RSS Feed for This Post

Ya terör martta biterse?

dtp00301.jpg Ya terör martta biterse?Ya terör martta biterse?DTP milletvekilleri en son sahneye koydukları ilkokul müsameresi ile:
1) Stratejiden hiç anlamadıklarını,
2) Türkiye Kürtlerine hiç değer vermediklerini,
3) Ne kadar panik içinde olduklarını,
4) PKK ile ilişkilerinin yakınlık derecesini,

naklen bütün dünyaya duyurdular. Aslında çok da iyi ettiler. Türkiye bu son komediyi iyi kullanabilirse barışa giden yolda dev adımlar atılabilir.

22 Temmuz seçimlerine girerken DTP’nin büyük umudu “Kürt bölgesi” olarak gördükleri illerin tamamından zaferle çıkmaktı. Eğer 22 Temmuzda Güneydoğu Anadolu bölgesini DTP renklerine boyayabilselerdi federasyon isteyeceklerdi. Hatta bazı Kürt milliyetçiler “işte bakın, bizim artık bir arada yaşamamız imkânsız” diyeceklerdi. Olmadı. AKP bu oyunu bozdu.

2007-07-23_0007591.png Ya terör martta biterse?Ya terör martta biterse?

 Yaklaşan yerel seçimler bir kez daha “gizli referandum” rolü oynayacak. Milliyetçi Türklerin MHP’ye yönelmesi gibi milliyetçi Kürtler de DTP’ye oy verecek. Ancak bizim kanaatimiz sağduyunun galip geleceği ve insanların milliyetçiliğe sırt çevireceği yönünde. Neden?

1) Toplumda tartışmak, eleştirmek, haliyle çözüm önermek kolaylaştı,
2) Sezer’in yerine Gül, Çiller’in yerine Erdoğan ve dış işlerinde Babacan var,
3) 25 yıldır ilk defa bir hükümet terörün bir güvenlik sorunu olmadığını, terörist öldürmekle terörün bitmeyeceğini kavradı ve bu çerçevede bir vizyon oluşturdu,
4) Diplomasiye gereken önem verildi, “düşman millet” ve “tarihi müttefik” ezberleri aşıldı, ilişkiler karşılıklı çıkar üzerine oturtuldu,
5) Henüz yeterli bir seviyede olmamakla beraber zorunlu göç gibi hatalar tamir edilmeye başlandı,
6) Güney Doğuya “para saçma – sus payı” şeklinde değil insanların ve illerin ekonomik dokusuna uygun yatırım yapılmaya başlandı.

Bütün bunlar olurken PKK istediği gibi siyasallaşmayı başaramadı. Marksist bir organizasyon ve milliyetçi projeler ile çoğunluğu muhafazakâr Müslümanlardan oluşan Kürtleri kandıramadı. Nereye gittiği ve kimin kullandığı belli olmayan bir trene binmektense Kürtler bizimle beraber bozuk otomobilimizi tamir etmeyi tercih ettiler.

DTP’nin son müsameresi AKP’nin terörle mücadelede iyi oynadığını ve silahlı veya silahsız bütün Kürt milliyetçilerinin köşeye sıkıştığını gösteriyor. Amacı neydi bu kısa metrajlı filmin?
1) Türkiye Cumhuriyetine saygınlık kaybettirmek?
2) PKK’nın muhatap alınmasını sağlamak?
3) DTP’ye içerde puan kazandırmak?

En milliyetçi Kürtler bile meclisin geri kalan kısmıyla, hükümetle, TSK ile, iş çevreleriyle, sendikalarla küsmüş, izole olmuş bir DTP’nin kendilerine düş kırıklığından başka bir şey getirmeyeceğini biliyorlar.

Türkiye şimdi nasıl hareket etmeli?
DTP’nin PKK ile değil de meselâ bir grup Fransız milletvekilinin görev verilmeden El Kaide yöneticileriyle görüstüğünü, hatta “Fransa adına” bir belge imzaladığını varsayalım. Her halde Fransa’da yer yerinden oynardı.

Ama Türkiye Avrupalılara bile parmak ısırtacak kadar demokratik davranmak zorunda. DTP’ye uygulanacak yaptırımların mümkün olduğu kadar az kişiyle ve az bir zamanla sınırlı tutulması gerekiyor.

Son umudu DTP’yi kapattırıp ve mazlum kimliğine bürünmek olan Ahmet Türk’ün ısrarla “Kuzey Irak’a gidiş bir grup kararıydı” demesinde aklı olanlar için çok işaret var.

Demokrasi eksikliğinden kaynaklanan sorunlarımızın ilacı doğal olarak demokrasi.

Bırakalım kendi seçmenleri atsın DTP’yi meclisten dışarı.

 

 Derin İnsan 

Ya terör martta biterse?Ya terör martta biterse? “Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz. 

   Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları

Ya terör martta biterse?Ya terör martta biterse?Suzan Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Ya terör martta biterse?Ya terör martta biterse?Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

Ya terör martta biterse?Ya terör martta biterse? Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

 Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Ya terör martta biterse?Ya terör martta biterse?

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

 Bir pozitivizm eleştirisi

Ya terör martta biterse?Ya terör martta biterse?Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericilikle, bağnazlıkla suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı buradan indirebilirsiniz.  

Trackback URL

  1. 19 Yorum

  2. Yazan:Haydar Tarih: Nov 8, 2007 | Reply

    DTP tipki AKP gibi bir misyon partisidir. Ideoloji partisi degil.
    Biliyorum bunu anlamak kolay degil… anlatmakta kolay degil.
    ***

    Turkiye kuruldugu gun 3 buyuk sorunla kuruldu
    1-Ekonomik model sorunu
    2-Inanc sorunu
    3-Kurt sorunu
    ***

    1- Cumhuriyetin kuruldugu senelerde dunyada iki ana ekonomik model vardi a) Kapitalizm b) Sosyalist Ekonomi.
    a) Kapitalist ekonomi sermayenin onculuk etiigi modeldir ve kar etme durtusu ile buyumeyi saglar. Fakat cumhuriyetin ilk yillarinda Osmanlinin sakat politikalarindan dolayi ne sanayici nede buyuk ticaret kurumlari vardi… dahasi kimi cevrelerce bu turlu istigal “ayip” bile goruluyordu.
    b) Sosyalist ekonomi iscinin, emegin onculuk ettigi model ve sinif bilinci gereken modeldir. Marx in kendisininde belirttigi bu model ekonomi icin once o toplumun -kapitalizm tecrubesi olmasi gerekir-. Yani fabrikanin olmadigi bir yerde isci olmaz. Dolayisiyla cumhuriyetin ilk yillarinda “isci sinifi”da yoktu… dolayisi ile Sosyalis ekonomik model kurulmasida saglikli degildi.

    Bu durumda Ataturk devletin elindeki imkanlari ve genc nufusun olanaklarini kullanmaya yonelik -hybrid- bir model olan KARMA EKONOMIK MODEL tasarimi ile yola cikti.
    Karma Ekonomik Model (?) de esas biraz dise dokunur sermaye gucu olan devlet cesitli yatirimlar yapacak ve sonra bunu OZEL SEKTORE yani KAPITALIST EKONOMIYE devredecekti. Boylece bir ekonominin motoru olacak bir sinif yaratilacakti.
    Ve olduda.
    Kamu Iktisadi Tesekkulleri dedigimiz kuruluslar bu modelin en guzel ornekleridir.
    Heyhat, bizim zeki Kemalistlerimiz “Ataturk ten dasil devraldiysa oyle gidilir” ezberi ile hareket ettigi icin 1990 lara kadar her turlu acilima ve ozel sektore devir fikrine karsi ciktilar. Fakat Ozal “satarim” diyerek cogunu satti… koprusuna kadar hemde.
    Sonuc: 1990 lara kadar Luxemburg ekonomisiyle bile kiyaslanamayan Turkiyenin sanayi, ticaret ve ekonomik gucu bugun Avusturyayi gecmis, Ispanya, Italya gibi ulkeleri akrani olarak gormeye baslamistir.
    Ekonomimizin Kapitalist modele gecisini engellemek icin nesiller boyu hoplayip ziplayanlar bugun ellerindeki bankasini bir Hollanda bankasina satmak icin ter dokuyor.

    Ozalin ekonomik taleplerine “memleketi satmak isteyen vatan haini” diyenler oldu.

    Ozal’a VATAN HAINI demek buyuk hasizlikti.
    ***

    2- Inanc Sorunu cumhuriyetin ilk yillarinda oylesine gunah kecisi yapilmistiki bugune kadar bunu dogru durust aciklayabilen tek bir kimse dahi cikamamistir. Osmanli geri kaldi ve yikildi… niye? Musluman bir ulke oldugu icin.
    Bu kadar komik bir gerekcenin arkasina saklanan anlayis, inancin insan hayatindaki muazzam onemi ve ihtiyacini anlayamadi. Anadolu halkinin dinini -yavrukurt- kurallari ile mekaniklestirebilecegini zannetti, cemaatlerin kendi bagrindan cikan ve her köyün, kasabanin karakteristikleriyle yogrulmus inanc yorumu yasaklandi ve Ankaraya baglandi.
    Ne oldu?
    Silikonlu gogus gibi o da yabanci durdu ve gunu geldigindede vucut -yavrukurt- dinini reddetti. Buna karsilik azginlasan elitler basortusu yasagi, memuriyet yasagi, pantolon-kiyafet yasagi, vs vs gibi sacma metodlarla mucadele edecegini zannetti.
    Erbakan ve benzeri hareketler bu meseleyi IDEOLOJI meselesi haline getirdigi icin SiLiNiP GiTTiLER. Fakat AKP liler bu meselenin ideolijik dayatma ile “kanlimi olmali-kansizmi” gibi zor kullanma hevesle olmayacagini aksine bunun sade, insani DEMOKRATIK BIR TALEP oldugunu gorduler.
    Ve halk, tarihte hic bir zaman olmadigi sekilde bu talep’e destek verdi.

    Buna SERIATCILIK demek buyuk haksizliktir.
    ***

    3- Kurt Sorunu konusunu defalarca yazdim sanirim uzun uzadiya tekrarinin anlami yok. Fakat DTP nin pozisyonunu biraz acmak yararli olabilir.
    Nasilki AKP “basortusunu kurtarma partisi” degil, DTP de “Turkiyeyi bolme” partisi degil. Aksine 80 senedir boyle bir sorunun oldugunu ve bu sorunun DEMOKRATIK bir cozumle halledilmesi gerektigini anlatmak uzere meclistedir.
    Nasilki birileri Erdogana meclis kursusunden “basortusu ilkeldir desene!” demesi halinde Erdogan “diyemem” derdiyse, DTP de ayni nedenle hareket ediyor.

    Erdogan olaki boyle bir zorlama ile cikipta “basortusu ilkeldir” deseydi, ona oy veren dinsizlerde, Hiristiyanlarda, demokratlarda buyuk bir hayal kirikligina ugrardi. Cunku basortusunu Cankayaya cikartmak sadece basortusu davasi degil daha otesinde INANC HAKKINI kullanma davasiydi ve hepimiz bu duruma sevindik.

    80 senedir yapilan yanlisliklarin balyozla cozulemeyecegini anlatmak icin meclise gelen DTP de ayni parametrelerde DEMOKRATIK talepler icin oradadadir.

    Buna “KURT MILLIYETCISI” damgasi vurmak buyuk haksizliktir.
    ***
    ***

    Senelerce dil dokup, zaman ayirip en aydin kimselere dahi bu mesaj ulasmiyorsa ya care yok yada ben caresizim.

    Umarim iyi bir veda yazisi oldu.
    Hos kalin… hosca kalin.

  3. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Nov 8, 2007 | Reply

    Sevgili Kardesim Haydar,

    Veda etmen üzücü, kizginligin geçerse kapimiz sana açik.

    Yobaz laiklik ile ulus-devlet modeli arasinda bir paralellik oldugu dogru. Ama “basörtüsü ilkelliktir” demek ile

    “PKK bir terör örgütüdür” demek arasinda fark var. Seninle birlikte devlet terörünü de elestirdik.

    Simdiye kadar yazdigin yorumlarin çoguna %100 katilirim. Ama DTP’nin siyasi simetrigi AKP degil MHP’dir.

    Bunlar mutsuz ve umutsuz insanlarin partileridir.

    Kaldi ki AKP’nin Güney Dogulu milletvekilleri en az DTPliler kadar hatta daha da Kürt.

    Benim Kürt-Türk iliskileri konusundaki görüslerimi geçmiste en güzel Said Nursi anlatiyordu. Simdi ise Zaman’da yazan
    YALSIZUÇANLAR.

    Yunus Emre’nin bir ilahisi vardir, “göçtü kervan, kaldi daglar” diye.

    bizler siradan birer ölümlüyüz, Türkiye ilerleyecek, demokratiklestikçe etnik siyaset zayiflayacak, siddet azalacak, diyalog artacak.

    ALLAH’in bize emrettigi gibi adalet ve ihsan ekseni üzerine demokratik bir Türkiye kurulursa ve bizler buna bir damlacik katkida bulunabilirsek hamdolsun diyecegiz.

    hepsi bu 🙂

    Muhabbetle

  4. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Nov 8, 2007 | Reply

    “Bırakalım kendi seçmenleri atsın DTP’yi meclisten dışarı.”

    OLAY BUDUR…

    enteresandır,dtp’nin kapatılmasını istemekle beraber aynı zamanda kapatılmamasını da istiyorum.bu konuda fikirlerim netlesmis degil.

    bir taraftan avrupa’ya baskı yapıyoruz.terore destek verme diye.diger taraftan adamlar neredeyse “biz resmen teroristiz” diyecekler,meclisteler.

    diger taraftan kitle partisi olmaktan uzaklasması daha iyi olur diye dusunuyorum.eger dtp’nin arkasındaki kitle dtp’ye dersini verirse,zaten sorunlar kendiliginden cozulmus olacak.bizde dunya’ya ornek bir demokrasi dersi vermis olacagız.

    biraz daha dusunmek lazım tabii uzerinde…

  5. Yazan:blue Tarih: Nov 9, 2007 | Reply

    Haydar bey,

    DTP’nin, PKK’nın terörist bir organizasyon olduğunu kabul etmemesinin sebebini anlayamıyorum. Eğer bu işi siyasetle çözmek istiyorlarsa, silahlı güçlere karşı durmaları gerekmiyor mu?
    DTP kapatılmamalı, aksine desteklenmeli, davaları neyse daha çok anlatmalılar. Ama polemiklere girip, sözcük oyunları yaptıkları zaman tüm samimiyetleri yitiyor. Haksızlıktan bahsetmişsiniz. Bence en büyük haksızlık PKK ile başörtüsü, kapitalist ekonomiye geçiş vs. konuları paralel kılmanız olmuş.
    Yazı ve yorumlarınızı büyük bir beğeniyle okuyorum. Ama doğrusu bu yazıya tepkinize çok şaşırdım. Konuyu tartışmak yerine tek bir veda yazısı yazmanız, bu konuya duygusal yaklaştığınızı gösteriyor. Ve bence hata da bundan kaynaklanıyor.
    Selamlar

  6. Yazan:Ece Tarih: Nov 9, 2007 | Reply

    Kürt arkadaşlarımı seviyorum..
    Demokratik isteklerine saygı duyuyorum..
    Ve benim arkadaşlarım gibi, basiret sahibi, kardeşlikten yana ve birlik beraberlik isteyen tüm kürtlerin, yepyeni bir parti kurmalarını diliyorum..

    Ne idüğü belirsiz PKK illetiyle zerre kadar bağlantısı olmayan, gerçekten demokratik bir parti..

    Tüm samimiyetimle söz veriyorum, böyle bir partinin parlementoda söz sahibi olabilmesi için, gider oy bile veririm..
    Yeter ki samimi bir parti olsun..

    Meclise poşusuyla girsin, diliyle yemin etsin, hiç sorun değil!
    Yeter ki, emperyalist güçlerin maşası olmasın..
    Demokratik haklarının peşinde olsun..
    Barışçı olsun!
    Oyunu bozsun!

  7. Yazan:Ali Korkmaz Tarih: Nov 9, 2007 | Reply

    Türkiye deki derin yapilanmanin sahnelemek istedigi ” CILGIN TÜRKLER ” oyunu, simdilik ertelenmis görünüyor. Bu oyunun hedeflerinden birisi AKP -ki Erdoganin krizi iyi yönetti, görüsündeyim- Bush un destek/onayini aldi ve eli güclendi. Derin konsepte (Genel Kurmay/PKK) isaret parmagi kaldirildi. Genel Kurmay monarsisi ve basindaki monark in hareket alani daraliyor. Bu durum konsept icin yenilgidir. Soru su: Konsept bu yenilgiyi hazmedip havlu atarmi ? Ic iktidar mucadelesindeki savunma alanlarini tek tek yitiren konsept yeni provakasyonlara yönelecek mi ?

    Bu sürec en iyi nasil degerlendirilebilinir ?
    Türkiye de terörün son bulmasi icin Türk/kürt aydinlari en kisa sürede birlikte hareket etmenin yol ve yöntemlerini tartismali, bir yol haritasi cizilmeli. AB ne üyelik sürecinin hizlanmasi icin,uyum yasalari,yeni anayasa hazirliklari devam etmeli. AKP kendi bünyesinde ki kürt parlementerlerinin önünü acarak , onlari sorunun cözümüne yetkili olarak tayin etmeli. Cünkü DTP, son kongre ile derin konseptin kontrolune girmis görünüyor. DTP sorunun cözümun de yetersizdir, kürtun taleplerine cevap verecek politikalar üretmekten aciz. Kürtun en önemli sorunu AS ve IStir, saygidir. DTP hangi ekonomik programa sahip ?

    Kürt sorununun cözümü icin öneriler zaten biliniyor. Bunlari tekrar etmek yerine , en kisa zaman da eyleme gecmek gerekir. Ben de bir kürt olarak birbirimizden kopmayacagimizi, kopamayacagimiza inaniyorum. Sular duruldu. Sagduyu ve saygi, sorunun seffaf bir bicimde tartisilmasi gerekir.Böylece Cumhurbaskanligi secimi ile baslatilan bu karanlik süreci kontrol etme sansina sahip oluruz. Türk/kürt kardes, “Ne mutlu türküm diyene” anlayisi terkedilmelidir. Kalin saglicakla.

  8. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Nov 9, 2007 | Reply

    Baykal Kürtleri Türkiye'de okutmak istiyor

    Deniz Baykal Gülen Cemaatine mi katildi?

    Baykal’dan ilginç Kuzey Irak çıkışı

    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Kuzey Irak ile ilişkinin sadece terör bağlamında tutulmamasını, 10, 20, 30 yıl sonrasına yönelik hedefler çerçevesinde yeni ilişkiler kurulmasını önerdi.

    Haberin tamami için : http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=611290

  9. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Nov 9, 2007 | Reply

    yaw arkadaslar sasıyorum size.
    goruluyor ki hala dtp’nin ne oldugunu anlamayanlar var aramızda.
    DTP resmen terorist ve bolucu bir partidir.
    adamların derdi,dogunun kalkınması refahı felan degil.bu yonde hicbir calısmaları olmazzzz.

    adamların derdi,kurdistan.bunun dısında ne politika ne soylem gelistirirler.
    bunun icinde kuzey ırak yonetimi ile koordineli calısırlar.

    olay budur.bu sekilde bakarsanız,bu adamların ne mal olduklarını anlarsınız.

    AB ve ABD bunları uyutuyor

  10. Yazan:rıdvan Tarih: Nov 10, 2007 | Reply

    sayın Ece sen kürt müsün. Kürtleri sevebilirsin. neden gidip oy vereceksin. Demokratik hakkını kulanmayı desteklemek başka, kürtlere oy vermek başka.
    Bence etnik azınlığa dayalı, ırk yada mezhep eksenli hiç bir parti destke bulmamalı, desteklenmemeli.
    Demokratik hak savunucusu genel partiler olmalı, hakkını savunmak isteyen bu partilerin içinde görev almalı, görüşlerini dile getirmeli

  11. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Nov 10, 2007 | Reply

    Kürt kardeslerim DTP’nin veya ABD’nin zannettiginden çok daha akilli.

    Biz bunu zaten biliyorduk ama bazern yüksek sesle söylemekte de fayda var.

    Terör sorununun gerçekten mart ayindan itibaren bitme ihtimali çok yüksek,

    iste yeni yapilmis bir anketin sonuçlari

    Türkiye kürtleri ne istiyor?

    Haberin tamami için : http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=611702

  12. Yazan:Gülcin Kacar Tarih: Nov 15, 2007 | Reply

    Ben hakların savaşarak kan dökerek elde edileceğine inananlardan değilim.
    Ben savaşmadan kan dökmeden hakların alınabileceğini düşünen aptallardan biriyim.(size göre)
    Geçmiş dünya tarihine bakınca çoğunlukta geri kalmış toplumlar savaşmış savaşlardan sonra anlaşmalar imzalanmıştır, buda bize şunu gösterir savaşmadan kan dökmeden harp sanayinin doymaz patronlarını daha zengin etmeden, akbabaları sevindirmeden masaya oturup kardeşçe insanca yüzlerce yıl bir arada yaşamış insanları bir birine düşman etmeden, bölünmeden ( birlikten kuvvet doğar)çözüm üretsek her kes doysa, işi olsa, okulu, hastanesi olsa birlikte kazansak birlikte tüketsek bu dengesiz dağılıma karşı savaşsak olmaz mı?
    Her iki tarafta harp malzemelerine paraları yatıracağına okul, hastane kursak yollar yapsak insanımızı mutlu etmek için çabalasak olmaz mı.

    Kefenler kan lekesiz olsun
    Her insan
    Ecelinle ölsün

  13. Yazan:MY Tarih: Nov 17, 2007 | Reply

    YORUM- Davut Şahiner – PKK’nın amacı yerel seçimlerden önce DTP’yi kapattırmak

    Tüm terör örgütleri olabildiğince kısa sürede siyasallaşmaya çalışırlar. Terörle hükümetlere ve topluma dikte ettirmeye çalıştıkları görüşleri ile yasal alanda faaliyet gösterebilmek en önemli amaçları arasındadır. Çünkü terör bir amaç değil, araçtır. Eğer terör örgütü halk nezdinde bir türlü meşrulaşamıyorsa büyük bir sorun yaşamaya başlar ve meşruiyet zemini gittikçe kaybolabilir.

    Özellikle etnik temelli iddiaları olan ayrılıkçı terör hareketleri kısa sürede bir tür bağımsızlık hareketi haline gelmek isterler ve bu nedenle siyasi kanatları terör kanatlarından daha güçlü olmak zorundadır. Bu nedenle birçok etnik ayrılıkçı terör örgütü bir siyasi hareketin kolu olarak ortaya çıkmış, terör kaçınılmaz bir araç olarak belli bir süreliğine kullanılabilmek için seçilmiş bir yöntem olmuştur. Örneğin Kuzey İrlanda teröründe IRA bir siyasi hareketin ürünüdür. Sinn Fein ile IRA arasındaki ilişki hiyerarşik bir ilişkinin ötesindedir. PKK ile DTP ilişkisi ise normalde karşılaştığımız siyasi hareketin bir ürünü olarak terör örgütü ilişkisinin çok dışındadır. PKK bir siyasi hareket olarak değil, doğrudan şiddet uygulayan bir ‘çete’ olarak kurulmuştur. Abdullah Öcalan bu dönemde bir ideologdan ziyade bir çete reisi gibi hareket etmiştir.

    Nitekim uzunca bir süre PKK salt ve ayrımsız şiddet ile muhaliflerini fiziksel olarak ortadan kaldırmış ya da sindirmiştir. Bu süreçte ‘siyasi kanat’ daima ikinci planda kalmış, Türk siyasi hayatında partileşme çabaları ise çok geç bir döneme denk gelmiştir. Biraz da dış teşvik ile başlayan süreçte HEP neredeyse tamamıyla bir PKK partisidir ve ayrı bir kimlikten bahsedebilmek olanaksızdır. Ancak PKK’dan farklı bir ortamda faaliyet gösterecek olan HEP’in zamanla terör örgütünden ayrışması olasıydı. Uzunca bir süre HEP-PKK özdeşliğinin devam edebilmesi çok zordu. Siyasileşemeyen bir hareket olarak PKK, yasal zeminde hareket eden HEP karşısında gücünü kaybedebilirdi. Ancak böyle bir gelişme bizzat Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından engellendi. Güvenlik güçleri ve devletin diğer birimleri HEP’e PKK muamelesi yaptılar ve onun farklı bir noktada konumlanmasına izin vermediler. HEP, İnönü’nün SHP’si tarafından Meclis’e sokulduğunda devlet bunu bir fırsattan ziyade ‘hainlerin Meclis çatısı altına girmesi’ olarak değerlendirdi. Daha yemin töreninde başlayan provokasyonlarda HEP milletvekillerinin payı da büyüktü. Ancak PKK’nın asıl amacı da buydu zaten. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nde yasal yollardan Kürtçülük yapılamayacağının ve Kürtlerin haklarının savunulamayacağının kanıtlanması. HEP’in kapatılışı ve kapatılma şekli Türkiye için her açıdan kendi ayağına sıkmak oldu. Halkın seçtiği vekiller halkın meclisinde siyaset yapamadılar. Daha kötüsü tutuklanma şekilleri en azılı hırsızlara dahi reva görülenden beterdi. Bir küçük köpek yavrusu gibi polislerce yakalanıp arabalara tıkılan vekillerin görüntüleri PKK’nın en kanlı eylemlerinden dahi daha fazla yankı uyandırdı ve 1990’lar boyunca Türkiye bu görüntülerin yükünü özellikle Batı kamuoyunda sırtında taşıdı. HEP’in en radikallerinden ve PKK’ya en yakın isimlerinden Leyla Zana uzunca bir süre tüm Avrupa medyasında bir mazlum olarak yer aldı ve sembolleşti. Eğer bugün Almanya’dan Belçika’ya kadar PKK ile mücadelede Batılıların zihninde bazı şüpheler var ise bunun en önemli kaynaklarından biri de milletvekillerinin nezaketten uzak bir şekilde tutuklanması olmuştur.

    HEP’in kapatılmasından sonra sürgünde parlamento çalışmaları hızlandı ve bazı HEP’liler yurtdışına kaçtılar. Haklarında tutuklama emri olmayanlar dahi Türkiye’yi terk ederken tüm dünyaya ve elbette bölge halkına ‘Kürtlerin Türkiye’de siyaset yapma hakları yoktur’ propagandası yapıldı. Bu propaganda Kürtçe üzerindeki yasaklar ile süslendi. PKK’nın kurduğu MED-TV kendisini tüm dünyada azınlıkların kültürel kanalı olarak tanıttı. Böylece PKK Kürt siyasetinde sadece iki kutup olduğunun altını çizmiş oluyordu. PKK’nın Kürtler arasında ve dünya kamuoyunda kurmaya çalıştığı izlenimde bu kutuplardan biri ‘ceberut Türk devleti’, diğeri ise azınlıkların ve demokrasinin mücadelesini başka yolu kalmadığı için terörle yapan PKK idi. Başka bir deyişle Meclis’te barınamayan Kürtlerin tek temsilcisi olarak PKK kalmış oluyordu.

    HEP’ten sonra ÖZDEP, DEP ve HADEP gibi isimler alan parti provokasyonlarına devam etti. Elbette devlet de provokasyonlara elinden gelen desteği sağladı. Bu dönemde bir yandan PKK, diğer yandan ise güvenlik güçleri başka Kürt oluşumlarına izin vermedi ve oyun devlet ile PKK arasına sıkıştı kaldı. Oysaki gerek Kuzey İrlanda’da, gerekse Bask’ta terör örgütüne yakın duran parti seçimlerde % 10-20 bandında oy alabilirken, bölgeyi temsil eden çok sayıda irili ufaklı partiler vardır. Türkiye’de ise ‘farklı konuşan’ hemen herkes PKK damgası yedi ve sindirildi. Sadece gerçekten terör örgütü ile bağlantılı HEP-DTP zincirindeki partiler ayakta kaldı.

    Bu çerçevede DTP-PKK bağlantısı reddedilemez bir gerçektir. Hatta 22 Temmuz seçimlerinde aday gösterilen DTP’liler için PKK’dan icazet alınmıştır. Bazı adaylar PKK’nın isteği ile değiştirilmiştir. Örgütün dağ kadrosundan gelen bazı adaylar dahi vardır. Ancak bu durum DTP’deki bağımsızlaşma girişimleri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Teröristbaşı Öcalan’ın yakalanmasından sonra PKK ciddi bir dağılma sürecine girdi. Pazarlık yaparım ümidiyle eylemleri azaldı. Tüm bunların etkisiyle köylerde, kasabalarda ve şehirlerde örgütün baskısı çekildi. Bu etki azalması DTP’ye de yansıdı. Şiddet ve öldürmeler azaldıkça insanlar daha cesur çıkışlar yapmaya başladılar. 2005 Diyarbakır Olayları esnasında örgüte tepkiler homurtulara, hatta açık muhalefete ulaştı. Terörün Kürtlere hizmet etmediği, hatta zarar verdiği daha güçlü bir şekilde seslendirilmeye başlandı. Terör dışında alternatif yöntemlere olan inanç kitleler arasında güçlenmeye başladı. Kürtçe üzerindeki yasakların kalkması, AB tam üyelik görüşmelerinin başlaması ve Kürtlerin de tıpkı Türkler gibi AB standartlarına sahip bir ülkede yaşayacaklarına dönük ümitler terörün zemin kaybetmesinde etkili oldu.

    DTP’nin grup kuracak kadar milletvekili ile Ankara’ya gelmesi ve devletin DTP’ye nispeten yaklaşması başka bir önemli gelişmeydi. MHP lideri ile el sıkışacak kadar Ankara’da iyi karşılanan DTP milletvekilleri Ankara’nın havasından etkilendiler. Yeni kıyafetler, yaptırılan saçlar, mülakatlar vs. yapılan açıklamalara yansıdı ve bazı DTP milletvekilleri terörün değil, gerçekten halkın temsilcisi olduklarını anlamaya başladılar. Basına yansıyan ılımlı açıklamalarla birlikte terör örgütünün provokasyonları da başladı. Her ılımlı açıklamadan sonra PKK bombalı eyleme girişti ve DTP’yi zor durumda bıraktı. Buna bir de DTP’nin şahinlerinin açıklamaları eklendi. Böylece ‘yoldan çıkan DTP’ PKK tarafından eski rayına çekiliyordu. Şahinler ile güvercinler arasındaki rekabet en son DTP Kongresi’ne yansıdı ve yeni genel başkan çok düşük bir oy oranı ile seçildi. Delegelerin önemli bir kısmı oylamaya katılmadı bile. Başka bir deyişle terör örgütüne muhalefet çok açıktı. İmralı ve Kandil tarafından üzerinde baskı kurulan DTP’nin rüştünü ispat etme gayretini görmemek mümkün değildir.

    Gelinen noktada PKK, DTP’nin Meclis’te barınamayacak hale gelmesini istiyor. Çarpışarak çekilmesini bekliyor. Partinin kapatılması tam da terör örgütünün arzulayacağı bir gelişmedir. Çünkü parti kapanır ise mağduriyet hissi yeniden güçlenecek ve en azından yerel seçimlere yeni bir parti ile girilecek ve oy oranı da artırılacak. Zaten daha önceki tüm parti kapatmalarından sonra DTP benzeri partiler ve elbette PKK bölgedeki etkinliğini artırdı. Örgütün temel gayesi yeniden Kürtlerin tek ve en güçlü temsilcisi olduğu hissini bölgede ve tüm dünyada yayabilmek. Oysa şu anda bölgenin iki güçlü temsilcisi var, bunların ilki AKP, ikincisi ise DTP. PKK marjinal bir güç olarak duruyor ve dağlarda kan kaybettikçe şehirlerdeki etkinliği de kırılıyor. Bu şekilde aşılacak birkaç yıl terör örgütünün Kürt siyaseti üzerindeki etkisinin ciddi oranda azalması ve DTP benzeri partilerin daha bağımsız hale gelmesi anlamına geliyor. Başka bir deyişle DTP’yi özellikle askeri operasyonlar sürerken kapatmak Türkiye’ye, özellikle de güvenlik güçlerine her açıdan zarar verir. Şu anda DTP Türkiye’nin mücadelesine güç katıyor ve Türkiye karşısındaki blokları zayıflatıyor. Peki DTP içindeki şahinlerin terörü övücü açıklamalarına izin mi verilecek? Elbette yasalar uygulanmak zorunda. Ancak DTP’ye karşı yaptırımlarda belli bir strateji izlemek şarttır. Partiye blok olarak yaklaşmak yerine bireyleri tek tek mercek altına almak gerekir. Buna ek olarak medya yıkıcı açıklama yapacakları bilinen DTP’lilerden ziyade ılımlı DTP’lilere mikrofonu uzatmalıdırlar. DTP’den gelecek her türlü ılımlı ve terör karşıtı açıklama dağdaki operasyonlardan dahi daha yararlı olacaktır. Kürt siyasetinde yeni partilere ve yeni yüzlere ihtiyaç varken eğer devlet eldeki isimleri de cezalandırmaya kalkarsa ortada sadece terör örgütü kalır. Türkiye, DTP ve terör konusunda öfkeyle kalkmamalıdır.

    DAVUT ŞAHİNER – ULUSLARARASI GÜVENLİK VE TERÖR UZMANI

  14. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Dec 28, 2007 | Reply

    ‘2008, PKK’nın sahneden silindiği yıl olacak’

    Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkanı Sedat Laçiner, “2008 yılını terör örgütü PKK’nın sahneden silindiği yıl olarak görmenin mümkün olduğunu” söyledi.

    Laçiner, “Türkiye’nin terör örgütü PKK ile mücadelede ilk kez bu kadar teknik ve başarılı operasyonlar yapabildiğini” belirtti.

    “ABD’nin de 1 Mart tezkeresinin reddinin ardından askıya aldığı PKK’yı tasfiye sürecinin şimdi yeniden başlatılmış göründüğünü” ifade eden Laçiner, “Bunları üst üste koyduğumuz zaman; dışarıda ABD ile Türkiye arasında, içeride de ordu ile hükümet arasında uyum devam eder, hata ve olağanüstü bir gelişme olmazsa 2008 yılı PKK’nın son yılı olabilir. Gelecek yılı, PKK’nın sahneden silindiği yıl olarak görmek mümkün” dedi.

    -“ASKERİ ÖNLEMLER KEMOTERAPİ”-

    “Böylece PKK’nın marjinalleşmiş, yığınsal desteğini kaybetmiş, bölgedeki nüfusu tamamen ortadan kalkmış bir örgüte döneceğini” anlatan Laçiner, “ancak PKK’nın yerini başka terör örgütlerinin alması tehlikesinin de bulunduğuna” işaret etti.

    “Bu nedenle Türkiye’nin askeri operasyonlarını ekonomik, sosyal, hukuki ve siyasal önlemleri içeren sivil operasyonlarla desteklemesi gerektiğini” belirten Laçiner, “yeni bir af yasasına gerek olmadığını, mevcut yasada ufak değişikliklerin yeterli olacağını, ancak önemli olanın dağa çıkış nedenlerini ortadan kaldırmak olduğunu” dile getirdi.

    Laçiner, askeri önlemleri de “kemoterapi” tedavisine benzeterek, “Bir topluma çeyrek asır boyunca kemoterapi uygularsanız sorunlar kangrenleşir, kronik hale gelir. Kemoterapiye güvenerek sorunu çözdüğümüzü düşünemeyiz. Başka önlemler alınması ve yeni kanser oluşturucu noktaların temizlenmesi lazım” dedi.

    “Ancak Türk ordusunun da operasyonlarla yeni nesil bir ordu haline gelmeye başladığını ve Türk ordusunda zihniyet devrimi yaşandığı” görüşünü dile getiren Laçiner, “ordunun teknolojik anlamda yeni çağın ordu anlayışına yaklaşmakta olduğunu” bildirdi.

    -“BAHARA KADAR SÜRER”-

    “Operasyonların ucu açık, aylarca ve ihtiyaç olduğu sürece yapılabileceğine” işaret eden Laçiner, “kış aylarında yapılmasının da terör örgütü için daha fazla dezavantaj olduğunu” söyledi.

    “Örgütün çok fazla manevra sahası bulamadığını, lojistik, ulaşım ve iletişimde ciddi problemler yaşadığını, ilk hava saldırılarında lider kadrosundan ölen ve yaralananlar olduğunu” kaydeden Laçiner, “İpi çekilen terör örgütünün çok ciddi dağılma sürecine girdiğini” ifade etti.

    Laçiner, “Önümüzdeki günlerde operasyonlar biraz daha kolay olacak. Örgüt daha çok hata yapmaya zorlanmış olacak” dedi.

    “Operasyonlarla örgütün baharda diri bir şekilde ortaya çıkmasının da engellenmeye çalışıldığını” belirten Laçiner, “Şehirlere dağıldılar. Baharda şehirlerden geri kamplara gelecekler, gelsinler. Türkiye’nin uçağı, bombası bitmiyor ki, Mart’ta, Nisan’da yine vurulur. Bütün mesele bu operasyonlar için uygun olan şartların oluşturulmuş olmasıdır. Bunu devam ettirmektir. Bunu da Türkiye bahara kadar devam ettirecek gibi görünüyor” diye konuştu.

    -“PKK İLE YOLLARINI AYIRMAK ZORUNDA”-

    “Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin lideri Mesud Barzani’nin de eninde sonunda PKK ile yollarını ayırmak zorunda olduğunu” söyleyen Laçiner, “Ülke içinde, seçmen kademesinde, ABD, Avrupa ve dünya bazında PKK şu anda büyük bir yük. Eğer Barzani PKK ile yolunu ayırmazsa Barzani ile ABD, Ankara ve daha birçok güç arasında görüş farklılıkları artar ve bu krize doğru yol alır. Bunu da hiç kimse PKK için göze almaz. Aynısını DTP için de söylememiz mümkün” dedi.

    “Nitekim, Türkiye-ABD ilişkilerinin 1 Mart tezkeresi öncesine dönmeye başladığı” görüşünü de dile getiren Laçiner, “Barzani’nin son çıkışını devam ettirmesi durumunda, Washington ile arasındaki makasın açılmaya başlayacağını” ifade etti.

    “Ayrıca, operasyonlar sürerken Irak Devlet Başkanı Celal Talabani’nin, hatta Barzani ya da Irak’tan başka bir yetkilinin Türkiye ziyaretinin çok büyük kazanım sağlayacağını” savunan Laçiner, “Irak’tan birinin ziyaretinin, Ankara’ya gelip eleştiride bulunsa bile Türkiye’nin operasyonlarını tasvip ediyor olması anlamına geleceğini” belirtti.

    Laçiner, “bu durumda kimsenin Türkiye’ye ‘diyalog yolunu dene’ gibi bir söz söyleme fırsatının kalmayacağını” dile getirdi.

    -“İLİŞKİLER TAMİRAT AŞAMASINDA”-

    “Artık Türk-Amerikan ilişkilerinde de tamiratın başladığını” belirten Laçiner, “bundan sonraki aşamanın, Orta Doğu’da gerçek anlamda stratejik ortaklık olması gerektiğini” ifade etti.

    Laçiner, “sınır ötesi operasyonlarda yapılan işbirliğinin, bu ortaklığın Soğuk Savaş sonrasındaki en somut hali olduğunu” bildirdi.

    “ABD’nin, yalnızca İngiltere ve İsrail’le benzer ilişki içinde olduğunu” anımsatan Laçiner, “Geçmişteki sınır ötesi operasyonlarda da ABD’nin Türkiye’ye verdiği istihbarat bilgileri vardı, ama bu kadar düzenli ve yoğun değildi. Bunu Barzani’ye rağmen yapıyor. Dolayısıyla bundan sonraki dönem Orta Doğu’daki Türk-Amerikan stratejik ortaklığının kök salması dönemi olabilir” diye konuştu.

    -“U-DÖNÜŞÜ TÜRKİYE’DE”-

    Laçiner, ABD’nin politikasında bir U-dönüşünün olduğuna ilişkin yorumların hatırlatılması üzerine, “asıl U- dönüşünün ABD’de değil, Türkiye’de olduğunu” savunarak, şu görüşleri dile getirdi:

    “Nisan ayındaki Türkiye ile Aralık ayındaki Türkiye arasında dağlar kadar fark var. Aynı insanlar, aynı başbakan, aynı generaller var, ama baktığınız zaman, sanki ilkbaharda birbirine düşman gibi yansıtılan insanlar, şu anda omuz omuza çalışıyorlar. Bu çok büyük bir U-dönüşüdür.

    Askeri kanat, ilkbaharda Amerikan askerleriyle çarpışıp çarpışmayacağını merak ediyordu, dünya medyası önünde açıkça konuşuyordu. Ama bugün geldiğimiz noktada ‘Amerikan istihbaratından yararlanacağız, ilişkiler sürecek, işbirliği devam edecek’ deniyor, bu da çok büyük bir U-dönüşüdür. Biz Türkiye olarak ‘ABD, PKK’yı destekliyor’ diyorduk, şu anda ‘ABD, PKK’yı bitirmeye çalışıyor’ diyoruz. Bu da bir U-dönüşüdür.”

    Laçiner, “operasyon öncesi yürütülen diplomatik faaliyetler ile uluslararası toplumdan çok fazla itiraz gelmesinin engellediğini” de belirterek, “Türkiye, belki de Cumhuriyet tarihindeki en iyi diplomatik operasyonlarından birini yapmış oldu” dedi.

  15. Yazan:Onur Tarih: Feb 20, 2009 | Reply

    asil samata kuzey irakin bagimsiz olmasiyla basliyacaktir yani su anlama geliyor malum ABD bölgesel kürt halkini kürdistan olarak sayiyor ve kisa bi dönem icinde barzaninin avrupa insan haklarina baski kurmasiyla avrupa bunu onayliyacak ve kürdistan kurulmus olacaktir gerisi corap sökügü gelir zaten kürt yönetimi kerkük deki petrol reservini eline gecirecektir kuzey irak zenginlesecek ve dahasinida istiyecektir ondan sonrasi DTPden degil kuzey irakin kürt yönetimini bir hedef olarak görülecektir son dönemde barzani PKKya karsi baski kuruyor cünki barzanide anladiki bu hedefi gerceklestirmek icin PKK cökertmek gerekiyor misal PKK terör örgütü kürt halkinin imajini zedeliyor anlatmak istediklerim su kürt halki uyandi silah degil diplomatik anlamda bu hedefin gerceklestirmesi daha uygun görülüyor

  16. Yazan:gülçin kaçar Tarih: Sep 4, 2009 | Reply

    BİZİM POLETİKACILARIMIZ
    Birbirlerini suçlamakla ne kazanıyorlar.
    Hepsi de reklam peşinde.
    Vazife peşinde değil.
    Bize şov yapan politikacılar değil,
    İş yapan, sorunlarımıza çözüm bulanlar lazım.
    Vazifelerini reklam olarak sunanlar değil.
    Onu yaptım
    Bunu yaptım
    E
    Tapi ki yapacaksın
    Bu işlere talip olduğun için oradasın
    Bize verdiğin sözleri tutacaksın
    Canımızı yakmayacaksın
    Türk milletinin haklarını korumak
    Senin ilk vazifendir

  17. Yazan:Ali Duman Tarih: Sep 4, 2009 | Reply

    sn. onur bey,

    demek ki asıl şamata kuzey ırakta bağımsız kürdistan kurulduğunda kopacak,

    demekki gerisi çorap söküğü gibi gelecek ve kürtler kerkük petrolünü ele geçirince şaha kalkacaklar,

    ve en nihayet kürtler zenginleşecekler.

    pekiiiiiiiiiii;

    sen kürtlerin zenginleşmesinden, kendilerine ait coğrafyada özgür olmalarından niye rahatsızlık duyuyorsun. sen faşist misin? bunlardan ancak bir faşist rahatsızlık duyar.

    talih hep kürtlere acımasız mı davranmalıydı, o coğrafya kan, gözyaşı, katliam ile mi anılmalıydı, o şekilde devam etmesinden çok mu mutlu olacaktın, kürtlerin acı çekmesinden senin ne çıkarın var, sen insanlık düşmanı mısın? senin kan, gözyaşı, cinayet, katliamlardan beslenen faşistlerden ne farkın var söyleyebilir misin?

    herkesin özgür devlet kurma hakkı oluyorda kürtlerin niye olmuyor, bunu yasaklayan ilahi bir emir mi, vahiy mi var?????

    yunanistanda, bulgaristan da türkleri savun, ama yüzyıllar boyu ezilen kürtlere sıra gelince yan çiz, bu mu sizin insanlığınız, ezilen bizden olunca savunalım, bizden değilse yerin dibine batsın.

    soğuk savaş biteli resmi ideolojinin kin, düşmanlık ve nefret üzerine kurduğu siyaset artık hükmünü kaybetmiştir.

    bundan böyle dünya gelişimi savaş ile değil barış ile sağlanacaktır, çünkü barış savaştan daha kazançlı hale gelmiştir.

    soğuk savaşın bittiğini kafanıza iyi yerleştirin. kan, gözyaşı, savaş ve katliamlar üzerine kurulu dünya düzeni artık yerini barış ve kardeşlik ile gelişmeye bırakıyor. bunu anlayamayanlar dün olduğu gibi bugünde yanılacaklardır.

    aynı davanın yolcusu olduğunuz doğu perinçek, sscb zamanında NATOyu ve ABD’yi savunuyordu, bugün tam tersini savunuyor. yine aynı zat TİİKP davasında yargılanırken türk ordusunu kıbrısta İŞGALCİ olduğunu iddia ediyor, Ermeni tehciri konusunda ise türkleri katliamcı olarak deklere ediyordu, bugün ise bunların tam tersini savunuyor. niye, çünkü milliyetçiliğin hatta faşizmin ortak yanı siyasetlerini yalan üzerine kurmalarıdır. halka söyleyecek sözü, çözümü olmayanlar yalan üzerinden siyaset geliştirirler, zor değildir, düne bakmasını bilenler bunu görebilirler.

    bize dün bir tane doğu perinçek fazla geliyordu, bugün ise 12 eylül faşisminin bir sonucu olarak milyonlarca doğu perinçek ile mücadele etmek durumundayız. ancak elbette faşizm, döktüğü kanda olmasa bile yarattığı çözümsüzlükte, barışa olan düşmanlğında ve karanlığın dehlizlerinde boğulacaktır.

    her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkı vardır. buna saygı duymasını bilmeyenler daha çok hayal kırıklığı yaşayacaklar ve faşizm ile yaftalanacaklardır. bizimle birlikte yaşayan kürt kardeşlerimiz mutlu, huzurlu ve en önemlisi özgür olamazlarsa elbetteki başkaca özlemleri olacaktır, iyilikleri engellemeye çalışmak, haset ve düşmanlık içinde olmaktansa, ülkemizdeki tüm insanların mutluluğunu, huzurunu, zenginliğini ve özgürlüğünü nasıl sağlayabilirize kafa yormak bizi ileriye taşımaya yetecek yegane yoldur.

  18. Yazan:Tayfun_Korkut Tarih: May 23, 2010 | Reply

    Sayin MY,

    Sizi daha once okudugum yazilarinizdan dolayi cok yanlis anlamistim. Hakkinizi helal edin.

    Muhtesem bir yazi, ellerinize saglik.

  19. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: May 23, 2010 | Reply

    Eyv. Tayfun Bey, hakkim helal olsun, biz de atesli tartismalarda istemeden kalp kiriyoruz bazen, siz de hakkinizi helal edin.

    çok güzel bir memleketimiz var, daha da güzel olacak ins.

  20. Yazan:bir site müdavimi Tarih: May 23, 2010 | Reply

    Atladığım bir yazı olmuş,yeni yorumlara göz gezdirince farketmiş oldum.

    Sanırım Mehmet beyin katılmadığım ender yazılardan biri olacak.

    Katılmadığım nokta DTP’ye eleştiri getirilmesi değil.Bana göre DTP(şimdiki adıyla BDP)çok daha fazla eleştiriyi hakediyor.

    Ancak yöneltilen eleştirilerin oldukça yanlış yerden yapıldığını düşünüyorum.

    Bunlardan gözlemlediğim bir kaç tanesine deyinmek istiyorum.

    1-Evet yazıda da irdelendiği gibi BDP’nin bir vizyonu yok.En başta da PKK’ya olan organik bağı ve kendi içerisinde bu yönde bir özeleştiri yoksunluğu çektiği kuşku götürmez.Ayrıca eğitim,sağlık,istihdam vb bölge halkının refah ve kalkınmışlığını gözeten bir projesi de bulunmuyor.Hatta daha ileri giderek,bu partinin böyle bir derdi de yok bana göre.Zira çözüm bir yana,kürt halkının yaşamış olduğu pek çok sıkıntının sorumlusudur da.Kısacası kürt halkının “kurtarıcı”rolünü üstlenen siyasi yapı/hareket görüntüsü altında aslında savunmuş olduğu kitleye zarar veren ve daha büyük felaketlere sürüklenmesine neden oluyor.Burasına bir itirazım yok.

    Ancak bu statik yapının arkaplanı bence Mehmet beyin anlattığından çok daha farklı.Zira her ne kadar siyasi bir otorite hedeflemiş olmakla birlikte BDP sanıldığı gibi bağımsız bir Kürdistan devleti peşinde değil.Bilakis siyasi güç ve hesapların mevcut statükoya endenslenerek sürdürülmesi sözkonusudur.Karmaşık bir tez gibi görünebilir ama gerçek budur.Tek fark bu talebin şekilde farklılık arzediyor olması.Yani hedef ve stratejilerin etnik siyasete endeksli oluşu.Tıpkı Baykal önderliğindeki Chp’nin laiklik söylemine,Mhp ve aynı paralel çizgide olan yapıların milliyetçilikten beslenerek siyaset yapması gibidir.Tabii bu araçsallaştırma yönteminin sadece bu partilerle sınırlı olmadığını ve Akp’nin de bundan azade olmadığının da altını çizmekte fayda var.

    Bu bağlamda BDP bana göre sorunun çözümünden yana değil,bilakis varlığını sorunun devamlılığına bağlamıştır.Ancak bu “varlık”ayrı bir devlette değil mevcut statüko içerisinde korunmaya çalışılıyor.Zira sorunun çözülmesiyle beraber bu “hamilik”de son bulacaktır ve bu hiç de Bdp’nin arzu ettiği bir şey değil.Dolayısıyla bdp’nin evet hesapları var,ancak bu nokta irdelenirken madalyonun gerçek yüzü sandığımızdan farklı olabilir.Ve bu da bizi yanıltabilir.Birinci itirazım bu.
    2-Bdp’nin bu tutumuna dikkat çekerken yanılgıya düştüğümüz önemli bir ayrıntı daha var.Nedir bu?
    Evet kötü bir politika izliyor.Yukarıda dilim döndüğünce açmaya çalıştım.Ancak burada sebep sonuç ilişkileri göz ardı edilmemeli.Tamam pkk’yla yola devam etmeleri kabul etmek gerekirse işlerine yarıyor.Öyle ya da böyle bir kitlesel tepki sonucu kendilerini taşıyabiliyorlar.Yani kısacası bu tepkiyi kullandıkları bir gerçek.Ancak diğer yandan pkk’nın kürt halkını sindirmesi kadar bu yapı üzerinde de dayatmacı bir güce sahipler.Bakın olaya farklı açılardan bakan farklı bir siyaset ve örgütlenme dahi “sakıncalı”bulunuyor.Misal-pkk olsun,bdp olsun-varolan bu hakim ideolojinin dışında alternatif muhalefet yapabileceklerin oranı oldukça düşük. Zira Kürt halkının kendi iradesiyle talep belirleyebileceği bir demokratik ortam henüz kurulmuş değil.Nedeni?Demoktatik tartışma kültürünü geçtim-çoğulculuk ateşten gömlektir,hele kürt halkının yaşadığı bölgelerde-insan yaşamına mal olacak bir tehdit orta yerde durmaktadır.Dolayısıyla bdp içinde iyi niyetli insanların da bu anlamda yapabileceği pek fazla bir şey yok.Çünkü bu sinsi korku bir şekilde her yanı kuşatmış.

    Bu nedenle varolan bu korku kültürünün nasıl bir toplumsal psikolojiye yol açtığının da irdelenmesi gerkirdi diye düşünüyorum.

    Şimdilik hatırladıklarım bunlar.Aslında üzerinde tartışılacak daha pek çok nokta var bu konuda.

    Ayrıca üç sene önce kaleme alınmış bir yazı.Dolayısıyla üç sene önce yazılmış bir yazıyı bugünün gündemiyle kıyaslamamak gerekiyor.Konjonktür doğal olarak değişebiliyor.Mehmet beyin konu hakkındaki diğer makalelerinde çok daha birikimli ve soruna çok daha geniş persfektiften yaklaştığını da hakkını teslim ederek belirtmeliyim.Sonuçta fikirlerimizi bir yerde süreç belirler.Bilemiyorum bir on yıl öncesinde Mehmet bey de bizler de çok daha farklı açılardan bakmış olabiliriz.Bu da önenli bir husus bence.Zira değişim kaçınılmazdır;bazen fikirlerimizle katkı koyarak sürece müdahale eder dönüşmesini sağlarız,bazen de işleyen süreç fikirlerimize farklı boyutlar katabilir.

    Kısmi eleştirilerime rağmen bu yazının arzu ettiğimiz huzur ve barış ortamına içtenlikle katkı sunma amacıyla yapıldığından da en ufak bir kuşku ve dereddütüm bulunmuyor.
    Saygılarımla.

  1. 4 Trackback(s)

  2. Jul 16, 2008: Şu kaplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce
  3. Jul 17, 2008: Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce
  4. Jul 23, 2008: Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? | SiyarGrup™
  5. Sep 9, 2015: Şu kamplaşmadan kurtulalım mı?

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin