisleri hatta yüz ifadeleri bile kamusal alandır. Kuzey Kore örneği elbette tek değil. (Türkiye faşist olur mu?) Nazi işgali altındaki Polonya’da askerleri (yeterince) büyük bir coşkuyla selamlamadığı için tutuklanan kadınlar olmuştu. (Üstteki resim). Faşizmin güya alternatifi olan sosyalist rejimler de özünde faşistti. (Bkz. Derin MAЯҖ kitabı) Stalin’den Brejnev’e bütün cenaze törenlerinde gerektiği gibi ağlamayanlar KGB tarafından fişleniyordu. (Bana inanmayanlar Soljenitsin’i okusunlar) Cennet(!) Vatan Türkiye’yi cehenneme çeviren Atatürkçü faşizm de böyleydi. Evinde, dükkânında Kur’an bulundurduğu için hapse atılanların, şapka kanununa muhalefetten asılanların ülkesi oldu Türkiye. Kürt olmak, tesettürlü olmak, Hristiyan olmak, Ermeni olmak… Atatürkçüler kimi isterlerse onu “devlet düşmanı” ilân edip canına okudular, Dersim’de Alevîleri katlettiler.

Faşizmin bıçakları bir kere dönmeye görsün, nerede duracağını bilemezsiniz. Kızınız başörtülü diye üniversiteden atılır, oğlunuzun ismi “Muhammed” diye askerî okula alınmaz, evinizin duvarındaki “Arapça yazı” yüzünden kariyeriniz engellenir… Sonra bir de gayrı Müslimlere baskı yapıyorsunuz diye azar işitirsiniz! Sizin verginizle ayakta duran devlet size zulmeder.

 

Faşist İtalya’nın ünlü lideri Benito Mussolini’nin mottosunu hatırlayın: “Devlet her şeydir, Devlet’in dışında hiç bir şey yoktur”. Atatürkçü faşizm de HERŞEY olmaya talip idi. Bu  HERŞEY, HEP, HERYERDE olma saplantısıyla Türkiye’nin gençleri yıllardır birer robot gibi tek tip giydirilip stadyumlarda toplanıyor, çirkin ve amaçsız spor gösterilerine alet ediliyor. (Bkz. Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ’sız Maneviyat)Tek tip giyinmek, tek tip düşünmek (=düşüncesizlik), otomatik makineler gibi hareket etmek, aklı ve vicdanı susturup aptal bir emre uymak, “Emir Kulu” olmak… Türk gencine biçilen deli gömleğinin adıdır Kemalizm. Sivil Düşünce’den dostumuz Ufuk Coşkun 19 mayıs özelinde Türk faşizminin iç yüzünü anlatan çok güzel bir makale yazmış. Mutlaka okuyun derim.(MY)

 

Ufuk Coşkun Sivil Düşünce

Her yıl 19 Mayıs geldiğinde kâbusum olurdu. İmam Hatip Lisesinde okuduğumuzdan mıdır bilmem( zira bize potansiyel düşman gözüyle bakılırdı) kutlama törenlerinde bizim okulun öğrencilerine sürekli “İşgal Güçleri” rolünü oynamak düşerdi. Her birimize siyah tayt ve siyah tişört giydirirler elimize de oyuncak silah tutuştururlardı. Aylarca çalıştıktan sonra nihayet tören günü bir kısmımız stada temsilen çizilmiş Türkiye haritasının kuzeybatı bölümünden diğer kısmımız ise İzmir civarından sürünerek giriş yapardık. Bir müddet süründükten sonra marşlar ve alkışlar eşliğinde birden karşımızda Mustafa Kemal’in askerleri belirirdi. Hepsi gürbüz, uzun boylu gençlerden oluşan bu ordu karşısında çaresiz bir şey yapamazdık. Ve bizi süngüleriyle Ege denizine dökerlerdi. Biz ise işgal güçleri rolünü oynamanın ezikliğine mi yanalım yoksa hasta olduğumuza mı ya da her birimiz süngülenirken halkın ve diğer öğrencilerin Yuh! Çok yaşa! sözlerini mi, arada kalırdık.

Bazı gazetelerin “Çok Tartışılacak 19 Mayıs İsteği” şeklinde duyurduğu haber; Müsteşar Emin Zararsız’ın, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer adına İl Milli Eğitim müdürlüklerine gönderdiği” …Başkent dışındaki il ve ilçelerimizde yönetmelikte yer almayan senaryo, değişik renk ve nitelik arz eden gösteri ve fon çalışmaları gibi etkinliklere yer verilmemesi, bu kapsamda il ve ilçe kutlama komiteleri tarafından gerekli tedbirlerin alınarak çalışmaların anılan yönetmelik hükümleri uyarınca yürütülmesi hususunda gereğini..” şeklindeki  yazısıydı. Bu gayet makul kararın tartışılacak bir tarafının olmadığını düşünenlerdenim. Ayrıca bu yerinde kararından ötürü de MEB Bakanı’nı kutlarım. Bakanlığın bu tür uygulamalarını bir kesim sendikacıların “gericilik” olarak değerlendirmesini de katılmıyorum. Bilakis bunu ileri bir adım olarak görmekteyim. Çünkü dünyanın geldiği bu noktada artık eğitim kurumlarından askeri ritüellerin kaldırılması gerektiğini ve öğrencilerin de bayramlarını daha doğal yollardan Read the rest

USA, Demokrasi mi oligarşi mi? (7: GE) »

Büyük görmek için resim üzerine tıklayın.

 

 

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

 

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Kilit (Hilmi Yavuz) »

herşeyin kilide, bir kilide dönüştüğü günlerde;

 herkesin bana bir eşya gibi baktığı günlerde;

 kilitle beni,

 ey eşya bakışlı sevgilim!

 eski bir ceviz sandık gibi bırakıldığı yerde

 ölü bir şairin,

 taflanların arasında öylece duruyor olması

 ve kimsenin ona yüz vermemesi gibi Read the rest