RSS Feed for This Post

Tarihsel Atatürk’ü Keşfetmek

ata_cenaze_2007.JPGRahmetli Bülent Ecevit’in “Vahdettin hain değildi” demesi ilginç bir tartışmaya yol açmıştı. Bazı tarihçiler Ecevit’i haklı bulduklarını açıklarken, diğerleri onu Atatürk’ü tekzip etmekle suçladılar; çünkü Atatürk ‘Nutuk’ta son Osmanlı Padişahı Vahdettin’den ‘alçakça önlemler’ alan bir ’soysuz’ diye söz etmişti.

Vahdettin’in nasıl bir insan olduğu önemli bir tartışma sayılabilir. Ancak meseleyi çok daha önemli hale getiren, tartışmanın Türkiye’deki ‘Atatürkçülük algısı’ hakkında ortaya çıkardıkları. Ortaya çıkan şu: Bazı kanaat önderleri, Atatürk’e saygı göstermenin, onun her yaptığının ve söylediğinin mutlak doğru olduğuna da inanmayı gerektirdiğini varsayıyor. Bu inanca sahip olmamayı ise, ‘ihanet’ addediyor. Eski Trabzon Milletvekili Rahmi Kumaş’ın basına yansıyan sözleri -ki buna benzer yorumlar pek çok gazete köşesinde de yapıldı- tam da bu yaklaşımın ifadesi. Şöyle demiş sayın Kumaş:

“Ecevit, Mustafa Kemal’e karşı çıkma modasına katıldı… Böyle bir ortamda bunu dile getirmek Atatürkçülüğe de ihanettir. Asıl hain Ecevit’tir.”

Sayın Kumaş’a göre ‘böyle bir ortamda’ yani muhtemelen ‘birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan zamanda’ eski Başbakan Bülent Ecevit’in çıkıp da Atatürk’ten farklı bir perspektif dile getirmesi, ihanet…  

     
Geçmişte yaşamayalım

İlginçtir ki ‘birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan zaman’ 80 küsur yıldır hiç kesilmeden devam ediyor… Daha da devam edecek gibi. Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel çıkan Vahdettin tartışması üzerine şunları söylemişti: “Daha en az 100 yıl bu büyük Atatürk referansına ihtiyacımız var. Onu sarsmamak lazım.” Aslında sayın süleyman Demirel haklı. Gerçekten de Atatürk Türkiye için bir referans ve öyle de kalmalı. Ama şunu düşünmek lazım: Atatürk’ü tartışılmaz bir tabu olarak korumaya çalışmak, bu ‘referans’a yarar mı yoksa zarar mı getirir?

Bugüne kadar hep ‘tabu’ yöntemini seçtik. Cumhuriyet onyıllardır yıldır çocuklarına her sabah ‘Ey bugünümüzü sağlayan Ulu Atatürk’ diye yemin ettirdi; onu asla şaşmaz ve yanılmaz bir ‘Büyük Serdümen’ gibi tasvir etti. Bu ve buna benzer telkinler, geçmişin dünyasında ‘referans’ı iyice pekiştirmek için gerekli ve yeterliydi belki de.
Cin şişeden çıktı

Ama Türkiye artık eski Türkiye değil. Toplum hızla açılıyor, çoğulculaşıyor, renkleniyor. Türk insanı dünü ve bugünü artık çok çeşitli kaynaklardan okuyor, araştırıyor. Dış dünyayı eskisinden çok daha iyi tanıyor ve oraya bakıp kendisini sorguluyor. Sözgelimi bizdeki gibi ulusal bayram törenlerinin eski Doğu Bloku’nun karakteristik özelliği olduğunu, günümüzde ise artık sadece Kuzey Kore’de düzenlediğini görüyor. ‘Milli Şef’le yönetilen, ‘kadir-i mutlak devlet’ anlayışına sahip bir rejime ne ad verileceğini, uluslararası siyaset literatüründen öğreniyor. Kısacası artık cin şişeden çıkmış durumda. İnsanlara ‘öyle ince eleyip sık dokumayın, ne diyorsak inanın işte’ di-yemezsiniz. Dolayısıyla Cumhuriyet’in referans’ını, onu tabu olarak korumak suretiyle ayakta tutamazsınız. Eğer ‘Öyle yaparsanız, ‘resmi söylem’i tekrar eder durursunuz ama giderek daha fazla vatandaşınızın yüzünde alaycı tebessümler görürsünüz.

Çözüm, referans’ın çıtasını gerçeküstü bir düzeyde tutmak yerine, gerçekler dünyasına indirmek. Atatürk’ü, tarih ve insan üstü bir Ulu Varlık olarak tutmak yerine, objektif bir gözle anlamaya çalışmak. Onun Kurtuluş Savaşı’nı yönetip ardından da Türkiye Cumhuriyeti’ni kurup 15 yıl başarıyla yönetmiş olması, zaten olağanüstü büyük bir başarı. Bu başarının yanında eğer hataları da var ise, bunları da oturup konuşabilmemiz gerekiyor. 

   
Peygamberler bile hata yapıyor

‘Atatürk’ün hataları’ gibi bir kavram şaşırtıcı geliyor, değil mi? Aslında bunun bu kadar şaşırtıcı olması şaşırtmalı bizi. Tevrat ve Kuran gibi kutsal kitaplar bile, peygamberlerin bile hatalarından söz ediyor. İlahi dinlerin peygamberlere dahi vermediği bir ‘yanılmazlık’ payesini bizim ilk cumhurbaşkanımıza vermiş olmamız, garip değil mi?  

   
Hıristiyanlar ve Hz. İsa

Peygamberlerden söz etmişten, ‘tarihsel İsa’ tezine de değinelim. Konuyla uzaktan da olsa bir benzerliği var çünkü…

Bilindiği gibi Hıristiyanlığın Hz. İsa’ya atfettiği bir ‘Tanrı’nın Oğlu’ kavramı var. Buna göre Hz. İsa tüm evrenden önce var olan insan-üstü bir varlık.

19. yüzyıldan beri ise, Batılı tarihçiler, Hıristiyanlık’ın bu ‘resmi’ görüşünü bir kenara bırakıp, ‘tarihsel İsa’yı tanımaya çalışıyorlar. Yani o dönemin kaynaklarına objektif bir gözle bakıp, bu kaynaklar ne gösteriyorsa ona göre bir İsa portresi çizmeye uğraşıyorlar. Ve bu portrede, ‘tarihsel İsa’, kendisinin peygamber ve Mesih olduğunu ilan etmiş ama insan-üstü olmayan bilge bir İsrailoğlu olarak ortaya çıkıyor.

Atatürk hakkında da aynı bunun gibi iki ayrı portre var. Bir ‘Ulu Atatürk’, bir de ‘tarihsel Atatürk’. ‘Ulu Atatürk’ gerçekten insan-üstü bir varlık; karanlıklar içindeki ulusunun üzerine bir güneş gibi doğmuş, denizlerden mavi gözleriyle her şeyi görüp kuşatmış, Kurtuluş Savaşı’na başka herkes hıyanet veya gaflet içinde iken tek başına önderlik etmiş, sonra mutlak doğru ilkeler üzerine sonsuza dek yaşayacak bir devlet kurmuş, tüm Türkler ve hatta Türkiye’deki farklı işkolları için ilelebed geçerli olacak nasları belirlemiş, uğruna “Kâbe Arab’ın olsun, bize Çankaya yeter” diye dizeler okunmuş bir şaşmaz-yanılmaz kurtarıcı… 

    
Atatürk’ün zaafları da vardı

‘Tarihsel Atatürk’ ise bir Osmanlı paşası ve aydını. Kurtuluş Savaşı’na önderlik eden, ama bunun şerefini diğer pek çok ’silah arkadaşı’ ile -örneğin Milli Mücadele’ye kendisinden bir adım önce başlayan Kazım Karabekir ile- paylaşan bir komutan. Ülkesini ve milletini çok sevmiş, onları iyiliği için doğru bildiklerini yapmış, ama bunları yaparken kaçınılmaz olarak içinde bulunduğu devrin düşünce kalıplarından (sözgelimi pozitivizmden ve otoriter devlet anlayışından) olumlu/olumsuz etkilenmiş bir lider. Büyük dehası, cesareti, yetenekleri yanında zaafları da olan, nitekim içkiye yenik düşerek hayata gözlerimi yummuş bir insanoğlu…   

     
Tarihsel veriler tartışılmalı

Vahdettin üzerinden yürüyen tartışmada aslında bu iki Atatürk anlayışı çarpışıyor.

Ulu Atatürk’e inananlar, onun her sözünün mutlak doğru olduğuna baştan karar verdikleri için, Vahdettin’e yönelttiği “hain” suçlamasını da, tarinsel verileri dikkate almadan ve kesinlikle tartışmaya gerek duymaksızın, sahipleniyorlar. Tarihsel Atatürk’ü arayanlar ise, onun sonuçta bir siyasetçi olduğunu, her devrimci siyasetçinin ‘devr-i sabık’ yaratmak isteyeceğini, bunu büyük olasılıkla iyi niyetle yaptığını, ama sonuçta yakın tarihimize ‘Atatürk perspektifi’ dışında bir bakış açısıyla da bakmak gerektiğini düşünüyorlar.

Tarihsel Atatürk’ü keşfedebilmek Türkiye için çok ama çok gerekli. Sadece doğru tarih bilgisi edinmek için değil, aynı zamanda tam anlamıyla demokratikleşebilmek için de gerekli. Çünkü Türkiye’de daha fazla demokrasi için gereken ne varsa, bunlara ‘Ulu Atatürk’ referansıyla karşı çıkılıyor. Dini azınlıkların ve dini çoğunluğun özgürlüklerinin genişletilmesi, Kürt kimliğinin özgürce ifade edilebilmesi, Kıbrıs’ta çözümün hedeflenmesi ya da Avrupa Birliği’ne girmek için ‘ulusal egemenlikten ödün’ verilmesi… Tüm bunlara ‘Atatürk devrinde böyle değildi’ diye itiraz ediliyor.

Eğer tarihsel Atatürk’ü keşfedebilirsek, diyebileceğiz ki, ‘Atatürk devrinde öyleymiş gerçekten, ama devir değişti…’

Ona olan saygı ve sevgimizi sürdürecek, ama onun hiç bilmediği yeni bir dünya artık kendi ayaklarımız üzerinde durup düşünebilmeyi öğreneceğiz. Buna ‘olgunlaşmak’ deniyor… Ve hiç kimse korkmasın, Türkiye aslında her geçen gün biraz daha olgunlaşıyor…

5 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 25 Yorum

  2. Yazan:Haydar Tarih: Eki 5, 2007 | Reply

    -ALINTI-
    Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş dönemiyle birlikte, Türkiye’de “çağdaşlaşma” adı verilen ve “Batı”nın model olarak alındığı modernleşme süreci farklı toplumsal gerilimler üretti. Bu gerilimlerin üremesinde seçkin / seçkinci zümrelerin toplum içindeki dinamikleri ve ilişkileri gözardı eden, yukarıdan aşağıya empoze edilen toplumsal mühendislik yöntemleri temel bir rol oynadı. Modernleşmeci seçkinler ve onların zihniyetinin yönlendirdiği Türk ulus-devleti, kendi meşruiyetini, “ötekiler” üzerinden kurdu. Batı’dan, özellikle Fransa’dan devşirilen, dolayısıyla yabancı olan bir “toplumsal temsil”, ötekiliği “geçmiş bir tarih”, “eski bir rejim”, “eski yazı”, “eski milletler”, “eski gelenekler” üzerinden kurdu. Bu modernleşme projesi kendi çağdaşlığıunı kabul ettirmek; “yeni bir ulus”, “yeni bir vatandaş”, “yeni bir toplum” ve daha da önemlisi “yeni bir insan” yaratmak üzere, Anadolu topraklarında yaşamakta olan insanların sahip olduğu kültürel özellikleri, kodları unuturmak ve marjinalleştirmek için büyük çaba harcadı.

    Çağdaşlaşma / Batılılaşma projesinin sahiplerine göre, Anadolu topraklarında yaşayan insanların dinleri, etnik kökenleri “kutsallaştırılan” bu yeni insan modelinin önünde engeldi. Bu engelleri ortadan kaldırmak için çok yönlü olarak yürütülen çabaların hedefleri arasında Gayrimüslimlerin (sermayelerinin mümkün olduğunca “millileştirilerek”) Türkiye topraklarını terke zorlanmaları (ya da görünmez kılınmaları), en büyük etnik grup olarak Kürtlerin Türkleştirilmesi ve bunların yanısıra, ehlileştirilmiş, devlet kontroluna alınmış bir din anlayışına bağlı olarak toplumun büyük çoğunluğunun dini olan İslam’ın kamusal hayattan ve kamusal alandan uzaklaştırılması bulunuyordu.

    Bunlardan birincisi başarılı oldu. Zaten Osmanlı döneminde büyük ölçüde temizlenmiş olan Gayrimüslimler, Cumhuriyet döneminde de belirli aralıklarla (Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları, Kıbrıs krizi, Azınlık Vakıfları’na ilişkin yargı kararları) uygulanan sindirme politikalarıyla yok denecek kadar azaldılar.

    Bugün, projenin Kürtlerle ilgili olan kısmının çözülemediği biliniyor. Bir yandan asimilasyon politikaları bir ölçüde başarı sağlamış olsa bile, Cumhuriyet tarihi boyunca çıkan isyanlar, yaklaşık 30 yıldır varlığını şiddete dayandırarak sürdüren PKK sorunu düşünüldüğünde, “yeni kutsal insan” projesinin tüm Kürt nüfus üzerinde etkili olamadığı apaçık görülüyor. Üstelik PKK “savaşılacak” bir muhatap olarak seçilip, Kürtler muhatap alınmadıkça sorun daha gangrenleşiyor.

    Toplumun dinle yaşadığı ilişkiye yapılan müdaheleler de, Kürt sorununda olduğu gibi, bir ölçüde başarılı oldu. Otoriter laiklik ve yukarıdan aşağıya tasarlanmış olan resmi din yorumu yeni yaratılmış sınıflar içinde karşılığını buldu. Ancak toplumun büyük çoğunluğu murad edilen “temsil” ile mutlak bir uyum içine girmedi. Modernleşmeci devlet “eski” olan dinden utanmayı emrederken, bu büyük çoğunluk yüzyılları aşan bir gelenekle bağlarını verili yeni koşullarda yeniden üretti. Tepkisini önceleri “isyan” gibi sert yollarla gösterirken, zaman içinde “geri çekilme”, “sivil itaatsizlik” gibi yöntemlerle oyunun dışında kalarak gösterdi ya da “uyum” sağlayarak “hayatta kalma” arzusunu öne çıkardı. Fakat bütün bu tepkiler, “yukarıdan aşağıya” da olsa modernleşme dinamiklerinden bağımsız değildi. Dinlerine bağlı olan, toplumsal hayatlarını din vasıtasıyla anlamlandıran kesimler –tam da modernleşmeye bağlı olarak- kendilerini ifade etmek ve “ses”lerini duyurmak, çeşitli siyasal dalgalar altında toplumsal aktör olmak için mücadele verdiler. Dolayısıyla bu mücadele, Batı’dan adapte edilen ve kendinden başka gerçeklik tanımayan seçkinci proje için süreklilik taşıyan bir “ötekilik” ve “tehdit” söyleminin meşruiyet aracı oldu. Sonuç olarak, Gayrimüslimlerin ve Kürtlerin de yaşadığı bu ötekileştirilme ve tehdit olarak algılanma , “modernleşen” ancak aynı zamanda “modern toplumda” “dinlerine dayanarak” hayatlarını anlamlandırmaya çalışan insanlar için sürekli bir travmanın kaynağı haline geldi.

    Bugüne kadar kamusal alandaki hakim modenleşmeci söylem, ne pahasına olursa olsun, kendi yorumunun dışında başka modernlik pratiklerini içine almamak üzere olağanüstü bir çaba harcadı. Kendi kutsallığını korumak üzere “savunmacı”; farklı pratikler ve hayat tecrübeleri karşısında “dışlayıcı” bir konum aldı. Bu dışlanan kesimlerin konuşma çabaları, hatta bu kesimler üzerine “izin verilen” yorumlar dışında yorum yapmak, “kutsallığın” zarar görmemesi adına gayri meşru sayıldı, yasaklandı, “ihanet”le suçlandı.

    Ve artık kabak tadı verdi bu ucuz suçlamalar…

    F KENTEL http://www.gazetem.net

  3. Yazan:Talha Can Tarih: Eki 5, 2007 | Reply

    Atatürk de bir insan olduğu için hatalarının olduğunu da kabul etmek… Aksini savunmanın anlamı şu, kemalizm ihtilalci, devrimci bir ideoloji olarak tepeden hoppala iniyor… Devirmek için, neyi? Dini… Ne gibi? Sanki yane bir din gibi… Anadolu insanını kof bir ideoloji ile etki altına alamazsınız! Nasıl bir din hayatın her alanına hitap ediyorsa, rant ekonomisinin biricik ideoloisi de hayatımızın her safhasına seslenmeliydi! Şimdi sormak gerek, acaba ortalık neden Atatürk’e atfedilmiş gerçek olmayan sözlerle dolu? Çocuklar, sanat, din, çalışmak, ilim… Aman boşluk olmasın!.. Tepeden inme modernleşmenin ve rant ekonomisinin yetme ideoloisi!
    Demokratik ve aydın bir Türkiye için artık bazı şeyleri tartışmak gerek… Tartışmaktan kaçınmamalı! Dogmalar, tabular tartışılmalı… Tartışılmasından etki görüyorsa o zaman daha çok tartışmaya ihtiyaç var çünkü tartışılabilecek yanları var… Ama körü körüne sürekli bahaneler ardına sığınarak bazı konuları tartışmaya kapatmak ne akla uyar ne mantığa!…

  4. Yazan:freedom Tarih: Eki 5, 2007 | Reply

    Mustafa bey,

    19. yüzyıldan beri ise, Batılı tarihçiler, Hıristiyanlık’ın bu ‘resmi’ görüşünü bir kenara bırakıp, ‘tarihsel İsa’yı tanımaya çalışıyorlar. Yani o dönemin kaynaklarına objektif bir gözle bakıp, bu kaynaklar ne gösteriyorsa ona göre bir İsa portresi çizmeye uğraşıyorlar. Ve bu portrede, ‘tarihsel İsa’, kendisinin peygamber ve Mesih olduğunu ilan etmiş ama insan-üstü olmayan bilge bir İsrailoğlu olarak ortaya çıkıyor.

    Yanılıyorsunuz. Tarihsel kaynaklar incelendiğinde İncil’de anlatılan gibi bir İsa’nın varlığı bile ortaya çıkmıyor (bkz. İsa: Mesih mi Tanrı’nın oğlu mu Tanrı mı Peygamber mi yoksa mit mi?). Yani İncil ve Kuran’da bahsedildiği şekilde mucizeler ortaya koyan bir İsa o döneme ait hiçbir tarihi belge ve kaynakta yok.

  5. Yazan:arif Tarih: Eki 5, 2007 | Reply

    Ulu Atatürk yada Kemalizm, bizatihi Atatürke yabancılaştırılmış, adeta Türkiyeyi bloke etme
    ve güdümlemenin aracı haline getirilmiş, gayri
    milli ve İslam karşıtı bir tutumun hülasasıdır
    denebilir. Egemenlik kayıtsız şartsız millete ait olmalı tezini inkar ederek; yerine egemenlik millette olursa bu millet geçmiş şanlı ve yüksek medeniyetini hatırlar ve arzular. Bu ise egemenler için tehlikelidir
    ne yapıp edip engellenmelidir tezinin ikame edilmesidir bir bakıma. Kemalizm diyerek;
    Atatürkün özgürlük ve bağımsızlık ve muassır
    medeniyeti geçmek hedefi yerine, milletin özdeğerlerini tehlike ilan edip hayali iç düşmanlar yaratma ve bu düşmanlarla mücadele adına milletin demokratik gelişme hakkını engelleme hokus pokusudur yapılan göz boyama taktiği. Aşırı dinci görünüp dinden ikrah ettirme taktiklerine maalesef Atatürkte uğramış. Aşırı Atatürkçü görünüp Atatürkün hedeflerinin içi boşaltılmıştır. Bunların dış
    yüzü kazınsa altından gayri milli İslam karşıtı
    surat sırıtır kanımca…

  6. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Eki 6, 2007 | Reply

    sayın Akyol,

    hilafetin kaldırılmasının bir hata oldugunu bugun daha net gorebiliyorum.daha once bu konu hakkında kuskularım vardı.

    Ataturk gecmis yuzyılın en buyuk liderlerinden biriydi.Turkiye Cumhuriyeti’nin kurulması bir teseduf degildi.Ataturk’u normal insanlardan ayıran bir cok ozelligi var.ozellikle soylemlerine baktıgınızda bunu daha iyi anlıyorsunuz.kastettigim putlastırmak degil.ancak normale indirgemek buyuk bir hata olur.bence Ataturk’u dogru anlayabilirsek ne kadar evrensel bir dusunce yapısına ve ne kadar ideolojilerden uzak olarak bu millet icin calısmıs oldugunu gorebiliriz.

    chp, Ataturk’un partisi,dolayısıyla solcu,dolayısıyla butun solcular Ataturkcudur gibi yanlıs izlenimler var gunumuzde.

    Ataturk,aslında solcu degildi.Solcu akımları bir tehlike olarak goruyordu.bu akımları kontrol altında tutabilmek icinde chp’yi kurdu.buna muthis bir zeka ornegi diyebiliriz.

    burada Ataturkculugu ve Kemalizmi ayırmamız gerekiyor.bazıları her ikisininde aynı anlam tasıdıgını dusunuyor.ben oyle dusunmuyorum.Kemaliz aslında Ataturk’un onay vermeyecegi oligarsik bir dusunce tarzı.Ataturkculuk’u ise Ataturk’un soylemlerine bakarak anlayabilirsiniz.o zaman asagıdaki gibi bir ifade kullanamayız.

    ‘Atatürk devrinde öyleymiş gerçekten, ama devir değişti…’

  7. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Eki 6, 2007 | Reply

    yazmayı unuttum.
    sag ust kosedeki anket pek hos degil.
    uzlasmacı degil,dayatmacı sıkları var.
    mesela ben isaretleyecek bir sık bulamadım.
    dogru bir tespit elde edemezsiniz bu sıklarla.
    hele son sık epey asırı birazda sacma olmus.

  8. Yazan:MY Tarih: Eki 6, 2007 | Reply

    @Bigalioglu,

    Herkes hata yapabilir, MKA da yapti. Meselâ sapka kanunu. Ne alakasi var bir milletin ileri veya geri gitmesiyle? Sekilci bir yaksalim degil mi bu?

    Bir çok osmanli aydini gibi MKA da bati karsisinda eziklik içindeydi kanimca. Kurtulus savasini kazandiktan sonra da bu sürdü. Tango yapmalar, bati tarzi eglencelere özendirmeler… Bunlar “biz artik osmanli degiliz, sizin gibi batili olduk” deme çabasinin meyvalari.

    Gene MKA’nin sagliginda tirmanan bir irkçilik var ki Türk Antropoloji kongresi, Türk Tarih Kurumu gibi yapilanmalarda kendini gösteriyor. Bu kurumlarin olusturulmasinda önayak olan MKA’nin kendisi. Mimar Sinan, Osman Gazi gibi Osmanli büyüklerinin mezarlari açilip kafataslari ölçülürken de MKA hayatta idi. “Saçmalamayin ne yapiyorsunuz!” demedi onlara.

     

    TC’nin ilk adalet bakani irkçilik yaparken MKA neden ses çikarmadi?

    “Öz Türk olmayanların, Türk vatanında bir hakkı vardır; o da hizmetçi köle olmaktır” diyen zihniyetten mi? (Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk adalet bakanı olan Mahmut Esat Bozkurt, Anadolu gazetesi 18 Eylül 1930)

    Kurtulus Savasi sirasinda kürtlere verilen sözleri neden tutmadi savas bitince?

    http://www.derindusunce.org/2007/10/01/ax-welate-min-%e2%80%93-ah-vatanim/

    Not Bu arada Mimar Sinan’in kafatasi kaybolmus, zavallinin iskeleti öyle “kafasiz” biçimde mezarinda!

  9. Yazan:MY Tarih: Eki 6, 2007 | Reply

    @Bigalioglu,

    Siz olsaydiniz anketin sorunusu ve cevaplarini nasil hazirlardiniz?

    MY

  10. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Eki 6, 2007 | Reply

    Kürtçe’nin kullanımı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

    a)Kürtçe eğitim dili olarak kullanılmamalı.
    b)Kürtçe eğitim dili olarak kullanılabilmeli.
    c)Özel tv kanallarında Kürtçe serbest olarak konuşulabilmeli.
    d)Kürtçe eğitim dili olarak kullanılabilmeli ve özel tv kanallarında Kürtçe serbest olarak konuşulabilmeli.
    e)Türkçe ile beraber isteğe bağlı olarak egitim dili olarak kullanılabilmeli.

  11. Yazan:Ç-Z Tarih: Eki 6, 2007 | Reply

    “Turkiye’de yaygin kani, ‘aydinlarin ilerici olduklari’ seklindedir. Bence Turkiye’de aydin denen insanlari simdilik gerici gucler arasinda saymak daha dogru olur. Bu gerilik baslica iki bicimde kendini gosterir. Bir defa okumus personeli cok kit olan Turkiye’de aydin denen kitlenin cok buyuk bir kismini memurlar olusturuyor. Memurlar ilerici bir unsur sayilabilir mi? Aydinlarda gorulen gericiligin ikinci nedeni de onlarin toplumsal kokeni ile ilgili. Memurlar disinda bunlarin buyuk bir kismini da buyuk veya kucuk tuccar, gazeteciler, serbest meslek sahipleri olusturuyor. Bunlarin ilericiligi de Ataturk devrimlerine bagliliktan oteye gecmiyor. Ataturk devrimlerini de burjuva sinifinin rahat yasamasina, modern yasantinin nimetlerinden yararlanmasina olanak verdigi icin tutuyorlar. Bu sinif ornegin gelirin asagi siniflara da dagilmasina yol acacak derecede koklu bir devrime taraftar degildir. Cunku oyle bir atilim kendilerine de birtakim yukumlulukler yukleyecek, rahatlarini kaciracaktir… Ataturk devrimleri de, Ataturk ihtilalinin felsefesi de bir mutlu azinligin huzur icinde yasamasi demek degildir. Ataturk rejiminin temelinde halkcilik vardir, toplumculuk vardir. Kitlelere hukmetmek isteyenler degil, onlari ikna ederek ileriye goturenler Ataturkcudur, ilericidir…”

    Az önce okuduğum bu alıntıyı aslında”Beyaz Türklerin Büyük Korkusu”başlıklı bir başka Akyol yazısı altında paylaşmak istemiştim.

    http://64.233.183.104/search?q=cache:u-x3SvytRP4J:www.starhack.org/archive/t-35040.html+turan+g%C3%BCne%C5%9F+ecevit&hl=tr&ct=clnk&cd=36&gl=tr&lr=lang_tr

  12. Yazan:Ç-Z Tarih: Eki 6, 2007 | Reply

    Yukarıdaki alıntı Turan Güneş’ten..Dün akşam Siyaset Meydanı adlı programda Ece Temelkuran,solcu olduğunun altını çizdikten sonra AKP’yi işaret ederek “hak ve özgürlük,sosyal adalet gibi bize ait kavramları çaldıklarını hissediyorum,bu canımı sıkıyor”

    Asıl amaç,kavramlardan çok halka hizmet ise bu nasıl bir ifadedir?

  13. Yazan:Haydar Tarih: Eki 6, 2007 | Reply

    Sayin Bigalioglu,

    Belcikada 3 resmi dil vardir; Hollandaca (nufusun %58i), Fransizca (nufusun %32si) vede Almanca (sadece iki kasaba). Hangi Belcikaliya “Bu iki kasaba anadilinde senin sahip oldugun tum haklara sahip olsunmu?” diye sorsaniz hepsi evet der.
    Turkiyede degil iki… 32 kasabalik Suryaniler icin ayni soruyu toplumun geri kalanina sorsaniz “dalgami geciyorsun” diyenler tamamina yakin olur.

    Fark ne?
    ***

    Bu konuda Hindistanin Turkiyeden daha medeni olduguna inanmak istemiyenimiz coktur. Bakin Hidistanda Hindu ve ingilizcenin haricinde 22 ANAYASAL RESMi DiL daha var ve bir o kadarda “Resmen Taninmis” diller var.
    ***
    Resmi dil cok olunca Belcika veya Hindistan parcalaniyormu? Halk “Ben Belcikali degilim” yada “Ben Hindistanli degilim” diyormu?

    Hani diyelimki Belcikada Almancayi, Hindistandada bu dillerden bir kacini YASAKLADINIZ.

    Sizce tepki ne olur?
    *
    Turkiyede nasil bir tepki zikrediyor?

  14. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Eki 6, 2007 | Reply

    Haydar bey,
    Belçika örneği güzel olmuş.
    Belçika bölünmenin eşiğinde.

  15. Yazan:MY Tarih: Eki 7, 2007 | Reply

    Sayin Bigalioglu,

    Eger 22 temmuz‘da Güneydogu’da DTP kazanmis olsaydi hakli olurdunuz.

    Belçika’nin bölünme sorunu bizimki gibi degil. Valon ve Flamanlar onyillardir siyasetlerini millilestirdiler. Mesela biri Valon digeri Flaman iki çevreci partileri vardi. Ayni sey için sosyal demokrat vb için de söylenebilir. “Yani önce Valon sonra çevreciyiz” gibi. Buna düpedüz milliyetçilik virüsü denir. Ilaci yok, adami götürür, Osmanliyi yikan da kismen budur.

    Bakiniz Türk Milliyetçiliğinin intiharı adli makalede söyle diyordum :
    Milliyetçilik denen hastalığın çaresini bulamazsak başımıza gelebilecekleri anlamak için gözümüzün önünde can çekişen Irak’a bakmak yeterli. Erol Tuncer’den dinleyelim:

    “Şu sıralarda Irak’ta da siyaset benzer bir parçalanmayı yaşıyor. Kürtler, Şiî Araplar ve Sünnî Araplar sadece kendi partilerine oy veriyorlar. Türkmenlerin bir bölümü Türkmen partilerine oy verirken, Şia kimliğini daha baskın hisseden Türkmenler Şiî partilere oy veriyor. Neticede Irak’ta şimdi, tamamen etnik kimliklere ve mezhep aidiyetlerine bağlı bir şekilde siyasi parçalanma tamamlanmış görünüyor. Ülke artık sadece dış güçler tarafından bir arada tutulabiliyor. Hemen herkesin kabul ettiği gibi, fiilî parçalanma sadece bir zaman meselesi.”

    Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk Milliyetçiliği anlayışı ve hatalı Güneydoğu politikaları ile Balkanlarda ve Arap yarım adasında Osmanlı’ya büyük zararlar veren Türk Milliyetçiliği’nin arasındaki benzerlik endişe verici.

    Burada yaptigim uyari Lübnan için de geçerli. Dürzülerin, Hiristiyanlarin ve Müslümanlarin ayri siyasi partileri var. Etnik/dini aidiyet siyasal hayata bu ölçüde yansimamali.

     Konu buraya gelmisken DTP’nin PKK’ya terörist diyememesini ayipliyorum. Ama DTP’nin meclis disina atilmasinin en güzel sekli bir daha ki seçimlerde Kürtlerin onlara daha az oy vermesiyle olacak. Böylece “zalim TC’den” degil “Kürt seçmenden” tekme yemis bir Kürt partisi olacak DTP. Gerek MHP ve CHP gerekse DTP güçlenirlerse bilin ki ülkemiz bölünmeye yaklasiyor. Bu gibi milliyetçi partiler zayiflarsa bilin ki ülkemiz güçleniyor.

    Hersey daha müreffeh, adil ve haliyle çok daha güçlü bir Türkiye için.

    Dostlukla

  16. Yazan:Haydar Tarih: Eki 7, 2007 | Reply

    Sayin Bigalioglu,
    O kadar bolunme tehlikesi her Avrupa ulkesinde var:

    Yunanistanda Makedon Selanik bolgesi,
    Bulgaristanin batisindaki Makedon bolgesi,
    Sirbistanin Voyvodina bolgesindeki Macarlar,
    Romanyada Macarlar,
    Italyada Sardinya, Kuzey-Guney Italya,
    Fransada Korsika, Bask,
    Avusturyada Guney Tirol,
    Finlandyada Laponlar,
    Danimarkada Gronland,
    Britanyada K Irlanda,
    Ispanyada Katalonya, Bask,
    Isvicrede Tessin,
    Slovakyada Bohemya,
    Belcikada Flamanlar,
    Kanadada Quebec,
    …ve daha niceleri. Her sorun oldugunda bolunme olacaksa bunlarin vay haline.

    Bunlardan hicbiri ulkenin bir bolgesinde basgosteren rahatsizliktan dolayi 3. Kolorduyu gondermiyor. Koylerini bosaltmiyor, zindanlara atmiyor, dinini, dilini, geleneklerini yasaklamiyor.
    SIKIYSA yasaklasin.

    Tersine, siyasi cozum ariyor.
    Siyasi formulden sonrada birarada durmak istemiyorlarsa onlari hic bir guc durduramaz.

    Birkac sene once Quebec Kanadadan ayrilmak icin referandum yapti ve Quebec halki “Hayir” dedi. Sebebi; ayrilirsak G8 ulkesi statusundan tutun ABD ile “ayricalikli ticari partner” statusune kadar birsuru avantajlar elden gider, kisacasi Fransizca konusan Meksika oluruz idi.
    ***

    Gelin tekrar basa donelim ve size komik ve ilkel birkac soru sorayim.

    Belcikada;
    -Fransizlarin iki misli nufusa sahip olan Flamanlar Fransizca konusan Valonlarin kac saat Fransizca TV seyretmesine musade etsin?
    -Altyazili olsunmu?
    -Fransizca egitim dili de olmalimi?
    -Para, yol tabelalari vs dahil Fransizca resmi dil olmalimi?
    …olursa Belcika bolunurmu?

  17. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Eki 7, 2007 | Reply

    haydar bey;

    konuyu daha da uzatmak mumkun.
    simdi belcika’daki almanlar almanyadaki almancacı kullanıyor.
    belcikadaki fransızlar fransadaki fransızcayı kullanıyor.
    bizde durum biraz daha farklı,kurtce oyle bir dil ki kendi icinde bile bir cok kola ayrılmıs.o zaman bizde soylemi yapalım.tuncelideki zazalar icin zazaca resmi dil.diyarbakırdaki kurtler icin kurtce resmi dil.tucelideki ermeniler icin ermenice resmi dil.tranzondaki lazlar icin lazca.ve digerleri.
    biz bile bugun turk toplumu icin ingilizceyi yetersiz gorurken.hatta ben ingilizceyi ilkokuldan itibaren ogretilmesinden yanayım.siz hepsini resmi dil yapalım diyorsunuz.peki yapalım.ancak bunu istege baglı yapalım.yani bir kurt cocugu turkce ve ingilizce egitim alacak.isterse kurtce egitimde alacak.oldumu simdi.

    bu bolunme,birlesme olayları;aslına bakarsanız güç,güçsüzlük ve toplumun cıkarlarını neyin gerektirdigi ile ilgilir.Kanada’daki olayda mesela toplumsal cıkarlar gozetilmis.aynı sey bizde hatay’da da olmamısmısdı?

    isterseniz diyarbakır’da da bir referandum yapalım.

  18. Yazan:Haydar Tarih: Eki 7, 2007 | Reply

    Sayin Bigalioglu,

    Size birileri yalan soylemis. Kurtcenin lehceleri ayri birer dil filan degil… aksan.
    Nasilki Denizlilinin aksani Istanbul ile, Bayburtlunun aksani Kibrislininki ile farkli oyle birsey. Buna birde yasaklanan dil olmasi nedeni ile literatur, gazete, dergi, okul vs gecisinin olmayisini ekleyince aksan dahada agir.

    Dostumuz Mehmet Yilmaz Pariste oturur, belki o size Belcikanin Fransizcasinin, Isvicre Fransizcasinin, Haiti Fransizcasinin, Quebec Fransizcasinin nasil oldugunu anlatir.
    ***

    Ingilizce onerinize gelince; cok iyi fikir. Bu anlamsiz yasaklar kalkar ve birtakim sahinlerin elinde nefret tohumlari kalmayinca goreceksinizki Kurt veliler bile cocuklarini Kurtce ilkokuluna gondermiyor.
    ***

    Sonuc:
    Yasaklar insanlari birbirinden uzaklastirir. Tolerans ise yakinlastirir.
    Bunu anlamak bazilari icin zor olabilir… anliyorum.

  19. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Eki 7, 2007 | Reply

    Haydar bey;kurtce ve zazaca lehce degil.iki ayrı dildir.bunu bir bilene sorun.

    ilkokulu ayırmayı kastetmedim,okul tek.kurtce o okulda secmeli ders olarak verilecek.ingilizce ve turkce zorunlu olarak,kurtce secmeli ders olarak verilecek.

    uzlasma her konuda saglanabilir.yeterki niyet iyi olsun.

  20. Yazan:Haydar Tarih: Eki 7, 2007 | Reply

    Bilen benim.
    Bunu daha nasil ifade edebilirim?

  21. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Eki 7, 2007 | Reply

    Haydar bey,

    2 yıl sureyle bingol’de sivil olarak bulundum.kurt arkadaslarım vardı.ayrıca zaza arkadaslarım da.bir tanesi bir digerini anlamıyordu.

    bunu nasıl acıklarsınız?

  22. Yazan:Haydar Tarih: Eki 7, 2007 | Reply

    Degerli dostum,

    Ben iki degil, 52 yildir Bingol’luyum.
    Sizin arkadaslariniz ya istanbulda yetismisler yada Bingolden disari cikmamislar, yada siz oyle duymak istediginiz icin size oyle demisler.

    Birisi kalkip size Kibris’lilari anlamam derse nasil cevap verirsiniz?
    Benim cevabim da o.

  23. Yazan:MY Tarih: Eki 8, 2007 | Reply

    @Haydar, @Bigalioglu,
    öncelikle Fransizca konusunda bildigimi paylasayim, sonra Haydar Bey’e bir sorum olacak :

    Fransa, isviçre, belçika ve kanada(Quebec) fransizcalari lehçe sayilmaz yani dilbilgisi kurallari arasinda fark yok, belki istisna vardir. Kelime olarak Quebec dilinde ingilzceden gelme ve eski fransizcadan kalma kelimeler var. Ama dagin basindan gelmis kanadalilari saymazsak anlama sorunu yok.

    Gelelim Kürtçeye. Dil konusmadan önce kimlik konusalim. Bildigim kadariyla Zazalar kürt sayilmak istemiyorlar. “Biz zazayiz” diyorlar.

    Belki de sorani veya kurmanci kimlikleri kürt kimliginin önünde?

    Wikipedia gibi bazi kaynaklar da zazacayi lehçe olarak göstermis. http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCrt%C3%A7e#Kurmanci_.28Kuzey_K.C3.BCrt.C3.A7e.29

    Ama fark nedir? ne kadardir? Bize göre Kazak türkçesi kadar uzak midir yoksa Azeri Türkçesi kadar yakin midir?

    Haydar Bey Kibris türkçesini örnek göstermis. Demek ki zazaca ile kurmanci çok yakin.

    Acaba Haydar Bey bizi aydinlatmak için bu iki lehçeden (ve Türkçeden karsiliklari) örnekler olan bir site önerebilir mi?

    en çok benzeyenler neler? en çok ayrilanlar neler?

    Dostlukla

  24. Yazan:MY Tarih: Eki 8, 2007 | Reply

    Türkçe, Kürtçe ve Zazaca

    Burada karsilastirmali örnekler var, ilk bakista kirmanci ve sorani benziyor ama zazaca daha farkli gibi. örnekler çok, sadece bir kismini aliyorum. Not : Dilin geri kalan kisimlari da bu derecede farkliysa lehçe demek daha dogru olabilir. Tabi bir Bingöllü ikisini de anlayacaktir.

     En azindan sunu söyleyeyim, bir Zaza olsaydim çocuklarimin Kurmanci veya Soranice ders almalarini

    istemezdim. Seçmeli ders vb yapilacaksa her bir kimlige ve yöresel farka saygi gösterilmeli kanimca.

    Aksi takdirde “ne mutlu ¨kurmanciyim diyene” gibi bir tuzaga düseriz :)

    ÖRNEKLER

     

    Türkçe Onlar gitti ve geldi. Sizin evde vardır. Ne yapiyorsun? Nasılsın? O aç mı?

     Kurmanci Ewan çûn û hatin. Li mala we heye. Tu çi dikî? Tu çawanî? Ew birçî ye? Sorani Ewan çûn û hatin. Le malî ewe heye. To çi dekî? To çowunî? Ew birsî ye?

     Kelhuri Ewane çûn û hatin. Le malini îwe heye. Ti çi (di)kîd? Ti çuwunîd? Ew birsî yud?

     Zazaca Ê şiyê u ameye. Keyê şıma de esto. Tı se kena? Tı senêna? A veyşana?

     Farsça İşān raftand o âmadand. Dar xânaye şomâ hast. To çe mikoni? To çetori? U gorosne/gorçi a(-st)?

     ———————————-

     Türkçe O yapiyor, O yiyor, O alıyor, O geliyor, O gidiyor, O ağlıyor, O yaşiyor

     Kurmanci Ew dike, Ew dixwe, Ew digire, Ew tê, Ew diçe, Ew digrî, Ew dijî

     Sorani Ew deke, Ew dexwe, Ew degire, Ew tê, Ew deçe, Ew degrî, Ew dejî

     Kelhuri Ewe (di)kûd, Ewe (di)xwûd, Ewe (di)girûd, Ewe tê, Ewe (di)çûd, Ewe (di)grî, Ewe (di)jî

     Zazaca A kena, A wena, A gêna, A yena, A şona, A bermena, A cewîna

     Farsça U mikonad, U mixorad, U migirad, U miâyad, U miravad, U geryad/gerya mikonad, U mizehad/zendegi mikonad

  25. Yazan:Haydar Tarih: Eki 8, 2007 | Reply

    Benim bagli oldugum asiret Hakkariden Marasa kadar olan bolgede yayili buyuk bir topluluk. Iran ve Irak icindede oldugu soyleniyor. Kurmanci konusan bu grup icinde birbirinin aksanini anlamayani bile duydum. Hic Kurtce bilmeyenide cok. Ama tersine diger aksanlari ve lehceleride gayet iyi konusanlarimiz cok. Zazaca agir bir lehce olsada gayret edince anlasilmasi zor degil.
    ***

    Bugun bir New York Times gazetesini bir Nijeryalida, Londralida, Texaslida, Jamaikalida, Avustralyalida, Hindistanlisida, New Foundlandlida alip okusa hepsi ayni seyi anlar, yazarkende ayni seyi yazar. Gelin gorunki yanindaki ahbabi ile gazetedeki bir konuyu tartisirken kulak verseniz vay halinize. Biraz bu aksanlarla yogrulmus iseniz zorluk cekmezsiniz. Fakat kulaginiz aliskin degilse anlamak icin caba gerekir.

    Global olmayan ve bir cografi bolgeye takili kalmis olan Almancada bile durum farkli degildir. Hannoverli ile Bavyeralinin “ich” demesi bile baskadir. Hele Isvicrelinin Almancasi hak getire. Anlama kurallari bu dil icin de aynidir. Fakat Yazarken hepsi ayni seyi yazar.
    ***

    Sayin Yilmaz gayet net orneklerle farklari aciklamis.
    Buradaki farklar bilen biri icin sekilde farkli olsada anlamda hicte farkli degil.
    Ornegin:
    iyi yapmissin!
    iyi etmissin!
    yada
    (işimi) ettim
    (işimi) yaptim
    (işimi) eyledim
    (işimi) bitirdim
    …sozlerinin arasindaki fark gibi. Seklen farkli gibi olsada anlam olarak ayni seyi anlatiyor… tabi buna birde aksan ekleyince ayni kelime baska sekillerde soyleniyor…
    geliyormusun
    geliyonmu
    geliveyonmu
    gelii

    Bu durumda “hadi canim geliyormusun” diyen istanbullu ile “ülen kalan gelii” diyen Aksarayli nekadar ayni dili konusuyorlar?
    ***

    Bir Azeri “kizanima tapiyorum” dediginde aramizdan “helal olsun adama be” diyenimiz cok olur ama “oglumu ariyorum” demek istedigini cogumuz bilmeyiz.

    Bu kurallar Turkce icin gecerli ise izole edilmis lisan olan Kurtce icin neden gecerli olmasin.
    ***

    Velhasili (dilbilimci olduk bu arada), Kurt vardir. Kurtce vardir. Aksanlari, lehceleride vardir. Kurtlerin icinde bolucusude vardir, birlikten yana olanida vardir, asimile olmak istiyenide vardir, El Kaydacisida, PKK lisida, “iyi cocuklar”ida vardir, dindarida dinsizide vardir, vardir oglu vardir.

    Yasaklamaylada yok olacagi filan yok.

    Yasaklayinca bundan avanta elde edenler, aci cekenler var ve bunun ekonomik, sosyal, siyasi sonuclarini, faturalarini hepimiz oduyoruz.
    *
    Why?

  26. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Eki 8, 2007 | Reply

    Haydar Bey, sagolun, Bigalioglu’nu bilmem ama verdiginiz açiklamalar (özellikle Türkçe örnekler) anlamak için faydali oldu.

    Ingilizce için verdiginiz örnek çok yerinde, Avustralya ve Texas ingilizcesini anlamak için bir kaç gün uyum gerekiyor.

    isin “komik” tarafi ise su : Dünyadaki fransizcalardan, ingilizcelerden hepimizin haberi var ama Anadolu’nun kürtçelerinden bihaberiz, artik güler misiniz, aglar misiniz?

    Dostlukla

  1. 1 Trackback(s)

  2. Kas 10, 2007: O’nu Donmadan Anmak! : Derin Düşünce

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin