Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Yeni Bir Site Doğuyor: Millî Eğitim Yerine Sivil Eğitim »

“… Çocuklara her gün “rahat” “hazır ol” komutlarıyla ezberlettirilen “andımız” adlı yemin metninin gerek içeriği ve gerekse okutma biçimine bakıldığında bir önceki çağa ait bir uygulama olduğu hemen fark edilir. Aynı zamanda bu tür bir uygulamanın ne pedagojik ilkelerle ne de evrensel hukukla bağdaşır bir yanı bulunmaktadır. Ancak ne yazık ki Türkiye’de çocuklar hala asker komutlarıyla bu andı tekrar etmektedirler. Her gün askeri komutları tekrarlayan okul idarecilerinin kendilerini komutan, öğrencilerini ise asker gibi görmeye başladığı bir eğitim sisteminde bireyin özgürleşmesi mümkün değildir …” TAMAMI

… Bu konuda e-kitap …

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz. 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

Yıldız Ramazanoğlu Öykücülüğü (Derin Siyah ve Angelika) »

 

Derin Siyah içinde Mehtap, Ses Tutulması, Mor Gülümseme, Yol Hikâyesi, Milenyum, Ağır Prenses, Omega, Tuhaf Bir Sabah, Köyün İlk Günü, Kriz ve Derin Siyah adlı on bir kısa öyküyü barındıran TYB 2002 Hikâye ödülünü almış öykü-seçki. Bu hikâyelerde öne çıkan ilk özellik dış gözleme eşlik eden iç dünya, bu dünyanın başarılı yansıtılması ve alışılmamış bağdaştırmaların iç dünyanın veriminde aktif rol oynaması. Bireyin yaşadığı topluma bakarken, ona yönelik eleştirilerinin kendine dönük bir şekilde huzursuzluğun yansıması olarak verilişi, aidiyet-değişim ve şehir sorgulamalarının tem’ olarak merkeze oturması, bireyin kayboluşunun farklı hikâyelerde ve metaforlarla ama yinelenen bir şekilde ortaya çıkması öykülerin modern insana ayna tutma işlevini üstlenmesini sağlamış.

Özellikle kahraman anlatıcı bakış açısıyla aktardığı Yol Hikâyesi adlı öyküde yazar, kahramanına “Bulunduğum yer neresi bilmiyorum. Bu şehir kurgusunu hep değiştiriyor sanki. Hiçbir ayrıntıyı öğrenemiyorum. Buralara bildiğim ve beni bilen bir şehri bırakıp geldim.”dedirterek üslubuna ve seçtiği içeriğe dönük önemli ipuçları veriyor. İsimsiz kahramanların ve özellikle kahraman anlatıcı bakış açısının -kimi öykülerde Tanrısal bakış açısı kullanılsa ve bu kısımlarda kahramanlarının ismi Read the rest

Sarkozy için ya zafer ya ölüm! »

 

Giyotin yoksa bile hapis var

Sarkozy’nin kirli işlerini bilenler rastlantıya(!) bakın ki bir bir öldürülüyor. Libya eski petrol bakanlarından Şükrü Ghanem Viyana’da Tuna nehrinde ölü bulundu. Yakınlarından biri kalp krizinden öldüğünü açıklamış kişa bir süre önce. Takip edildiğini, korktuğunu söylüyormuş.

 Hadise özünde biraz… karışık. Fransa dünyada en fazla silah üreten ve satan ülkelerden biridir. Komünizm tehlikesinin(!) ortadan kalktığı bir dönemde elbette Ortadoğu ve Afrika’ya barış gelmesi çok kârlı olmayacaktı. Üstelik Sarkozy’nin başa gelmesi ile bazı gariplikler derhal başgöstermişti :

  • İsrail ile askerî işbirliğinde patlama,
  • Namaz, çarşaf, başörtüsü, helâl etle ilgili “güvenlik” yasaları,
  • Sarkozy’nin etrafını saran duvarcılar… (Bkz. Dikkat! Duvar Ustası!)
  • Önemli bir kısmının Rus, Ukrayna Yahudisi ailelerden gelmesi,
  • Bu Fransız duvarcıların ABD’deki polisleri Müslüman avına hazırlaması, toplu film gösterileri,…

 Fakat Fransız gazetecileri bu konularda suskundur. Media Part ve Charlie Hebdo gibi bir kaç istisna dışında hiç biri bu gariplikleri yazmaz. Çünkü Fransa’da yazılı basının önemli bir kısmı silah üreten firmalara aittir.

 Sarkozy seçimi kaybederse işler tersine dönebilir. Susturduğu hakim ve savcıların, hatta gazetecilerin bir kısmı konuşmaya başlayabilir. Ayrıca gizli servis, iç işleri bakanlığı vb yerlerden pis kokular gelecektir. Karaçi dosyası ve silah satışıyla ilgili diğer retro-komisyon skandalları Sarkozy’nin hapse girmesine yol açabilir.

 

… Bu konuda e-kitap okumak için…

Yahudi oldukları için mi zalimler?

İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor! 

Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederim Filistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. Buradan indirebilirsiniz.

 

 

  İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

27 Nisan, unutma, unutturma… »

 

 

27 Nisan’daki e-muhtıra için soruşturma açılmış. İyi bir şey. Geç olsun da güç olmasın. Kendi halkını düşman zanneden subayların temizlenmesi sürecek bir müddet daha. Evet…

27 Nisan 2007’de Türkiye kendi ordusundaki üniformalı eşkiyalar tarafından tehdit edilmişti. Ertesi gün siteye bir sert(?) bir kınama mesajı girmiştik. Sonra bazı yazarlarımızın isteği üzerine yumuşattık. Sıcağı sıcağına 70’ten fazla yorum yapılmış. Tehdit altındaki insanların halini anlamak için ilginç bir fırsat. Buyurun, buradan okuyun.

 

O günlerde darbecilik ve korku siyaseti üzerine çok yazmışız, çok tartışmışız. Meselâ:

… Bu konuda e-kitap okumak için…

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz. 

 

 

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Sarkozy tehlikeli bir viraja girdi… »

Kuş’un sesi güzeldir »

Vatikan’ın Zindanları / André Gide »

Lafcadio suçlu mudur, değil midir?  

Lafcadio, Zülfü Livaneli’nin yazdığı Dört Santimlik Dünya(1) adlı fıkrada “Filmi izlerken bir ara André Gide’in “Vatikan’ın Zindanları”nı düşündüm. Okuyalı en az kırk beş yıl olmuştur ama kahramanın adının Lafcadio olduğu hatırımda.” cümlelerini okuduğumdan beri, özellikle merak ettiğim bir karakterdi. Vatikan’ın Zindanları’nı(2) okuduğumda ise Lafcadio’yu kavram/olgu-karakter (3) olması yüzünden sizlere tanıtmaya karar verdim.

Tıpkı Sartre’ın Duvar’ındaki Herostratos adlı hikâyede(4) toplumdan ve insanlardan nefret eden, mizantrop, hastalıklı, yabancılaşmış bir karakterle özdeşleşen Paul Hilbert’i; Camus’nun Yabancı’sında(5)   bizi ilk cümleyle şaşkına çeviren “Aujourd’hui, maman est morte. Ou peut-être hier, je ne sais pas.(Bugün anneciğim (maman) ölmüş. Belki de dün, bilmiyorum.), yabancılaşma ve hayatta karşımıza çıkan her şeyin saçma’lığıyla özdeşleşen Meursault’u; Buzzati’nin Tatar Çölü’nde(6) otuz yılını harcadığı kalede, tam da hayalleri kendisine ulaşacakken bir han odasında üniforması ve yalnız gülümsemesiyle ölümü bekleyen ve edilgenlikle özdeşleşen Drago Giovanni’si; Flaubert’in Madame Bovary’sinde(7) küçük burjuva, zengin-ünlü olma, rahat bir hayat sürme, bunu sağlamak içinse kolay yolu tercih ederek, hayatın/toplumun realitesinden kaçıp hayal dünyasına sığınan Read the rest

Türk Solu’nun aşılmaz cam duvarı: 1 Mayıs 1977 »

 1 Mayıs 1977 günü Dev-Genç kortejinin başında Taksim Meydanı’na giren dönemin Dev- Genç Başkanı Bülent Uluer, katliama giden yolda solcuların arasındaki gerilimin büyük payı olduğunu söyledi. “Solcular devlete gerekli ortamı kendi elleriyle hazırladılar. Devletin çok da büyük bir komplo hazırlamasına gerek kalmamıştı zaten” diyen Uluer, sol kesim içindeki düşmanlığın kaynağında ise Maocuların ve özellikle Aydınlık hareketinin bulunduğunu söyledi. Uluer, Kanlı 1 Mayıs’ı ve öncesini şu sözlerle anlattı:

“Birbirimize duyduğumuz düşmanlık, egemenliğe duyduğumuz düşmanlıktan daha fazlaydı. İşin tehlikeli yanı buydu. Devletin çok da büyük bir komplo hazırlamasına gerek yoktu. Ortam hazırdı ancak devlet müdahalesi olmasaydı bunlar olmazdı. Yaşananlara çanak tutacak ortamın hazırlanmasında bizim kabahatimiz tabii ki var ama böyle bir kabahat var diyerek katliam yapılmasına da kimsenin hakkı yok. Devlet bizim içimizdeki gerginliği değerlendirdi. Bu gerginliği yaratan da Halil Berktay’ın içinde bulunduğu Aydınlık grubuydu.” … (BASIN)

Bu konuda e-kitap okumak için…
Türk solu iktidar olur mu? 

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

Avrupa Baharı yaşanır mı? »

“… Mayıs’a giriyoruz ve bu ayla belki de bir ‘Avrupa Baharı’na. Euro Bölgesi için Mayıs çalkantılı bir ay olacağa benziyor. Fransa’daki cumhurbaşkanlığı yarışı, Avrupa’daki mücadelenin başlangıcı durumunda. Fransa’daki seçimleri kazanması beklenen sosyalist aday François Hollande, bilinçli olarak kemer sıkma politikalarına karşı hareketin liderliğine soyundu.Böylece Angela Merkel önderliğindeki Almanya yönetimini düelloya davet etmiş oldu. Hollanda, mali anlaşma olarak bilinen ve Euro Bölgesi’nde bütçenin disiplin altına alınmasını öngören anlaşmanın içeriğini yeniden müzakereye açma sözü verdi. Kriz başladığından bu yana başka hiçbir yasal düzenleme, Merkel için bu kadar önemli olmamıştı. Alman lider geçen hafta bu anlaşmanın “yeniden ele alınamayacağını” bildirmişti. Hollanda ise, “Almanya, Avrupa’nın bütünü için karar veremez” diyerek buna iğneli bir cevap verdi.Fransa’daki seçimleri Hollanda kazanırsa, Berlin’e “sizin yönteminiz tutmadı ve Fransız halkı kararını verdi” diyecek.Hollanda, vurguyu yeniden ekonomik büyüme üzerine yapacak. Bu nedenle iki ülke liderinin ilk görüşmesi gergin olacak …” TAMAMI

 

… Bu konuda e-kitap okumak için…

 

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin. 

 

 

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Ey Kapitalizm! Kara Sevdam! / Charles Allen Scarboro

Ne gariptir ki Türkiye’de hemen her kesimden insanı kolaylıkla birleştirebilen bir slogan var: “Kapitalizme Hayır!”. İslâmcı, komünist, ülkücü, Kemalist… Yürüyüşler yapıyorlar. Seminerler düzenliyorlar. “Küresel sermayeye geçit yok!” . İşçilerin sömürülmesinden Afrika’daki açlığa, ortadoğudaki petrol savaşlarından dünyanın kirlenmesine kadar her taşın altından çıkan bir düşman bu. İyi ile kötü arasında bir çizgi çekmek, kötüleri “öteki tarafta” bırakmak… O kadar kolay mı?

“Ah keşke her şey o kadar basit olsaydı. Bütün kötülükleri içi kararmış birileri yapsaydı ve bütün mesele onları bulup yok etmekten ibaret olsaydı. Ne var ki İyi ile Kötü arasındaki çizgi her insanın kalbinden geçiyor. Kim kendi kalbinin bir parçasını yok etmek ister?” (Soljenitsin)

Okuyacağınız bu kitap insanların para ile, tüketim ile kurdukları ilişkiye ışık tutuyor. Charles Allen Scarboro’nun Karl Marx ve Max Weber’in fikirlerinden de isitifade ederek hazırladığı özgün bir çalışma. Scarboro İstanbul’da yaşayan bir Amerikalı. Akademik birikiminin yanı sıra kapitalizmin anavatanından gelmesi, “içimizde yaşayan bir öteki” olması bu kitaba ayrı bir lezzet katıyor.  Buradan indirebilirsiniz.

Suriye halkının bize ihtiyacı var… hemen, şimdi… »