Ata’mın hapishaneleri
By Mehmet Yılmaz on Kas 10, 2007 in Kategorilenmemiş
2003 yılının 10 Kasımı sıradan bir 10 Kasım değildi. Gerçi adet üzere Atatürk yeni ölmüş gibi yaptık, saat 9’u beş geçe arabalar kornalarına bastılar ve yollarda herkes saygı duruşuna geçti.
Evet çocuklar okullarının bahçelerinde haykırdılar yine :
“Saat 9’u beş geçe,
Atam Dolmabahçe’de,
Gözlerini kapadı,
Bütün dünya ağladı!”
Ama Türkiye o gün ilginç bir şey okudu… Radikal gazetesindeki Ertuğrul Mavioğlu’nun haberinden : Yüreği Atatürk sevgisiyle dolup taşmayan nadir vatandaşlarımız 1981-1984 yılları arasında bir eğitimden geçirilmişlerdi. Atatürk’ün gençliğe hitabesini ve çok sayıda marşı ezberlemeleri için ilginç yöntemler kullanılmıştı:
“….’Atatürk’ün gençliğe hitabesini ve andımızı da mı ezberleyemedin?’ ‘Hayır, okumam-yazmam yok komutanım’ dedim. Haydarla bayıltıncaya kadar dövdü. 53 tane marş ezberledim.
….
Kapı açılıp karavanayı içeriye getirmeden önce gardiyan bizi çok döverdi. “Verdiğim yemeğin hakkını istiyorum” derdi, ta ki bir tarafımızdan karavanaya kan akana dek döverdi. O işkence döneminde günde üç öğün, kanlı karavana yerdik. Diş macunu, deterjan, çöp gibi şeyleri yediriyorlardı. Cezaevine Türkçe bilmeyen ziyaretçi alınmazdı.
Türkçe bilmeyen nenem, dilsiz taklidiyle görüşe girdi. Ağzından bir kelime çıkmadı. Sadece hıçkırıyor, yaşlı gözlerle bana bakıyordu. Ben çıkmadan da öldü….”
Atatürk ölmedi
Bu satırları okurken insanın gözünün önünde canlanıyor: En güvenilir kurumlarımızdan biri raydan çıkmış olan ülkenin yönetimine el koymuş. Atatürk ilkelerinin yılmaz bekçileri olan mensupları Türkçe bilmeyen vatandaşlarımıza “eğitim” veriyor. Onlar da Güneydoğululara has o şiveleri ile haykırıyorlar:
“Atatürk ölmedi
Yüreğimde yaşıyor
Uygarlık savaşında
Bayrağı o taşıyor
Her gücü o aşıyorTürklüğe güç veren devrimler senin
Yurduma çizdiğin aydın yol senin
Gençlik senin, sen gençliğinsin
Ölmedin ölemezsin”
Atatürk’ün “yurduma çizdiği aydın yolda” uygun adım rap rap ilerleyen Diyarbakır 5 nolu Askeri Cezaevi sakinleri Atatürk’ün ölümü konusunda ne düşünüyorlardı acaba 10 kasımlarda?
Radikal’in bu sayısını kaçıranlar için bir kaç ay sonra 23 Haziran’da Neşe Düzel de bu “eğitim” ile ilgili bir röportaj yaptı:
“…Biz sorgularda günlerce hiç kıpırdamadan tabutların içinde gözlerimiz bağlı dikine tutulduk. Falaka, elektrik verme, soğuk duş hepsini yaşadık. Sabahtan akşama işkence gördük, geceleri bir battaniye içinde koğuşun önüne bırakıldık. Meğer bunlar ne kadar demodeymiş. Biz esas vahşeti Diyarbakır Cezaevi’nde yaşadık. Halbuki yakalanmadan önce, işkencenin sorguda yapıldığını, cezaevine konulduktan sonra koğuşların rahat olduğunu sanıyorduk. Diyarbakır Cezaevi’nde ise sorgu işkencehanelerini özledik.
….
Esas duruşta askeri marşlar söylüyorduk. 60′tan fazla marş ezberlemiştik. Eksik ya da yanlış söyledin diye, bu marş söylemeler dayaksız geçmiyordu. Her koğuşta mutlaka muhbirler ve gözetleme delikleri vardı. Birbirimizle konuşamıyorduk, oturamıyorduk. Hep ayaktaydık. 24 saat dayak vardı. Her an, gecenin 12’si, sabahın üçü, dördü, koğuşa bir bölük asker baskın yapabiliyordu. “Haydar” denilen kalaslarla, coplarla, su borularıyla dövülüyorduk. Öğleden sonraları, gardiyan bize ‘Eğitime hazırlanın’ komutu veriyordu. İşte o zaman herkeste korkudan tuvalete gitme ihtiyacı doğuyordu.
…”
Ordum neylerse güzel eyler
1981’den beri 26 Ramazan geçti. Biz Müslümanlar 26 kez oruç tuttuk, iftar ettik. Bayramlaştık 52 kez. 1352 Cuma namazı kıldık. Başörtüsüne getirilen yasağa “Başörtüsü zulmü” dedik. Zulüm hafife alınacak bir kelime değil zira Cihad retoriğinin bir parçası. Başka ülkelerde zulüm gören din kardeşlerimizi de unutmadık: Çeçenleri, Boşnakları, Filistinlileri… Kim bilir ne kadar göz yaşı döktük, geceler düzenledik, aramızda para toplayıp gönderdik.
Diyarbakır 5 nolu Askeri Cezaevi’nde olanlar en azından 2003’ten beri “resmen” biliniyor. Sormamak elde değil : %99’u Müslüman olan ülke bu mu? İmanı gereği zulme karşı durması gereken insanlar nasıl uyutuldular?
Derin Sular’dan dinleyelim:
“Hiçbir otorite, kullandığı insanların davranışlarını bir anda tesir altına alamaz. Böyle bir kontrolün gerçekleşebilmesi için, bireylere belli kollektivist değer yargılarının aşılanmış olması gerekir. Devletin, kendisinin, temsil ettiği değer ve sembollerin ya da devleti temsil eden şahısların yüceltilmesi ile oluşturan bir kült, hayatın her alanına yansıyan belli önkabul ve normlarıyla yaygın bir töre oluşturur. Gerçekte varolmayıp insanlar tarafından ortaya çıkarılmış olan ve sadece genel kabule dayanıyor olması nedeniyle de objektif değil, fiktif bir değere sahip olan bu konsept karşısında vatandaşlara boyun eğdirilmesi, sonraki yıllarda gelecek olan ‘fedakarlık talebi’ için zemin hazırlar. Bu felsefe doğrultusunda üretilen bir insanın, belli konularda özgür düşünebilmesi, kendi kendine ya da kendisi adına karar alıp uygulayabilmesi mümkün değildir. Daha da kötüsü, bu gerçeği zaman zaman kendi ağzıyla dile getirse dahi, nasıl bir itirafta bulunduğunun bile farkına varamaz.”
Yazardan bağımsız olarak koyu harflerle yazdığımız ‘fedakârlık talebi’ neyi kapsıyor? 80 yıldır bir türlü bitmek bilmeyen “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde” neyi feda etmemiz isteniyor bizden?
Müslüman değilmiş gibi yaşamanın, evlatlarımızı da milliyetçi ve militarist olarak yetiştirmenin sonu nereye varabilir?
İnandığımız gibi yaşaMAmanın bedeli yaşadığımız gibi inanmaya başlamak olmasın sakın?
7 [?]


116 Yorum
Yazan:Balbazar Tarih: Kas 10, 2007 | Reply
Mehmet Bey, tesadüf şu ki, o bahsettiğiniz dönemde Türkçe bilmeyenlere Atatürk marşı ezberletenler, aynı zamanda ayrımsız bütün çocuklara (resmen Hıristiyan ya da Yahudi olmayan) okul sıralarının üzerinde zorla namaz kıldırdılar. Ve biliyoruz ki, sadece bu edimlerinden dolayı bile cennete girebilirler. Ben söylemiyorum bunu, hizmet insanı, hoşgörü timsali din büyüklerimiz söylüyor. Ne kadar güzel, değil mi?
12 Eylül’ün palazlandırdıkları, şimdi 12 Eylül üzerinden kendi düşmanlarına vuruyorlar. Biz de safız ya, inanıyoruz. Ayıptır yahu.
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Kas 10, 2007 | Reply
Sayın Balbazar,
Sakın o din büyüğü zorla namaz kıldırmaktan değil de müfredata din dersi konulmasından dolayı söylemiş olmasın o sözü?
Yakışıyor mu böyle yalanlarla çarpıtma yakmak size? Yalan değil diyorsanız bizahmet kaynak gösterin.
Bir de şu 12 Eylül saplantısından kurtulsanız. darbelere seçmece davranırken iyiydi, 27 mayıs iyiydi 12 mart iyiydi, 28 şubat iyidi, 27 nisan iyiydi, 12 eylül ise kaka. Neden? Balyoz inmememsi gereken yerlere de indi bu kez de ondan. Allah allah..
Sisteme en birincil muhalif olanlar hep müslümanlardı. Elmalarla armutları birbirine karıştırmayın. Komünizm tehlikesine ve iç siyaset “denge”sine katkı için bir dönem sistemin onlara rahat nefes aldırması müslümanların suçu değil. Ssıl bunu sistemle kucak kucağa yaşamaya alışmış olanlardan duymak komik oluyor.Ötesi, ayıp da oluyor.
Hataların seceresini tutmaya başlarsak boğulacak kesimin hataları kesinlikle müslümanların egemenlerle mücadele ederken yaptıkları hatalardan çok daha fazladır. Bozuk plak gibi aynı yerde takılıp kalmaıyın. Dünya değişiyor, Türkiiye değişiyor, insanlar değişiyor Balbazar.
Elbise artık patladı.. Rahmetli A. Fuat Başgil’in cumhurbaşkanlığı kafasına silah dayanarak engellenmişti, Gül’e biraz daha nazik davrandılar ama olmadı, halk tokadı indirdi, sistem en önemli makamını kaybetti.
Bu uzun soluklu bir mücadele, iktidar artık sınıf değiştiriyor, “çevre” bu savaşı kazanmak üzere. Bunu da demokrasi ile ve demokrat ilkelere sahip olmakla yapıyor.
Korkmayın ve alışmaya bakın derim. Bu demokrasi hepimize lazım.
(Eğer benim sözlerim kesmezse Engin Ardıç’ı da okuyabilirsiniz :-)
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Kas 10, 2007 | Reply
@Balbazar,
yazinin sadece ilk kismini okuyarak bu kadar güzel yorum yapabildiginize göre sonuna kadar gitseniz kim bilir daha ne güzel seyler yazacaksiniz :-)
12 Eylül kimseyi palazlandirmadi, Türkiye’de yasayan insanlarin deger yargilari, inançlari, sosyal dinamikleri, gelenekleri hiçe sayildi elitist devlet kademelerince.
Adnan Menderes’in 12 eylül darbesine ihtiyaci oldu mu?
Ama bu darbeler, muhtiralar takkenin düstügü, kelin göründügü zamanlardir.
HALKA RAGMEN HALK içiN (!) karar verenlerin kendi basarisizliklarini, çaresizliklerini silah kullanarak itiraf ettikleri günlerdir.
Böyle bir stratejinin basarisizliga ugramasi Muhafazakarlarin PALAZLANMASI degil kendi ayagina kursun sikan bir adamin artik yürüyemeyecek duruma gelmesidir.
¨
2007 Türkiyesi için kemalistlerin hiç bir vizyonlari yok, hiç bir projeleri yok. Anitkabir’de toplanip eski “güzel” günlere aglamaktan baska…
Dostlukla
Yazan:fizikci Tarih: Kas 10, 2007 | Reply
12 Eylül öncesinde okullarımızda en mutaassıp haliyle din dersi vardı zaten. Ali Şeriati’nin “şirk dini” dediği dinin dersinden bahsediyorum. Statükoyu muhafaza etme işine yarayan bu din diğer bütün derslere nüfuz etmişti. 12 Eylül belki de bunun kırılma noktası olmuştur ne dersiniz? 28 Şubat’ı saymazsanız son darbemiz 12 Eylül. Birşeylerin değişmeye başladığı son darbe. Rejim, ötekileştirerek kendi kimliğini kazandığı en güçlü muhalifine (yani müslümanlara) ilk tavizini veriyor. Müfredata din dersi konuluyor. Bu önemli bir olaydır. “Birinin kendini kurtarabilmesi için bir bahane bulmak gerekirse bu bahane yeterli olabilir netekim.”
Anlamak istemeyenlere not: Tırnak içindeki ifadenin orjinali netekim’in kendini kurtaracağını söylemiyor. Netekim’in yaptığı işin önemine vurgu yapıyor sadece. Edebi bir ifadedir, yani kimseyi cennete veya cehenneme gönderme amacı taşımıyor. Zaten ona Allah’tan başkası karar veremez.
Yazan:fuatogl Tarih: Kas 10, 2007 | Reply
Gerçeklikten nasıl bu kadar kopabiliyorsunuz?
Birileri işkence görsün, öldürülsün, kaybedilsin, sürülsün, sakat bırakılsın, fişlensin, kamu hizmetlerinden mahrum edilsin, yurt dışına kaçıp yerleşmek zorunda kalsın…ama en büyük düşman yinede müslümanlar olsun. Müslüman dedikleriniz kimler? Belirli bir toplumsal tabaka, sınıf varmı, yoksa en muğlak hali ile bildiğimiz müslüman olmak mı? Hani herkes müslümandı bu ülkede? Yani size göre bu ülke müslüman düşmanlığı üzerine filan kuruldu…valla helal olsun.
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Kas 10, 2007 | Reply
“Gerçeklikten nasıl bu kadar kopabiliyorsunuz?”
Valla asıl kopan sizsiniz. Yurtdısında idiniz değil mi?
Bir soru; niçin CHP iktidara gelemiyor ve böyle devem ettikçe muhtemelen hiç gelemeyecek?
Bu cevap belki bağlantınızı sağlayabilir.
Yazan:Balbazar Tarih: Kas 10, 2007 | Reply
Şöyle demiş M. Fethullah Gülen:
Mecburi vurgusu bana ait. O mecburi demiş, ben zorla demişim.
O din dersleri demiş, ben din derslerinin içeriğini vurgulamışım. Yoksa sizi çıkartmadılar mı sıraya bu çok hayırlı “mecburi din derslerinde”?
Bir hayli saptırmışım, öyle değil mi?
“12 Eylül saplantım” elbette bitmiyor, çünkü 12 Eylül bütün baskıcı kurum, kişi, yasa, ve uygulamalarıyla hala iktidarda. Buna sizin de beğenmediğiniz YÖK vs. “ulusalcı” kurumlar da, Özal’dan AKP’ye siyasi iktidarların bütün kurumlarda oluşturduğu kadrolaşmalar da dahil.
Ben her zaman bütün darbelerin karşısında yer aldığımı çok açık ifade ettim. Ulusalcılığın oligarşinin bir parçası olduğunu da yadsımadım. Oligarşinin ulusalcılığa indirgenmesi karşısında, İslamcılığın da oligarşinin bir parçası olduğunu söyledim. Futaogl’un çok güzel ifade ettiği gibi, bugünki kavga oligarşideki bir çatlaktan ibaret. Çok güzel bir örnek, İslamcı basın mecliste tek bir muhalif olmasına bile tahammül edemiyor, Zaman Ufuk Uras’ın PKK’lı olduğunu ima eden haberler yapıp duruyor. Hata falan değil bu, gayet tutarlı ve bilinçli bir “konum”.
Darbe seçen, 12 Eylül’e bahane bulan ve olumlayan ise sizsiniz.
Yerel ve harici birçok güç odağının siyasi işbirlikçilerini desteklemekle övüneceksiniz, askeri bir rejimi ve uygulamalarını olumlamaya çalışacaksınız, üstüne de demokrasi geliyor, demokrasiye alışın diyeceksiniz. Yazıda da söylendiği gibi, Diyarbakır cezaevinde Kürtlere etmediğini bırakmayarak PKK’yı yaratan, o “soluk aldırdı” dediğiniz 12 Eylül rejimi işte, 23 yıldır soluklana soluklana bitiremedik.
Bütün temel hak ve özgürlükler 12 Eylül döneminde insanların elinden alındı, ve AKP’nin “sivil anayasa” projesinde hiçbiri geri verilmiyor. Sadece düşünceye daha çok zincir vurmak için “milli ve manevi değerler” de bahanelerin arasına ekleniyor.
Kaynak: http://www.gencadam.net/content/view/517/57/
Not: Mehmet Bey, kul kulu kendisi gibi bilirmiş, ama kusura bakmayın, hepsini okumadan yorum yazmıyorum yazılara.
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Kas 10, 2007 | Reply
Yooo Sayın Balbazar, karşınızda salak yok maalesef.
Siz öyle demediniz. Şöyle dediniz:
Yaptığınız alıntıda ise sıraların üzerinde namaz falan kılınmasından dolayı değil “din dersi” uygulamasından dolayı o sözleri söylediğini teyid etmişsiniz.
Hiç ben içeriğine vurgu yaptım falan diye lafı çarpıtmayın. İkisi o kadar farklı şeyler ki bunun ne olduğunu çok iyi anlıyorsunuz.
İki çocuğum var, onların üzerine yemin ederim ki ben din dersinde hiç sırada namaz kıldırıldığına şahit olmadım. Sakın sizin başınıza işgüzar bir öğretmen gelmiş olmasın?
Tıpkı benim şahit olduğum şekilde Ramazan’da askerlere zorla su içiren yalaka bir albayın olduğu gibi???
Bu çarpıtmanızı lütfen düzeltin. Ayıp oluyor.
Şunu da söyleyeyim.
FG Hoca’nın o sözüne de katılmam, Evren’e karşı da büyük bir öfkem vardır..
12 Eylül’ü hiçbir zaman hiçbir yerde savunmadım. Diyarbakır cezaevi işkencelerini de başka cezavlerindeki işkenceleri de iyi bilir, lanetle anarım.neye mal olduğunu Diyarbakır cezaevindeki o dönem işkence gören insanların PKK’nın dağ kadrosunun % 80 ini oluştırduğunu bilirim..
Sistem bu zamana kadar tepelerine bindiği için nefes alamayan insanlara konjektür gereği nefes aldırmıştır, bundan dolayı o mağdurlar suçlanamazlar. Aynen, 27 Mayıs sonrası görece özgürlüklerden bolca yararlanan sol kesimin suçlanamayacağı gibi.
Çünkü o haklar lütüf değildi, zaten asli haklardı..
Bu farkı da anlayamıyor ve bu ülkenin en başta gelen, 80 yıldır itilip kakılan mağdur kitlesini oligarşi uzantısı olarak görüyoranız size koca bir pes derim. Ve sorarım şu 2007 deki tiyatro niçin oynandı a sevgili Balbazar..
Demek anayasa taslağı “hiçbir şeyi” geri vermiyor he mi?
Herhalde Özburun gizli AKP’li olacak.. Pes yahu vallahi pes. Hiç mi okumadınız siz taslağı?
Bu kadar ideolojik körlük olur mu..
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Kas 10, 2007 | Reply
İdeolojik körlüğe -Balbazar’ı tenzih ederim ‘halen’- sert bir örnek vereyim.
Haşmet Babaoğlu, Bekir Coşkun’un “teröre lanet mitinginde neden türbanlı yok” diye utanmadan sıkılmadan yalan söylediği, öfkesini kustuğu, yazısına bir yazı ile tepki göstermişti:
Bu yazı da Hasmet Babaoglu’na gelen, edepsizlige varan derecede cirkin okur mektuplarinı içeriyor.
Benim zavallı memleketim..
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Kas 10, 2007 | Reply
Bu arada ben de anayasa taslağını yetersiz bulduğumu yazmış ve eleştirmiştim.
Bi okuyun bakalım, ne diyeceksiniz.
Keşke sizler de bu kadar bari objektif bakabilseniz olan bitene..
Yazan:Balbazar Tarih: Kas 10, 2007 | Reply
Suat Bey, herşeyi bu kadar kişisel almamıza gerek yok, yemininizi de lütfen geri alın, Allah bağışlasın çocuklarınızı.
Benim şahsi tecrübem, zorunlu din derslerinde çocuklara sırada namaz kıldırıldığı yönündeydi, bunu tecrübe ettiklerini bağımsız birkaç başka kaynaktan da duymuştum, bunun yarattığı ironiyi zorunlu din derslerine vurgu yapmak için kullandım. Yani “çocuklara sırada namaz kıldırılması”ndan kastım, zorunlu din dersinden başka birşey değil.
Bunun anlam ve içerik açısından ciddi bir fark yarattığını düşünmüyorum, devlet okullarında zorunlu din dersinin antidemokratik bir uygulama olduğu konusunda zaten hemfikiriz sanırım.
Oligarşi meselesinde ana konumum şu: 12 Eylül’ün yarattığı faşizan kadrolaşma ve kitle, İslamcı örgütlenmeler ve kitlede de çok önemli bir yere sahip. Ogün’ün islami muadilleri de çok bu ülkede.
Ve bence ülkemizin temel sorunu bu: Laiklik ya da islamcılık değil. Farklıklıklara olan tahammülsüzlük, baskıcılık, sansürcülük, fanatizm, şiddet eğilimi vs. Buna islamcılara yönelik tahammülsüzlük de dahil elbette.
Beni rahatsız eden, sanki İslamcılık kazanınca bu sorunun ortadan kaybolacağı gibi bir görüntü oluşturulması.
Hayır, bence Cemil Çiçek ekolünün AKP’de kurumsal gücü de, kitlesel gücü de en az Abdullah Gül ekolününki kadar. Melih Gökçek’in kitlesel etkisi bile, benim herhangi bir şekilde kendimi yakın hissedebileceğim fikir akımlarının etkisinin kat kat üstünde.
Ha diyorsanız ki, ne olursa olsun değişim isteyen, demokratik bir dinamizm içeren, kitlesel etkiye sahip tek hareket bu, bunu eleştirip berikilere meydan bırakmak yerine omuz verip değerlendirmek gerekir, o konuda haklısınız.
Zaten omuz vermeye niyetimiz olmasa burada bu kadar dirsek çürütmezdik.
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Kas 10, 2007 | Reply
Sayın Balbazar,
Baştan böyle yazsanız hiç kapışmaya gerek kalmayacak. Ama öyle bir giriş yapıyorsunuz ki cevap vermem elzem oluyor.
Elbette. Bu zorunluluğa karşı olduğumu pekçok kez söyledim. Devlet laik olduğunu iddia ediyorsa din eğitim ve öğretiminden elini çekmeli ve bunu özele bırakmalıdır. (Bir de hem devlet din dersi koymasın, hem de özelde de öğretilmesine izin vermesin diyenler var, onlar da bir başka faşist grup)
Doğru, bunu inkar eden yok. Faşizmin her şeye sızabilir.
Kazananın “İslamcılar” değil, eski ve değişen İslamcıların önderliğinde demokratik laik kültür olduğunu bir türlü göremiyorsunuz. Ama zaman bunu ispatlayacak.
Cemil Çiçek’i, A. Kadir Aksu’yu çok eleştirdim ben yazılarımda. Ama biliyorum ki eğer köstek olunmazsa A.Gül-Erdoğan çizgisi doğal bir evrimle bunu aşacak.
Tabii ki bunu diyorum. Sitemde AKP’nin uygulamalarını eleştirdiğim yığınla satırım var. Demokrasiyi bile ehven-i şer gören ben AKP’ye mi mükemmelik atfedeceğim?
Ama başka alternatif var mı?
Yapıcı eleştiride bulunmak, bu sivil fırsatı değerlendirmek gerek. Oligarşi hiç bu kadar çok kalesini düşürmemişti. Bunu heba edersek bir 30 yıl daha normalleşmeyi bekleriz.
“Omuz vermek buysa” diyemeden edemiyorum.
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Kas 10, 2007 | Reply
ZORUNLU DiN DERSi ÜZERiNE
Balbazar’in savundugu ilkeleri destekledigimi belirteyim. Zorla yapilan hiç bir sey demokratliga sigmaz.
ZORUNLU DiN DERSiNE KARSIYIM. sadece alevi veya hiristiyan degil digerleri için de. Mesela “resmen” sünni olan bir ateist düsünelim. Evladini istedigi gibi yetistirmek onun hakki degil mi?
Veya dindar bir sünni aile ele alalim, okulun verdigi din egitimini eksik/yanlis veya fazla buluyorsa neden mecburiyeti olsun?
Bakin hiristiyan ülkelerde Islamofobiye karsi hiristiyan çocukar camilere gezmeye geliyorlar, namaz kilan insanalari görüyorlar, imamlarla sohbet edip sorular sorabiliyorlar.
eTürkiye için de En güzeli normal okul saatleri disinda seçmeli olarak her din için ayri siniflar açilmasi.
Buralarda ders olarak degil din olarak bir seyler ögretilebilir, sevdirilebilir.
Ayrica karsilikli anlayisin gelismesi için ders degil ama seminer biçiminde din kültürü verilebilir.
Mesela okul gezileri yapilsa, isterdim çocukken bir cem evine gitmis olmak, alevi dedelerine sorular sormak. Ayni sekilde diyelim orta okulda herkes bir defa bir kiliseye girse, papazla konussa belki bu kadar hristofobi de olmazdi.
Not : F. Gülen’in zorunlu din dersini övmesini yanlis buldum, takdir ettigim çok projesi ve sözü var ama bu yanlis kanaatimce.
Dostlukla
Yazan:fuatogl Tarih: Kas 11, 2007 | Reply
Yahu yurt dışındaysak ayda değiliz ya. Memleketle fazlasıyla haşır neşir olmuş birisiyim.
Şahsen CHP den bıkmış durumdayım. Kısaca şunu söyleyebilirim, insanların algıladığı dünyada değil, semboller dünyasında siyaset üretiyor. Fakat sizin müslümanlık analizleri ile pek alakalı değil bana sorarsanız. En azından bunlar gerçek analizler değil. CHPye oy veren ortalama kişinin şeriat korkusundaki gerçekli payı ne ise, sizin zulüm gören müslüman anlatınızın gerçekliği o kadardır. Kanımca Türkiyeyi anlamak için ülkemizdeki kapitalizmin gelişme tarihine ve çevresi ile girdiği ucube ilişkilere, içerde feodal yapılarla girdiği ilişkilere bakmak gerekiyor. Zulüm gören müslüman ile hiçbirşey anlayamayız. Bu iskenderiyeyi yakıp hadi yeniden öğrenelim demek gibi birşey.
Darbelere de ayrımsız karşı çıkmak lazım elbette. Bazılarının 61 anayasaının sağladığı kısmi özgürlüklerinden bahsetmesi o darbeyi meşru yapmaz. Bunu kabul etmek darbeyi onaylamak değildir. Götürdükleri getirdiklerinden fazladır.
Fakat 12 Eylül çok daha köklü ve tahrip edici olmuştur. Kendini yeniden üretebilecek şekilde tüm topluma, işleyişine nüfus etmiştir başarılı bir şekilde. Tam bir sağ soğuk-savaş zihniyeti, ve tüm ülkeye nüfus ettirilmesi söz konusu. Hala da o zihniyetin ürettiği ucube durumlarla karşılaşıyoruz. Sürekli bir şekilde faşizm üretiyor. Sıradan insanların dünyayı görme biçimleri, ettikleri laflar, siyasetciler… kusura bakmayın ama hiçbir halt çıkacakmış gibi görünmüyor bu kafalar ile. Ki bu durumu aşacak zihinsel bir atlamanın koşulları da var sanki, ama birşey olmuyor maalesef, basınç sıfır neredeyse. Bir bakan çıkıp dönen askerlere sevinmediğini söyleyebiliyor, ve yer yerinden oynamıyor. Normal değil bunlar! Bu ve hergün karşılaştığımız şeylerin normal karşılandığı yerde kökten bir sakatlık vardır. 12 eylül ve zihniyetinin de önemli bir payı vardır bunda.
Yazan:fizikci Tarih: Kas 11, 2007 | Reply
Bu zorunlu din dersi dediğimiz şey İslam dersi ya da Kuran dersi değil ki. Yani sonuçta “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi. Adı bile, bakınız, ne kadar laik.
Yani şekil süper laik ama sınıfta ne olduğuna bakarsanız; biz din dersinde dualar sureler ezberlerdik, hatta orta 1′deki hocamız dersi nerdeyse müzik dersine çevirmişti, bize hep beraber ilahiler söyletirdi. (Sıranın üstünde namaz kıldıranına ben de hiç rastlamadım.)
Biz Lise 1′deyken bu dersin ünite ünite Hristiyanlık’tan, Musevilik’ten, Budizm’den falan bahsettiğini görünce bu ne ya derdik, Müslümanız biz. Bize İslam’ı anlatacak bi din dersi isterdik. Bunu elbet öyle çok bilinçli savunmazdık ama 60 kişilik sınıfın hepsi müslüman, kendi dinini bilen çok az, biz diğer dinleri etüd ediyoruz! Tuhaf oluyordu biraz.
Şimdi bence de devlet din dersi vermesin, bıraksın bunu Kuran kursları, camiler, cem evleri, azınlık okulları vs. kendileri halletsin. E ama buna da izin vermiyor, kendince laik bi çözüm bulmuş; adı laik kendi laik olmayan bir din dersi ucubeliği ortaya çıkmış. 60 kişilik sınıfın hepsi müslüman olduğu gibi öğretmenleri de müslüman, doğal olarak sureler de ezberletilecek, namaz da öğretilecek.
Hepimiz zorunlu din dersine karşıyız ama benim bunda şüphelerim var. Zorunlu İslam dersi olsaydı ben de karşı çıkardım. Ama bu din kültürü ve ahlak bilgisi dersi. Neden zorunlu olmasın ki? Bir müzik veya beden eğitimi kadar kadri kıymeti yok mudur din kültürünün, ahlak bilgisinin? Yani bence bu ders gene zorunlu olmalı ama İslam dersine dönüşmesi bir şekilde engellenmelidir. Eğer sınıfın tamamı müslümansa ağırlığın İslam üzerine olmasında bir sakınca yok. Eğer başka dinlerden veya dinsiz öğrenciler varsa müfredat ona göre olmalıdır. Asıl önemli olan din dersini bir İslam dayatması olarak görmeyecek kalitede öğretmenlerin yetiştirilmesidir.
Ne yazık ki ne rejim, ne de sahip olunan ideolojiler buna izin vermez. Vazgeçtim en iyisi din eğitimini vatandaşa bıraksınlar. Biz hallederiz.
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Kas 11, 2007 | Reply
Asagidaki dialoglari birisi mail ile yollamis bana, benzerlerini yasadigim için gerçek olduklarini tahmin ediyorum :
DiN DERSLERiNDEN DiALOGLAR
- Çocuklar kiyamet cuma günü şafak vaktinde olucaktir.
-Ama hocam nereye göre şafak vakti?
bizde şafak vaktiyken diğer tarafda gece oluyor…
-Numaran kaçtı senin?
-Ne olduki hocam?
-Çok güzel soru sordun 5 verecem…
Cevabını bilmiyorum çünkü…
* * *
-Arapça bilenler el kaldırsın…(Sadece 1 kişi el kaldırır…)
-Afferim olum Mehmet…siz niye bilmiyonuz? Nasıl dua ediyonuz???
-Hocam ben türkçe dua ediyorum.
-Olmazz! Arapça edicen! Türkçe kabul olmazzz!
-Niye hocam, Allah türkçe bilmiyormu?
-Haşaaaa! Haşaaaa!
* * *
-Çocuklar şimdi, ahiret gününde bütün herkes tartılacak,
sevapları günahlarından fazla olanlar sırat köprüsünden
geçerek cennete ulaşıcak.
-Hocam nasıl bir şey o sırat köprüsü?
-Kıl gibi ince, Kılıç gibi keskin.
-Eeee nasıl geçiyoruzki biz ordan hocam?
Ayağımız acır, duramayız üstünde denge diye bir şey var
herkes cehenneme düşer böyle hocam.
-Sevabı fazla olanlara o köprü böyle otoban gibi geniş gelecek.
-E hocam sevabı fazla olanlar gececekse
kıldan köprüye otobana ne gerek var,
Allah sevabı çok olana geç desin geçsin,
az olana cehenneme git desin gitsin,
sanki itirazmı edicez
-Sus esşek sıpası aklın ermez senin Allahın işine,
tövbe summe, haşaa tövbe
* * *
-Bu evren, bu kuşlar, bu böcekler çiçekler,
hepsi yüce rabbimizin bizlere birer armağanıdır..
Kendi vücudunuza bir bakın … bu mükemmeliyeti
başka kim yapabilirdiki? mesela gözlerimiz…
yüzümüzde yani ona en uygun yerde…
Gözlerimiz diz kapaklarımızda olsaydı ne kadar
çirkin olurdu değil mi?
-itirazım var hocam.
-Söyle çocuğum!
-Eğer gözlerimiz diz kapaklarımızda olsaydı değişen
hiç bir şey olmazdı ,çünkü herkesin gözleri diz
kapaklarında olurdu, o zaman da siz “çocuklarım,
gözlerimiz yüzümüzde olsaydı ne kadar çirkin olurdu”
derdiniz, ben de itirazım var derdim…
* * *
O derse aldığım kedi yavrusu sınıfda gezerken hoca;
-Kim soktu bu mendebur hayvanı sınıfa?
-Been. ama hocam o da Allah-i teala’nın yarattığı bir varlık değil mi? yazık…
-??? e tabii o da Allah-i teala’nın yarattığı bir mahluk. hem peygamber efendimiz de çok severmiş.Ay pek de sevimli kerata…
* * *
Ahauh
-Hocam n’olcak bu cimbomun hali?
-Bak şimdi Heinz’i al orta sahaya yerine de
Ergun’u koy bak ne güzel iş yapar.
-Hocam müdür bey bakıyor!
-Ahlak ve Fazileeet her zaman müslümana yakışır.
-Tamam hocam gitti.
-Sonra Hakan Ünsal’ı geriye almak lazım…
* * *
-Peygamberimiz Hazreti Muhammed sallallahu
aleyhi vessellem de iftarını hurma ile açarmış..
-Hocam, Mekke’de iskender kebap mı vardı ki?
-Sus! terbiyesiz, zındık, kafir…
* * *
-Çocuklarım eğer dünya güneşe 1 cm.
yakın olsaydı her yer erir eğer 1 cm.
uzak olsaydı her taraf donar ve yaşayamazdık…
Allah’ın olduğunu bundan anlayabiliriz.
-e iyi de hocam dünya güneşe 18 ocakta yakınlaşır
21 haziranda da uzaklaşır..
hem de 1 cm. değil yaklaşık 2 milyon kilometre ..
ee hiç bir şey olmuyor…
-Işte bu da Allah’ın bir mucizesidir…evladım…
otur…laubali, ukala…
Yazan:fuatogl Tarih: Kas 11, 2007 | Reply
@fizikçi
Yoktur tabi. Kültür ahlak öyle vaaz edilecek birşey değildir. Herkes kendi yolunu bulur. Ve şöyle bir bakınca da bu derslerin hiçbir işe yaramadığını anlarsınız. Ahlak vaaz edilen yerde ahlaksızlık çoktur.
Yazan:Balbazar Tarih: Kas 11, 2007 | Reply
Çok önemli bir nokta. Bu açıklama ve tepkisizlikle karşılanması konusunda ben de dehşete düştüm.
Çocuklara öğretilmesi gereken insalığın birikimi. Din, kültür, ahlak alanında da çok değerli bir birikim var ve öğretilmeli. Sadece bunun evrensel bir anlayışla (dışarıda ve içeride farklı ne olduğunu da göstererek) yapılması gerekiyor. Elbette yerele özel vurgu yapmak, zaman ayırmak da geçmişimizle bağımızı sürdürmek, toplumsal ortak kimliğin devamını sağlamak açısından gerekli bence.
Yazan:fuatogl Tarih: Kas 11, 2007 | Reply
Haklısın Balbazar. Benim demek istediğim, ahlak denilen şeyin birilerine tekel olmasının yanlış olduğu. Bizdeki ahlaklı insan yetiştirme misyonu başka şeyleri de besleyen çok yanlış “ahlaklı” “ahlaksız” kodlarını üretiyor. Yoksa elbette ortak değerlerimiz, evrensel birikimler vs. öğretilmeli. Ama bunlar sunulmalı bence, belirli bir “ahlak” kalıbına eklemlenmiş olmamalı.
Yazan:fizikci Tarih: Kas 12, 2007 | Reply
fuatogl,
Siz din kültüründen ne anlıyorsunuz bilmiyorum ama ben “mevcut dinler ve bunların kuralları nelerdir, hangi milletler hangi dinlere inanır, tarihsel gelişimleri nasıl olmuştur gibi” bilgileri anlıyorum. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi de bu bilgileri veriyor zaten. Pratikte ne oluyor ayrı mevzu.
Bu açıdan bakarsanız din kültürünün en az beden ya da müzik kadar önemli olduğunu siz de takdir edersiniz sanıyorum.
Sizin mantıkla düşünürsek beden dersini de çocuklar kendileri hallederler, hallediyorlar da zaten. Beden dediğiniz haftada iki saat ekstra tenefüs gibiydi. Hocaları dönem boyunca öğrencilere bir kez takla attırıp not verirdi. Onun dışında biz hep maç ederdik. E mahallede de maç ediyorduk zaten.
Kültür ahlak size göre öğretilcek birşey olmayabilir, hatta siz ne düşünürsünüz bilmiyorum ama ben şahsen oğlumun, Efendimizin (s) adını ağzına almadan önce oturuşunu düzeltecek derecede O’na saygılı olmasını arzu ederim. Bu ancak eğitimle olur. Tabi bizim “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” eğitimiyle değil, ayrı mevzu.
“Ahlak vaaz edilen yerde ahlaksızlık çoktur.” demişsiniz. Bütün genellemeler gibi bu da yanlış olmuş. Şöyle deseniz size katılırdım: “Ahlaksızların ahlak vaaz ettiği yerde ahlaksızlık çoktur.” Ahlak vaaz edilir. Temsil kabiliyeti olan kişinin vaaz etmesi çok da etkili olur.
Yazan:fuatogl Tarih: Kas 12, 2007 | Reply
@fizikçi;
Kimseye birşey verilmesin, herkes kendisi halleder demiyorum. Bilme ve ahlaklı olma iktidarı kurulmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Sizin dediğiniz gibi bilgiler veren bir dersi kim istemez, yapılsın öyle birşey ben iki tane alayım. Fakat bunun kısa vadede olmıyacağından adım gibi eminim, yapısal bir sorun. Ve ahlak/moral değerler biiir sürü şeyin sonucunda “oluşan” birşey. Paket yapıp belli kalıplarla verilecek birşey değil gibime geliyor. Vitamin hapı ile sağlıklı olunmaz :)
Vaaz konusunu birax düzelteyim. Yamuk yumuk işleyen bir sistemde istediğiniz kadar belirli bir ahlak anlayışını öğretmeye çalışın hiç bir işe yaramaz. 10 saat ders koyun yine fark etmez. Kendi tecrübelerimden, habire ahlak ahlak denen yerde genelde öyle birşeyin olmadığını gördüm. Aynı şekilde belirli bir ahlak anlayışının dayatıldığı yerler için de geçerli. Yanılıyor olabilirim.
Yazan:snowqueen Tarih: Kas 12, 2007 | Reply
ilkokulda siranin üzerinde namaz kildirilma, sinifta abdest almanin ögretilmesi gibi durumlara ben bizzat sahit oldum.
(Çok merak eden olarsa okulun adini da verebilirim.)
Anlamini bile bilmedigim dualari, sureleri ezberleyip tahtada bunlari
papagan gibi söyledim.
Öncelikle ‘din kültürü ve ahlak bilgisi’ adinda bir ders ismini kabul edemiyorum, ne din iki sure ezberletmekle, ögrencileri notla korkutmakla ögretilebilir ne de ahlak denen iki ucu açik sey dayatilabilir.
Kime göre neye göre ahlak kurallari? Hangi devre göre?
Din kültürü ve ahlak bilgisi ‘inançlar tarihi’ olabilirdi mesela.
Sünnilik propagandasi yapmadan dünya üzerinde gelmis geçmis inançlardan bahsedebilirdi aksine ben maruz kaldim ileride çocugumun da kalmasini istemem.
…..Ahlak vaaz edilen yerde ahlaksızlık çoktur…..
çok yerinde ve dogru bir cümle.
Yazan:fizikci Tarih: Kas 12, 2007 | Reply
Çok ilginç bir durum. Namazla, dinle bir problemi olmayan insanlar okulda sıra üzerinde namaz kıldırıldığına şahit olmazken, dinle arası olmayan insanlar genellikle buna şahit oluyor. Hangisi sebep hangisi sonuç çok merak ediyorum. (kimse üzerine alınmasın, bu benim çeşitli yer ve zamanlarda edindiğim tecrübem)
a) Sıra üzerinde namaz kıldırıldığı için din dersinden de dinden de soğumuş olabilir.
b) Dinle zaten arası olmadığı için sıra üzerinde namaz kıldırıldığına şahit olduğuna inanıyor olabilir.
c) Dinle arası olduğu için sıra üzerinde namaz kıldırılmasını normal karşıladığından unutmuş olabilir.
d) Sıra üzerinde bizzat namaz kıldığı için hatırlamak bile istemiyor olabilir.
e) Ahlak eken, ahlaksızlık biçer.
Yazan:TT Tarih: Kas 13, 2007 | Reply
Mehmet Bey: DiN DERSLERiNDEN DiALOGLAR
- Çocuklar kiyamet cuma günü şafak vaktinde olucaktir.
-Ama hocam nereye göre şafak vakti?
bizde şafak vaktiyken diğer tarafda gece oluyor…
-Numaran kaçtı senin?
-Ne olduki hocam?
-Çok güzel soru sordun 5 verecem…
Cevabını bilmiyorum çünkü…
cevabını merak edenlere:
Kıyamet akşam vakti mi kopacak? http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=605532
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Kas 13, 2007 | Reply
SnowQueen’in söylediklerine katiliyorum,
zorunlu din dersine en basta dindar müslümanlar karsi çikmali, insani gerçekten sogutacak uygulamalar olabiliyor.
Fizikçi gibi arkadaslar iyi örnekler görmüsler, Istanbul Bagdat caddesi civarinda iki türlüsü de mevcuttu, akil hastahanesine
kapatilmasi gereken tipler gelip din dersi verdiler bize. Bir de hoca toplumdan kopmamis olmali, mesela herkesin sevgilisyle el ele gezdigi bir semtte “kizlara bakarsaniz cehennemde yanarsiniz” muhabeti yaparsan elbette alaya alinirsin :-)
Aslinda din-ahlak gibi bir alani çocuklarda eksik birakmak da sakincali, her türlü sarlatan orayi doldurmak isteyebilir.
Ama söyle olsa ne dersiniz? Dinin gerekleri, dualar degil de erdem üzerine düsünmeye davet edilse çocuklar?
iyi-kötü nedir?
Saygi nedir?
Kadin-erkek iliskileri nasil olmalidir?
vs vs
Amaç çocuklara ideal cevaplar vermek degil bu konularda hassasiyet kazanmalarini saglamak olmali. Özelestiri yapmak, degismeye hazir olmak, ….
Sonra isteyen cevaplarini Islam’da bulur, isteyen baska yerde, isteyen hepsinin sentezini yapar.
Ama felsefeden de ögrenilecek çok sey var, yani egitim-ögretim degil de bir “AKIL GIDIKLAMA” yapilsa çok ilginç olabilir.
Dostlukla
Yazan:snowqueen Tarih: Kas 14, 2007 | Reply
@TT’nin alintiladigi linki okudum
.
yukariya çizdigim nokta ölümü sembolize eder. o bir bitistir ama aslinda ondan bir çizgi çikararak, tekrar devinime sokup, baslangiç durumuna da çevirebilirsiniz. bu yenidendogusdur. aslinda o sizsiniz. sizin tepeden görümünüz(gider de gider)…
buna benziyor.
Yazan:fizikci Tarih: Kas 14, 2007 | Reply
Mehmet Bey,
“asıl önemli olan din dersini bir İslam dayatması olarak görmeyecek kalitede öğretmenlerin yetiştirilmesidir.” şeklinde asıl görüşümü ifade etmiştim. Siz de buna benzer birşey söylüyorsunuz anladığım kadarıyla.
Snowqueen Bey,
yani kıyamet akşam kopacak ifadesi olayı bitirmiştir, ama o yazı “yenidendoğuş” olmuş mu demek istiyorsunuz? Anlamaya çalışıyorum.
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Kas 14, 2007 | Reply
@ Fizikçi,
Fikirlerimiz çok uzak degil, ancak din dersi ögretmen ne kadar kaliteli olursa olsun imam hatip veya ilahiyat mezunu olMAmali.
Yurt disinda yasadigimi biliyorsunuz. Kizlarima matematik veya fizik dersini kim verirse versin. Ama “din kültürü” diye zorunlu bir ders konsa ve bütün ögretmenler de rahip okulu mezunu olsa bu benim midemi bulandirir. Kendi çocuklarima yapilmasini istemedigim bir seyi baskalarinin çocuklarina nasil yaparim degil mi?
Sonra mesele sirf gayri-müslim meselesi degil. Herkesin Islam’i anlayisi ve yasayisi farkli. Aylardir bu sayfalarda JAKOBEN devleti elestiriyoruz. Devlet okulu ne hakla Islam’i standardize edebilir ? Devletin onayladigi bir versiyonunu dayatabilir?
Bu arada biraz renk olsun diye :-) sunu söyleyeyim, Fransa’da din dersi yok, katolik çocuklar için katesizm denen ve hafta sonu kiliselerde ve bazi derneklerde verilen dersler var. Müslüman ve yahudi çocuklar için de ayni sistem, isteyen yolluyor, isteyen evinde egitiyor evladini.
Onun için Felsefe dersi veya benzeri bir sey olmali diyorum, erdem, hayat vb üzerine tartisilabilir sinifta. Farka saygi ögretilebilir.
Seklî olan din kurallari aile içinde veya bu amaçla kurulmus derneklerde verilebilir.
Yazan:snowqueen Tarih: Kas 14, 2007 | Reply
@fizikçi,
hayir,
anlatmak istedigim ortaya bir nokta çizip sonra bundan binlerce metafor çikarmanin mümkün oldugu. ‘Aksam Vakti’ bir metaforsa, Adem’in kaburgasindan meydana gelen Havva, içinden nehirler geçen cennet tasvirleri, sirat köprüsü de ‘metafor’ degil mi?
Siz bile benim yorumumdan baska ‘metafor’lar çikarmisken okullarda
din dersinde Da Vinci Code gibi metafor analizi mi yapmamiz gerekiyor? Edebiyat dersi geldi aklima ’sair burada bunu demek istemis…’
(ben bey degilim)
Yazan:TT Tarih: Kas 14, 2007 | Reply
snowqueen:..anlatmak istedigim ortaya bir nokta çizip sonra bundan binlerce metafor çikarmanin mümkün oldugu. ‘Aksam Vakti’ bir metaforsa..
Yazıyı dikkatli okumadığınız yada sadece birinci maddeyi okuduğunuz anlaşılıyor.
Hadisin açıklamasında sadece metafor olarak değil,”kıyametin akşam vakti kopması” açısından da değerlendirmesi var.
…hadisin ifade ettiği manayı iki şekilde anlamak mümkündür…
link:http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=605532
Yazan:snowqueen Tarih: Kas 15, 2007 | Reply
@TT
hepsini okudum merak etmeyin.
özellikle ‘cografi’ açilimlari es geçiyorum.
yoksa inanin bundan da birsürü sey çikar ama konu alakasiz yerlere gider.
Yazan:Balbazar Tarih: Kas 15, 2007 | Reply
Namazla, dinle bir problemi olmayan insanlar okulda sıra üzerinde namaz kıldırıldığına şahit olmazken, dinle arası olmayan insanlar genellikle buna şahit oluyor.
Kimin dinle bir problemi olup olmadığına, dinle aranın nasıl kurulması gerektiğine dair karar verme yetisi kime ait? Siyasi islamcılığın koyduğu standartlara göre düşünmeyen herkes “din ile problemli” mi sayılıyor?
c) Dinle arası olduğu için sıra üzerinde namaz kıldırılmasını normal karşıladığından unutmuş olabilir.
Bu durumda sıra üzerinde namaz kıldırılmasını normal karşılamayanların dinle arası yoktur diyebilir miyiz? Peki, sıra üzerinde namaz kıldırılmasını normal karşılamamak gibi bir günah işlediysek, ahireti kurtarmak için ne yapmamız gerekir?
Lütfen, ama lütfen, insanların siyasi tavırları ve dinsel, ruhani dünyalarını birbirine karıştırmayın. Ve siyasi tavırları sizinkine uymuyor diye, başkalarının imanı hakkında olduk olmadık yakıştırmalarda bulunmayın. Herşeyden önce, sevimli bir tavır değil bu.
Yazan:fizikci Tarih: Kas 16, 2007 | Reply
Sevgili Balbazar,
1) Dinle arasının nasıl olduğuna insanlar kendileri karar verirler. Bunu açıkça ifade etmedikleri sürece bilememeyiz.
2) Sıra üzerinde namaz kılmayı normal karşılamayan bir insanın dinle arasının olmadığı söylenemez. 5 vakit namaz kılan bir insan da sıra üzerinde namaz kılmayı saçma bulabilir. Bir başkası da bunu bir eğitim metodu olarak görebilir.
Ama asıl problem anlamak istememekle ilgili. Mesela o yazımdan bu sonuçları çıkarmak için kendini zorluyorsun. O bi ÖSS sorusu olsa, “yukarıdaki paragraftan aşağıdaki sonuçlardan hangileri çıkarılamaz” diye sorulsa, senin çıkarımların doğru seçenekler için kullanılabilir.
Din dersi konusunda da anlamak istemeyenler nedense çoğunlukta. Düşünsenize onyıllarca bu milletin çocukları din eğitiminden mahrum kalmış. Okulda öğretilmemiş, dışardan öğrenmesi de yasaklanmış. İsmet Paşa döneminde Kuran öğretenler jandarma takibine maruz kalmış. Dini eserler toplatıldığı ve basılmasına izin verilmediği için insanlar evlerinin yüklüklerine saklanıp mum ışığında dini eserleri elleriyle çoğaltmışlar. Sonra bir gün anarşi etrafı yakıp yıkmaya başlayınca devlet bu durumu gençlikteki maneviyat eksikliğine bağlamış. Ve okullara din dersinin konulmasına razı olmuş. %90′ı müslüman olan insanımız böylece okulda dini eğitim alabilme imkanına kavuşmuş. Şimdi biz “peki azınlıklar ne olacak” diye dertleniyoruz. Din dersi zorunlu olmamalı diye veryansın ediyoruz. Elbette zorunlu olmasın buna diyeceğim bir şey yok ama meslenin tarihi arka planına bakarsanız bugün devletin “kürt sorununda hatalıymışız” demesi gibidir bu din dersi olayı. Fakat hatalı bir dönüştür. Asıl yapılması gereken cemaatlerin ve azınlıkların kendi dini eğitimlerini vermesine izin vermektir. Bugün hala 12 yaşından küçük çocukların camide Kuran kursuna gitmesi bile yasaktır.
12 Eylül döneminde din dersinin okullara konması insanımız tarafından büyük bir mutlulukla karşılandı. Ezanın Arapça aslına dönmesi gibi bir olaydı bu. Bu yüzden Fethullah Gülen gibi o dönemleri yaşayan insanların din dersi konusundaki hassasiyetini anlamak gerekir diye düşünüyorum. O bu mesleyi o kadar önemsiyor ki, sırf bunu yapmak (gençliğin maneviyat eksikliğini dert edinmek) bile bir insanın kurtuluşuna vesile olabilir diyor. Sonra karanlıklardan bir takım sesler yükseliyor: “Fetullah Hoca, Kenan Evren için cennetlik dedi!” Başka bir anlamak istememe örneği. Gülüp geçiyoruz…
Yazan:Ç-Z Tarih: Kas 16, 2007 | Reply
Farklıklıklara olan tahammülsüzlük, baskıcılık, sansürcülük, fanatizm, şiddet eğilimi vs. Buna islamcılara yönelik tahammülsüzlük de dahil elbette.(balbazar’a bu cümle için teşekkürler)
Farklı olanla tanışma nasıl gerçekleşir?Çocukken misket yada top yada oynarken arkadaşımızın dini,dili,ırkı bizi hiç ilgilendirmez.Oyunun kuralları konur ve oynanır.Oyun için arkadaş şarttır çünkü.Tek başına oynamak,kabalıkla oynamak kadar zevk vermez.Paylaşılamayan oyun rolü ve oyuncak için bile ikinci birinin olması şarttır.Tek başımızayken oyuncak sadece bizim olabilir, oyundaki en güzel rol de bunu sadece kendimiz bildiğimiz için pek tat vermez.Bu tek kişilik oyundan ve onca oyuncak ile tek başına oynamaktan sıkıldığımızda ikinci bir arkadaş sahip olunan en güzel oyuncaktır,üstelik bizi dinlemese de,en sevdiğimiz oyuncağı sahiplense de,oyundaki en baba rolü çalmış olsa da.
Hiçbir çocuk oyun arkadaşının dini,dili yada ırkı ile ondan uzaklaşmak,onu oyundan dışarı atmak için ilgilenmez,o kendine yabancı bulduğu anlamlandıramadığı bu farklılığın ne olduğunu bilmek ister,arkadaşı ben Hıristiyanım, aleviyim,İngilizim,Kürdüm dese de onun için bu hiçbir şey ifade etmez,sadece kendinde olmayıp arkadaşında olan o değişik şeyin adına ne dendiğini öğrenmiş olur,onun için bu tanımdır asla dışlama unsuru değil.Bu inancı,bir gün tarih kitaplarında insanın insana yaptığı kötülükler sanki bir ırka,dine ait olabilmesi mümkünmüş gibi kendisine anlatılana kadar değişmez.Önce bu anlatılanları tanıdığı,oyun oynadığı arkadaşının kendisine söylediği ismin dışındaymış gibi düşünür,konduramaz zira o zamana kadar arkadaşından kendisine anlatılan gibi bir davranış görmemiştir,diğer çocuklardan farklı değildir hatta belki kendine benzeyenlerden daha çok anlaşabileceği ortak noktaları bile vardır.Zavallı kafası karışan çocuk sadece tarihte kendisine öğretilenlerle bırakılsa belki bunun geçmişte yaşanmış bir masal olduğunu düşünüp unutabilecekken etrafını kuşatan insanların tüm bunların yaşadığı zaman diliminde de halen devam eden “gerçek” dünyaya ait husumetler olduğunu iddia etmeleri yüzünden bu ayrıştırma bombardımanından kendini kollayamaz.Oyun için,paylaşabilmek için tek olmamak zorundadır,benzerlerine yönelir ve ilk gruplaşmayı yaşamış olur,istemese de bunun için gönüllü olmasa da.üstüne üstlük tek başına yalnız kalan arkadaşının acziyetini,mutsuzluğunu,üzüntüsünü gördükçe “tek” olmaktan korktuğu,onun gibi “yalnız” olmak istemediği için bulunduğu grubun onaylamadığı düşünceleri,hedefleri,eylemleri dahi olsa gruba dahil olmaya devam eder.Aynaya baktığında arkadaşının kendinde gördüklerinden farklı olan hiçbir şeye sahip olmadığını düşünse de ona bunun aksini söylemişlerdir, o arkadaşından farklıdır,üstündür,efendidir,belki zulmedilendir,hor görülmüş olandır, bu nedenle ondan ayrı durmalıdır. Siyasete,rekabete,tatminsizliğe,suçlamaya alet,araç,basamak olmak üzere savaş tarihi ile ince ince işlenerek yetiştirilen çocuklar.Neden?Ancak benzer nitelikler bizi millet yapar da ondan!Alın işte size birİ diğerine olabildiğince düşman,bu nedenle şiddete eğilimli,korkak bu nedenle baskıcı,kendine güvensiz bu nedenle sansürcü,kişiliksiz bu nedenle fanatik bir güruh. Her an yerinden çıkarılmaya hazır bir patlayıcı fünyesi gibi avucta tuttulan bir ayrıştırma başarısı.Her an bir infial, karışıklık yaratıp arkanızda saf tutacak kalabalık miktarının sayısını öğrenebilirsiniz işte size gizli donanımlı tek lafınıza bakan ölüm neferleri,kamikazeler.
Tarih sadece yapılan savaşlardan ve bilmem ne isyanından mı ibarettir?Kim tarih dersinde hangi bilim adamının hangi şartlarda neleri icat ettiğini öğrendi,kim Edisonun hayatını çok iyi biliyor,kim biyolojide insan anatomisini incelerken M.Angelo adı geçiyor,kim ibni sinayı biliyor!
Tarih dersinde ne öğrendik,orta asyadan göçen Türkler,karamanlılar kiminle savaşmış,Osmanlı imparatorluğunun sınırları viyanaya dayanmış,haçlı seferleri kime karşı yapılmış,batılı osmanlıya hasta adam demiş,kurtuluş savaşında kimleri denize döktmüşüz,nadoluda şu isyanlar olmuş,1. ve 2.dünya savaşında kim kiminle müttefik kim kiminle muhalifmiş vs vs..
Eee sonra?Efendim aslında biz şu savaşta şu milletle omuz omuza savaştık,hadi o şehir kardeş şehir ilan edelim yada şu etnik grup bize şurda şöyle yardım etmişti……iyi de sayın prof biz okulda böyle öğrenmedik sen bunları nerde öğrendin,hangi gavur memleketinde yoksa sen Türk değil misin??
Milli güvenlik dersimizde rütbeleri öğrendik ama Anyasamızı öğrenmedik,İnsan hakları bildirisi ne der müfredatta yoktu…savaş için her şey var ya barışı koruyabilmek için elde ne var?
Tüm savaşların kökeninde iktidara dayalı bir çıkar amacı varken din dersinde sure okutulmuş,sıra üzerinde namaz kılınmış gibi meseleler yaratılarak nasıl da başka bir savaşın temelleri atıabiliyor!Tarih tüm okullarda aynı şekilde şaşmaz bir disiplin içinde öğretilebiliyorken “din dersi” nasılsa her muhitte,okulda ve her öğretmenle olabildiğince farklı öğretilebiliyor!Beden öğretmeni,Türkçe öğretmeni,tarih öğretmeni,felsefe öğretmeni din derslerine girebiliyor.Birleştirici niteliği olabilecek bir ders konusu,ayrımcılık için ne de güzel kullanılmaya müsait,sorumlusu olmayan sahipsiz bir maşa gibi ortaya atılıveriyor.
Okullarımızda din tarihi okutulsa da birbirinden farklı olan çocuklar aynı sırayı paylaşarak birbirlerine düşmanlık duymadan birbirlerini tanısalar ne olur?Dinler arası savaş ithamlarında bulunulmadan nasıl yapılabilir o da ayrı konu!
Aileler elbette çocuklarının inandıkları dini çocuklarının da öğrenmelerini isteyebilirler ama bunu devletten bekleyemezler zira bu hizmetin talep miktarı nedeniyle eşitliği söz konusu olamaz.Kontrolü ailelerin denetimine ve memnuniyetine bırakılmış olan özel dershaneler yada okul çatısı altında ama özel öğretmenlerle bu talebe cevap verilebilir.Böylelikle kimse zorla din öğretildiği yada istendiği halde din öğretilmediği için şikayetçi olmaz.
“İnandığımız gibi yaşaMAmanın bedeli yaşadığımız gibi inanmaya başlamak olmasın sakın?”diye çok güzel bir tespitte bulunmuşsunuz mehmet bey,evet bizi çocukluuğumuzun insalığına bıraksalardı sanırım kendi hapishanelerimizi inşa etmezdik.
Yazı uzunluğu için kendi sansürümü harekete geçiremedim artık okuyana kaldı .-)
Yazan:Balbazar Tarih: Kas 16, 2007 | Reply
Anlamak demişken:
Çokça şahit olmuşuzdur. Kadınlı, erkekli bir ortamda, son derece modern, centilmen, medeni bir erkeğimiz cinsiyet üzerine bir şaka yapıverir. Bir kadın çıkar, bunun hoş olmadığını söyler. Medeni erkek haklı olarak alınır, çünkü kendisinin kadınları aşağılamak falan gibi bir niyeti yoktur. Altı üstü şaka yapmıştır. Güler, gerilir, karşı tarafı alınganlıkla itham eder, söylediklerinden çıkarıla çıkarıla bu anlamın çıkarılmasından şikayet eder, içinden de kendi medeniliğine olmadık bahaneyle halel getirmeye çalışan feminist bozgunculuğa öfke duyar. Ama “bu konuda bu kadın niye tepkili arkadaş” diye sormaz kendine. Çünkü kendi “erkek” dünyasında, bir kadın için o kendisine şaka gelen şeylerin ne ifade ettiğini asla yaşamamıştır.
Neyse…
Anlamak demişken, hani şu Jakoben diye andığımız kişilerin de motivasyonuna, onların eylem ve tutumlarını hazırlayan, ortam oluşturan, hatta gerektiren koşulları da anlamaya çalışsak nasıl olur?
Anti-Kemalist Taner Akçam, Köy Enstitü’lü sol Kemalist babası için şunları söylüyor:
Belki, hayatını anti-İslamcılığa adamış (ateizmden öte bir İslam karşıtlığından bahsediyorum) Turan Dursun’un Fethullah Gülen’le yakın köylerden olduğunu not edersek kafamız daha da karışabilir. Fethullah Gülen’i Kemalizm’e, Turan Dursun’u İslam dinine düşman eden koşullar aynı koşullar mıdır? Buralarda kim iktidardır, kim zalim, kim mazlum? Misal Mirza Al’ekber Sabir, 19. yüzyıl İran’ında “heçbişeyden gorhmuram, harda müselman görürem gorhuram” diye nazire yaparken, onu motive eden Bush’vari bır İslamofobi midir, yoksa başka nedenler var mıdır? 1980′den bu yana o ya da bu şekilde sizin gibi düşünmeyen sayısız insan tek tek kurşunlanır, bombalanır, kitlesel lince uğrarken, ve siz bunlar için her zaman, ama her zaman suçu mağdurlara bulur, hala mağdurları lanetle anarken bütün kabahat provakatörlerde midir? Bunları da düşünmek, anlamaya çalışmak lazım.
12 Eylül’cüler eğer anarşiye karşı panzehir olarak “maneviyat” eğitimine girişmişlerse, bir yerlerde oldukça başarısız olmuşlar demek, çünkü 27 yıl sonra, bu ülkenin insanları, ideolojisinden, kültürel kökeninden, sosyal çevresinden bağımsız olarak, her zamankinden daha fanatik, tahammülsüz, yozlaşmış, ve ahlaken zaafa uğramış durumda. Belki de “maneviyat” ve “siyasi din” farklı şeylerdir, kimbilir.
Evren cennetliktir meselesine gelince… Eğer çok büyük bir güç grubuna o ya da bu şekilde liderlik ediyorsanız, kitlelerce kutsal sayılan bir saygınlığınız varsa, söylediklerinize yönelik en ufak bir eleştiri din düşmanlığı olarak algılanıyorsa, hatta takipçileriniz tarafından mucizelerle ilişkilendiriliyorsanız, ve kendinize birçok şeyin üstünde İslam’ı temsil eden bir mevkiyi hak görüyorsanız:
1. İslam’da spesifik kişilerin imanı hakkında da, ahireti hakkında da yorum yapmanın kimseye hak verilmediğini bilirsiniz,
2. Konumuzdan dolayı bunu sizin hiç yapmamanız gerektiğini de,
3. Hele hele bahis konusu siyasi bir kişilikse…
4. Üstüne bir de sicili de şöyle böyleyse…
5. Bu kişi hakkında değil dinsel, siyasi olarak bile olumlu yorum yapmaktan sakınırsınız.
Eğer bunu kendinize hak görüyorsanız…
Hele, tam da o dönemde, o paşa muktedirken, bütün devlet kurumlarının, okulların kapılarının sizin için ardına kadar açıldığı ortadayken. Hele bir de, ılımlılık adı altında, bütün siyasi, askeri, ekonomik güç odaklarıyla “diyalog” halinde olduğunuz bilinir, ve medyası, okulları, şirketleri, kitlesiyle, doğal olarak önemli çıkar hesapları olan, kocaman bir güç grubuna liderlik ediyorsanız…
Elin oğlu da elbette “darbeci paşayı övmek için İslam dinini kullanmanıza” masum, sevimli, küçücük bir detaydan öte anlamlar yükleyecektir.
Yazan:snowqueen Tarih: Kas 16, 2007 | Reply
@Balbazar
çok güzel yazmissiniz
Yazan:TT Tarih: Kas 16, 2007 | Reply
Balbazar:Evren cennetliktir meselesine gelince…
Sn.Balbazar
F.Gülen’in K.Evren’in cennetlik olduğuna dair bir sözü hiç bir zaman olmadı…
Zaten F.Gülen böyle hükümler verecek bir hoca değil…
Dolayısıyla olmayan bir hüküm üzerinden yazdığınız onca yazı da boşa gitmiş…:)
Yazan:fizikci Tarih: Kas 16, 2007 | Reply
Balbazar,
Hani nerdeyse “F. Gülen, kendisine devlette her türlü imkanı açan Kenan Evren’i övmek için cennete gönderiyor” diyorsunuz.
Üzgünüm hiç bir şey bilmiyorsunuz. F. Gülen’in o beyanının ardından Kenan Evren bir programda “F. Gülen bana saat hediye etti, rüşvet vermeye çalıştı, kabul etmedim” falan demişti. Açıktan karalamaya çalıştı. Doğru ya da yalan, sonuçta karalama. Şimdi Kenan Evren iyi bir söze bile bu kadar ters bir tepki verebilen bir adam olarak F. Gülen’e niye yardım etsin, F. Gülen niye böyle bir adamı övmeye çalışsın? F. Gülen’in övdüğü Kenan Evren değildir, din eğitiminin öneminden bahsetmiştir. Ve bu mesele o kadar önemlidir ki bir insanın kurtuluşuna vesile olabilir demiştir. Önemli olan kişi değil yapılan iştir yani. (aynı şeyi söylemekten dilimizde tüy bitti)
Turgut Özal F. Gülen’e yardım etti deseniz, olabilir doğrudur derim. Etmişti de zaten. Cumhurbaşkanı olarak okul açılacak ülkelerin başkanlarına referans mektubu göndermişti. Ben bunlara kefilim demişti. Ama Kenan Evren F. Gülen’e günahını bile vermez. Nerden çıkarıyorsunuz bunları?
Turan Dursun’la F. Gülen’in birbirine yakın köylerden olması niye kafamı karıştırsın? Köyler standart insan üretme çiftlikleri değil ki. Dinlisi de dinsizi de çıkar elbette.
Jakobenin durumunu niye anlamaya çalışayım? Adam millete dinini yasaklıyor. Memleketi diktatör gibi idare etmeye çalışıyor. Kendi ahlak ilkelerini hap yapıp zorla herkese yutturmaya çalışıyor. Kendisini tanrı falan zannediyor. Yani mazluma diyorsunuz ki; “bu zalim sana zulmediyor ama onu da anlamaya çalış.” Hem bu mazlumları kaderci olmakla, kaderine razı olmakla suçlarsınız, hem de onlardan zalimleri anlamasını beklersiniz. Güldürmeyin insanı.
Bu ülkenin dindar insanlarına istediğinizi deyin ama zalim diyemezsiniz. Çünkü onlar kendilerine uygulanan onca baskıya rağmen hiç bir zaman isyan etmemiş, devletin dirliğini düzenini her şeyin üstünde tutmuş, hiç bir zaman anarşiye prim vermemişlerdir. Ne idüğü belirsiz bir kaç faili meçhul olayını, Sivas’taki otel yakma provokasyonunu bu mazlumları “zalim” sınıfına sokmak için kullanamazsınız. Bu mazlumları pasif olmakla da kimse suçlamasın. Onların yaptığı şey dinin öğrettiği sabır ve duadır. Biz buna “aktif sabır” deriz. O aktif sabır sebebiyledir ki Türkiye bugün demokratikleşme sürecinde çok önemli mesafeler katetmiştir. Ve bu süreçde o mazlumlar kimsenin burnunun kanamasına bile sebep olmamışlardır.
Yazan:Balbazar Tarih: Kas 16, 2007 | Reply
Sayın TT, inkar etmekle gerçekler yok olup gitmiyor. Merak etmeyin yukarıda en başta sözü alıntılamıştım, sözün ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Hiçbirimiz aptal da değiliz.
Yazan:Balbazar Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
Hayır, F. Gülen, Kainat Paşa’nın bütün yaptıklarını dinen meşru kılıyor (sizin tecümenizle, bir doğru, çok yanlışı götürür diyor), ve kendisini dinleyen milyonlarca insana “amaca giden her yol mübahtır” mesajı veriyor diyorum. Ve bu konumdaki bir insan, din adına politika hakkında konuşmayı kendine hak görüyorsa, bunu mesele edeni öküz altında buzağı aramakla itham edemezsiniz diyorum.
Elbette demin anlamaktan, dinlemekten bahsedenin, kendisine “sen de anla” denilince hemen bir kitleyi ötekileyip, zalim diye kategorize edip, anlamayı dinlemeyi reddetmesi şaşırtıcı değil. Çocukluktan itibaren bunun eğitimi veriliyor zaten. Ötekiler zalimdir, kafirdir, nefret et, kin duy, konuşma, dinleme, anlama. Sonra da diyalog diye ortalıkta gez. Neyin diyaloğuysa… Kızılbaş’ın dini yüzlerce yıldır yasak, sadece askeri, hakimi, valisi değil, kapı komşusu, asker arkadaşı, nüfus memuru, belediye başkanı, televizyondaki şaklaban ona dinini yasaklayan, inancını aşağılayan. Zulüm mü diyorduk?
Ağanın, beyin, şıhın, şeyhin iktidarı değil zalim olan, o iktidarin elinden okumaya kaçıp kendince bireyliğini, insanlığını kazanan, başka da bir çıkar, güç edinmeyen köy çocukları zalim. Onlara o imkanları verenler zalim, onların elinden o imkanları alanlar mazlum.
İşte “Adam” da o ağa, şıh takımının modernleşmiş hali. Gerçekten de, iyi açıkladığınız gibi, zalim sıfatı yakışıyor kendisine. Memleketi diktatör gibi idare etmeye çalışıyor. Evet, ağzından çıkan her kelime ayet sayılıyor. Yönetenlerin, karar alanların, oy verenlerin çoğunun üstünde nüfuzu, kayıtsız etkisi var. Kendi ahlak ilkelerini hap yapıp zorla herkese yutturmaya çalışıyor. Evet, özellikle 10-15 yaşında savunmasız, korumasız çocuklara. Kendisini tanrı falan zannediyor. Kimin cennete girebileceği konusunda kamuoyu önünde yorum yapmayı kendine hak gördüğüne, bu hakkın kullanılmasını eleştiren de kafir ilan edildiğine göre…
Çocukluğumuzda biz de 12 Eylül’ün devlet okullarinda okuduk, zalimin çoluk çocuk demeyip kendinden olmayana neler yaptığını iyi gördük, uzaydan gelip “ay kakaymış bu dinciler” demiyoruz yani, merak etmeyin. Elbette, siz sahici müslüman olduğunuz için size ters gelmemiştir ama, biz yeterince müslüman olamadığımız, haddimiz olmayarak dinle aramızdaki ilişki sizin uygun gördüğünüzden farklı olduğu için, bizim gözümüze batmış olabilir.
Vallahi, siz de istediğinize zalim deyin ama, imparatorluk seviyesinde nüfuza sahip olan bir çıkar ve güç gurubunu savunurken mazlum edebiyatı yapmayın, dindarlığı da onların uygun gördüğü kalıplara indirgemeyin. Ben o düzeyde bir gücün savunuculuğunu yapıyor olsam, herhalde ben de “çatlak seslere” gülüp geçerim. Anlamak, dinlemek, vicdan falan ne olaki, güçlü olan ben değil miyim?
Ne idüğü belirsiz “bir kaç” faili meçhul olayının herbir kurbanı, düşüncelerinden dolayı öldürülmüş birer “insan”dır. Hadi o insanların yaşama haklarının ellerinden alınmasını, böylelikle birçoklarının sindirilip susturulmasını hiç vicdani rahatsızlık duymadan es geçelim.
Elinizi vicdanınıza koyup inanarak şunu söyleyebilir misiniz: “Sivas’ta otel yanaraken orada toplananların büyük çoğunluğu, o alevleri seyrederken içten ve derin bir zevk duymamıştır”. Görüntüler ortada. Benim derdim, insanları bu kadar insanlıktan çıkaran bir toplumsal düzenin “din”, “maneviyat” diye yutturulması, o görüntüler karşısında mağduru suçlamaktan zerre utanç duyulmaması işte.
Yazan:snowqueen Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
Bu ‘jakobenin halkin dinini yasaklanmasi’ durumu nedir anlamiyorum.
bu ülkede sünni müslümanlik ne zaman yasak olmus?
Üniversitelerde antidemokratik bir uygulama olan türban yasagini saymazsak oruçlariniz zorla mi bozduruldu topluca, hac ziyaretiniz mi engellendi, köylerinizdeki camiler zorla mi yikildi(bu ülkede nerdeyse sokak basina bir cami düsüyor), müslümansiniz diye atese mi verildiniz? Bu ülkenin %99′u ateisttir mi dendi her laf arasinda?
nüfus cüzdanlariniza baska bir din mi yazdirildi?
cenaze törenleriniz mi engellendi?
Duyunda roma imparatorlugu dönemindeki ilk hristiyanlar gibi can korkusundan yeraltlarinda yasadiginizi zannedecek.
Siz de mazlumsaniz aleviler, ateistler, escinseller, transeksüeller, ermeniler, rumlar,vicdani retçiler ve hatta kadinlar ölmüste aglayanlari yok.
Yazan:fizikci Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
Balbazar,
Hayır F. Gülen, din eğitimi o kadar önemlidir ki, sırf bunu yapmak bir insanın kurtuluşuna vesile olabilir diyor. Ama siz öküzün altında buzağı aramanın da ötesine geçmişsiniz, Evren’le F. Gülen’i ahbap yapma derdindesiniz. Örnek veriyorum, bak adam F. Gülen’in o beyanından hemen sonra nasıl da iftiraya başvurmuş diyorum. Hala aynı şeyleri söylüyorsunuz. Niyetiniz nedir anlayamıyorum. İnsan en azından bilmiyorum der.
“Jakoben”i anlamaya çalış demiştin. Ben de “yuh yani hiç Hitler’in fırınında yanmakta olan adama Hitler’i anlamaya çalışması tavsiye edilir mi” mealinde cevap vermiştim. Şimdi gördüğüm kadarıyla Jakoben’den vazgeçmiş ötekileştirilen kitleden falan söz ediyorsun. Bu yaptığınız tartışma adabına uymuyor. Ya fikirlerinizin arkasında durun ya da yanlış söylediğinizi kabul edin. Ayrıca biz Alevileri din kardeşlerimiz olarak görürüz. Bu konudaki hatalı tutumların faturasını bize kesmeye çalışmayın. K. Evren’i F. Gülen’in ahbabı yaptığınız gibi Alevileri de düşmanı yapmışsınız. Ne diyeyim ki ben size!
Hmm. Demek F. Gülen memleketi diktatör gibi idare etmeye çalışıyor? Tabi ya üniversitede baş açık gezmeyi yasaklamıştı di mi? Siz de bunun mücadelesini veriyordunuz. Çok kötü adammış gerçekten ya. Ağzından çıkan her kelime ayet sayılıyor demek? Ben de zannediyordum ki ağzından ayete, hadise muhalif bir kelime çıksa etrafındaki sevenleri dağılır gider. İçerden biri olarak yanlış düşünüyormuşum meğer. Kendi ahlak ilkeleri!? Biz onu İslam ahlakını çok iyi temsil ettiği için seviyorduk. Demek onlar kendi ahlak ilkeleriymiş! Nasıl da yanılmışız! Hem de 10-15 yaşındaki savunmasız korumasız çocukların beynini yıkıyormuş ha? Oysa biz bu çocuklara ışık evlerinde hem dinleri öğretiliyor hem de okul derslerine yardımcı olunuyor, maneviyatı zengin, okulunda başarılı bir gençlik doğuyor diye seviniyorduk. Neyse geç de olsa bizi aydınlattınız teşekkür ederiz.
Balbazar neden böyle yapıyorsun? Bak sana “Dinle arasının nasıl olduğuna insanlar kendileri karar verirler. Bunu açıkça ifade etmedikleri sürece bilemeyiz.” dedim. Hala neden sözlerimi çarpıtmaya çalışıyorsun? Hadi F. Gülen’in beyanından K. Evren ahbaplığı çıkartıyorsun, çünkü anladığım kadarıyla ondan nefret ediyorsun, ama benden ne istiyorsun? Anlamadım ki.. Demek uzaydan gelip “ay kakaymış bu dinciler” demiyorsunuz. Var bi bildiğiniz yani, o yüzden kaka diyorsunuz. Anlatın da öğrenelim.
Evet artık baya güçlüyüz. Eskisi kadar mazlum oldurulamıyoruz çok şükür. Aktif sabır dediğim şey buydu işte. Bu gücü hazmedemeyen çatlak sesler öküz altında buzağı aramaya devam ededursun, biz sabrımızla, duamızla çalışmaya devam edeceğiz inşallah.
Evet, düşüncelerinden dolayı (ya da belki kirli politikalara malzeme yapmak için) öldürülen insanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Aklı ve vicdanı olan hiç kimse bunu kabullenemez. Ama siz neden “hiç vicdani rahatsızlık duymadan es geçiyorsunuz” anlamadım. Yoksa ironi peşinde misiniz? Bizim öyle yaptığımızı mı söylemeye çalışıyorsunuz? Ne yapmaya, ne demeye çalıştığımızı sizden öğrenmek zorunda mıyız? Niyet okuyucusu musunuz? Saçmalamanın da bir sınırı olmalı!
Eğer dindar insanlarımız otel yakma gibi olayları kendi başlarına yapacak derecede -sizin deyiminizle- insanlıktan çıksa, bu ülkede huzur yüzü göremezdik. Bu ülkenin dindar insanları, daha önce de yazdım, asla politik sebeplerle bir kişinin dahi burnunun kanamasına sebep olmamışlardır. Onların yöntemi aktif sabırdır. Eğer otel yakma olayını bizzat kendileri yapmış olsalardı bunun benzerlerini daha önce de, daha sonra da çok defa yapmış olurlardı. Sırf bu bile orada toplananların sürü psikolojiyle oraya gittiğini, oteli yakanlarınsa ne idüğü belirsiz hainler olduğunu ortaya koyar. Cumhuriyetimizin dindar çocuklarını bu gibi gerekçelerle suçlamaya çalışmayın. Yoksa siz de aynı provokasyona gelmiş olursunuz.
Yazan:fuatogl Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
Düşmanlık ve kinle besleniyor insanlar. Elbette sivas da insanlar çatır çatır yanarken toplumda önemli bir kesim derin bir zevk duymuştur. Herşey toplumun gözü önünde açık açık cereyan etti, gizlisi saklısı yok bunun, insanlar yandı ve belli bir kesim büyük bir mutluluk duydu.
O dönem yapılan protesto gösterilerinde ve sonraki yıllarda dayak yemişliğim de vardır biraz. O zamanın sivil polis telsizleri yarım kilo vardı. Kötü teknoloji iyi değil :)
Aklımda kalan ufak bir hafıza kırıntısını paylaşmak istiyorum. Sivas katliamından kısa süre sonra TGRT de bir program vardı, hilmi şahballı yönetiminde. Tam temmuz başında, birkaç gün olmuş. Hilmi bey eline bağlamayı aldı, ölen Sivaslı insanlar için bir türkü çekti, üstelik ezgisi de sivas da yanan Muhlis Akarsunun bir ezgisinden idi (alevi ozanlardan çok çalar zaten)! Büyük incelik diye düşündüm hayretle, helal olsun demek nede olsa vicdan varmış dedim. Hilmi beyin bağlama aşkına bağladım, birkaç büyük bağlama ustası yanmıştı ya. Sonra türkünün son kısmında bombasını patlattı ve etrafında şaşırmış sus pus oturan ozan arkadaşlarının birden yüzleri parladı, nur geldi mübarek. Meğer yine hemen önce Almanya/Solingen de yanan sivaslı vatandaşlar içinmiş Türkü, yanan Muhlis in ezgileriyle :) Hilmi bey “nasıl koydum ama” şekli çekti herkese. Sanki iki olay birbirinin karşıtıymış ve “sizin yandıysa bizimde yandı” der gibi.
Fethullah Gülen de iliklerine kadar örgütcü bir kişidir, komünizmle mücadele derneklerinde(*) aktif rol almışlığı vardır ve özellikle hakim iktidar ile arasını hoş tutmaya BÜYÜK özen gösterir. Kenan Evren gibi süzme faşist bir insanın övülecek yerini arar. Din dersi olmasaydı mutlaka başka bir bahane bulurdu zaten. Öyle bir zihniyete muhalefet etmek ise aklının köşesinden geçmez, işbirliği yollarını arar.
Tüm toplumu dejenere etmeye büyük katkı sağlamış bir olayın mimarı için iyi söz aramak nasıl birşeydir anlaşılır gibi değil.
Karaktristik birşey olsa gerek. Emre Aköz farklı bir açıdan değinmiş şurada.
Bir defa gülen i evren paşa bağlamında savunma biçimi bile eğreti değil mi? Burada birçok kişinin de paylaştığı gibi bu derslerin veriliş biçimi yanlış değil mi? Yani Gülen yanlışlığı apaçık olan birşeyi topluma yapılmış en büyük iyilik olarak görüyor! Tutmayan birşey var.
-
(*)Kimse komünizmi sevmek zorunda değil, hatta ona karşı mücadele de edebilir. Ama bu kurulan dernekler pek öyle masum dernekler değildi. Tamamen sivil-faşist bir konsept üzerine kurulmuşlardır. Dünyanın değişik yerlerinde de görülen klasik bir yapılanma. Özellikle yoksul kesim arasında örgütlenen, zenginlerden bol bol maddi ve bir kesim askerden taktik strateji desteği alan yapılar. Yeterli olmaması durumda yabancı servislerden know-how ithal edilir. Yerli subayların çevirdiği taktik-stratejik CIA kitapcıkları bu derneklerde de bulunmuştu. Etkili miting dağıtma, dezenformasyon vs. gibi eğlenceli şeyler. Daha sonra bu kadrolar değişik yerlerde kendini yeniden üretir hale geldi tabi. Mehmet beyin “Ata’mın hapishaneleri” diye şikayet ettiği şey de bu zihniyet ve kadrolar da bol bol kullanılmıştır. O olaylar sadece diyarbakırda da geçmiyor, memleket komple bir hapishaneydi zaten.
Yazan:TT Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
Fizikçi Bey..F. Gülen, din eğitimi o kadar önemlidir ki, sırf bunu yapmak bir insanın kurtuluşuna vesile olabilir diyor.
Fizikçi Bey: sizde biliyorsunuz ki bu sözün aslında bir dini dayanağı da var.Olumlu bazı davranışların cennete girmeye vesile olabileceğini Hz.Peygamber bize söylüyor…
Bir hadis-i şerifte şöyle geçiyor.
“Susuzluktan çamur yalayan bir köpeğe avucu ile su içiren bir fahişeyi cenneti âlâda görüyorum”
Bunun dışında yine Hz.Peygamber bir kediyi hapseden bir dindar kadının da cehennemlik olduğunu söyler.
Yani hemen herkesin bildiği bu hadisi bilenler F.Gülen’in açıklamasını da anlıyorlar.
Ya da bunu doğru anlamak istemeyenler anlamıyor..
Yazan:snowqueen Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
Bakin Hitler için neler denmis:
Papa XII. Pius
“Liderin (Hitler) kazanmasından daha çok istediğim birşey yok”
Konrad Gröber´den Papa´ya (1944)
“Nazi´lerin yeni dünya bakışında bazı iyi şeyleri yanlış anlıyoruz. Ama yakından baktığımızda olayın hristiyanlığın bir kopyası olduğunu görüyoruz.”
Kenan Evren birsey mi
Hitler’de aklanmis, cennetlik olmis megerse:)
Yazan:fuatogl Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
@snowqueen;
Çok doğru diyorsun. Bazılarımız dinin bir iktidar elementi olduğunu görmek istemiyor, ve ideal din tanımları ile bakılıyor. Aynı evin değişik pencerelerinden bakar gib. Bu iktidar bileşeninin farklı iktidar ilişkileri ise din düşmanlığı zannediliyor. Bunun ne kadar yanlış olduğu verdiğiniz bir avuç örnekle görülüyor zaten.
@fizikçi;
Her dindar insan böyle yapar diyen yok sanırım. Ama önemli bir kesim dindar insanın da bu tarz kitlelere hemencicik, katılabileceği, gönüllü olacağı bilinen açık bir gerçektir. Daha kaç katliam lazım bunun görülebilmesi için? Maraş da gayet güzel bir örnektir. Hoparlö çağrıları ile, “aha bombaladılar” ile binlerce insan “allahu ekber” diye sokaklarda yapmadığını bırakmamış.
“Kendi başlarına” yapma da biraz garip ve komik bir savunma açıkcası. Bir nevi “tahrik edildiler” savunması gibi. Kendi başlarına yapmazlar, ama ikna eden olursa ve karışabilecek yeterli bir kalabalık olursa yaparlar! Zaten böyle yapılır bu işler. Ha kendi durduk yere yapmış ha gaza gelmiş yapmış. Hiçbir fark yok bence. “Tahrik edildim, gittim benzin döktüm taşladım alkış tuttum” gibi birşey nasıl birşey?
Böyle bir özelliğin olduğu bilindiği için de birçok kez “camiyi bombaladılar” diye senaryolar oynatıldı geçmişte. Ortam kurulduktan sonra aynı tür linç ci ayinler kolayca tekrar edilebilir, hiç kuşkunuz olmasın. Bahane ve yeterli kalabalık olsun bakın bakalım sayabilecekmisiniz kitleyi.
Birileri bana gelse ve “abi mangalı kap gel, dindarları okula kıstırdık çatır çatır yakıyoruz” dese herhalde “darwin adına koşun şenliğe” diye seyretmeye, alkış tutmaya gitmem sanırım, bu şekilde gidebilecek birilerini de memlekette görmüş değilim.
Bence bu şekilde savunacağınıza bazı dindar insanların yaptıkları yanlıştır gibi birşey demelisiniz ki, siz de bir dindar olarak sonuna kadar ve haklı bir şekilde “ben dindarım, ve böyle şeyler kesinlikle yanlıştır” dediğinizde ciddiye alınma oranınız artsın. Yoksa başkaları sizi o diğer dindar insanlarla bir tutar ve kızma hakkınız olmaz çünkü dolaylı olarak savunuyorsunuz.
Bşka şekilde anlatayım. Mesela sosyalist bir insan Stalini inkar etmiyor ama aynı zamanda yöntemlerini benimsemiyor ve onaylamıyor diye kötü sosyalist olmaz, ancak olsa olsa daha iyi sosyalist olur.
Yazan:fizikci Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
Madımak Olayı gibi düzmece olaylar öyle çirkin ve tehlikeli ki, olayın olduğu anda oradaki her iki taraftan insanlara zarar vermekle kalmıyor, ondan sonra da yıllarca fuatogl, balbazar gibilerinin dindarları insanlıktan çıkmış caniler gibi göstermeleri için malzeme olmaya devam ediyor.
Ama ne kadar uğraşsanız da boş, Cumhuriyet’in dindar çocuklarını eli kanlı caniler olarak gösteremezsiniz. Çünkü bu aşağılık hakareti hiç bir zaman haketmediler, haketmiyorlar.
Bu çocuklar bırakın olay çıkarmayı haklı tepkilerini göstermek için bir miting düzenleme yoluna bile hiç bir zaman gitmediler. Başkaları yüzbinleri miting meydanlarına toplayıp onları dev ekranlarda cumhuriyet düşmanları olarak gösterirken, F. Gülen’e kürsüden yılan diye bağırırken onlar gene hiç mi hiç gaza gelmediler. Zamanı geldiğinde sessizce oylarını kullandılar. Seslerinin çıktığı tek yer seçim sandıklarıydı yani. Sonuçları düşmanlarını öfkeden çıldırtan sandıklardı bunlar… Sonuca katlanamayanların bidon kafa, göbeğini kaşıyan adam gibi hakaretler icat etmesine neden olan sandıklardı.
Şimdi siz bu çocuklara cani demeye devam edin. Kendinizi kandırırsınız ancak.
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
Fuatlogl’u okuyan da müslümanlar cadde başında adam kesiyorlar sanacak. Antikominist dernekler nasum değilmişmiş. Yok yahu? kominist dernekler masum muydu?
Murat Belge, bir yazısında şöyle yazmıştı:
Buyrun bakalım. Düşünün bu diyalektik materyalistlerin bir avuç değil de bir tabana sahip topluluk olduğunu, neler olurdu?
Müslümanlar bu ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Olan biten birkaç hadise bu büyük kitlenin yanıuda son derece marjinal kalır. Ayrıca tıpkı 6-7 eylül olayları gibi neyin ardında nasıl bir tezgah vardı, halen de belli değil.
Müslümanların bu halimselimliği, sabrı, olmasaydı inancına sövülüp durulduğu, benim vergilerimle içilip sıçılan resepsiyonlarda “bunun eşinin başı açık- bunun kapalı” diye ayrımcılıklı davetiyelerin hazırlandığı, oğlunu şehit verirken vatandaş olan, şehit tabutları başında ağlayan başörtülülerin, iş orduevine girmeye kalktığında sokulmadığı bir ülkede huzur namına birşey olmazdı.
Bu ülke müslüman olmasaydı bu Kürt-Türk davası ne olurdu, ne hale gelirdi iyi düşünmek gerek.
Tabi içinde doğduğu inancı herhangi bir sebeple terkeden kişilerin o inanca olan nefretleri daha çok olduğu için bunu anlamaları kolay olmayabilir ama, yine de denemek gerek.
Yazan:fizikci Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
fuatogl,
Dindar kelimesi sizin algı dünyanızda neye karşılık geliyor bilmiyorum ama sanki ırkçı faşist insanlarla dindar insanları karıştırıyorsunuz gibime geldi. Bütün dindarlar, zalim dahi olsa bir insanı yakmanın ebedi cehennem azabına müstahak bir iş olduğunu bilir.
Bir ifade bu kadar çarpıtılabilir. Ben oraya şunu yazmışım:
Anlamanıza yardımcı olacaksa bunu şöyle ifade edeyim:
Bu ülkenin dindar insanları biraraya gelip, şu dinsizleri otelde yakalım gibi kararlar almazlar. Fakat birileri bir kalabalık toplar, sonra bir yangın çıkartır, orada bulunan taşeronları “tekbir, Allahuekber” diye bağırtır. Kalabalığın içinde hiçbirşeyden habersiz sırf bu kalabalık nedir diye toplananlar da olur. Eğer bu insanlar kendi başlarına dinsizleri yakma kararı alacak kadar insanlıktan çıkmış olsalar, Türkiye’de bu ve benzeri olayları Madımak’ın öncesinde de, sonrasında da çok görürdük.
Dindar insanlar da aynen böyledir. Bu tür eylemleri tertip edecek veya destekleyecek insanlar değillerdir. O tür insanlar ırkçı faşist insanlar olabilir ancak. Dindar bir insan ırkçı veya faşist olamaz.
Yazan:fizikci Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
Sayın TT,
Aynen öyledir. Kenan Evren o meselenin önemini anlatmak için kullanılan bir konu mankenidir. Hem de konuya tam uygun bir mankendir. Yukarıdaki yazılarımda o fahişe kadın örneğini vermek benim de aklıma geldi ama yanlış anlaşılmalara sebep olabilir diye yazmadım. Konu din eğitimidir ve F. Gülen bunu o kadar önemsiyor ki “K. Evren’in kurtuluşuna vesile olabilecek” bir mesele olduğunu söylüyor. Ne Evren’i cennete gönderiyor ne de başka bir şey.
Ama arkadaşlar nedense F.Gülen K.Evren ahbaplığından girip, CIA ajanlığından çıkabiliyor. :)
Yazan:snowqueen Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
@fuatogl’e katiliyorum.
din epey güçlü bir iktidar elementi.
bunun için yüzyillarin pratigine bakmak yeterli.
//////Müslümanların bu halimselimliği, sabrı, olmasaydı inancına sövülüp durulduğu, benim vergilerimle içilip sıçılan resepsiyonlarda “bunun eşinin başı açık- bunun kapalı” diye ayrımcılıklı davetiyelerin hazırlandığı, oğlunu şehit verirken vatandaş olan, şehit tabutları başında ağlayan başörtülülerin, iş orduevine girmeye kalktığında sokulmadığı bir ülkede huzur namına birşey olmazd/////
tekrarlamak istiyorum, bu mazlum müslüman tavri artik beni sinirlendiriyor. Bugün özdemir ince’nin bir yazisi vardi.
Bütününe katilmadim ama bir yeri dikkatimi çekti.
Basörtüsü bugün adeta toteme dönüsmüstür diyordu.
Hak vermemek elde degil. Baskinliginizi kamufle edecek bir joker gibi kullaniyorsunuz artik bu durumu. Yillarca bu ülkenin %99′u xx diye ben mi dedim? Ne mazlumlugu?
/////Tabi içinde doğduğu inancı herhangi bir sebeple terkeden kişilerin o inanca olan nefretleri daha çok olduğu için bunu anlamaları kolay olmayabilir ama, yine de denemek gerek////
Evet ‘icine dogulan inanç’ ne dogru söylemissniz.
Almanya’da dogsaydiniz da bu sekilde Hristiyanligi savunuyor olacaktiniz.
Benim nefretim islam’a falan degil, islam polisligi yapan sizin gibilere.
Objektif algisini yitirip herseyi islam-islam olmayan olarak degirlendirenlere.
Müslümanlarin ‘bu halimselimligi, sabri’ olmasaydi derken bile ne kadar sovenist oldugunuzun farkinda degilsiniz. Sabir ve halimselimligi bir dine yükleyerek, iyilik ve güzelligi bir irka yükleyenlerden pek farkiniz yok.
Yazan:snowqueen Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
dindar bir insan irkçi veya fasist olamaz öyle mi:)))
‘kafir’ nasil bir ötekilestirme peki?
kullanilmiyor mu bu tanim?
kafirleri gördügünüz yerde katledin emri nasil verildi?
siyah degil kara:)
Kenan Evren de konu mankeni tabi ya!
ayni Hitler’in de yukarida yazdigi biçimde Papa ve Hristiyah çevreler arasinda onu mankeni olmasi gibi:)
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
Snowqueen,
Bize olan nefretinizin ardında ne var, biraz irdeleyin bakalım, bilinaltınıza doğru..
Bakış farklılığına da bakın, ben sizden nefret etmiyorum ama yazdıklarınızı okuyunca acıyorum. Hangisi daha ehven bilmem.
Sinirlendiğinizde, buz iyi gelir, deneyin derim.
Konuya dönelim.
Haklar kimsenin tekelinde değil. Kimsenin kimseye lütfu da değil. Kimsenin icazeti altında da değil. “Ama şu şu haklarınız var ya” denilerek başka haklarının kısıtlanmaya çalışılması ya da bunun bahane edilmesi, pişkinlik ve zorbalıktır. NOKTA.
Yapılan zorbalığa zorbalık demek totemcilik mi oldu? Özdemir İnce demek. Okurken ağladığım zat. Hayır duygulandığımdan değil, başka birşeyden.
Ne mazlumluğu mu? Yakıp yıkmayınca belli olmuyor değil mi? Yukarıda yazdıklarım yeterli değil mi? Devam edeyim. Şapka giymedi diye asılan insanlar. Samanlıklarda okunan Kur’anlar, 18 yıl zorla Türkçe okutulan ezan. Camilerin depo yapılması. Sultanahmet’in bile. Camilere ayakkabılarla girilmek istenmesi, sıra konmak istenmesi. Menderesin asılması. İnançlı insanlara yıllardır yapılan ayrımcılıklar. İktidara getirdiklerinin darbelerle kovulması.
Köylülük iyi bir kamufle idi. Özal sonrası şehirleşme çok arttı. “Haydı kızlar okula” denirken “başörtülüler siz değil” dendi. Başörtüsü şehirleşme ile görünür oldu, elitlerin o zaman kadar böyle sorunları yoktu, kendileri çalıp kendileri oynuyordu. 28 Şubat döneminde “Hizmete özel” imalı bir resmi belgede Allah’a Peygamber’e, İslam’a ağza alınmayacak hakaretler vardı. Gelen tepkilerle haftalar sonra GK belgeyi yalanlama yoluna gitti. En son bildiride bu milletin sevgilisi Hz.Peygamber’in doğumu vesilesi ile yapılan etkinlikler hedef gösterildi.
6 yaşındaki çocuk bale kursuna gidiyor ama Kur’an Kursuna gidemiyor. Sebep? Sebep yok, öyle. İnsanlar çocuklarına gizli gizli, illegal yapılanmalarla inançlarını öğretmeye çalışıyor. Devlet hem kendi öğretmiyor hem de kimseye öğrettirmiyor.
Yukarıda yazdım, tekrar yazayım: Müslümanların bu halimselimliği, sabrı, olmasaydı inancına sövülüp durulduğu, benim vergilerimle içilip sıçılan resepsiyonlarda “bunun eşinin başı açık- bunun kapalı” diye ayrımcılıklı davetiyelerin hazırlandığı, oğlunu şehit verirken vatandaş olan, şehit tabutları başında ağlayan başörtülülerin, iş orduevine girmeye kalktığında sokulmadığı bir ülkede huzur namına birşey olmazdı.
Fizikçinin dediği gibi milyonların önünde “yılan” deniyor F. Gülen’e, sevenleri tarafından en ufak bir taşkınlık olmuyor.
Daha sayayım mı, yeter mi?
Kudurmuş bir tavır var. Ama bunu anlıyorum ben. “Bu ülkeyi hassolara memolara mı bırakacağız”dan iş Çankaya’ya bir Hassonun oturmasına kadar vardı. Muhafazakarlar sınıf savaşını kazandı, çevre merkeze geldi oturdu. Egemen sınıf artık onlar. Şimdiye kadar hakimiyetini azınlık olduğu halde devam ettirmeyi başarmış ittihatçı zihniyeti oligarşi kaybetti. İşte çıldırtan gerçek bu. Bir türlü kabullenilemeyen gerçek..
Merak etmeyin, inancımı sorgudan geçirdim ben. Felsefeci tarafım vardır, iktisatçılığımın yanında. Bir dönem agnostik denebilecek bir ruh halindeydim. Keşke siz de felsefenizi benim kadar sorgulasaydınız. O zaman bu kadar önyargınız olmazdı.
Haklarımızı savunuyoruz, zulme itiraz ediyoruz diye bizden nefret edecekseniz edin, tutmayalım. O sizin çirkinliğiniz olur. Biz her kesimin haklarını savunuyoruz, hak ve özgürlük temelli anayasa istiyor, demokrasi dışı müdahalelere bu yüzden karşı çıkıyoruz.
Müslümanın da Hristiyan’ın da Yahudinin de inançsızın da, azınlıkların da haklarını savunuyor, özgürlük istiyorz. Lütuf değil istediğimiz hak.
Sizi, Fuatogl’u, Özdemi İnce’yi, o sevdiğiniz, halka hakaret eden Bekir Coşkun’u ve muadilerinizi okuyunca Star’da Mustafa Erdoğan’ın yazdıkları aklıma geliyor:
–
T.Suat Demren
www.dusunceler.org
Yazan:snowqueen Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
@sua demren
daha önce de kullanmis oldugunuz ‘o çok sevdiginiz bekir çoskun’ tavri karsisinda, her size karsi fikirde olani bekir coskun fanligiyla itham edemeyeceginizi yazmistim.
sanirim ciddi bir hafiza kaybi var, ayrica fena halde empati kurmakta zorlaniyorsunuz. Bunlar daha çok acinacak durumlar.
Yapilan zorbaliga zorbalik demek, totemcilik degildir. (Orada baska bir fikir var.)Ama siz bu zorbaligi devlet opera balesi tartismasinda bile ‘basörtübü de basörtüsü, iste siz basörtülülere karsiniz!’ seklinde ortaya getiriyorsunuz.
Ayrica basörtüsü yasaginin kalkmasi durumunda bile basörtüsünün toteme dönüsmesi mevzusu devam edecek sanirim bu gidisle.
Bence dogru bir tesbit ama belirttigim yazinin tümüne katilmadim
fazla sert ve ‘ötekilestirici’.
Camilerin depo yapilmasi, camilere ayakkabilarla girilmeye calisilmasi falan geçin bunlari. Ciddiye bile almiyorum bu tür ‘zalimlik’leri.
ibadethaneleri görünmezden gelen Aleviler, kiliseleri tahribata ugrayan Hristiyanlar, sinagoglarinda bombalar patlyan yahudiler yaninda. (semavi dinlerin pagan tapinaklara yaptiklari tahribattan bahsetmiyorum bile)
Sapka giymedi diye asildi insanlar da Osmanli dönemi çok mu demokratikti? Kaç kadin kiyafeti yüzünden siddet gördü acaba?
Her devrim kanlidir ayrica.
Hala müslümanlarin halimselimligi ve sabri diyor, müslüman olmayanlarin halimselim ve sabirli olamyacaklari gibi sovenist bir tutuma giriyorsunuz. halimselimlik ve sabir kisisel özelliklerdir,
ateist bir halimselim ve sabirli da olabilir.
zorbaya zorba deniyorsa, yilana da yilan denir.
Bende felsefemi sorguladim merak etmeyin ve müslümanligin benim için birsey ifade etmedigine karar verdim . bunun en büyük nedeni ise kadina bakis açisidir. Sizin agnostik denebilecek ruh haline yakin olmaniz gibi bende panteizme yakinim.
Muhafazakar demokrasi kavramina da hiç inanmiyorum kusura bakmayin.
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
Kısa kısa yazayım, zira vaktim oldukça değerli:
Vaktim yok ama isterseniz bulurum. “Bekir Coşkun’u severim” ifadesi zatınıza ait..
Ben getirmiyorum. Gül’e ve eşine olan nefretinizi her fırsatta dile getirdiğinizden ilgili olayda Çankaya ve harcama ilişkisi kurduğunuz için ardındaki saiki belirttim sadece. Tutarsızlığınızı göstermekte mi suç?
Hele zorbalık bir kalksın bakalım, bunu o zaman gözlemlersiniz. Tekrar edelim haklar lütuf değildir.
Demek cidiiye almıyorsunuz. Siz bunu ciddiye almazsanız başkalarından da ciddiyet bekleme hakkınız olmaz; mesela bu satırlarınıza:
Ciddiye almıyorduk değil mi?
Gülerim ağlanacak halinize. Bunu Atatürk’e, İnonü’ye sorun isterseniz. Sünni Diyaneti ben mi kurdum? Konuyu burada işlemiştim:
http://www.dusunceler.org/dusunce/2007/11/04/anlayamadigim-seyler/
Biz herkesin hakkını savunuyoruz, saydıklarınız da dahil. ama siz yapılan zorbalıkları ciddiye almıyrosunuz. Çünkü ucu size dokunmuyor. Yerim ben böyle demokratlığı. ( Güzel faş ettiniz kendinizi teşekkürler. :-)
Quel alaka. O dönemde yüzümüzü kime dönmüştük? Batıya değil mi? Var mıydı İngilterede ABD de böyle zorbalıklar?
Heil Snowqueen! Hitlerin ruhu şad olsun!..
Hiç de değil. Söylemiş miydim, en yakın dostlarımdan birisi ateisttir. Ben sosyolojik analiz yapıyor ve toplumun genelinden söz ediyorum. Çünkü siz ve sizin gibiler bu topluma saldırıyor.
Tabii ki. Sizde yok diye başkalarında da olmayacak değil ya.. Bu konuda hakkaniyetliyim.
Bkz, bir önceki satırlarım.
Ben “bir zaman” dedim. Sonra da varoluşa en mukni cevabı İslam’da buldum. kadın konusu da en çok ikna olduğum husulardan birisi. Fıtrata karşı savaşanların halini görüyoruz.
Ama no problem. Le küm dinikum veliyedin.
Siz inanmıyorsanız yok mudur? Geçiniz. Daha sağlam argümanlar bulun. Durumunuz için bkn. Mustafa Erdoğan’ın yukarıda alıntıladığım yazısı.
Allah kurtarsın :-)
Yazan:Balbazar Tarih: Kas 17, 2007 | Reply
Fuatogl çok güzel ifade etmiş üstüne söyleyecek çok şey bırakmamış. <