Bir yetime de siz sahip çıkın »
By Berivan K. on Ara 11, 2012 in Verme hakkı, vicdan | 0 Comments
Önceki YazılarBy my on Ara 11, 2012 in Sitede Yaşam, Türk Basını | 5 Comments
Yazar olmak isteyenler: Gazete okumayın sakın!
Son haftalarda çok sayıda genç yazarın makalesini geri çevirmek zorunda kaldık. Üzüldük ama şaşırmadık. Türkiye’de yazar olmak zor çünkü düşünmek zor. Türk köşe yazarları gençleri uyuşturuyor. Bozuk Türkçe, sığ mantık, akılsızlık ve bilgisizlik… Yılmaz Özdil gibi başladığı cümleyi bitirmekten aciz insanlar bile “yazar” diye ortalıkta geziyor. Hatta Özdil bu sürati sayesinde galiba Taraf’a taşeronluk yapmaya başladı!
Taraf’ta Elle tutulur 3-5 kişi vardı, onlar da “ulusal geyik” kervanına kapıldı gidiyor. Ahmet Altan ve Murat Belge’nin son yazıları içler acısı. 70’li senelerin bir nakaratı vardı: “amariga Aya gidiyo, biz taksime gidemiyoz”. Altan ve Belge onlarca yıllık kariyerin üstüne, bunca çileden, bunca acıdan sonra söyleyecek söz mü bulamıyor? Türkiye’yi bekleyen bu kadar fîrsat ve tehdit karşısında yaza yaza bu geyikleri mi yazabiliyorlar? Hangi kahve köşesinde, hangi entel barda duydular bu lafları?
Sedat Simavi’nin genç gazetecilere bir öğüdü vardı: “Gerekirse kalemini kır ama sakın Read the rest
By Şivan Taşkıran on Ara 11, 2012 in atatürkçülük, CHP, Kemalizmin Zararları, Yobaz Laikler | 0 Comments
(Kaynak)
… Bu konuda e-kitap…
Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”
Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.
By Tavit Kilimciyan on Ara 11, 2012 in Kitap Alıntısı, Zaman Nedir? | 1 Comment
“… Yaşamdaki bütün kıymetli şeyler zaman istiyordu: Aşk, dostluk, düşünce, okuma, merak, bakış… sıkıştıkça zekâ yassılaşıyor, yürek sıkışıyor, içimiz daralıyordu. Ne bizim sevmeye vaktimiz vardı ne de başkalarının. Saatin yalnız köleleri olan bizler güle oynaya hiçliğe doğru koşuyorduk […]
Vicdanınız, şeytanın fahişesidir. Kırın aynaları! Kendinizi sizden daha büyük olana verin, böylelikle kendi derinliklerinize ineceksiniz. Kafesinizden çıkın, gevşeyin; içinizdeki ışığa doğru uçurumun dibine yuvarlanın! Tanrı yukarıda değil, içimizdedir …”
… Bu konuda e-kitap okumak için…
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ” diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.
Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. Buradan indirebilirsiniz.
Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak
Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik. Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?
Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın NE? olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce NASIL? olduğuna baktık bu ilk makalelerde. NE? ve NASIL? soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. Buradan indirebilirsiniz.
By admin on Ara 11, 2012 in Devlet Terörü, Kemalizmin Zararları, Ulus-Devlet | 4 Comments
By Ayla Chignardet on Ara 11, 2012 in Adalet, Kitap Alıntısı, Komünizm, Liberalizm, Modernleşme, Pozitivizm, Sosyalizm, vicdan | 1 Comment

“Hangi politik sınıf muzaffer olacak? Bir önemi yok bunun. Bahar çiçekleri değil bizi bekleyen, soğuk, karanlık bir kutup gecesi. Hiç bir şeyin olmadığı yerde sadece imparator değil proletarya da kaybeder […] Ahlâkî kaygıların yerini teknik/ticarî kaygıların aldığı bir dünyada yaşıyoruz. Vicdanların, inançların, kahramanlıkların ve mânâların yok olduğu bu dünyada akıl da yok artık, hesap var. ”
(Orijinal metin: Wissenschaft als Beruf – Politik als Beruf ing. Fr.)
Resimdeki insanlar:
Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?
Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok. Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.
Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.
By my on Ara 10, 2012 in Hz Mevlânâ, Mesnevî, tasavvuf nedir, Video | 2 Comments
By Şivan Taşkıran on Ara 10, 2012 in BDP, Kürtler, PKK | 2 Comments
Kürt siyasetçi ve yazar İbrahim Güçlü, Kürtlerin asıl sorununun terör örgütü PKK dışında ciddi bir örgütlenmenin, yapının ortaya çıkmaması olduğunu söyledi. Güçlü, BDP dışındaki Kürtleri kapsayacak bir partiye ihtiyaç bulunduğunu vurguladı. Cihan Haber Ajansı’na (Cihan) konuşan İbrahim Güçlü, “Şu an Kürtlerin CHP’si, İttihat ve Terakkileri var. Eğer bölgemize benzetirsek Kürtlerin Baas Partisi var. PKK, bir Baas Partisi’dir. O bakımdan bizim, Kürtlerin CHP ve Baas Partisi dışında bir partiye ihtiyacı var. Bu da PKK’nın temsil ettiği dar elitin dışında tıpkı Demokrat Parti’nin kapsadığı güçler kapsamındaki Kürtleri kapsayan, ANAP’ın kapsamındaki Kürtleri kapsayabilecek olan, AK Parti’nin kapsadığı kapsamdaki Kürtleri kapsayabilecek olan bir partiye ihtiyaç var. Kürtlerin yönetici sınıflarının bu işin bilincine vararak, bunun için bir parti çalışması içine girmeleri, oluşum içine girmeleri gerekiyor.” dedi. (Emrullah Bayrak, Cihan)
… Bu konuda okumak için…
Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)
Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.
By admin on Ara 10, 2012 in Site İstatistikleri | 1 Comment
By Abdulkadir Hacıaraboğlu on Ara 10, 2012 in Jean-Paul Sartre, Kitap Sohbeti, Varlık, Varoluşçuluk | 6 Comments
“Yapmaya giden yol, olmaktan geçer.” (Lao Tzu)
İnsan ne olduğuyla değil, neye sahip olduğuyla meşgûl bugün. Toplumsal statülerin ve rollerin bireydeki karşılıkları düşünüldüğünde bu daha iyi anlaşılacaktır. “Ben neyim?” sorusuna postmodern dünyada hangi kalıplar içinde bir cevap verilebiliyor? İnsan olmak, anne-baba-evlat olmak, bir işle meşgûl olmak gibi en çok dillendirilen yanıtların tamamı bir aidiyetten çok, sahiplenmeyle vurgulanıyor: İnsanlığın bir parçası değil “haklara sahip” bir birey, ailenin mensubundan çok “düzene sahip” ebeveyn ya da çocuk, bir meşgâlenin icracısından çok “bir işe sahip” çalışanların dünyası bu. Türk, Kürt, Acem… bile değiliz; evrenseliz ama belirli bir kültüre, dile, etkileşime sahibiz.
Bugün sahiplenme güdüsünün en temel varlık meselesine kadar götürülebilmiş olması ve insanın kendini bir aidiyetle değil mülkiyetle izah edebilmesi, tersyüz edilmişliğinin en bâriz delilidir. İster Bilgi çağı, ister postmodernite, ister postendüstriyal çağ diyelim, zamanımıza Read the rest