RSS Feed for This Post

Kur’an, Hadisler ve İslami Çoğulculuk

Kur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukKur'an, Hadisler ve İslami Çoğulculuk[5 MAYIS 2006 AKYOL.ORG]

Son günlerde sitenin yorum bölümlerinde hadislerin İslam’daki yeri ve hadis literatürünün güvenilirliği hakkında bir tartışma sürüyor. Bazı okurlar hadislere karşı kuşkucu ve hatta reddiyeci yaklaşırken, diğerleri bu yaklaşımı eleştiriyor ve farklı ölçülerde de olsa hadis literatürünü savunuyorlar.

Bu konudaki bazı görüşlerimi ifade etmekte yarar görüyorum. Bunların birincisi ve belki de en önemli olanı ise, İslami çoğulculuğun önemi. Bir başka deyişle birbirinden farklı İslam yorumları olabileceğinin baştan kabul edilmesinin ehemmiyeti.

Farklı İslam yorumları, İslam’ın ilk dönemlerinden beri var oldu. Ümmet içinde ilk başta siyasi nedenlerle başlayan ayrılıklar, zamanla farklı mezhepleri doğurdu. Sünni-Şii ayrımı böyle ortaya çıktı. Öte yandan vahiy-akıl ilişkisi, kaderin mahiyeti, hadislerin rolü gibi pek çok konuda farklı görüşler gelişti. Bunlar arasında kimi zaman sağlıklı tartışmalar, kimi zaman kanlı kavgalar yaşandı. İlk bir kaç yüzyıldan sonra klasik mezhepler şekillendi, Sünni fıkhı İmam Şafi’nin kurduğu sistematik üzerine oturdu. Şiiler ise İmam Cafer’in metodolojisini izlediler.

Geçtiğimiz iki yüzyılda ise temel kaynakların (Kur’an ve hadislerin) yeniden okunması ve yorumlanmasını savunan reformist görüşler gelişti. İslam’ın ikinci veya üçüncü yüzyılında formüle edilmiş mezheplerin çağın ihtiyacını karşılamadığını, dahası pek çok geleneğin din zannedilerek korunduğunu savunan söz konusu reformist Müslümanlar, geleneği eleştirmekte ortak bir nokta bulsalar da, birbirinden çok farklı alternatifler önerdiler.

Sonuçta bugün İslam dünyasında çok farklı din anlayışları varlığını sürdürüyor. Klasik mezheplerin arasındaki farkların yanında, ayet ve hadislerin yeni yorumlarına ihtiyaç olduğunu savunan “modernistler”, “tek kaynak Kur’an’dır” diyen redd-i hadisçiler, ya da Kur’an dahil tüm kaynakların belirli ölçüde “tarihsel” olduğunu savunanlar var. Bu farklı akımların içinde de farklı görüşler yer alıyor. “Tek kaynak Kur’an’dır” diyenlerin arasında, örneğin, namazın vakitleri, hatta şekli bir namazın varlığı konusunda bile ihtilaf var. Müslümanlar arasındaki dini olmayan ayrımlar – dil, kültür, siyasi görüş veya yaşam biçimi farkları – da cabası.

Bu tablo karşısında da pek çok Müslüman, “nasıl olup da ortak bir zemin bulacağız, tek bir anlayışta uzlaşacağız” diye soruyor. Bu sorunun cevabını da, bazıları, “herkes benim anlayışımı kabul ederse doğru yolda birleşmiş oluruz” diye veriyor. Yani kendi İslam anlayışının tek doğru İslam anlayışı olduğuna emin bir şekilde, diğerlerini bu “doğru yol”a davet ediyor. Bu görüşe sahip olan bazı Müslümanların iyice ileri giderek diğer Müslümanları sapmışlıkla suçladığı, hatta tekfir ettiğini (“kafir” saydığını) biliyoruz. Tarihteki Harici vahşeti ve çağımızda gördüğümüz Vahhabi taassubu – ve en son Irak’ta yaşanan Müslümanlar içi savaş ve terör – bu tekfirci anlayışın ne kadar tehlikeli sonuçlar verebileceğinin önemli ve acı göstergeleri.

Kısacası, denebilir ki, tüm Müslümanları tek bir “doğru İslam anlayışı” üzerinde birleşmeye zorlamak, aslında onları daha fazla bölüyor, aralarındaki gerilimi daha da artırıyor.

Peki çözüm ne?

Bir Müslüman olarak benim buna cevabım, İslami çoğulculuktur. Müslümanlar, ancak, İslam’ın farklı yorumları olabileceğini, kendileri bunlardan birine mensup olsalar da, diğerlerine hoşgörüyle bakmaları gerektiğini kabul ederlerse uzlaşabilirler. Bunu yaparlarsa, Frenklerin dediği gibi “anlaşmamakta anlaşabilir” ve Sufi’lerin dediği gibi “çoklukta birlik” sağlayabilirler.
Tevhid’de Uzlaşmak

Sözkonusu çoğulculuk anlayışı, sadece pragmatik bir çözüm değildir; doğrudan Kur’an’dan kaynak bulmaktadır.

Kur’an vahyolunurken elbette tek bir doğru İslam anlayışı vardı: Peygamberin (s.a.v.) uyguladığı ve öğrettiği İslam. Ayetler de inananları peygambere itaate çağırıyordu. Ancak o dönemde geçerli olan “Resul’e itaat” ve onun emri altında birlik olma yönündeki ayetlerin, sonraki dönemde bire-bir uygulanması imkansızlaştı; çünkü Resul artık yoktu ve “bugün olsa ne yapardı” sorusuna verilen cevaplar çok farklıydı. Bugün de hala öyle.

İşte, bu resul-sonrası durumda ne yapılması gerektiği sorusuna, Kur’an’ın daha önceki İlahi dinlerin mensupları (yani “Kitab Ehli”; Yahudiler ve Hıristiyanlar) hakkındaki ayetleri yol gösterici olabilir. Bu ayetlerden özellikle biri çok önemlidir; çünkü Müslümanlara Kitap Ehli ile tek bir ilke – Allah’ın varlığı ve birliği ilkesi – üzerinde uzlaşmayı emretmektedir:

De ki: “Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.” Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahid olun, biz gerçekten müslümanlarız.” (Ali İmran, 64)

Dikkat edilirse ayet Kitap Ehli’ni (Yahudi ve Hıristiyanları) Müslüman olmaya değil, sadece Allah’ın varlığını ve birliğini kabul edip bu temel üzerine Müslümanlarla uzlaşmaya çağırmaktadır. (Buradan hareketle, bir insanın kurtuluşu için Kur’an’a tabiyetinin zorunlu olmadığı sonucu çıkarılabilir. Nitekim bir ayette farklı dinler içinde her kim “Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa” kurtuluşa ereceği bildirilmekte [Bakara, 62]; bir diğer ayette ise “İncil sahipleri Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler” denmektedir. [Maide, 47] Kur’an’ın Hıristiyanları terk etmeye çağırdığı şey, İncil değil, Teslis [Üçleme] doktrinidir.*)

Burada önemli olan nokta, Kur’an’a göre, dinler arasında aranması gereken tek dini uzlaşma zemininin Allah’ın varlığını ve birliğini tasdik oluşudur.

Bu durumda, Kur’an’ın Allah’ın vahyi olduğunda ittifak eden – Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiyle ” peygamberi bir, dini bir, kıblesi bir, kitabı bir” olan – Müslümanlar da pek ala “ortak bir kelime” olan tevhidde uzlaşabilirler. Bu kritik konuda anlaşırken, anlaşamadıkları konuları da Allah’ın “dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim” (Ali İmran, 56) hükmüne dayanarak ahirete havale edebilirler. Allah’ın farklı ümmetler için uygun gördüğü çoğulculuğu ve “hayırlarda yarışma” ilkesini İslam ümmeti içinde de hayata geçirebilirler, aşağıdaki ayette emredildiği gibi:

“… Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.” (Maide, 48)

Hadis Eleştirisi

Sözkonusu çoğulculuk ilkesinin Müslümanlar arası çatışmaların ve gerilimlerin aşılması için çok gerekli olduğunu düşünüyorum. Ancak bu çoğulculuk, Müslümanların kendi İslam anlayışlarını savunmamaları, din hakkındaki yorum ve görüşlerini ifade etmemeleri gerektiği anlamına gelmiyor elbette. Aksine, bunun yapılması gerek.

Bu nedenle ben de sitenin yorum bölümünde süregiden “hadis tartışması” hakkında görüşlerimi ifade edeyim. Elbette dini bir otorite hatta bir ilahiyatçı dahi değilim, ama İslami literatürü incelemekten oluşmuş bir kanaatim var. Bu kanaatimi de iki cümleyle açıkça ifade edeyim: Bence Kur’an’ı doğru anlamak ve tefsir etmek için hadislere ihtiyacımız vardır. Ancak mevcut hadis literatürünün yeniden ve eleştirel bir gözle ele alınması, bu yapılırken de Kur’an’a uygunluğun temel kriter olarak belirlenmesi gerekir.

Önce neden hadis literatürünün yeniden incelenmesi gerektiğini düşündüğümü açıklayayım: “Kütüb-ü Sitte” olarak da bilinen 6 temel hadis külliyatının tümüyle “sahih” olduğuna geleneksel bir anlayış olsa da, bu kitapları inceleyen ve Kur’an’a göre tartan her objektif yorumcu, bu külliyat içindeki bazı hadisleri kabul etmekte zorlanır. Öte yandan bazı hadisler de çağımızda ulaştığımız bilim ve kültür düzeyi açısından rahatsız edici durmaktadır. Zaten İslam’a karşı propaganda yürüten anti-İslami kalemler de (İlhan Arsel, Turan Dursun vs.) en geniş malzemeyi hadis literatüründen derlemişlerdir.

Peki söz konusu “rahatsız edici hadisler”, aslında Peygamberimizin sözleri ve eylemlerinin çarpıtılması, yanlış anlaşılması, nesilden nesile bozulmaya uğraması veya doğrudan uydurma sözlerin ona atfedilmesi yoluyla ortaya çıkmış olamazlar mı? Kritik soru budur. Elimizdeki hadis kaynakları peygamberin vefatından yaklaşık iki yüzyıl sonra yazıldığına göre, bu pekala mümkündür. Buna karşı çıkan geleneksel anlayış, hadis külliyatını toplayan İmam Buhari, İmam Müslim gibi “muhaddislerin” ne kadar titiz ve ihlaslı olduğuna vurgu yaparlar. Ancak söz konusu muhaddislerin ihlasına ve titizliğine saygı duymakla birlikte, yanılmış olabileceklerini düşünmek de mümkündür. Sonuçta din, insanların iyi niyetlerine değil, doğruluğundan kuşku duyulmayacak İlahi vahye dayanır.

Bir Müslüman olarak doğruluğundan kuşku duymadığımız tek kaynak Kur’an olduğuna göre de, hadisleri, temel kriteri “Kur’an’a uygunluk” olan yeni bir eleme ve düzenlemeden geçirmekte yarar vardır. Hadis uzmanı ilahiyatçı Prof. Hayri Kırbaşoğlu’nun bu yöndeki görüşlerini önemli ve değerli buluyorum. (Prof. Kırbaşoğlu, geçmişte hadislere hep “ravi zinciri” açısından bakıldığını, “metin” yönünün ihmal edildiğini, oysa asıl bakılması gerekenin metin olduğunu savunmaktadır.)
Hadis Savunması

Üstteki yorumlar üzerine “madem hadis literatürü sorunlu, bu literatüre neden gerek var, sadece Kur’an’ı dikkate alalım” denebilir. Zaten denmektedir de. Bazı Müslümanlar, sadece Kur’an’ı temel alıp hadisleri ve genel olarak sünneti tamamen terk etmeyi savunmaktadırlar. Bu anlayışı savunanların bir kısmı, hadislerin ortaya çıkışını adeta İslam’a karşı bir komplo olarak görmekte ve muhaddisleri ağır şekilde suçlamaktadırlar da.

Bu yaklaşıma da katılmadığımı belirtmeliyim. Çünkü başta belirttiğim gibi, Kur’an’ı doğru anlamak için hadis literatürüne ve genel olarak sünnete ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim. Bunun nedeni de, kanımca, bizzat Kur’an’ın içeriğinin bunu gerekli kılmasıdır.

Her şeyden önce şunu belirtmek lazım: Bize Kur’an’ı ulaştıran kaynak, İslami geleneğin kendisidir. Kur’an’ın nasıl vahyolunduğunu, nasıl toplandığını ve çoğaltıldığını, hadisler, siret ve İslami geleneğin diğer kaynaklarından öğreniyoruz. Hiç bir geleneği kabul etmeyen bir anlayış, Kur’an’ın bize nasıl ulaştığını da açıklamakta zorlanacaktır.

Dahası “sadece Kur’an” görüşünü savunan Müslümanlar, Kur’an ayetlerinin kendi başına anlaşılır olduğunda ısrar etseler de, dikkatli bir okuma, Kur’an’daki bazı ayetleri anlamak için o ayetlerin indiği ortama (sebeb-i nuzüle) ve ayetin peygamber tarafından nasıl yorumlanıp uygulandığına (sünnete) da bakmak gerektiğini gösterir. Sözgelimi Nur Suresi’nin 11-18. ayetlerinde “uydurulmuş bir yalanla gelenler”den söz edilir ve cinsel içerikli bir iftiraya itibar eden Müslümanlar eleştirilir. Eğer “sadece Kur’an” ilkesini kabul edersek, burada sözü edilen iftiranın ne olduğunu bilme şansımız yoktur. Oysa Kur’an vahyedildiğinde sahabe bu iftiranın ne olduğunu biliyordu ve böylece ayetlerde uyarılan hatanın ne olduğunu açık bir şekilde kavramıştı. Ama biz orada değiliz, ayetin nasıl bir ortamda vahyolunduğunu, hangi olaydan bahsettiğini görmüyor, nasıl uygulandığına şahit olmuyoruz. Aradaki “bilgi boşluğu”nu kapatabilmenin – ki bu tam olarak mümkün değildir – tek yolu, hadis ve siret (peygamberin hayatı) gibi kaynakların bize ulaştırdığı sünnete müraacat etmektir.

Bu “bilgi boşluğu”na pek çok örnek verilebilir. “Hani siz vadinin yakın kenarında, onlar uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden daha aşağıdaydı, eğer sözleşseydiniz, kaçınılmaz olarak sözleşme yeri hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz” (Enfal, 42) ayetini daha iyi anlayabilmek için, sözü edilen olayın nasıl cereyan ettiğini, kast edilen vadinin ve kervanın ne olduğunu da bilmek gerekir. Bunu bize öğreten, “Bedir Savaşı” diye bir olay yaşandığını anlatan kaynak, hadisler ve sirettir. Veya “Mescid-i Haram yanında kendileriyle anlaştıklarınız” (Tevbe, 7) dendiğinde, kiminle yapılmış nasıl bir anlaşmadan söz edildiğini anlamak için de yine hadislere ve sirete bakmak zorunludur. “Ebu Leheb”in kim olduğunu, namaz kılma fiilinin nasıl gerçekleştirileceğini, tavafın nasıl yapılacağını, haram ayların hangileri olduğunu ve daha pek çok detayı anlamak için de, hem sünneti hem de o dönemde Arabistan’da egemen olan kültürü bilmek gerekir; bunu bize aktaran en zengin kaynak da yine hadisler ve sirettir.

Hemen şunu da belirteyim: Kur’an hükümlerini anlamak için o hükmün hangi olay üzerine indiğini (yani sebeb-i nuzülünü) anlamak, hükmü o olayla sınırlamak anlamına gelmez. Aksine, hükümler evrenseldir. Zaten İslam geleneğinde bu konuda bir konsensüs vardır. Ancak bu evrenselliği doğru uygulamak için, sadece ayetin lafzına değil, aynı zamanda ardındaki İlahi maksada da dikkat etmek gerekir ki, bu ikincisini anlayabilmek için ayetin indiği ortamın şartlarını bilmek zorunludur.

Bu yapılmadığında, yani ayetler esbab-ı nuzül ve sünnet bağlamından koparılıp “serbestçe” kullanıldığında – ki “sadece Kur’an” yaklaşımı bunu savunmaktadır – ayetlerin insani maksatlara göre suistimal edilmesi tehlikesi doğar. Özellikle çağımızda bu suistimalin pek çok örneğini görmekteyiz. Kendince “İslam devrimi” yapmaya karar veren bir militan “Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir” ayetini (Şuara, 227) bir slogan gibi kullanmakta; kendisinden farklı düşünen bir Müslümana öfkelenen bir başkası, ona karşı “münafık” ayetlerini yöneltebilmektedir. İslam adına terör uygulayan silahlı grupların da Kur’an’daki savaş ayetlerini gelişigüzel kullanıp suistimal ettiklerini görmekteyiz.

Dolayısıyla “sadece Kur’an” yaklaşımını, bizzat Kur’an’ın doğru anlaşılmasına engel olabileceğinden endişe ettiğim için, problemli buluyorum.

Bu yaklaşımın problemli oluşu ise, hadislerin problemsiz olduğu anlamına gelmemektedir elbette. Başta bunu belirttim.

Tüm bunlardan vardığım sonuç ise, ortada çok kolay ve basit bir reçete olmadığıdır. Aslında sorun, bizim 14 asır önce vahyolunmuş ve uygulanmış olan İlahi kitabı, 14 asır sonra yeniden anlamaya çalışmamızdadır. Bu, tabiatı gereği, zor bir iştir; hassas ve temkinli davranmayı gerektirir. Bu iş için hem ciddi bir bilgi birikimi hem de samimiyet ve tevazu gerekmektedir.

Son belirttiğim husus, bizi ilk başta belirttiğim konuya döndürür: İslam anlayışımızın mutlak doğru olduğundan emin olamayız. Bu yüzden kendimize her zaman bir hata payı bırakmamız, farklı düşünen Müslümanlara da hoşgörüyle bakmamız gerekmektedir. Hiç unutmamız gereken ilke, İslami gelenekte gayet doğru bir biçimde ifade edilmiştir aslında: En doğrusunu Allah bilir.
* Zaten Teslis, İncil dışı bir doktrindir. Dört İncil’in Kur’an’daki tevhid inancına uygun bir okunuşu mümkündür. Teslis’i kabul etmeyen “Ariyanizm” (tarihsel) ve “Üniteryanizm” (modern) gibi Hıristiyan mezhepleri bunun kanıtıdır.
.

 

… E-kitap okumak için…

 

yitik Kur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukKur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukSoyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır

Afganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla“bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir?

Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir. 284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” içinBuradan indirebilirsiniz.


İslâm’da Mimar ve Şehir

Cumhuriyet’in ilânından beri yaşadığımız şehirler hızla tektipleşiyor. Betondan yapılmış kareler ve dikdörtgenler kapladı ufkumuzu. Trabzon, Aydın, Malatya… Anadolu’nun her yeri birbirine benzedi. Fakat Türkiye’ye has bir sorun değil bu. Batının “alternatifsiz” Kur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukKur'an, Hadisler ve İslami Çoğulculukdemokrasisi ve serbest piyasası mimarları da tektipleştirdi. Farklı düşünemeyen, yerel özellikleri eserlerine yansıtmayan mimarlar kutu gibi binalar dikiyor. Moskova, Tokyo, Paris, Hong Kong da tektipleşiyor ve çirkinleşiyor.

Çare? Binalara değil de mimara, yani insana odaklanmak olabilir; yani eşyayı ve sureti değil İnsan’ı ve sîreti merkeze almak. Zira bu bir norm ya da ekol meselesi değil: İslâmiyet’in ilk asırlarında bir şehir övüleceği vakit binalar değil yetiştirdiği kıymetli insanlar anılırmış. Biz de güzel binalarda ve güzel şehirlerde hayat sürmek için önce güzel mimarlar yetiştirerek başlayabiliriz işe. İnsan gibi yaşamak için mimarî çirkinliklerden ve bunaltıcı tektipleşmeden kurtulabiliriz. Bu ancak Güzel Ahlâk ile Güzel Mimarî arasındaki bağı yeniden tesis etmekle olabilir. Çare Mimar Sinan gibi cami yapmak değil Mimar Sinan gibi insan yetiştirmek. Kitabımızın maksadı ise teşhis ve tedaviye hizmet etmekten ibaret. Buradan indirebilirsiniz.

Kürtlerin Tarihi Üzerine

kapak_kurt-tarihi-uzerine Kur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukKur'an, Hadisler ve İslami Çoğulculuk80 seneden beri Kürtlerin tarihi isyan ve terörle özdeşleşti. Son yıllarda ise ilk defa hemen her kesimden insanın desteklediği bir barış süreci başladı. Bu süreç kendi başına tarihi bir anlama sahip elbette. Yine de büyüyen umutların, atılan adımların sağlam olması ve geleceğe yöne vermesi için yaşananlar ile Kürtlerin tarihi arasında bir köprü kurulması gerek. Dahası Türkiye dışındaki etnik terör tecrübelerinden, sosyal barış projelerinden yararlanmak elzem. Bu sebeple, Kemal Burkay, Hasan Cemal, İsmail Beşikçi, Mustafa Akyol kadar Alain Touraine, Johan Galtung, Paddy Woodworth ve Gandhi’den de istifa ettik bu kitabı hazırlarken. Umuyoruz ki güncel tartışmaları ve gelişmeleri bir kenara koyarak geçmişe kısaca bir göz atmak bugünü daha anlamlı okumamızı sağlayacak. Buradan indirebilirsiniz.

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak Kur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukKur'an, Hadisler ve İslami Çoğulculuk4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

kapak_kitap_capulcular Kur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukKur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukÇapulcular” ne istiyor?

Genel seçimler yaklaşırken başladı Taksim Gezi Parkı olayları. İnsanlar öldü, yaralananlar, tutuklananlar oldu. Taksim’deki sanat galerileri bile yağmalandı. Maddî zarar büyük: Yakılan otobüsler, özel araçlar, iş yerleri. Ancak hâlâ isyancıların ne istediğini bilmiyoruz. Taksim Dayanışma Grubu’ndan çelişkili açıklamalar geliyor. Polisi ya da göstericileri suçlamadan önce şunu bilmek gerekiyor: “Çapulcular” ne istiyor? Daha fazla demokrasi? Sosyalizm? Devrim? Darbe? Elinizdeki e-kitap bu sorulara cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

 Alevilik, Ortak Acılardan Bir Kimlik

Kur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukKur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukAleviler ızdıraplarda, geçmişin acılarında buluşuyorlar. Dersim, Madımak… Bu isimler anıldığında kırmızı bir düğmeye basılmış gibi bütün farklı Alevilik-LER birleşiyor ve bir tepki geliyor. Hızlı, öngörülebilir ve manipülasyona açık bir tepki bu. Ortada geç-ME-miş bir geçmiş var. Kıymetli yazarımız Cemile Bayraktar’ın dediği gibi “yüzleşilmediği müddetçe de geçmeyecek bu geçmiş” , çıkarılmayı bekleyen bir diken gibi acı vermeye devam edecek.

Diğer yandan çok sayıda Alevi kendi atalarına, dedelerine, manevî önderlerine en büyük acıları reva görmüş olanlara büyük bir sadakat ile bağlılar. Yani Kemalistlere ve CHP’ye. Yakın tarihi sorgulamak şöyle dursun ibadethanelerini Atatürk resimleriyle donatıyorlar. Ortak acıların ve siyasî tercihlerin dışında Alevileri birleştirecek bir inanç, bir kültür yok mu? Acaba Aleviler Stockholm sendromundan kurtulabilecekler mi? Elinizdeki kitap bunları sorguluyor. Buradan indirebilirsiniz.

Tiryandafilya, Güneşe “ya doğ, ya da ben doğacağım” diyen güzel!

kapak_Tiryandafilya Kur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukKur'an, Hadisler ve İslami Çoğulculuk“… Senden önceki hiçbir kadın tarafımdan böyle sigaya çekilmedi Tiryandafilya. Sen benim tüm aşklarımın  raporusun, tüm aşklarımın hülasası, ana fikrisin Tiryandafilya. Senden öncekiler ya masadan kaçtı ya da onları masadan ben kovdum. Şimdi benim tüm bu kaybolan yıllarımın hesabını vermek de sana kaldı. Sevdiğin başka bir erkek olmasına rağmen bu yola girmen için de seni zerre kadar zorlamadım, bunu da biliyorsun Tiryandafilya. Duvarımın arkasına dolanman için sana elimden gelen tüm kolaylığı gösterdim. Bu asla senin marifetin, el çabukluğun, kahredici, tahrik edici, tahkir ve de tezyif edici dişiliğinle olmadı. Senden önce gidip, tüm kapıların kilidini senin için açan irade bendim. Orada beni çırılçıplak gördüysen benim sayemdedir. Şimdi dürüstçe oynayalım o zaman. Ama unutma Tiryandafilya; ihanet ilgi çekse de hain sevilmez…”

Efraim K‘nın kitabını buradan indirebilirsiniz.

 

kitap tanitan kitap 5 Kur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukKur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukKitap tanıtan kitap 5

İmkânsız bir buluşma düşleyin: Nietzsche, Montaigne, Chomsky ile Fârâbî ve Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri bir arada. Ama yalnız değiller, hemen yanı başlarına John Berger, Cahit Zarifoğlu, André Gorz , Oğuz Atay, İsmet Özel, Amin Maalouf, Gilbert Achcar, Nevzat Tarhan, Randy Pausch ve daha bir çok aşina olduğumuz yazar, şair, düşünür gelip oturmuş. Bu imkânsız buluşmayı Derin Düşünce sitesinin yazarlarına borçluyuz. Sadık dostlarımız Alper Gürkan, Mustafacan Özdemir, Mehmet Alaca, Mehmet Salih Demir ve en az “eskiler” kadar çalışıp didinen genç yetenekler: Essenza, Esma Serra İlhan, Gülsüm Kavuncu Eryilmaz, Abdülkadir Hacıaraboğlu, Azat Özgür. Kitap tanıtan kitapların beşincisini ilginize sunuyoruz, kitapların dünyasına açılan 23 pencereden bakmak için. Buradan indirebilirsiniz.

hamza_yusuf Kur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukKur'an, Hadisler ve İslami Çoğulculuk Hamza Yusuf ile İslâm’ı anlamak

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai tarafından yapılan iki tercümeyi içeriyor:

  • Zaytuna Institute’den Hamza Yusuf Hanson’ın 2010 yılı Mayıs’ında Oxford üniversitesinde yaptığı İslâm’da reformkonulu konferans,
  • Yine  Hamza Yusuf Hanson’ın Dr.Murata ve Prof.Chittick’in İslam’ın vizyonu isimli eseri üzerine yaptığı konuşma (Bahsedilen kitap, Türkçe’ye de çevrilmiştir.)

Hamza Yusuf Hanson 1960 yılında Amerika’nın Washington Eyaletinde dünyaya geldi; Kuzey California’da büyüdü. 1977 yılında müslüman olduktan sonra on yıl boyunca İslâm coğrafyasında Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuzey ve Batı Afrika gibi bölgeleri gezdi. Farklı ülkelerde iyi büyük alimlerden icazet aldı. Hamza Yusuf bu seyahatten sonra ülkesine dönerek Dinler Tarihi ve Sağlık Hizmetleri alanlarında diploma aldı. Dünyanın dört bir tarafında İslâm hakkında konferanslar veren Zaytuna Enstitüsü’nü kurdu. Batıya İslâm’ı sunan, İslâmî ilimlerin ve geleneksel metodlarla eğitimin yeniden canlanmasını amaçlayan Enstitü, dünya çapında üne sahiptir. Shaykh Hamza Yusuf, Fas’ın en prestijli ve en eski Üniversitelerinden birisi olan Karaouine’de ders veren ilk Amerikalı öğretim görevlisi olmuştur. Bunların yanısıra, klasik haline gelmiş geleneksel bazı Arapça metinleri ve şiirleri modern ingilizceye tercüme etmiştir. Halen eşi ve beş çocuğuyla birlikte Kuzey California’da yaşamakta. Buradan indirebilirsiniz.

Organik dinimi geri istiyorum 

organik_dinimi_geri_istiyorum - kc Kur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukKur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukBilim ve teknoloji alanında buluşumuz pek yok ama gün geçmiyor ki din konusunda yeni bir icat çıkmasın. Televizyon karşısında merakla “acaba bugün neler caiz ilan edilecek, neler haram edilecek?” diye merakla bekliyoruz. Bektaşi’ye sormuşlar: “İslam’ın şartı kaçtır?” diye, “Birdir!” demiş. “Hac ve zekatı siz kaldırdınız, oruçla namazı biz kaldırdık, geriye kelime-i şahadet kaldı”. Ben kelime-i şahadetten de emin değilim, her an bir profesör çıkıp “böyle bir şey yoktur, imanın şehadeti mi olur?” diye ortaya çıkabilir. […] İlahiyat profesörlerinin bir büyük zararı da bu oldu. Din’in siyaset gibi, futbol gibi, tartışılacak, insanın bilgisinin olmasa da fikrinin olabileceği bir alan olduğu tevehhümü oluşturdular. Her şeyin kutsallığını bozdular. Artık bacak bacak üstüne atıp çiğ ağzımızla Allah, peygamber ne demek istemiş “muhakeme” yapıyoruz hiç ar duymadan, hepimiz birer küçük şeyhülislam, birer fetva emini… hangi hadis uydurma, hangisi sahih şıp diye gözünden anlayıp ayetleri engin din bilgimizle şerh ediyoruz. Şu muhakemelerin bolluğundan da dini yaşamaya bir türlü sıra gelmiyor. Halbuki bir güzel insanın dediği gibi: “Din öğrenmekle yaşanmaz, yaşandıkça öğrenilir”.

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai’nin kaleme aldığı yazılardan ve tercüme ettiği makalelerden oluşuyor: Hamza Yusuf, Noah Feldman, Charles Townes, Marc Levine ve Karen Armstrong ile İslâm, Hayat ve Bilim üzerine… Buradan indirebilirsiniz.

Kur'an, Hadisler ve İslami ÇoğulculukKur'an, Hadisler ve İslami Çoğulculuk

Banka Ordudan Tehlikelidir!

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 27 Ekim 2013)

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor: Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar? Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

 

Trackback URL

  1. 24 Yorum

  2. Yazan:eg Tarih: Aug 26, 2009 | Reply

    ilginçtir bir mustafa akyol yazısına “tamamiyle” katılıyorum:)noktası, virgülü hepsine:))güzel yazmış akyol. sanırım gazete yazılarıyla uzun yazıları arasında nitelik farkı da göze çarpıyordur akyol’un.

  3. Yazan:eg Tarih: Aug 26, 2009 | Reply

    bu arada resimdeki mahya süper olmuş:))

  4. Yazan:Yavuz Yiğit Tarih: Aug 26, 2009 | Reply

    Makaleyi tam da bu konu üzerine kafa yorarken okumak mutluluk verici. Çok yararlı bir çalışma olmuş.
    Hadisler konusunda en doğru yaklaşımı,pek çok kişi sevmese de, Prof.Dr Yaşar Nuri Öztürk ortaya koyuyor diye düşünüyorum: Kur’an ile bağdaşmayan tüm hadisleri reddetmek. Sayın Akyol’un “Açıklama gerektiren ayetler” diye bahsettiği konularda yine onun dediği gibi tarih bilgisine ve yazılmış hadislerden yararlanmak.

  5. Yazan:Mustafa Tarih: Aug 26, 2009 | Reply

    Peki çözüm ne?

    “Bir Müslüman olarak benim buna cevabım, İslami çoğulculuktur. Müslümanlar, ancak, İslam’ın farklı yorumları olabileceğini, kendileri bunlardan birine mensup olsalar da, diğerlerine hoşgörüyle bakmaları gerektiğini kabul ederlerse uzlaşabilirler. Bunu yaparlarsa, Frenklerin dediği gibi “anlaşmamakta anlaşabilir” ve Sufi’lerin dediği gibi “çoklukta birlik” sağlayabilirler.”

    Dini acidan birbirlerini hos göremezler. Yani “varsin senin inancinda öyle olsun” diyemezler. Dini kaynaklarda en cetin ve en sert ifadeler “ehl-i bidat” hakkindadir. Bunlar coktur ve sabittir. Mustafa Akyolun arzuladigi hos görü icte inancda degil davranista ise mümkün hatta olmasi gerekendir. Yani birbirlerine olan davranislarda hos görü gerekiyor. Dinimizde bunu emrediyor. Fitne cikarma yasagi vardir. Müdara emri vardir. Iyi gecinmek vardir. Ama bu iyi gecinmek onlarin inanclarini illa dogru bulmamiz veya dogru olub olmamasina ehemniyet vermemek degildir.
    Müslümanlar siyasetde degil ilimde birlesmeleri gerek. Kendilerine has egitim ve ilim merkezleri canlanmali heryerde. Modern medreseler olmali mesela Türkiyede.

  6. Yazan:muharrem Tarih: Aug 26, 2009 | Reply

    Mustafa Akyol’a katilmadigim ana nokta nasil kendi yorumundan bu kadar emin olabiliyor. Ya Sadece Kur’an diyenlerin ve kendisinin suistimal diyerek reddettigi insanlarin yollari dogruysa, nasil bu kadar kolayca kendince “islam devrimi” diyerek hamas’i ve el-kaide gibi organizasyonlari bir cirpida uzerini cizebilir, bir de buna laikcilere, liberallere yaranmak adina yapabilir!

    “Bu yapılmadığında, yani ayetler esbab-ı nuzül ve sünnet bağlamından koparılıp “serbestçe” kullanıldığında – ki “sadece Kur’an” yaklaşımı bunu savunmaktadır – ayetlerin insani maksatlara göre suistimal edilmesi tehlikesi doğar. Özellikle çağımızda bu suistimalin pek çok örneğini görmekteyiz. Kendince “İslam devrimi” yapmaya karar veren bir militan “Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir” ayetini (Şuara, 227) bir slogan gibi kullanmakta; kendisinden farklı düşünen bir Müslümana öfkelenen bir başkası, ona karşı “münafık” ayetlerini yöneltebilmektedir. İslam adına terör uygulayan silahlı grupların da Kur’an’daki savaş ayetlerini gelişigüzel kullanıp suistimal ettiklerini görmekteyiz.”

  7. Yazan:cb Tarih: Aug 26, 2009 | Reply

    Mustafa Akyol’un uzun zamandır okuduğum en iyi yazısı,yeni birşey söylememiş ama söylenmesi gerekeni söylemiş,çok da iyi etmiş devamını bekliyor olacağım 🙂

  8. Yazan:çuvaldız Tarih: Aug 27, 2009 | Reply

    Muharrem bey,
    Mustafa Akyol’a katilmadigim ana nokta nasil kendi yorumundan bu kadar emin olabiliyor.

    İslam anlayışımızın mutlak doğru olduğundan emin olamayız. Bu yüzden kendimize her zaman bir hata payı bırakmamız, farklı düşünen Müslümanlara da hoşgörüyle bakmamız gerekmektedir. Hiç unutmamız gereken ilke, İslami gelenekte gayet doğru bir biçimde ifade edilmiştir aslında: En doğrusunu Allah bilir.(M.A)

    Ya Sadece Kur’an diyenlerin ve kendisinin suistimal diyerek reddettigi insanlarin yollari dogruysa,

    Hatırlatmak maksadıyla;Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır. (Beled Suresi, 17-18)

    nasil bu kadar kolayca kendince “islam devrimi” diyerek hamas’i ve el-kaide gibi organizasyonlari bir cirpida uzerini cizebilir,
    bir de buna laikcilere, liberallere yaranmak adina yapabilir!

    …kendisinden farklı düşünen bir Müslümana öfkelenen bir başkası, ona karşı “münafık” ayetlerini yöneltebilmektedir.(M.A)

    Siz “yaranmak” kelimesini yazabilecek kadar kendinizden(doğru tespitte bulunduğunuzdan) nasıl emin olabildiniz?Bu satırlarla Akyol’un üzerini çizerken sizin eleştirdiğiniz Akyol’dan ne farkınız kaldı ki?İtham ederken de merhamet ederken de zaman zaman kolaya kaçıp,sarp yokuşu unutmayı tercih edebiliyoruz.Katılmadığınız ‘ana nokta’ olan emin olmak hususunu tekrar gözden geçirmenizde fayda var gibi!

    Tüm bunlardan vardığım sonuç ise, ortada çok kolay ve basit bir reçete olmadığıdır. Aslında sorun, bizim 14 asır önce vahyolunmuş ve uygulanmış olan İlahi kitabı, 14 asır sonra yeniden anlamaya çalışmamızdadır. Bu, tabiatı gereği, zor bir iştir; hassas ve temkinli davranmayı gerektirir. Bu iş için hem ciddi bir bilgi birikimi hem de samimiyet ve tevazu gerekmektedir.(M.A)

  9. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Aug 27, 2009 | Reply

    Katılıyorum. Yalnız hadislerin Kur’an’a göre değerlendirilmesi işlemi konusunda oldukça hassas olunması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda genellikle kolaycılığa kaçılıyor. Hadislerin üzeri bir çırpıda çiziliveriyor. Bu işlem, her “ben-profesörüm-en-iyi-ben-bilirim”cilere bırakılamayacak hassas bir konu. Multi-disipliner bir kurulun tetkiki ve tüm literatürün taranması sonucu verebileceği bir karar- ki bu bile herkesi bağlamaz; aynı hadis literatüründe sahih-mevzu-mütevatir-hasen gibi sınıflandırmaların yapılıp belirsizliğin yine de açık tutulması gibi.
    Her aklına uymayan hadisi reddetmek ilim değildir; onu yapmak için alim olmaya gerek yok. İlim adamı demek nasıl bir şeydir anlamak için Bediüzzaman’ın “dünya öküz ve balığın üzerindedir” sözü yorumuna bakın, bir hadis nasıl yorumlanmalı; kabul edilmese bile nasıl tevil edilmeli metodu için iyi bir örnek. İlk meselede de bilim gerçeklikleri ile çatışma konusundaki tavır açısından iyi bir metodoloji sunuyor.
    http://www.yeniumit.com.tr/konular.php?sayi_id=44&konu_id=121&yumit=bolum2

  10. Yazan:Mahmut Celal Özmen Tarih: Aug 27, 2009 | Reply

    ÖĞÜT ALMAK İSTEYENE KUR’AN YETER…

    Neden, insanlar insanları bu kadar çok konuştururda, insanları yaratan Allah’ı hiç konuşturmazlar?!

    Allah diye konuşturdukları ise,kendileri olur birden.Hep kendileri gibi konuşsun ister Allah..Allah insanla konuşmuştur..

    İlk Laikler Hadisçilerdir..Yani hadis üretenlerdir..Yani insan sözü üretenlerdir…Hadisler, Allah’ın sözüne karşı kendi sözünü, yani ne kadar insan sözü çok olu ya da çokça dillendirilir ise Allah sözüne sıra o kadar az gelir demektir..

    Hadisler,Allah’ı susturup, insanı konuşturmanın adıdır bir yerde..

    Peygamber haddini bilir…Çünkü bilir ki o,Allah’ın sözünün üstüne söz söylemek yakışmaz. Çünkü o bilir ki,sözün en güzelini “O”söyler..İşte o yüzden peygamberdir o…

  11. Yazan:eg Tarih: Aug 27, 2009 | Reply

    mahmut celal bey, peygamber (s.a.v) aynı zamanda “yaşamaz” herhalde sizin mantığınıza göre…

  12. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Aug 27, 2009 | Reply

    Mahmud bey,

    İyi güzel de efendim, peygamber hayatı boyunca hiç mi konuşmadı; konuşup yaşadıklarının bir önemi yoksa neden kitap peygamberle geldi, hem neden bir seferde değil de 23 senede geldi? Neden Hz.Muhammed’in (S) yaşamına karşılık gelen olaylara karşılık indi vahiy? Allah neden Kur’an’da Hz.Peygamberle konuşuyor “o sana darılmadı, küsmedi de” diye teselli ediyor. “Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin” diye övüyor. Neden “seni alemlere rahmet olarak gönderdik” diyor mesela? Neden “onun yaşamında sizin için örnek vardır” diyor acaba?
    Yani bir teziniz var eyvallah da içi boş, kof ve uçuk bir tez bu. Neresinden tutsanız lime lime dökülüyor. İslam’ı Muhammed’siz (S) anlatamazsınız. Anlatmaya çalışırsanız ortaya absürd bir din çıkar. Allah’ın sözünün üstüne söz söylemez o… gibi cafcaflı sözler gerçeğe aykırı ve insan tabiatına uzak şeyler. Şurada tezinizi anlatabilmek için bile kendi sözlerinizi kullanıyorsunuz. Yoksa sizde mi kendi sözünüzü Allah’ınkinden üstün tutuyorsunuz?
    İnsanların böyle uçuk, hayattan ve gerçeklikten uzak din anlayışlarına kapılmasını aklım almıyor. Nasıl yaşadıklarını, insanlarla ilişkilerini çok merak ediyorum. Mesela sizin hiç kitap okumuyor olmanız lazım. Öyle ya Allah’ın kitabı dururken insanların fikirlerini öğrenme isteği neden olsun ki? Ayrıca hiçbir konuda fikir de serdetmemeniz lazım. Öyle ya, Kur’an ayetleri neyinize yetmiyor.
    İşin ilginç yanı bu fikri savunan insanlar da nedense kendi fikirlerine pek bir önem veren ve kendi Kur’an anlayışlarını Hz.Muhammed’inkinden dahi üstün gören insanlar.
    Akledenler için bunda nice deliller vardır.

  13. Yazan:ahmet medeni Tarih: Aug 27, 2009 | Reply

    eg ve ekrem senai beyler!M. Celal Özmen Beyin yorumunun özü olan,
    “Neden, insanlar insanları bu kadar çok konuştururda, insanları yaratan Allah’ı hiç konuşturmazlar?!”fikrini görmezden gelmişiniz.Ve, sanki sizin söylediklerinizin tersi bir söylem varmış gibi, sert dalmışınız. Burada, ‘Peygamber’i konuşturmama gibi’ absürd bir eylem içinde hiçbir Müslüman olamaz, bunu takdir edersiniz, sanırım.
    Ancak, Resul(S.A)’den sadır olmadığı(Hadis ilmi ve başka ilmi yöntemlerde de sabit olan..)açık olan sözlerin kadim medeniyetimizde açtığı devasa oyukları, erozyonları ve bugünkü ‘sersem tavuk’ misali halimize etkilerini hiç mi konuşmayalım??
    Aklıselim sahibi insan Resul(S.A)’ünü sever,elbette..Bunun tersini düşünmek bile, abestir, ancak, kimsenin din üzerinden(Ki günümüzde örnekleri, uyduruk sitelerde ve tv.lerde bolca bulunan..) kendi duygu ve düşüncelerini ve hatta dayatmalarını bize vahiy diye yutturmaya çalışanların kötü emellerine müsade etmeyelim.
    Üstelik Allah(C.C.) konuşsun demek biraz iddialı bir söz ise de, yanlış değildir, zira, Allah(C.C.) zaten çoğu zaman Peygamberlerinin dilinden konuşur. Ve iyi irdelenecek olursa, pek itiraz edilmeyen çoğu hadisler, yaklaşık hepimizin ezbere bildiği Kur’an hükümlerinin daha yalın söylenmesinden başka birşey değildir.
    Sevgi ile kalın

  14. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Aug 27, 2009 | Reply

    ahmed bey,

    Hadisler peygamber sözüdür; Ahmed’in, Ekrem’in, Cemal’in sözü değildir. Hadis olmadan din ne anlaşılır, ne de yaşanır. Din, insandan talim edilir. Öyle olmasaydı bir dağın üstüne inerdi vahiy, veya melekler indirirdi. İnsanla indirilmiştir. Çünkü insanı ancak insan terbiye eder. İnsansız dünyevi ilimleri bile talim edemiyorsun; Kur’an’ı nasıl anlayacaksın. Bu muhaldir. Anlayamazsın. Anlarsan da piyasadaki naneler gibi yanlış anlarsın. Herkes kendi din anlayışını din zanneder; nefsine, hevesine, hevasına göre ahkam çıkartır. İşine yarayan ayetin zahirini alır, işine gelmeyince tevil eder. Biz çok görüyoruz bu yalnız-Kur’an- okuyalımcıların zellelerini. Zurna bir yere gelince zırt diyor, kemler kümler arz-ı endam ediyor.
    Bu din Resulullah ile var. Onsuz dinin adına din denmiyor.

  15. Yazan:ahmet medeni Tarih: Aug 27, 2009 | Reply

    Ekrem Senai dostum(Abi ya da kardeşim..), memarını anlıyorum,ama bizi de mealci sınıfa sokacaksınız neredeyse:
    “Biz çok görüyoruz bu yalnız-Kur’an- okuyalımcıların zellelerini.”
    diyerek.ve dahi:
    “Bu din Resulullah ile var.
    Onsuz dinin adına din
    denmiyor.”

    sözüne tamamen katılmakla birlikte, kafamıza vurar gibi, yapmanızı yadırgadım..
    Üstelik yorumların dışına çıkarak, haksızlık ve hile de yapıyorsunuz.
    (Hayret; bu sitede yazar-yorumcu olarak en sevdiklerimdensiniz ve halen de..Neden bizi yanlış anlıyorsunuz, bir türlü aklım basmıyor)
    selam ile

  16. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Aug 27, 2009 | Reply

    sevgili ahmed kardeşim,

    Kusuruma bakma ramazan halleridir. Yorum aslında Cemal bey’e yönelikti. Siz hüsnü niyetle onun yorumunu arifane bir şekilde güzele yormuşsunuz. Bu müslümanca bir tavırdır, Allah razı olsun. Yalnız, ben böyle durumlarda keskin bir tavrın ümmetin daha çok hayrına olduğunu düşünüyorum. Dini eğip bükmekten din tanınamaz bir hal aldı zira. Artık ümmetin sınırları sert bir şekilde belirlemesinin ve kalelerin surlarını yükseltmesinin zamanıdır diye düşünüyorum. Bu tip durumlarda yumuşak olamıyorum, olmamak gerektiğine inanıyorum.
    Elin ayarı yok, silleyi sallarken dostlardan en azından eğilmelerini istirham ediyorum.
    Muhabbetle

  17. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Aug 27, 2009 | Reply

    Bir de, Ahmed kardeşim senin yukarıdaki yorumunda itiraz ettiğim herhangi bir nokta yok. Hadisleri toptan reddetmedikçe; seçici ve temkinli olmanın gerekliliğine ben de inanıyorum. Kur’an’ın Arabi lafzının ön plana konulup anlamının ikinci plana atılmasına ben de karşıyım.
    Ve diğer belirttiğiniz hususlara da…
    Ne var ki Cemal bey’in yorumu hiç de sizin belirttiğiniz ve iyiye yorduğunuz şekilde masum değil. Muhaddisini tahfif etmek, ilk laikler diye isim takmak; Allah’ın sözlerinin önünde perde olmakla itham etmek kimsenin haddi değildir. Kim kimi tahfif ediyor? Tahfif edenler önce şu ümmete hayırlı ne iş yapmışlar bir söylesinler de çaplarını görelim. Edep ya Hu!

  18. Yazan:Mahmut Celal Özmen Tarih: Aug 27, 2009 | Reply

    http://www.bilgiagi.net/?cat=1734

  19. Yazan:Mahmut Celal Özmen Tarih: Aug 27, 2009 | Reply

    BİRİLERİNE GÖRE…

    Kur’an’ı Kerim: birilerine göre gizli ilimler hazinesi; harflerini toplar, çıkarır, çarpar bölersin gelecekten haber verir ve bu haliyle kâhinlerin, medyumların sermayesidir.
    Birilerine göre avadanlık, tak…. ım çantası, lazım oldukça içerisinde alet edevat aranır (bir cıvataya haddini bildirmek için).
    Birilerine göre ölülere ninnidir, ya da azaptan azad olsunlar diye bir tür okus pokus (haşa).
    Birilerine göre beleş sermaye ve geçim kaynağıdır.
    Gûya İslami düğünlerde, mevlitlerde yemeklerde terennüm edilir ve cep harçlığı çıkartılır.
    Kimilerine göre ses ve avaz yarışmalarında övünülecek işlerde hammaddedir, malzemedir, avaz avaz figan ile yedi vecih yetmez ise öndört vecih feryat ile dereceye girilir ödül ve nâm elde edilir.
    Birilerine göre, yangın söndürücü, ecza dolabı gibi duvar süsü, evin bekçisi, kullanma talimatını bile okumaya gerek olmayan çünkü kullanılmayan fakat nasılsa kazadan beladan koruyan emniyet aracı.
    Birilerine göre Avrupalıların bugün için doğru zannederek ürettiği –yarın vazgeçebileceği- bilimsel teorileri ispatlamaya yarayan ilginç bir dokümantasyon.
    Birilerine göre antikası iyi para eden define.
    Peygamberin ahlakı olan Kur’an nerede, sizin evde mi?
    İnsanlara hidayet rehberi olan Kur’an nerede camilerde mi?
    Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler, kâfirler, fasıklar, zalimlerdir diyen Kur’an nerede, devlet erkânının çelik kasalarında mı?
    Yoksa hıyanet teşkilatlarının sıcak koltuklarına oturunca görülen karşı duvardaki cennet manzarasının ardında mı?
    Dirilere bir öğüt olsun diye indirilen Kur’an nerede, merasim ve tören için kabristanda ölülerin başında mı, yoksa taze hatim üfürülen balonların için de mi?
    Kıyamete kadar korunacak Kur’an nerede, okudukları ayetler köprücük kemiklerinden aşağıya inmeyen hocaların kursağında mı, hafızların midesinde mi?
    İnsan denilen varlığın kullanma kılavuzu Kur’an nerede, el yazması, altın işlemeli, tarihi eser müzesinde mi?
    Yoksa en yüksek değerin ona iman etmek ve cenneti kazanmak olduğunu bilmeyip de el altından çok paraya onu satmak isteyen kaçakçılarda mı?
    Bedava inen vahiylerin kıymetini bilmedi insanoğlu.
    Öyle ya bir metelik saymadı ki kırılana dökülene üzülsün.
    Çiğnenen ahkâma üzülmek mi?
    Ahkâm nedir beybaba ayıp mıdır çiğnersek diyecek kadar külhanbeyi cahiller güya Kur’an milleti!
    Ekmek ufağına basmaz, büyük günahtır.
    Hele bassa kazara, tövbe tövbe tövbe Allah’ım tövbe Ya Rabbim, öper alnına koyar.
    Ya ekmeği veren el kesiverirse rızkını, boğaz korkusu böyle adam eder de adamı, Allah korkusu, hesap korkusu, mizan korkusu aklının ucundan şöyle bir gelir geçer iğreti.
    Dünyasını zora sokacak her şeyden korkan bu Kur’an milleti ahireti nasıl olsa hallederim yazmış kafaya. Vesselam…

    KAYNAK: http://www.bilgiagi.net/?cat=1734

  20. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Aug 28, 2009 | Reply

    BİRİLERİNE GÖRE

    Birilerine göre Kur’an; sadece kendilerinin mesajını çözdüğü; halkın ise üzerinde tamamına yakınının gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olduğu bir kitaptır. Ümmetin yanlışları, birilerinin sermayesidir. Sadece Kur’an okununca her sorun hallolacaktır. Birileri her sorunu halletmiştir çünkü. Sadece okuyarak…
    Birileri de bilir Kur’an’ın sadece okunmasının yeterli olmadığını; hayata tatbik gerekir. İyi de nasıl tatbik edilecektir. Örnek gerekir. Ama iş örneğe girince hadis giriyor ya işimize gelmez. En iyisi pratik kısmını kendi algısına göre biçimlendirmektir. Birileri gerçeği peygambersiz bulduğunu iddia eder. Peygambere itaat etmek anlamsızdır, ona itaat etsek yeterdir. Bu birileri hep kitaplarını, yazılarını referans verirler. Söyledikleri çok doğru şeylerdir. Ümmet gaflet içindedir; Kur’an’ın hakkını verememektedir, cahildir, gafildir. İyiki de öyledir, yoksa sermaye nereden çıkacaktır. Bu birilerinin yazıları hep “ey müslüman!” diye başlar; “ey nefsim!” diye başlayanına tesadüf edilmiş değildir. Hep başkalarının düzeltilmesidir ön planda olan. Zira birileri zaten sırat-ı müstakim üzeredir; tek rehberi Kur’andır çünkü. Sabah akşam Türkçe mealini okumakla otomatik olarak sırat-ı müstakime kaydını yaptırmış olmaktadır.
    Tasavvuf bid’attir; cifir, ebced bid’attir; sağa dönsen şirk, sola dönsen küfürdür. Ama Kur’an ayetlerinden slogan türetmek sevaptır. Kafana göre ekonomik, siyasi tahliller yapmak en tabi haktır. “Sadece Kur’an” fikri hoş bir fikirdir. Çünkü ancak bu sayede kendi fikirlerini değerli kabul ettirebilir bu birileri. Çünkü açıklama, hadis, sünnet bu birilerinin ayetleri mıncıklamasına, kendi keyfine göre yorumlamasına engel teşkil eder. Sonra nasıl kitap yazıp, web sitelerine yazılar döşeyecek, insanları kendi sırat-ı müstakimine davet edecektir. Şeyhe, mürşide düşmandır bunlar ama pek bir mürşid edasındadırlar. İrşad makamının en tepesinden biz zavallı gafillere seslenmektedirler nitekim. Bunların bütün yazıları irşad yazısıdır. Kendilerini pek bir severler.
    Bunları okuyup gafletten uyanan ise yoktur. Daha çok kendi gibi olanlar okur ve kendilerinin ne kadar doğru yolda ve halkın ne kadar sapıtmış olduğuna tekrar tekrar iman tazeler, bileylenirler. Onların imanı da budur işte. İman, birilerinin lügatinde, kendinin doğru yolda olduğuna imandır. Bu imanı oluşturan da başkalarının dalaletidir. Bunu ne kadar ispat ederse imanının o kadar arttığını sanır. Uykuda iken kendini uyanık sanma psikozu. Allah uyandırsın.

  21. Yazan:rüştü hacıoğlu Tarih: Aug 28, 2009 | Reply

    Ekrem Bey;

    aslında önemli bir vurgu yapmışsınız: “sektörel boyut”

    kanaatimce aynı vurguyu Celal bey’de yapıyor. şimdi her ikiniz de aynı şeyi söylerken neden karşı karşıya duruyormuşsunuz gibi algılanıyor.

    bugün samanyolundan tgrt’ye tüm beşinci boyutlar sektör olmuş. semazenlerin bar eğlencesi olduğu gibi. bu durumda herkes karşısındakini sektör olmakla suçlarken, gözönünde bu denli aşikar olanı anlamamak için endoktrinasyon derslerine çalışmamış olmak gerekiyor.

    herkes sürüyü ağıla sürmeye çalışıyor. sürü çoban ilişkisi kimseyi rahatsız etmiyor. iktidarın sorgulanmadığı bir yerin sektöre dönüşmesinden daha mümkünü yokken sektörler arası savaşın parçası olmak en acı verici olanıdır kanaatimce.
    kuran mı sünnet mi icma mı kıyas mı… tartışmasını bir kenara bırakıp mesela derin sular’da endoktrinasyon yazılarını misal olarak kullanalım. endoktrinasyon serisini okuyanları üç’e ayırarak anlamayı kolaylaştırabiliriz.

    1- okuduğunu anlamayanlar: sektörün kurbanları, etlerinden sütlerinden ve yünlerinden faydalanılacaklar

    2- okuduklarını anlayıp, ders çıkarıp ağıla sürü toplamayı öğrenenler

    3- okuduklarını anlayıp, insanları sürüleştirmeye çalışanlarla çatışmayı göze alıp mücadele edenler

    bakın aynı yazılardan üç farklı sonuç çıkıyor. dolayısıyla celal özmenle ekrem senai nerede durduklarına bakmalılar bence. yani, sürüleştirmeye mi hizmet edecekler, şürüleşmeyi mümkün kılan sebeplerle mücadele etmeye mi yoksa sürüleşmek suretiyle sürüleştirenler hesabına kavga mı edecekler?

    mesele o kaynak bu kaynak meselesinden çok, kaynakların kullanım amacında ve sonuçlarındadır. pek ala kuran diyerek insanları manipüle etmek mümkünken, kurandan diyerek de mümkündür. kula kulluk önerilerinin ne ile yapıldığından ziyade kula kulluğu gulamlığı öneriyor olmasıdır sorun.

    mesela osmanlının sırp çocuklarını devşirmesinin insani izahını hangi kitapla yapabiliriz? mümkün müdür bu? mümkün değilse osmanlının kuranla mı sünnetle mi tasavvufla mı sürüleştirdiğinin ne önemi var. ne bulsalardı sürüleştirmek için kullanacaklarsa tartışması yapılanlar araçsallaştırılmış ikincillerdir. birincil: çok yaşa padişahım olacaktır.

  22. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Aug 28, 2009 | Reply

    rüştü bey,

    Öncelikle benim ilgilendiğim “sektörel boyut” parayla ilgili değil. Daha çok söz sahibi olma isteği, üstünlük duygusu gibi “kazançlarla” ilgili.
    Kimin neyi, ne için kullandığını bilemeyiz. Bu konuda kimse salim değil. Hiçbir müslüman para kazanma duygusuyla hizmet etmiyor. Maddi kazanç peşinde bu işe soyunan çok azdır. Ama nefis ve şeytan var; dünyanın aldatıcılığı var. Bu noktada kimse salim değil, kimse nefsini tebrie edemez. Bir hocam güzel bir söz söylemişti; “Allah’a şükret sana imkan vermemiş. Herkesin elinde Firavun olma potansiyeli var. Ama böbürlenerek yürürken sana rahmet eder, ayağın takılır, yere yuvarlanır kendine gelirsin; fiyakan bozulur aczini hatırlatır sana”. Para, mevki, şan, şöhret insanı yoldan çıkarır. Allah imtihan etmesin; Kur’an’ı okurken Firavun’a düşmanlık duygusuyla mı okuyorsun? İsrailoğullarıyla günümüz siyonistleri arasında bağ kurup kendini aradan mı sıyırıyorsun?
    Kur’an’ı okumak bile ayrı bir metodoloji ister. Nebevi metod olmadan hiçbir mesajı alamazsın Kur’an’dan. Peygambersiz İslam’dan dem vuranların durumu, sözümona gaflet içindeki halktan çok daha vahimdir vesselam. Zira onların intibah şansları var.

  23. Yazan:ABDULLAH Tarih: Aug 29, 2009 | Reply

    “Hadis kültürü” batıda olmayan ve bundan dolayı oryantalislerin ve o zihniyetteki iç ve dış “adamların” yıllardır yıkmaya ,olmazsa en azından hadisler üzerinde şüphe uynadırmaya çalıştıkları İslamın en önemli 2. kaynağıdır.
    Bu bağlamda kütübü sitte yıkılacak en önemli kaledir onlar için.
    Hayatında bir hadisi bu Allah Rasülünün(sav) bir uygulaması bende yapayım dememiş ama , ahkam kesmeye gelince mangalda kül bırakmayan zevatın önce dönüp hangi hadisle veya kaç tane kendi kriterine(!) uygun hadisle amel ettiğini sorgulamsı gerekir.Hangi problemniiz için başvurdunuzda açıkta kaldınız demek lazım değil mi?
    Neye göre hadisleri seçeceğiz?Kendi kurduğumuz seküler dünyaya uydurmak için mi, yoksa gerçekten hadislere göre yaşamak içinmi?
    Uyanık olalım hadis müessesesi yıkılırsa Kuran hiç anlaşılmaz.

  24. Yazan:baris Tarih: Sep 1, 2009 | Reply

    Bence Muslumanlarin en buyuk hastaligi bakis acilarini “reforme” edememis olmalari. Bunu Kur’an’i okuma zihniyetinde cogu kez gorebiliyoruz. Muhammed Sahrur musluman dunyasinin en buyuk sorunlarindan birisinin Kur’ani insanin baskalarindan odunc aldigi gozlerle okumasi oldugunu soyler. Kanimca cok dogru bir saptama.

    Eger bulabilirseniz, Muhammed Sahrur’un (Suriyeli bir dusunur) “The Qur’an, Morality and Critical Reason” isimli calismasini okumanizi siddetle tavsiye ederim.
    Saygilar.

  25. Yazan:Rıdvan Işık Tarih: Oct 25, 2010 | Reply

    İslam’da peygamberimizin vefatıyla hemen başlayan,Ebu Hureyre ve kafadaşlarıya süren islamiyeti yahudileştirme ve hristiyanlaştırma süreci malesef günümüze kadar artarak süren bir hastalıktır ve bunu ençok kolaylaştıranlar cahil-eski olan herşeyi kutsayan müslümanlardır.öte yandan patavatsıca dini budamayı marifet sayan uçuk müslümanları da saymak gerekir,.Malesef bügün uygulanan müslümanlık daha çok yahudileşmiş ve ya hristiyanlaştırlmıiş bir müslümanlık izlenimi veriyor ne mutlu Hanif kalabilenlere…

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin