RSS Feed for This Post

Ulus devlet - Bölüm I: Ulus mu devlete aittir yoksa devlet mi ulusa?

lost_002.jpgBeğeni ile izlenen LOST adlı dizi bir grup insanın ıssız bir adaya düştükten sonraki hayatta kalma çabalarını konu alıyor.

Kazanın ilk şokunu atlattıktan sonra yavaş yavaş organize olmaya başlayan bu kazazedeler devlet-millet ilişkilerini yeniden düşünmek için adeta canlı bir laboratuar gibiler. Önceleri daha çok bireysel davranırken gittikçe ortak ihtiyaçlar ve ortak korkuların güdüsüyle bir “milletçik” oluşturuyorlar. Ayrı ufuklardan gelmiş olsalar da kısa “ortak geçmişleri” yani geçirdikleri uçak kazası ve “ortak gelecekleri” (adadan kurtulmanın imkânsızlığı) onları birbirlerine yakınlaştırıyor.

Tarımla, av ve balıkçılıkla uğraşanlar baştan beri gruba büyük yarar sağlayan doktora katılıyor. İşte bu ortak hizmetler  “kamu hizmeti” dediğimiz şeyin de ilk çekirdeğini teşkil ediyor adeta.

Lost gibi bir senaryo açısından devlet, kamusal hizmetleri üretecek soyut bir varlık, bir tür kurum. Küçücük topluluklar için bile devlet (veya imece benzeri bir organizasyon) gerekli çünkü bireysel çabalarla doyuramayacağımız (veya çok pahalıya patlayacak) bazı ortak ihtiyaçların gene ortak imkânlar kullanılarak doyurulması gayet akıllıca.

Devlet kontrolden çıkar mı?

1721990qe31.jpgBu noktaya kadar her şey basit, devlet aslında “biziz”. Mesela her gün sırayla dereden su getiren kadınız veya gece köyün koyunlarının başında nöbet tutan çobanız. Ama devlet bir büyüdü mü kontrolden de çıkıyor. Köylü devlet dairesinde azar işitiyor. Devlet eğitim amacıyla kendi topraklarında kendi vatandaşlarının yaşadığı yerlere bomba attırabiliyor. Ülkeyi dış düşmanlardan korumak için kurulmuş bir yeniçeri ocağı kazan kaldırıp kendi ülkesini işgal edebiliyor!

Bir bakıyorsunuz dedelerinizin kurduğu devletin topraklarında etnik kökeniniz veya dinî inançlarınız yüzünden ikinci sınıf vatandaş durumuna düşmüşsünüz. Anadiliniz yasaklanmış. Kilisenizi veya havranızı tamir ettiremiyorsunuz. Herkesle aynı vergiyi ödediğiniz halde başınızı örttüğünüz için devletinizin polisi sizi coplarla kovalamaya başlamış.

Okuduğunuz kitapları, gittiğiniz toplantıları, üye olduğunuz dernekleri devletinizin memurları fişlemiş, “idamlık solcu-sağcı, çaycı, simitçi” oluvermişsiniz bir gecede.

kenan-evren2.jpg

VIDEO : Bir sağcı asalım bir de solcu, iki sağcı, iki solcu!  

  

Devletin bedeli?

Yukarıda Lost örneği ile özetledik, devlet gerekli. Ama varlığı bedava değil. Ortak ihtiyaçlarımızın karşılanması için icad ettiğimiz bir “kamu hizmeti” elbette ödenmeli. Vergilerimizle orduyu, itfaiyeyi, sağlık hizmetlerini destekliyoruz. Maddî fedakârlıklarda bulunduğumuz gibi bazı özgürlüklerden de fedakârlık edebiliyoruz bazen: Zorunlu askerlik meselâ. Devlet görevlilerine itaat ediyoruz. Polis “dur!” deyince durmak gerek. Üzerimizi, evimizi arayabilir, telefonlarımızı dinleyebilir. Bunlar bazı koşullar altında da gerekli olabilir elbette. Ama devlete verdiğimiz her yetki bizim özgürlüklerimizi biraz daha kısıtlıyor. Ve özgürlüklerimizin toplamı sınırsız değil.

Kötü idare edilen bir devlet vergilerimizi ziyan ettiği gibi özgürlüklerimizi de ziyan ediyor. Bir adamın 40 koyunu korumak için tuttuğu çoban ondan her gün için bir koyun isterse kırkıncı günün sonunda korunacak sürü kalır mı? Buna alış-veriş değil sömürü demek icab etmez mi?

Hal böyle iken bizi dış düşmanlardan, bölünmekten, irticadan, emperyalizmden korumak için devletin bazı kurumları işgal ordusu gibi davranırsa “vatandaşın bundan kazancı nedir?” diye sormak gerekmez mi?

Devlet alfabe değiştirir mi?

Hemen bütün polisiye filmlerde suçlular yakalanmamak için parmak izlerini silerler. Kendilerini aklayan başka bir senaryonun meselâ intihar ihtimalinin polis tarafından kabulünü kolaylaştırırlar. Böylece adalet mensuplarının “tarihi okuması” engellenmiş olur. Gerçek saklanarak yerine bir “yanılgı” yerleştirilir.

Bir devlet de alfabe değiştirdiği zaman o “miladî” tarihten önce yazılmış olan tarihi okunmaz kılar. Parmak izi silme meselâ ceset yakmaya bakarak ne kadar temiz bir önlem ise alfabe değiştirmek de o kadar temizdir. Bir düşünün, Padişahların bütün yazışmalarını, Saray’ın arşivlerini, bütün Osmanlıca kitapları toplayıp yakmak, Osmanlı’dan ve Selçuklu’dan kalma bütün çeşmeleri, camileri, han ve hamamları yıkmak yerine alfabeyi bir değiştiriyorsunuz ve bir çırpıda bin yıllık tarih çöpe. Daha doğrusu yeni kuşakların geçmişi anlama şanslarını ortadan kaldırıyorsunuz.

Dedik ya, devletin eline verdiğimiz her yetki bizim “pastamızdan” bir şeyler eksiltiyor. Devlet kendisini kültürün sahibi olarak görünce o kültürü yıkmak için de bizden izin almaya gerek görmüyor.

lost_4.jpgBiz de kendi yaşadığımız topraklarda Lost dizisindeki zavallılar gibi etrafa bakıyoruz. “Devlet nedir? Millet nedir? Osmanlı mıyız yoksa Türk mü?” diye sorguluyoruz kendimizi, tarihimizi. Çünkü boş beyaz bir kâğıttan başlamaya mahkûm edildik. Dil devrimi dilimizi ve kültürümüzü devirdi, bizler de altında kaldık.  

lost_1.jpgTarihimizi bilmediğimiz için bugünü anlamıyoruz. Yarın ise bir korku filmi gibi. Cahillikten her yerde komplo teorileri görüyoruz. Sorunlarımızı çözmek için şiddetten başka bir yol bulamıyoruz.

lost_2.jpgAdeta ıssız bir adaya düşmüş yabancılar gibi gölgemizden bile korkuyoruz, komşu ülkelerden, iç ve dış düşmanlardan hatta birbirimizden bile… Tabi bu korku devlete dört elle sarılmak için yeni bir sebep oluyor! Korku içindeki gençlerimiz ise İstanbul’da, Malatya’da, Trabzon’da, İzmir’de ellerini kana buluyor, Hıristiyan vatandaşlarımızın canlarına kıyarak korkularını yenmeye çalışıyorlar.

kemalizm_anket.jpgBir Fransız 1539′da yazılmış ve aşağıda kopyasını sunduğumuz bir resmî yazının orijinalini kolaylıkla okurken biz dil devrimini yapan insanın 1920′lerde yazdığı Nutuk’u okumaktan aciziz. Çünkü darbe sadece alfabeye vurulmamış, kelimeler de değiştirilmiş. Dolayısıyla orijinal metin yeni Türk alfabesi ile dizilse de kimsenin hatta Kemalistlerin bile Atatürk’ü anlamasına imkân yok! Bu yazının kaleme alındığı 26 aralık tarihinde Kemalizm hakkındaki anketimize verilen cevapların %80′inin Kemalistler ile Kemalizm arasındaki anlayış farkına işaret etmesi acaba insanların Nutuk’u anlayaMAmasının bir işareti değil mi?

Konfiçyüs boşuna dememiş “bir ülkeyi yıkmak istiyorsanız işe dilinden başlayın” diye.

ordonnace_1539.jpg

(Resmi tam boy görmek için üzerine tıklayabilirsiniz.)

Bu paragrafı eski Fransızcanın farklarına rağmen çok rahat anlaşılabilen orijinal metinden bir alıntı ve Türkçe çevirisi ile bitiriyoruz:

art. 110. Que les arretz soient clers et entendibles

Et afin qu’il n’y ayt cause de doubter sur l’intelligence desdictz arretz. Nous voulons et ordonnons qu’ilz soient faictz et escriptz si clerement qu’il n’y ayt ne puisse avoir aulcune ambiguite ou incertitude, ne lieu a en demander interpretacion.

Türkçesi: Madde 110. Hiç bir şüphe uyandırmaması ve net bir şekilde kavranabilmesi için kararnameler açık ve anlaşılabilir olmalı. İstiyoruz ve emrediyoruz ki hiç bir çok-anlamlılık veya belirsizlik bulunmamalı, yoruma gerek duyulmamalı.

Devlet tarih yazar mı?

Evet, yazar.  Neden?

gulbenergen.jpgYazlık bir ayakkabıyı kara kışın ortasında hem de yüksek bir fiata satmak isteyen bir satıcı ne yapar diye soralım önce. Elindeki ayakkabı ne sıcak tutacak ne de su geçirmeyecek cinsten. İlk bakışta da belli oluyor. O halde müşterisi için bir takım uydurma faydalar üretecek:

  • - Sizin gibi öğretmenler hep bu ayakkabıyı alıyor,
  • - Bu renk sizi çok açtı,
  • - Geçenlerde Gülben Ergen geldi, aynı ayakkabıyı aldı,
  • - Bu ayakkabı okunmuştur, sizi nazar ve büyüden korur!!!

Tarih yazmak bir devletin en önemli işlerinin başında bile gelebilir. Çıkarları halkın çıkarları ile paralel olmayan her ulus-devlet resmî tarih yazar. Zira bir devleti meşru kılan şey halka verdiği hizmetler değil de etnik aidiyet hissinin kamulaştırılması ise ulusun tarifi yani “ortak” tarihi de siyasî bir aygıt olur:

  • - Biz hepimiz Orta Asya’dan geldik,
  • - Atalarımızın kanlarıyla sulanmış bu kutsal topraklar…
  • - Türk milleti seçilmiş bir millettir,
  • - Toprak uğrunda ölen varsa vatandır,
  • - Devletin milletiyle bölünmez bütünlüğü,
  • - Alevi Kürtler aslında Ermenidir,
  • - Kürt yoktur, onlar dağ Türk’üdür,
  • - Birinci Dünya savaşına bizi İttihat ve Terakki cemiyeti değil Almanlar soktu,
  • - Birinci dünya savaşında yenilmedik, yenik sayıldık,
  • - Türk’e Türk’ten başka dost yoktur.

Her ulus-devlete bir ulus lâzım ama tersi doğru değil!

Kemalist bir forumda yazılmış şu satırlar ne güzel özetliyor hadiseyi:

« … Atatürk vardı, ve ulusu kurtarmadı, ulusu yarattı, şekillendirdi… »

Türkiye’de yaşayan insanların artan demokratik talepleri Kemalist kesimde büyük sıkıntı ve panik başlattı. Zira artık insanlar efendilik taslayan bir ulus devlet değil halka hizmet eden, seçimle değiştirilebilen ve kurumları da halka hesap veren, “normal” bir devlet istiyor.

Bu taleplere yanıt veremeyeceğini bilen ulus devletin kapıldığı panik elle tutulur, gözle görülür bir hal alıyor git gide. Eski cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER’in, Temmuz 2007′de Harp Akademileri Konferansı’nda yaptığı (küresel komplo teorileri ile dolu) konuşmasından bir alıntı ile bitiriyoruz makalemizi:

“…Temeli Atatürkçü düşünceye dayalı çağdaş Cumhuriyet’te huzur da, denge de, istikrar da, ancak laiklik, bölünmezlik ve ulus devlet yapısı güvenceye alınıp sürdürülerek sağlanabilecektir. Unutulmamalıdır ki, bu ülkeye ve rejimimize en büyük kötülük, aymazlıktan gelmektedir ve bundan kurtulmak rejimi korumanın koşuludurÜlkelerin yönetim sistemlerinin değiştirilmesine direnen en önemli ögeler, ulus devletlerdir. Bu nedenle, ulus devletlerin parçalanıp yok edilmesi ya da bölünüp siyasal denetime alınması küresel sistemin başarısı için gerekli görülmektedir... Ulus devletin, Ulus birliği ve Ülke bütünlüğünün, tekil devlet ve laik Cumhuriyet’in koruyucusu ve güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri de, ilk kez iç ve dış odakların hedefi durumuna gelmiştir. Bu odaklar niyetlerini açıkça sergileyerek işi “hesap sorma” söylemine kadar vardırmışlardır.

DEVAMI: Batı Avrupa’nın 1800′lerdeki iç dinamikleri ve ulus devletin doğuşu (Yoksa ulusalcı Türklerin göz bebeği ulus devlet bir “gâvur icadı” mı?)

7 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 3 Yorum

  2. Yazan:Elifnur Tarih: Ara 28, 2007 | Reply

    Çok güzel bir uslupla anlatılmış biz ve devlet yetişmeler ,toplum ve kurallar aslında hiçbirşey yok ne yazık ki öyle bir yaşamın içindeyizki yastığa gece baş koyunca uyuyabilmekteyiz ben bir ünüverste öğrencisiyim yaşadığım o küçük kasabada herşey temizdi saftı fakat öyle ortamlar gördümki yazık dedim üzüldüm böyle bir hayat da varmıymış ama görüp birşey yapamamak dahada acı onu öğrendim tek başına birşey yapılmıyor türkiye terör haberleri ile yankılanırken her haber kanalında resmen tiyolar verilirken neden bir terör kısımlarının tabancaları mayın arama makinaları nasıl bilmeyiz bizim halkımız nasıl kullanacaklarına kadar haber ediyo ve arka sokaklarda neler oluyo neden birşey yapılmıyo bilemiyorum neden sabah programlarından halkımıza yardım yapılırken onların elinden tutulurken meclisimiz sessiz kalıyor aslında çözülmemiş ne kadar soru var ve çözülemeyecek ne garip ki avrupalaşmak için çaba gösterilmekte neden ki heryer özelleştiriliyor işsizler oluyor torpilliler başa geçiyor ben okul bitince acaba iş bulabilecekmiyim diye sorarken….Sanırım aşar bunlar beni sizlere hayırlı yazı yazmalar…

  3. Yazan:ruhan Tarih: Oca 17, 2008 | Reply

    Düşünclerinizin bir kısmına katılıyorum.Fakatçok yönlü düşünememeniz beni şaşırtıyor.Toplumları yaşatabilmenin hele ki farklıulusların biraraya gelmesiyle oluşmussa ne kadar zordur.ATATÜRK’Ü Türk milletini sanki Amerika’nın veya ingiltere’nin sömürgesinden kurtardığı için suçluyor gibisiniz.Sizden biraz da bu yüce milletin daha iyi yönetilmesi için yapıcı ve kurtarıcı öneriler bekliyorum. Devlet yönetimi uzaktan göründüğü gibi kolay değildir .Eğitimi yaygın hale getiremedikten ve tek yönlülükten(kendi doktirinleri doğrultusunda)kurtaramadıktan sonra başarmak bence mümkün değil.Zeki bir insan olduğunuza inanıyorum.Tekrar söylemek istiyorum,ait olduğunuz milletinizin hangisi olduğuna karar verip diğerlerine karşı onu yüceltmek ve varlığını sürdürmek için neler yapılmalıdır. Bu değerli siteye yazanlardan biraz da bu yönde fikirler bekliyorum.

  4. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Oca 18, 2008 | Reply

    Ruhan Hanim,

    Söyle demissiniz:

    “Eğitimi yaygın hale getiremedikten ve tek yönlülükten(kendi doktirinleri doğrultusunda)kurtaramadıktan sonra başarmak bence mümkün değil.”

    Tek yönlü doktrin elbette sakincali. Zaten kemalizm adi altinda POZITIVIZM denen hayat görüsünün bize dayatilmasina da bu sebeple karsi çikiyorum. Basörtüsü veya Kürtçe’nin serbestçe konusulmasi gene bu sebeple birer sorun haline gelmistir. Tektip vatandas özlemi hep gerginlik olusturuyor ülkemizde.

    çözüm nedir diyorsunuz. çözüm demokrasinin kendisidir. Ama Kemalizmden vazgeçmek gerecekebilir. Hazir olmakta fayda var.

    Saygilarimla

  1. 4 Trackback(s)

  2. Oca 13, 2008: Ulus-devlet Bölüm II: Ulus-devlet ne kadar ulusal? : Derin Düşünce
  3. Şub 8, 2008: Humeyni Lenin’i döver mi? Ulus devlet bölüm III : Derin Düşünce
  4. Haz 8, 2008: Halk bir dağ kadar sessiz : Derin Düşünce
  5. Haz 28, 2008: Günah işleme özgürlüğü : Derin Düşünce

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin