RSS Feed for This Post

Dinlerarası diyalog : Diyanetizm ve İslâm

29 Ekim Cumhuriyet bayramı yaklaşırken Türkiye’de yeni bir din doğuyor: Diyanetizm. Şeklen İslâm’a benzeyen ama özünde farklı dogmaları olan bir inanç sistemi söz konusu. Müslümanlar bu yeni dine karşı öyle hoşgörülü davranıyorlar ki Kur’an ile taban tabana zıt sözlerin camilere mahya olarak asılmasına bile ses çıkarmıyorlar.  Ülkemizde insanların barış içinde yaşaması için farklı dinlerin mensupları birbirilerini daha iyi tanımalı şüphesiz. Bu amaca hizmet etmesi için biz de aşağıdaki karşılaştırmalı tabloyu ilginize sunuyoruz. Diyanetistler kendi ibadethanelerini kurana kadar onlara camilerde kucak açan, hatta baş tacı eden Müslümanları da takdir ediyoruz:

 

İslâm

Uluslar, etnik gruplar arasında üstünlük yoktur.

Diyanetizm

Üstünlük Türklüktedir. Doğuştan elde edilir. (Ne mutlu ‘Türk’üm’ diyene!)

Ek bilgi için: Kurtlu Hilal; konuyla ilgili ayet ve hadisler bu sayfa.

İslâm

ALLAH korkusu Müslüman için esastır.

Diyanetizm

Vali, kaymakam, içişleri bakanı ve genel kurmaydan azar işitme korkusu esastır.

Ek bilgi  için:  Türkiye Faşist olur mu?

İslâm

Kullar masum doğar. ALLAH’a hamd edilir. Kulluk yanlız O’nadır.

Diyanetizm

Her Türk silahlı kuvvetlere şükran borcu ile doğar. Silahı elinde tutan komutana kulluk edilebilir.

Ek bilgi için: Onun adı asker, canı neler ister?

İslâm

ALLAH’tan başka ilah yoktur. Cansız cisimlerin veya soyut kavramların ilahlaştırılması yasaktır.

Diyanetizm

Ölmüş komutanlar, topraklar, bayraklar ilahlaştırılabilir. Bazı gün ALLAH’a bazı gün de bu putlara tapılabilir.

 

İslâm

Hakimiyet ALLAHındır. O’nun emirlerinin üzerinde biri yoktur. İnsan Hakikat’i keşfeder.

Diyanetizm

Hakimiyet Kutsal Devlet’e aittir. Hakikat yasalarla, Anayasa Mahkemesi kararlarıyla üretilebilir, değiştirilebilir.

Ek bilgi için:

… Bu makale ilginizi çektiyse…

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

Dinlerarası diyalog : Diyanetizm ve İslâmDinlerarası diyalog : Diyanetizm ve İslâm

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

 

Türkiye bölünür mü?

Dinlerarası diyalog : Diyanetizm ve İslâmDinlerarası diyalog : Diyanetizm ve İslâm“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

 

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Dinlerarası diyalog : Diyanetizm ve İslâmDinlerarası diyalog : Diyanetizm ve İslâmDevlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

Trackback URL

  1. 144 Yorum

  2. Yazan:SQ Tarih: Oct 22, 2009 | Reply

    Sayın Mehmet Yılmaz,
    Niyetinizin yanlış ve yozlaşmış şeyleri eleştirmek olduğunun farkındayım
    fakat,
    “Diyanetistler kendi ibadethanelerini kurana kadar” ve “diyanetistler putlara tapar”gibi tanımlar oldukça ötekileştirici ve dini tekelleştiriyor sanki.
    Sonuçta bu insanlara “hangi dine inanıyorsun”diye sorduğunuzda Müslüman oldukları cevabını vereceklerdir. Buna karşılık, “hayır, yanlış biliyorsun, sen Müslüman değil, -domuz yiyen bir kafir olarak-putperest, totemik başka bir dinin mensubusun”demek ironik bir gönderme olsa da, afarozvari bir hüküm içeriyor ki kimsenin böyle bir hüküm verecek otoritesi yok sanırım.

  3. Yazan:baris Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    Domuz yiyenlerde bir sorun mu var acaba, nedenironi konusu oldu acaba? Dinizden gelen bu sey artik herneyse…kendiniz gibi inanmayan insanlara habire dokundurmadan edemiyormusunuz? Hadi, gunde 5 defa sabah aksam demeden bangir bangir bagrilan ezaniniza tahammul ettik. Sabahin korunde davulla kapimizi calmaniza da alistirdik kendimizi. Sizin dininize inanmama durumunu turlu homofobilerinize etiket etmenize de ses cikartmiyoruz, vs.vs. Domuz yememizden de mi bir etiket cikarttiniz?
    Biraz soyle geri durup dusunun artik biraz. Biraz mutevazi olun artik. Yetti be!

  4. Yazan:kuzu Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    Parayi veren dudugu calar. Diyanet islerine bagli calisanlarin maaslarini, camilerin su paralarini vs kim veriyorsa, mahyalara da onun istedigi sozler asilir.

  5. Yazan:MY Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    Selamlar SQ,

    Sizi özlemistik 🙂

    hassasiyetinizi anliyorum ve ilke bazinda size katiliyorum. Mustafa Akyol da Kur’an, Hadisler ve İslami Çoğulculuk basliginda Islam’in farkli biçimde inanabilecegini/yasanabilecegini savunmustu.

    yine ihsan Eliaçik’in derin din 1 ve derin 2 isimli yazilarindaki “ortodoks” fikirlere itiraz eden Cemile ve Enver (bence hakli olarak) çogulculugu savundular.

    Ancak Diyanet’in camilere “NE MUTLU TÜRK’ÜM DiYENE” yazmasi kanaatimce çogulculuk boyutunu asan bir sey, bir reformdan da öte resmen yeni bir dinin dogusu.

    ironi yaptigimi düsünen dostlara pesinen söylemek isterim ki ortada ironi yok. Hucurat suresi’nde çok iyi bilinen bazi ayetler gibi hükümlerin Diyanet tarafindan açikça çignenmesi Islam’in temel prensiplerinin inkâri oluyor. ALLAH’in sözü olduguna inandigimiz ettigimiz Kur’an hükümlerinin siyasi sloganlar ile degistirilmesi kanimca yeni bir din üretmekten baska bir sey degil.

    üstelik bu yeni din kan, irk, soy gibi “materyalist” ögelere erdem, üstünlük vb atfettigi için Hristiyanlik gibi Ibrahimî dinlerine göre Islam’a daha uzak duruyor.

    Hz Adem’den bu yana “inmis” bütün ilâhî hükümlere meydan okuyan çok sert bir durus söz konusu.

  6. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    “Diyanetistler kendi ibadethanelerini kurana kadar” ve “diyanetistler putlara tapar”gibi tanımlar oldukça ötekileştirici ve dini tekelleştiriyor sanki.(SQ)

    “ne mutlu Türküm diyene”,
    “milli birlik esastır”,
    “ordumuza şükran borçluyuz”,
    “önce vatan”

    Camii mahyalarına yazılan bu sloganlar, geçenlerde Etyen Mahçupyan’ın Irkçılıktan Ahlakçılığa başlıklı bir makalesinde değindiği Yahudi cemaatinin yaptırdığı anketteki “kimlerin komşu olarak istenmediği” sorusu ile aynı nitelikte. Dolayısıyla ister mahya sloganı ister anket sorusu yoluyla olsun her ikisinde de iletilmek istenen mesaj aynı.

    En fazla üzerinde durulan soru ise kimleri komşu olarak istemediğimizdi. Kabaca söylersek ankete katılanların neredeyse yarısı Yahudi, Hıristiyan veya ateist komşu istemiyormuş. Dikkat edilirse buradaki ayrım dinsel… Yani komşu olarak istenmeyenlerin dinî niteliğinden hareketle, onları komşu olarak istemeyenlerin de dinsel kimlikle algılanmaları gerektiğini ima ediyor. Böylece Türkiye’deki Müslümanların yarısının kendilerine benzemeyen bir dinsel kimliğe sahip olanları dışladığına hükmedebiliriz. (E.M)

    Mahyalarda yazılan sloganlara ve çıkan tartışmalarda tarafların ifade ettiklerine bakarak biz de ;”Müslümanlar bu sloganlara yansıyan zihniyeti benimsemeyenleri Müslüman olarak görmüyor, dışlıyor.” şeklinde bir hüküm çıkarabiliriz.

    İslam dışı bir inancı benimsemiş her T.C vatandaşının askerlik yaptığı gerçeğini unutarak “peygamber ocağı” tanımıyla din-ordu yakınlaşmasını Türk kimliği altında benimsemiş olan Müslümanlar, militarist olmayı da dinsel kimliğin bir parçası gibi kabul ediyor.Bu durumda koşulsuz orduya ve Türk olmaya iman gibi İslam’ın şartlarına ek yapmış oluyorlar.

    Sloganlar üzerinden iman şartlarının bu şekilde çoğaltılarak, tanımı dolayısıyla teşhisi yapılabilir “öteki Müslümanlar” üretmeye kalkışan anlayış, tekelcidir. Yoksa bu anlayışı işaret edenler değil.

  7. Yazan:ddikman Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    ne diyanetin islamı, nede cemaatlerin dayattığı islam. Dine ihtiyaç yoktur bence tartışılması bile abes.

  8. Yazan:rüştü hacıoğlu Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    sayın SQ;

    itirazınızın mantığını anladım. anlayamadığım; değilleyenin MY bey değil, diyanetisler olduğunu görüp göremediğinizdir.

    bir şeyin ne’liğine ilişkin fikri o şeyin kendisinden edinmeye çalışırız değilmi? bu örnekte diyanet o şeyin kendisiymiş gibi algılandığında söylediğiniz doğru ama o şeyin bizatihi kendisini ötekileştirmek suretiyle deli gömleği giydirenin diyanetistler olduğu ayrımına varılmadığında, değilleyenin değillenmesi durumuyla karşılaşıyoruz ki, haklı olarak neden diye soruyorsunuz MY bey’e ama haksız olarak o şeyin altına bakmadan yapıyorsunuz bunu; made in china değilki mevzu…

  9. Yazan:resoman Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    Bu ülkede /başka ülkelerde de) yaşayan insanlara dinini sorsanız kendisini müslüman olarak tarif eder. Kendisini müslüman olarak tarif eden bir çok insan aslında İslamiyet’in önerdiği veya emrettiği kuralları uygulamazlar, hatta bilmezler bile. Bir çoğu da Kuran’ı bir kez bile okumamıştır. Ama müslümanım derler. Aslında İslamiyet çok önemli sayıda insan için fiilen ortadan kalkmıştır ama bunu telaffuz etmek istemezler. Bu gerçeği telaffuz etmeseler dahi, kendilerine itiraf edeceklerdir. Bunu ne kadar önce yaparlarsa o kadar iyi olur bence ve kendileri ile daha barışık bir şekilde yaşamayı öğrenebilirler.

    Şu anda ortada olan, nominal müslümanlıktır, ve giderek yayılmaktadır. Özelikle genç nesil büyük bir değişim içinde ve yeni ufuklar arıyor ve açıyor, bu ufuklarda arkaik din kalıntıları giderek kayboluyor. Bu söylediklerim, sadece islamiyet için değil, diğer dinler için de geçerlidir. Yeni nesil kendi sosyal oluşumunu geliştirecek ve geçmiş ile bağlarını koparacaktır.
    Artık milliyetçilik ve din gibi sosyal farklılıkların insanların önünde engel olamayacağı bir dünya kuracaklar ve bu da onların hakkıdır.

    “Beyin yıkama” dedikleri eylem aslında “beyin kirletme” olarak algılanmalı, gelecekteki nesil, kendi beyinlerini kendileri yıkayacaklar ve geçmiş ve bizim nesilin yol açtığı kirlilikten kurtulacaklar ve daha yaşanabilir, daha medeni bir dünya kuracaklardır. Değişim insanın yapısında var, bunun olması beklenmelidir.

    Böyle olmasını umuyorum…

  10. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    “Ankara’da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile aynı günde kuran okuma yarışması tertiplenmiş, ancak duyarlı medya ve kamuoyu baskıları sonucu bu faaliyet iptal edilmiştir.

    “ Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

    Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar.”(Alıntı*)

    Dini vecibelerin yerine getirilmesinden dolayı ayrı bir önem taşıyan günlerde(Dini bayramlar gibi), hadis ve sureler yazılarak ışıklandırılan cami mahyalarına, milli birlik ve beraberliği ifade ettiği ileri sürülen sloganlaştırılmış cümleleri yazmak, kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmedikleri iddia edilenlere “karşı” aynı “ din istismarı” yolunun izlendiği anlamına gelmez mi?

    Milli olan bayramlarda bir çocuk kuran okuyamaz ama cami mahyalarına milli(!)sloganları yazılabilir!

    “Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir.”(Alıntı*)

    Aziz beyin işaret ettiği gibi dağı taşı geçtik özellikle “Cami mahyalarına” asılan sloganlar inancı başka bir şeye mi dönüştürmek istiyor acaba? Dönüştürülmek yada tesis edilmek istenen nedir? Bu soruların cevaplarını bulmak için biraz da olsa kafa yormak gerekmez mi?

    ALLAH’in sözü olduguna inandigimiz ettigimiz Kur’an hükümlerinin siyasi sloganlar ile degistirilmesi kanimca yeni bir din üretmekten baska bir sey degil.(M.Y)

    Cevaplar çeşitlilik gösterebilir fakat varılmak istenen asıl amaç nedir?

    Ne var ki gerçekten de düşünme ve anlama çabası içindeyseniz, en azından üç noktayı dikkate almak durumundasınız. Birincisi, Müslümanların diğer yarısı hakkında ne söyleyeceğimizdir. Çünkü anlaşılan diğer yarısı farklı kimlikteki komşular konusunda pek sıkıntılı değil. Ve belki de asıl bulgu budur!(Etyen Mahçupyan)

    *Alıntı:Genelkurmay başkanlığı sitesinden.

  11. Yazan:SQ Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    Sayın MY ve Rüştü Hacıoğlu,
    Cami mahyasına “Ne mutlu Türküm diyene”yazmayı eleştirmenizi anlıyorum ve katılıyorum. Benim dikkat çekmeye çalıştığım kişilerin inanç konusundaki kavrayışlarını eleştirirken, başka türlü bir “ötekileştirme”yapmamak. “Bu kişiler kendilerine müslümanım derler ama değillerdir” gibi bir çıkarım oldukça göreceli ve kimse kimse hakkında böyle bir değerlendirme yapmamalı.

    Bir de, “ordumuza şükran borçluyuz”, “önce vatan” yaklaşımları bana niyeyse Osmanlı dönemine gitmemiz gerektiğini çağrıştırıyor. Belki de eski Ramazan bayramlarında padişahın hemen yanında seraskerin(genelkurmay başkanı bir nevi) olması, camilerde ordunun seferlerinin kutsanması yüzündendir. Cami-kışla-devlet ilişkisinin temeli için nelerin miras kaldığına bakmak lazım. Ben kiliseyi de devletten ve ordudan çok ayırmıyorum tarihte.

    Bu arada, “domuz yiyen bir kafir olarak“derken kendimden bahsetmişim gibi olmuş, bir kaç ay öncesine kadar vejetaryen biri olarak hayatımda hiç domuz eti yemedim bu arada:)

  12. Yazan:Mustafa Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    Sayin Mehmet Yilmaz,

    milliyetci solganlarin mahya olarak asilmasi dogru bulmak mümkün degildir. Bunun böyle olmasi itirazcilarin polemikte dozu asmaga hak vermez. “Edeb” kelimesinin yaygin manasi “haddi asmamaktir”. Polemik öyle kolay birsey degildir. Polemikte hicbir kutsal ve degerlere saygi birakilmaz ise o is polemikden ziyade cinnet olur. Corbanin icine tuz atin ama bir kilo tuz döykmeyin.
    Dini konularda Türkiyede aliskanliktir besmeleyi bile dogru dürüst okuyamayan insanlarin seyhulislam gibi konusmasi ve alimlerinde dinlemeden taslanmalari. Öyle ortamda “önce edeb” diyenede taslayacaklarinida bilirim.

    Siz sucladiginiz seyi kendiniz yapiyorsunuz. Diyanetde calisan insanlari ve hatta bütün Türkiyedeki Müslümanlari topyekun karaliyorsunuz. Bakiniz fikir ve akil ayirim yapar genelestirmeyi sevmez. Duygular ise tersidir ayirim yapmakta cok zorlanir. Empati ve sempati ve sevgi tasimadiginiz grublara karsi hemen genellestirmeye gidilir. Bu arada akil ve vicdani tökezleyerek.

    Her birimizin icinde kücük bir kemalist kücük bir irkci kücük bir önyargilar-dolusu mahluklar vardir. Distakiler ile ugrasa ugrasa icimizdekilerini görmüyoruz. Benim bir arkadas var idi. Babasi sert otoriter milliyetci idi. Oglunu hirpalardi ogluda sola meyl ederdi. Solcu oldu kendisi. Soluda müthis felsefe ve fikir ile savunurdu. Dikkatimi ceken ise onun sert usulü ve hircinligi idi. Sertligi idi. O aslinda ic gözünün önünde babasina karsi mücadele ediyordu. Kendisine o zamanlar demistim “kusura bakma ama benim gözümde sen sagcisin” dedim ve bana kafa salladi. Perde arkasinda aktörler fikir ve felsefe degildi. Yillar sonra bu “savas” tükenince ilginc bir sey oldu….kendisi sagci oldu ! Önceleri solcu olub sonradan ulusalci olanlarda buna benzeyen halleri tesbit etmek mümkündür.

    Sitenin ismi “derin düsünce”. Hafif düsünce ile sistematik, arastirma mahsülü ve fikirler örgüsü icinde gercekten fikir cilesi cekilen yazilar ile farki vardir. Bir takim ibareler alintilar yazmak ile polemik ve etkileyici resimler ile “derinlik” olmuyor.

    Geliniz biraz tahlil edelim. “Kurtlu hilal” yazisini misal alalim.

    “Milliyetcilik” kelimesi bilmecedir yaziyorsunuz. Hayir bilmeceden ziyade aslinda anlatmak istediginiz milliyetciligin irkcilik olmasidir. Tabi milliyetcilerin irkciliga karsi sert tabirlari ve söylemlerini ve yazilarini pes gecmekte acaba nasil bir sey. Sadece “Milliyetçilik eğer millet sevgisiyse bu kelimeye yani milliyetçiliğe gerek yok.” demekte gereksizligini önce milliyetciligin irkcilik oldugunuda sonradan dolayli sekil ile acikliyorsunuz.
    Bu arada usule yönelik bir iki tesbit : siir ile veya nokta nokta secilmis “yorum” lar ile veya ordan burdan ibareler ile “isbat” olmuyor. Nitekim sosyal demokratlar arasinda sosyalist izler vardir ama sosyaldemokratlarin sosyalist olduklarini isbat teskil etmez. Sonra ibareleri yorumlara meselesi vardir. Illa mutlak sekildemi okumaliyiz ve genellestirici sekildemi?

    Yazinizda NIhal ATsiza genis yer var. Efendim bilen bilir. Nihal Atsiz ve taraftarlari Ülkücülükten ayri bir akimdir. Ülkücülükte bir bölümü Atsizi tüm dislarlar bir bölümü onun fikirlerini benimsemezler ama kök itibari ile Turancililiginda etkisi oldugu icin sembolik olarak veya “sansürlenmis” olarak veya ehlilesmis sekilde ön planda olmayarak kiymet verirler. Bu bile dogru degildir ahlaki yönden ama buna ragmen eger Ülkü ocaklari “tavsiyesi” Nihal Atsizin onlarin yorumu sekilde taninmasidir yoksa “Atsizin irkci felsefesine gidin kendinizi kaptirin” demek istemezler. Sizin yaziniz öyle okunuyorki adeta Atsizcilik = milliyetcilik.

    Bu arada parantez icinde “bozkurt” konusuna bir ilave: Hemen hemen bütün batida Cumhuriyet olan devletlerde bir takim hayvan sembolü milli sembol olarak kullaniliyor. Ayi rusayada,kartal almanlarda, beyaz kafali kartal ABDde vesaire vesaire…bunlar sembol ve bundan baska etki ve rolü yoktur. Eskiden bizde cesit cesit semboller var idi. Tug mesela veya hilal. Bozkurt suni sekilde ortaya cikti ergenekon destaninda alinti olarak. Atatük zamaninda para ve pullarda kullanilmisti. SOnra Inönü bunu kaldirdi ve simdiye kadar devlet ve toplum tarafindan bozkurt sembolü benimsenmedi belki bunda MHPnin bariz sekilde bu sembolü heryerde kullanmasi idi engel teskil etmesi adeta parti sembolü olarak. Atsizcilarda kutsallik görürler bozkurtta ve tabi tamamen sacmadir.

  13. Yazan:SQ Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    Kurumsallaşmış dini yapılarda ibadethaneler herzaman (marjinal veya azınlıkta değillerse) mevcut devlet düzeni ve ordu ile organik bağ içinderir ve militarizmden kopuk olmamıştır. Sümer tapınaklarından Roma’ya, Bizans’a, Osmanlı’ya, ibadethane, ordunun ve devletin hizmetindedir herzaman, bu bakımdan durumun sadece modernizm çerçevesinde ele alınması bana garip geliyor.

    Kurumsallaşmış, taş üzerinde yapılarda, hakimiyet hiç bir zaman tam olarak “Allah”ın elinde falan değildir, araya mutlaka hükümdar ve ordusu faktörü karışır.
    Askeri başarı kazanmış hükümdarlar, komutanlar, paşalar camilere adını verir bkz. Süleymaniye, Kılıç Ali Paşa vb.vb.
    Taş üzerinde yapılardan bahsettiğiniz şekilde anarşist bir tavır beklemek yer yer safdillik olabilir. Yukarıda bahsettiğiniz anlamda bir inanç için tapınakların simgesel olarak yıkımı ne yazıkki şart gibi.

  14. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    Mustafa bey,

    Hemen hemen bütün batida Cumhuriyet olan devletlerde bir takim hayvan sembolü milli sembol olarak kullaniliyor. Ayi rusayada,kartal almanlarda, beyaz kafali kartal ABDde vesaire vesaire…bunlar sembol ve bundan baska etki ve rolü yoktur….….Atatük zamaninda para ve pullarda kullanilmisti. SOnra Inönü bunu kaldirdi ve simdiye kadar devlet ve toplum tarafindan bozkurt sembolü benimsenmedi belki bunda MHPnin bariz sekilde bu sembolü heryerde kullanmasi idi engel teskil etmesi adeta parti sembolü olarak. Atsizcilarda kutsallik görürler bozkurtta ve tabi tamamen sacmadir.

    Devlet ve toplum tarafından benimsenmiş sembollere kutsallık atfedilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz peki?

  15. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    SQ

    Kurumsallaşmış dini yapılarda ibadethaneler herzaman (marjinal veya azınlıkta değillerse)mevcut devlet düzeni ve ordu ile organik bağ içinderir ve militarizmden kopuk olmamıştır. Sümer tapınaklarından Roma’ya, Bizans’a, Osmanlı’ya, ibadethane, ordunun ve devletin hizmetindedir herzaman, bu bakımdan durumun sadece modernizm çerçevesinde ele alınması bana garip geliyor.
    Kurumsallaşmış, taş üzerinde yapılarda, hakimiyet hiç bir zaman tam olarak “Allah”ın elinde falan değildir, araya mutlaka hükümdar ve ordusu faktörü karışır.
    Askeri başarı kazanmış hükümdarlar, komutanlar, paşalar camilere adını verir bkz. Süleymaniye, Kılıç Ali Paşa vb.vb.
    Taş üzerinde yapılardan bahsettiğiniz şekilde anarşist bir tavır beklemek yer yer safdillik olabilir. Yukarıda bahsettiğiniz anlamda bir inanç için tapınakların simgesel olarak yıkımı ne yazıkki şart gibi.

    Militer kök üzerinde kurumsallaşmış devlet yapılanmalarında mevcut devlet düzeni ordu ile organik bağ içindedir ve militarizmden kopuk olmamıştır.Ulus devletlerler ordunun hizmeti ile var olmuştur.
    Bu tarz kurumsallaşmış devlet yapılanmalarında hakimiyet hiçbir zaman halkın elinde falan değildir araya mutlaka hükümdar ve ordusu faktörü karışır. Askeri başarı kazanmış hükümdarlar, komutanlar, paşalar camilere adını verir bkz. Süleymaniye, Kılıç Ali Paşa vb.vb.
    Taş üzerinde yapılardan bahsettiğiniz şekilde anarşist bir tavır beklemek yer yer safdillik olabilir. Yukarıda bahsettiğiniz anlamda bir inanç için tapınakların simgesel olarak yıkımı ne yazık ki şart gibi.

    Yazdıklarının bu şekilde okunmasına bir itirazın olur mu pekii?

  16. Yazan:SQ Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    Sadece “ulus devlet ve ordu” ilişkisini açıklayacaksak itirazım olmaz.
    Ama bu dini yapılar-devlet-ordu ilişkisini açıklamaz.
    Misal camilerde, ayrı bir “hünkar mahfili”olması. Yüceltilen, kutsallaştırılmış, kılıç kuşanmış bir erk varken, hakimiyetin kayıtsız şartsız Allah’ta olmasından nasıl söz edebiliriz. Orduların komutanın, devletin başının dini yapılardaki yeri her zaman ayrıcalıklıdır ve dini mimari ve onun propagandavari ayrıntıları erke göre şekillenir.

  17. Yazan:SQ Tarih: Oct 23, 2009 | Reply

    Amerika’yı her çağda yeniden keşfetmek, yeni bir bulgu gibi önümüze sunuluyor.
    Nasıl oluyorda referanslar 7.yüzyıla-en iyi ihtimalle-giderken tarihi eleştirmenin miladı 20.yüzyıldan başlıyor gibi davranıyoruz?
    “silahı elinde tutan komutana kulluk etme”yi Cicero’nun bahsettiği “religio”kavramından ayırırsak elimizde ne kalır acaba?
    Silahları sadece domuz avlamak için kullanmış, anayasa mahkemeleri ve engizisyonları olmamış putperest(?) kabileler belki de!

  18. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Oct 24, 2009 | Reply

    Sanırım önemli bir sorunumuz var:gerçeklerin deşifre edilmesi biraz rahatsızlık vermiş olacak ki,bazı yorumcu arkadaşlarımız yazıda anlatılmak isteneni büyük bir hünerle farklı bir yöne çekme gayretine girişmiş.

    Neymiş efendim,Diyanetin devlet ideolojisinin borazanı haline geldiğini,bu kurumun asli görevi dışına çıkarak bir propaganda aracına dönüştüğünü iddia etmek “ötekileştirici”oluyormuş.Bilmem dinin başka türlü “tekelleşmesi” anlamına geliyormuş.

    Peki sormazlar mı,kaba kuvetti,gücü,orduyu kutsallaştırmak;soy,sop,ırk,kanbağı vs.üzerinden bir topluluğu diğer insan topluluklarından üstün görmek şeklinde bilmediğimiz bir din mi var.Militarizmin yüceltildiği,bireylerin hamasete özendirildiği bir anlayışın dinle ne ilgisi olabilir?Bunun adı düpedüz ırkçılıktır,faşizmdir,totalitarizmdir.

    Kimse kusura bakmasın.Empati ve sempati duyguları sadece zalimin eleştirilmesi durumunda kabaranlara,gözlerimizin önünde gerçekleşen bu köhnemiş zihniyet uygulamalarını savunma moduna geçenlere bir iki çift sorumuz olacak.

    Madem ince elenip sık dokunarak bir eleştiri mekanizması devreye sokuluyor:

    1-İçeriği günlerdir tartışılan mahyalar camilerin tepelerine asılmadı mı?
    2-Diyanetin bilgisi dahilinde yapılmadı mı bu?
    3-Peki geçtim empatiyi,sempatiyi;edep,usül diye konuyu değiştirenlerce,acaba buram buram ırkçılık,militarizm kokan bu etkinlik,gelen itirazlardan daha mı edepli,daha mı yapıcı ve birleştirici?
    4-Yoksa bazı mihraklar tarafından tertiplendiğinde ırkçılığın,ayrımcılığın diğer insanları dışlayan,öteleyen bir yanı bulunmayarak pek mahsurlu mu bulunmuyor.
    Nedir mesele?Biri çıksın,”bu yapılanlar doğrudur/mantıklıdır,insanlıkla bağdaşan;barışa,kardeşliğe sevgiye hizmet eden bir yanı var” desin,amenna tartışalım.Hayır bu tür propagandalar yapılmamıştır diyen varsa buyursun buradan tartışalım.O halde bu mahyalar,dağa taşa yazılan bu sloganlar dinle de,insanlıkla da,hakkaniyetle de,adaletle de bağdaşmıyorsa nedir bu gönüllü avukatlık?
    Yani insanın el insaf diyeceği geliyor.Gözümüzün içine sokularak,en kutsal mekanlara taşınarak ırkçılık yapılacak…buna kimselerin itirazı olmayacak…sonra da”sesinizi çıkarmayın,varsın kim ne yapmak istiyorsa yapsın,gıkınız çıktı mı siz de eleştirmekte olduğunuz eylem ve tavra ortak olursunuz”diye hak ve özgürlük dersi verilsin.Biraz samimiyet,biraz dürüstlük ya hu!
    Dürüstlük,objektiflik,empati bu mudur?Bırakalım o zaman ırkçı ırkçılığını yapsın hiç dokunmayalım,eleştirmeyelim.E,ırkçıyı ötekileştireceğiz ya…
    Birileri istediği gibi dini istismar etsin,faşizmi camilerin avlularına taşısın biz yine sükut edelim…çünkü “hayır bu yanlıştır”dediğimiz anda meğerse farklı bir din tekeli yaratılıyormuş da haberimiz yokmuş.
    Geçiniz efendim,ırkçıya ırkçı diyeceğiz,faşiste faşist,zalime zalim!Bunu demeye dili varmayanlar lütfen edep erkan dersi vermeye kalkışmasın.Ve kimse evrensel değerler,hak ve özgürlükler diyerek ezenlerin,despotların,zalimlerin safına geçerek savunma yapmasın.Sadece biraz vicdan,biraz dürüstlük diyorum.

  19. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Oct 24, 2009 | Reply

    snowqueen,

    Misal camilerde, ayrı bir “hünkar mahfili”olması.

    Sultandan başkası orada namaz kılamıyorsa haklısın. Acaba bunun “güvenlik” gibi daha masum bir sebebi olabilir mi 😉

  20. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Oct 24, 2009 | Reply

    Beylerbeyi sarayında hünkarın namaz kıldığı odayı gezmiştim. Odanın her yeri ayetlerle ve hadislerle dolu. Tam hangi ifadelerdi hatırmamıyorum ama dünyanın geçiciliğini, tek otoritenin Allah olduğunu vs. anlatan ve insanı tevazuya sevkeden şeyler olduğunu hatırlıyorum. Oda son derece sade bir şekilde dizayn edilmişti. Ordunun, devletin başının dini yapılardaki ayrıcılığı deyince aklıma geliverdi.

  21. Yazan:SQ Tarih: Oct 24, 2009 | Reply

    Ben kanun koyuculuk, tanrının yeryüzündeki vekili olmak gibi bir otoriteden ve askeri başarının öneminden bahsetmiştim aslında, yoksa dünyanın geçiciliğine yapılan göndermeleri bütün kutsal alanlarda görürsünüz.

    Herkes bir resme bakınca farklı şeyler görür, bende dini yapılara bakınca detaylarında(mahyasından kubbesine) meslek icabı elimde olmadan farklı şeyler görüyorum, başka çağrışımlar yapıyor ve konu dağılabiliyor haliyle.

    Burada “ne mutlu türküm diyene”yazmanın ne menem doğru bir şey olduğunu savunan kimse yoktu zaten, kutsal mekan-kutsal-devlet -kutsal ordu ilişkisini irdelemek anlaşılan birşeylerin üzerini örtmek ve zalimi savunmak gibi oluyor. Sanki beni yoksayan diyaneti savunmak boynumun borcuymuş gibi. Devlet politikasını ve onun dini yapılar üzerindeki söylemini eleştirip değiştirmeye çalışmak başka, kişilerin Müslüman olup olmadığı veya putperest başka bir dinin mensubu oldukları hakkında karar vermek başka. -Kimseyi hedef almadan, genel ortaya olarak- Bunun kararını iktidardan tamamen yalıtılmış olarak saf imanla verebilecek olan varsa ilk taşı o atsın.

  22. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 24, 2009 | Reply

    SQ,

    Amerika’yı her çağda yeniden keşfetmek, yeni bir bulgu gibi önümüze sunuluyor.
    Nasıl oluyorda referanslar 7.yüzyıla-en iyi ihtimalle-giderken tarihi eleştirmenin miladı 20.yüzyıldan başlıyor gibi davranıyoruz?
    “silahı elinde tutan komutana kulluk etme”yi Cicero’nun bahsettiği “religio”kavramından ayırırsak elimizde ne kalır acaba?
    Silahları sadece domuz avlamak için kullanmış, anayasa mahkemeleri ve engizisyonları olmamış putperest(?) kabileler belki de!

    Tamam Amerika’yı tekrar keşfetmeyelim ve keşfedilmemişlerin peşine düşelim.

    Dediğiniz gibi en iyi ihtimalle referanslarımızı 7.yy dayandırılalım garantici olmak istiyorsak da bunu milattan öncesine kadar taşıyalım.

    Verdiğiniz Cicero’(M.Ö 106-M.Ö 43) nun cümlesini de referans alalım. Kabul.Ne de olsa kendisi Latince’nin felsefe dili olarak gelişmesine katkı yapmış bir filozof.

    Önce insanın katkı yapmayı düşündüğü alanda kullanacağa dile bütünüyle hakim olması gerekir elbette.Kimse Cicero’nun Latince’ye hakim olmadığını söylemeye kalkışarak hadsizlik etmez. 🙂 Latinceden tercümeler yapılmış Cicero düşünceleri üzerine dilimiz ve bilgimiz elverdiğince tartışabiliriz ancak.
    Tabii bu da dolayısı ile tercüme edenlere de “itimat” etmemizi zorunlu kılıyor.Sonuçta bir dogma kaleme dökülmemiş ortada üzerinde kafa yorularak yazılmış eserler var.

    Fazla uzatmadan bir örnekle ne demek istemeye çalıştığımı açıklamaya çalışayım.

    Patriot?

    Aklınıza ilk gelen ilk şey muhtemelen savaş silahı olmuştur.
    Kalkıp da ben size oldukça ateşli bir patriot’um desem bıyık altından gülerdiniz herhalde.

    Ama Partiot’un MIM-104 Patriot (Phased-Array TRacking and Intercept Of Target), ABD Raytheon Company yapımı uçaksavar füze. olduğunu bildiği gibi biri aşağıdaki anlamını da biliyor olsa belki ne demek istediğimi doğru anlamak için gülmeden önce ikinci bir soru sorma ihtiyacı duyardı.

    Patriot:Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi veya Değişimi, 1923 yılında Lozan Antlaşması’na ek protokol uyarınca Türkiye’deki Rumların (Rum denilenlerin arasında, Türkçe’den başka dil bilmeyen ve konuşmayan Karamanlı Hıristiyan Türkler de vardır) Yunanistan’a, Yunanistan’daki Müslüman Türklerin Türkiye’ye zorunlu göçü sürecine verilen ad “Patriot” tur.

    Tüm bu bilgilere sahip aynı zamanda bir dile ait tüm bilgilere sahip biri benim bir “vatansever” olduğumu söylemeye çalıştığımı da ihtimal dahilinde tutardı elbette!

    Collins Birmingham Üniversitesi’’nin Collins 1990 baskılı sözlüğüne göre ise;
    Patriot n. vatansever kişi, yurtsever kimse(who is a patriot loves their country and very loyal towards it)

    Patriotic adj. yurtsever, vatansever

    Tüm bunlardan sonra “I’m a fervent patriot=nationalist” cümlesinin Türkçeye çevrilmesinin o kadar da kolay olmadığını izah edebilmişimdir umarım.

    Tüm bu karışıklığa sebep olan ne olabilir sizce? Yada benim konuyu bu kadar uzatmamın?

    Yazdığınız yorumdaki kelimeler ;religion,putperest,

    Sizinde ulaşabileceğiniz kolay bir kaynakta
    Pagan: Latince paganus yani kırsal sözcüğünden türemiştir. Özellikle köylü Erken dönemlerden beri Hıristiyanlık, kırsal kesimlerden ziyade şehirlerde yayılmıştı. Böylece kısa bir süre içinde Hıristiyan olmayan kişi ile köylü neredeyse eş anlamlı hale geldi ve modern anlamda kullanılan pagan terimi ortaya çıktı.[1]
    Pagan sözcüğünün kullanımı birçok Batı dilinde çok eski zamanlardan beri var olsa da, paganizm sözcüğünün kullanımı daha yenidir. Örneğin İngilizce’de pagan sözcüğüne 14. yüzyılda rastlanırken, paganizm sözcüğüne 17. yüzyıldan önce rastlanmamıştır. TDK, paganizm sözcüğünü bir sosyoloji terimi olarak çok tanrıcılık[2] anlamına sahip biçimde tanımlasa da, Türkçe yapılmış dini çalışmalarda çok tanrıcılık karşılığı olarak paganizmden ziyade politeizm tercih edilmekte, paganizm putperestliğin karşılığı olarak yer almaktadır. Yine TDK, pagan sözcüğünü çok tanrılı dinden olan (kimse), payen[3] olarak tanımlar.

    Birmingham Üniversitesi sözlüğündeki karşılığında ise “do not belong to any of the main religions of the world”,”…existed before these relgions” yazıyor.

    1)Pagan:Some people use pagan to describe people,beliefs and practices that do not belong to any of the main religions of the world,especialy when they existed or are thought to have existed long before these religions
    2)Pagan is a person who has pagan beliefs or practices.

    Konumuza dönelim, sizin başlangıç olarak referans alınmasını istediğiniz Cicero ve onun yaşadığı döneme!Bu dönemi günümüz dilindeki bu değişim ve gelişimlerden sonra şimdiki zamandan geriye bakan günümüz bilgisi ile donanmış olan siz, nasıl tanımlardınız?

    “silahı elinde tutan komutana kulluk etme”yi Cicero’nun bahsettiği “religio”kavramından ayırırsak elimizde ne kalır acaba?

    İ.Ö,Hırıstiyanlıktan önce yaşamış Cicero pagan kelimesini kullanarak bir felsefe üretebilir miydi?

    Onun kullandığı Latincede “religio”un anlamı ve “bir şeyi vazife edinmek, tekrar tekrar okumak, yapmak” anlamına geliyordu. Ve hükümdarlar kendilerini “Tanrı” ilan etmişlerdi. Hükümdara karşı vazifelerini yerine getiren insanlar “dindarlardı” siz buna “kul/köle” de diyebilirsiniz.Cicero’nun “religio” kavramı gücü elinde bulunduran kendilerini Tanrı ilan etmiş hükümdarlara duyulan “bağ” idi.Ulus devlet olmadığına göre buna vatandaşlık bağı demekte zorlanırız öyle değil mi?

    Silah gücü (ordu?) ve ona sahip olanın olmayan ile kurduğu bu bağ size “vatandaşlık” değil de günümüzdeki anlamı ile “din bağı” yani dindarlık gibi geliyorsa eğer bunun “taraflı olmanın zorlama çıkarımı” olduğunu söyleyebilirim.

    Silahları sadece domuz avlamak için kullanmış, anayasa mahkemeleri ve engizisyonları olmamış putperest(?) kabileler belki de!

    Dediğiniz gibi ya M.Ö giden referansları doğru okuyup, anlayalım sonra tartışalım yok ama bundan yana bilgimiz yeterli değil ve yanlış sonuçlara varmaktan,eğip bükmekten de kaygı duyuyorsak eğer de bu işin miladını 20 yy ve referanslarına kadar dayayıp bırakalım olmaz mı?

    Sabır için teşekkürler,

  23. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 24, 2009 | Reply

    SQ,

    La İlahe İllallah sözü bir devrim çağrısıdır. İnsanların kula kulluk ettiği bir zaman diliminde dağılmışlık da değil birlikte evrensel kardeşliği gerçekleştirmek mülkiyet ve iktidar tarafından esir alınmış olan, zulümle varolan düzene bir başkaldırıydı. Adaletin çağrısı, esenliğin çağrısı, insanlar arasında eşitliğin çağrısıydı dahası tüm tahakküm biçimlerinin kökten bir reddi idi. Bir Fransız yazarın güzel bir sözü vardır: Devrimler genç ve güzel bir siluetle doğarlar, ama daha sonra çürüyen bir ceset gibi olurlar. Tek Tanrılı dinler de bir devrim olarak gencecik ve güzel bir yüzle doğdular ama zamanla Bakunin çok haklı olarak bir “Tanrı varsa da yok edilmelidir” demesine yol açacak denli iğrenç, kötücül bir kimliğe dönüştüler.(Dilaver Demirağ)

    Bu yazıda bana ilginç gelen diğer birşey, eklemeden geçemeyeceğim, tanrının ismi konusunda oldu. Birşeyin ismini bilirseniz onu “tanırsınız”. ama bazı şeylerin tam ismini bilemezsiniz-sıfatlarını bilirsiniz- çünkü aklınızla tam olarak aşkın durumları tanımanız mümkün değildir. Bu yüzden Museviler için tanrı Yhova’dır ya da YHVY misal. Bu yüzden yazar, Allah’ın ne olduğu konusunda herhangi bir dilde sözcük mevcut değildir diye eklemiş olabilir.(SQ)

    Yüceltilen, kutsallaştırılmış, kılıç kuşanmış* bir erk varken, hakimiyetin kayıtsız şartsız Allah’ta olmasından nasıl söz edebiliriz.(SQ)

    Kurumsallaşmış, taş üzerinde yapılarda, hakimiyet hiç bir zaman tam olarak “Allah”ın elinde falan değildir, araya(!) mutlaka hükümdar ve ordusu faktörü karışır.(SQ)

    Bildiğim kadarıyla bir değişim/gelişim yoksa ateistsin.

    Bir ateist olarak yazdığın yukarıdaki cümlede “araya” kelimesi anlamsızlaşacağından tam olarak ne demek istediğini anlamakta zorlanıyorum?

    Acaba Dilaver Bey’in dediği gibi La İlahe İllallah sözüne imandan kaynaklanan bir kula kulluktan ve zulmünden kurtulma gayretinin her zaman araya giren,kılıç kuşanmış, güç müptezelleri hükümdar/devlet- ordu ikilisinden dolayı sekteye uğraması’nı kastediyor olabilir misin?

    Bu ikilinin elinde kılıç kuşandırılmaya, kutsallaştırılmaya, yüceltilmeye çalışılan dine itiraz ediliyor olması sence “ötekileştirme” yada “aforozvari” bir yaklaşım mıdır?

    *Bildiğinden şüphe etmiyorum ki İktidarı elde tutabilmek için dine kılıç kuşatmakla, dinin kılıç ve kutsallıkla iktidar elde etmesi çok farklı..

  24. Yazan:rüştü hacıoğlu Tarih: Oct 24, 2009 | Reply

    sayın çuvaldız,

    DD’de alışık olmadığımız türden bilgileriniz ve bilgilendirme biçiminizle bizi zımnen cahil ilan etmiş olmakla ötekileştirmiş olmuyormusunuz?

    içimizden zalim şüpheyi kaldır, ya sen gel ya da bizi oraya aldır…

    ilki taş değil basbayağı kaya oldu…

  25. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Oct 24, 2009 | Reply

    Devlet politikasını ve onun dini yapılar üzerindeki söylemini eleştirip değiştirmeye çalışmak başka, kişilerin Müslüman olup olmadığı veya putperest başka bir dinin mensubu oldukları hakkında karar vermek başka

    Elbette,birbirinden çok farklı şeyler:
    Birinci durum,devletin “laiklik”söylemiyle, dini,otoritisenini güçlendirme doğrultusunda dini duyguları kullanma/dini kurumsal bir araca dönüştürme anlamı çıkıyorken;
    ikincisinde,farklı bir dini ötekileştirme,bir başka iananca mudahele etme/karar verme anlamına geliyor.

    İyi de sn.SQ,Diyanet-Devlet ortaklığıyla gerçekleşen ırkçılığı teşvik edici,ayrımcı/ötekileştirici söylem ve sloganların eleştirilmesinin neresi “başka bir dini ötkileştirmek”anlamına geliyor,ben burasını pek anlayamadım.

    Bakın,akşam haberlerinde “demokratik açılım”ı destekleyen yürüyüşler bir takım provakatörlerce sabote edilmeye çalışılmış.Üstelik tekbir getirilerek ve Allah Allah nidalarıyla.Bunlar bizim yabancısı olmadığımız manzaralar.Daha önce de Filistinde yaşananlar bahane edilerek sokaklarda “gözdağı” vermeyi meslek edinmiş gruplar sahneye çıkmıştı.Köpekler girebilir ama ermeni ve yahudiler giremez diye pankart açanlar da sanırım aynı ekiptendi.

    Peki,inançlı,samimi bir müslümanın bu duruma işaret etmesi sizce bu davranışları sergileyenleri ötekileştirme anlamına mı geliyor.Ve sizce bu mahyaların,sloganların,savaş ve şiddetle yatıp kalkmanın yukarıdaki örneklerden bir farkı var mı?
    Dolayısıyla bu tür insanlık ayıplarına işaret edilmesini öyle iktidar dengelerine bağlamak,her bir vicdani duyarlılığı iktidarla ilişkilendirerek komplo teorileri üretmek doğru bir mantık değil.Ne yani,gözümüzün önünde cerayen eden bu denli akıl tutulmalarına sizin her defasında önümüze sürdüğünüz samimiyet testleri nedeniyle sessiz mi kalınmalı.Yapmayın lütfen.Ülkede şer güçleri ittifak halinde her türlü pervasızlığı sergilerken bir avuç dürüst insanı bari rahat bırakın.Batsın iktidarı bilmemneyi,birileri savaşı,militarizmi,gücü kutsuyor siz öküz altında buzağı arayarak buna işaret eden insanları eleştirmekle meşgülsünüz.

  26. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 24, 2009 | Reply

    Rüştü bey,
    Sizi anlamadım!

    Zımnen cahil ilan ettiğimi düşündüğünüz “biz” kimler!

    Ateist olmayan biri SQ için saf iman sahibi(kul/köle olmayan,itaat etmeyen!) değildir.Sonuçta onun için din iktidardan bağımsız asla olamaz(ara! meselesi),insan eli ile üretilmiştir.

    Taş meselesi ise SQ ‘nin hatırladığı bir detay olmalı! Tabii yine yukarıda yazdıklarımı da bu detayın da en doğru açıklamasını o yapacaktır.Bunlar benim,onun yazdıklarından varabildiğim eksik ya da yanlış olabilecek sonuçlardır.

    Ortada bir yanlış anlaşılma varsa elbette düzeltebilecek olgunlukta insanlar olduğumuzu düşünüyorum.

  27. Yazan:MY Tarih: Oct 24, 2009 | Reply

    Mustafa Bey Selam,

    Geciken yanıtım için kusura bakmayın, sizin sözlerinizi kalın harflerle yazıyorum:

    Dini konularda Türkiyede aliskanliktir besmeleyi bile dogru dürüst okuyamayan insanlarin seyhulislam gibi konusmasi ve alimlerinde dinlemeden taslanmalari. Öyle ortamda “önce edeb” diyenede taslayacaklarinida bilirim.(MUSTAFA)

    Bilmiyorum beni (bizi) mi kasdediyorsunuz? ALLAH’a inanmak için üniversite mezunu olmak gerekmediği gibi Müslüman olmak, ALLAH’in hükümlerini anlamak ve uygulamak için de ilahiyat mezunu olmak gerekmez. Adeta Kur’an için bir kullanma klavuzu gibi ayetler içeren Ali İmran suresinde çok iyi açıklandığı gibi muhkem (hüküm bildiren) ve müteşabih (benzetme yapan) ayetler vardır. Muhkem ayetler herkes içindir:
    1) Çalma!
    2) Öldürme!
    3) Bir ırkı ötekinden üstün tutma!
    4) Zina yapma!
    5) …
    Müteşabih ayetler ise ilimde yükselmiş, ALLAH’ın teveccühüne mazhar olmuş âlimler içindir. Yine aynı surede belirtildiği üzere kalplerinde kötülük/fesat(?) olanlar müteşabih ayetleri kullanmaya çalışırlar.
    Takva, ihlas, helâl, haram gibi kavramları anlamak akıl sahibi herkesin harcıdır. Kan, soy ırk davası Kur’an’da açıkça reddedilmiştir. Peygamberimiz (SAV) de defalarca bu konu üzerinde durmuş, yaşantısıyla, sözleriyle Müslümanlara yol göstermiştir.
    Bu bilgiler ışığında bir caminin minareleri arasına “DOMUZ YE SIHHAT BUL” yazmak ile “NE MUTLU TÜRK’ÜM DiYENE!” yazmak arasında fark yoktur. Hatta belki ikincisi birincisinden daha da kötüdür. Bir hadis-i kutsîde (mealen) “şirki affedebilirim ama karşıma kul hakkıyla gelmeyin!” denildiğini hatırlarsak Türkleri Kürtlerden , Ermenilerden, Araplardan üstün görmenin tehlikesi daha net çıkar ortaya.

    Siz sucladiginiz seyi kendiniz yapiyorsunuz. Diyanetde calisan insanlari ve hatta bütün Türkiyedeki Müslümanlari topyekun karaliyorsunuz. Bakiniz fikir ve akil ayirim yapar genelestirmeyi sevmez. Duygular ise tersidir ayirim yapmakta cok zorlanir. Empati ve sempati ve sevgi tasimadiginiz grublara karsi hemen genellestirmeye gidilir. Bu arada akil ve vicdani tökezleyerek. (MUSTAFA)

    Hayır. Çorbaya fazla tuz atmakla itham ettiğiniz din kardeşiniz size “dikkat, çorbada zehir var!” diyor. 100 yıldır çorbaya zehir katılıyor. Diyanetin artık buna alet olmaktan geri durmasının zamanı gelmiştir.

    Sitenin ismi “derin düsünce”. Hafif düsünce ile sistematik, arastirma mahsülü ve fikirler örgüsü icinde gercekten fikir cilesi cekilen yazilar ile farki vardir. Bir takim ibareler alintilar yazmak ile polemik ve etkileyici resimler ile “derinlik” olmuyor. (MUSTAFA)

    Sitenin ismiyle ilgili çok geyik yapıldı. Şayet sitedeki “derinlik” konusunda katkınız olabilecekse buyurun, bilgilendirin bizi, bildiklerinizi öğretin, anlatın. (ki zaten yapıyorsunuz bunu) veya “daha derin düşünce, en derin düşünce” gibi isimlerde siteler kurun, biz de gelip okuyalım, ögrenelim.

    Ama “burası ne biçim derin düşünceymiş? Derinlerde boğulursunuz, burası boyumu geçti…” tarzı komiklikler(?) baydı artık 🙂

    Yazinizda NIhal ATsiza genis yer var. Efendim bilen bilir. Nihal Atsiz ve taraftarlari Ülkücülükten ayri bir akimdir. Ülkücülükte bir bölümü Atsizi tüm dislarlar bir bölümü onun fikirlerini benimsemezler ama kök itibari ile Turancililiginda etkisi oldugu icin sembolik olarak veya “sansürlenmis” olarak veya ehlilesmis sekilde ön planda olmayarak kiymet verirler. Bu bile dogru degildir ahlaki yönden ama buna ragmen eger Ülkü ocaklari “tavsiyesi” Nihal Atsizin onlarin yorumu sekilde taninmasidir yoksa “Atsizin irkci felsefesine gidin kendinizi kaptirin” demek istemezler. Sizin yaziniz öyle okunuyorki adeta Atsizcilik = milliyetcilik.(MUSTAFA)

    Kurtlu Hilal yazısını yeniden okudum, evet, bu bir hastalık, bir veba Türkiye için. Ülkücüler, Alperenler, Kemalistler, Nihal Atsızcılar, Millî görüşçüler… uzaktan veya yakından kan, soy, ırk davası güden herkes aynaya bakıp kendine sormalı: “öldükten sonra işime yarayacak neyim var?”
    – Türklüğüm?
    – Erkek/kadın olmam? Sarışın/esmer olmam?
    – Malım, mülküm?
    – Karım/kocam/çocuklarım?
    – İyilik, güzelik ve doğruluk adına yaptığım işler?

    Bütün zenginliğine rağmen İslâm’ın özünde çok ama çok basit bir şey olduğunu düşünüyorum. Okuma-yazma bilmeyen cahil bir insan ile 5 dil bilen, doktora yapmış bir bilim adamını aynı “zemine” oturtabilecek kadar basit, sade bir şey: “Akıl ve Vicdan”

  28. Yazan:Mustafa Tarih: Oct 25, 2009 | Reply

    Merhaba Cuvaldiz bey

    “Devlet ve toplum tarafından benimsenmiş sembollere kutsallık atfedilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz peki?” diyorsunuz.

    Önce sembol nicin vardir ve nicin insanlar sembolsüz yapamiyorlar ? Bunu hic düsündünüzmü? Sembolün olmasi ve ona deger verilmesi illa “kutsal” görmek midir? Hem nedir kutsallik? Buyurun …önce analiz sonrasi sonra…yoksa bir yere varamayiz.

  29. Yazan:SQ Tarih: Oct 25, 2009 | Reply

    “x dininde bunu yeri yok” ikazı ile “bunu yapan x dininden değil y dinindendir”arasındaki yargıya “bir avuç dürüst insan”ın bütün gündelik siyasetin çamurları dışında daha çok dikkat etmesi gerekiyor.
    Irkçıya ırkçı, faşiste faşist denir ama kişilerin inancı ne diyorlarsa odur. Etnik kimliğinin ne diyorlarsa o olduğu gibi.

    Milliyetçisini, Alperenini, Kemalistini beğenmeyebilirsiniz ve eleştirirsiniz, kimse sükut etmek zorunda değil ama “başka bir dinin mensubu ilan etme” durumunu tasvip etmiyorum.

  30. Yazan:durhat Tarih: Oct 25, 2009 | Reply

    Sembolün olmasi ve ona deger verilmesi illa “kutsal” görmek midir? Hem nedir kutsallik? Buyurun …önce analiz sonrasi sonra…yoksa bir yere varamayiz.(MUSTAFA)

    Soru Çuvaldız hanıma yöneltilmiş.Eminim Çuvaldız hanımdan çok daha kapsamlı ve açıklayıcı yanıt gelecektir.

    Ama madem bir “analiz”isteniyor,bir iki cümleyle naçizene anlatayım.

    Aslında yazıda verilmek istenen mesaj gayet açıktır.

    Aynı şekilde,sembollerin ve sembollere duyulan “kutsallık”ın insan psikolojisinin bir ürünü olduğu gerçeği pek derin analiz falan da gerektirmiyor.

    Dolayısıyla ister değer verilir,ister kutsanır.Bu,her bireyin kendi karar vereceği bir tercih.

    Ancak,tapınma derecesinde bireyi kendisine yabancılaştıran sembol,totem vb.şayet ötekileştirici,yıkıcı ve diğerini yok sayan bir raddeye gelmiş,bir topluluğun diğer bir topluluk üzerinde bir baskı aracına dönüştürülmüş ise pek tabii ki “değer vermek”ten çok farklı bir durum arzeder.

    İmdi,Gamalı haç bir semboldür.Herhangi bir Alman,kendince bu sembole bir değer atfedebilir.Ama 6 milyon yahudi’nin “soykırım”ında bir bayrağa dönüştürüldüğünde durum farklılaşır.

    Ülkücülerin benimsediği kurt figürü keza,-değer mi verirler kutsallaştırırlar mı elbette kendi bilecekleri bir şey-ancak insanları sokaklara döküp şiddete davetiye çıkaracak bir sembol haline getirilmişse durum vahim demektir.

    Bayraklar,şiar edinmiş sözler/sloganlar için de aynı durum geçerlidir:motive amaçlı,manevi cesareti arttırıcı olduğundan dem vurarak bayrakların insanın gözüne sokar gibi sallanması,sözlerin ayrımcı bir söyleme dönüşmesi,tasvip edilecek bir durum olmasa gerek.

    Dolayısıyla aslolan erdemlerdir,semboller değil.İyiyi,doğruyu,güzeli keşfetmenin yolu insanın akıl,zeka,vicdan,ahlak gibi donanımlarında saklıdır.İyi ve dğru olana,hasletli ve erdemli olana ulaşmak için ne sembollere ne de başka “aracı” nesnelere ihtiyaç vardır.Ha,insanoğlu manevi tatmin yönüyle böyle bir ihtiyaç duyabilir mi?Duyabilir.Nitekim duyuluyor da.
    Fakat unutulmamalıdır ki,bu,her zaman doğru sonuçlar getirmeyebilir.Yani o değer atfedilen şeyler maalesef bir çatışma aracına dönüşebiliyor.Sanırım yazıda da bu duruma dikkat çekilmiş.Yoksa kimsenin kutsallarıyla uğraşıldığı falan yok.

  31. Yazan:SQ Tarih: Oct 25, 2009 | Reply

    @Çuvaldız

    Eminim derin ve içeriklidir ama yorumundan hiçbirşey anlamadım.
    Patriotism’den paganizme nasıl ve niçin geçtiğini?
    Paganizm tanımını ne amaçla yaptın?
    Silah gücü (ordu?) ve ona sahip olanın olmayan ile kurduğu bağın adının vatandaşlık olması? İnan anlamadım.
    “din bağı”nın eşiti “dindarlık” mı acaba? Burada politik bir kavramdan bahsediyoruz. Roma’da bahsetme nedeni(daha öncesi de tartışılabilir), dinin burada kurumsallaşıp devlet tekeline girmesi ve din adamlarının devlet tarafından seçilip, imparatonluğa hizmetle mükellef olması. Bir anlamda diyanet işleri örneğinde olduğu gibi. Bunun eşiti dindarlık demek değil.

    Belki de “taraflı olmanın zorunlu çıkarımına”varan ben değilim zira bir tarafım olmadığını, her hangi bir dine aidiyetim olmadığını (ateistlere saygı duyuyorum ama ateist değilim) belirtmiştim,
    *Bildiğinden şüphe etmiyorum ki İktidarı elde tutabilmek için dine kılıç kuşatmakla, dinin kılıç ve kutsallıkla iktidar elde etmesi çok farklı.. daha bir taraf olmanın zorunlu çıkarımı gibi duruyor.

  32. Yazan:MY Tarih: Oct 25, 2009 | Reply

    “Milliyetçisini, Alperenini, Kemalistini beğenmeyebilirsiniz ve eleştirirsiniz, kimse sükut etmek zorunda değil ama “başka bir dinin mensubu ilan etme” durumunu tasvip etmiyorum.” (SQ)

    Muhtemelen dünyanin en kalabalik Islâm ülkesi Endonezya’da yasayan Müslüman(!) bir azinlik var. Hayatlari su üzeinde geçiyor. Denize çakilmis kaziklarin üzerine insa ettikleri evlerde yasiyor ve balikçilikla geçiniyorlar.

    iki ilahlari var, karada iken ALLAH’a, denizde ise Deniz Tanrisi’na (islam ile tanismadan önceki dinleri) tapiyorlar.

    “açik denizde iken bir firtinaya yakalanirsak Deniz Tanrisi’na dua ederiz” diyorlar.

    Bolivya’da (Güney Amerika) yasayan Katolik(!) madenciler de yeryüzünde iken Tanri’ya tapiyorlar. Madene inmeden önce kiliseye gidip dua ediyorlar. Ama madene inince “yerin alti Seytan’a ait oldugu için” çamurdan yaptiklari seytan heykellerine adaklar adiyorlar. Bu sekilde seytanin onlari patlamaardan ve toprak kaymasindan koruyacagina inaniyorlar. Madencilerin seytan sunduklari hediyeler daha çok alkol, sigara ve çigneyince sarhosluk veren koka yapraklarindan olusuyor.

    Madenci seytana sigara sunuyor

    (Bolivya madenlerinden bir kaç görüntü)

    Seytan

    Türkiye’de Kutsal(!) Türk kanina, kutsal(!) bayraga, kutsal(!) vatan topragina tapan, Kur’ana ragmen Türk irkini diger irklardan üstün tutan ve kendine “Müslüman” diyen bir anlayis var. Bunlarin içinde bir kismi ellerini köpek basi sekline getirip havada salliyor. Boz renkli kutsal(!) köpegin atalarina yol gösterdigine inaniyor.

    Köpek basi seklinde Müslüman(?) eller

    Diger bir kismi ise ölmüs Osmanli generallerine ULU, YARATICI, ÖNDER gibi isimler vererek ilahlastiriyor. Her yere heykellerini dikiyor. Bu generallerin mezarlarinin Kâbe’den daha üstün oldugunu açikça beyan ediyor.

    Her durumda bu farkli inançlara saygi gösterilmeli. Dogru. Ama “LA ILAHE ILLALLAH demesek de olur, getirin putlarinizi Kâbe’ye dolduralim, Kur’an’i update edelim, nasilsa hepimiz Müslümaniz” diyenlerden degilim.

    Kemalizm dini

    Kemalizm Dini

    Kemalizm dini

    Kemalizm dini

    Kemalizm dini

  33. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Oct 25, 2009 | Reply

    En sevmediğim şey,tartışmanın kelime oyunlarına kurban edilmesidir.x dini y dini de nereden çıktı?Anlamak isteyen,yazının bir dini diğer bir din üzerinden kötülemek ya da bir başka dini karalayarak o dine müdehale etmek gibi bir içerik barındırmadığını,böyle bir amaç güdülmediğini pekâlâ anlayabilir.Eleştirilen şey sahtekarlıktır,samimiyetsizliktir,tutarsızlıktır…istismar ve suistimaldir.Bunu anlamak bu kadar mı zor?

    Ayrıca bir çelişkiye,bir tutarsızlığa işaret etmek demek,eleştirilen durum üzerinden başka bir kişinin veya din,inanç,kurum veya aidiyet biçiminin ötekileştirilmesi anlamına gelmez.Bu sadece islam diniyle,müslümanlıkla alakalı bir durum da değil.Modern ideolojilerde de,felsefi düşüncelerde de;diğer ibrahimi dinler,çok tanrılı veya pagan dinler için de üç aşağı beş yukarı aynıdır.Çünkü her bir ideoloji,felsefi düşünce,din veya inanç biçiminin kendi içinde bir dizi ilke ve prensipleri olur.Misal,soyalistler sosyal eşitliği, Liberaller serbest pisayı savunur…Çevreciler doğayı korumayı görev bilir.Keza müslümanlar Kur’anı rehber alır,Hiristiyanlar da İncil’i.Tabii bunun ateist’i var,agnostik’i var.var da var.Elbette bireyin kendisini ifade etme hakkı kendisine aittir.Hangi ideolojiyi,hangi inancı benimseyeceği kendi özgür iradesiyle olmalıdır ve bunda özgür olmalıdır.

    Ancak,kendisini sosyalist diye tanımlayan birinin örneğin,sahip olduğu dev bir fabrikada işçileri sigortasız,asgari ücretle ve kötü koşullarda çalıştırıyor olması zannedersem “sosyalist”likle bağdaşmaz.Bırakınız kötü koşullarda istihdam sağlamayı,bu düşünceyi savunan birinin fabrika kurması bile inandığı ideolojiye terstir.Zira eşit ücreti ve emeği savunurken kendisiyle çelişir duruma gelir.Tabi bizdeki bir takım garabet sosyalistler mitinglerde ırkçı nutuklarlar dinleyerek ülkücülerle omuz omuza slogan atıp bayrak sallar o ayrı:))

    Örnekleri biraz çoğaltalım:

    Çevreci olma iddiasındaki birinin ağaç kesme işinde çalışması düşünülebilir mi?Ya da hayvansever birinin kasap dükkanı işletmesi ne kadar tutarlı olur.

    Dolayısıyla bu örnekler din ve dini inançlar için de geçerlidir.Evet ben de bir dine mensup değilim ve bir dini inancım henüz yok.Ama müslümanım diyen biri ilk evvela Kur’anı rehber alır.Ha,takıldığı ve şüphe duyduğu anda zaten bu inancın dışına çıkmayı göze almış demektir ve bu da ancak kendi tasaruffunda olan bir tercihtir-bunu tartışmıyorum zaten.Ama müslümanlığı kimselere bırakmayacak şekilde kendilerini müslüman hissedenlerin,işlerine geldiğinde Kur’anın hükümlerini hiçe sayarak çıkarına göre davranması bir çelişkidir,bir tutarsızlıktır.
    Dolayısıyla yazıda bu çelişkiye işaret edilmiştir.Zira Kur’anda ırkçılığa,milliyetçiliğe özendirici bir ayet bulunmuyor…Özellikle yasaklanmıştır.Bu anlamda Mehmet beyin “domuz eti”belirlemesi yaşanan tezatın anlaşılması yönündedir.Zira müslüman inancında domuz eti yemek haramdır.Dolayısıyla domuz eti yemek ne kadar islam inancıyla bağdaşmıyorsa,ırkçılık yapmak da o kadar bağdaşmaz.Yoksa,domuz yiyenlerin dışlandığı falan yok.Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde bize tiksinti veren pek çok şey başka medeniyetlerce yerel mutfak kültürü kabul ediliyor.Bu bakımdan meseleyi bilerek veya bilmeyerek farklı noktlara çekmemek gerekir diye düşünüyorum.

    Eklemeden geçemeyeceğim.Din-iktidar ilişkisi üzerine bazı görüşleriniz var.Elbette dinin iktidarın hizmetine sunulması ya da bir iktidar aracına dönüştürülmesi sadece modern çağlarda yaşanan bir durum değil.Ama takdir edilmelidir ki,antik çağlardan pagan kültürüne,sümer rahip devletlerinden Avrupa’ya,Osmanlı’ya dek uzanan bir din-iktidar ilşkisi yaşanmışsa,bu,bugün benzerinin hâlâ önümüzde durduğu gerçeğini değiştirmiyor.Yani sizin değindiğiniz,Osmanlı padişahları,Ortaçağ Avrupası kralları,Sümer rahipleri vd.leri bugün yaşadıklarımızı aklamıyor ve bir savunma nedeni teşkil etmiyor.Osmanlı padişahları,islam inancını otoritelerinin güvencesi haline getirmişse bu,o dönemin tarihsel koşullarına göre tartışılır,gerekirse eleştirilir.Keza,Avrupa krallıkları bir dönem kilise üzerinden güç devşirip,kiliseyle iktidar ortaklığı yapmışsa yine konuşulur tartışılır.Yani birileri çıkıp minarelerin tepesine ırkçı mahyalar asacak biz “e canım zaten eskiden de böyleydi”deyip geçemeyiz.Dolayıyla tasvip etmiyorsak aha gözümüzün içine sokularak yapılıyor.Rahiplere,Sümerlere,Babillere kadar gitmeye ne gerek var?Buna insanca dur diyebilecek iradeyi ortaya koyabiliyor muyuz,koyamıyor muyuz önce oana bakalım.Ha,bu sefil durumlara,kepazeliklere dur diyecek bir söze ya da bir yaptırım gücüne sahip olmayabiliriz,bunu anlarım.Ama bu cesaret ve iradeyi ortaya koyanların her sözünü lütfen boğazlarına tıkmayalım diyorum.

  34. Yazan:SQ Tarih: Oct 25, 2009 | Reply

    Mehmet Bey,

    Semavi dinlerin çeşitli ülkelerdeki uygulamalarında arkaik inançların kalıntılarını görmek şaşırtıcı değil. Ona bakarsanız ne zaman Meryem tasviri görsem aklıma Demeter ya da Ceres gelir, Hıdırellez ve Hıdır’da “yeşil adam-Green man”söylenceleri.
    Bolivya’daki görüntüler, bunlara güzel örnekler. Bu resimlere bakıp “aman da pis kafirler” diyenlerin yerine yeraltı güçlerine adaklar sunanları daha yaratıcı bulacağımı da baştan söyleyim.

    “putperestlik”tanımın kullanımında bir yanlışlık var. “put”diye bahsettiğiniz kavram, arkaik inançlarda daha yüksek bir evrensel gücün ya da tanrının tezahür ettiği ya da onu anımsatan, sembolize ettiği -Mircae Eliade tanımıyla-“kılıf”tır.

    Bolivya’daki ritüellerdeki doğa dinleri kalıntılarının aksine, Türkiye’deki Atatürk kültü daha farklı. Burada totaliter bir anlayış ve yabancılaşma kavramı var. ikisini kıyaslamak doğru değil. Birinde doğa güçlerinden yardım isteniyor ki bunun benzerlik göstereceği durum invokasyon tabir edilen kozmik bir gücü, tanrıyı yardıma çağırmak. insan bir mikro-kosmossa, “put”diye tabir ettiğiniz makro-kosmosun görünümü, materyale bürünmesidir ki tekrar ediyorum bu işin aslında materyal sadece bir kılıftır, kutsallık addeden materyalin kendisi değil onun SEMBOLİZE ettiğidir.

    19.yüzyıl antropolojisi ve Modernist düşünce ise bu sembolizasyonu yok sayar ve eleştirir. “ilkel insanların”, “ilkel ritüelleridir” bu kavrayışta, boşinandır.
    Fromm’a göre de kişinin gücünü devrettiği, büyülü-yardımcı “idol”e bağlılıktır. Haklı olunan taraflarda varadır, idolün sembolize ettiği gücün yerine geçip, “kılıf”ın kutsallık kazanması varolmuyor diyemeyiz.

    Semboller ise bütün inançlarda vardır. Hilal da bir semboldür, haç da ve tabi gamalı haç da. Hindistan’dan gelen gamalı haç sembolü Nazilerin elinde farklı bir anlam kazanır. Boynuna Allah yazılı kolye ya da haç takmakta ilahi gücü yardıma çağırmaktır.
    Ezoterik öğretiler de kendi aralarındaki bilgiyi dışa sızdırmamak için sembolleri seçmiştir. Semboller çok önemlidir çünkü bilinçaltının lisanı sembolizm dilidir.
    19.yüzyıl antropolojisinden etkilenmiş olduğum dönemde ikona-klast hareketleri oldukça sağlıklı buluyordum ama artık o kadar katı olmadığımı belirtmeliyim.

    Okullara, caddelere Atatürk heykeli koymak ise arkaik rütellerle birebir bağlantılı değildir çünkü sembol, içeriğini kaybetmiştir. Ortadaki kılıf, bireyin doğayla irtibatının aksine temelde bireyin devlet güdümüne sokulmasının yoludur. Bu totaliter bir rejimin resmidir. Bu tarz rejimlerde kamusal alan heykelciliğinin Roma sanatına öykünmesi de tesadüf olmasa gerek.
    Kişisel fikrim, doğayla(ve insanın içindeki doğayla) bağlantısını kesmiş her türlü sembolizm ve idollerin içi boşalmaya mahkumdur. Bunda Semavi dinlerin kurumsallaşmış yapılarının ve taş üzerinde mabedlerini de ayrı tutmadığımı söylemeliyim. Buradaki kastım “kurumsallaşma”dır yanlış anlaşılmasın. Böyle yazınca İslam düşmanı gibi anlaşılıyor. Oysa öyle değil.

  35. Yazan:MY Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    farkli inançlara saygi baska, bu inançlardan birinin (/ bazilarinin) devleti ele geçirip ötekileri ezmesi baska.

    Türkiye için daha da zor olani egemen Islam kiliginda karsimiza çikan sapiklik. diyanet, zorunlu din dersi gibi mekanizmalar ve milli egitim yoluyla yapilan milliyetçi-militarist propaganda ilk bakista alevileri, kürtleri, ermenileri ezmistir. Ama gerçekte sünni müslümanlari da ezmistir. ama sayica kalabalik olan gruplara degisik roller biçer. zeniciyi zenciye kirdirir. basörtüsü ve namaz yasaklariyla takke düsmüs, kel görünmüstür.

    Diyanette çalisip da kendini Müslüman hisseden insanlar islerini kaybetmek bahasina bu duruma ses çikaramiyorlarsa suç ortagi olmayi kabul etmis olmuyorlar mi? Dünya malini ALLAH’in emrinden üstün tutan da mi Müslüman oluyor? Din degil Madonna konseri mübarek. Kapida biletini alan giriyor!

  36. Yazan:eg Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    mehmetçim diyanet konusunda adalet terazisinin ucunu biraz fazla kaçırdın gibime geliyor. tamam diyanet bir sürü yanlış şey yapıyor, buna itirazım yok. ama diyanet ve diyanet yöneticileri başka bir din icat ediyor demek ağır bir itham oluyor. diyanet içinde görevli olup da islam dini konusunda alim denecek derecede bilgiye sahip – ve üstelik bu bilgiyi kendi hayatlarına geçiren – insanlar vardır. devletin bir kurumuna karşı çıkmak tamam, hepimiz karşı çıkalım ama o karşı çıkılan kurumun içinde yer alanları bu şekilde ağır ithamlarla suçlayacaksak, o zaman hepimiz her şekilde suçlanacak bir yerlerde yer alıyoruz demektir. o zaman bu ülkede hükümetten, muhalefete, orduya, polis teşkilatına, üniversiteye vs. sapıklıkla suçlayamayacağımız tek bir kurum bile kalmaz.yanlış yapmakla, adaletsiz olmakla suçlamak ayrı brşey, sapıklıkla suçlamak ayrı birşey. ilki bence yapmamız gereken muhalefetin diline daha uygun, ama ikincisi aynen snowqueen’in dediği gibi ötekileştirici, şeytanlaştırıcı, ben en doğrusunu biliyorumcu bir tutum bence. ben bu noktada snowqueen’in ilk eleştirilerine katılıyorum. ötekileştirmeden şikayet ederken alasını yapıyoruz farkında olmadan. üstelik diyanetten kimsenin bazı insanları yanlış yapıyorlar diye sapık ilan ettiğini de sanmıyorum.

    dostumsun, fikirlerine değer veriyorum biliyorsun. ama bu mahyalar konusunda yapılmış olan yanlışları, çok uç noktalara çektin. kusura bakma ama hiç katılmıyorum bu eleştirilme biçimine..kaldı ki aynı zamanda yaptığın eleştirileri, eleştirdiğin şeyi tekrar eden, çoğaltan ve bu yolla da magazine eden bir biçimde buluyorum…muhabbetle

  37. Yazan:MY Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    Sevgili Kardesim Enver,

    Camiye gamali haç montajina da ayni tepkiyi vermistin. Ben alman fasizmiyle Türk fasizmi arasinda bir fark görmüyorum. Tabi Türk fasizmi sansli(?) tarafta oldugum için bana dokunmaz (öbür dünyayi saymazsak) ama bunun disinda camiye NE MUTLU TÜRKÜM DiYENE yazmak ile gamali haç asmak arasinda ne ne fark var? Wallahi bilmiyorum. Eger fark varsa söyle.

    Sen daha sert tepki vermek için ne bekliyorsun? bunu da bilmiyorum. Yani sence bazi haramlar ihmal edilebilir haramlar midir?

    ironi yapmadan, samimi bir kaç soru sormak istiyorum, yanitlarini bilmiyorum, bilen varsa yazsin : Dersim katliami yapilirken Diyanet ne dedi? ne yapti?

    Kürtler toplama kamplarina yollanirken diyanet ne yapti?

    OHAL sirasindaki iskencelere Diyanet ne dedi? genel olarak devlet terörü konusunda diyanet’in tavri ne oldu? (susmak disinda?)

    Basörtüsü yasaklari kousunda Diyanet’in tavri nedir?

    Devlet eliyle yapilan su veya bu haksizlik karsisinda Diyanet saglam bir durus almis midir bu güne kadar?

    Eger diyanetin görevi camileri boyamak, cenazeleri organize etmek filansa, o zaman siyasete karismasinlar. Yok eger “kizmayin biz emir kuluyuz” diyorlarsa “hayir!” diyorum. “ALLAH’in kulusunuz”. Yanlis mi yapiyorum?

  38. Yazan:MY Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    Gazze’de olan biten zulüm kimin suçudur? kök sebep nedir? Türk milliyetçiligine zamaninda gerektigi gibi tepki verilebilseydi Filistin bu halde mi olurdu?

    Mustafa Armagan’dan

    Gazze’yi nasıl ve kimin yüzünden kaybettik?

    Cemal Paşa, Kudüs’teki karargâhındadır. Filistin’in Nablus şehrinden gelen 20 kadar insan, kendilerini sürekli paylayan Cemal Paşa’nın neredeyse ayaklarını öpeceklerdir; durmadan yalvarıp yakarmaktadırlar. Kaderleri, karşılarındaki paşanın ağzından çıkacak tek bir kelimeye bağlıydı çünkü. O ‘idam’ dedi miydi, kurtuluş yoktu.

    Neyse ki bu defa şanslıydılar: Anadolu’ya sürgünle yakayı kurtarmışlardı. Adamlar dışarıya çıktıktan sonra Cemal Paşa birden değişmiş, “Ne yaparsın, burada böyle söküyor” demişti. Falih Rıfkı, Paşa’nın tavrındaki bu değişimi, “Rol bitmişti” diye özetler.Rol bitmişti, evet. Falih Rıfkı Atay’ın “Zeytindağı” adlı kitabı dili, üslubu için de okunabilir ama bence “ibret” almak için okunmalıdır. Yıkılmaz denilen Osmanlı kalesinin peş peşe yapılan hatalar yüzünden 4 yıl içinde nasıl çatır çatır çöktüğünü daha iyi anlatan bir eser bulmak kolay değildir.Cemal Paşa, Arapları tehcir, tedhiş ve silahla Türkleştireceğine inanmıştı. Ermeni tehcirinin tersine, bu defa Suriye ve Filistin’den Anadolu’ya yapılan bir başka tehcirden söz ediyoruz. Çapı öbürüne göre ufaktı ama etkisi sanılandan çok daha büyük oldu. Sonuç, Arap topraklarının büsbütün kaybı ve Filistin’de hâlâ kanayan yara olacaktı.

    Başka şahitlerimiz de var. Mesela Filistin’de bir posta memuru olan İzzet Derveze, İttihatçı hükümetin Cemal Paşa’yı savaşı fırsat bilip Arapçılık hareketi mensuplarının işini bitirmek üzere gönderdiğine inanır. 21 Ağustos 1915′te 9 kişi, 6 Mayıs 1916′da ise 21 kişi idam edilmişti. “Zalim tehcir hareketi” diyor Derveze, “Suriye, Filistin ve Lübnan’dan Anadolu’ya gerçekleşmiş ve erkek, kadın ve çocuklardan oluşan yüzlerce aileyi kapsayan sürgün, bu kimseleri iki yıl boyunca yoksulluk ve hakarete maruz bırakmıştı.”

    Bir zamanlar Gazze…

    Derveze’nin anlattığı bir olay, Cemal Paşa’nın gaddarlığını bütün açıklığıyla göz önüne seriyor. İdam edilenlerden Selim el-Ahmed’in amcası ve Cenin şehrinin önderi olan Hafız Muhammed Abdülhadi Paşa’ya telgrafla haber yollamıştır Cemal Paşa, Cenin’e geldiğinde evine misafir olacağını bildirmiştir. Düşünün, gencecik yeğeninizi suçsuz yere idam ettiren adamı (”katili”), daha gözünüzün yaşı kurumamışken evinizde zorla ağırlayacaksınız. Bir aileye verilebilecek en büyük manevî eziyetlerden biri değil midir bu?

    Bahriye Nâzırı Cemal Paşa ve Alman Generali Falkenhayn Kudüs’te askeri denetliyorlar. (1915).

    Öte yandan Lübnanlı aydın Şekip Arslan, Cemal Paşa’nın Suriye’deki “Arap ruhu”nun öldürülmesi görevini üstlendiği kanaatindedir. Şam’da bir Tehcir Komisyonu kuran Cemal Paşa, 2 bin Arap’ı Anadolu’ya sürmüş olup ev ve arazilerine el konulması için de hazırlıklara girişmiştir. Bana göre, diyor Şekip Arslan, sürgün yöntemi Osmanlı Devleti’nin geleceği açısından büyük bir tehlikeydi. Devletin tehlikeli bir dönemeçten geçtiği bir zamanda zor kullanma, yıldırma ve Türklerle Araplar arasında kin ve nefret uyandırma siyasetini uygulamak doğru değildi. Ona göre Cemal Paşa’nın Suriye’de takip ettiği siyaset, Osmanlı Devleti ve İslam âleminin başına gelmiş en büyük felaketlerden biridir.

    Gazze Savaşı’na katılan Osmanlı birliği yürüyüş halinde. (1917)

    Ve Osmanlı kuvvetleri Gazze’dedir. Filistin’in güneyini kapayan Gazze-Birüseba cephesi İngilizleri tutmak için hayati önemdedir. Üstelik Osmanlı ordusu burada yapılan iki muharebede İngilizleri püskürtmeyi de başarmıştır. Cemal Paşa ise bölge halkını Osmanlı’ya bağlayacak yerde, mevcutları da yerle bir edecek ne kadar siyaset varsa harfiyen uyguluyordu. Cephede kazanıyor ama cephe gerisinde kaybediyorduk.

    Nihayet 31 Ekim 1917′de başlayan nihai İngiliz hücumu cephemizi yarmış ve ağır kayıplar verdirmişti. Şimdi çekilme zamanıydı. Artık Kudüs’ü tutacak doğru dürüst bir kuvvet kalmamıştı. Gazze’de ise zehirli gaz mermileri kullanan İngilizler karşısında Mehmetçiğin gaz maskesi yoktu. Başkomutanlık gerek görmemişti çünkü.

    Gazze hem karadan, hem denizden bombalanıyordu. Karadan 218 top ve 6 tank, denizden ise 27 kruvazör, tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi ateş yağdırıyordu.

    Binlerce Mehmetçiğin şehit olduğu Kudüs’ün İngilizlere teslim törenine katılanlardan bir grup (9 Kasım 1917).

    O gün bugündür rahat yüzü görmemiş olan Gazze’yi 7 Kasım 1917 günü işgal etti İngilizler. Tesadüfe bakın ki, İngilizler Gazze’ye girmek üzere iken Dışişleri Bakanları Balfour, “topraksız millet” dediği Yahudilere, “milletsiz toprak” olan Filistin’de bir ‘yurt’ verileceğini ilan ediyordu. Arthur Koestler’in dediği gibi, “Bir millet, ikinci millete, üçüncü milletin toprağını veriyordu.” Dünya tarihinde eşi görülmemiş garip bir mantıkla kurulmuş bu yapay devletin feci bedellerini ne yazık ki ‘ikinci millet’, yani Filistinliler ödemeye mahkûm edilmişti. Cemal Paşa mı? O, görevini fazlasıyla yapmış olmanın huzur ve rahatlığı içinde İstanbul’a dönüyor ve Bahriye Nezareti’ndeki makam koltuğuna oturuyordu. Geride tam bir harabe bırakan o değildi sanki.

    II. Abdülhamit’in Kudüs’te görevlendirdiği Osmanlı askerleri.

    İsrail’deki Hayfa Üniversitesi öğretim üyelerinden Ilan Pape, ilginç bir noktaya dikkatimizi çekiyor. Nedense, diyor, Müslüman Araplara kan kusturan Cemal Paşa, Siyonist yerleşimcilere daha iyiliksever (benevolent) davranıyordu. Yoksa diyor, Pape, bunun sebebi, Cemal Paşa’nın eşinin Yahudiliği olmasın!

    Peki Arapların önde gelenlerini topraklarından süren ve idam ettiren Cemal Paşa’nın gerçek amacı neydi? Falih Rıfkı her zamanki dobralığıyla “Filistin için tehcir, Suriye için tedhiş ve Hicaz için ordu kullandık.” diyor. Bir şey daha söylüyor. Şunu: “O zaman Suriye’de esaslı bir tedhiş politikasına neden lüzum olduğunu Cemal Paşa bir sır olarak kara toprağa götürmüştür.” Neden, hakikaten neden?

    Halbuki onun görevini devralan Mersinli Cemal Paşa, o sıkışık dönemde Araplarla barışma politikası gütmüş, tehciri durdurmuş, sürgüne gönderilen aileleri geri getirtmişti. Bir şey daha yapmıştı: Ekim Devrimi’nde Çar’ın kasalarında gizli anlaşmaları bulan Bolşevikler, Cemal Paşa’nın Müttefiklerle bazı yazışmalarını deşifre edince Mersinli Cemal Paşa bu bilgileri doğrudan Emir Faysal’a göndermiş, onu nasıl bir oyuna düştükleri konusunda uyararak Osmanlı ile savaşmak yerine ayrı bir barış antlaşması imzalamaya çağırmıştı.

    Ne var ki artık çok geçti. Filistin ve Suriye, Mehmetçiğin döktüğü onca kana rağmen elden çıkmıştı. (Gazze’nin etrafında dev bir mezarlık bıraktık diyordu Falih Rıfkı.) Şimdi Anadolu’yu kurtarma telaşı bastırmıştı. Astığı astık kestiği kestik paşamız yalnız Filistin ve Suriye’yi değil, İngilizler gelmeden ana vatanı da terk edecekti.

    Rol bitmiş miydi?

  39. Yazan:eg Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    evet mehmet gamalı haç montajında da aynı tepkiyi vermiştim zira birbirinini devamı eleştiriler bunlar. ve gamalı haç montajı bizim sitenin liberalizm eleştirilerine adeta nazire yaparcasına çok kaba bir liberalizm kokuyordu da ondandı eleştirilerim.

    mahyalara itiraz edilmesine değil itirazım. zaten ben de mahyaları oldukça yanlış buluyorum. ama bu mahyalardan hareketle dyaneti yeni bir din üretmekle, sapıklıkla, kafirlikle suçlamak islam dinine uygun bir tepki değil. bu tür tepkiler bizim tüm doğruyu tekelimizde tuttuğumuz anlamına gelir ki, burada belki de dinle ilgili tüm yazılarımda üstüne basa basa söylediğim şeye ters birşeydir bu.islam dini tektir ama insan sayısı kadar da yorumu vardır. eğer bir insan, bir yoruma kafirlik, sapıklık biçerse, o zaman asıl kendisi tekçilik, totaliterlik yapmış olur. halbuki diyanet dediğimiz şey din işlerini yürütmek için kurulmuş bir kurumdan başka birşey dğeil. ama bu din adına bir total tavır anlamına da gelmez.zira islamda dini temsil eden bir kurum yoktur. mahyalara tepki verelim, diyanetin yaptığı yanlışlara tepki verelim; ama diyanet yeni bir din üretiyor eleştirisini çok fazla yaşar nuri eleştirilerine benzetiyorum kusura bakma. ve bu tip bir eleştiri bir süre sonra aslında “gerçek dini bilen tek kişi benim ve ben çıplak uyarıcıyım” noktasına varma tehliesini bünyesinde taşır. diyanet bir kurum olarak bütün kurumlar gibi yanlışlar yapıyor. kurumun varlığını tartışalım.

    kurumların varlığını tartışalım…mesela bence diyanet olmamalı..ama bence ordu da olmamalı, şirketler de vs….şimdi bu olmamalı dediğim şeylerin olmuş olmasından hareketle hepsinin içinde yer alanları sapıklıkla, kafirlikle yeni din üretmekle vesaire suçlayacaksak ben bunu çok sakıncalı buluyorum…diyanetin dersim katliamında ya da kürtlerle ilgili bir konuda ne yapıp etmediği beni pek fazla ilgilendirmiyor. zira devlet kurumlarının diğerleri ne kadar yapabildilerse b kurum da o kadar yapabilmiştir fazlası değil…bence diyanet ne yaptı demek yerine biz ne yaptık sorusu daha anlamlıdır o konularda…

    mesela sen de benim gibi tasavvuf ile ilgilisin. ve biliyorsun ki senin diyanete yaptığın eleştirilerin tıpkısının aynıları tasavvuf için başkaları tarafınfan yapılıyor. tasavvufi bir islama gönül verenler sapıklıkla, kafirlikle suçlanıyor. bence eleştirdiğimiz şeyleri kendimiz yapmayalım derim…yine de sen bilirsin tabii. burada “o mahyaları eleştirirken çoğaltan” mahyalar yayımlandığı sürece ben de eleştirilerime devam edeceğim demektir. sonuçta doğru, birbirimizi eleştire eleştire bulunacak, gittiğimiz yolun tek doğru olduğunu söyleyerek değil, öyle değil mi?

  40. Yazan:eg Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    mehmet kardeşim ben de senin kadar milliyetçiliğe karşıyım. ama üslubu doğru bulmuyorum. eleştiri üslubu milliyetçilere yollarının yanlışlığını göstermekten ziyade, onları cehennemin yedi kat dibine atmayı amaçlamamalı bence…sonuçta bugün milliyetçi olanın, yarın başka bir fikir sahibi olmayacağını kimse bilemez. eğer bu derece dışlayıcı bir eleştiri yaparsak kimsenin bizi dinlemesine vesile olamayız bence.

  41. Yazan:rüştü hacıoğlu Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    eg bey,

    bir arkadaşım söyledi yanlışsa düzeltilsin. bazı okullarda perukla gelen kardeşlerimiz eleştiri alıyormuş peruk takmayan din kardeşlerinden. hadis varmış peruk takılmasının günahlığına dair falan yani…

    şimdi bu tartışmanın zemini ne kadar sağlamsa diyanetin varlığı da bir o kadar diye düşünüyorum ve mehmet bey bence de yanlış bir şey söylemiyor. yanlışa yanlış demek de mi yanlış?

    bu biraz şöyle olmuyormu: diyanetin gücü var yapıyor, doğru-yanlış yok; yaptım oldu var.

    insanlar da yanlış olduğunu söylüyor; “kurumu yıpratmayalım”. tamam yıpratmayalım da, yıpratmak fiiline tecavüz eden bir diyanet vardurupdururken orta yerde sanki ne bileyim taşları bağlamak gibi olmadımı?

  42. Yazan:eg Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    rüştü bey sizin benim yazdıklarımı okumadığınızı, eğer okuyorsanız da anlamadığınızı düşünüyorum…

  43. Yazan:eg Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    sevgili mehmet,
    mahyalardan hareketle yapılan eleştirinin dozajında şöyle bir problem var bence: bu mahyalar hiç şüphesiz ki yanlış, hatta densiz mahyalardı. bu mahyalarda sorumlulukları olanlar mutlaka görevden el çektirilmeli. ama biliyorsun bu tip devlet kurumlarından börevden el çektirilme büyük oranda o devlet kurumundan sorumlu devlet bakanı ve dolayısıyla hükümet ve başbakan yoluyla olur. diyanet işlerinin her yerde uyguladığı sistemli bir tavır mıdır bu mahyalar bilemiyorum. yoksa il müftülerinin ya da daha küçük birimlerin mi marifetidir? ama sonuç itibariyle bu mahyalardan hareketle gerek diyanet işleri başkanlığının yeni bir dn üretmekle suçlanması, gerekse de eleştirilerde tutnulan tutum bence doğru şeyler değildi. böyle yaparsak bazı kurumların yaptığı doğru şeyleri de toptan görmezlikten geliriz.

    mesela dünyada islam dini konusundaki en kapsamlı ve en doğru bilgileri veren eser diyanet vakfı islam ansiklopedisidir (batıda islam konusundan en kapsamlı ve otorite kabul edilen eser olan brill’in encyclopedia of islam’ından daha geniş kapsamlı ve çok daha doğru bir bilgi kanalıyla gelen bir ansiklopedi olarak önemli bir eserdir). yine diyanetten sorumlu devlet bakanı mehmet aydın (hala sorumlu mudur bilmiyorum ama bir ara sorumlu oydu) son derece önemli entelektüellerdendir. ve bence diyanet işleri başkanı ve yardımcıları da şimdiye kadarki diyanet işleri başkanları ve yardımcıları arasında öne çıkan bir entelektüe şahsiyete sahiptirler. şimdi içinde bu insanlara benzer bir sürü insan barındıran bir kurumu, kurum olarak eleştirmek ve yaptıklarının yanlışlığını ortaya koymak ayrı birşeydir…bu insanları münafık olmakla, kafir olmakla ve başka bir din üretmekle suçlamak farklı şeylerdir. birincisini yapmaya hepimizin hakkı var; ama ikinci tür eleştiri özünde eleştiri türü, yöntemi ve üslubu olarak kemalist bir eleştiridir. ve evet bu ülkede hepimiz az ya da çok üslup, tür ve yöntem olarak kemalistleşebiliyoruz sık sık. benim itiraz ettiğim ana nokta gittikçe kabalaşan bu eleştiri yöntemineydi. sanırım birisi bunu “derin düşünceye yakışmayan” birşey olarak eleştirmişti. doğrusu çok sevdiğim ve onca yazımı yayımladığım bir yer olması hasebiyle kendi evim kabul ettiğim bir yer olan derindüşünce’ye ben de derinlik olarak yakıştıramadım bu tip eleştirileri.

    sonuçta tekrar söyleyyim: eleştirim mahyaların eleştirilmesine değil! eğer bugünlerde birşeyler yazma hevesim kırılmasaydı, bezmeseydim yazmaktan ve bir sürü saçmalık ile uğraşmaktan, muhtemelen ben de eleştiren bir yazı yazacaktım. zira bu mahyalar mutlaka eleştirilmelidir. ama eleştiri yöntemi, derinliği ve içeriği çok önemlidir bence. bu açıdan bizim sitede bile bu derinlii görememek umut kırıcı…muhabbetle…

  44. Yazan:ABDULLAH Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    İslam, Allahın gönderdiği mukaddes dinlerin sonuncusu ve hepsini kapsayan özelliği ile ne mükemmeli.Bunu böyle kabul etmeyen İslam dairesinin dışına çıkmış olur.İslam dini bu dünyada, sonucuna katlanmak şartı ile inanmakta herkesi serbest bırakmış,isteyenin istediği gibi yaşamasına kimsenin karışamayacağını bildirmiştir.
    Fakat bir Müslüman için farklı inançta ki bir insanı İslam’a davet etmek gibi kutsal bir görev de vardır; hiçbir baskı yapmaksızın anlatmak ve kararı kişiye bırakmak şartı ile.
    Yıllardır yapılan budur ve bir Müslüman’ın hangi sebeple olursa olsun inancını gizlemesi asla doğru değildir.Son yıllarda diyalog adı altında yapılan faaliyetlerde ortaya çıkan şu olmuştur.Hristiyan dünyası Müslümanlara dönüp “dininizin son din olduğunu söylemeyeceksiniz diğer bir ifade ile inancınızı bizim yanımızda ortaya koymayacaksınız ,bizi de kabul edeceksiniz”.Bunu normal kabul etmek inanca zarar getireceği gibi rahatsız olduğumuz misyonerlik faaliyetlerinin kolay bir şekilde icra edilmesine nede dolaylı katkı yapılmış olur.Yani “dinler arası diyalog” asırlardır haçlı dünyasının yürüttüğü gizli bir propaganda nın son asır versiyonudur.
    “….. Roma Katolik Kilisesi lideri Papa 16. Benediktus, İtalya’nın eski Senato Başkanı Marcello Pera’nın “Perche Dobbiamo Dirci Cristiani” (Hıristiyan Olduğumuzu Neden Söylemeliyiz) başlıklı geçen yıl yayımlanan kitabıyla ilgili yazdığı mektupta; dinler arası diyalogun “Kişinin kendi inancını parantez içine alması” anlamına gelebileceğini savunmuş, “Dar anlamda dinler arası diyalog mümkün değildir” diyerek açıkça hedefin ne olduğunu ortaya koymuştur.
    Peki hiç mi diyalog olmaz? Elbette olur. Ama bu inancımızın hiçbir “paranteze” alınmaması şartı iledir. Bizim diyalogumuz “din” ekseninde olacaksa “tebliğ amaçlı” olmalıdır. Normal şartlarda bir başka inançtan olan insanla “insani” her münasebete kimsenin bir şey diyeceği yoktur.
    “Dinler arası diyalog” ile “dindarlar arası diyalog”u karıştırdığımız zaman anlamsız tartışmaları da beraberinde getirmiş oluyoruz. İslam inancına göre İslam’ı kabul etmeyen hiç kimse Allahın mükâfatına nail olamaz. Bunun Yaşar Nuri versiyonu daha cesurdur ve Allah’a inanan güzel işler yapıyorsa son peygamberi kabul etmesine gerek yoktur.Doğru cennete. Elbette cennet kimsenin tekelinde değildir ama din, inanç,itikada o kadar ucuz değil.
    Bugün Peygamberimiz(sav) için neler söylediğini, Müslümanlara kimin nerelerde nasıl zulümler yaptığını bildiğimiz halde inancımızı,itikadımızı bir kenara bırakarak dinler arası diyalog kurmaya çalışmak safdillikten başka bir şey değildir.
    Bugün batıdan alacağımız kültür bile olamaz.Bilimine teknolojisine eyvallah.Ama Batı dünyası boş durmuyor.İncil arası dolar dağıtarak saf bir çok genci dininde etmeye devam ediyorlar.Bir başka çalışma ise Kuran ve Sünnete yönelik içten yıpratma,önemseme gibi Müslüman’ın en büyük iki dayanağına karşı onu zayıf düşürerek kökten halletme çalışması da vardır işi takip edenler çok iyi bilir.
    Demem o ki “dinler arası diyalog” tuzaklarla dolu çok eski bir hristiyan oyunudur.İslam, hiçbir müntesibinin ne itikaden ne fikren zarar görmesine razı değildir. Mükemmel ile muharref aynı yerde aynı amaç için bulunamaz.

  45. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    Enver bey,

    Diyanet işleri başkanlığının mümtaz ve entelektüel insanlardan oluşması, İslam ansiklopedisi yazmaları filan güzel şeyler tabi. Ama bu, bir yanlışı görmezden gelmemizi gerektirmemeli. Yoksa bizim “ilkeliliğimiz”, “prensiplerimiz” nerede kalır? Mehmet Aydın, ali Bardakoğlu çok entelektüel insanlar olabilir. Yapılan iş hiç de entelektüelce bir şey değil. Bu mahya olayının altından Ergenekon çıksaydı mesela yine abartılı bulur muydunuz kolajları? Bir de, liberalliği küfür gibi kullanmamak lazım. Elbette çok eksikleri ve yanlışları var liberalist felsefenin ama her şerrin kaynağı bir şey de değil yani.

  46. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    Diyanet’in alimleri konusunda Ekrem gibi düsünüyorum. Mevlana’nin bir sözü vardir, (yaklasik olarak) “amele dönüsmeyen ilim domuzlarin boynuna takilmis inci, boncuk gibidir”.

    ilim sahibi olanlar zulüm karsisinda susarsa bizim gibi avam neylesin?

  47. Yazan:ABDULLAH Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    İkbalin batı öncesi hali ile batı sonrası arasında büyük fark vardır ve hala eleştirilir.Ona atfen şöyle dediği rivayet edilir.
    “önceden böyle değildim felsefe okudum böyle oldum”
    Diyorum ki acep bizimkilerde mi?

  48. Yazan:eg Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    ekrem bey, mehmet,
    sanıyorum birbirimizi anlayamıyoruz, ya da ben anlatmayı beceremiyorum. birşey söylüyorum “o zaman eleştirmeyecek miyiz, yanlışı görmezden mi geleceğiz?” diye karşılık alıyorum. sanıyorum ben anlatamıyorum. öyleyse fazla ısrara gerek yok! herkes bildiği türden eleştiriye devam etsin ne diyeyim ki başka:(((

  49. Yazan:eg Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    bakın bir örnek vereyim ne dediğimi daha iyi anlatabilir belki:

    diyelim ki bir film eleştirisi yazıyorsunuz. film, içinde şiddet ve pornografi adına birçok unsur taşıyor olsun. şimdi bu filmi eleştiren bir yazı, bu filmdeki şiddet ya da pornografik detayları o detayları tekrarlar biçimde ele alırsa, o eleştiri, eleştirdiği şeyin tuzağına düşmüş, eleştirdiği şeyi yaygınlaştırmış, çoğaltmış olur. üstelik film eleştirilerinin, satır satır filmin sahnelerini anlatmaktan ibaret olduğu bir eleştiri dünyasında bu tür detaylar, filmin görsel pornografisini, edebi hale getirmek yoluyla daha da kabul edilebilir bir noktaya taşır ve sıradanlaştırır. görselliğin ya da yazının pornografisi aracılığıyla savaşların, katliamların sıradanlaştırılması ancak böyle mümkün hale gelir. yani bu tip bir eleştiri yöntemi eleştirdiği şeyin tuzağına düşüp onu yaygınlaştırır. işte batıya ait liberal eleştiri dediğim (ister hz. muhammed hakkında yapılan karikatürler, isterse de hristiyanlık eleştirisinde batı sanatının tutturduğu vülger tutum işte bununla ilgilidir) şey de budur. ve maalesef bu mahyaların eleştirilmesi amacıyla yapılan bu mahya montajları da bu yönde bir eleştiriye giriyorlar ve doğru eleştiri tarzı bu olmamalı diye düşünüyorum nacizane…

    ekrem kardeşim sormuş bunların altından ergenekon çıksaydı aynı şeyi söyler miydim diye… efendim cevabı basittir. en baştan beri bu mahyaların abesle iştigal olduğunu, sorumlularının görevden el çektirilmesi gerektiğini söyleyip duruyorum. altından kim çıkarsa çıksın benim için eleştirinin mahiyeti değişmez. altından ergenekon da çıksa, başbakan da çıksa, genelkurmay da çıksa, kim çıkarsa çıksın o mahyaların eleştirilme biçimi onları çoğaltma yolu değildir. bu belki bizim eleştiri anlayışlarımızın, sanat görüşlerimizin farklı olmasından kaynaklanıyordur. ama benim çok sevdiğim birileri yapınca, yanlışa doğru diyecek halim yok…eleştiri yöntemi yanlış; ama birbirimizi bu konuda anlamadığımız için olsa gerek pek bir yol kat edemiyoruz. artık kabe üzerine gamalı haç montajına saklıyorum eleştirilerimi…muhabbetle

  50. Yazan:MY Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    Enver abicim,

    Porno/siddet filmi elestirirken “kötülügü” yayma fikrin dogru ama diyanetin irkçi mahyalarina Hiiiç uymuyor. Neden?

    çünkü Türk irkini Kürt ve Araplardan üstün tutmak estetik bir problem degil 🙂

    ALLAH’in emirlerine düpedüz ZIT bir is. Biz Türkleri ötekilerden üstün tutmak Hucurat suresiindeki ayetleri silip yerine baska sözler yazmak gibi bir sey.

    Yarin Diyanet Alimler Meclisi diye bir sey kurulsa deseki:

    1) Cuma namazini cumartesiye aldik,
    2) Temiz yetistirilmis domuz yemek helaldir,
    3) Yagmurlu günlerde yapilan zina günah sayilmaz…

    Ne diyecez? Diyanette çalisan dostlarimizin kalbi kirilmasin diye Islam’in UPDATE edilmesine estetik bir problem gözüyle mi bakacagiz?

    Mesele senin gördügünden çok ama çok vahim. Adamlar resmen Islam’i reform etmeye koyuldular. Bence bütün müslümanlar konusmali artik. Irkçi Islam olmaz. Ya bunu herkes kabul etsin ya da domuz yiyelim. Kur’an ortada. Hadisler ortada.

  51. Yazan:eg Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    mehmet ,
    loop yapıyoruz, o yüzden benden bu konuda bu kadar…muhabbetle

  52. Yazan:eg Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    diyanet işleri mahyaların ardındna bir açıklama yapmıştı:

    “Diyanet İşleri Başkanlığı camilerde mahya açılımı haberlerine ilişkin yaptığı açıklamada, tarihi camilere mahya kurdurmak yetkisinin Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olduğunu, mahyaların içeriğinin, İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından İstanbul Müftülüğü ile görüşülmeden belirlendiğini ve bilgi verilmeden minarelere asıldığını belirtti.
    Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, bugün bazı basın-yayın organlarında mahyalarla ilgili haberlerin yer aldığı hatırlatıldı. Söz konusu haberlerde İstanbul’un Kurtuluş Günü Etkinlikleri çerçevesinde bazı tarihi camilerin minarelerine asılan mahyaların içeriği, genellikle eleştirel bir üslupla verildiği ve bundan Diyanet İşleri Başkanlığı sorumlu gösterildiği kaydedildi. 24 Mayıs 1985 tarih ve 18763 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Camilerin Bakım, Onarım, Temizlik ve Çevre Tanzimi Yönetmeliği’nin 6. Maddesinin d bendi gereğince, tarihi camilere mahya kurdurmak görevinin Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olduğuna dikkat çekilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
    “İstanbul’un Kurtuluşu’nun 85. yıldönümü kutlamaları kapsamında, İl Kutlama Komitesi toplantısında alınan kararla Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne İstanbul’un belli başlı camilerine 6 Ekim gününe mahsus olmak üzere günün anlam ve önemini belirtir şekilde mahyalar asılması görevi verilmiştir. Mahyaların içeriği, İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından İstanbul Müftülüğümüzle görüşülmeden belirlenmiş ve bilgi verilmeden Sultan Ahmet, Süleymaniye, Eminönü Yeni, Eyüp Sultan ve Üsküdar Cedid Valide Camii minarelerine asılmıştır.”

    şimdi efendim ben bu açıklamayı yapan adamlara, hayır kardeşim sen türkçüsün, türkü kürtten üstün görüyorsun, dini reforme etmek istiyorsun, sana inanmıyorum. sen kafirsin, münafıksın, domuz eti yiyorsun demekte ısrar mı edeyim? ısrarlı bir şekilde kendilerinin suçlu olduğunu anlatmak yerine bu prosedürün kendisini eleştiriye tabi tutmayı tercih ederim. ama sloganla eleştiri yapmak hepimize daha kolay geliyor besbelli. ayrıca – aynen snowqueen’in olduğu gibi – burada diyaneti savunmak zorunda kaldığıma şaşırıyorum ama cidden tutum, eleştiriler ve ithamlar insafsız. dini reforma etmek istiyorlar diye bir iddiada bulunmak, din alanında yayımladıkları eserler belki de islam dini açısından en güvenilir (benim fikrim) en detaylı ve derinlikli olan bir yer için doğru bir iddia mıdır bilemiyorum. yani diyaney alimler meclisi bir açıklama yapıp türk kürtten üstündür mü demiş de benim haberim yok? benim anladığım şey bu mahya olayı bazı yetki çatışmalarının sonucunda oluşmuş bir durum. ha diyanette böyle mahyalar asabilecek insan yok mu? vardır elbette ama bu mahyalardan hareketle diyanetin tümünü yeni bir din üretmekle suçlamak bana oldukça insafsız bir tutum gibi geliyor…

    eğer o saydığın 3 maddeyi bir gün diyanet bir yayınında söylerse o zaman konuşuruz. şimdilik hayal üzerine konuşulduğu için bu sorular anlamlı sorular değil. eğer diyenat herhangi bir yayınında türk kürtten üstündür demişse de oturup tartışalım. ama mahyalar harici bir örnek bulmak lazım bence. neyse son tahlilde ben mahya konusunda yapılan eleştirileri gerek üslup gerekse de sonunda gelinen aşırı itham noktasıyla sloganik buluyorum….

  53. Yazan:Mustafa Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    Diyanet haber sitesinden irkcilik hakkinda yazi (diyaneti irkci görenlere ithaf olunur):

    Ismail Hekimoglu

    1974’te Ceylanpınar’da konferans verecektim. Urfa’dan yola çıktık, bitmez, tükenmez bir ova. Toprak verimli mi verimli… Çekirdek düşse yeşerecek. Fakat yeteri kadar işlenmemiş, halk fakir, evler ihmalin her türlüsünü haykırıyor.

    O zamanlar Doğu’da konferans falan vermeye kalktın mı, emniyet seferber olur, polisten, jandarmadan izin kaldırılır, konferansçı yakın takibe alınır. Bunların hepsi normal çünkü devlet, olup bitenden haberdar olmalıdır. Fakat aynı şeyi batıda görmek mümkün değil.

    Ceylanpınar’a gittik, üç sınıflı bir ilkokulun, küçük bir odasında konferans vermem istendi, izin bu kadar.

    İyi amma buraya girse girse 20-30 kişi girebilir, halbuki Ceylanpınarlılar ayağa kalkmış, konferans dinleyecek.

    İlkbaharın sıcak, güneşli, çiçekli bir günü. İlçe meydanında konuşmak istedim.

    — Asla! Emir var, mutlaka kapalı yerde konuşulacak…

    Pencereden baktım, dışarısı tıklım tıklım dolu, çoğu da kadın.

    Kürt hanımların ekserisi Türkçe bilmez; bunun için beni çağıran arkadaşıma sordum:

    — Hocam, bunlar beni anlayamaz, ayrıca dışarıya hoparlör de konulmamış. Niçin toplandılar?

    — Gözen kurban, bilmişler ki İstanbul’dan bir hoca gelmiş, onu görmeye geldiler. Seni görsünler yeter…

    Çok duygulandım.

    Pencerenin önünde konuşmama izin verdikleri için, dışarıdakiler de, içeridekiler de beni gördü. İki saat güneşin altında dinlediler. Yaşmaklarına gözlerini silenler çoktu. Onlara Allah’ın sıfatlarını, ahireti, haşri, öldükten sonra dirileceğimizi ve İki Cihan Serveri’ni anlattım, ağladılar…

    Konferanstan sonra bir bahçeye gittik, yemyeşil, çiçekler, tavuklar, horozlar, köpekler, kediler, cırcır böcekleri velhasıl her şeyiyle bir köy, doyulmaz bir manzarada sofralar dizilmiş, tabii emniyet mensupları da telsizleriyle bizimle beraber, beraber yiyip içiyoruz, beraber gezip konuşuyoruz.

    Aslen Kürt olan fakat Türkçe ve Arapçayı çok iyi bilen şahsa soruyorum:

    — Hocam, beni anlayamayan dinleyicilerim ağlıyordu, niçin?

    Dikkat ederseniz, “Hocam ben Türkçe konuştum, halbuki bunlar Türkçe bilmiyordu, beni nasıl anladılar, neden ağladılar?” demiyorum. Çünkü orada Türk, Kürt kelimesini kullanmak gayet tehlikeli. Amma Müslüman’ım dedin mi canını verir. Dedi ki:

    — Elini öpeyim…

    Halbuki benden yaşlı.

    — Estağfurullah, ben sizin elinizi öperim…

    — Allah, Peygamber, haşir dedin, bunlar yıllardır buralarda yasak. Yazın dağlarda kimisine Kürtçe, kimisine Arapça İslâmiyet’i anlattık. Kışın ahırlarda, ya ineklerle ya da koyunlarla beraber oturup, yine dini, imanı anlatmaya çalıştık. Amma korku dağları bekliyor. Bunun için bir gelen bir daha gelmiyor. Öte yandan günahların hepsi serbest.

    Dedik ki: “Bunlar bizi dinsiz etmek istiyor, isteyen dinsiz olsun, isteyen de bir şeyler öğrenmeye çalışsın…”

    İşte böyle büyüdük, ilk defa siz geldiniz, hem de devletin mektebinde pencereye dikildiniz, elinize mikrofon da aldınız, Allah, Peygamber, ahiret diye bangır bangır bağırdınız, nasıl ağlamayalım?

    Mikrofon sadece okul içine hitap ediyordu. Dışarıdakiler duyabildikleri kadar duydular. Birbirine aktardıkları kadar işittiler.

    Mahalli kıyafetli kadınlar, erkekler, çocuklar “Şu Allah diyeni görelim” diye meydanda kaynaşıyordu. Erkeklerden gelenler, elimi sıkanlar, dua edenler ve boynuma sarılanlar…

    Tek kelime Kürtçe bilmeyen bir kimseyim, Kürtçe konuşanlara hitap etmiş ve onlarla kardeş olmuştuk, hem de öz kardeşimden daha ileri kardeştik. Halen o meydanda Allah sesini duymak isteyenleri hürmetle, saygıyla, muhabbetle anıyorum. Ey İslâmiyet, sen ne büyük bir dinmişsin ki, kavimleri kardeş ediyorsun.

    Ey ırkçılık sen ne korkunç bir şeymişsin ki kardeşleri düşman ediyorsun!
    http://www.diyanethaber.com/yazar.asp?yaziID=1562

  54. Yazan:MY Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    diyanet resmi açiklamalar yapmak yerine harbi delikanli gibi konussa olmaz mi? milliyetçilik, ulusçuluk vb bunlar yok bizde dese?

  55. Yazan:rüştü hacıoğlu Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    “…burada diyaneti savunmak zorunda kaldığıma şaşırıyorum ama cidden tutum, eleştiriler ve ithamlar insafsız…” eg

    eg bey;

    size katılıyorum. ben de şaşırıyorum ve sanıyorum bazı insanlar da öyle. bunu anlamaMak olarak değil de şaşırmak olarak yorun bana sorarsanız. yoksa, kendinizi de anlayamadığınıza yorulabilcek bir sonuca açılsın istemeyiz kapılar…hatta ekrem bey’in yorumu da bu hususta açıklayıcı. eleştirileri bazı diyanetçi dostlarımızı koruma ve kollamak zorundaymışız olarak algılamamalısınız. itirazlar kurumun varlığına, saçmalamasına ve bilimum tuhaflığına…yani bir zihniyet hedef alınıyor, dostlarınız yada insanlar değil.

  56. Yazan:cb Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    aynı Kürt meselesinde olduğu gibi bence bazen aşkın bir hedef şaşırma yaşıyoruz.Bu ülkenin tarihine bakarsanız Diyanet diye bir kurum yokken sistemin dini kendi yorumuyla helakından kaynaklı olarak öğretilmiş cami imamlarının yıllar yıllar önce camilerin minberinden ‘7 Ermeni öldür cennete gir,7 Alevi öldür cennete gir ‘ fetvaları verdiğini ve o öldürülen insanların çocuklarından bazılarının haklı olarak bu ülkeden nefret ederek yurtdışına gittiğini görürsünüz.hatta bir tanesi zaten annesi olmayan öksüz bir Alevi çocuğu iken bu fetvalar sonucu yetim kalmış.suçlu yek Diyanet değil,Tr tarihinin siyasetidir.Hem Diyanet’, safi mahyalar için mi kınamalı?Madem dini bir kurum var o zaman herkese eşit mesafede olmalı bu ülkede Aleviler var,Yahudiler var,Hristiyanlar var.bu duruma rağmen zorunlu din dersi uygulaması var.Nreden başlamalı?Neresinden tutsam elimde kalıyor.

  57. Yazan:eg Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    rh bey,
    ben cevaplarımı beni anlayabilecek olanlara veriyorum. siz neden kendi üzerinize alınıyorsunuz ki!!!

  58. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    30’lu yıllarda mahyalar
    1932 senesinde İstanbul’un büyük camilerine asılan yazıların neler olduğunu okurlarına duyurmak için, İstanbul’da 15 Gün isimli mecmuanın mahyacılarla yaptığı röportajdan alınan iki soru ve bu sorulara verilen cevaplarda pek ilginç bilgiler aktarılıyor.

    “Bu ramazan kurulacak mahyalar tespit edilmiş midir? Evet, şunlardır:
    1- Hoş geldin,
    2- Safâ geldin,
    3- Hilaliahmeri unutma,
    4- Tayyareyi unutma,
    5- Şehitlere Fatiha,
    6- Yerli malı al,
    7- İsraftan sakın,
    8- Yetimlere bak,
    9- Hilâl, Yıldız,
    10- Gül,
    11- Vatandaş hesabını bil,
    12- İktisada alışalım,
    13- Kimsesizleri düşün,
    14- Paranı biriktir. Bunlardan bir kısmı yazılmıştır.

    Bu sene kaç camide mahya kurulacaktır?

    11 camide, onlar da şunlardır: Sultanahmet, Ayasofya, Beyazıt, Yenicami, Süleymaniye, Fatih, Eyüp, Dolmabahçe, Nusretiye, Üsküdar’da ve Aksaray’da Valide Camii.”
    http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=249379

    http://www.negatif.com/foto/927553

    http://www.negatif.com/foto/927555&aid=&buyuk=1
    http://www.negatif.com/foto/927552&aid=&buyuk=1

    varol inönü

  59. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 26, 2009 | Reply

    Edinilen bilgiye göre ‘korsan mahyalar’la ilgili olay şöyle gelişti: İl Kutlama Komitesi, 6 Ekim İstanbul’un kurtuluşu ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın kutlama etkinliklerini belirlemek için 1 Eylül’de toplandı. Valiliğin Afet Yönetim Merkezi’nde Vali Yardımcısı Yıldırım Kadıoğlu başkanlığındaki toplantıya komite üyesi olarak yaklaşık 40 resmî kurum ve derneğin temsilcileri katıldı. 1. Ordu Komutanlığı’ndan Albay Erol Demir, İstanbul Merkez Komutanlığı’ndan Yarbay Mesut Vural, 66. Mekanize Piyade Tugayı’ndan Yarbay Dündar Çağlayan, 23. Motorlu Piyade Tümen Komutanlığı’ndan Yarbay İlkay Günay, ÇYDD’den Dahi Kınay ve Kemal Zeki Demirtürk, Lions ve Lises Vakfı’ndan Hamza Kurtay, Uluslararası Lions 18-E Yönetim Çevresi Federasyonu’ndan Latife Baştuğ, Uluslararası Lions 118-Y Yönetim Çevresi İstanbul Anadolu Yakası Federasyonu’ndan Süheyla Apoiç ve il müftülüğünden Hızır Tosunoğlu katılanlar arasındaydı.

    http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=903948&keyfield=6D61687961

  60. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Bu hususta Mehmet beye tamamen katılıyorum.Irkçı mahyalar,doğrudan diyanetin direktifiyle asılmamış olsa bile kurumun ciddi bir ihmal ve sorumsuzluğu söz konusu.Ayrıca tatminkar bir açıklama da gelmiş değil.Yapılan gaf karşısında köşeye sıkıştıklarından ötürü bir iki savunma ile bu vahim durumdan sıyrılmaya çalışıyorlar.
    Bir kere madem olayı tasvip etmiyorlar,hutbeleri bizzat düzenleyen bu kurum değil midir,neden çıkıp hutbelerde bu vahamete değinilmedi.Ha,hepimiz biliyoruz ki,üniversitelerimizin,yargı organlarımızın bağımsız olmadığı gibi diyanet de bağımsız değil…Devletin bir kurumu gibi resmi ideolojinin hizmetindedir.Dolayısıyla yapılan bu sapkın harekete seyirci kalmalarını öyle resmi açıklamalarla falan kapatamazlar.
    Ancak,diyanetin hataları-hata denebilirse-bu mahya skandalından ibaret değil.İlk de değil ayrıca.Cemile hanım çok yerinde belirtmiş zaten,ayrıca tekrarlamak istemiyorum.Kısacası,zorunlu din dersinden tutun da,bünyesinde barındırdığı resmi söylem ideoglaglarından kurumun sicili bellidir.
    Elbette toptancı genellemelerden kaçınmak gerekir,mutlaka bu eleştiriyi haketmeyen,eleştirinin dışında kalacak şahsiyetler olabilir.Entelektüel düzeyde hizmeti olanlar da.Ancak,bu tek başına kurumu temize çıkarmaz,çıkaramaz.Ayrıca diyanet tartışılırken nereye konuyor,bu da dikkate alınmalıdır.Yani bir devlet organı veya kurumu olarak mı,yoksa dini tebliğ eden,islam inancını yayan bir kuruluş olarak mı değerlendirilmeli?Şayet birincisiyse-ki bana göre öyledir-o halde üniversitelerimizde de özgür düşünceyi,bağımsız bilimi yaymaya kendini adamış akademisyenlerimiz…yargı kurumlarında vicdanından ödün vermeyen dürüst hakim ve savcılarımız var.Fakat bu dürüst insanların oluşu maalesef bir YÖK gerçeğini;tarafsızlığını yitirmiş bir yargı sistemi gerçeğini değiştirmiyor.
    Dolayısıyla diyanetin kirli çamaşırlarının teşhir edilmesinde geç bile kalındı.Ve bu ne şeytanlaştırmadır,ne de insafsız bir eleştiri.

  61. Yazan:MY Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Cuvaldiz Hanim’in yolladigi VAROL iNÖNÜ mahyasini görünce aklima bir sey geldi, bati dillerinde zina kelimesinin karsiligi ayni kökten gelir: ing: Adultery, fr: Adultère…

    Bu aslinda saf ve degerli olan bir seye daha degersiz seyler katarak sulandirmak/kirletmek demektir. Mesela saf altina bakir katarak üç kagit yaparsaniz bu da bir “zina” olur.

    Iste “hepimiz Müslümaniz, ötekilestirmeyin, Diyanet’te çalisan iyi nsanlarin kalbini kirmayin” filan derken aslinda tahammül ettigimiz sey budur. ISLAM iNANCINA MiLLiYETçiLiK KATARAK KiRLETMEK, ZiNA YAPMAK.

    Israil belasindan çok daha büyük bir bela ile karsi karsiyayiz. Umarim herkes bunun farkindadir. Elbette bu hastalik diyanet ile baslamadi. Elbette bu 5-10 yillik bir mesele degil. Ama bugün 1.5 milyar Müslüman ile konusun. Bu kan, soy ve irk virüsünün bulasmadigi yer neredeyse kalmadi.

    Faslilar Güneydeki Moritanya ile kavgali. çad kuzeyindeki libya ile. Türkler araplari hor görür, araplar birbirlerini. Afganistan kabile savaslariyla paramparça…. Liste uzun.

    Diyanet’in gerekli olup olmamasi ayri bir mesele. Ama madem ki entelektüel veya alim sayilacak kadar bilgili bu insanlar, o halde ne bekliyorlar sububiyet belasindan bizi kurtarmak çin? Kiyamet gününü mü?

  62. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Ayrıca diyanet tartışılırken nereye konuyor,bu da dikkate alınmalıdır.Yani bir devlet organı veya kurumu olarak mı,yoksa dini tebliğ eden,islam inancını yayan bir kuruluş olarak mı değerlendirilmeli?(Aziz Yılmaz)

    Kurum adı Diyanet ise:Kurumu eleştir,kişileri eleştirme…mesleğini(!) doğru yapmadığı için bu kuruma bağlı kişileri eleştirirsen,din dışı davranmış,onları kafir/munafık olmakla itham etmiş oluyorsun!

    şimdi içinde bu insanlara benzer bir sürü insan barındıran bir kurumu, kurum olarak eleştirmek ve yaptıklarının yanlışlığını ortaya koymak ayrı birşeydir…bu insanları münafık olmakla, kafir olmakla ve başka bir din üretmekle suçlamak farklı şeylerdir.(E.G)

    ***

    Diyanetde calisan insanlari ve hatta bütün Türkiyedeki Müslümanlari topyekun karaliyorsunuz. Bakiniz fikir ve akil ayirim yapar genelestirmeyi sevmez. Duygular ise tersidir ayirim yapmakta cok zorlanir. Empati ve sempati ve sevgi tasimadiginiz grublara karsi hemen genellestirmeye gidilir. Bu arada akil ve vicdani tökezleyerek. (mustafa)

    Kurum adı Silahlı kuvvetler ise:Kurumu eleştirme, kişiyi eleştir,…mesleğini doğru yapmadığı için bu kuruma bağlı kişileri eleştirirsen,kurumu yıpratmış sayılıyorsun ve hain oluyorsun!

    ilgili olduğum kısım ordunun nerede olması ve durması gerektiğini bilmesi gerekliliğidir. güçlü mü olacak kaliteli mi olacak bilmiyorum ama en azından ordu mensupları bu ülkeyi sadece kendilerinin sevdiğini düşünmeyi ve bu yüzden de o sevgiyi insanların kafasına çeşitli şekillerde kakmayı (darbeler, muhtıralar, pre-post darbeler vesaire şeklinde)bıraksalar iyi olur.(eg.. güçlü orduya lüzum yok kaliteli olsun yeter)

    ***

    Ordumuzda en büyük mesele : itaat meselesi. Asker sivil otoriteye ve yargiya itaat etmeli siyaset ile ugrasmamali.(Mustafa..güçlü orduya lüzum yok kaliteli olsun yeter)

    SONUÇ:

    zira bu ülkede insanlar ordu yanlıları- ordu karşıtları; ya da hainler-vatanseverler olarak ayrıma maruz bırakılınca insan mecburen bir “cephe” seçmek zorunda kalabiliyor.(eg.. güçlü orduya lüzum yok kaliteli olsun yeter)

    ***

    “Edeb” kelimesinin yaygin manasi “haddi asmamaktir”. Polemik öyle kolay birsey degildir. Polemikte hicbir kutsal ve degerlere saygi birakilmaz ise o is polemikden ziyade cinnet olur.(Mustafa)

    Mustafa bey,

    Kurumlar da sembol niteliği taşıdıklarına göre, sorumun cevabı için yeni bir analiz yapabileceğinizi umuyorum!

    “Devlet ve toplum tarafından benimsenmiş sembollere kutsallık atfedilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz peki?”

  63. Yazan:eg Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    bu arada alttaki trackback’taki mustafa ravi imzasıyla yazılan yazıyı da okudum. maalesef bu ülkede insanın adına bakıp yorum yapmak moda olmuş. belli ki mustafa ravi arkadaşın da mehmet yılmaz adına karşı bir allerjisi olmuş ve yazıısnda bunu belli etmiş.

    şunu söyleyeyim: mehmet’in çoğu fikrine katılır, altına imza atarım. ama bu konudaki fikirlerinin çoğunu aşırı buldum. tam ters şekilde mustafa akyol’un çoğu fikrine katılmam ama bazı fikirlerini ve yazılarını yazının altına atılan imzaya bakmadan değerlendirir ve değerli görürüm. ama mesela bu sitede (hatta yazılarımı basan bazı gazetelerin okuyuclarından aldığım geri dönüşlerde de) genelde isminiz etrafından bir imge oluşuyyor ilgili okuyucunun beyninde. artık siz ne yazsanız o niyetle ve kendi kafasında oluşturduğu imgesiyle bakıyor ve her fırsatta laf sokmak istiyor o kişi size. bu sitede daha önce birkaç kişiden böyle bir izlenim almıştım. şimdi de – adı lazım değil – bir kişiden benzr bir izlenim alıyorum. benim tarzım ise ne olursa olsun bir yazı güzelse yazarına bakmadan o yazılanın hakkını vermek…eğer yazı eleştirilmesi gereken bir yazı ise ismine bakmadan o yazıyı eleştiriye tabi tutmaktır. mehmet’in bu mahyalar konusundaki yazdıklarına eleştirim de mehmet’in ismi olduğunu önemsemeden vicdanımın bana söylediğiyle yaptıklarımdır. bu mehmet’e olan sevgimi de saygımı de verdiğim değeri de engellemez. ama mustafa ravi arkadaşın yazdıkları; yazı eleştirmekten ziyade kişi niyeti eleştirmek olmuş ve çok kötü maalesef…bu tür eleştiriler hakkaniyetli değil her şeyden önce.zira niyet okuyorlar…hakkaniyetli olmayan da islami dğeildir zaten!!!

  64. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Enver bey,

    Diyanet İşleri’nden birilerinin çıkıp İslam’da milliyetçiliğin ne olduğuna dair iki çift kelam etmesini beklemek çok mu? Mahyalar hakkında yorum bile yapmadılar. Yahu çıkıp “bunu tasvip etmiyoruz, camilerimiz tüm insanlığın ortak değeridir; buraya bir ırkı üstün tutan, milliyetçi sloganlar, sözler konulmasını tasvip etmiyoruz” diyecek yürek yok mu bu entelektüellerimizde? Kimi savunuyoruz Allah aşkına?

  65. Yazan:Tarik Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Yahu çıkıp “bunu tasvip etmiyoruz, camilerimiz tüm insanlığın ortak değeridir; buraya bir ırkı üstün tutan, milliyetçi sloganlar, sözler konulmasını tasvip etmiyoruz” diyecek yürek yok mu bu entelektüellerimizde?

    Bahsedilen vecize Atatürk’ün “Ne mutlu türküm diyene” vecizesi. Böyle bir açıklama yapsalar,ilk bağlı bulundukları hükümet iplerini çeker. Yahu sizin oy verdiğiniz partinin milletvekili bile çıkıp böyle açıklamalar yapamıyor, dönüp genel başkanlarının ağzına bakıyorlar, Diyanet’ten çok fazla şey beklemiyor musunuz?

    Kaldı ki adamlar “biz asmadık, yetki vakıflar genel müdürlüğünde” diyorlar. Bahsi geçen kurum doğrudan bir devlet bakanlığına bağlı.

    Burada siyasi sorumluluk var. Uygulayıcı hükümet.

    Nereden çıktı bu diyanet?

  66. Yazan:Tarik Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Not:
    Vakıflar Genel Müdürlüğü Bülent Arınç’a bağlıymış.

  67. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Tarik bey,

    Evet, “hassasiyetler” mevzuu. Atanın sözünü kimin haddine eleştirmek ! Tamam haklısınız o denli yürekli adam bulmak güç. Ama en azından diplomatik bir üslupla buna karşı çıkabilirler. Mesela şöyle bir açıklama benim için yeterli olurdu:
    “Camilerimiz, tüm müslüman alemine ait mekanlar olup, mahyalarda bu ortak anlayışı zedeleyebilecek vecizeler bulunması; İslam’ın evrenselliğine aykırı bir durumdur.”. Hatta biraz daha yumuşatalım: “Elbette Türk milleti olarak, İslamiyete bayraktarlık etmiş bir ırkın ahfadı olmakla gurur duyuyoruz ama bunu, tüm İslam aleminin namaz kıldığı mekanlar olan camilerle ilişkilendirmemiz; başka millet ve ırkta insanlar için rencide edici ve dışlayıcı olabilir. Üstünlüğün takvada olduğu İslam anlayışında Allah, insanları, ırklarına, renklerine göre muhatap almaz. Peygamber efendimiz (SAV) demiştir ki…”
    filan şeklinde de güzel ve aydınlatıcı bir konuşma pekala olabilir.
    Yoksa Rıfat Börekçi’den bir farkı kalmaz entelektüellerimizin. İlmin izzeti var değil mi? Diyanet, “diş dolgusu abdesti bozar mı?” sorusunun cevabından önce “ırkçılık imanı bozar mı?” sorusuna cevap vermeli. Yoksa böyle bir kuruma ihtiyacımız yok demektir. Lağv edilsin. Bu imamet işleri de vakıflara devredilsin. Laikçiler haklı. Bir sürü cami; haftada bir gün işlevsel. Bir sürü imam; günde 1-1,5 saat mesai yapıp evlerine gidiyorlar. İslam ansiklopedisi dışında dişe dokunur bir iş çıkaramamış teşkilat adında bir ordu insan. Hepsi, devlet, din’i kontrol altında tutsun için.
    Ama öyle ya, biz YÖK için de aynı şeyi yapmıştık. Anamızı ağlattıkları zaman YÖK kaldırılsın diye feveran et. Sonra el değiştirsin, sus otur. İlkeler, prensipler nerede? Buhar olup uçtu, gitti.

  68. Yazan:eg Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    ekrem bey kardeşim,
    anlaşılan her taraf birbirini anlamamakta diretiyor. o zaman benim açımdan bu konuda daha fazla tartışmaya yer yok. ısrarla savunmuyorum eleştirinin biçimi çirkin diyorum. her seferinde kimi savunuyorsunuz Allah aşkına sorusunu alıyorum. efendim ne yazdığımı okuyor musunuz allah aşkına!!!

  69. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Verilen linkten birkaç satır

    çabaladıkları iş(!) aslında devletin içindeki bazı odakların kendilerine dayattığı ulusçuluğu gerçekte azaltmak olan samimi dindar insanlara ulusçuymuşlar diye ilişir, hem de ne fena ilişir.

    Muhterem mümin büyüklerim ve kardeşlerim, özeleştiri gereklidir; ama suçunuz olmayan ve hatta size karşı işlenmiş kötülüklerden ötürü, ihlal edilen kendi hakkınızı aramak şöyle dursun,

    Bu oyuna gelirseniz, birkaç yüzyıldır aldığınız askerî yenilgilerle zaten sarsılmış olan, dininiz temelindeki özgüveninizi bu sefer hepten kaybedersiniz.

    Mahyalara o sloganların yazılabilmiş olması bir yenilgi midir, bir suç mudur, bir günah mıdır?

    Ulusçuluğu azaltmak siyaseten izlenecek üzerinde çalışılacak bir iştir.Diyanet çalışanlarının işi ise ulusçuluğu da kapsayacak şekilde genel olarak ayrımcılığa İslam’ın yaklaşımının ne olduğunu “doğru tebliğ” etmek değil midir?

    Diyanette çalışan bir “memura” işini iyi yaptığında “samimi dindar” diyebilme hakkı gözetiliyorsa işini kötü yaptığında ne denilecek o zaman? Ve bu “kötü yaptın diyebilme hakkı” kimin elinde olacak? ”Kötü sonuçlar doğuracak bir yanlış yaptın” diyen “oyun kuran tuzakçı” olarak mı savuşturulacak? “Samimi dindar” onlarsa eğer “yanlış yaptın diyen” herkes “uyarılması gereken tuzakçı samimiyetsiz dindar(!)” mı ilan edilecek?

    “Dininiz temelindeki özgüven” tanımının anlamı “iman sahibi dindarlar olarak” diyanet çatısı altında yapılan her işin, gösterilen her tavrın İslami açıdan doğru olduğu ise zaten bu sakat bir anlayış olmaz mı? (Günahsız din adamlarından müteşekkil Vatikan devlet kurumu örneği gibi!)

    Ayrıca bu mahya işinin altındaki kötü niyetlilerin, hiç de öyle Diyanetçiler olmadığı, valiliğin içindeki bazı laik-çağdaş ulusçular olduğu da ortaya çıktı.

    Oh çok şükür, elimizi yüzümüzü yıkadık tertemiz olduk öyle mi?

    Umarız pişman olunur, tevbe edilir ve bu hata düzeltilir.

    çabaladıkları iş(!) aslında devletin içindeki bazı odakların kendilerine dayattığı ulusçuluğu gerçekte azaltmak olanların işlerini iyi yapamamış olmasını ne yapacağız? Onlar böyle bir olayda biz yapmadık o yaptı diyerek mi pişmanlık gösterip tevbe etmiş olacaklar?İşimi iyi yapamadığım için pişmanım! İslam dinine inanmış olan insanların ibadethaneleri olan cami mahyalarında o sloganları gören samimi dindar kardeşlerimin kendilerini dışlanmış hissederek, kalp kırdığım,böyle bir günaha ortak olduğum için tevbe ediyorum! ddememleri gerektiğini bunun bir tuzak/oyun olduğunu siz söylemiştiniz.

    O diyanet memurları bu tövbeyi odalarına kapanıp kendi başlarına mı yoksa bir başka diyanet memuruna söyleyerek,3.şahıslar duymadan mı yapacaklar?

    Tabii yaa,onlar yapmadı ki valiliğin içindekiler yaptı.Hiçbir şey yapmamak bir şey yapmaktan sayılmaz!

    Not:bir önceki yorum yanlış işaretme yüzünden farklı yorumlanabilir onu silip bunu yayınlayabilir misiniz?teşekkürler

  70. Yazan:Tarik Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Ama öyle ya, biz YÖK için de aynı şeyi yapmıştık. Anamızı ağlattıkları zaman YÖK kaldırılsın diye feveran et. Sonra el değiştirsin, sus otur. İlkeler, prensipler nerede? Buhar olup uçtu, gitti.

    Evet, olay kesinlikle budur. Aynen sizin gibi düşünüyorum.

    Diğer yandan eleştirinin de bir mesnedi olmalı. Diyanet’e ya da YÖK’e ilkesel olarak karşı olabilirsiniz. Ama her musibeti onlardan bilip, adamları neredeyse kafirlikle itham etmek de çok vicdansızca. Sanırım bir müslümana edilebile cek en ağır sözlerdir bunlar.

    Bu tekil olay özelinde, vurun abalıya yapmış sanki diyanet teşkilatına.

  71. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Diyanetin sitesine bir girip bakayım dedim ne var diye. Aylık dergiden seçmeler:

    Millet-i Âliye

    Türk milleti zor zamanlarda teşkilatlanabilme ve inisiyatifi eline alma niteliklerini bünyesinde barındırır. Nihayetinde 1923’de ilan edilen Cumhuriyet de Türk milletinin vatansız kalmamak üzere topyekûn giriştiği iradi bir faaliyetin sonucudur.

    Millî Egemenlik ve Cumhuriyet

    Devletimizin temel direği millî egemenliktir. Bu konuyu da Mustafa Kemal veciz bir şekilde özetlemiştir: “Muhterem ve aziz arkadaşlarım, yeni Türkiye devletinin dayandığı ruh, millî hakimiyettir ve milletin kayıtsız ve şartsız hakimiyetidir. “

    Kurtuluş Destanı Cumhuriyet
    Zor süreçlerden geçerek elde edilen Cumhuriyeti ve kazanımlarını iyi okuyacak gençlerle milletimiz haysiyetli yolculuğuna devam edecektir.

    Sitenin aşağısına iniyorum. Bakalım burada neler var:

    Seçme eserlerimiz

    Doğumunun 125. Yılı Anısına Atatürk

    Hocam diyanet böyle bir şey işte. Milliyetçilikle, Kemalizmle uzlaşma içinde Türklüğün her fırsatta övüldüğü bildiğimiz diyanet işte…
    Bu 1 dakikalık bir çabayla çektiğim spot bir fotoğraf !

  72. Yazan:eg Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    sevgili kardeşim,
    bakın diyanet bir devlet kuruluşudur ve bu yönüyle zaten devletin resmi ideolojisinden farklı bir duruş sergilemesi (en azından görünür noktalarda) çok kolay değildir. bu tutumu eleştirelim (ki eleştiriyoruz zaten) hatta ben burada yoğun tepki aldığım üniversitelerde başörtülü kızlar ezilir horlanırken orada öğretim üyesi kalmaya devam edenlere yaptığım eleştirinin aynısını diyanet için de yapabilirim. hiç farkı yok. ama fark şudur: sorun burada diyanetin yaptığı yanlışların savunulması sorunu değil. kimse savunmuyor zaten. kaldı ki hükümetten, başbakana kadar “en büyük atatürkçü, en has milliyetçi” kendilerinin olduğunu söyleyen bir iki yüzlülük dünyasında yaşıyoruz. dolayısıyla görünür noktalardaki iki yüzlülük beni şaşırtmaz. kızdırır mı? evet kızdırır zira insanların mevki uğruna ilkelerini çiğnemesini hoş karşılamam. ama bu sadece diyanet için geçerli birşey dğeildir. daha önce de söyledim en küçüğünden en büyüğüne özel şirketlerden tutun, en küçüğünden en büyğüüne devlet kurumlarına kadar aynı şeyler yaşanır. şimdi bu yaşanan ve yapılan şeylerin eleştirilmesi başkadır. bu eleştiride tutulan yöntem mesela o kaynağın ya da o olayın kendisinin eleştirilmesi ama bu yolla genele varan bir hakaret noktasına varılmaması olmalıdır. hakaret nedir? hakaret eleştiride dile getirilen şeyler değildir. mesela diyanet milliyetçiliğe göz yumuyor eleştirisi hakaret değildir. hatta belirli bazı noktalarda bu eleştiriye çoğumuz katılabiliriz de. ama diyant yeni bir din üretiyor, diyanet kafir, diyanet münafık sözleri eleştiri dğeil “büyük hakaret” sınıfına girer. daha önceki bir yorumumda da söyledim. mesela bu sitedeki yazarların çoğunun yakından tanıdığı ama benim pek tanımak istemediğim mustafa akyol’un islam ve liberalimz kapitalizm yazılarını sizin ele aldığınız gibi ele alsam bin tane kafirlik, münafıklık, yeni din üretme donesi bulabilirim. ama burada bakıştaki iyi niyet ve çoğulcu yoruma cevaz verme önemlidir. mudstafa akyol’un yazdıklarının çoğuna(özellikle din kapitalizm ve liberalizm yazılarının hepsine) katılmıyorum. ama bunları onun kendi din yorumu olarak görüyorum. yorumu eleştiriyorum. ama bu eleştiriler beni mustafa akyol’u kafirlikle, yeni din üretmekle, münafıklıkla suçlayacak noktaya taşımaz.

    olay kısaca budur. sonuç itibariyle aşırı ithamlar, aşırı hakaretler ve mahya montajlarındaki banallık ve liberal vülgerizmdir eleştirdiğim şey, diyanetin eleştirilmesi değil…

    diyanet üzerine yıllar önce bir yazı yazmış ve diyanrtin kaldırılması gerektiğini söylemiştim. hala aynı fikirdeyim. diyanet işleri gibi bir kurum olmamalı bence de. ama böyle bir kurum var ve diğer devlet kurumlarının yaptığı gibi korkak ve tedrgin bir tutum sergiliyor diye onların hepsini kafir ilan etmek de bir müslüman tutumu değil. bu tutumu değil mehmet, babam gösterse onu da eleştiririm. bilmem anlatabildim m?

  73. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Şu iki yaklaşımı da anlamak zor;

    Bu olayda onların bir payı yok ki varmış gibi eleştirmek iftiradır,

    Sloganlara eşdeğer bir takım farazi mahya sloganları üreterek gerçekleşmiş bir olayı eleştirmek doğru değildir.Doğru yaklaşım bu iddiaların kurumun diğer uygulamalarında da kendisini gösterene kadar beklemek daha uygundur.

    Çiçek ve “ıslak imza” olayından sonra olabilecekler üzerine yapılan bir tartışmada şöyle bir cümle sarf edilmişti; darbeye teşebbüs ile cinayete teşebbüs arasında suçun niteliği bakımından nasıl bir fark vardır? Suçun oluşabilmesi için illa darbenin/cinayetin gerçekleşmiş olması mı gerekir.Darbenin/cinayetin işlenmek üzere planlandığından haberdar olan birinin ihbarı neden suç olarak görülür ve sorgulamaya tabi tutulur? İhbarcı darbeyi/cinayeti önlemek için ne yapmalıdır?

    ****
    Enver bey,

    DD’de yazmaya başladığınızdan beri tüm yazı ve yorumlarınızı ilgi ile okuyorum. Çoğunlukla ele almış olduğunuz konularla ilgili cehaletim diz boyunu bile geçtiğinden sessiz kalıp, öğrenebilmek için aralamış olduğunuz kapının ardındakilerle daha yakından bakmaya gayret ediyorum.

    Ve yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla siz izlediğiniz bir filmin yönetmeninin kim olduğunu tahmin edebilecek kadar sinema diline aşinasınız. Ve hatta seyretmiş olduğunuz herhangi bir filmde kullanılan dilin hangi usta yönetmenin etkisi altında kalınarak (artık ekol olmuş) gerçekleştirildiğini bile teşhis edebilecek kadar sinema bilgisine vakıfsınız.

    Bir filmi seyrederken nelere bakması gerektiğini bilen sizin gibi ilgili ve de bilgili bir insan için daha adını bile görmeden yönetmenini bilebilmek çok kolaydır eminim.

    Ve yine sinema filmleri üzerine yazmış olduğunuz yazılarınızdan anlayabildiğim kadarıyla “her yönetmenin” filmini de izlemiyorsunuz.İzlemeye değer olması için sizin önemli bulduğunuz bazı kriterlere sahip olmasını zaman ziyanlığı olmaması için gerekli kabul ediyorsunuz.Bu tartışma ortamında nick ile yorum yazanlara cevap vermemeyi tercih etmeniz gibi. Buradan baktığımda İmza, ister sinema filminde ister yorumda olsun sizin için pek de önemli değilmiş gibi görünmüyor. Hatta kitap okumalarınızda ve kapı komşusu seçiminizde bile 🙂

    Yapılan her eleştirinin laf sokmak gayesi ile olmadığının ayırtına varabilen ender insanlardan olduğunuza ben yürekten inanıyorum.
    Vicdanlarımızın dil birliği ettiği şey aynı, bundan şüpheniz olmasın lütfen. Dediğiniz gibi hakkaniyetli olmayan izlenimlerimizi zaman zaman yeniden gözden geçirmekte fayda var.Sizi tanımak benim için zenginlik.

    saygılarımla

  74. Yazan:eg Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    çuvaldız hanım,
    laf sokmak konusunda siz neden alındınız ki anlamadım. sözünü ettiğim kişi zaten kendisini biliyor ve neden bahsettiğimi gayet iyi anladı(ve bu konuda hissettiklerimin çoğunlukla doğru çıktğını düşünürüm. bazı insanlarla diyelim ki bir konuda ters düşersiniz. ama diğer konularda ve sonrasında sizin için o terslik geçmişte kalmştır ve gelecek için bir şey ifade etmez, gelecei şekillendirmez. ama öyle insanlar vardır ki o ters düşmeden sonra, artık her yorumları, her yazdıkları o ters düşülen ana düşülen bir kayıt ya da -yeniden kazanma şehvetinin – bir dışa vurumu gibidir. ve evet son zamanlarda böyle bir hissiyat içindeyim bir kişi için. o yüzden o kişinin benim yazılarıma ya da yorumlarıma yaptığı yorumları es geçiyorum, cevaplamamayı tercih ediyorum. zira ayrıntılı cevap vermeye kalksam işin içinden çıkamayacaım.) . sizin alınmanızı gerektiren birşey yok. ve sizin yorumlarınızı çok önemsiyor ve onlardan çok şey öğreniyorum.

  75. Yazan:eg Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    bu arada “imza” önemlidir ama tek belirleyici değildir. yani bir yazıyı (hep mustafa akyol’u örnek veriyorumç zira çoğu yazdığına hiç katılmasam da bazı yazıları vardır virgülüne kadar altına imza atarım. )altındaki imzaya pek katılıyor olsanız da iyi bulabilir, o yazının fikrine destek verebilirsiniz. yani demek istediğim şudur: bir insan bir insanı genel olarak fikirlerinden dolayı kendine uzak buluyor diye, her yazdığına bir kulp takmak, her yazdığını yerin dibine batırmak zorunda değildir. sinemadan örnek vermişsiniz ama sanıyorum karanlıktakiler filmiyle ilgili yazımı okumadsınız:)) orada “çağan ırmak sineması bana çok uzaktır. çektiği filmlerin çoğunu hiç beğenmemiştim.ama karanlıktakiler oldukça iyi bir film olmuş” gibilerinden birşeyler söylemiştim. yani bir yönetmeni beğenmiyor olmak ila-nihai o yönetmenin yaptığı hiçbir şeyi sevmeyeceğim anlamına gelmiyor. bir bakıyorsunuz o sevmediğiniz yöntmen sizi bir filmiyle çarpıvermiş…örnekleri hiç de az değildir bende:))

  76. Yazan:eg Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    nick ile yazanlara cevap vermemek diye bir durum yok. ama nick ile yorum yapılmasını (ama özellikle hakaret edilmesini) pek doğru bulmadığımı söyleyebilirim. benim kanaatimce bir insan birşey yazıyorsa, o yazdığının altına imzasını atacak kadar da cesur olabilmelidir. saklanarak cesaret ve eleştiri olmaz çünkü. ama bazı forumlarda gerçek isim yerine nick kullananları da anlayabiliyorum. mesela benim burada eg nickini kullanma sebebim, google’dan ismim arandığında burada yaptığım her tartışmanın da çıkıyor olmasını istemediğimdendir. yani boşuna bir bilgi kirliliği ve boşuna arama kaynağı israfı olmasın diye:)) herkesin kendince bir sebebi vardır mutlaka. ama yine de herkesin yazdığı şeyin altına imzasının atabiliyor olma cesaretini göstermesi ideal olandır bence. en azından ben böyle tercih ediyorum. bir forumda nick de kullansam o nickin enver gülşen’e ait olduğunu herkese söylerim ki kaçak güreştiğim düşünülmesin:))nick olayı da böyle yani…

  77. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Mehmet’in daha önceki yazılarında da sıklıkla kullandığı bir üslup bu. Kurtlu Hilal’de de, Onun Adı Asker Canı Neler İster’de de, diğerlerinde de… Her yiğidin yoğurt yemesi farklı. Benim hoşuma gidiyor bu üslup. Genç Siviller de benzer ironiler yapıyorlar ve takdir ediyorum. Birilerini rahatsız etmenin yolu bu bence. Pornografik olarak nitelenebilir. Bence bir mahzuru yok. Kafalarına kürek sapı vurularak öldürülen foklarla ilgili bir kadın kendini kancalarla asmış, vitrinde sergiliyordu. Şüphesiz, uzun edebi değeri yüksek yazılar yazmak ve fokların ölümünü ne kadar protesto ettiğini bildirmek veya pankart açıp “foklara özgürlük” filan diye bağırıp yürümek de bir yöntem. Ama bu kimseyi rahatsız etmiyor, harekete geçirmiyor. Diyanetin ayrı bir dini mi var? sorusu da problemi keskinleştirmekten başka bir şey değil. Mehmet de çocukken çok karikatür dergisi okumuş, belki bunun getirdiği bir şeydir. Karikatürlerde bir adamın belirgin bir özelliği varsa onu abartır kocaman çizersin. Bir tema varsa onu iyice abartır belirginleştirirsin. “Mehmet dindarları kafirlikle suçluyor” gibi bir şey yok ortada. İroni var. “Bizim bilmediğimiz ayrı bir din mi var ki bir ırkı diğerinden üstün tutabiliyor” esprisini kaçırdığınız zaman ortada böyle, hayatta bir başkasını tekfir edecek en son insan olan Mehmet’i böyle komik bir şeyle suçlamak kalıyor. Sizce Mehmet böyle bir şey söylüyor olabilir mi?

  78. Yazan:eg Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    “Sloganlara eşdeğer bir takım farazi mahya sloganları üreterek gerçekleşmiş bir olayı eleştirmek doğru değildir.Doğru yaklaşım bu iddiaların kurumun diğer uygulamalarında da kendisini gösterene kadar beklemek daha uygundur.”

    hiç böyle birşey söylemiyorum. özellikle ikinci cümleyi ima edecek tek birşey bile söylemedim. ilk cümle için ise açıklamamı çok defa yaptım. ben bir yanlışı çoğaltacak ve onu vülgarize edecek eleştiri biçimine karşıyım. pornografik buluyorum o eleştiri biçimini. bunu anlamayacak birşey de yok kanımca…bakın mesela bu mahyalarla ilgili ilk montaj mahya yayımlandığında birşey söylemedim, zira ilki o derece rahatsızlık verici değildi. ama ipin ucu öyle kaçmaya başladı ki (ki bu da bir şehvettir ve buna bu yüzden liberal şehvet diyorum ben) artık her yeni mahya montajı sanki daha büyük bir şehveti ortaya koyuyormuş gibi oldu. o yüzden sonu kabe’ye gamalı haça kadar gidiyor dedim. zira gidiş o gidişti. ve sloganla eleştiri derindüşüncenin derinliğine yakışmıyordu.

  79. Yazan:eg Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    ekrem bey kardeşim ben de en baştan beri onu söylüyorum. genç siviller de böyle ironiler yapıyorlar ve bu ironiler danimarka karikatürlerinden daha derinlikli değiller bence. ben de bu sitenin bir yazarı olarak bu mahyaları eleştiriyorum ve genç sivillerin tarzının derinlikli anaizler yaptığı iddiasında olan bir yere yakışmadığını ve bu yeri bir porno mekanı haline getirdiğini söylüyorum. bu ironiler mehmet’in yoğurt yeyişi olabilir. ben de sevmiyorum. mehmet yoğurdunu yemeye devam etsin ben de eleştirmeye…benim için sakıncası yok. ama ben sitenin yöneticisi olsaydım bu mahyaları yayımlamazdım diyorum hepsi bu. siz de “sen yönetici değilsin biz ne yapmak istersek yaparız” diyorsanız o da sizin bileceğiniz iş. ben fikrimi söylüyorum ciddiye alan alır almayan almaz, hepsi bu!

  80. Yazan:Tarik Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    “Mehmet dindarları kafirlikle suçluyor” gibi bir şey yok ortada. İroni var. “Bizim bilmediğimiz ayrı bir din mi var ki bir ırkı diğerinden üstün tutabiliyor” esprisini kaçırdığınız zaman ortada böyle, hayatta bir başkasını tekfir edecek en son insan olan Mehmet’i böyle komik bir şeyle suçlamak kalıyor. Sizce Mehmet böyle bir şey söylüyor olabilir mi?

    Kişisel alınmasın ama Vatikanizm tartışmasındaki savunulan fikirler de benzer minvaldeydi. Katolik ve şii din alimleri için kullanılan dil de aynı şekilde sert ve sorunlu. Bence yanlış sorunsallara odaklanıyorsunuz. Dini kurumlar, kişiler ve genel olarak insanların dini inançları doğrudan siyasi sorunları açıklamakta yetersiz.

    “Diyanetizm diye bir din var ve bu islam değil.” derseniz iş başka yere varıyor. Ama siz bunlara hiç özen göstermiyorsunuz. Bunu savunmak belki bana düşmez ama bana göre bu tip söylem, nesnesinden bağımsız olarak hatalı ve dışlayıcı bir söylem.

    Hele de eleştirinin mesnedi bu örnekteki gibi zayıfsa, bir durup soluklanmak gerekmez mi? Yine siz bilirsiniz.

  81. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Sevgili Snowqueen,

    Burada politik bir kavramdan bahsediyoruz. Roma’da bahsetme nedeni(daha öncesi de tartışılabilir), dinin burada kurumsallaşıp devlet tekeline girmesi ve din adamlarının devlet tarafından seçilip, imparatonluğa hizmetle mükellef olması. Bir anlamda diyanet işleri örneğinde olduğu gibi.(SQ)

    Dinin kurumsallaşıp..!

    Din kendi kendine kurumsallaşıp yine kendi kendine devlet tekeline girmediğine göre;

    a)din adına yola çıkanlar güç elde edebilmek için var olan devlet+ordu gücüne eklemlenir(Pavlus+Hıristiyanlık+Roma)

    b)devlet+ordu ve bu güce taraf olarak nemalananların ezmiş olduklarına nefes alma imkanı sağlayan din, daha fala büyüyerek (!) “kontrol dışına” çıkmasını önlemek için kurumsal bir yapılandırma ile devlet tekeline göbekten bağlanır.

    İnançlara nefes alma hakkı tanımayan hiçbir kurumsal yapı silah gücünü elinde bulundursa bile gönülleri fethedemediğinden varlığı daima tehdit altında olacaktır.

    Bu zafiyetten dolayı gücü elinde tutanın, dinin kutsallık kavramından yararlanarak fethedilen gönüllerle kendine koruyucu duvarlar inşa etmesi çok kolaydır. Bu duvarlarla temin edilen, sorgulanması bile abesle iştigal/günah kabul edilen bağ, vatandaşlık bağı mıdır yoksa din bağı mı?

    Vatandaşları ile din üzerinden temellendirilen bir vatandaşlık bağı kurmadığını,Laik olduğu iddia edilen bir devlette şehitlik denilen, dini açıdan kutsallık atfedilen bir kavram anayasada yer aldığı için vatandaşlık bağına yöneltilen bir eleştiri gibi değil de dini bir kavrama yöneltilen saldırı gibi algılanıp tepki topluyorsa eğer birileri çok açık bir şekilde din üzerinden politika yapılarak “kandırılıyor” demektir.

    Burada politik bir kavramdan bahsediyoruz.

    Ben Müslüman’ım diyen her insanın aynı zamanda Türk olduğunu da ikrar ettiğinin düşünüldüğü bir yerde sizce ben dini bir bağdan mı yoksa politik bir kavramdan mı söz ettim?

    Belki de “taraflı olmanın zorunlu çıkarımına”varan ben değilim zira bir tarafım olmadığını, her hangi bir dine aidiyetim olmadığını (ateistlere saygı duyuyorum ama ateist değilim) belirtmiştim,

    Bir din inanı olmam benim devlet otoritesine de taraf olduğum anlamına mı gelir? Bahsettiğim bağın anlamını idrak edebilmeniz için basit bir çıkarım yapmanız yeterli; Senin bir dine aidiyetinin olmaması aynı zamanda devlet denilen otoriteye de taraf olmadığın anlamına mı gelir?

  82. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Enver bey,

    laf sokmak konusunda siz neden alındınız ki anlamadım

    Ne biliim! Belki bugünlerde otomatiğe bağlanmış gibi çok konuştuğumdan da olabilir zaman zaman nükseden alınganlığımdan da olabilir.Bunlar psikolojik durumumu ele vereceğinden ben kabul edilebilir politik bir cevap vereyim: sulh için 🙂

  83. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Enver bey,

    sinemadan örnek vermişsiniz ama sanıyorum karanlıktakiler filmiyle ilgili yazımı okumadsınız:))

    Okudum.Aşağıdaki satırlarınızı hatırladığım için de yukarıdaki yorumu yazabildim. 🙂

    Zira filmlerini beğenmediğim yönetmenlerin sonraki filmlerini de genellikle ilgisizlikle karşılarım. Ama Çağan Irmak’ın “iyi” diye tanımlamadığım filmlerinde görebildiğim bir yetenek, önemli filmler yapabilecekmiş izlenimi veren bir ışık, beni onun yaptığı her yeni filmi – çoğunlukla istemeden de olsa – izlemeye sevk ediyor.

  84. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    Kişisel alınmasın ama Vatikanizm tartışmasındaki savunulan fikirler de benzer minvaldeydi. Katolik ve şii din alimleri için kullanılan dil de aynı şekilde sert ve sorunlu. Bence yanlış sorunsallara odaklanıyorsunuz. Dini kurumlar, kişiler ve genel olarak insanların dini inançları doğrudan siyasi sorunları açıklamakta yetersiz.

    Katılıyorum. Yalnız bu yazının birilerini kafir ilan etmek içinde değil, bir tutarsızlığı ortaya koymak için yazıldığını düşünüyorum.

    “Diyanetizm diye bir din var ve bu islam değil.” derseniz iş başka yere varıyor. Ama siz bunlara hiç özen göstermiyorsunuz. Bunu savunmak belki bana düşmez ama bana göre bu tip söylem, nesnesinden bağımsız olarak hatalı ve dışlayıcı bir söylem.

    Evet Mehmet duydun. Söylemi değiştiriyoruz: “Gel, gel, ne olursan ol yine gel ! Irkçı mahyaların olsa da yine gel. Devletin organı olsan da yine gel…”:) Pardon yine pornografi yapıyorum galiba 🙂

    Hele de eleştirinin mesnedi bu örnekteki gibi zayıfsa, bir durup soluklanmak gerekmez mi? Yine siz bilirsiniz.

    “Varol İnönü” mahyalarını gördüğünde kaç kişi acaba buna karşı çıkmıştı? Gerçekten çok merak ediyorum. Acaba o camiyi protesto edip terkeden bir Allah’ın kulu olmuş mudur? Hiç sanmıyorum. Hiiiiç sanmıyorum ! Bu ülkede milliyetçilik ve İslam siyam ikizleri gibi göbekten yapışıktır. Kimse biri için diğerini feda etmeye yanaşmaz. Ama işte çocuk büyümeye başladı ve ikisinin de yaşamını tehdit ediyor. Mehmet’in milliyetçilik-İslam ikilemi konusundan bahsettiği bu sitede hiç yoksa 20 tane yazısı vardır. Son derece önemli bir konu. Bugün, şehit edebiyatıyla kanımızı emen keneler de, Türklük edebiyatıyla Kürtleri küstürenler de aynı zaafiyetten besleniyor. Bu ülkede çocukluğumdan beri sürekli Türklük ile İslam’ın mezcedilmesine dair söylemler duyuyorum. Bu, bir tür şizofreniye yol açıyor. Bir taraftan Türklüğün ululuğu ile pompalanan zihinler, sonra Kur’an okuyor; ırkçılığı yeren ayetlerle karşı karşıya geliyorlar. İki kimliklerini de terketmek istemedikleri için bunlar arasında bir nevi sentez oluşturmaya çalışıyorlar. İki zıt şeyi, sentez yapmak ise ortaya aptallar sürüsü çıkartıyor. Nasreddin Hoca’nın eşeği gibi akşama kadar sağındaki otları mı, solundaki otları mı yiyeceğine karar veremeden kişiliksiz ve onursuz bir şekilde yaşayıp/ölüp gidiyor insanlar. “Vatan sevgisi imandandır” ile başlayıp Kur’an’da Türklüğü öven ayetlerden dem vuran, “İstanbul elbet fethedilecektir” diye delil getiren bu homo lomini piscibus’u göbekten ayırmak işlemi hiç kolay değil. Bu insanların da hiç buna hevesli olmadığı ortada. Bunun önemli olduğuna inanıyorum. Mehmet’in bu çabasını da sonuna kadar destekliyorum. Eleştirmek kolay. Yanlışı da çalışan adam yapar. Mahya kolajlarının sloganlarını beğenmemiş olabilirsiniz. Bu tip şeylerin kararı, hazırlanması ve oluşturulması çok kısa süre içinde olmak zorunda. Bu sitede yazı yazan kişilerin bir çoğu çalışıyor ve evli insanlar. Değil düşünmeye, çoğu zaman takip etmeye bile fırsatımız olmuyor. Ayşe Arman kolajlarını ben iki arada bir derede, hiçbir programım olmadığı için Paint programında yapmak zorunda kalmıştım mesela. Ne yazık ki bu tip işleri kotaracak; süper yöntemler keşfedecek geniş bir kadromuz yok. Ne yazık ki insanlar, iş yapmaya gelince birden ortadan kayboluyor. Sonra çıkıp birileri, eyvallah eleştiri güzel bir şey tabi, gelişmemize vesile olacaktır şüphesiz, ama… neyse…:)

  85. Yazan:eg Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    eh o zaman eleştiri falan yapmayalım efendim. siz de bildiğinizi okuyun ne diyeyim ki başka!!!

  86. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    size n’oldu böyle? umreye falan mı gittiniz bu ara?

    Bağlantıyı kuramadım ? Dua olarak alayım.

    eh o zaman eleştiri falan yapmayalım efendim. siz de bildiğinizi okuyun ne diyeyim ki başka!!!

    Yapın da biraz insaflı yapın.

  87. Yazan:eg Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    vallahi ekrem bey kardeşim insaflı olun sözünü tam da bu konu ile ilgili bizim siteye kullanacaktım ben; tevafuk olmuş…hep birlikte insaflı olalım o zaman…yoksa “başkasına” yaparken terazinin topuzunu sonuna kadar kaçırmak ama “bize” yapılırken “aman insaflı olun lütfen” sözleri pek anlamlı olamıyor o zaman!

  88. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    vallahi ekrem bey kardeşim insaflı olun sözünü tam da bu konu ile ilgili bizim siteye kullanacaktım ben; tevafuk olmuş…hep birlikte insaflı olalım o zaman…

    Olalım o zaman.

    yoksa “başkasına” yaparken terazinin topuzunu sonuna kadar kaçırmak ama “bize” yapılırken “aman insaflı olun lütfen” sözleri pek anlamlı olamıyor o zaman!

    Karşılaştırdığımız başkası; din otoritesi bir kurum; bir devlet kurumu; milliyetçilikle eklemlenmiş din zihniyeti ama olsun… İnsafiyet bizde kalsın. Diyanet İşleri güzide bir kurumumuzdur ve başımızın üstündedir diyelim, sahte gülüşümüzle bu tartışmayı bitirelim. Yıktım perdeyi eyledim viraan…

  89. Yazan:eg Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    “Diyanet İşleri güzide bir kurumumuzdur ve başımızın üstündedir diyelim, sahte gülüşümüzle bu tartışmayı bitirelim. Yıktım perdeyi eyledim viraan…”

    vallahi ısrarla söylediklerimden bunu çıkaracaksanız sizin probleminiz kardeşim benden de bu kadar. benim daha fazla bu saçmalığa harcayacak zamanım yok kusura bakmayın.

  90. Yazan:Tarik Tarih: Oct 27, 2009 | Reply

    “Varol İnönü” mahyalarını gördüğünde kaç kişi acaba buna karşı çıkmıştı? Gerçekten çok merak ediyorum. Acaba o camiyi protesto edip terkeden bir Allah’ın kulu olmuş mudur? Hiç sanmıyorum. Hiiiiç sanmıyorum !

    “Padişahım Çok Yaşa !” yazıldığında sesini çıkarmayanların müminlerin çocukları, İnönü’ye de aval aval bakmışlardır herhalde..

    http://abdullahq.blogcu.com/iste-cok-badireler-atlatan-mahyalar_50649281.html

  91. Yazan:SQ Tarih: Oct 27, 2009 | Reply


    “Cami, bütün İslam tarihi boyunca aynı zamanda siyasi bir kurum. Cuma namazları ve özellikle hutbe çok önemli siyasi unsurlardır.” diyen Kara, laik bir rejim olma kararındaki Cumhuriyet’in mahyaları araç olarak kullanmasını ‘siyasallaşma’ olarak yorumlasa da bu realiteyi Cumhuriyetle başlatmıyor. “Abdülhamid döneminde, padişahın doğumu minarelere, camilerin aydınlatılmasına intikal ediyor. Siyasallaşma orada da var. Padişah, ramazanda seferden dönüyorsa ‘Padişahım çok yaşa’ yazıyor bir mahyada. “…

  92. Yazan:Tarik Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    “Abdülhamid döneminde, padişahın doğumu minarelere, camilerin aydınlatılmasına intikal ediyor.

    Ehh bu da o devrin kutlu doğum haftası anlayışıymış herhalde.

    Şefaat ya Abdulhamit!

    Şaka (pornografi) bir yana, Mustafa Islamoğlu’nun bu konulara temas eden sağlam bir kitabı vardı.

    Tavsiye..

  93. Yazan:MY Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    Kan, soy ve irk davalarina karsi olup da Diyanet’in MÜMKÜN OLAN EN SERT DiLLE elestirilmesine bozulanlara sunu sormak istiyorum:
    Türkiye’de gençler arasinda uyusturucu ya da alkol tüketimi arttigi zaman Diyanet neden konusuyor?
    Neden bu konu Diyanet’i ilgilendiriyor? Diyanet itirazlarini neye dayandiriyor?

    CEVAP:
    1) Alkol ve uyusturucu ülkenin gelecegine zarar veriyor.
    2) Bunlarin kullanilmasini Islam yasaklar.(Diyanet Islam’i referans aliyor)

    Peki irkçilik? Türkçülük? Kürtçülük? Kan, soy, irk davasi?

    CEVAP:
    1) Türkiye’ye zarar veriyor.
    2) Dinimiz bunlari yasaklar.

    Türk irkinin üstünlügünü savunan sapiklar ortalarda gezerken Diyanet ne yapiyor? Bu günahlari destekler mahiyette sloganlarla camileri süslüyor(!) ALLAH’a tapmak için insa edilmis bir binayi IRKINA tapmak için bir mabede çeviriyor.

    Ve siz hâlâ bana diyorsunuz ki “Diyanet’i bu kadar sert elestirme!” Ben de diyorum ki yaptigim, söyledigim seyler Diyanet’in hosuna gitmese ne yazar? ALLAH’in hosuna gitse bana yeter. Peki kim hakli? “Ölelim de görelim” diyorum. Ölene kadar nereden bilecegiz? Kur’an ve hadisler ortada.

    Yillarca Arapça, Farsça tahsil etmis, Fikihtan bilmem ne ilmine kadar okumus insanlar eger bir muhkem ayetin arkasinda nefeslerinin sonuna kadar duramiyorlarsa o tahsil neye yarar? Sariklarla, sirmali cüppelerle ortalarda geziyorlar ama itaat etmekte zorlandiklari ayet bir ilkokul çocugunun bile kolayca anlayabilecegi cinsten!

    Diyanet bu SAPIK mahyalar yüzünden bir yol ayrimina gelmistir. Ve yanlis yolu seçmis görünüyor. Bu yanlis yoldan rücu etmek zorundadir. ALLAH’in emirleri, Diyanet’in kendi itibari, Türkiye ve Dünya Müslümanlarinin çikarlari bunu gerektiriyor. Kur’an’da açikça haram edilmis olan seyleri uluorta isikli mahyalara yazacak kadar fahis biçimde savunmak halki da günaha davet etmek degil midir? Diyanet bu yanlisindan vaz geçene kadar EN SERT TEPKiLERi çekmeye devam edecek.

    Nifaktan mi korkuyorsunuz? Bölünmeden? bu korkunun adresi DD degil kan, soy ve irk davasi güdenlerdir.

    Bir kez daha görüyoruz ki Efendimiz’in kan, soy, irk kavgalariyla ilgili uyarisi ne kadar yerinde ve aci bir uyari imis. Herkesi “Felaketiniz 3 seyden olacak…” diye baslayan hadis üzerinde düsünmeye davet ediyorum.

    Erzurum ve Sivas kongrelerinde “Kürt, Laz, Türk ne fark eder? hepimiz Müslümaniz”(1) diyen sözümona kurucu güç sapitip “Öz Türk olmayanların, Türk vatanında bir hakkı vardır; o da hizmetçi köle olmaktır” (2)diye kin kusunca Müslümanlar konusmaliydi. En basta imamlar, seyhler, cemaat liderleri…

    görevini yapan oldu tabi ama ya ötekiler? Bugünlere nasil geldik? Diyanet Müslümanca Tansu çiller’e, Mehmet Agar’a, OHAL’e direnseydi PKK bugün geldigi yerde olur muydu?

    Dersim katliami sirasinda Müslüman(?) askerler çikip da “komutanim bu emrettiginiz haramdir, çoluk çocugu makineli tüfekle vurursak ALLAH’in huzurunda nasil hesap veririz?” diyebildi mi?

    “Komutanim emredin domuz yiyelim, hatta bok(3) yiyelim, hatta elimize pimi çekilmis el bombasi ver kendimizi patlatalim(4) ama bu masum Kürt çocuklarini öldürmemizi isteme bizden!” diyebildiler mi?

    Deselerdi porno mu olurdu yoksa Müslümanca direnmis mi olurlardi?

    Hadise çok basit. Kur’an’daki emirleri ALLAH’in emri olarak kabul ediyor mu sayin Diyanet? Etmiyor mu?

    Ediyorsa dersim hakkinda bir açiklama yapsin, OHAL hakkinda bir açiklama yapsin, Diyarbakir 5 nolu askeri hapishanesi hakkinda bir açiklama yapsin. Resmen özür dilesin sustugu için. O saçma sapan mahyalar için de özür dilesin.

    Yok eger “siyasete karismayiz, hele kul hakki hiiiç derdimiz degil, biz camilerin çöpçüsü ve bekçiyiz, bir de ölü yikariz, namaz kildiririz” diyorlarsa o SAPIK mahyalari asmasinlar. “Ali top at” yazsinlar. Millet okuma yazma ögrenir belki.

    29 ekim geliyor. Bakalim nasil bir mahya yazacaklar bu kez?

    Meselâ: “Öz Türk olmayanların, Türk vatanında bir hakkı vardır; o da hizmetçi köle olmaktır”(2′)

    (1) Ax! Welate min – Ah! vatanım

    (2) Bu igrenç sözü Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk adalet bakanı olan Mahmut Esat Bozkurt 1930’da yani Atatürk hayatta iken demistir, Anadolu gazetesi 18 Eylül 1930

    (3) Bakiniz Yesilova köylülerine bok yedirilmesi, açilan davalar, vs.

    (4) Asker patlatma bir egitim yöntemidir bizim ordumuzda, Diyanet’in sükran borcunu mahyalarla ilan ettigi ordu da ayni ordudur. (Bkz. “Ordumuza sükran borçluyuz” mahyasi)

  94. Yazan:cb Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    selamlar,

    burada tam beni ilgilendiren bir tartışma dönüyor.’Kullanılan,tekel altına alınan,yön verilen,tekelleştirilen İslam’.

    Maalesef Tr’deki İslam,ana kaynağa en yakın İslam değil de,sistemin devam ettirici,onayıcısı olarak gösteriliyor doğal olarak ortaya ‘Türk-İslam’ sentesi çıkıyor yere ve duruma göre haşa Sünni Faşizmi dediğim yere kadar vardığı oluyor.Lakin bence bu diyanet ayağı ile bir ilk değil,malum Fatih’e atfedilmiş,uydurulmuş,’kutlu askerler’ hadiside bunun Osmanlı’daki tezahürüdür.

    Bir resim var elimde,buraya atayım,belki de durumu özetliyor,uyuyan bir insan resmi ve altında ‘şiit Msülümanlar uyuyor’ ibaresi geçiyor.Belkide sistemden yakınmak yerine,mahyalara takılmak yerine daha çok çalışmak ve birilerini uyandırmak gerek.

  95. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    Tarik bey,

    Link için teşekkürler. Bu, tartışmayı genişletme ve farklı açılar kazandırabilme yeteneğinizi takdir ediyorum. Osmanlı’da da camilere devletin müdahalesi olması, aslında devlet geleneklerinin nasıl köklendiğini görmek açısından manidar. Yazıda bahsedildiği gibi eksiklik, mahyalardaki yazılara ilişkin sınırlayıcı herhangi bir mevzuatın bulunmaması. Belki en doğrusu, Diyanetin anlayışını değiştirmesini beklemek yerine, böyle bir mevzuatın oluşturulmasını sağlamak. Değerli katkınız için tekrar teşekkürler.

  96. Yazan:eg Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    vallahi mehmet bu yöntem faşizme çıkar benden söylemesi…

  97. Yazan:eg Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    bakınız kardeşim,
    birincisi; o mahyaları biz asmadık diyen adamlara ısrarla,”sapık demememiz için o mahyaları asmasınlar” demek sanırım kafamızdaki şeytanlara taş attığımızı gösteriyor.

    mehmet sanırım bu konuda takıntı yapmış ve son derece basit argümanlarla insanları sapıklıkla, ahlaksızlıkla, yeni din üretmekle suçluyor. vallahi sevgili kardeşim eğer bu yolla gidersek kur’an’dan hareketle sapık ilan edemeyeceğimiz tek kişi kalmaz şu müslüman dünyasında. yapmayın etmeyin yazık oluyor onca yazdığın güzel şeylere. üstelik benim tanıdığım mehmet daha soğukkanlı, işin enini, ardını düşünen ve insanları yanlış yere sapıklıkla suçlamayacak kadar olgun bir insan. o zaman neden böyle oluyor? sanıyorum burada haklı olmanın faşizmi devreye giriyor(ve evet nazi faşizmi dahil hemen hemen tüm faşizmler haklı olmanın faşizmiyle yola çıkarlar ve ortalığı kırıp geçirirler).

    mehmet’in söylediği milliyetçilikle islamı cem eden insanlar var elbette bu ülkede ve dünyada. ama mesela liberalizm ile islamı cem eden, kapitalizm ile islamı cem eden, sosyalizm ile islamı cem eden insanlar da var. ve hepsi aynen mehmet’in yaptığı gibi yapıyorlar. benim bir arkadaşım vardır. kendi hocasışeyhi onlara organ nakline cevaz verenin kafir olduğunu söylemiş ve buna kur’an’dan ve hadislerden birkaç ayet destek çıkarmış ve artık benim o çok sevdiğim dostum organ nakline olumlu bakan herkesi -kendince- kur’an’dan hareketle kafir ilan ediyor. zaten tarihteki bütün fundamentalist akımlar (ister müslüman ister hristiyan, ister yahudi) böyle başlar. ve inanın bana bu yolun sonu faşizmdir.

    kur’an elbette kavmiyetçiliği reddeder. kur’an’da üstünlüğün sadece takva ile olduğunu söyleyen birçok ayet vardır. diyanet işlerinin görevlileri (mesela ramazan programlarında ) kur’an ile kavmiyetçilik ilişkilerinde bu ayetleri defalarca dile getirmişlerdir(hutbelerde de -eğer hutbelerle haşır neşir isek camilerde- çokça dile getirilen şeylerdir bunlar üstelik. yani sadece mehmet söylemiyor bunları, o aşağıladığımız cami görevlileri de söylüyorlar çoğunlukla). zaten aksi mümkün değildir. ama mehmet anladığım kadarıyla kafasında bir şeytan belirlemiş ve o şeytana (o şeytan yahu ben öyle değilim dedikçe üstelik) taş atıp duruyor. ha diyanet sütten çıkmış ak kaşık mıdır? bin defa söyledim binbirinci defa söyleyeyim kurum haline gelmiş her şey gibi diyanet de değildir. zira kurumlaşan herşey gibi kendi varlığını değişik iktidar aygıtlarıyla denge içinde tutar diyanet de…ama bu diyanet’e dğer kurumlardan ekstra bir kötülük, ekstra bir sapıklık ortaya koymaz. kurumlarla mı savaşacağız? hadi savaşalım ve bütün kurumların varlığını sorguayalım. ama varsanız ekonomik kurumlardan şirketlere kadar olsun bu sorgulama.

    mehmet dediğim gibi gölgelerle savaşıyorsun. zira senin olmadığını söylediğin (mesela 30lardaki faşizme karşı çıkmayanlar!!) öyle senin bildiğin gibi olmak zorunda değil. onca isyan oldu, onca kişinin kafası uçtu ne için uçtu o kafalar?

    üstelik sen kendi yapamadığın birşeyi başkalarına sapık diyerek dayatıyorsun. askerlik yaptın bildiğim kadarıyla. o askerlikte ben askerliği reddediyorum diyebildin mi? diyemedin çünkü “kariyerini” engelliyordu ve bir an önce hiçbirşeye bulaşmayıp aradan çıkarmak istedin(aynen benim gibi). haksız da değildin. zaten askerlik yapanların çoğunluğu bu mantıkla askerliklerini yapıyorlar.

    ben bir milliyetçi olsaydım senin yazdıklarının bana vereceği tek bir faydası olmazdı. zira bana daha baştan sapık diyen, baştan kafir diyen birisiyle niye diyalog kurayım diye de düşünürdüm. en baştan beri söylediğim şey odur. ben de çok yapmışımdır mehmetinkine benzer fevri ve haksız çıkışlar. ama bu tür çıkışlar insanlarla diyalog kurmayı sağlamıyor. olsa olsa herşeyi provoke ediyor o kadar. mehmetin astığı bu mahya montajları da provokasyon harici bir işe yaramadı(liberal provokasyon da aynen karikatürlerde olduğu gibi diyalog yolunu değil çatışma yolunu açtı. mehmetin yaptığı bu mahya montajları da sonuç itibariyle benzer bir noktaya doğru gidiyor bence). beni bile provoke ettiğine göre herhalde bir milliyetçi-müslümanı iyice uzaklaştırmıştır siteden.

    bir ek daha yapayım. f. gülen gibi gerçekten milliyetçi-müslüman diye adlandırılabilecek birisini ve bir cemaati bu derece sapıklıkla itham edenlere karşı neden cemaati savunduk biz? çünkü ithamlar haksız, ayakları yere basmayan ve insafsızdı ve ahlak ve insaf sınırlarını aşıyordu. o zaman şimdi aynı ithamları (üstelik gülen cemaatinden ve f. gülen’den daha az hak eden – en azından yayınlarıyla- birlerine) neden bu derece ağır sapıklık, kafirlik ithamlarında bulunuyoruz bunu anlamakta zorlanıyorum. sanıyorum haklılığın faşizmi burada devereye giriyor. mehmet’in haklı olduğu noktalar çok ama o noktaların rayını kaydırıp, herkesi o suçlamalarla muhatap ediyor. bu mantık gerçekten totaliter bir faşizme çıkar. benden söylemesi. cidden gidişat iyi bir gidişat değil.

  98. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    Enver bey selamlar,

    İsimleri baz alarak ya da isimler üzerinden-olumlu veya olumsuz yönde-“sabit görüş belirten”bir izlenim edindiğinizi belirtmişsiniz.Olabilir.Hayır bu tür takıntıları olanlar kesinlikle yoktur,olamaz diyemem.

    Ancak bir şey dikkatimi çekti:”laf sokma”olarak tabir ettiğiniz bu eğilimi kısmen isim vererek(Mustafa Ravi imzalı yorumların isim verilerek zikredildiği gibi)yorumlamışsınız.Tabii bir de “ismi lazım değil”diyerek aynı eleştirileri yönelttiğiniz “saklı”isim-veya isimler de var:))Malum,aranızda geçen yorumlaşmadan da anlaşılacağı üzere Çuvaldız hanımın bu listede olmadığı anlaşıldı.SQ müstearıyla yazan Şebnem hanıma katıldığınızı da belirttiğinize göre galiba geriye ben kalıyorum:))

    Gerçekten beni mi kasdettiniz bilmiyorum.Böyle bir hissiyata kapılmam elbette benim hassas alınganlığımın bir ürünü de olabilir.Fakat sonuçta kendimden kuşkulanmadım diyemem:))

    Şayet o bu yönde eleştiri yönelttiğiniz kişilerden biri de ben isem,sanırım serzenişlerinizi kısmen haklı çıkaran bir hatam oldu.

    Burasını açayım biraz.

    Dikkat ederseniz son yorumum hariç,diğer iki yorum özellikle “Mustafa”imzasıyla yazan yorumcu arkadaşla SQ hanıma cevap şeklindeydi.Tekrar gözden geçirirseniz,ilk iki yorumumu yazdığımda bu yazıya henüz sizden yorum gelmediğini göreceksiniz.Ayrıca diğer yorumcu arkadaşlara da “laf sokmak”gibi bir amaç gütmediğimi bilmenizi isterim.Eleştiri dozu ve üslubu size hatalı gelebilir fakat sonuçta bu bir fikir platformu ve görüldüğü üzere gizli saklı,imalı vs.bir durum yok.Yani fikirler açık açık tartışılıyor.

    İşte tam da bu noktada bir hatam olduğunu farkettim.Bundan bir önceki yorumumun dolaylı olarak görüşlerinizle bir ilgisi vardı ve evet katılmadığım görüşlerinizi direkt size yazarak sizinle görüşlerimi paylaşabilirdim.Burada evet hatalıyım.Eleştiriye açık bir insan olduğunuzu da hesaba katarak “şu şu görüşlerinize katılmıyorum”demek daha doğru ve yerinde olacaktı.Kısacası bu hatamı kabul ediyorum.Ancak,ne bu yazıda ne de başka yazı ve yorumlarda isimlere sabitlenerek önyargılı davrandığımı düşünmüyorum.Rasim O.Kütahyalı,Mustafa Akyol,Ekrem Senai,Ferhat Kentel gibi yazarlarımızın katıldığım ve katılmadığım görüşleri oldu.Aynı şekilde sizin ve Mehmet beyin yazılarını okurken de bu ilkeden sapmamaya aşırı özen gösterdim.Ha,katılırken de eleştirken de mutlak doğru çizgide görüş belirttiğimi asla iddia edemem ama hiçbir zaman isimlere takılarak hazır şablonlarla karşılık vermedim.

    Biraz uzun olacak ama meramımı anlatabilmek adına bir kaç örnek vermek istiyorum.

    Cemile hanımın Feminizme dair makalesinde aramızda hareretli bir tartışma yaşandı fakat Cemile hanımın diğer yazılarının çoğuna imzamı atmaya hazırım.

    Hatırlarsanız,Mehmet beyin “ermenilerden özür diliyorum”kampanyasına dair bir yazısı vardı.Mehmet bey,kampanyayı benimsememiş ve bunun bir düşünce pornosu olduğu yönünde fikir beyan etmişti.Fikirlerine derin bir inançla saygı duyduğum bu arkadaşımızın sözkonusu fikirlerini doğru bulmamıştım.

    Yine Ekrem Senai beyin batılı bir entelektüelin islama ilişkin bir konferans duyurusuna,karşı görüşte bulunmuştum.Oysa gerek yazılarından gerekse yorumlarından edindiğim intiba,Ekrem beyin,doğrularından ödün vermeyen dürüst bir entelektüel duruşa sahip olduğudur.

    Örnekleri çoğaltmak mümkün.Suat beyle farklı görüşlerde olduğumuz noktalar da oldu hemfikir olduğumuz zamanlar da.Emre Er dostumuzun ekonomi üzerine yazdığı yazılarda,konuk yazar olarak katılan Ufuk Coşkun,Kadir Amarat…Ve yorumlarıyla iştirak eden diğer katılımcılar…Misal Çuvaldız hanım hatırlar mı bilmiyorum ilk tanışmamız kavgayla başlamıştı:))SQ(Şebnem hanım),hayranlık duyduğum bir entelektüel birikime sahip,üstelik dünya görüşlerimiz kısmen birbirine daha yakın.Fakat iş fikir alışverişine geldiğinde fikirlerimiz kıyasıya çarpışabiliyor.
    Dolayısıyla her karşı fikri “niyet okuma”şeklinde algılamanızı doğru bulmuyorum.Niyet okuma,ideolojik kaygılardan ya da benzer eğilimlerden kaynaklı bir durumdur…Doğrudan,”ne söylendiğine değil,kimin söylediğine”endeksli sabit fikirler için,evet böyle bir durumdan söz edilebilir.Ama siz,sizinle aynı görüşü paylaşmayan her kesimi bu suçlama menziline aldığınızda bu biraz haksızlık olur.
    Sonuç itibariyle sizinle de hemfikir olduğumuz çok konu oldu.Bu başlık altında tartışılanlarda da ayrı görüşlere sahip olabiliriz.Ve bana göre bu niyet okuma falan değil.Dolayısıyla eleştirilerinizden rahatsız değilim.Daha önce de söyledim,bilakis eleştiri,yapılması gereken bir uyarıdır.Bakın,siz inceden bana dokundurmasaydınız hatamı farketmeyecektim:))Oysa yukarıda da belirttiğim gibi,katılmadığım görüşlerinizi şimdi yaptığım gibi sizinle doğrudan paylaşsaydım çok daha verimli ve isabetli bir fikir alışverişi gerçekleşebilirdi.
    Selam ve saygılar…

  99. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    Bu arada Mehmet Bahadır bey kardeşimi unuttum.Onun da fikirlerini tartıştığım,katılmadığım zamanlar oldu.Ama gıpta ettiğim yanlarını burada saymaya kalksam bitiremem.Yani fikir alışverişi böyle bir şey Enver bey kardeşim.Bazen farklı düşünebiliriz.Fakat bunu lütfen “niyet okuma”şeklinde algılamayın,hayır fikir ihtilafı konuyu zenginleştirmektir,çoğaltmaktır yani bir nimettir.Hatalarımız olmuyor mu oluyor.Birbirimize hatırlatalım.Evet,içtenlikle söylüyorum hazetmediğim bazı fikirler karşısında biraz nefsi,biraz fevri davrandığım zamanlar olmuştur,bunu inkar etmiyorum.Ama inancınız olsun bu nefsi yenilgiye karşılık asla kişiler üzerinden sabit görüşlere saplanıp kalmadım.Beni anladığınızı umud ediyor tekrar sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

  100. Yazan:eg Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    estagfirullah aziz bey,
    siz hiç değilsiniz:)) benim en değer verdiğim yorumları yazan birkaç kişiden birisiniz siz. sözüm size değildir.

  101. Yazan:MY Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    Aziz Bey Selamlar,

    Son iki yorumunuzda DD için çok temel önemi olan noktalara dikkat çekmissiniz. Aramiza yeni katilan okuyucularin bu noktalar üzerinde yogunlasmasini istirham ediyorum.

    muhabbetle

  102. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    “bu mantık gerçekten totaliter bir faşizme çıkar. benden söylemesi.” (EG)

    Hayir abicim, kizdigin her seye fasizm deme, fasizm devlete tapmaktir, KUTSAL ve PUTSAL devleti absolutize etmek, MUTLAK görmektir. Su anki durumda fasizm ile arasina mesafe koymakta gûçlük çeken diyanetin kendisi.

    Ama benim yöntemlerimi FAZLA SERT buldugunu söyledin zaten. ben de anladim zaten :))

    Bkz Türkiye faşist olur mu?
    http://www.derindusunce.org/2008/05/14/turkiye-fasist-olur-mu/

  103. Yazan:eg Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    aziz bey,
    yazdıklarıma her karşı şeyler söyleyeni niyet okumayla suçlamıyorum elbette. burada 83 yazım yayımlanmş şimdiye kadar. başka yerlerde yayımlananlara geri dönüşlerle birlikte binlerce geri dönüş almışımdır herhalde. her birine olumlu olumsuz gelen bu eleştirilerden birçok şey de öğrendim. benim sözünü ettiğim şey baqmbaşka birşey.

    genel olarak yazdığım şeyleri başkalarından öğrenmek için yazdığımı söyleyebilirim. çok şey de öğreniyorum geri dönüşlerden. ama bazı insanlar vardır (hepimiz hayatlarmızdan biliriz) bir noktada bir çatışma yaşarsınız. artık o insan ondan sonraki her noktayı sizinle hesaplaşma amacı olarak ele alır. her yazdığınız, her yaptığınız acaba laf sokacak, aşağılayacak birşey çıkabilir mi diye didik didik edilir. son zamanlarda bir kişi hakkında böyle bir hissiyat içindeyim. umarım yanılıyorumdur ve umarım kuruntudur. ama bu hissiyat yüzünden o arkadaşa uzun cevap yazmayı reddediyorum. hatta mümkünse yazdıklarına hiç cevap yazmamayı tercih ediyorum. ama bu kişi ne sizsiniz ne de saydıklarınız. rahat ve müsterih olun efendim. sizin değeriniz ayrıdır benim nezdimde…muhabbetle

  104. Yazan:eg Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    sevgili mehmet kardeşim ingeborg bachmann’in bir sözüyle (malina romanında geçer) sana reddiyemi sunayım tekrar. bachmann der ki “fasizm, atilan ilk bombalarla baslamaz. her gazetede uzerine bir seyler yazilabilecek olan terorle de baslamaz. fasizm, insanlar arasindaki iliskilerde baslar, iki insan arasindaki iliskide baslar…” işte benim dikkkatini çekmek istediğim şey senin son yazdıklarındaki terörize edici, faşize edici (ne demekse bu artık) yöndü. bunu da bir dost tavsiyesiyle ve seni çok sevdiğim için söylüyorum. dost olarak söylüyorum. dikkate alıp almamak sana kalmış sevgili kardeşim. ben de bu tür çıkışlar yapmış sonrasında çok üzülmüş ve kendimde utanmışımdır. sen de benzer br hissiyat içinde olma diyeydi bütün uyarılarım. yoksa site senin ne istersen yayımlayabilirsin bana ne öyle değil mi!!!

  105. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    Valla Enver bey kardeşim inanın üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi oldu:))Dün gece düzgün uyku uymadım desem yeridir.Yanlış anlamayın eleştiri bana yapıldı diye değil,Enver kardeşimin haklı tepkisine yol açabilecek bir hata mı yaptım diye üzüldüm.Zira samimiyetimle söylüyorum kimi haklı olduğumu düşündüğüm fikirlerimi ortaya atarken bile üzeceğim ya da rencide edebileceğim en son insanlardansınız.Ama diyeceksiniz ki bu yeterli mi?Değil elbet.Keşke fikirlerimizi belirtirken bu hassaiyeti herkes için bir prensip haline getirebilsek.Ama maalesef hepimiz arasıra fire verebiliyoruz.
    İlgi ve nezaketinize de ayrıca teşekkür ederim.

  106. Yazan:rüştü hacıoğlu Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    sanki benden başka kimse kimse kalmadı enver bey?

    hadi ben de sorayım;benmiyim acaba?

    neden bu tür bir içhuzursuzluğu taşıyorsunuz? neden vazgeçemiyorsunuz? alim olan sizsiniz; bakınız 83 yazınız ve dönüşler felanla dönülmemiş köşe bırakmamış biri olarak ayak takımıyla bu denli polemik hayra alamet değil…amaç biatsa, emret padişahım! hatta çok yaşa…sağlık olsun

  107. Yazan:eg Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    aziz bey ben yorumlarda sizin kadar nezaketli sizin kadar adaletli çok az insana şahit oldum. çoğu zaman da keşke ben de böyle olabilsem diye gıpta ile bakıyorum. inanın bana riya ile söylemiyorum bunları. zira riyayı pek beceremem zaten. dediğim gibi müsterih olun. eleştirileriniz başım üstüne…muhabbetle

  108. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    Prof.Dr.İsmail Kara, laik bir rejim olma kararındaki Cumhuriyet’in mahyaları araç olarak kullanmasını ‘siyasallaşma’ olarak yorumlasa da bu realiteyi Cumhuriyetle başlatmıyor.

    Koyulaştırmış olduğum kısım es geçilip hazine bulunmuş gibi Abdülhamit dönemi örneği öne çıkarılıyor!

    Osmanlı dönemindeki uygulamanın nedenlerini doğru anlamayı olanaklı kılacak bir detay bilgi(padişahlar aynı zamanda hilafet makamının da temsilcisi)göz ardı edilerek, mahyalardaki siyasallaşmanın o zamandan başlayıp günümüze kadar devam ettiği tereddütsüz, itiraz bile edilmeden ,sorunun kaynağı doğru teşhis edilmiş gibi kabulleniliyor.

    Bu mahyalardaki siyasallaşma nasıl oluyor da “1924’de anayasaya konan 136cı maddeye rağmen” hala kesintisiz devam ediyor denmiyor?

    O mahyalardaki yazıları zihniyeti değişmeyen(menfeat gereği değiştirmesi engellenen!) sokaktan geçen Ahmet efendi mi yazıyor?

    Cumhuriyetin bekası için bu ülke halkının devrimlerle yazısından,kıyafetine kadar geçmişle olan her türlü bağı kesiliyor ama mahyalara aval aval bakıp,siyasal mesaj okumak isteyen mümin torunu olarak bu arzusu emir telakki edilip, şartnameye bile luzum hissedilmeden her daim kesintisiz uygulanıyor!

    Büyük savaşlar vererek, padişahlıktan ve hilafetten kurtularak “Egemenliğin halka geçmesi” amaçlarını gerçekleştiren temsilcilerinin “cumuriyet döneminde” dinin önemini bilen padişahlar gibi isimlerini mahyalara yazdırmış olmalarının tek sebebi de zaten bu “halka hizmet” arzuları olsa gerek!.

    ANKARA DİNİN ÖNEMİNİ İYİ BİLİR
    Bu bir beka sorunu mudur; Osmanlıyı var kılan, yok oluşuna direnen ve Kurtuluş Savaşı veren halkın iradesini belirleyen temel etmenin din olması gibi?

    -Milli Mücadele İslamcı ve hilafetçi bir politikayla kazanıldı. İş Bankası’nın ana sermayesinde Hint Müslümanlarının gönderdikleri para var. Cumhuriyet de bir din devleti olarak kuruldu. 1928 yılına kadar anayasada İslam, devletin dinidir. Ankara, bugün de Türk devletiyle İslam arasındaki ilişkiyi tamamen bilmez değildir. Siyasi merkez laikliği olmazsa olmaz bir şart olarak söylemesine rağmen hiçbir zaman ‘Türkiye devletinin dini yoktur’ cümlesini ağzına almamıştır. Bu cümlenin hiçbir toplumsal ve kültürel karşılığının olmadığını(*) ve kendisini anlaşılmaz kılacağını da bilmektedir. Fakat bu bilgi bana göre Türkiye’yi taşıyacak vasıflara ve seviyeye sahip değildir.
    …..
    Bugün niye bu meseleler tartışılmıyor sorusunu sormak oyun bozanlık değil, insanları ciddiyete ve ahlakiliğe davet etmek olarak algılanmalı.
    http://www.gazeteokuyun.net/prof-ismail-kara-aktuel-tartismayi-yorumladi.html

    “Laik bir rejim olmak kararı” ile “Türkiye Cumhuriyeti devletinin dini yoktur” demenin arasındaki fark iki minare arasındaki mahya uzunluğu kadar anlaşılan.

    (*) toplumsal ve kültürel karşılığının olmadığını(*) ve kendisini anlaşılmaz kılacağını bilmektedir.

    Toplumsal ve kültürel taleplerin karşılanmasına hizmet etmek, devlet yapılanması inşa edilirken öncelikli amaç olmamış.Ne istediğini bilmeyen, cahil, çapulcu, isyankar, iç mihrak halka karşı devleti bir güç olarak görüp, ilelebet ona hakim olmak isteyen bir anlayışla “halkın ancak kendine bahşedilen kadarla yetinmesini bilmek zorunda” olduğu fikrinden hareket edilmiş.Kendini de din harcı,kanun ve silah taşları ile ördüğü, dokunulmaz varlığı sorgulanamaz duvarla korumaya almış!

  109. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    Enver bey,

    Sizi gayet iyi anlıyorum.DD’deki yazı ve makalelerin altına düşen kimi yorumlar okunduğunda aslında hissiyatınızın bir kuruntu sonucu oluştuğundan ziyade bir gerçeğe işaret edildiğini anlamak zor değil.Kişisel hesaplaşma dediğimiz şey maalesef oluyor,yaşanıyor.Bu da insan fıtratımızla ilgili bir şey olsa gerek.Ne bileyim fikren tatminkar,ikna edici yanı eksik olan görüşlerimizi bir nevi öc alma duygusuyla kapatmak gibi bir şeydir bu.Dolayısıyla,elimizde görüş babında fazla bir şey olmadığı zamanlar kişisel sataşmalar daha revaçta oluyor.Tabii iş dediğiniz gibi tatsız polemiklere,kişisel hesaplaşmalara evriliyor.Oysa en tahammül edemediğimiz fikir karşısında belki de serinkanlı ve nefsaniyetten uzak bir toleransla karşımızdakinin gönlünü kazanma,anlama ve anlşılmayı daha mümkün kılabiiriz.Yanlış anlamayın bende bu donanımların tamamı mevcut diye bilgelik tasladığımı düşünmeyin.Tersine ben ziyadesiyle bu psikolojiye kapılanların başında geliyorum…Yazdığım pek çok yorumun ardından pişmanlık duyduğum anlar çok olmuştur.Neden?Ya doğruluğundan kuşku dymadığım,sarsılmaz bir inançla inandığım “doğru”bir başkası için yanlış ise…ya herhabgi bir sözüm farklı bir etki yaratıp muhatabımı üzmüşse diye…sonra sonra kendimi gelirim ya iş işten geçer:))
    İşte islam dininin “kul hakkı”prensibini bu yüzden çok önemsiyor ve değer veriyorum.O kadar anlamlı,o kadar derin manalı bir prensiptir ki bu,maddiyattan öte manevi yönü çok daha ön plandadır.Kalb kırmamayı,tevazuyu,anlama ve anlaşılmayı kapsar bu prensip.Sevgiyi,hoşgörüyü esas alır…Kusurları örtmeyi,manevi duyguların rencide edilmemisi gerektiğini öğütler.
    Rahmetli babam dini bütün bir insandı.Bizleri karşısına alarak erdem aşılamayı adeta bir görev bilirdi.İnsanları kırmayınız,hatalı bulduğunuz bir şey varsa tevazuyla kişinin hatasından dönmesine gayret ediniz derdi.Kıssadan hisselerle paylaşırdı bizlerle bunu.Hiç unutmam,şadırvanda yanlış abdest alan yaşlı bir adamın bu hareketini düzeltmeye çalışan -yanlış hatırlamıyorsam Hz.Ali’nin çocukları Hasan ve Hüseyin’di-gençlerden bir örnek vermişti.Gençler,yanlış abdest alan yaşlı adamın hatasını farketmişler,ancak adamın rencide olmayacağı biçimde doğru şekilde tekrar abdest alarak adamcağıza hatasını hissetmişlerdi.İşte has tevazu bu olsa gerek.Ne muhteşem bir tevazu,ahlak ve incelik.
    Tabii aradan yıllar geçti,şimdi bazı kesimleri eleştireyim derken,babamın öğüdüne hiç de sadık kalmadığımı anlayabiliyorum.Demekki bu yönüyle insanın iradesine sahip çıkması bir hayli zormuş bunu anladım.Yani doğru olduğuna inanıyor olsak bile,doğrularımızın elimizde dayanılmaz bir şehvet aracına dönüşmesi işten bile değil.
    Sizi bugün fazla alıkoydum biliyorum.Sizinle muhabbet etmek geçti içimden.Ve güzel bir muhabbet oldu,paylaştığınız için teşekkür ediyorum.

  110. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    Aziz bey,
    Yorumunuzu okuduktan sonra olanları şöyle bir düşünce güldüm ve üzüldüm.
    Güldüm zira Enver bey ve ismi lazım değil bey kendi aralarında birbirlerinin anlayacağı şekilde atışırlarken birden kucağına top düşen, kendini maça fena kaptırmış seyirciler gibi yeşil sahaya koştuk.

    Bilebildiğim kadarıyla UEFA kurallarına göre sahaya seyirci inince maç kısa süreliğine duruyor 🙂 Taraftarlarının bu tavrı nedeniyle kulüp herhangi bir ceza alıyor mu bilmiyorum.

    Üzüldüm zira Enver bey,Alper bey ve Cemile hanımın bazı serzenişlerinden anladığım kadarıyla, yenildiğini düşünen rövanş peşine düşüyor.Ya da belki de yendiğini/kazandığını düşünen aynı kişi ile yeni bir tartışmayı rövanş olarak algılıyor! Bazıları tarafından fikir tartışmaları “galibiyeti olan bir müsabaka” gibi algılanıyorsa eğer kimin hangi his/düşünce ile bunu yapıyor olduğu çok da önemli değil belki de!

    Misal Çuvaldız hanım hatırlar mı bilmiyorum ilk tanışmamız kavgayla başlamıştı:))

    Hatırladığım kadarıyla o aydınlar üzerine ve sizin katılımınızla devam edebilen, güzel bir tartışmaydı..-)) Buradaki tartışmaları genişletip, büyüten, zevkli kılıp güzelleştiren hep ikinci kişiler yoksa hepimiz nice büyük kavgalarımızı içimizden kedi gibi mırıl mırıl sessiz sakin yapıyoruz zaten. Acaba bu büyük,belki de sancılı iç kavgalar ile ulaşılan,doğruluğundan artık şüphe duyulmayan nihai fikirlerden vazgeçmek yada onları değiştirmek mi aslında bize zor gelen !

    “ben sizinle kavga etmedim,tartıştım.İşte o kadar!. Ben bu fikre emek verdim öyle kolay vazgeçer miyim, kimse beni fikrimden döndüremez :-)) Ya bu dediğimi kabul edin ya da sizinle hasım olalım Aziz bey .-)

  111. Yazan:rüştü hacıoğlu Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    “Yazıdan maksat bazı şeyleri telkin etmektir. Anlaşılmak değil, sevilmek için yazıyorum. İnsan sevilir ve öyle kabul edilir. (…) Hiçbir düşünce açık değildir. Dünyanın hiçbir yazarı tam anlaşılmak için yazmamıştır. Anlaşılmazlar. sevsinler, aşık olsunlar istiyorum yazıya.” cemil meriç

    ben de adil olsun insanlar istiyorum; yandaş değil. yazılar, yandaş toplama ve goygoy ayinleri olmamalıdır. bu tartışma nerede zıvanadan çıkıyor? bir zalim şüphe gelip herhangi birimizin içine kurt düşürüyor, garip bir kurt hem de; diyelimki elma kurdu: “bunu söylüyor ama acaba hangi saiklerle?”

    bakarsın yukarıya, tartışmaya nereden dahil olduğuna ve karar verirsin. ama türk polisi gibi sanıktan delile yöntemini de işletmek mümkün şekil A1.

    hangi biz diye sordunuz ya ismi lazım kardeşim; ahanda şu biz. kaldıki anlatımınızı beslemeye çalışan minicik bir ironiydi sadece; hangi biz olduğundan ziyade ötekileştirmeyi anlamayı kolaylayalım için verilmişti olsun.

    anti semitizm yapmayın! olur yapmayalım. katılmadığımız her fikir anti semitizm ise bilelim ve susalım d, zatı şahanelerin keyflerine de limon olmayalım.

    bu ne garip bir psikolojidir? laf sokalım arkadaş? yanlış bir mantık kurgusuyla çuvallarsın bazen ve işaret yakar çevrendekiler; ama zıvanadan çıkınca görünmüyor demek. aşırı odaklanmak ve kendimizi aşırı odak saymak odaktan bilinç kapanmasına sebebiyet verebilir veriyor da.

    neyse, veriğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dilerim; haklı olup olmamanın ne önemi kaldı? yıkıldı perde eylendi viran. oldu olacak şımarık çocuklar gibi kim kime küs listesini çıkarıp ona göre fikirlere katılalım yada katılmayalım, yanlışlıkla düşman kazanıyormuşuz meğer…

  112. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    Rüştü bey,

    Aziz beye yazdıklarımdan sonra yukarıdaki açıklamayı yazmış olduğunuz için virane sorumlularından biri olduğumu düşünüyorum.

    İroni yaptığınız yorumunuzu belki de dediğiniz gibi farkına varmadığım “odak” kaynaklı “bilinç kapanması “yada “zıvanadan çıkma” sorunum nedeniyle anlamamıştım.

    Açıklama yaptığınız için teşekkür ederim ve en azından benim açımdan bir düşman kazanmadığınızı(!) bilmenizi isterim.

    Üzülmenize sebep olduysam da özür dilerim.

  113. Yazan:eg Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    rüştü bey kardeşim öyle bir hissiyat içindeydim cidden. ama öyle birşey yoktuysa da sizden özür dilerim. belki kuruntu etmişimdir. neyse tekrar özür dilerim. muhabbetle…enver

  114. Yazan:MY Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    TSK, CHP, Zaman gazetesi ya da AKP milliyetçi gaz verdigi zaman elestirip Diyanet’e gelince susmak sessiz hafleri kullanmadan konusmaya benzer 🙂

    ne mutlu harama nereden gelirse gelsin “haram” diyebilene!

  115. Yazan:eg Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    sevgili mehmet,

    “TSK, CHP, Zaman gazetesi ya da AKP milliyetçi gaz verdigi zaman elestirip Diyanet’e gelince susmak sessiz hafleri kullanmadan konusmaya benzer :)”

    demişsin. sevgili mehmet bu konuda anlaşamıyoruz galiba:)) ben eleştirmeyelim mi diyorum ki hep aynı şekilde karşılık alıyorum bunu anlamıyorum. yukarıda saydıklarını alıp diyanete vurabilirim benim için hepsi bir. ama akp’yi eleştirirken konjonktür vesaire deyip yaptıklarını yumuşatabiliyor ama diyanettekileri münafıklıkla, sapıklıkla suçluyorsak bunda bir adalet problemi var bence. zaten baştan beri söylediğim şey kaçan kantarın topuzu. yoksa hiçbirisi babamın oğlu değil. kaldı ki babamın oğlu bile olsa eleştirimi sakınmam. ama birisine kafir demek, sapık demek ciddi iştir. bundan senin sakınman lazım diye düşünüyorum heps bu…

  116. Yazan:MY Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    Enver abicim,

    mesele senin de bildigin gibi mahyalari, diyaneti, ve üslup problemlerini KAT KAT asan bir mesele.

    Benim gözümde Milliyetçilik ve militarizm Islam’i Ortadogu’dan hatta dünya yüzeyinden silebilecek kadar tehlikeli hastaliklardir. Zira bunlar disaridan gelebilecek saldirilarin aksine “içeriden” gelen çürümelerdir. Her agacin kurdu özünden olur derler. insani gam, duvari nem yikar derler. Islam aleminin rutubeti, kurdu, vebasi da bu kan, soy, irk davasidir. Bunu da ben degil Efendimiz söylüyor. Kadere inanMamak ve dini konularda hafiflik göstermek ile birlikte ümmetin üç felaket sebebinden bu. benim kadar sen de biliyorsun.

    Mahyalari elestirsek ne olur? elestirmesek ne olur?

    Sanirim bu konuda anlasiyoruz degil mi?

    Filistinliler, Bosnaklar ve daha niceleri ne kadar agir bedeller ödediler Türk milliyetçigi yüzünden. Esas tartisilmasi gereken budur. Mahyalar bir bahane olmustur.

    Biz simdi kendimizi kandiriyoruz, kaka pis israil diye. iyi de bu topraklar Osmanli topragiydi. Film ne zaman koptu?

    Amacim mea culpa yapmak degil. Bir hastaligin kök sebepleri anlasilirsa tedavisi bulunur. Bu konu üzerinde israr etmemin de temel sebebi budur.

    Türkiye bu vebalardan yakasini kurtarabilirse (ki bu olacak ins.) Filistin için de bir umut dogacak. Mekanizma özünde basittir ama herkes göremiyor bunu.

  117. Yazan:eg Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    mehmet,
    tamam anlaştık. sürç-i lisan ettiysem güzel kardeşim affola deyip kapatayım:))

  118. Yazan:MY Tarih: Oct 28, 2009 | Reply

    est. Enver kardesim, zaten bu gibi konularda “basimizin üzerindeki kuslari korkutmadan” konusmaliyiz aslinda :))

  119. Yazan:SQ Tarih: Oct 29, 2009 | Reply

    Mehmet Bey,

    Alakasız yerlerden konuya giriyorum ama, -ne yapayım uzun uzadıya tartışmalardan sıkılıyorum:(- Bu özür Çuvaldız hanıma ki yorumlarını okuyup gayet önemsiyorum, kusura bakmasın:(

    Benim en büyük itirazlarımdan biri herşeyi 20.yüzyılda başlatmak. Misal Ari ırk söylemleri deyince benim aklıma sadece Naziler geliyordu, oysa Alman oryantalistleri 19.yüzyılda Hindistan’da yaptıkları çalışmalarla Ari ırk söylemini çoktan üretmişler. Daha ortada Nazilerin N’si yokken.

    Bu nedenden ötürü, Türkiye’ye bakarken birçok şeyin kaynağı için Osmanlı’yı gözden geçirmek gerek. “padişahım çok yaşa”mahyaları buna örnek, hiç hilafet bilmemne denmesin. Bugün Türklerin “devletin kutsallığı” ile ilgili algılarının temeli için Osmanlı’ya bakmak gerekiyor.
    Bir İngiliz generalinin kızı olan Miss Pardoe’nin 19.yüzyılda Türkiye gezisi ile kitapları var, Ermenileri, Rumları kışkışlamamız dışında-ki bu epey önemli bir kısım- resmi çizilen Osmanlı dönemi, “kutsal devlet” ve “kutsal asker”lerin 1835 yılında da benzer olduğunu gösteriyor.

    Neyse siz kabul etmeyeceksiniz bunu ama ben öylesine eklemek istedim.

  120. Yazan:MB Tarih: Oct 29, 2009 | Reply

    Mehmet Yılmaz Bey’in ve Enver Bey’in karşılıklı muhabbetlerinden, kendi adıma çıkardığım kazanımlarım ;

    -Temel konularda hemfikir olduklarına inandığım güzel ağabeylerimin, bazen teferruatta ihtilafa düştüklerini ve samimi duygularla, hakikatı arama çabasından kaynaklanması sebebiyle bu ihtilafın dahi, bizlere rahmet olarak tecelli etmesinin idrakine varmış bulunuyorum. Zira, bu vesileyle pek çok konuda değişik fikirler, hakikatler ve düşünceler arz edildi. Düşünce ufkum genişledi diyebilirim.

    – “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” hadisi şerifinin hikmetini bir kez daha kavradım

    -Bir yandan sert eleştiri dolayısıyla fikirlerini beyan eden Enver Bey’in hassasiyetine katılırken, diğer yandan meselenin vahameti ve önemi açısından sert de olsa, ironik eleştiri yapan Mehmet Bey’e de katıldığımı belirtmeliyim.

    Aslında böylesi bir şokun da olması lazım geldiğini düşünüyorum . Zira 80 yıllık bir kurumun, bütün sıkıntılara ve zulümlere rağmen dilini yutmuş olması, sessiz kalması, ne gerekçe ile olursa olsun hakkı savunaMAması, Mehmet Bey’in sert eleştirilerini de, şoklarını da hak ettiriyor. Zira gaflet ve ölüm uykusundan, uyanmanın başka yolu kalmamıştır gibime geliyor.

    Bu bağlamda, hayırlı bir muhabbet olduğunu ve samimiyete binaen Rabbimin de hayırlara vesile kılacağını düşünüyorum. Bu vesile ile Mehmet Yılmaz Bey’e ve Enver Bey’e bu doyumsuz muhabbet için Allah razı olsun diyorum.

  121. Yazan:MB Tarih: Oct 29, 2009 | Reply

    Bütün bu gerçekler ışığında, kuruluş amacı belli olan diyanet kurumunun yapısı da tartışılmalıdır.

    Şunu demek istiyorum “Diyanet; dini kontrol eden ya da dini istediği gibi törpüleyebilen bir devlet kurumu mu olmalıdır? Ya da Devletin ihtiraslarını, tutkularını dizginleyecek ve kontrol edecek bağımsız bir kurum mu olmalıdır? Ya da laiklik prensibi gereği lağvedilmeli midir?”

    Sanırım önce buna bir karar vermek gerekiyor.

    muhabbetle…

  122. Yazan:MY Tarih: Oct 29, 2009 | Reply

    “Neyse siz kabul etmeyeceksiniz bunu ama ben öylesine eklemek istedim” (SQ)

    yahu neden etmeyeyim, elbette osmanli da kullanmistir halkin din duygularini. Hz Muhammed’in (SAV) Islam’i yaymasiyla Osmanli’nin yaymasi(?) arasinda daglar kadar fark vardir.

    Ama bizdeki Osmanli fetisizmi icabi bütün padisahlari hatta bas vezirleri ayni derecede erdemli, dürüst, çaliskan, iyi golf oynayan ve saksafon çalan, vs vs kabul ederiz:)

    Yanliz tarihten çikarilacak dersler var, (ben konuyu yine etnik kavgalara çekeyim 🙂

    mesela Sokollu (?sokollova) ailesi gibi sirplar var Osmanliya hizmet eden. Zaten Fatih istanbul’a dogudan degil batidan geliyor biliyorsunuz. 1353’ten beri bugünkü yunanistan topraklari Osmanlinin eline geçmeye baslamis. 100 yil sonra giriyor Osmanli istanbula.

    Fatihin ordusunda sirp, rum ve venedikler var. O yillarda hem halkin hem de devlet memurlarinin %40’i rum ortodoks. Yani Osmanli öyle ISLAMATOR bir devlet degil. Türk de degil. bunlar hep yutturmaca.

    Istanbulu Osmanliya karsi savunan bizans ordusunda da Müslüman Türk askerler var, profesyonel asker. Savasi kaybettiklerini gördükten sonra bile imparatora sadik kaliyorlar.

    Macaristan’da ve romanya’da domuz yetistirenlerden alinan resm-i hinzir (domuz vergisi) var. çiftçi parasi olmadigi için Osmanli’nin uyguladigi seriat(?) geregi domuzla ödüyor vergisini. devlet memuru o domuzlari topluyor, pazarda sattiriyor ve altini devlete yolluyor. Devlet o parayla cami yaptiriyor belki de :))

    ama bu bozuk notalari(!) çalmak istemiyor hiç bir milli ve (kemalist) pilli tarihçilerimiz.

    osmanli’nin yükselisinde bir çok etken var. Ama belki de en önemlisi kan-soy-irk davasindan uzak durmasi. Ne zaman islerine yarar bir adam gördülerse almislar, pasa, vali vb yapmislar. polonyadan kaçip osmanliya siginan ve bir aç sene sonra Osmanli’nin diplomati vb olan adamlar var. Peter Pasa, Stefan Pasa…

    Zaten osmanlinin yikilisi ile Türk milliyetçiliginin yükselisinin de bir araya gelmesi raslanti olabilir mi?

    Simdi düsünebiliyor musunuz Abdullah Gül bile Ermeni olma suçuyla(!) itham edilebiliyor ve sanki çok lazimmis gibi ZAMAN kayseriye gidip arastirma yapiyor, bilmem kaç kusaktan Türk olduklarini davul zurna ile duyuruyor bas sayfadan!

    Osmanli mükemmel degildi ama TC büyük ölçüde bir gerilemeye tekabül ediyor yine de 🙁

  123. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 29, 2009 | Reply

    Merhaba SQ,

    Karşımdaki insanın leb demeden leblebiyi anlayacak donanımda bir insan olduğunu unutup sanki benim gibi zor anlayan biriymiş gibi tafsilatlı olduğu için uzayan yorumlar yazmaktan inan ben de çok sıkılıyorum.Kısa ve öz yazabilmek donanım, bilgelik gerektiriyor,o da bende yok :-).Ve bu yüzden genelde uzuuun yorumlarımın altına (sonuna kadar okuyabilme sabırları için) teşekkür notu düşüyorum.

    Anlaşılmadıktan sonra yazılanların önemsenmesi de ne ifade eder onu da bilmiyorum açıkçası. Ramazan davulcusunun sesini oruç tutan da tutmayan da duyuyor ha keza ezan sesini de…

    Netice:Kusurunuza bakmak ne demek..aksine önemsediğiniz ve bunu ifade ettiğiniz için asıl ben size teşekkür borçlu olmalıyım.Teşekkürler.

  124. Yazan:Tarik Tarih: Oct 29, 2009 | Reply

    Osmanli mükemmel degildi ama TC büyük ölçüde bir gerilemeye tekabül ediyor yine de 🙁

    Mehmet bey,

    Osmanlı’nın yükseliş devrinden örnekleri cumhuriyetle karşılaştırmak ne kadar sağlıklı?

    Bizde çöküş genel olarak askeri yenilgiler üzerinden tartışılır. (Mısır ya da Kuzey Afrika’nın kaybedilmesi gibi). Ama asıl önemlisi, 19’ncu yüzyılı baz alırsanız balkanlarda sürekli geriye çekilen, “tebasının” kendisine karşı isyanlara başladığı bir Osmanlı tablosu çıkıyor karşımıza.

    1810’larda Sırplar, 1820’lerde Yunan İstiklal Savaşı, yüzyıl ortasına doğru Bulgarlar, Arnavut milliyetçiliği, ilk Ermeni tedhiş örgütlerinin ortaya çıkışı vs. vs

    Sokollu’dan iki asır sonra, daha bahsettiğiniz çok uluslu yapı ortadayken, osmanlı “milliyetçi-bağımsızlıkçı” isyanlar yoluyla toprak kaybetmeye devam ediyordu.

    Zaten osmanlinin yikilisi ile Türk milliyetçiliginin yükselisinin de bir araya gelmesi raslanti olabilir mi?

    Rastlantı olduğunu düşünmüyorum. Ama neden-sonuç ilişkisini ne şekilde kurduğunuzu anlamadım. Yunanistan’ın bağımsızlığından neredeyse 50 yıl sonra, hala rum asıllı sadrazamlar göreve gelebiliyordu Osmanlı’da..

    Türk milliyetçiliği 20’nci yüzyıl hadisesidir.

    Değil midir?

  125. Yazan:Tarik Tarih: Oct 29, 2009 | Reply

    Katarevusa.. Arılaştırmak, saflaştırmak demek.

    1829’da Yunanistan bağımsızlığını kazanınca, Osmanlıca(türkçe), Arnavutça ve slav dillerinde gelen kelimelerle bezeli yaşayan yunancanın değiştirilmesi kararı alınmış. Devletin resmi dili, bu yapay kitabi dil yapılmış. Gazeteler bu dilde bastırılmış, okullarda sadece bu dil öğretilmiş. 1976 yılına kadar, bu uygulama sürdürülmüş.

    TDK kurulmazdan neredeyse 100 sene önce, Yunanistan devletinin dil politikası.

    Düşündürücü..

  126. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 29, 2009 | Reply

    Bizde, askeri tarih yazımı yoktur.

    Örneğin, Osmanlı silah sanayii ve askeri teknolojisi hakkında sadece iki doktora çalışması ve iki çeviri kitap mevcuttur.

    Oysa, devletlerin-uygarlıkların yükselişinde ve çöküşünde silah-mühimmat teknolojisinin gelişiminin, üretiminin büyük rolü vardır.

    Ne yazık ki bu önemli olgu bizim tarih yazımında görülmez. Fetih ve kuşatmalardaki askeri teknoloji ve silahların önemi göz ardı edilir.

    Bunun temel nedeni, tarih yazımında iktisadi olguların/faktörlerin yok sayılmasıdır.

    Oysa…

    Ortaçağın en önemli keşfi olan ateşli silahlar, derebeyliklerin/feodalitenin yıkılıp merkezi devletlerin/rönesansın kurulmasını hızlandırdı.

    Ateş gücü yüksek gemiler Avrupa’nın sömürgeci olmasını sağladı.

    Benzeri örnekleri yığınla verebiliriz.

    Bırakın Avrupa’yı; biz hangi silahı, hangi mühimmatı hangi savaşta kullandığımızı bile bilmiyoruz. Ne çalışma yapılıyor ne de öğretiliyor.

    Bizim yerimize Batılı tarihçiler araştırıyor; “Osmanlılar ilk havan topunu İstanbul’un kuşatması sırasında Haliç’i kapatan düşman gemilerini vurmak için kullandı” gibi…

    Hepsini Batılı tarihçilerden öğreniyoruz:

    Osmanlı Ordusu ateşli silahlarla ilk ne zaman karşılaştı? Yeniçeri eline tüfenki ne zaman aldı? Ateşli silahları kullanmayı haysiyetine yediremeyen sipahiler oktan ateşli silaha hangi sancılı süreçle geçti?

    Topçuluk alanındaki gelişmeler Osmanlı’ya hangi kapıları açtı? İlk tersanenin kurulmasıyla Aydın Menteşe beyliklerinin alınması arasında nasıl bir bağlantı vardı? Yuvarlak kıçlı gemiler yerine neden zamanla çektiri tipi uzun kadırgalar kullanılmaya başlandı?

    Macarların “Wagenburg”u nasıl “tabur cengi” adını aldı?

    Soru çok…

    Osmanlı, Avrupa’da gördüğü yeni fikirlere, askeri savaş teknolojisine daima açık olmuşken, bunları hemen kavrayıp uygulama esnekliği gösterirken, 16. yüzyıl sonundan itibaren neden hantallaştı? Bunun dinsel gericileşmeyle ilgisi var mıydı?
    ***
    Osmanlı’nın gerileme döneminin önemli nedenlerinden biri de; yerli üretimini öldürüp, savaş teknolojisindeki gelişmeler konusunda Batı’ya bağlı hale gelmesidir.
    ***
    Örnek vermeliyim: 18. yüzyılda Osmanlı barut tedariki konusunda can alıcı sorunlar yaşıyordu. Sultan III. Selim barut üretiminin yeniden örgütlenmesi ve modernizasyonu için 1791’de Venedikli bir maceraperestin oyununa geldi. Topçu uzmanı olduğunu söyleyen bu uyanık Yeşilköy’de bir barut fabrikası inşa etmek için padişahtan yüklü bir para kopardı!
    ***
    Aslında bu bakış açısı eksikliği gazetecilere de sirayet etmiştir. Silah ile mühimmat farkının bilinmemesinin nedeni, bu tarihsel olgunun hep göz ardı edilmesinde yatmaktadır.
    ***
    Kuşkusuz askeri tarih yazımı konusunda teknolojik determinizm tuzağına düşmemek gerekir ama tarih yazımı için (ekonomi, diplomasi, coğrafya, siyaset, kültür vs. gibi) silah ve mühimmatın “dönüştürücü” özelliğini de göz ardı etmemek gerekir.

    ***

    “Dönüştürücü” derken kasttettiği Kafkanın böcüğe dönüşmesine sebep olan fikri alt yapıyı işaret ediyor olabilir mi acaba!

    Mühimmat! Soner Yalçın için bu kendisinin de yazdığı gibi sadece ateşli silahlarda kullanılan malzeme değil elbette.Ve o da bu farkında olma bilinci ile yazısının devamını Mozart-Beethoven yaşasaydı Fazıl Say gibi davranırdı başlığı ile devam ettirmiş.”

    19’uncu yüzyılda Avrupa’da sanayileşmenin getirdiği yeni ekonomik sistem, feodal yapıya dayalı eski toplumsal düzeni yıkarak özgürlükçü bir anlayışı getirdi. Bunun doğal sonucu olarak “ulusal bilinç” uyandı. Bu siyasete olduğu gibi sanata da yansıdı.

    Türk milliyetçiliği 20′nci yüzyıl hadisesidir.Değil midir?(Tarık)

    Sorusuna S.Yalçın bu yazısıyla “Osmanlı yeterince(!) milliyetçi/ulusalcı değildi,olsaydı askeri tarih yazmak için “her türlü mühimmata” yatırım yapar ve kullanırdı demiş oluyor ve evet Tarık bey’in sorusuna uzunca bir yoldan da olsa kısaca “bugünkü ulusalcı anlayışın cinnet geçirmesine sebep olan mukavemetsizliğin” sebebi ‘milliyetçilik’ ayağının muhimmat olarak yeterince kullanılmaması, ihmal edilmesidir” diyerek cevap vermiş oluyor kanımca!

    Bugün subayların ıslak yada kuru mektupla yada günlüklerle itiraf metinlerine konu olan “ülke insanına yapılan psikolojik harekat” meselesi bu eksik kalmış ayağı tamamlamak amacıyladır belki de! Değil mi? Yoksa yıldızı bol kıyafetlerini çıkarıp,sivilleşerek kültürel faaliyet olsun diye hep birlikte bir sinema filmine ne diye gidilsin? Ve bu da gazete sayfalarında tek elden basına dağıtılmış bir haber metni gibi yer alsın!

  127. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Oct 29, 2009 | Reply

    Çuvaldız hanım,

    Siz,ben bir de Enver bey…ortak bir yanımız var aslında.Olaylara verdiğimiz tepki o kadar benzer ki anlatamam.Artık buna hassaiyet mi denir,sezgi mi,yoksa alınganlık mı bilmiyorum.Ancak dediğim gibi,tepki vermede-aslında buna yorumlama demek daha doğru olacak-müthiş bir benzerlik görüyorum.Misal bazı yazıların altına yorum düşmeye çalıştığımda çoğu kez yorum yazmaktan vazgeçerim.Çünkü sizden veya Enver beyden gelen yorumun benzeri geçer aklımdan ve nasıl olsa söyleyeceklerime tercüman olunmuş düşüncesiyle tekrara lüzum görmem.Tabii bu kısmı yorumlama şekliyle ilgili.Bir de işin tepki boyutu var ve asıl benzerlik de burada başlıyor.
    Hani tribündeyken kucağımıza top düşüverdi demişsiniz ya,inanın sahaya benimle beraber ilk fırlayacak olanlardan birinin siz olacağını tahmin etmiştim:)dedim ya sezgi meselesi…Kadınların sezgileri daha güçlü derler ya fakat bazen bu yönde sizlerle rakip çıkacağımı bile düşünürüm.

    Bir de şu sizinle kavga meselemiz vardı.Hayır,kavgamız “aydın tartışması”ndan biraz öncesine rastlıyor:)İtiraf edeyim bari hazır dilim çözülmüşken.İlki snowqueen kardeşimizle aranızda geçen tartışmayla başlamıştı.Tansiyon biraz yüksekti.Ben de o zamanlar siteyle yeni taşınmıştım.Solculuk falan tartışılıyordu,ben de burnundan kıl aldırmayan bir solcu olarak snowqueen’e destek çıkmıştım.Ardından,”Akıl yoluyla Allah Keşfedilir Mi?”başlıklı yazıda(başlık buna yakın bir şeydi yanlış hatırlamıyorsam)”rövanşımız”devam etti.Sunuş bölümünden sonra Ahmet Altan’nın yıkılan kur’an kursu altında ölen öğrencilerle ilgili bir yazısı vardı.Yorumuma sizden hafiften-ama asla kırıcı değil-bir iğneleme gelmişti:)Neyse bu kadar ipucu yeter.Neler konuşmuşuz diye merak ederseniz ipuçlarını takip edin sonra kavgamıza kaldığımız yerden devam ederiz:)

  128. Yazan:SQ Tarih: Oct 29, 2009 | Reply

    @Çuvaldız,
    ondan değil, kafa karışıklığından odaklanamamaktan. Bir de sonra kaptırıp alakasız yerlere gidiyorum frene basmayı da bilmek lazım.
    şurda ciddi ciddi putperestlik, idoller, invokasyon bilmemne açıklama yapan halime güldüm sonra:) Neyse ki ellemeyip, kendi halime bırakmışlar:))

  129. Yazan:MY Tarih: Oct 29, 2009 | Reply

    Tarik Bey Selam,

    Güzel yanitlar gelmis, lafi uzatmadan sunu söylemekisterim, Türk milliyetçiligi avrupadaki miliyetçlik hareketlerinin bir parçasidir, ayri olarak ele alamayiz.

    Fransiz ihtilalini takip eden olaylar, “toprak hakkina” dayali Fransiz milliyetçiligi ve “kan hakkina” dayali alman milliyetçiligi dikkate deger. Alman subaylariyla içli disli olan, bu “asker millete” hayran Osmanli subaylarinin bu vebayi topraklarimiza tasidigini düsünüyorum. Ama elbette ruslar ve diger dis güçler de bu milliyetçiliklerden istifade ettiler, sirplar vb.

    siz okumussunuzdur ama yeni gelen okuyucular için hatirlatayim, bunlari ulus devlet konusunda 3 makale altinda tartismistik, ulus devlet insasi, milliyetçilik, militarizm, endüstri devrimi kanimca birbirine çok bagli kavramlar.

    özellikle de zorunlu askerlik, telgraf, makineli tüfek, demiryolu, sinema ve matbaa.

  130. Yazan:Tarik Tarih: Oct 30, 2009 | Reply

    çuvaldız,
    belli ki öyle düşünüyorlar. ancak eksik kalmaktan ziyade fazlasıyla miadını doldurmuş bir süreç söz konusu bence. anlayamadıkları ve kabullenmek istemedikleri bu. tamamlanmış olduğunu nasıl anlayacaklardı acaba, bütün bir toplumun son bireyine kadar türk katarevusasıyla konuştuğu ve yaşadığı bir gelecekte mi? onca jenosid ve etnoside rağmen bu nihai sınıra uluşabilmiş tek bir ulus devlet var mı? ingilizler irlandalılara, fransızlar oksidanlar ve korsikalılara hiçbir zaman tam olarak diz çöktüremediler.

    Mehmet bey,
    Bana daha çok osmanlının travmatik balkan tecrübelerine maruz kalan müslüman halkları ve yönetici zümresiyle alakalı olmalı gibi geliyor.(komitacılık bir balkan icadı değil mi?)Tabi dikkat çektiğiniz etkileşimler de etkenler arasında olmalı. Sonuçta milliyetçiliğin imparatorluğu yıkan neden değil, bir çöküş sonucu olduğunda hemfikiriz sanırım.

    türkçe ibadet, mahyalara türklük şiarları yazdırmak, vs de bu zihniyetin ürünü. Ortodoks ve protestanların etnik kiliseleri gibi islam-i bir türk “kilisesi” arzusu seziliyor. selamlar..

  131. Yazan:MY Tarih: Oct 30, 2009 | Reply

    Tarik Bey,

    Osmanli’nin yikilis sebepleri elbette milliyetçi akimlara sigdirilabilecek kadar az degil, kanimca temel mesele ekonomik model idi. 1600’lerin cografi kesifleri(!) ve 1789 ile avrupa güçlerinin içine sürüklendikleri siyasi, askerî, teknik dönüsümlere hazirlanamadi Osmanli. 1500’lerin müzigi ile 1600’lerde, 1700’lerde dans etti ama hep bedel ödeyerek. Sanirim 1800’de zaten çok geç idi.

    “Bana daha çok osmanlının travmatik balkan tecrübelerine maruz kalan müslüman halkları ve yönetici zümresiyle alakalı olmalı gibi geliyor.(komitacılık bir balkan icadı değil mi?)” (TARIK)

    Kanimca komitacilik (gerek balkan gerekse ermeni çeteler ve bugün PKK) bir asimetrik savas yöntemi. Yani düzenli ordu karsisina çikip meydan savasi yapma imkani olmayan bir askeri güç bunu yapiyor. iyi ama bu askeri gücün arkasindaki siyasî irade nedir?

    iste Türk milliyetçiligi bu ayrilikçi siyasi iradeleri besleyen ana damarlardandir. Devletin adaleti zayiflayinca halk yeni siginaklar, semsiyeler, yeni kimlikler, yeni bayraklar arar. Ya ortodoksluk, ya sirplik ya da ermenilik olur bu bayrak. Arap yarimadasinda Islam kurtarmadi, araplik öne geçti. 1917 devriminde ise Rusya’da ise isçilik oldu, sinif kavgasina dönüstü! Ama kök neden adaletsizlik ve ayrimcilik. Yani suç devletteydi.

    Özetle komitaciligi veya terörü tek basina bir siyasi proje gibi görmek yanlis olur. Sirplar, ermeniler veya bügün kürtler bir ulus-devlet kurma arzusunda ise bunun arkasina bakmak gerekir.

    sorun siyasi oldugu için çözüm de siyasi olur.
    Yine okumamis olan taze ziyaretçiler için ASiMETRiK SAVAS konusunu isledigimiz bir yaziyi hatirlatayim: PKK… Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?

    bu yazida ispanyollarinfransiz isgaline direnisinden mao’ya, ingiliz sömürge savaslarindan cezayir’in bagimsizligina ve PKK’ya uzanan ASiMETRiK SAVAS olgusunu, siyasi, ekonomik ve askerî arka plani isledik. Bir çok referans verdik.

    “Sonuçta milliyetçiliğin imparatorluğu yıkan neden değil, bir çöküş sonucu olduğunda hemfikiriz sanırım.” (TARIK)

    sayet çöküs adaletin çöküsü ise evet, hemfikiriz. Ama devletin asayis/disiplin saglayici polis/asker gücünün zayiflamasini milliyetçiligin dogus sebebi gibi görüyorsaniz … hemfikir olamayacagiz bu noktada….

    “türkçe ibadet, mahyalara türklük şiarları yazdırmak, vs de bu zihniyetin ürünü. Ortodoks ve protestanların etnik kiliseleri gibi islam-i bir türk “kilisesi” arzusu seziliyor.” (TARIK)

    Ne kadar isterdim size “YANILIYORSUNUZ” diyebilmeyi. ama imkânsiz. burada hemfikiriz ki çok daha ESASLI bir nokta bu. Ve tabi çok aci. Bana çok aci veren bir sorun.

    Hem müslümanlari bölen, birbirine düsüren hem de Türkiye’yi kana bulayabilecek, bölebilecek ve tarihimize yeni utanç sayfalari yazabilecek kanli bir “ARZU” bu. Korkarim Türkiye’de yasayan insanlarin önemli bir kismi hâlâ bu Türkçü Kilise’nin ya da her ne belaysa onun farkinda degiller. Türk milliyetçiligi hâlâ bir çoklarinin kafasinda bir tutkal, bir çimento, halki birlestirmek için kullanilabilecek bir taraftarlik, aidiyet, vs.

    oysa Kurtlu Hilal ve Türk Milliyetçiliğinin intiharı makalelerinde aktardigimiz gibi Türk Milliyetçiligi bölücüdür. ama bu bölücü etki türkiye’de egitim görmüs, türk gazetesi okuyan, sadece türklerle siyaset ve tarih konusanlar için genellikle AIDS gibi görünmez bir tehdittir. PKK terörünün ve devlet terörünün söndürdügü onbinlerce insan hayatindan sonra bile birileri çikip hâlâ Ceylan’in Ermeni olup olmadigini tartisabiliyorsa bu uyku halinin ispati degil de nedir?

    evet, aksam aksam kederlendik yine 🙂

  132. Yazan:Mustafa Demircioğlu Tarih: Oct 30, 2009 | Reply

    Uzun bir süredir korsan mahyalar tartışılıp duruyor.Kimi abartılacak bir yanı yok dedi,doğru bulmayanlar oldu.Bazı arkadaşlar da mahyaları pek şık bulmamakla beraber karşı eleştirileri magazinel buldular.Hepsi de anlaşılır eleştiriler elbet.

    Fakat bu görüşlere ek olarak,bu mahya etkinliğinin yanlışlığına işaret edilmesini ötekileştirici bulanlar oldu.Bu da makul bir eleştiri tabii.Eleştiri yapılırken toptancı yaklaşımlardan kaçılması gerekir.

    Yalnız dikkatimi çeken bir nokta var.Siteye bir göz atayım diye gezinirken’Atatürk’ü Tanrı Zanneden’başlığıyla yazılmış bir yazı ilişti gözüme.Belki tamamen raslantısal bir benzerlik.Ama merek eden okuyucuları her iki makeleyi karşılaştırmalarını hareretle tavsiye ederim.

    İlginçtir,her iki makale de ‘özel günler’olarak bilinen anma,kuruluş ve kurtuluş günlerine denk düşüyor.Yani tam da bu günlerin önemininin daha iyi idrak edilmesi amacıyla bir seferberlik havasında sürdürülen hummalı çalışma günlerine.Kısacası sloganlar,verilmek istenen mesaj,belleklere kazınmak istenen “vurucu”söylemler hep aynı.

    Ancak benzerlik bununla bitmiyor.Daha da ilginci,bu tür modası çoktan geçmiş kof birlik beraberlik söylemleri,görgüsüz gövde gösterilerinin anlamsızlığına işaret edildiğinde denetimsiz bir refleksle karşı verenlerin her iki durumada benzer tepkiyi vermiş olması.

    Yani siz bakmayın birilerinin işi sembollere,totemlere,idollere,putperestliğe,invokasyona bilmemneye getirerek konuyu derinleştirme çabasına.Mesele konuyu derinleştirmek değil konuyu değiştirip kafaları karıştırmaktan başka bir şey değil.Kimse kendini kandırmasın.Bu tür hedef saptırıcı milliyetçilik kokan ruh haline artık yabancı değiliz.Ayrıca ötekileştimenin karşısında kararlıca durmak da değil bu.Asıl ötekileştirme,insanın gözüne sokularak sallanan bayrak yarışlarıdır.Dağlar taşlar yetmiyormuş gibi işi camii gibi ibadet mekanlarına taşıyan şövenist tavırlardadır.

  133. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 31, 2009 | Reply

    Tarık bey,

    Sonuçta milliyetçiliğin imparatorluğu yıkan neden değil, bir çöküş sonucu olduğunda hemfikiriz sanırım…. belli ki öyle düşünüyorlar. ancak eksik kalmaktan ziyade fazlasıyla miadını doldurmuş bir süreç söz konusu bence. anlayamadıkları ve kabullenmek istemedikleri bu.(Tarık)

    Ortada çelişkili bir ifade mi var yoksa ben mi yanlış anlıyorum ?

    Bir cümlenizde (kuruluş dönemini kastetmiyorsanız eğer)“milliyetçiliğin, imparatorluğun çöküşüyle birlikte miadını doldurmuş” olduğunu ifade ederken,

    diğer cümlenizde “milliyetçiliğin, imparatorluğun çöküşü neticesinde var olduğunu” yazmışsınız.

    Genel tarafından kanıksanan düşüncenin mottosu;” Türk milletinin uyanışıyla, T.C devleti, Osmanlı imparatorluğunun küllerinden doğmuştur.” şeklinde olduğu için bu cümlelerinizle söylemek istediklerinizi doğru kavrayabilmek çok zor !

    Avrupalı tarihçiler; savaşların gelişimini ilerlemeci bir bakış açısıyla değerlendiren; erken modern devletlerin oluşumuna ve devletler ile uygarlıklar arasındaki güç dengelerini ateşli silahların gelişimiyle açıklamaya çalışan “Askeri Devrim Teorisi”* gibi tezler üzerinde yıllardır çalışıyor.

    David Hume’nun, “Barut, feodal kaleleri ve sahiplerinin fikirlerini yok etti” sözlerini ya da Johan Huizinga’nın, “İnsan ruhunun yeniden doğması, ateşli silahların bulunmasıyla başlar” gibi hayli iddialı söylemlerini hararetle tartışıyor.(S.Yalçın)

    Milliyetçililikten, öldürmeyen, hastalıkta ortaya çıkan belirli bir miktarı geçmediği sürece vücuda faydası olan bir tür antikor gibi bahsetmişsiniz. Hasta iyileştiğinde antikor da miadını doldurmuş demektir. Söylemek istediğiniz bu olabilir mi?

    Eğer öyleyse bu yaklaşım, yazısından alıntı yaptığım kişininkinden çok da farklı değil.

    olduğunu nasıl anlayacaklardı acaba, bütün bir toplumun son bireyine kadar türk katarevusasıyla konuştuğu ve yaşadığı bir gelecekte mi?(Tarık)

    Bilgi/belge/haber ve elbette milliyetçilik analizi yapamayan “kafası karışık” iç mihrak vasıfları taşıyan sorgulayıcılar var olmamış olsaydı, istedikleri anda belirlenen hedefe yönlendirilmek üzere miting alanlarında istedikleri kadar kalabalığı topladıklarında belki de anlamış olacaklardı! Milliyetçiliği, bir ulusu var edip ayakta tutan unsur olarak tanımlayıp, arkasında duran “bu doz yeterli” artık diyerek frene basabilir mi? Bağımlısı olunmuş gücü elde tutabilmeye imkan veren böyle bir araç terk edilir mi?

    onca jenosid ve etnoside rağmen bu nihai sınıra uluşabilmiş tek bir ulus devlet var mı? ingilizler irlandalılara, fransızlar oksidanlar ve korsikalılara hiçbir zaman tam olarak diz çöktüremediler.(Tarık)

    Milliyetçilik tanımını ”ama”larla, kutsallaştırmalarla eğip bükerek, kılık değiştirmiş bir ırkçılığın önünde diz çökmüş olduğumuzun ne kadar farkındayız ki?Entegrasyon,asimilasyon,öncü kültür,paralel toplum…pek çok sosyolojik tanım var “tam diz çökmekten” ne anlaşıldığı da önemli 🙂

    *çöküşte var olan milliyetçilik ile askeri devrim arasında nasıl ilişki kurulabilir sizce?

  134. Yazan:çuvaldız Tarih: Oct 31, 2009 | Reply

    Tarık bey,
    Nurhayat Kızılkan tarafından kaleme alınmış olan bu yazı da “diz çökme” meselesiyle alakalı olarak ilgi ile okunabilir.
    http://www.derindusunce.org/2008/08/01/turk-milleti-ne-kadar-turk/

  135. Yazan:abdullah Tarih: Oct 31, 2009 | Reply

    öncelikle şunu belirtmek istiyorum: dinlerarasaı diyalog kesinlikle allahın razı olmadığı ve olmayacağı bir iit,r. ben bu işe yeltenenleri bir an önce allaha tövbe etmelerine çağırıyorum bugün filistin ırak çeçenistan ve daha sayabileceğimiz bir çok islam aleminde müslümanlar hiristiyan ve yahıdiler tarafından şehid edilirken islam coğrafyası kan gölü halini almışken ve bunun tek sebebçileride bu az önce ismi geçen ler olması itibariyle nasıl olurda siz ey müslümanlar bu kafirler zalimler allahın ve ümmetin düşmanları olan bu vahşi oluşumlarla diyaloğa gireriniz. aklını başınıza devşirin. bir önce bu kabul edişmeyecek diyaloğa son verin yoksa allahın azabı yakındır.

  136. Yazan:Tarik Tarih: Oct 31, 2009 | Reply

    Sonuçta milliyetçiliğin imparatorluğu yıkan neden değil, bir çöküş sonucu olduğunda hemfikiriz sanırım…. belli ki öyle düşünüyorlar. ancak eksik kalmaktan ziyade fazlasıyla miadını doldurmuş bir süreç söz konusu bence. anlayamadıkları ve kabullenmek istemedikleri bu.(Tarık)

    Ortada çelişkili bir ifade mi var yoksa ben mi yanlış anlıyorum ?

    Bir cümlenizde (kuruluş dönemini kastetmiyorsanız eğer)“milliyetçiliğin, imparatorluğun çöküşüyle birlikte miadını doldurmuş” olduğunu ifade ederken,

    diğer cümlenizde “milliyetçiliğin, imparatorluğun çöküşü neticesinde var olduğunu” yazmışsınız.

    Hayır. İkinci cümle, size, günümüzde askeri zevatın topluma milliyetçilik dayatmasıyla ilgili yorumunuza cevaben yazılmıştı. İlk cümleyse, mehmet beye, osmanlı imparatorluğunun çöküş sürecinde türkçülüğün ortaya çıkışıyla ilgili. 1908-2000li yıllar.

    Milliyetçililikten, öldürmeyen, hastalıkta ortaya çıkan belirli bir miktarı geçmediği sürece vücuda faydası olan bir tür antikor gibi bahsetmişsiniz.

    Ben mi, aktardığınız S. Yalçın mı? Dediğiniz şekilde hiç düşünmedim.

    Hasta iyileştiğinde antikor da miadını doldurmuş demektir. Söylemek istediğiniz bu olabilir mi? Eğer öyleyse bu yaklaşım, yazısından alıntı yaptığım kişininkinden çok da farklı değil

    S.Yalçın alıntılarınızı (bu ve önceki yazınızdaki) konuştuklarımızla ilintilendiremiyorum.

    onca jenosid ve etnoside rağmen bu nihai sınıra uluşabilmiş tek bir ulus devlet var mı? ingilizler irlandalılara, fransızlar oksidanlar ve korsikalılara hiçbir zaman tam olarak diz çöktüremediler.(Tarık)

    Milliyetçilik tanımını ”ama”larla, kutsallaştırmalarla eğip bükerek, kılık değiştirmiş bir ırkçılığın önünde diz çökmüş olduğumuzun ne kadar farkındayız ki?Entegrasyon,asimilasyon,öncü kültür,paralel toplum…pek çok sosyolojik tanım var “tam diz çökmekten” ne anlaşıldığı da önemli 🙂

    19ncu yüzyılda ulus devletler inşa edilirken herbiri, egemen oldukları siyasal alanda ciddi oranda azınlıklarla karşılaştılar. Herbiri bu etnosid-jenosid sürecini belirli ölçülerde uyguladı ve “devletlerinin uluslarını” oluşturmaya çabaladılar. Yunanistan kurulduğunda, ana dili yunanca olmayan nüfusun yüzde 40 civarı olduğunu okuduğumu hatırlıyorum. (şu an referansımı kontrol edemiyorum)Keza 1789 fransız devrimi sonrası fransada fransızca konuşanların oranı sadece yüzde 10’dur. Bütün bir 19ncu yüzyıl bu azınlıkların yokedilmesi çabalarıyla geçmiş. Bu ülkede 1908de başlayan ve bugün daha yeni terketmeye başladığımız (küresellleşme ve ulus devletlerin işlevsel olmaktan çıkmasıyla) miadını çoktan doldurmuş milliyetçi politikalar bunlar.

  137. Yazan:Irmak Tarih: Nov 1, 2009 | Reply

    din ve devlet isleri birbirinden ne kadar ayri da desek, devlete bagli bir kurum olan diyenetin ozgur dusunebilmesini saglamiyor bu ilke. diyanet, ibadete iliskin konularda oldugu gibi bu konuda da pasif kalmistir. zira ibadete iliskin konularda da pek cok gercegin, geleneksellesmis konular oldugu icin degistirilemeyecegini, diyanet isleri baskani ruhat menginin programinda itiraf ederek, “peki biz kime inanacagiz” sorusunu insanlarin kendilerine sormalarina vesile olmustur. konumuza gelecek olursak, Islamda, dolayisiyla Kuranda irkciligin yeri yoktur ve kinanan bir tavir olmustur herzaman. Fasizm, irkciligi benimser ve kendi milletinin, digerlerine gore daha ustun oldugunu iddia eder. ancak Kuran tam tersi, ustunlugun soy ve irkta degil takvada oldugunu bildirir bize. “Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)” Allah bir baska ayette, bu tur irkci, milliyetci tavirlarin, “cahiliyenin ofkeli soy koruyuculu” oldugunu bildirmistir. “Hani o inkar edenler, kendi kalplerinde, ‘öfkeli soy koruyuculuğu’nu (hamiyeti), cahiliyenin ‘öfkeli soy koruyuculuğunu’ kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü’minlerin üzerine ‘(kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu’ indirdi ve onları “takva sözü” üzerinde ‘kararlılıkla ayakta tuttu.” Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. (Fetih Suresi, 26) “ Dolayisiyla bu ayetler isiginda diyanetin butur yanlislara alet olmasi siradan veya onemsiz karsilanamaz. eger dini temsil eden bir kurum varsa karsimizda, Allahin ayetleri isiginda hareket etmeli ve dinsiz toplumlara ait darwist felsefelere alet olmadan Allahin kurallari ile hareket ederek insanlarin yuregine su serpmelidir. aksi halde bu tavir, ustun irk oldugunu dusunen ve bu nedenle kendisinden asagi gordugu irklari yok etmeye varan bir sosyal cikmaza goturur insani…

  138. Yazan:ABDULLAH Tarih: Nov 1, 2009 | Reply

    Diyanet dine ilişkin kararlarında neyi referans aldığı ile daha sağlıklı değerlendirilir diye düşünüyorum.Saf bir kuran ve sünnet merkezli hareket tarzımı yoksa ezmanın teğayyrü ile ahkamda teğayyur ederin altında yatan salt aklı işe karıştıran anlayış mı?
    Bu ne yazık ki iktidardaki anlayıa göre vücut bulmuş bir yaklaşım.Mesela Hüsamettin Özkanın sorumlum olduğu dönemde şak emrediyorlar başkan tak yerine getiriyordu.Bir telefonla hemen makama çıkıyordu.Peki şimdi nasıl acaba? o mahyaları asarken hangi gücün ağırlığına dayanamadılar? Mesela emirler ıslak imzalı mı geldi?
    Bütün bunları şunun için yazdım böyle bir ortamda fetvaları neye göre nasıl verecekler?

  139. Yazan:İng.CONAN derbarbar Tarih: Nov 3, 2009 | Reply

    Diyanete,mahyalara vs herşeyi eleştirmektense gelin şu kardeşlikte buluşalım.Diyolog demek birbirimizi dinleyip,dost ve barış içerisinde elele vermektir.Her yy da dinler arasında kavgalar ve zıt görüşler olmuştur.Burada önemli olan Amentü içerisindeki belli ortak noktalarda birleşip kardeşlik içerisinde Cennete girmeye hazırlanmalıyız.Senin dinin,benim dinim üstün tartışmalarına girdiğimizde içinden çıkamayacağımız ayrılıklara düşeriz. Dinler arası diyoloğun Vatikan tarafından 1969 larda başlatmasının asıl gayesi dostluk ve barıştır. Bakın Avrupa hem barışcıl hem ekonomi olarak doğu bloğu ülkelerinden daha üstün.Bırakın, insanlara barış dini olan ve Vatikanın başlattığı,gerçekleri bulma fırsatını verelim. Yıllardır dinler arası diyoloğu bu toplumlara anlatmakla çabalıyoruz.Bunların temelleri bundan tam 100 yıllar önce atılmıştır.Amacının tek bir yolda barış ve huzur içerisinde yaşanılacak ortamın hedeflenmesidir.Bu büyük düşünceye bence saygı duyulması gerekliliğine inanıyorum.1. ve 2. bin yılda, Afrika ve Amerikada alınan barış ve dostluk başarılarının,3.bin yılda da Asya ve Ortadoğuda alınması hedeflenmektedir. Cennet büyük ve hepimizide alır. Hangi dini yaşarsanız yaşayın hepimiz aynı yerde buluşacağız. Önemli olan sen ben kavgası olmasın. Ben senin dinin gibi yaşayayım veya sen benimki gibi ne fark var hiç . Senin dinin batıl benimki üstün düşüncelerinden vazgeçip benzerliklerde buluşmalıyız.Tanrı inancı olduğu sürece hepimiz aynı yerde buluşacağız.O zaman kavgalar bitecek ve hepimiz kardeş olacağız.Amaç dünyaya barış ve kardeşlik tohumlarını serpmektir.Tüm dinler okullarda daha teferruatlı anlatılsın.İsteyen istediği dini seçsin.Dinler bahçesi güller gibi koksun. isteyen hangi çiçeği koklarsa koklasın. Lütfen hepside mis gibi kokmazmı. Yapmayın lütfen sevmekden sarılmaktan ne zarar gelir. Bakın doğu dünyasında tarihten bu yana kendilerine hizmet etmek isteyen , Gertrude Bell, Captain shakespeare ve Thomas Edward Lawrens gibi. Arabistan da Cidde de imamlık yaptı.Hepimiz için çalıştı.Bakın sayın Barrack Obama nın orta doğu için yaptığı barış dolu gezilerine hep bizler için.Cemaleddin Afganilerden tutunda bir zamanlar Mekke emiri Şerif Hüseyin Ali ler.Tabiki doğru emeller ve din uğruna çalışmışlardır. Nicelerinin hizmetleri verimli sonuçlar getirmiştir.Onlar halen Arab ülkerinde hayırla anılmaktadırlar.Bugünün barış dolu kardeşliğinde, onların emeği unutulmamalı.Asırlar önce düşünülüp çalışmalar yapılmış.Bugünün çalışmalarınında 21yy içerisinde meyveleri toplandığında hayır ile yaad adilecek. Amaç dünyaya barış ve kardeşlik tohumlarını serpmektir.Özellikle Büyük Orta Doğu çalışması, Dinler arası diyolog ile paralellik gösterip hizmetlerimize hep beraber hız vermeliyiz. Bu sebeple ellerimizi Tanrıya açıp,hiç bir birine benzemediğini zannettiğimiz ve ayrı olan sağ ve sol ellerimizin beş parmağının ortak noktalarını düşünerek tıpki amentü içindeki benzerliklerdeki ittifakımız gibi ,avuçlarımızı kapatıp,parmakları birbirleri ile buluşturup dua etmeliyiz.İşte dinler arası diyoloğun kardeşlik bağı budur.İş bu şifreyi çözüp yan yana gelmektir.Benzerliklerde buluşursak barış ve mutluluğu buluruz.Bu sebeble dinler arası diyoloğa, dinler bahçesine, medeniyetler buluşması ve büyük orta doğu barış projesine önem vermeliyiz. Gözlerinizi kapatıp tüm kalbi duygularınızla ellerinizi bize uzatın. Gözlerinizi açtığınızda ellerinizde kutsal kitabı, ayaklarınızın altında barış dolu kutsal toprakları bulacağınızı vaad ediyoruz.Hepinizi Tanrıya emanet ediyoruz.SAYGILARIMLA.

  140. Yazan:han Tarih: Nov 6, 2009 | Reply

    Mâide(*) Sûresinin 51 . Ayetinde
    Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.

    Siz diyorsunuz ki herkes birbirinin inandığına saygı göstersin ve dost olsun. fakat Kuran’dan bir alıntı yaptım. Buna inananlarla nasıl yaşanırki? Bu dünya nasıl huzur bulabilir? Bu hem müslümanlık hem de diğer tüm dinler için geçerli. Siz söyleyin; Her şey ortada. Siz bunu yorumlayın!

  141. Yazan:Tarik Tarih: Nov 7, 2009 | Reply

    Bağlamın dışına çıkıyor olsa da, müsadenizle, Abdulhamit döneminde mahyaların siyasallaştırılması meselesiyle alakalı olarak..:

    İbrahim Kiras, “Abdulhamit İslamcılığı”

    Bir defa Abdülhamit yönetiminin “İslami rejim” falan olmadığını, dönemin İslamcılarının da zaten “gayrıislami” olduğu gerekçesiyle bu yönetime muhalif olduklarını bilmek gerekiyor. Akif bu aydınlardan biri… … Ne var ki cumhuriyetle birlikte devran değişince güzel memleketimizde at izi it izine karışıyor. Abdülhamit rejimine İslami gerekçelerle muhalefet eden Namık Kemal ve arkadaşları “batıcı, modernist” sayılıyor; Abdülhamit “İslamcı padişah” oluyor.

    Saçma sapan “-içki içti, -içmedi, -yok içti içti” tartışmalarından çok daha anlamlı.

  142. Yazan:Rakaful Tarih: Nov 8, 2009 | Reply

    Kavramları yerinden ettiğinizde ve insanların aklını karıştırdığınız zaman, İslâm adına yapılmayanlar İslâm adına yapılıyormuş gibi gösterildiğinde sesini çıkaramaz halk.Sebebi ise Allah’tan (!) korkmaktır.

    Cahilliğin sonu, Allah adına tağuttan korkmak…

  143. Yazan:Osmangazi Tarih: Feb 23, 2011 | Reply

    CONAN derbarbar:efendi sen neye inaniyorsan onun DIYALOGUNU yap kardeslik diyorsun el ele tutusalim diyorsun dinimi elestirmekten basliyorsun diyorsunki Obama nın orta doğu
    için yaptığı barış dolu gezilerine hep bizler icin cabaliyor sana soruyorum amerikanin elini attigi devletler kan gölüne dömüstür en yakin savas irak nerdeyse 2 milyon isanin kanini dökmüstür bu da sadece müslüman olanlarin kani kadinlara tecevuz edilip kendi bisliklerini yedirene kadar akla gelmedik iskenceler yapilmakta.Guatalama hapis hanedeki iskence resimlerini dunya seyrediyor irakta 16 milyon hiristiyan yasiyor alman dis isler bakani iraktaki hiristiyan halki almanyaya getirelim ve alman vatandasi yapalim diye bir aciklama yapti.Ona gazeteciler sordular muslümanlar ne olacak diye sorusu cevapsiz kaldi.Pakistan da afganistan da amerika kiminle savasiyor binladinle,binladin kim afgannistanda rusyaya karsi amerika tarafindan yetistirilen bir ajandi simdi ne oldu ladin terrorist oldu niye ancak kendileri biliyor ladini ariyorum islami terorist adi altinda pakistani afganistani yedi bitirdi ama halen ortada ne ladin nede baska birsey var duzmece yalanlarla atini oynatiyor.SENIN BU SITEDE ATINI OYNATTIGIN GIBI.Amerika toplu katliamlari yapan dugun salonlarina roketleri atip 100 lerce insani katledenamerikan ucaklari degilmi kendileride acikliyor böyle bir olay olmustur nedeni o binadan ucaklara ates edilmis .Sirplar bosna herseke saldirdi 700 binden fazla insanlari katledildi medeniyetten insan haklarinda övgüyle bahseden avrupa devletleri seyreddi baris gucu askerleri 8 bintane bosnali muslümalari hollanda baris gucu askerlere teslim edip hollandali askerler milosevice verip 8 bin muslümani dunyanin gözü önunde katledmedimi sen bunlari bilmiyormusun insan haklari mahkemesi bu savas ve katliamlar sirp halkinin isyani degil milosevicin ve komutanlarinin katliamidir deyip davayi kapatmadimi savasta tececavüze ugrayan bosnali kadinlar 65 bin cocugun sokaklarda basi bos yasadigini ve bosnali kadinlar bu cocuklari kabullenmediklerini gastelerde okumadinmi Saddam israile ikide bir sukut roketlerini atip rahtsiz ediyor diye sahte belgelerle saddami devirmedimi dik ceyni bunlarin hepsini acikladi bunu dunya biliyor.Sen hangi orta dogu porejesinden bahsediyorsun evet amerika ortadogu porejesini baslatti hep beraber haberlerde seyrediyoruz cadi kazani gibi kayniyor neden bu böyle olduda durduk yerden butun arap devletleri bir anda arka arkaya halk ayaklandi cunki TÜRKIYE basbakani ORTA DOGU PROJESININ ES BASKANI OLDUGUNU HER TÜRK BILIR KENDI ACIKLAMASI TÜRKIYEDE 12 HAZIRANDA SECIMLER VAR AMERIKA BU PROJE ICIN MILYARLAR HARCIYOR TAYIP BEYDE ES BASKANI OLDUGUNA GORE TAYYIBIN BIR DAHA SECIMLERI KAZANIP BU PROJENIN BITIRLMESI GEREKIYOR NEDEN BÜTÜN ARAP DEVLETLERI TAYYIBIN RESIMLERIYLE SOKAKLARDA VE TÜRKIYE MODELI OLMAKTA ISRARLI SENI BU KANUDA DUSUNMEYE CAGIRIYORUM SEN Cikmissin dinler arasi diyalok kardeslik amerika yalakaligi yapiyorsun 01. 12.2011 tarihinde hollandali bir millet vekili su sekilde bir gen soru verdi meclise kapali olan mulüman kadinlar otebislere alinmasin diye peki ben sana soruyorum BENIM DINIMI TÜRKLÜGÜMÜ BU DÜNYADA ISTEMIYEN KABULLENMIYEN VE BUNCA ZÜLÜM YAPILIRKEN SEN HANGI DINLER ARASI DIYALOGU VE ORTA DOGU PROJESINI VE HANGI KARDESLIKTEN BAHSEDIYORSUN Sen ve senin gibiler ancak kendi yazar kendi inanir sasarim senin bu yazilarini okuyupta inanan insanlara SEN BIR SEFER KIMSINKI BIZLERE VEYA TÜRK MILLETINE BARIS DOLU KUTSAL TOPRAKLAR VAAD EDIYORSUN bizler kendimizi bu alemlerin yaraticisi olan ALLAH a onun yuce resulü H.z MUHAMMEDE EMANET EDMISIZ SEN KENDINI EMANET EDE BILECEK TANRI BULAMSSAN OBAMAYA EMANET EDERSIN KENDINI

  144. Yazan:ali yardım Tarih: Feb 23, 2011 | Reply

    kozmopolitler kendi dinlerine iyi baksınlar, arada bir Kuran okusunlar. “kafirleri veli edinmeyin” ayetine bir baksınlar. kendi söylediklerini İslam hükmü zannetmesinler. dünyada uzlaşmayacak yegane iki şey iman ve küfürdür. bunları uzlaştırma çabasını, milletimiz yemez. Hz.Peygamber’e en çok naat yazan millet bu, ümmetin içinde sayıca az olmasına rağmen. batı hegemonyasını içselleştirmiş kişilerin İslam anlayışına yüz vermez. Türkiyede diyanetizm yok ama kozmopolitizm bir hayli var.

  145. Yazan:Tayfun Tarih: Feb 23, 2011 | Reply

    @ Barış,

    Domuz yiyenlerde bir sorun mu var acaba, nedenironi konusu oldu acaba? Dinizden gelen bu sey artik herneyse…kendiniz gibi inanmayan insanlara habire dokundurmadan edemiyormusunuz? Hadi, gunde 5 defa sabah aksam demeden bangir bangir bagrilan ezaniniza tahammul ettik. Sabahin korunde davulla kapimizi calmaniza da alistirdik kendimizi. Sizin dininize inanmama durumunu turlu homofobilerinize etiket etmenize de ses cikartmiyoruz, vs.vs. Domuz yememizden de mi bir etiket cikarttiniz?
    Biraz soyle geri durup dusunun artik biraz. Biraz mutevazi olun artik. Yetti be!

    Ermeni meselesinin kaynağında sadece ırkçılığı arayıp, islami fundamentalizmi göremeyenler; Türk’üz ama Türk ırkçılığını nasıl eleştiriyor, yerden yere vuruyorsak, kaynağını islami fundamentalizmden alan ve bazılarını şiddete yönelten nefret dilini de aynı şekilde özeleştiriye tutmamız lazım.

    ”Domuz eti yiyen garısını gısganmazmış”
    ”Gavur”
    ”Müslüman erkeği gayr-ı müslim kızla evlenebilir ama müslüman kızı gayr-ı müslim erkekle evlenemez”
    ”Falanca mahalle alevi mahallesi, oraya gidilmez. Hem bu aleviler meşhur dedelerinin tükürdüğü bardaktan su içermiş, yemeklerine dedenin abdest suyundan koyarlarmış”
    ”İrmenilere depığı iyi vurmuşuz, hepsi gaçmış getmiş. Kiliselerini de gapatsınlar, okullarını da. Çoluğumuzun çocuğumuzun aklına girip hıristyan yapıyolarmış, duydun mu?”
    ”Müslüman kardeşlerimiz ve ötekiler…”
    ”Müslüman mahallesi ile gayr-ı müslim mahallesi ayrı olmalı. Müslüman mahallesinde salyangoz satılamaz”
    ”Burası müslüman ülkesi, burda öyle herkesin içinde öpüşülemez, mini etek giyilemez, içki satılamaz.”
    ”Müslüman ülkesine geliyorsa buranın kuralına, örf-adetine uyacak. Ben nasıl onun ülkesinde adetlerine uyuyorsam (batıda uyulması gereken ne örf-adet varsa artık :)) onlar da buraya gelince bizimkine uyacak.”
    ”Şu falanca kimin gızı yaw, hiç edep adap görmemiş mi? Ne bu mini etek böyle. Bi de kahvanenin önünden geçip bu kadar erkeğin niyetini bozuyo. Falancanın gızı deel mi bu? Vay godoş vay! Bu adam garısını, gızını da pazarlar. Hahaha!”
    ”Bunlar Kürt değil, bunlar İrmeni. Bunların islamla alakası yok, hainler bunlar. Müslüman Kürtler bizim dostumuz. Hristyan olanları İrmeni oluyo zaten bunların.”
    vs. vs. vs. uzar da gider… Bunlar anlık bir sinirle söylenen sözler değil. Anadolu’nun herhangi bir şehrinde, doğusunda, batısında normal bir konuşma sırasında da bu sözlere rastlamak işten bile değil. Bilinçaltından geldiği çok belli bu sözlerin. Yüzyıllardır bu sözlerin söylenegeldiği de belli. Bunları görmek, bilmek için malesef okumak, araştırmak yeterli değil, bu kültürü YAŞAMAK gerekiyor. Bu sözler ”laik” devletin dairelerinde memurlar arasında da konuşuluyor. Hiç kimse Kemalistlerin laiklik anlayışını savunmuyor ancak alternatifi de yeterince korkunç.

  1. 5 Trackback(s)

  2. Nov 6, 2009: Son 30 günde en çok okunanlar : Derin Düşünce
  3. Dec 4, 2009: Zina da böyle bir şey işte… : Derin Düşünce
  4. Jun 25, 2010: Son 12 ayda en çok okunan ve tartışılan yazılar : Derin Düşünce
  5. May 20, 2011: Irkçıların iç dünyası nasıldır? : Derin Düşünce
  6. Jul 5, 2015: Koreli seni dövüyorum, Çinli sen anla!

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin