RSS Feed for This Post

Türk Milliyetçiliğinin intiharı: CHP ile MHP birleşsin!

0141.jpg[Destekleyici Sunumu indirin]

Bir siyasi söylem düşünün ki herkes arkasından koşsun:

Ogün Samast gibi kayıp çocuklar,
İstanbul’un zengin semtlerinin gençleri,
Tesettürlü MHP ve BBP yandaşları,
Üniversite rektörleri ve dekanları,
Ordu mensupları,
gazeteciler, ….

Gerçek hayatta bir araya gelemeyecek bu insanlar kuramsal alanda güya ayni ideolojiyi destekliyorlar: Türk Milliyetçiliği.

Türk Milliyetçiliği bir nevi Nuh’un Gemisi: Her türden bir çift alıyoruz ki soyları tükenmesin!

Sefalet içinde misin?
Türkiye’nin İran olmasından mı korkuyorsun?
İsrail ve ABD’ye kızıyor musun? Çuvalın intikamını mı almak istiyorsun?
Yalapşap öğrenilmiş bir şanlı Türk tarihi mitolojisi peşinde misin?
AKP yüzünden rantların tehlikeye mi girdi?

Bunların hepsinin çözümü Türk Milliyetçiliği’nde. CHP ile MHP’nin koalisyon hazırlıklarına girmeleri ne kadar da anlamlı. Milliyetçi söylemleriyle çıkarları riske girmiş veya aşağılanmış, kendine güvensiz kesimleri çekmeye çalışan iki partinin işbirliği yapmasından daha doğal ne olabilir?

Gurur duyma aygıtı olarak Türk Tarihi Mitolojisi

Aslında Türk Milliyetçiliği’ne uygun zemin hazırlayan uzun bir süreç var elbette. Ama bugünkü milliyetçilerin garip davranışlarını açıklamak için 1800’lere kadar uzanmaya gerek yok. Alın size hepimizin okuduğu tarih dersi:

1) “… Çanakkale’nin geçilmez olduğunu dünyaya gösterdik”,
2) “Mustafa Kemal İstanbul açıklarındaki düşman filosuna bakarak ‘geldikleri gibi giderler’ dedi”

Madem geçilmezdi, nasıl geçtiler de geldiler İstanbul’a? Tuna’dan? Volga’dan? Fatih gibi karadan mı yürüttüler gemileri?

“… Biz o savaşta yenilmedik, yenilmiş sayıldık!”

Türk askeri yenilmez olduğu için Birinci Dünya savaşını da kaybetmiş olamayız değil mi? Zaten kaybettiğimiz bir muharebe olduysa da ya Ermeniler bizi arkadan vurmuştur ya da Sırplar.

Tarih dersi geçmişten DERS çıkarmak için değil de propaganda yapmak için kullanılınca ortaya türlü gariplikler çıkıyor:

“Türk Milleti Atatürk’ün arkasında bir bütün oldu düşmana karşı” Peki Antep’i, Maraş’ı Fransızlara karşı savaşan Kürtlerin başı kel mi? Onca şehit veren Çerkezlerin, Abazaların? İstiklâl Marşı’mızın sözlerini yazan Mehmet Akif’in Arnavut olduğunu yüksek sesle söyleyemeyecek miyiz artık?

Milliyetçiliğim, canım benim, sürüm benim

İşte bu Kurtuluş Savaşı mitolojisi yüzünden Türkiye’de insanların bir kısmı milliyetçiliği koruyucu bir çatı veya ait olunması gereken bir sürü gibi algılıyor. Sürüden ayrılanı kurt kapar!

Türk Milliyetçiliği artık bir kirli çıkı. İçine o kadar çok şey dolduruluyor ki sanki bir folklor haline geldi. Cumhuriyet mitinglerine şöyle bir bakmak yeterli :

1) Ne AB ne ABD,
2) Gül’e hayır,
3) AKP’ye hayır,
4) Yabancı sermayeye hayır…

Nerede o kendine güvenen, dünya’yı fethetmeye hazırlanan Türk Milliyetçiliği? Tersine korkak Türklerin söylemi olmuş. “Biz kendimize yeteriz! ABD Dolar’ı yasaklansın”

Milliyetçilik ne istemediğini bilenlerin hareketi olmuş. Olabilecek kötü şeylere, komplo teorilerine kilitlenmiş, geleceği düşünemeyen, daha güzel bir Türkiye ile ilgili hayal kuramayanların hareketi.

Milliyetçiler projesiz çünkü ödleri kopuyor. Türkiye’nin hiç bir sorunu için akılcı bir proje üretecek durumda değiller:

Enerji darboğazı? : Arapların suçu, PKK terörü?: Kürtlerin suçu, dış borç? IMF’nin suçu. İşin garip tarafı en büyük gayrı Müslim düşmanları da yine onlar: Yahudiler güneydoğuda arazi alıyor diye ortalığı karıştıran Rahşan Ecevit ve Cumhuriyet Gazetesi, misyonerler hepimizi Hıristiyan yapacak diye raporlar hazırlatan CHP. Oysa bu paranoyalar “İslamcı” diye etiketlenenlere yakışmaz mıydı? Nerede solun, sosyal demokrasinin evrenselliği?

Projesizlik öldürecek milliyetçileri. Çünkü Türk seçmeni TESEV ve Milliyet anketlerinde ifade ettiği öncelikleri değiştirmedi: ekmek ve hizmet. Sağlık, eğitim, güvenlik hizmeti. Yani adam gibi devlet.

Iktidara gelseler projeleri neler? Kim ne yapacak? Ne zaman bitecek? Kaça mâl olacak? Kim ödeyecek? Ne zaman ödeyecek? Milliyetçi bir cevap yok.

Türk Milliyetçiliğinin intiharı

Sorunları ve çözümleri millî-etnik aidiyet çerçevesinde gören milliyetçiler gerçek sorunları ve çözümlerini ister istemez erteliyorlar:

1) Aksayan demokrasimiz,
2) Tekleyen hukuk sistemimiz,
3) Henüz kuramadığımız sosyal adaletimiz

Hep ikinci plana itiliyor. Sanki yağmur yağınca Kürtler de ıslanmıyor, trafikte Ermeniler de bunalmıyormuş gibi ayni geminin yolcusu olduğumuz insanları ötekileştiriyorlar.

Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Hıristiyanlar, Eşcinseller, komünistler…

TSK’nın ve ATO’nun (Sinan Aygün) peş peşe paranoyak misyoner raporları hazırlaması rastlantı olabilir mi?

Ötekileştiremediklerimizden misiniz?

Bu Ötekileştirme ihtiyacı milliyetçiliğin amip gibi bölünmesine yol açıyor. Ötekini bertaraf edip de Türk Türk’e kalırlarsa bu sefer şehir, bölge, futbol takımı gibi aidiyetlerde yeni çatışma sebepleri arıyorlar. Meselâ 1980’lerdeki Sakarya – Konya düşmanlığı, Bugünlerde basın desteğiyle oluşturulan Trabzon-Diyarbakır çekişmesi, stadlardaki şiddet.

Çünkü Maslow piramidinde ifade bulan ihtiyaçların bir çoğu doyurulmamış ve yakın bir gelecekte de doymayacak. O halde bir gruba ait olmanın verdiği tatmin ile diğerlerini ikame etmekten başka çare kalmıyor.

Tıpkı Avrupa’daki holiganlar gibi Türk holiganlar da “hayatın sillesini yemiş” gençlerin oluşturdukları gruplar. Sadece ayrı renkte bayrak salladığı için bir insanı öldürecek kadar cinnet geçiren bu çocukların milliyetçi hareketler içinde yer alması elbette bir rastlantı değil.

Bu açıdan bakıldığında Türk Milliyetçiliği’nin bölücü bir etki yaptığını da görmek zor değil. Bu aidiyet söylemleriyle Türkiye’deki bütün etnik milliyetçilikler kışkırtılıyor ister istemez. Meselâ gitgide daha çok kürtün hukuksal ve ekonomik sorunlarına etnik çözümler araması hatta bir ulus devlet hayali kurmasını da bu çerçevede değerlendirmekte fayda var.

Egemen güçlere alet olmak

Türk Milliyetçiliği’nin 1930’ların Alman Milliyetçiliği ile birçok benzerliği var. Ve bu benzerlik sadece içerikte meselâ ötekileştirme ihtiyacında bitmiyor. Gerek kendini ifade yöntemleri olsun gerekse demokrasi karşıtı güçlere kolaylıkla alet edilebilmeleri olsun Alman Nazilerle son derece benziyorlar.

svastika.jpg

Mesela 6-7 Eylül 1955’te İstanbul’da meydana gelen olaylar ile Almanya’da Nazilerin yükselişini kolaylaştırmış olan şu üç olayı hatırlamak ve karşılaştırmak yeterli:
• Parlamento Binası Yangını (Reichstagsbrand)
• Uzun bıçaklar gecesi,
• Kristal (Reichskristallnacht) gecesi

Türkiye bölünebilir mi?

Türkiye’deki siyasi partiler ve diğer siyasi aktörler ne yazık ki ülkemizi bir asit gibi içeriden tüketen bu sorunu çözmek yerine daha da kışkırtmak yoluyla oy toplamaya çalışıyorlar. Erol Tuncer’in, “Seçim 2002, Sayısal ve Siyasal Değerlendirme”, (TESAV Yayınları, 2003) adlı eserinde çok iyi tespit ettiği gibi etnik ve dini aidiyet üzerinden siyaset yapılması bir ülkeyi bölünmeye hazırlar:

1990′larda bunu Yugoslavya’da izledik. Sırplar sadece Sırp partilerine oy veriyordu. Hırvatlar, Boşnaklar, Slovenler ve diğerleri de aynen öyle yapıyordu. 1990′ların başında başbakanlığa gelen Ante Markoviç, ülke ekonomisini başarıyla yönetti. Azgın enflasyon aylık %70′lerden %2′lere indi, paradan sıfırlar atıldı, kapsamlı bir özelleştirme programı başladı. Bu başarılardan da cesaret alan Markoviç, etnik kimlikleri aşan ve tüm Yugoslavları kucaklamak isteyen bir parti kurdu. Ama seçimlerde ağır bir yenilgi aldı. Markoviç başarılı olabilseydi, Yugoslavya’nın kaderi muhakkak ki farklı olacaktı. O sırada kazanmış gibi görünenlerin başında, aslında milliyetçi olmadığı bilinen eski solcu Miloşeviç vardı. Gözünü iktidar hırsı bürümüş Miloşeviç birden “ulusalcı” olmuştu; “tüm solu birleştirdiğini” söylüyor, bir taraftan da etnik Sırp milliyetçiliğini sonuna kadar tahrik ediyordu.

O günlerde Yugoslav gazetecileri acı şakalar yapıyordu: Ülkede nüfus sayımına gerek yoktu ve seçim sonuçları her etnik grubun sayısını göstermek için yeterliydi! Parçalanmış siyasetin arkasından, Yugoslavya’nın kanlı bir şekilde dağılması geldi.

Bir takım yarı-aydınların “ne olacak, verelim doğuyu gitsin” makamından çalmaları da moda oldu. Oysa ortaya bir sınır çizilmesinden çok daha acı olaylar yakıp kavuruyor bölünen ülkeleri: Soykırımlar, zorla göç ettirmeler, etnik temizlikler… Etnik ölçütlerle kurulacak bir Kürdistan’da kim yaşayacak? İstanbul’da Ankara’da evlenmiş Kürtler her şeyi bırakıp Kürdistan’a mı gidecek? Orada yaşayan Türkler ne olacak? Mübadele felaketinin BM tarafından bize dayatılmasına bir kez daha seyirci mi kalacağız?

Milliyetçilik üzerinden siyaset yapanlar kul hakkıyla O’nun huzuruna nasıl çıkacaklarını da hesap etmeliler. Zira hayatını, eşini, çocuklarını, malını, mülkünü kaybetmiş milyonların günahı seçim vaatleri kadar kolay unutulmaz.

Milliyetçilik denen hastalığın çaresini bulamazsak başımıza gelebilecekleri anlamak için gözümüzün önünde can çekişen Irak’a bakmak yeterli. Erol Tuncer’den dinleyelim:

Şu sıralarda Irak’ta da siyaset benzer bir parçalanmayı yaşıyor. Kürtler, Şiî Araplar ve Sünnî Araplar sadece kendi partilerine oy veriyorlar. Türkmenlerin bir bölümü Türkmen partilerine oy verirken, Şia kimliğini daha baskın hisseden Türkmenler Şiî partilere oy veriyor. Neticede Irak’ta şimdi, tamamen etnik kimliklere ve mezhep aidiyetlerine bağlı bir şekilde siyasi parçalanma tamamlanmış görünüyor. Ülke artık sadece dış güçler tarafından bir arada tutulabiliyor. Hemen herkesin kabul ettiği gibi, fiilî parçalanma sadece bir zaman meselesi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk Milliyetçiliği anlayışı ve hatalı Güneydoğu politikaları ile Balkanlarda ve Arap yarım adasında Osmanlı’ya büyük zararlar veren Türk Milliyetçiliği’nin arasındaki benzerlik endişe verici.

Çözüm

Kalıcı çözüm siyasi liderlerde veya medya kuruluşlarında, üniversitelerde değil. Bu yazıyı yazan ve okuyanlar gibi Türkiye’yi çok seven “normal” insanların her biri çözümün bir parçasını ellerinde tutuyorlar, tıpkı bir puzzle gibi.

Türkiye’yi çok seven insanların büyük siyasi teorilere, ideolojilere ihtiyacı yok. Gerçek hayatımıza uymayan bu ırkçı söylemleri elimizin tersiyle geri çevirmeliyiz.

Komşularımızla, iş arkadaşlarımızla, akrabalarımızla ilişkilerimizde kimin Gürcü, kimin Kürt, kimin Laz olduğunu hesaba katıyor muyuz? Kaçımız Orta Asya’ya gittik? Hangimiz kımız içiyoruz?

Oy tacirlerinin bölücü nutuklarını onlara iade etmemizin ve yeniden bir bardak demli çayın hatırı için “bir şarkı söyler gibi” yaşamamızın zamanı geldi artık. Barış kardeşlik ve muhabbetli bir Türkiye için bu yazıyı milliyetçi arkadaşlarınıza göndermeyi unutmayın.

Destekleyici videolar

Kuzey Irak’a girmek için en iyi 10 sebep http://youtube.com/watch?v=m-CBoarpuEw
 
kemalizm : yanlis giden neydi http://youtube.com/watch?v=Mu-eSm_MY2A
 
kurtler de bizim soydasimiz http://youtube.com/watch?v=8iu3O-CTyHs
 

c1.jpg

9 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 69 Yorum

  2. Yazan:serva Tarih: Tem 4, 2007 | Reply

    Kelimesi kelimesine hemfikir olduğum nefis bir yazıydı. Ellerinize sağlık.
    Az bir zmaan kaldı 22 Temmuza, umarım insanımız yok maaş, yok bilmemne teranelerine aldanıp bir lokma daha fazla aş hayalleriyle ülkemizin gasp edilen istikrarını geri alma şansımızı tepmeyecekler.
    Söylenebilecek pek de bir şey kalmadı aslında, herşey ortada. Allah zihin açıklığı versin diyorum.
    Başarılar…

  3. Yazan:Haydar Tarih: Tem 4, 2007 | Reply

    Sayin Yilmaz’in eline saglik, her biri baska ulkelerde hukumet krizi olacak kadar duzinelerce sansasyonel olayi, konuyu ve alt-konuyu bir makaleye sigdirabilmis. Urettigi cozumede katilmamak elde degil.

    Turkiyedeki ideoljik saat 1930-40 lardaki Hitler/Stalinden kalma milliyetcilik cagindaki bir yerde durmus, 70 senedir siyasi elit tarafindan pompalanan resmi tarih, resmi ideoloji ise toplumumuzu dunya zamanindan geride birakmis durumdadir.
    Bu hastaliktan gecimini saglayan burokrasi dipcik ve yargic tokmagi ile statukoyu devam ettirmek istesede “Cemisgezek”teki kafelere kadar ulasan bilgi, teknoloji bu statukoyu zorlamakta.
    Sanayi cagindaki Avrupaya ayak direyen Osmanli gibi, bilgi cagindaki dunyaya dipcik-tokmak ile direnen Turkiyeyi zor gunler bekliyor dogrusu.

    Ahmet Altan guncel bir yazisinda konuya soyle yaklasiyor;

    Tarih, dalları sürekli budanan, kurumuş dallarının yerine yenilerinin büyüdüğü, hiç durmadan değişen bir ağaç gibidir.
    İnsanoğlunun geçmişi, kurumuş dallar gibi toprağa düşüp kaybolmuş toplumlarla doludur.
    Bir kısmını hatırlarız, bir kısmının adını bile bilmeyiz.
    2007 yılında Türkiye’de yapılan bir seçimde parti liderlerinin konuşmalarını izlerken içim korkuyla ürperdi.
    “Türkiye, budanan dallardan biri mi olmaya hazırlanıyor” diye endişelendim.
    Liderler birbirlerine, bir cellat pazarındaki çığırtkanlar gibi, “ip alacak paran mı yoktu, niye asmadın, al sana ip,” “ya sen niye asmadın” diye bağırıyorlardı.
    Bir diğeri, binlerce çocuğun ölümüyle bitebilecek bir savaşın bezirganlığını yaparak, “korktuğun için Kuzey Irak’a girmiyoruz, biz olsak gireriz,” diye haykırıyordu.
    Nefesleri ölüm kokan adamlar ülkeyi yönetmek için yarışıyorlardı.
    Onların bağırışları değildi beni ürküten.
    Böyle bağırdıklarına göre, cellat pazarının “alıcıları”, oy verecek büyük kitleler, bu kavgayı destekliyorlardı; beni korkutan da o kalabalıkların talebiydi.
    Dünyanın yaşadığı yeni çağda, bu düzeyde bir toplumun varlığını sürdürmesi çok kolay gözükmüyordu bana.
    Dünyadan, zamandan, yaşadığımız çağdan kopmuş gibiydik.
    Yaşadığımız günden beslenmiyorduk.
    İhtiyacımız olan “öz suyu” çoktan kurumuş kanallardan almaya uğraşıyorduk.
    Eğer düzeyimiz buysa, biz hala “niye asmadın, ipin mi yok, al sana ip” çizgisindeysek, bizim toplum olarak varlığımızı sürdürme şansımız pek yok.
    Türkiye, kanlı çatışmalarla tarihin budanan dallarından biri olmaya, bir yokoluşa gidiyor demektir. (…)

  4. Yazan:Ece Tarih: Tem 4, 2007 | Reply

    Mehmet bey,
    Olayı çok güzel özetlemişsiniz, zihninize sağlık..

    Bu yeni oluşum için, bir amblem de bulmak farz oldu..
    Uluyan kurt ve 6 ok..Bu iki temayı bir şekilde birleştirmemiz lazım..

    Yepyeni bir hayvan da olabilir..
    Mesela benim önerim;
    http://www.karpuz.com/hayvanlar/kokarca.jpg

    selamlar

  5. Yazan:Selahattin / Baybars Tarih: Tem 4, 2007 | Reply

    BÖLÜNME

    ”De ki benim namazım çeşitli ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, hiçbir ortağı olmayan alemlerin Rabb’i içindir.” Enam 162,
    “Allah’dan başka rab ilah ibadet mercii olmadığı gibi onun dininden başka dinde kabul edilmeyecektir” şeklinde ki sözümüz de aynı hükmü perçinler.
    Hemen şunu belirtelim ki ibadet sadece NAMAZ,ORUC ve HACC’dan ibaret değildir, Allah rızası kazanmak amacı ile yapmış olduğun her davranış ibadettir. Buna karşılık Allah’ın izin vermemiş olduğu bir başkasının hoşnutluğunu kazanmak için yapacağın her hareket, her eylem ŞİRKTİR!!! Bu türe birçok durumlar girer ki , başlıcaları olarak şunları gösterebiliriz;
    a)İnsanın milliyetçiliği (kavmiyetçiliği) tek hedef haline getirerek bütün gayret ve çalışmalarını bu uğurda yoğunlaştırması, yani bu uğurda savaşması, bu uğurda konuşması, bu inancı benimsemeye uğraşması ve tek bir ideal olarak ne yaparsa bunun için yapmasıdır. BÖYLE BIR YÖNELIŞ, MÜŞRİKCE BİR YÖNELİŞTİR!

    b)VATANSEVERLIGI TEK AMAC EDİNMEK DE ŞİRKTİR!
    ”Vatanseverlik”, ”vatan birliği” ve ”her şey vatanin yararı için” gibi sloganlar, her şey için değer ölçüsü olamaz!!!. EGER BÖYLE OLURSA ŞİRK OLUR!!!! ”
    c)İnsanlık için” ve birey olarak ”insan için” çalışmak, böyle bir amaç uğruna bir şeyler yapmak ŞİRKTİR! (Hümanistlere, toplumculara duyurulur!) İnsanın yönünü dönük tutacağı ana hedeften, yani ALLAH’tan saptıran bir yanılgıdır.
    d)Buna bağlı olarak ” İlim için ilim”, ” Görev için görev” ve ” Sanat için sanat” gibi sloganlar, hepsi birer ŞİRKTİR, ALLAH’a ortak koşmaktır!!”
    İlim, ilim için değildir İnanç içindir. İlim iyiyi doğruyu güzeli göstermesi şartıyla muhterem bir mirastır…. Maksat Hakk’a ve hakikata hizmettir…. İlim sahibi Alim, Sanii Zülcelal’e köprü olabildiği ölçüde başarılı sayılır.
    Bu tespitlerin, “amelde riza-i ilahi aranması” amacına ve “Ahirete götürecek bir eserin yoksa,
    dünyada bırakacağın bir eserede kıymet verme” prensibine uygun olduğunu sanıyorum.

    Adı üstünde şirk; ortaklık çokluk BÖLÜNME .. demek ve en önemlisi Allah’ın tövbe etmez isek AFFETMEYECEĞİ BİR BÜYÜK GÜNAHTIR.

    Milliyetçiliğin zararı ile ilgili dinen başkaca örneklerde verilebilir.

  6. Yazan:T. Suat Demren Tarih: Tem 4, 2007 | Reply

    Mehmet kardeşim, eline sağlık.

    Yalnız benim kafama birşey takıldı, neden Bahçeli damat,Baykal gelin? Neden tam tersi değil? :D

  7. Yazan:Pinar Tarih: Tem 4, 2007 | Reply

    Ece Hanim,

    kokarca veya kirpi olabilir tabi yeni simge, hem pis kokan hem de dikenleri insanlara batan bir sey olmali.

    kokarca bile öyle seker bir hayvan ki …

    Elinde ipiyle bahçeli denen o Türk hitleri gözümün önüne geliyor da…

    Saygilarimla

  8. Yazan:Mehmet Yilmaz Tarih: Tem 4, 2007 | Reply

    Yalnız benim kafama birşey takıldı, neden Bahçeli damat,Baykal gelin? Neden tam tersi değil? :D (TARIK)

    Tarik Bey Kardesim,

    Öyle zor bir soru sormussunuz ki! Ben simdi ne desem?

    Aslinda bu resmi Çemiskezek’teki arkadaslar yapmis, ben sadece aldim koydum. Devlet Bahçeli’den gelin olmaz tabi, gelin dedigin halka çiçek demeti atar, bu adam ip atiyor. Ondan olsa olsa cowboy olur :)

    neyse bir daha böyle zor soru sorma!

  9. Yazan:Ece Tarih: Tem 5, 2007 | Reply

    Bu ülkede kan akmasa, MHP nin esamesi okunmaz!
    Kan akıtılacak ki, bunlar meclise taşınsın..

    Ölümü göster, hastalığa razı et..
    sonumuz hayrolsun..

  10. Yazan:Caglar Sarihan Tarih: Tem 6, 2007 | Reply

    Mehmet Bey,
    Yugoslavya’dan verdiginiz ornek korkunc olasiliklarin altini cok guzel ciziyor. Umarim bazi kisileri de “Anadolu’nun kasabi” diye adlandirmayiz gelecek bir iki sene icerisinde…

    Su yalapsap tarih bilgimizi elestirebilecek
    seviyeye gelebilmemiz sart yoksa bize duzeltilemeyecek hatalar yaptirmaya baslayacak.

  11. Yazan:Pinar Tarih: Tem 10, 2007 | Reply

    Bu haberi mutlaka okuyun

    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=226469

  12. Yazan:erman Tarih: Tem 17, 2007 | Reply

    merhabalar dostlar;

    bugün bir haber okudum üzücü olması nedeniyle siz dostlarımında bu haberi görmenizi istedim…
    yazık bu zihniyetlere…

    MHP’li adaydan tuhaf sözler

    MHP adayı Gündüz Aktan başörtülüleri ‘sıkmabaş’, ‘kadere iman’ı ahlaklı olmaya engel, Kuran’ın bazı ayetlerini de laikliğe aykırı olarak niteledi, partililer rahatsız oldu.

    MHP yönetiminin parti vitrinine yerleştirdiği isimlerin başında gelen emekli Büyükelçi Gündüz Aktan’ın dini konularda ileri sürdüğü birbirinden uçuk fikirler parti yönetiminin başını ağrıtacak gibi görünüyor. Dini konulardaki açıklamalarına referans olarak gösterdiği kaynaklar da MHP milletvekili adayı Gündüz Aktan’ı yalanlıyor. Aktan’ın bilgisi olmayan konuda yaptığı açıklamalar parti tabanında da büyük rahatsızlık yarattı.

    BAŞ ÖRTÜ DEĞİL ‘SIKMABAŞ’

    MHP’nİn ağır toplarından Aktan ilk olarak baş örtülü kadınları, ‘sıkmabaş’ olarak niteledi. MHP adayı olmadan önce yaptığı bu niteleme nedeniyle milliyetçi-muhafazakar kesimin tepkisini çeken Aktan, şimdilerde de dini konularda ortaya attığı uçuk fikirlerle partisinin başını ağrıtıyor. Aktan’ın kadere iman ve Kuran’ın laikleştirilmesiyle ilgili önerileri partisinin başını uzun süre ağrıtacağa benziyor.

    ‘KADERE İMAN’I İNKAR ETTİ

    MHP’DEN aday olmadan önce köşe yazdığı Radikal gazetesine önceki gün bir röportaj veren Gündüz Aktan, imanın 6 şartından biri olan ‘Kadere İman’a karşı çıkarak kader inancının sorumlu ve ahlaklı birey olmaya engel olduğunu iddia etti. Yani Aktan’a göre kadere iman etmek ahlaklı birey olmaya bir engeldi. Aktan bu iddiasını büyük İslam düşünürü İmam Maturidi’ye dayandırdı.

    MATURİDİLİĞİ DE ÇARPITTI

    TÜRKİYE’DE dindarların Selefiliğe yakın olduğunu ve siyasal şartlar yüzünden Hanefi-Maturidi çizgiyi benimsemediklerini ileri süren Aktan’ın sözleri, ilahiyatçılar tarafından ‘bilgisizlik eseri’ olarak yorumlandı. Aktan’ın Maturidilik üzerine yaptığı yorumlara cevap veren Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır ‘Aktan saygın ve değerli bir insan. Doğrusu şaşırdım. Üzülmesini istemem ama doğruların söylenmesi lazım. Kur-an’da Allah insanları yarattı. Sonra kaderi belirledi. Ama Maturidi mezhebinde önce kader belirlenir sonra insan yaratılır. Bir insanın yapacağı şey önceden belirlenmiştir.’

    ‘BAZILARI DEĞİŞTİRİLMELİ’

    MHP adayı Aktan’ın asıl şaşkınlık uyandıran ve tepki çeken sözleri ise Kuran’da bazı ayetlerin değiştirilmesini istemesi oldu. Radikal gazetesinde 27 Mayıs 2007 tarihinde yayımlanan köşe yazısında Aktan şunları yazmıştı: Laiklik yorumunu değiştirme talepleri, Kuran’ın muamelat (medeni hukuk) ve ukubat (ceza hukuku) ayetlerini yani şeriatı uygulamak istendiği kuşkusunu yaratıyor. Bu ise laiklikle bağdaşmaz. 1000 yıl öncesinin büyük müçtehitleri, bu ayet hükümlerinin dini değil, tarihi-sosyolojik nitelikte oldukları ve değişebilecekleri yolunda fetva vermişlerdi. Cumhuriyet bunu yaptı. Buna karşılık dinin özü olan Kuran’ın ibadet ve ahlaka ilişkin hükümleri hiçbir değişikliğe uğramadan devam ediyor.

    ‘MÜSLÜMANLIĞI KALMAZ’

    ANKARA Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu Aktan’ın ‘Kur’an’ın bazı ayetlerinin artık hükmü geçerli değildir’ şeklindeki sözlerine ‘Siz Kitabın bir kısmına inanır bir kısmını inkár mı edersiniz’ ayetini hatırlatarak cevap verdi. Kırbaşoğlu ‘Bunlar zamanında Süleyman Demirel’in ahkám ayetlerine ilişkin söylediği sözler. Bu sözlerin İmam Maturidi ile bir ilgisi yok, tamamen politika’ dedi. Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır da ‘İmam Maturidi geçerliliğini kaybetmiş ayet diye bir kavramı aklının ucundan dahi geçirmez. Bunu söyleyen kişinin Müslümanlıkla ilgisi kalmaz’ diye konuştu.

    Aday gösterilmesi yanlış

    TBMM eski İdare Amiri ve MHP Milletvekili Ahmet Çakar da Gündüz Aktan’ı sert bir dille eleştirdi. Çakar şöyle konuştu: Gündüz Aktan bir diplomattır. Dini konularda beyan vermesi, bir uzman gibi konuşması hatadır. MHP’nin bu konulardaki ana görüşü bellidir. Alpaslan Türkeş’in İslamiyetle ilgili net açıklamaları vardır. MHP, din ve iman üzerine politik proje geliştiren bir partidir. MHP içinden yetişmiş bir insan olarak bu beyanları kınıyorum. Milliyetçi camianın sevilen yazarlarından Aslan Bulut da Gündüz Aktan gibi isimlerin MHP’den aday gösterilmesinin yanlış olduğunu söyledi. Bulut ‘2003 yılında Harp Akademileri’ndeki toplantıda bir Amerikalı dünya için tek alternatifin Amerikan İmparatorluğu olduğunu söylemişti. Bu tür adamları MHP’nin aday göstermemesi gerekir. Onun gibi birkaç ayrık otu maalesef var. Bütün ifadelerinden İslamiyet’e uzak olduğu anlaşılıyor. Bir ilahiyatçı bu konuşmaları ancak ‘yazıklar olsun’ diye okumuştur’ dedi.

    Başbuğ olsa atardı

    MHP eski Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Gül, Gündüz Aktan’ın dini konulardaki yorumlarını sert bir dille eleştirdi. Mehmet Gül ‘İslam, çağdaş hayatın önünde engeldir diyorsa o İslam’a inanmıyordur. İnanmıyorsan MHP’de işin ne’ diye konuştu. Gül şunları söyledi:

    İNANMIYORSAN GİT

    Gündüz Aktan haddini aşmasın. Bir ayetin değişik bir şekilde ifadesi bile İslam’dan çıkmaya karşılık gelir. Sen kimsin de Allah’ın ayetlerini değiştiriyorsun. İslam, çağdaş hayatın önünde engeldir diyorsa o İslam’a inanmıyordur. İnanmıyorsan MHP’de işin ne? MHP ve MHP’liler Müslüman Türk çizgisinin savunucusudur.

    SEÇİM ÖNCESİ DİYE

    Nusret Demiral, ‘Ezan Türkçe okunsun’ dedi. MHP’de barınamadı. Rahmetli Başbuğ hemen onu adaylıktan aldı. Aktan hem MHP ruhuyla hem de MHP yönetimiyle ters düşmüştür. Seçim öncesi belki bir şey söylenmiyordur.

    Star

  13. Yazan:Ece Tarih: Tem 18, 2007 | Reply

    Sn Erman, ben hiç şaşırmadım!

    Artık o eski MHP yok çünkü..
    Türk-İslam ülküsü mayası tutmadı, şimdi Göktengri ve ŞAMANİZM moda..
    İslam dinini, “Arap töreleri” olarak tanımlayan, ulusalcılar [çete bozuntuları vb..] biliyorsunuz ya CHP yi, ya MHP yi destekliyorlar..Eskiden böyle birşey mümkün müydü?
    Kedi ile köpek gibiydiler!
    Şimdi can ciğer kuzu sarma oldular..
    Birazcık dinine bağlı olanları da ,zaten ayrılıp BBP bünyesine dahil oldular vakti zamanında..

    saygılar

  14. Yazan:murat koçluoğlu Tarih: Tem 21, 2007 | Reply

    sizlerin ve tüm mhğ lilerin allahını seveyim allah sizleri başımızdan eksik etmesin inşallah başa geçerde şu caanım vatanı kurtarırız hepinize sevgiler ve devlet bahçelininde ellerinden öperim. keşke alpaslan türkeş de şimdi sağ olsaydıda bu günleri oda görebilseydi

  15. Yazan:murat koçluoğlu Tarih: Tem 21, 2007 | Reply

    sizlerin ve tüm mhp lilerin allahını seveyim allah sizleri başımızdan eksik etmesin inşallah başa geçerde şu caanım vatanı kurtarırız hepinize sevgiler ve devlet bahçelininde ellerinden öperim. keşke alpaslan türkeş de şimdi sağ olsaydıda bu günleri oda görebilseydi

  16. Yazan:osman timurtas Tarih: Tem 22, 2007 | Reply

    sayın koçluoğlu,

    yorum yapmadan önce mehmet bey’in yukarıdaki makalesini okudunuz mu acaba?

    mesela,

    vatanı kimden kurtarıyorsunuz? vatanın durumu kurtarılması gerekecek kadar vahim mi ki?

    hadi diyelim ki vahim,

    vatanı nasıl kurtaracaksınız? bir fikriniz var mı? eminim sizin yoktur da, elini öptüğünüz zatı muhteremin vatanı nasıl kurtaracağına dair “bir tane bile olsa” “fikri” var mı? daha doğrusu elini öptüğünüz zatın “fikri” var mı ki?

    Allah “akıl” “fikir” versin…

  17. Yazan:osman timurtas Tarih: Tem 22, 2007 | Reply

    mehmet bey,

    anlaşılan o ki türkiyede kürt sorunundan ziyade “mhp” ve “ulusalcı” tayfa sorunu var. bu iki grubun, rantlarını sürdürebilmeleri türkiyenin sürekli kaos içinde olmasıyla mümkündür. özellikle de mhp, varlığını teröre borçlu olduğu için sürekli terörün olmasını arzulamaktadır. terör olmasa bile “milliyetçi, ırkçı” söylemler geliştirmek zorundadır. mhp türk milliyetçiliğini empoze etmeye çalıştıkça doğal olarak başta kürtler olmak üzere çerkesler, lazlar, arnavutlar ve daha bir çok milliyetten topluluklar da kendi milliyetlerini savunma adına milliyetçi tavırlar alacaklardır. yani, mhp türk milliyetçiliği yaptığı sürece etki-tepki prensibi gereği özellikle de kürtler kendi kimliklerini daha net söylemlerle ve daha belirgin tavırlarla ortaya koyacaklardır. ki böyle de olmaktadır.

    türk milliyetçilği mhp’vari söylem ve tutumlarla devam ettiği sürece kürt milliyetçilği de daha ateşli şekilde mevcudiyet bulacaktır. o nedenle, mhp’nin türk milliyetçilğini öne sürerek siyaset yapmayı bir an önce bırakması gerekmektedir. aksi halde, mehmet bey’in de ifade etmiş olduğu gibi (Allah muhafaza) türkiyenin sonu iyi olmayacaktır.

    saygıyla…

  18. Yazan:ljl Tarih: Tem 23, 2007 | Reply

    mhp’ye oy vereceğime…
    alp dağları kadar sosyetik,
    brokeback dağı kadar narin olmayı tercih ederim.
    :P

  19. Yazan:mhp ayşegül Tarih: Tem 24, 2007 | Reply

    ya hiç utanmadınızmı sırf para için ne buya yaptığınız resimler ne yaaa o resimden kazandığınız parayla biraz gurur alınn lütfennn işinizi helalinden yapın resimleri öyle yaparak elde ettiğniz tek şey terbiyesizlik bu yazdığımı yayınlamassanız hiç şaşırmıycam

  20. Yazan:emito Tarih: Tem 24, 2007 | Reply

    arkadaşlar utanç verici bişey,
    Sitenin adının derin düşünce olduğunu biliyordum;ne zaman insanların düşünceleriyle ve kişilikleriyle dalga geçmek,derince düşünce oldu.Sayın editör fotoğraf utanç verici, bizler dinimiz ile ilgili Danimarka gazetelerinde yayınlanan düşmanca davranışlara boşuna mı karşı çıktık.yazık.İnsanların düşüncelerine karşı gelebilirsin ama dalga geçmek hiçbir dini yapıya sığmaz…

  21. Yazan:emito Tarih: Tem 24, 2007 | Reply

    ne yani kurtuluş savaşı olmasa da yabancı egemenliğinde mi yaşasadık.vatan kelimesinden neden gıcık kapıyorsunuz.Danimarka egemenliğine girip adımızın John dinimizin hristiyanlık,mezhebimizin protestanlık mı olmasını isterdiniz…

  22. Yazan:emito Tarih: Tem 24, 2007 | Reply

    ayşegülün dediği gibi bu resmi para karşılında mı yaptınız…yazık…sayın editör düşüncelerinizi beğenmesinizde kimsenin kişiliği ile dalga geçmeyin.yoksa siteniz sığ düşüncelerin eseri olur…

  23. Yazan:emito Tarih: Tem 24, 2007 | Reply

    aman brokeback dağı kadar narin olma çünkü sizler erbakan hocanın derslerinden arka kapıdan kaçanlarsınız o kadar narin olamazsınız…

  24. Yazan:emito Tarih: Tem 24, 2007 | Reply

    Artık o eski MHP yok çünkü..
    Türk-İslam ülküsü mayası tutmadı, şimdi Göktengri ve ŞAMANİZM moda..

    aman ece hanım sizler gibi erbakan hocanın derslerinden kaçıp top oynamaya giden orada siyaset öğrendiğini zanneden birinin oluşturduğu platformun arkasından koşup kişiliklere saldırmaktansa ve bu dinse…

  25. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Tem 24, 2007 | Reply

    Sayin Emito ve Sayin Aysegül Hanim,

    Öncelikle sitemize hosgeldiniz. Keske beni dinleselerdi de birlesselerdi bu iki parti. 22 temmuz sonuçlari da bunu bir kez daha ispat etti. Bu liderleri aslinda ne kadar takdir ettigimi baska bir yazimin sonuç bölümünden de görebilirsiniz :

    Sonuç

    CHP’li ve MHP’li seçmenler insanlık tarihinin gelmiş geçmiş en büyük liderlerine, Baykal ve Bahçeli’ye sahip oldukları için ALLAH’a ne kadar şükretseler azdır. Bahçeli’nin bulunmaz kalitelerinin farkında olan mahkemelerimiz de yıllardır kendisine karşı son derecede anlayışlı davranmışlardır. Meselâ geçenlerde Sevimli lider Sayın Bahçeli’nin Can Dündar’a bizzat anlattığına göre 1978′de Bahçeli beyaz Renault’sunu ülkücü gençlere ödünç vermiş ve aracın bagajındaki portakal sandığından 2 makineli tüfek çıkmış. Konu, Adana MHP davasında gündeme gelmiş ama Bahçeli’nin ifadesi alınmamış bile. 12 Eylül’de hemen bütün siyasi dernekler kapatılırken Bahçeli’nin Üniversite Akademi ve Yüksekokullar Asistanları Derneği’ne dokunulmamış.
    ALLAH Devlet’imize zeval vermesin.

    Yazinin tamami için : http://www.derindusunce.org/2007/07/19/psikopatlik-ve-karizma/

    En derin hürmetlerimle

  26. Yazan:Editör Tarih: Tem 24, 2007 | Reply

    Sayın Emito,
    Sayın Ayşegül,

    Resim kişilikle değil siyasal görüşle alakalı bir istihzadır ve anlatmak istenileni gayet güzel bir şekilde resmetmektedir.

    Tabi anlamak isteyene..

    Saygılar.

  27. Yazan:emito Tarih: Tem 24, 2007 | Reply

    lütfen sayın editör resim tamamen kişilğe saldırıdır.

  28. Yazan:Ece Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    aman ece hanım sizler gibi erbakan hocanın derslerinden kaçıp top oynamaya giden orada siyaset öğrendiğini zanneden birinin oluşturduğu platformun arkasından koşup kişiliklere saldırmaktansa ve bu dinse…

    Pardon, siz şamanist misiniz?
    Eğer öyleyse birkaç sorum olacak da?

    ****

    Erbakan hocaya kalırsa, %47 olarak topluca cehenneme bilet aldık:)

    saygılar

  29. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    Sayin Emito (ve temsil ettigi 5 arkadas)

    Görünen o ki siyasi fikirlerimiz arasinda önemli farkliliklar var. Bu bizim için büyük bir zenginliktir.

    Mehmet Bahçeli ve/veya Deniz Baykal’i neden bu kadar sevdiginizi bir parça açiklar misiniz?

    Birbirimizi daha iyi anlarsak daha verimli tartismalar yapabiliriz.

    Saygilarimla

  30. Yazan:emito Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    Ece hanım;
    ben her düşüncenin bana yakın olan kısımlarını alıyor ve beğenmediğim kısımlarını eleştiriyorum.Zaman zaman bir şamanist te oluyorum.yani dünyaya bakış açım kalıplaşmış fikirler çerçevesinde değil…
    bilmiyorum erbakan hocam size çok kızıyor.sizlerde geçmişte onun peşinden gittiğiniz için büyüğünüzü üzmeyin…

  31. Yazan:ljl Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    Erbakan’ın rahle-i tedrisine ugrasaydim kacardim gercekten.
    Brokeback Dagi kadar narin olmak da istemiyorum zaten, laf aramizda.

  32. Yazan:emito Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    sayın mehmet yılmaz;
    Kesinlikle devlet bahçeli ve deniz baykal’ı sevmiyorum ve nefret edecek kadar da onlara sinirliyim.Ama bu benim onların kişilikleri ile dalga geçmemi gerektirmiyor.
    kimin damat,kimin gelin olması düşüncesisiğzin gibi kişilere kesinlikle yakışmıyor ve bu sizin değerinizi düşünüyor.Başbakanın seçim gecesi konuşması ne kadar güzeldi herkesi kucaklıyordu.sizin gibi değerli kişilerden de bunu bekliyorum…
    saygılarımla…

  33. Yazan:Ece Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    Sn Emito,
    Geçmişimde Erbakan hoca filan yok!
    Bülent Ecevit var..

    Şamanizmin iyi taraflarından biraz bahsedebilir misiniz lütfen?
    Aydınlanmak isterim..

    saygılar

  34. Yazan:ljl Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    Carlos Santana’nın shaman diye bir albumu vardi. O iyiydi.. Evet.
    (emito sana yardim ediyorum bak, bu kiyagimi da unutma! Bir de dahi anlamindaki de sertlesmez; “te” olmaz. Milliyetci adam once diline ozen gosterir, Turkceyi dogru kullanir…)

  35. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    Sayin Emito,

    samimi iltifatiniz için tesekkürler.

    Kisilik haklari konusunda sunu söyleyecegim : Bence saygi denen sey KARSILIKLI olur. Bahçeli ve Baykal gibi halki saymayan insanlari ben de saymam. Ama bu konuda uzun uzun tartismaya gerek görmüyorum. Zaten milletten yemisler tokadi. Bir de biz vurmayalim.

    Benim hayalimde G8 devletleri arasina girmis bir Türkiye var. Ve ulusalci, milliyetçi, çayci, simitçi … bunlarin hepsi detay gözümde. Disarida güçlü, zengin, haklarini savunabilen bir TC istiyorum; içeride ise vatandaslarina karsi adil, refahindan herkese pay düsen bir devlet.

    Sizin de büyük ihtimalle paylasacaginiz bu istegin saniyorum artik gerçeklesmesi mümkün.

    Elinde yagli urgan sallayanlar ve TSK’nin siyasi uzantisi olan CHP gibi olusumlar ise bu güçlü Türkiye’nin önünde en büyük engeldi … 22 temmuza kadar.

    AKP’ye verilen oylarin önemli bir kisminin aslinda “DEMOKRASI” ugruna bu partiye emanet edildigini düsünüyorum. Bu baglamda RTE ve Gül’e çok büyük sorumluluk düsüyor. AKP’nin A’sini da K’si gibi ileri götürmeleri gerek önümüzdeki yillarda.

    Saygilarimla

  36. Yazan:Ece Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    Mehmet Ağar ın dokunulmazlığı kalkınca, SUSURLUK DOSYASI tekrar açılacak:)

  37. Yazan:emito Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    Sayın Ece hanım;
    Geçmişinizde nasıl Erbeken Hocam olmaz
    Bülent Ecevit mi yani şu milliyetçi Bülent Ecevit;Kartal araba kullanıp milletçi gözükmek için elinden geleni yapan,ama;şapkasının markası Fransız olan rahmetli Bülent Ecevit mi?
    Şaşırttınız Ece hanım!

    Aslında dışardan birinin şamanist olması mümkün değil(yani ben olamam)
    Bir çok iyi yönü var…Ancak zaman zaman islam diniyle bağdaşmayan yönleri de var
    Bana en büyük katkısı dinime daha da bağlandım…Ruhsal olarak kendimi daha iyi hissediyorum…Hayata daha olumlu bakıyorum…
    Ancak bazı özellikleri islam dininle bağdaşmıyor…
    saygılar…

  38. Yazan:emito Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    ljl
    çok komiksin,ilkokulu yeni bitirdin herhalde.
    Türkçeyi çok iyi biliyorum,yazdığım kitaplarda ve bunları okuyan okurlarımın eleştirileride hep bu yöndedir.Yoğun olduğumdan bazen yazarken senin gibi 8.sınıfı yeni bitirmiş bir yeğenim var ona yazdıyorum kusura bakma.Ama o da senin çok hata yaptığını söyledi ben de biraz ona başkalarının elinde olmayan sebeblerden dolayı yaptığı hataların söylenmemesinin bir erdem olduğunu söyledim…
    Ben milliyetçi olduğumu söylemedim…
    ama siz Erbakan Hocamın dersinden kaçtığınızı itiraf etmiyorsunuz.Kul hakkı yemeyin.Yoksa Erbakan Hocam size şunu söyler.’hadi ordan,hadi ordan’…

  39. Yazan:emito Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    sayın mehmet bey;
    Dediğiniz dibi Allah onlara gerekli tokadı atmış…ama ne olursa olsun ılıman davranmak en güzelidir.
    Fikirlerinize katılıyorum Allah AK partiyi utandırtmasın…

  40. Yazan:emito Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    Sayın Ece hanım,
    Sadece Mehmet Ağar’ın dokunulmazlığının kalkması yetiyor mu?
    Dokunulmazlığın tamamen kalkması gerekmiyor mu?

  41. Yazan:MY Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    Evet Ece Hanim,

    Susurluk vb dosyalarin üzerine gitmek artik AKP’nin boynunun borcu :)) zaten yapmazsa hem siyasi gelecegi açisindan hatali olur hem de Türkiye açisindan.

    MY

  42. Yazan:TSD Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    @Emito

    Dokunulmazlığın tamamen kalkması gerekmiyor mu?

    Evet, tamamen kalkması gerekiyor. Bürokrasi, yargı ve asker dokunulmazlığı ve çift başlı yargı dahil.

    Erdoğan’da bunu söylüyor, “tamamını kaldıralım” diyor ama bir türlü yanaşmıyorlar.

  43. Yazan:emito Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    ama erdoğan da milletvekili dokunulmazlığının kalkmasını istemiyor.Neden acaba? Önce herkes evinin önünü temizlesin.

  44. Yazan:emito Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    Kayıp trilyon davasını da unutmamak gerekiyor arkadaşlar…

  45. Yazan:TSD Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    Yargı bağımsızlığının olmadığı bir ülkede siyasetçilerin dokunulmazlarının kaldırılması siyasetçilerin ölüm fermanıdır.

    İşgüzar bie savcının uydurma iddialarla tam seçim döneminde mesela bir bakan ya da başbakan hakkında dava açtığını bunun nmanşetlere taşındığını düşünün, nasıl etkilenir kamuoyu?

    Erdoğan İstanbul belediye başkanı iken pek çok dava açılmıştı, aynı konuda bir sürü mahkemeye dava açıldı, aklanmış suçlamalardan bile tekraren davalar açıldı, dava adedi fazla gözüksün diye..

    Ne oldu? Yıllar sürdü milletvekili olup dokunulmaz olmadan önce hepsinden aklandı.

    C.başkanlığı seçimlerinde o biçim hokkabazlıklar yapanlar bu tip bir imkan geçirdiklerinde beğenmedikleri siyasilere neler yapmazlar?

    Bu açıdan “dokunulmazlıkların” kaldırılması hamasetle ele alınacak kadar basit değil.

    Erdoğan’da bunu bildiği için tüm bürokratik ve askeri dokunulmazlıklar kaldırılsın, yargı bağımsızlaşsın sadece “kürsü dokunulmazlığı” kalsın diyor.

    Ama yanaşmıyorlar, neder acaba?

  46. Yazan:emito Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    doğru ama aynı şeyler mehmet ağar için de geçerli değilmi?
    Takım tutar gibi siyaseti bir tarafa bırakın…
    Yani Erdoğan hakkında karar verecekler taraf tutar(yani yargı bağımsız değil).tamam çok güzel.
    ya mehmet ağar hakkında karar verenler objektif olacak…
    sonra da gel hamaset siyasetinden bahset…

  47. Yazan:TSD Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    doğru ama aynı şeyler mehmet ağar için de geçerli değilmi?

    Nasıl yani, Mehmet Ağar zaten “derin”lerin, yani sistemin adamı değil mi?

    Sistem bunu muhalifler için kullanır kendi adamları için değil.. (Ağar rahatça aklanacaktır merak etmeyin)

  48. Yazan:emito Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    ben hiç merak etmiyorum.haklı veya haksız da demiyorum.düşüncelerimizi hiçbir zaman fanatizme dökmemek gerekiyor.sitede inanılmaz düşünce fanatikliği var.düşüncelerimizi özgürce söylemek gerekiyor.
    ama Mehmet Ağar’ın dokunulmazlığı kalktı diye sevinç çığlıkları atanlar;Mesut Yılmaz,Erbakan,Bahçeli,Baykal ve Erdoğan vs kalktığın da da aynı çığlıkları atması gerekiyor.Fanatikliğin sadece gazete adı olarak kalması dileğiyle…

  49. Yazan:emito Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    yolculukları sırasında bir genç kızı sırtına alıp ırmağın öbür kıyısına geçiren dervişe, arkadaşı günler boyu sitem eder: “sen nasıl olur da bir kızı sırtına alırsın?” der de der. sonunda derviş dayanamaz: “ben kızı ırmağın beri yakasında sırtımdan indirdim; sen günlerdir kızı kafanda taşıyorsun; kafandan indir artık şu kızı…” der. ırmağın bu kıyısına kadardı bizim işimiz; seçim oldu ve bitti. kardeşliğimizi siyasal taraftarlığa endekslemedik çok şükür. siyasi tercihimizi kutsallaştırmadık; kimseyi de hatasız ve kusursuz ilan etmedik. benim çoktan sırtımdan indirdiğim şeyi, hala kafalarından indiremeyen kardeşlerimize muhabbetlerimi gönderiyorum. kafanıza yük etmeyin partileri
    Senai Demirci

  50. Yazan:MY Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    dokunulmazliklar herkes için kalkmali, ama önce Anayasa’nin sivillestirilmesi veya yeni bir anayasa gerek kanaatimce. Bu süreç içinde dokunulmazliklar faydali bile olabilir sükuneti saglamak açisindan. Hersey sirayla :)

  51. Yazan:emito Tarih: Tem 25, 2007 | Reply

    teşekkürler mehmet bey,aynı fikirdeyiz

  52. Yazan:naz Tarih: Tem 28, 2007 | Reply

    türkiye laiktir laik kalacak türkiyee bütündür ayrılmayacak!!!!

  53. Yazan:MY Tarih: Tem 28, 2007 | Reply

    Sayin Naz,

    Laiklik dediginiz seyin tarifini yapar misiniz bir zahmet?

  54. Yazan:ljl Tarih: Tem 30, 2007 | Reply

    ben yapayim..
    turk usulu bir yemektir.
    (aslinda fransiz mutfagindan aldik ama biraz degistirerek.)
    kesin bir tarifi yok aslinda. yani bizdekinin temel ozelligi bu. herkesin damagina hitap etmesin diye olacak…
    dort kisilik laiklik icin fazla birsey gerekmez. iki kilo irtica korkusu, sofraya sermek icin 3-5 nusha tabldot gazete, 367 tane tuz hazır bulunmalı. (evet gram degil tane hesabi; tek tek sayacan, napalim…) bunlari kislanin kantininden ucuza tedarik edebilirsin. olmadi, vatansever kardeslerinizin kestikleri haraclardan borc alirsin.
    yalniz dikkat et kantindeki emekli bascavusun pis bir huyu var, sayilari karistiriyor. 500 bin liralik malzemeyi sana 1.5 milyon diye yutturmaya calisabilir. tandoganda calistiydi bir ara, oradan kalma bir huy. temkinli olmakta fayda var…
    yemek ancak kamusal bir mutfakta pisirilebildiginden tencerenin ustu acik olacak, kapagini ortersen zinhar makbul olmaz, mundar olur, yenmez.
    yemegi puslu havada, alti tane ok bulup karistirman onlarla gerek. ok önemli, onu buldun mu nohut mercimek gibi boncuğa benzer seyleri aramayacaksin yemek icin…
    demokrasinin ayakaltinda dolastigi mutfaklarda yapılamaz, yapilsa da hayir bekleme o yemekten. cope atasin gelir oyle diyeyim. oha çüş falan olursun
    ortaya cikan yemekten baskalari da yemek isterse onlari yemek yerine dayak yemeye ikna ederek uzlas, ya da ne bileyim araya demokrasi girerse jest yapip yemegi sana birakmalarini filan iste…
    kusura bakma yemegin iceriginden cok yapilma surecini anlattim. ama bizim yemegin ozelligi de bu. zaten bizdeki laiklik yemegi yenilmek icin yapilan birsey degil, sofraya oturanlari kacirtip, sofradaki diger nimetleri kendinden baskalarina yedirmemek icin ortaya konan bir seydir…
    yoksa sen ne zannettindi???

  55. Yazan:Ece Tarih: Tem 30, 2007 | Reply

    Dokunulmazlıkların herkes için kalkması tabi ki ideal olandır..
    Fakat Suat beyin de işaret ettiği gibi, önce hukuk tarafsızlığını bir ispatlasın bakalım…

    Yoksa, mevcut hukuk sistemiyle, şarkı söyledin, hadi bakim hapse, şiir okudun hadi bakim hapse, sakız çiğnedin hadi bakim hapse vb trajikomik dümenlerden hiçkimsenin başını kurtarması mümkün olamaz!

    saygılar

  56. Yazan:Ece Tarih: Tem 30, 2007 | Reply

    Mehmet Ağar ın şiir okuyup, şarkı söylemediği ise herkesin malumu..
    Susurluk davasının tekrar gündeme gelmesi iel birlikte, Türk hukuk sistemine kendini aklama fırsatı da doğmuş olacaktır..

    İzleyip göreceğiz..

  57. Yazan:emito Tarih: Tem 30, 2007 | Reply

    Yani bizim adamımız deneme tahtası olmasın,başkası üzerinde denensin ,beğenirsek tarafsızlığı o zaman dokunulmazlığın kaldırılmasını kabul ederiz.Tebrikler çok zekisiniz…
    Siz CHP lileri fazla dinlemişsiniz.Onlar gibi düşünmeye başladınız…

  58. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Tem 30, 2007 | Reply

    Sayin Emito,

    Buna DENEME denmez, bile bile lades denir :)

    Anayasa Mahkemesi’nin utanmadan, sıkılmadan anayasayi çignedigi bir ülkede yasiyoruz.

    TSK’nin 1980 darbesiyle dikte ettirdigi oldukça askeri bir anasayamiz var ve buna ragmen askerlerimiz anayasal görevlerinin disina tasarak her konuya müdahele edebiliyorlar. Buna 12 yasindaki kizlarin uyku saatleri de dahil.

    Askeri bir savci bir sivili hatta bir gazeteciyi yargilayip tutuklayabiliyor (Bkz Nokta dergisi olayi) ki son yapilan kanuni degisikliklerle artik bu tür uygulamalarin hiç bir yasal temeli yok.

    Böyle bir ülkede dokunulmazliklarin kalkmasini nasil isteyebilirsiniz? Bu neredeyse intihar gibi bir sey.

    Önce sivil anayasa, sonra dokunulmazlik. Hersey sirayla.

    NOT : Daha önce bu görüste oldugunuzu bildirmistiniz, ne oldu? Neden fikir degistirdiniz anlamadim :(

  59. Yazan:Ece Tarih: Tem 30, 2007 | Reply

    Sn Emito,
    Tüm samimiyetimle söylüyorum, ben 22 temmuzdan sonra artık, sıkı bir muhalefetim..
    Çünkü biz üzerimizde düşeni yaptık, daha fazla demokrasi istediğimizi, fiiliyata döktük..

    Eğer ki, hükümet bu konuda beklediğimiz tavrı sergileyemezse, buradan da okumanız mümkün, en acımasız eleştirileri, çekinmeden yazarım..

    Mesele “benim adamım, onların adamı”meselesi değil..
    Susurluk davası apayrı bir statüye sahip ve bence çoğu konu, halı altına süprüldü..

    Mehmet Ağar la birlikte, bu konunun tekrar sorgulanması, yargılanması şimdilerde mantar gibi türeyen, çeteleşmelerin de kökenini aydınlatacaktır diye ümid ediyorum..

    SADECE ÜMİD EDİYORUM..

    hepsi bundan ibaret!

    sayg.

  60. Yazan:emito Tarih: Tem 30, 2007 | Reply

    Sayın Mehmet Yılmaz,
    Ben Ece hanımın daha önce Mehmet Ağar için yazdığı söze karşılık vermiştim.Ece hanım geç karşılık verince biraz hatlar karıştı.
    Evet sivil anayasa lazım(Ancak Üskül’ün dediğini kabul etmiyorum.’Devletin bazı vaz geçirmezleri olmalı’)
    düşünceler arasındaki tek farklılık,ben herkese aynı şekilde uygulanması istiyorum(Mehmet Ağar da dahil)…

  61. Yazan:emito Tarih: Tem 30, 2007 | Reply

    Sayın Ece hanım
    1)Gerçekten eleştiride bulunmanızı bekliyeceğim…
    2)Ümitlerinize ben de katılıyorum…
    Ama,beğensekte beğenmeksekte bir derin devlet hikayesi var.Bazen devlet için suç işlenebilinir(Bu suç adam öldürmek vb değil)
    Bu derin devlet hikayesi tüm dünyada var…

  62. Yazan:MY Tarih: Ağu 10, 2007 | Reply

    Mümtazer Türköne’den yapici ve düsündürücü bir yorum :

    “Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında yaptığı uzun konuşma, MHP üzerindeki soru işaretlerini ve önyargıları dağıttı. MHP, sorumlu ve dikkatli davranacağını, “millî duruşun, uzlaşmanın, hoşgörünün ve diyaloğun adresi” olacağını ilan etti. Konuşmanın büyük kısmı, Meclis’in açıldığı güne damgasını vuran “el sıkışma fotoğrafı”nın arkasındaki felsefeyi anlatmaya ve açıklamaya ayrılmıştı. Başlangıç olarak belki yeterli; ama mantıkî sonucuna zamanla ulaşacak olan bazı argümanların bünyesinde bazı zafiyetler barındırdığı da aşikâr.
    Her şeyden önce “klasik milliyetçi söylem”in “uzlaşmaya, hoşgörüye ve diyaloğa” aykırı bir bileşeni var. Bu bileşen, dünyayı siyah-beyaz renklere ayıran, akıldan ziyade duygulara hitap eden hamasî retoriğin tortuları ile oluşuyor. Bahçeli’nin konuşmasında geçen “kuşatma”, “kan”, “abluka”, “tuzak”, “ihanet”, “yıkıcı ve bölücü niyetler” gibi, daha çok asker bildirilerinden alıştığımız savaş deyimleri ile siyaset üretmenin ve bu siyasetin içine diyalog ve hoşgörüyü yerleştirmenin ciddî zorlukları var.”

    Tamami için : http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=574287

  63. Yazan:emito Tarih: Ağu 10, 2007 | Reply

    Sayın Mehmet Yılmaz,
    Mümtaz Türköne kim? AKP milletvekili Özlem Türköne’nin neyi oluyor?
    Olaylara tek yönden yaklaşmak size yakışmıyor…

  64. Yazan:MY Tarih: Ağu 10, 2007 | Reply

    Sayin Emito,

    Nerelerdesiniz? Özlettiniz kendinizi :)

    Elbette Türköne ve hatta ZAMAN’in siyasî çizgisi belli.

    Ancak altini çizmek istedigim husus “kuşatma”, “kan”, “abluka”, “tuzak”, “ihanet”, “yıkıcı ve bölücü niyetler” gibi savas kelimeleriyle konusulmasi. Türköne’nin bu listesine sunlari da ekleyebiliriz :
    - Cephe,
    - agir bir darbe,
    - AKP’nin ezici zaferi, (ezilen kim?)
    - “Demokrasiye sikilmis bir kursun” (ki RTE söyledi)

    Askeri terimlerle siyaset konusulmasi sekilsel çirkinligin çok ötesinde zarar getiriyor Türkiye’mize. Gerçekte birlestirici, kazan/kazan çözümler bulmali siyasetçiler. Ama “AKP cephesi, Laik cephe” filan dedikten sonra “bir cephelesme var” demeye basliyoruz. Her iki takimin insanlari artik bir daha asla bir arada çalisamaz hale geliyorlar.

    ZAMAN’dan sonra en okunasi gazete Radikal ama orada da kendini askerlik subesi zanneden bir kaç yazar var ki mide bulandiriyor.

  65. Yazan:Aysun Yaman Tarih: Eyl 11, 2007 | Reply

    Saldırganlığın meşru yüzü LEYLA İPEKÇİ’den bu konuda çok güzel bir yazi

    Bugünün haz ve eğlence sektörüyle beslenerek büyüyen çocukları için vurdulu kırdılı bilgisayar oyunları oynamak sanki doğuştan sahip oldukları bir hak.
    “Bu kadar adamı bir tuşla öldürüyorsun, yazık olmuyor mu, neymiş suçları?” diye sorduğunuzda sizi kendilerince teskin ediyorlar: “Görev icabı öldürüyorum.”

    Şiddet uygulamayı ve saldırganlığı bir teknolojik imkân, yaratıcılık ve doğallık olarak gören çocuklar, saldırganlığa geçerli sebepler üretmek için zorluk çekmeyecekler büyüdükçe. Yıllar önce, 6-7 Eylül olaylarında ellerindeki sopalarla, balyozlarla saldırganların gelip gayrimüslimlerin dükkânlarını, işyerlerini kundaklamaları için de bir son dakika gerekçesi bulunmuştu. Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldığı söylenmişti. Böylesine uyduruk bir haber, şiddeti meşrulaştırmak için yetmiş artmıştı bile.

    11 Eylül sonrası ise iftiraya, yalan habere pek gereksinmiyoruz. Niyet okumak diye son derece dâhiyane bir gerekçe bulundu çünkü. Bush ve ekibinden ithal ettiğimiz ‘önleyici savaş doktrini’ sayesinde görev icabı öldürmek, saldırmak, yok etmek daha kolay artık. Öteki gelip seni nasılsa arkadan vuracaktır, toprağında gözü vardır, istihdam olanaklarını kurutacaktır vesaire. Böyle bir vehim, en kolay ötekileştirdiğimiz ‘yerli’ ve ‘yabancı’ azınlıklardan toplu olarak nefret etmemize yetebiliyor.

    Ülkemizde kaçak olarak yaşayan bir yabancı, aşağılanmalara uğrayabiliyor, iftiralarla baş etmekte zorlanıyor, başı beladan kurtulamıyor. Kimi de Nijeryalı Festus Okey gibi gözaltında öldüğü halde bir doyurucu açıklama bile yapılması çok görülüyor. Yabancı olmak: Saldırmak ve yok etmek için başlı başına bir gerekçe oldu. Sanırım bugün artık niyet okumak bile gerekmiyor.

    Dolapdere’de Avrupa’ya kapağı atma hayalleriyle küçücük odalarda üst üste yaşayan Afrikalılar geçici işlerde, özellikle de inşaatlarda iki kuruşa çalışıyorlar, kimi de fuhuş ve uyuşturucu işine giriyor. Sığınma hakları tanınmadığı için, burada kaçak olarak yaşamaktan başka bir yol bulamıyorlar. Bugünün ’sahipsiz’ kalmış kaçakları tekneleri battığında veya sığındıkları kamyonlarda havasızlıktan ölme tehlikesi atlattıklarında haber oluyorlar; ama ölenler veya geri dönmeyenlerin âkıbeti de yakından takip edilmiyor kamuoyunda.

    Batı’nın yabancıları da bu zımnî olarak kabul görmüş saldırganlıktan nasibini alıyor. İsviçre’deki seçim kampanyasında ‘daha fazla güvenlik’ gerekçesiyle yapıldığı iddia edilen bir afişte ülke bayrağının önünde yer alan üç beyaz koyun, göçmenleri simgeleyen siyah bir koyunu tekmelerken resmedilebiliyor. Afiş, bir Neo Nazi grubunun işi değil, aksine, koalisyon ortağı olan bir partiye ait. Aynı parti şu sıralar, 18 yaş altındaki suçlu göçmenlerin aileleriyle birlikte ülkeden çıkarılmasını sağlayacak bir yasa teklifi üzerinde çalışıyor.

    Batı’nın tam bir haçlı ruhuyla hareket ettiğinden dem vuran, Avrupa’daki yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın gitgide arttığından ve küresel bir tehdide yol açacağından endişe duyan birçok kişi, bu ülkede kendi halinde yaşayan, nefret ve intikam söylemi üretmeden işine gücüne bakan ‘yerli’ azınlıklarını da kendi topraklarında ‘yabancı’laştırarak saldırganlığın nesnesi haline getirebiliyor. İnsanların boğazının kesilmesi bile yaptıkları ne olursa olsun, ‘hak’ görülerek meşrulaştırılıyor.

    Malatya ile Elazığ takımları arasında oynanan futbol maçında, taraftarlardan bazıları ‘Ermeni Malatya’ diye slogan atınca kavga kopuveriyor. ‘Ermeni’ sözcüğü saldırganlık için başlı başına bir gerekçe. Ermeni ailelerin bugün burada kalan üç beşinden birinde doğmuş bir genç olabilirdiniz. Nasıl yaşardınız? Müslüman olmanın giderek terörizmle eşdeğer görüldüğü Avrupa’da, Independent gazetesi, çokkültürlülük ile içe kapanmacılık arasında bir bölünme yaşandığını ve bu tehlikeli durumun Avrupa için bir sınav olduğunun altını çiziyor. Peki, yerli ve yabancı azınlıklarına karşı toptan intikamcı hislerle yaklaşarak kim bilir ne çok hayatı haksız yere altüst etmiş bizler için?

  66. Yazan:aae Tarih: Eyl 18, 2007 | Reply

    milliyetçilikten kim korkar…??ermeni XXXXX olmuş kürtler…abd yanlısı yazarlar….avrupa nın XXXXX olmaya calısan ab cı siyasiler…haa bir de bir haltı beceremeyen ve farklı olmaya calısıp aslını ınkar eden tanımlayamadıgım soytarılar….mhp ye gelınce ..haklısınız bu donem kı sıyasetı bıraz yanlıs…cunku cok ılıman…eger kı devlet bahcelı yerıne alparslan turkes gıbı bır lıder olsaydı bu yazı yazıyor olmazdınız…halınıze sukredın bız cok merhametlıyız….

     EDITÖR : Sayin AAE,

    Sitemize hosgeldiniz, bundan sonraki mesajlarinizda hakaret içermeyen cümleler kurabilirseniz memnun oluruz. Ait oldugunuz veya sempati duydugunuz gruplar hakindaki önyargilarin güçlenmesine sebep olabilirsiniz.

    saygilar

  67. Yazan:ÜLKCÜÜ HAREKET Tarih: Eyl 20, 2007 | Reply

     BU UYDURMA HABERI KADLIRIN

  68. Yazan:ÜLKCÜÜ HAREKET Tarih: Eyl 20, 2007 | Reply


  69. Yazan:Sabriye K. Yaman Tarih: Eyl 30, 2007 | Reply

    Müslüman Ermeniler,‘Aleviyim dense de tehcirden çıkış yok’   
    Tabu ve yüzleşmeden

    korkuluyor

    Günümüzde Müslüman Ermeniler “Bir Ermeni Aleviyim dese de, tehcirden kurtulamıyordu” Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun Alevi Kürtler’in Ermeni kökenli olduğuna ve elinde listeler bulunduğuna ilişkin açıklamaları büyük tepki gördü. Ermeni kökenli Müslümanlar ve soyağacında Ermenilik bulunan yurttaşlarımız ise bu yazıda kendi ağızlarından tehcirden nasıl kurtulduklarını, yaşadıklarını anlatıyor:
    Ancak günümüzde bu tartışma toplumun bir bölümü için endişe ve korku kaynağı. Öyle ki, Yeni Aktüel’e yaşadıklarını anlatanlara göre annelerinin Ermeni olduğunu inkâr edenler de var…

    “Kimilerine göre Orta Asya’dan gelen Türk boylarından biriyiz, ama ben böyle olmadığını düşünüyorum. Bir kere ortada hiç kaybolmayan bir dil var ve Ermenilerle en somut bağ dil bağı. Dil ne komşuluk bağıyla devam eder, ne de onların köyünde yaşamakla. Örneğin Hemşin kelimesinin kökeninin ‘yeni şenlik’ anlamına geldiği iddiaları uçuk ve zorlama. Hemşince’nin kaybolmasına, çocuklarımın Hemşince’yi bilmemesine çok üzülüyorum.”

    Bu sözlerin sahibi, Ermeni kökenleri olduğunu ilk kez söyleyen, Aksaray’daki bürosunda 25 yıldır avukatlık yapan doğma büyüme Hemşinli Kamil Muti. Hemşinliler’in 90′lı yıllardan itibaren araştırmalara konu olan kökenleri konusunda tartışmalar var.

    İslam Ansiklopedisi’nde Hemşin, “Müslümanlaşmış Ermeniler’in oturduğu Kalopotamos ve Furtuna yüksek vadileri” olarak tarif edilmiş ve “Bugün Hemşinliler Müslümandır ve yalnız Hopalı olanlar Ermenice’yi unutmamışlardır” deniyor. Ancak günümüzde Hemşinliler’in hemen tamamı bu iddiaları reddediyor.

    Çünkü maalesef Ermeni kökenli olmak Türkiye’de bir hakaret olarak algılanıyor. Halaçoğlu’nun “dönen” Ermenilere dair elinde liste bulunduğuna ilişkin açıklama da bu tavra tuz, biber ekti! Evet, konu Türkiye için bir tabu ve yüzleşmekten hep korkuluyor! “Şimdiye kadar hep başkaları bizim adımıza konuştu.

    İlk kez bir Hemşinli kendi adına konuşuyor” diyen Kamil Bey ise bu konuları amatör olarak araştırdığını, ancak akademik araştırmaları kabul etmek gerektiğini belirtiyor.

    “Biz Hemşinliler’in Ermeni kökenli olması, ötekileştirilmemiz anlamına gelmemeli. Halkımız ötekileşmekten korkuyor. Ermeni kökeni hakkında gerçekler ortaya serilmeli ve gerçeğe sahip çıkılmalı. Ama birilerinin bunu başkalaştırmak için kullanmasına izin vermemek lazım” diyen Muti, 500 sene önceki atalarının seçiminin iyi veya kötü olduğunu yargılama hakkı ve yetkisinin olmadığını söylüyor.

    Hemşinli avukat Kamil Muti’nin aile büyüklerinden yeni öğrendiği bir gerçek ise akademik olarak araştırılması gereken bir husus: “Dedelerim 1914-17 yılları arasında geçici olarak Hopa’dan Ordu’ya göç etmişler. Bu göç belki de Ermeni tehcirinden zarar görmemek için yapılmıştı.”

    “Müslümanlaşma sürecinin başlangıcı daha eski”

    İddialar çarpıcı, ancak belgeler Ermeniler’in 1915′te o kadar şanslı olmadığını gösteriyor.

    Ermeniler’in sosyal tarihini araştıran Toplumsal Tarih dergisinin eski editörü ve şimdi Birzamanlar Yayıncılık’ın yayın yönetmeni olan Osman Köker, Ermeniler’in Müslümanlığa geçmelerinin sadece 1915 tehciri sırasında yaşanmadığını, Türkler’in Anadolu’ya girmelerinden itibaren buradaki yerli halkların Müslümanlaşma sürecinin başladığını belirtiyor.

    Köker, Yusuf Halaçoğlu’nun iddialarını da asılsız buluyor. “Bir köye Ermeniler’i sevk etmek üzere askerler geldiğinde Ermeniler’in “Biz Alevi Kürdüz” diyerek kurtulması mümkün değil. Devletin hangi köyün Ermeni, hangisinin Kürt olduğunu bilmemesi düşünülemez bile. Sevk sırasında Ermeniler’in kitlesel olarak Müslümanlığa geçerek kurtulmuş olması da mümkün değil. Kocaları ya da babaları öldüğü ya da önceden sevk edildiği için sahipsiz kalan kadın ve çocukların Müslümanlaştırılması da, bir istisna değil, o zamanki devlet politikası.” Bu konuda Osmanlı Arşivi’nde çok sayıda belge olduğunu ve bunların bir kısmının Arşiv’in yayınladığı kitaplarda basıldığını belirten Köker’in vurguladığı belgeleri günümüz Türkçesi’yle yandaki sütunlarda okuyabilirsiniz.

    1915′teki tehcir sırasında Müslüman olan Ermeniler de ya bir süre sonra Hıristiyanlığa geri dönerek Ermeni kimliğine sahip çıkıyor ya da bu gerçeği hayat boyu adeta kendinden bile gizliyor. Yine de acı hatıralar yavaş yavaş gün ışığına çıkıyor.

    Örneğin İrfan Palalı’nın anneannesi Fatma’nın tehcir sırasında yaşadıklarını ve onun Ermeni olduğunu öğrendiğinde tepkisini anlattığı “Tehcir Çocukları”, Fethiye Çetin’in anneannesi Seher, yani Heranuş’a dair hatıraları ve akrabalarını anlattığı “Anneannem” kitabı, bu konuda öncü çalışmalardı. Kısa süre önce yayımlanan “Ermeni Kızı Ağçik” kitabında Yusuf Baği de anneannesinin yaşadıklarını cümlelere döküyor ve gizli Ermeniler’e ilişkin yeni iddiaları dile getiriyordu. Filiz Özdem ise “Korku Benim Sahibim” romanında Ermeni dedesi ve onun annesinin hayatını kendi deyimiyle roman kahramanı “Sude’ye ödünç” veriyordu.

    “Bir Ermeni Aleviyim dese de, tehcirden kurtulamıyordu”

    Anneannesinin Ermeni olduğunu belirten Peri Yayınları’nın sahibi Ahmet Önal da geleneklerinde aidiyet baba üzerinden kabul edildiği için “Kürdüm” diyor ve “Bana Ermeni deseler bunu hakaret kabul etmem. Hatta Ermenileri aşağıladıklarında zoruma gider. Ermenilerin hedef gösterilmesine, korkutulmasına karşıyım” sözleriyle tepkisini dile getiriyor. 15 yıldır yayıncılık yapan Önal Bingöl’ün Kiğı İlçesi’nin bir Ermeni köyü olan Döşlüce (eski adı Sığank) Köyü’nde doğmuş.

    Anneannesinin kitap sevgisini yandaki sütunlarda tüyler ürperten ayrıntılarla anlatan ve anneannesinin kitap sevgisi sayesinde kitaba yönelen Önal önce iyi bir okur olmuş, sonra da düzeltmen! Alevi Kürt Şaddi Aşireti’nden olan Önal, Halacoğlu’nun Ermeniler’in “Kürt Aleviyim” diyerek kurtuldukları iddialarına ise şöyle cevap veriyor:  “Kürt Aleviyim diyerek tabii ki kurtulanlar olmuştur. Örneğin Dersim’in Malazgirt İlçesi’nin Ghıran mıntıkasındaki Garsanlar aşiretinde sağ kalanlar “biz Kürt Aleviyiz” diyerek kurtulmuşlar. Ancak böyle bir genelleme yapılamaz!”

    Bu konuda hayli farklı bilgi ve iddia var. Örneğin “Türkiye Nüfus Sayımlarında Azınlıklar” adlı bir çalışması bulunan ve halen “İttihat ve Terakki’nin Etnisite Mühendisliği ve Anadolu’nun Türkleştirilmesi” adlı bir kitap hazırlayan araştırmacı yazar Fuat Dündar, Radikal Gazetesi’nde 7 Eylül’de yayınlanan makalesinde bir Ermeni köyünün ‘Aleviyim’ diyerek tehcirden kurtulmasının mümkün olmadığını dile getirmişti.

     KAYNAK

    http://www.heraldturk.com/index.php?option=com_content&task=view&id=5560&Itemid=1
     

  70. Yazan:ÜLKÜCÜ GENÇLİK Tarih: May 24, 2008 | Reply

    MHP HAKINDA KİMSE KÖTÜ BİR SEY DİYEMEZ

  1. 6 Trackback(s)

  2. Ağu 21, 2007: Kurtlu hilal : Derin Düşünce
  3. Eyl 16, 2007: PKK… Ters giden nedir? Bundan sonra nereye? : Derin Düşünce
  4. May 14, 2008: Türkiye faşist olur mu? : Derin Düşünce
  5. Tem 16, 2008: Şu kaplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce
  6. Tem 19, 2008: Milliyetçiler, Kemalistler ve ulusalcılar neden başarısız? : Derin Düşünce
  7. Tem 23, 2008: Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? | SiyarGrup™

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin